Ana içeriğe atla

Divan Şiirinde Güneş

Kıyâmet günine benzer o meh-rûda mehâbet var
Temâşâ-yı cemâline ne tâkât var ne kudret var

Taşlıcalı Yahya


Ol kâmet üzre ol hurşîd sûret
Kıyâmet güni gibi pür-harâret

Mesîhî


Ol büt-i sîmîni gördüm sînesi billûr imiş
Gün gibi başdan ayaga bir musavver nûr imiş

Üsküblü İshak Çelebi


Subh-dem yaturken ol meh üstüme geldi didi
Üstüne gelmiş güneş sen dahı uyanmaz mısın
Karamanlı Nizâmî


Göz göre sensüz şeb-i târ oldı rûz-ı rûşenüm
Kandasın ey âfitâb-ı âlem-ârâ kandasın

Hayretî


Açılur senden yana her gün gözüm nergisleri
Âfitâbum hânenün câmı güne karşu gerek

Taşlıcalı Yahya


Ârâm idemez dil göricek sâgarı pür-mey
Hurşîdi göricek nola raks eylese zerrât

Hayâlî


Meger bir subh kim ‘âlem gelini
Boyar yüz reng ü âl ile elini

Bürür gerçi başına al tuvagı
Kılur nûrânî anı yüzi agı

Arûs-i çarh pîrûze eyleyüp baht
Urınur tâc-ı zer pîrûze-gûn taht

Şeyhî


Zînet itmiş kendüyi ol bî-vefâ dünyâ gibi
Âsumânîler geyer mihr-i cihân-ârâ gibi

Üsküplü İshak Çelebi


Serâser âlemi yakdın nola lâlîn kabâlarla
Şafakdan arz-ı ruhsâr eylemiş mihr-i cihânsın sen

Ulvî


Şem’-i rûyun âftâb-ı âlem-ârâdur senün
Nûr-ı Hak hurşîd-i ruhsârunda peydâdur senün

Fuzûlî


Bakamaz kimse güneş yüzine gözler kamaşur
Görenün aklı gide özge temâşâdur bu

Çâkerî


Gün yüzin hem gösterür hem dir göze nem gelmesün
Çeşme-i çeşme nice eşk-i dem-â-dem gelmesün

Bâkî


Ol âfitâb-tal’ata kim derse mâh-rû
Olsun cihânda meh gibi dâ’im siyâh-rû

Bâkî


Eşk-i çeşmüm mahv olur gördükçe yârun sûretin
Tagıdur hurşîd çünkim encümün cem’iyyetin

Mesîhî


Yüzüni görmese n’ola çeşmüm giryân olıcak
Âfitâbı göremez kimsene bârân olıcak

Karamanlı Nizâmî


Ol kamer-tal’at yüzinden açdı çün müşgîn nikâb
Sanasın kim ebr içinden zâhir oldı âfitâb

Revânî


Zülfi kim gül yüzine sünbül-i ter kıldı nikâb
Âfitâbun sanasın kim yüzüni tutdı sehâb

Münîrî


Gün şemsesinün dâiresün eyledi tahrîr
Nakkâş mıdur zülfi k’anun kıl kalemi var

Revânî


Bir güneş yüzlü firâkında felek hasret ile
Var ise hançere düşdi nitekim ‘âşık-ı zâr

Bâkî


Yârab ne şem imiş bu mehün yüzi kim anun
Yüzi katında şems-i duhânun ziyâsı yok

Nesîmî


Vuslat güninde secdeye vardum yüzün görüp
Bayrâm namâzı çün kılınur togsa âfitâb

Amrî


Ol gün togar mı başa ki subh-ı visâl irüp
Hüsnün ziyâsı zulmet-i hicrânı dûr ide

Bâkî


Gün doğar meclis-i uşşâka şeb-i hayretde
Her ne saat ki o hurşîd-i sabâhat uyanır

Şeyh Gâlib


Yerde kalmaz gözümüz yaşı bizim şebnem-vâr
Şevk-i dîdârın ile vâsıl-ı hurşîd ederiz

Bosnalı Sabit


Gün tutılur diyü kizb eyler müneccim bilemez
Kim yüzün gördi hayâdan perde tutdı âfitâb

Sabâyî


Nûr uğurlarken ruhundan tutdı let urdı küsûf
Kararup a’zâsı çekdi çok belâyı âfitâb

Zâtî


Demem ol şûh-ı cefâ-pîşe bana yâr olsun
Mihr iken zîver-i âgûş-ı şeb-i târ olsun
Bed-duâm öyle ki bir mâha giriftâr olsun

Şeyh Gâlib


Duâm oldur günü magribde dogsun çarh-ı fettânın
Ki uşşâka yüzün göstermedi ol mihr-i rahşânın
Erip bayrama Gâlib sonra tutdum savm-ı hicrânın

Şeyh Gâlib


Bu ‘anber saç ruh-ı zîbâya düşmiş
Bulıtdan sanki güne sâye düşmiş

Ahmedî


Gûşe-i zülfün durur her gice mâhun menzili
Her seher gül ruhlarundur cilve-gâh-ı âfitâb

Kemalpaşazâde


Tâb-ı ruhundan eyledi dil zülfüni mekân
Gün germ olunca kendüye edindi gölgelik

Hayâlî


Cân mîvesine lezzeti şevk-i ruhun verür
Hurşîd pertevinden olur çün semer lezîz

Hamdullah Hamdi


Hayâl-i ârızun cevlân eder bu çeşm-i pür-nemde
Nicük kim mevclenmiş suda aks-i âftâb oynar

Fuzûlî


Tutdı ebrûna yüzin mihr-i izârunla gönül
Kıbleye karşu kılur sanki salât-i işrâk

Bâkî


Çeşm-i mihre tûtîyâ eyler felek her rîzesin
Ârzû-yı sâye-i kaddünle ol kim hâk olur

Neşâtî


Ey Hayâlî ola mı şa’şa’a engüştü misâl
Tutalum benzedi horşîd eli âyesine

Hayâlî


Ola adûlarunun sâye gibi yüzi siyâh
Sen oldugunca cihânda güneş gibi meşhûr

Hayâlî


Pâyına yüz süren o şehün kâm-yâb olur
Bir zerre ise mihri ile âftâb olur

ŞeyhülislamYahya


Subh-veş rûşen olup dil gün toğardı başuma
Ben yaturken hücreme gelsen seher ey âfitâb

Zâtî


Hâne-i ağyârdan çıkdı çün ol meh bî-nikâb
Öyle sandum toğdı mağrib menzilinden âfitâb

Emrî


Çün tâze oldı gül şeref-i âfitâb-ıla
Teşrîf eyle bâğa ki vakt-i şerîfdür

Ahmedî


Magrûr olma pâdişehüm hüsn-i sûrete
Bir âfitâbdur ki serî’u’z-zevâldur.

Bâkî


Güneşte varsa cazibe senin yüzünde yok mudur
Cemâline gönül gibi cihânın incizâbı var

Lâedri


Yaşumı görüp terahhum idesin dirdüm velî
Agladugum bu ki gün görinse ahter gizlenür

Necâtî Beg


İy yüzi güneş senden ırah her gice tâ subh
Çarh âyinesin jenge boyar Ahmedî ahı

Ahmedî


Ol tıfl-ı mâh-rû kim âyet-i nûr oldı gitdükçe
Şu’â-hüsn ile gün gibi meşhûr oldı gitdükçe

Tecellî


Hüsni artarsa ‘aceb mi ser-firâz oldukça yâr
Kim ziyâsın artırur yükseldügince âfitâb

Derûnî İznikî


Karşusında yakamı çâk iderem subh gibi
Her seher geyse o meh gün gibi altun üsküf

Sabâyî 


Cemâlün pertevinden nûr-bahş ol mâh u hurşîde
Güneş âyine-i hüsnün felek âyine-dâr olsun

Bâkî


Cânâ senün gibi güzelin hüsni ayına
Lâyık budur ki ay u güneş ola âyine

Prizrenli Şem’i


Meh ruhundan gayra tâ kim eylesem meyl-i nigâh
Gözedür zer tîg ile mihr-i cihân-ârâ beni

Ahmet Paşa


Ol gınâ şâhı ki doydu bende olan ac ana
Subh taht-ı acdır hurşîd zerrîn tâc ana

Hayâlî


Taht-ı pîrûzî felek olursa mihr altunlu tâc
Var-iken hâk-i derün itmez bu gönlüm ihtiyâc

Prizrenli Şem’i


Sarınsa şemsî dülbendin güneş gibi güzel Ahmed
Gören dir âfitâb inmiş gümüş serv-i hırâmâna

Prizrenli Şem’i


Âlemi ucdan uca avcuna alsan yiridür
Subh-ı devletdür elün mihr-i münevver hâtem

Necâtî Beg


Düşdi sandum âb-ı cârî üzre ‘aks-i âfitâb
Bakıcak kolundağı altunlu bâzû-bendüne

Taşlıcalı Yahya


Doğdu hurşîdi yine subh-ı bahâr-ı hüsnün
Düğme-i zer degil ol gerden-i kâfur üzre

Nedim


Yumaga la’lün-içün çeşme-i hayvândan elüm
Yaraşur ay u güneş olsa gümüşden legenüm

Prizrenli Şem’i


Şafak mey mihr ü meh sağar habâbıdır anun encüm
Elimde mest-i aşkem iki ‘âlem bir ayagımdır

Hayâlî


Yahyâ su koymağ içün ayagına ol mehün
Gûyâ ki tâs idindi felek mihr-i enverî

Yahya Bey


Şûle-i mihri felek eyledi zerrîn-cârûb
Sen güzeller şehinün yollarını pâk eyler

Prizrenli Şem’i


Girde-bâlin itmege hurşîdi ar itsem revâ
Gördüm olmış hâbda vakf-ı serüm zânû-yı dost

Fehim-i Kadim


Bu ne şehdür kim yatur hüsnün harîminde idüp
Mihri bâlin mâhı pister kâkül-i müşkîn-i dost

Revânî


Döner hurşîd-i âlem tâbına gerdûn-ı gerdânun
Binüp dolaba her bir mâh-ı tâbânı Sitanbulun

Şeyhülislam Yahya


Aluben mihr eşrefîsin ağzına pîr-i felek
Ey kamer-ruh müşterîdir vaslına zer gösterir

Hayâlî


Ey serâ-perden için tâk-mu’allâ atlas
Hil’at-i benden için mihr ü meh altınlı benek

Necâtî Beg


Bezmün kebâbı olmag içün idünür gıda
Her subh encüm erzenini mâkiyân-ı mihr

Mesîhî


Ey yüzü gül gönlegi gül-gûn u donı kırmızı
Âteşîn kisvet geyüp odlara yandurdun bizi
Ay u gündür hüsn bahsinde cemâlün ‘âcizi
Âdem oglından senün tek dogmaz ey kâfir kızı
Guyyâ atan meh-i tâbândur anan âf-tâb

Fuzûlî


Atan anan senin var ise mihr ü mâhtır cânâ
Ki bir bakışta mihre bir bakışta mâha benzersin

Nedim


Ger kamer mâder olsa şems peder
Togmaya bir senün gibi ahter

Nev’i


Yılduzu düşkün garib ü ‘âşık-ı bî-çâreyin
Gün gibi deryâ-yı ‘ışkında gezer âvâreyin

Taşlıcalı Yahya


Şeh-i hâverle sultân-ı nücûm ey hüsrev-i hûbân
İki pür şevk ‘âşıkdur kapunda subhgâh ahşam

Hayâlî


Ol nûr-ı İlâhî ki tufûliyyet içinde
Mihr imiş ana dâye meh imiş ana lâlâ

Karamanlı Nizâmî


Meclis-i aşkunda çengî Zühre, deffâf âfitâb
N’eylesün raks itmesün mi zerre-i nâçizler

Bâkî


Afitâb u Zöhreye hüsnün meta’ın etme arz
Ana âlem müşteri lâzım degül dellâleler

Hayâlî


Şamdan gelmiş yalın yüzlü ışk mahbûbudur
Tâs alıp kûyun gedâlar gibi seyr eyler güneş

Hayâlî


Gice gündüz âsitânunda gelür hidmet eder
Mâh u hûrşid iki kullarun dururlar sarışın

Necâtî Beg


Boynı baglu kul itdi hurşîdi
Ki şuâı durur resen derler

Çâkerî


Altun üsküflü kulun olsa n’ola mihr-i felek
Pâdişâh-ı âlem-ârâsın bugün ey âfitâb

Hilâlî


Şafakda mâh-ı nev hınnâlu bir parmagına degmez
Güneş zer tas ile su koymaga ayaguna degmez

Emrî


Meşşâtavâr âyinesine cilâ virüp
Aldı eline şâne-i zerrîn âfitâb

Revânî 


Eline âyine almış güneş gelür her subh
Kapu kapu gezen âyinedâra benzetdüm

Çâkeri


Sâkiyâ peymâne sun kim şevkıne şeh bezminin
Zöhre her gün çeng ile hurşîd-i tâbân oynatur

Ahmet Paşa 


İy şeh-i meh-ru gelüp bezmüne yer yer yanmaga
Bir saru saçlu melek yüzlü güzeldür âfitâb

Tarîkî


Bu bezm-gâh-ı felekde hezâr işve ile
Elüne ger suna hurşîd kâse-i zerrîn

Üsküblü İshak Çelebi


Gündüz birisi hizmetin eyler gice biri
Mihr ile mâh meşhedine oldı türbedâr

Nevî


Ol şeh-i hûbâna öykinmek diler her gün güneş
Geh geyer altunlu külah geh geyer altunlu şîb

Revânî


Ay u gün nice diyem benzer yüzünle alnuna
K’anlarun her birine irer husûf ile zevâl

Çâkerî


Sen yüzünden âlemi rûşen kılup saldun nikâb
Yazıya salsun bugünden böyle nûrın âf-tâb

 Fuzûlî


Şa’şa’a sanma hicâb idüp ruh-ı dildârdan
Rûyına barmakların tutar Emînî âfitâb

Eminzâde Emînî


Şöyle âlem-tâb olur ruhsâr-ı cânân her gece
Kim hayâdan gizlenür hurşîd-i rahşân her gece

Ahmet Paşa


Davi-i hüsn eyleyip meydanına geldikçe mihr
Hüsn-i âlem-gîrin ey meh-rû düşürdü anı pest

Hayâlî


Gördi dünyâya sıgışmaz hüsn ile ol mehlikâ
Kodı iy Yahyâ el arkasını yere âfitâb

Yahya Bey


Germ olup benzetdügi’çün kendüyi ruhsârına
Âfitâba jâlelerden oldı seng-endâz gül

 Hayâlî


Hüsni bâzârın tolanur her seher ahşama dek
Benzer ol meh-rûya kızgın müşterîdür âiftâb

Süvârî


Çün cihân ol meh-likâya müşterîdir ey güneş
Satamazsın hüsnünü germ olma kim bâzâr yok

Ahmet Paşa


Kaynak: Divan Edebiyatı Araştırmaları Dergisi 2, İstanbul 2009, 117-162. 
Dr. Ümran Ay

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Zilif

Şimdi — Zilif için 14 Temmuz [-------] Sevgili Kızım, zorlukla yazıyorum. Elim rahatsız, titriyor.  Onun için, yazım çarpık-çurpuk oluyor. (Bu küçük defteri de kendim yaptım; sayfalan keserken o da biraz eğri-büğrü oldu.) Kusura bakma.  Yazdıklarımı şimdi okurken, beni iyice anlayabilecek konumda olacaksın — yıllar geçecek; büyüyeceksin. O zaman, bana küçükken beslediğin duygular, belki bir-iki anıya sıkışıp kalmış olacak; belki de, kocaman bir boşluğun incecik çeperleri durumuna gelecek; ama bu cılız anılardan onların anlamını çıkarabilecek yaşa gelmiş olacaksın; yıllar boyunca da, düşüne düşüne, çıkaracaksın. Bunu umuyor değil, biliyorum; çünkü sende, daha o yaşında bile, o anlamı kavrayacak gücü görmüştüm — yani, şimdi, görüyorum... Anımsıyorsundur: Senin için, “Benim kızım insan olacak” demiştim. Sen, benim bu sözümü o anda beynine kazımış, ama yüzüme de hayretle bakmıştın — o hayretini anımsıyorsun, değil mi?  Evet, gururla, biraz da övünçle söylemiştim o sözü (bab...

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

KEMAL SAYAR: RUHA CANLILIK VEREN ŞEY AZAR AZAR KAYBOLUR

İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar. Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar.  ‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın. Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur. Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız. Ruh sağlığı yalnızca hastalıkların yokluğu değildir. İnsanın iç dünyasında yeşeren bir “iyi oluş” hâli vardır ki, onu beslemediğimizde hayat sessizce solmaya başlar. Varlığın cevherini daima diri tutmak gerek. Modern zamanların en büyük yanılgısı da burada: Kötü hissetmiyorsak iyi olduğumuzu sanıyoruz. Oysa insan, sadece acı çekmeyerek değil; anlam bularak, bağ kurarak, bir şeye kalbini verere...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır  delilerin yazları giydiği o serin palto gibi  peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela çarparak  kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor  terk edilmek.  Üstelik bu saatte çıbanlar  "karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği anlamıyor  keşke diyorum  zalime dönüşüyor bütün kelimeler haklı olmak ne kadar korkunç  ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma  evden çıkarken bir öğune yetmeyecek bıraktığım para.  gramofon avratlar telaşla söylerken şarkıları gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok çünkü ben ardından üzülecek değil  unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin  uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim  içim, karla karışık bir gece ki ne karanlık, ne sabah  başımda çok satacak bir endişenin müşterileri  gözlerimi kapatıp bağırıyorum  beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye  duvardaki tablo susuyo...

Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ÇIĶARSUN

Ķuluŋ işi güci dāǿim ķuśūrdur Senüŋ ismüŋ ile şānuŋ ġafūrdur Baġışla śuçumuzı luŧfuŋ ile Daħı ķurtar Ǿaźābdan fażluŋ ile Ǿİnāyet ķıl bize sensin teālā Ħalāś eyle belādan yüce Mevlā Żaįf ü dil-şikeste ħasteyem ben Naĥįf ü beste vü dem-besteyem ben Dükendi gözlerümden yaş ile ķan Gözüme uyħu gelmez oldı bir ān Dün ü gün zārilıķla dirüm Allāh Giçüpdür ömrimüz āh ile her gāh Bilüm bükildi kaddüm nūn oldı Gözüm giryān ü baġrum ħūn oldı Bilürsin yā İlāhį sen firāķum Dil ile şerĥ olınmaz iştiyāķum Nedür bilmem ki bu derdüŋ Ǿilācı Ki hįç yoķdur cihānda bundan acı Cihāna ķopısar bir gün ķıyāmet Bizüm başumıza her gün ķıyāmet Adūnun cevri žulmi cāna giçdi Daħı ķahrı vü zehri ĥadden aşdı Ne cevr itdi cihānda baŋa düşmen Ħuśūśā kim bilürsin saŋa düşmen Benüm ĥālüm saŋa rūşen degül mi Benüm seyrānuma il şen degül mