Ana içeriğe atla

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var
Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var

Taşlıcalı Yahya


Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret
Kıyâmet güni gibi pür-harâret

Mesîhî


Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş
Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş

Üsküblü İshak Çelebi


Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi
Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın
Karamanlı Nizâmî


Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm
Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın

Hayretî


Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri
Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek

Taşlıcalı Yahya


Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey
Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât

Hayâlî


Meger bir subh kim ‘âlem gelini
Boyar yüz reng ü âl ile elini

Bürür gerçi başına al tuvagı
Kılur nûrânî anı yüzi agı

Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht
Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht

Şeyhî


Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi
Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi

Üsküplü İshak Çelebi


Serâser âlemi yakdın nola lâlîn kabâlarla
Şafakdan arz-ı ruhsâr eylemiş mihr-i cihânsın sen

Ulvî


Şem’-i rûyun âftâb-ı âlem-ârâdur senün
Nûr-ı Hak hurşîd-i ruhsârunda peydâdur senün

Fuzûlî


Bakamaz kimse güneş yüzine gözler kamaşur
Görenün aklı gide özge temâşâdur bu

Çâkerî


Gün yüzin hem gösterür hem dir göze nem gelmesün
Çeşme-i çeşme nice eşk-i dem-â-dem gelmesün

Bâkî


Ol âfitâb-tal’ata kim derse mâh-rû
Olsun cihânda meh gibi dâ’im siyâh-rû

Bâkî


Eşk-i çeşmüm mahv olur gördükçe yârun sûretin
Tagıdur hurşîd çünkim encümün cem’iyyetin

Mesîhî


Yüzüni görmese n’ola çeşmüm giryân olıcak
Âfitâbı göremez kimsene bârân olıcak

Karamanlı Nizâmî


Ol kamer-tal’at yüzinden açdı çün müşgîn nikâb
Sanasın kim ebr içinden zâhir oldı âfitâb

Revânî


Zülfi kim gül yüzine sünbül-i ter kıldı nikâb
Âfitâbun sanasın kim yüzüni tutdı sehâb

Münîrî


Gün şemsesinün dâiresün eyledi tahrîr
Nakkâş mıdur zülfi k’anun kıl kalemi var

Revânî


Bir güneş yüzlü firâkında felek hasret ile
Var ise hançere düşdi nitekim ‘âşık-ı zâr

Bâkî


Yârab ne şem imiş bu mehün yüzi kim anun
Yüzi katında şems-i duhânun ziyâsı yok

Nesîmî


Vuslat güninde secdeye vardum yüzün görüp
Bayrâm namâzı çün kılınur togsa âfitâb

Amrî


Ol gün togar mı başa ki subh-ı visâl irüp
Hüsnün ziyâsı zulmet-i hicrânı dûr ide

Bâkî


Gün doğar meclis-i uşşâka şeb-i hayretde
Her ne saat ki o hurşîd-i sabâhat uyanır

Şeyh Gâlib


Yerde kalmaz gözümüz yaşı bizim şebnem-vâr
Şevk-i dîdârın ile vâsıl-ı hurşîd ederiz

Bosnalı Sabit


Gün tutılur diyü kizb eyler müneccim bilemez
Kim yüzün gördi hayâdan perde tutdı âfitâb

Sabâyî


Nûr uğurlarken ruhundan tutdı let urdı küsûf
Kararup a’zâsı çekdi çok belâyı âfitâb

Zâtî


Demem ol şûh-ı cefâ-pîşe bana yâr olsun
Mihr iken zîver-i âgûş-ı şeb-i târ olsun
Bed-duâm öyle ki bir mâha giriftâr olsun

Şeyh Gâlib


Duâm oldur günü magribde dogsun çarh-ı fettânın
Ki uşşâka yüzün göstermedi ol mihr-i rahşânın
Erip bayrama Gâlib sonra tutdum savm-ı hicrânın

Şeyh Gâlib


Bu ‘anber saç ruh-ı zîbâya düşmiş
Bulıtdan sanki güne sâye düşmiş

Ahmedî


Gûşe-i zülfün durur her gice mâhun menzili
Her seher gül ruhlarundur cilve-gâh-ı âfitâb

Kemalpaşazâde


Tâb-ı ruhundan eyledi dil zülfüni mekân
Gün germ olunca kendüye edindi gölgelik

Hayâlî


Cân mîvesine lezzeti şevk-i ruhun verür
Hurşîd pertevinden olur çün semer lezîz

Hamdullah Hamdi


Hayâl-i ârızun cevlân eder bu çeşm-i pür-nemde
Nicük kim mevclenmiş suda aks-i âftâb oynar

Fuzûlî


Tutdı ebrûna yüzin mihr-i izârunla gönül
Kıbleye karşu kılur sanki salât-i işrâk

Bâkî


Çeşm-i mihre tûtîyâ eyler felek her rîzesin
Ârzû-yı sâye-i kaddünle ol kim hâk olur

Neşâtî


Ey Hayâlî ola mı şa’şa’a engüştü misâl
Tutalum benzedi horşîd eli âyesine

Hayâlî


Ola adûlarunun sâye gibi yüzi siyâh
Sen oldugunca cihânda güneş gibi meşhûr

Hayâlî


Pâyına yüz süren o şehün kâm-yâb olur
Bir zerre ise mihri ile âftâb olur

ŞeyhülislamYahya


Subh-veş rûşen olup dil gün toğardı başuma
Ben yaturken hücreme gelsen seher ey âfitâb

Zâtî


Hâne-i ağyârdan çıkdı çün ol meh bî-nikâb
Öyle sandum toğdı mağrib menzilinden âfitâb

Emrî


Çün tâze oldı gül şeref-i âfitâb-ıla
Teşrîf eyle bâğa ki vakt-i şerîfdür

Ahmedî


Magrûr olma pâdişehüm hüsn-i sûrete
Bir âfitâbdur ki serî’u’z-zevâldur.

Bâkî


Güneşte varsa cazibe senin yüzünde yok mudur
Cemâline gönül gibi cihânın incizâbı var

Lâedri


Yaşumı görüp terahhum idesin dirdüm velî
Agladugum bu ki gün görinse ahter gizlenür

Necâtî Beg


İy yüzi güneş senden ırah her gice tâ subh
Çarh âyinesin jenge boyar Ahmedî ahı

Ahmedî


Ol tıfl-ı mâh-rû kim âyet-i nûr oldı gitdükçe
Şu’â-hüsn ile gün gibi meşhûr oldı gitdükçe

Tecellî


Hüsni artarsa ‘aceb mi ser-firâz oldukça yâr
Kim ziyâsın artırur yükseldügince âfitâb

Derûnî İznikî


Karşusında yakamı çâk iderem subh gibi
Her seher geyse o meh gün gibi altun üsküf

Sabâyî 


Cemâlün pertevinden nûr-bahş ol mâh u hurşîde
Güneş âyine-i hüsnün felek âyine-dâr olsun

Bâkî


Cânâ senün gibi güzelin hüsni ayına
Lâyık budur ki ay u güneş ola âyine

Prizrenli Şem’i


Meh ruhundan gayra tâ kim eylesem meyl-i nigâh
Gözedür zer tîg ile mihr-i cihân-ârâ beni

Ahmet Paşa


Ol gınâ şâhı ki doydu bende olan ac ana
Subh taht-ı acdır hurşîd zerrîn tâc ana

Hayâlî


Taht-ı pîrûzî felek olursa mihr altunlu tâc
Var-iken hâk-i derün itmez bu gönlüm ihtiyâc

Prizrenli Şem’i


Sarınsa şemsî dülbendin güneş gibi güzel Ahmed
Gören dir âfitâb inmiş gümüş serv-i hırâmâna

Prizrenli Şem’i


Âlemi ucdan uca avcuna alsan yiridür
Subh-ı devletdür elün mihr-i münevver hâtem

Necâtî Beg


Düşdi sandum âb-ı cârî üzre ‘aks-i âfitâb
Bakıcak kolundağı altunlu bâzû-bendüne

Taşlıcalı Yahya


Doğdu hurşîdi yine subh-ı bahâr-ı hüsnün
Düğme-i zer degil ol gerden-i kâfur üzre

Nedim


Yumaga la’lün-içün çeşme-i hayvândan elüm
Yaraşur ay u güneş olsa gümüşden legenüm

Prizrenli Şem’i


Şafak mey mihr ü meh sağar habâbıdır anun encüm
Elimde mest-i aşkem iki ‘âlem bir ayagımdır

Hayâlî


Yahyâ su koymağ içün ayagına ol mehün
Gûyâ ki tâs idindi felek mihr-i enverî

Yahya Bey


Şûle-i mihri felek eyledi zerrîn-cârûb
Sen güzeller şehinün yollarını pâk eyler

Prizrenli Şem’i


Girde-bâlin itmege hurşîdi ar itsem revâ
Gördüm olmış hâbda vakf-ı serüm zânû-yı dost

Fehim-i Kadim


Bu ne şehdür kim yatur hüsnün harîminde idüp
Mihri bâlin mâhı pister kâkül-i müşkîn-i dost

Revânî


Döner hurşîd-i âlem tâbına gerdûn-ı gerdânun
Binüp dolaba her bir mâh-ı tâbânı Sitanbulun

Şeyhülislam Yahya


Aluben mihr eşrefîsin ağzına pîr-i felek
Ey kamer-ruh müşterîdir vaslına zer gösterir

Hayâlî


Ey serâ-perden için tâk-mu’allâ atlas
Hil’at-i benden için mihr ü meh altınlı benek

Necâtî Beg


Bezmün kebâbı olmag içün idünür gıda
Her subh encüm erzenini mâkiyân-ı mihr

Mesîhî


Ey yüzü gül gönlegi gül-gûn u donı kırmızı
Âteşîn kisvet geyüp odlara yandurdun bizi
Ay u gündür hüsn bahsinde cemâlün ‘âcizi
Âdem oglından senün tek dogmaz ey kâfir kızı
Guyyâ atan meh-i tâbândur anan âf-tâb

Fuzûlî


Atan anan senin var ise mihr ü mâhtır cânâ
Ki bir bakışta mihre bir bakışta mâha benzersin

Nedim


Ger kamer mâder olsa şems peder
Togmaya bir senün gibi ahter

Nev’i


Yılduzu düşkün garib ü ‘âşık-ı bî-çâreyin
Gün gibi deryâ-yı ‘ışkında gezer âvâreyin

Taşlıcalı Yahya


Şeh-i hâverle sultân-ı nücûm ey hüsrev-i hûbân
İki pür şevk ‘âşıkdur kapunda subhgâh ahşam

Hayâlî


Ol nûr-ı İlâhî ki tufûliyyet içinde
Mihr imiş ana dâye meh imiş ana lâlâ

Karamanlı Nizâmî


Meclis-i aşkunda çengî Zühre, deffâf âfitâb
N’eylesün raks itmesün mi zerre-i nâçizler

Bâkî


Afitâb u Zöhreye hüsnün meta’ın etme arz
Ana âlem müşteri lâzım degül dellâleler

Hayâlî


Şamdan gelmiş yalın yüzlü ışk mahbûbudur
Tâs alıp kûyun gedâlar gibi seyr eyler güneş

Hayâlî


Gice gündüz âsitânunda gelür hidmet eder
Mâh u hûrşid iki kullarun dururlar sarışın

Necâtî Beg


Boynı baglu kul itdi hurşîdi
Ki şuâı durur resen derler

Çâkerî


Altun üsküflü kulun olsa n’ola mihr-i felek
Pâdişâh-ı âlem-ârâsın bugün ey âfitâb

Hilâlî


Şafakda mâh-ı nev hınnâlu bir parmagına degmez
Güneş zer tas ile su koymaga ayaguna degmez

Emrî


Meşşâtavâr âyinesine cilâ virüp
Aldı eline şâne-i zerrîn âfitâb

Revânî 


Eline âyine almış güneş gelür her subh
Kapu kapu gezen âyinedâra benzetdüm

Çâkeri


Sâkiyâ peymâne sun kim şevkıne şeh bezminin
Zöhre her gün çeng ile hurşîd-i tâbân oynatur

Ahmet Paşa 


İy şeh-i meh-ru gelüp bezmüne yer yer yanmaga
Bir saru saçlu melek yüzlü güzeldür âfitâb

Tarîkî


Bu bezm-gâh-ı felekde hezâr işve ile
Elüne ger suna hurşîd kâse-i zerrîn

Üsküblü İshak Çelebi


Gündüz birisi hizmetin eyler gice biri
Mihr ile mâh meşhedine oldı türbedâr

Nevî


Ol şeh-i hûbâna öykinmek diler her gün güneş
Geh geyer altunlu külah geh geyer altunlu şîb

Revânî


Ay u gün nice diyem benzer yüzünle alnuna
K’anlarun her birine irer husûf ile zevâl

Çâkerî


Sen yüzünden âlemi rûşen kılup saldun nikâb
Yazıya salsun bugünden böyle nûrın âf-tâb

 Fuzûlî


Şa’şa’a sanma hicâb idüp ruh-ı dildârdan
Rûyına barmakların tutar Emînî âfitâb

Eminzâde Emînî


Şöyle âlem-tâb olur ruhsâr-ı cânân her gece
Kim hayâdan gizlenür hurşîd-i rahşân her gece

Ahmet Paşa


Davi-i hüsn eyleyip meydanına geldikçe mihr
Hüsn-i âlem-gîrin ey meh-rû düşürdü anı pest

Hayâlî


Gördi dünyâya sıgışmaz hüsn ile ol mehlikâ
Kodı iy Yahyâ el arkasını yere âfitâb

Yahya Bey


Germ olup benzetdügi’çün kendüyi ruhsârına
Âfitâba jâlelerden oldı seng-endâz gül

 Hayâlî


Hüsni bâzârın tolanur her seher ahşama dek
Benzer ol meh-rûya kızgın müşterîdür âiftâb

Süvârî


Çün cihân ol meh-likâya müşterîdir ey güneş
Satamazsın hüsnünü germ olma kim bâzâr yok

Ahmet Paşa


Kaynak: Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 2, İstanbul 2009, 117-162. 
Dr. Ümran Ay

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

HIRAETH: VAR OLMUŞ VE ARTIK OLMAYACAK BİR ŞEYE DUYULAN ÖZLEM

Hiraeth, tek bir kelimeye sığmayan bir özlemdir. Galler dilinden gelir; ama haritası yoktur. Bir yere, bir zamana ya da bir kişiye duyulan sıradan hasret değildir bu. Hiraeth, artık var olmayan—belki de hiç var olmamış—bir eve duyulan iç sızısıdır. İnsan bazen çocukluğuna, bazen yarım kalmış bir ihtimale, bazen de sadece “orada bir yer olmalıydı” duygusuna özlem duyar. İşte o boşluğun adıdır hiraeth. Bu kelime, geri dönmenin imkânsızlığını de içinde taşır. Özlenen şeyin kapısı kilitli değildir; kapının kendisi yoktur. O yüzden hiraeth acıtır ama bağırmaz, sessizce içte kalır. Bir şarkının son notasından sonra havada asılı kalan titreşim gibidir: Ses bitmiştir ama yankı hâlâ kalptedir. Hiraeth, aidiyetin gecikmiş hâlidir. İnsan kendini dünyada biraz misafir hissettiğinde ortaya çıkar. “Ben aslında nereye aittim?” sorusunun cevapsızlığında büyür. Belki bu yüzden en çok şairlerin, göç edenlerin, kayıp yaşayanların ve içi sözcüklere sığmayanların diline yakışır. Kısacası hiraeth, hatırl...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi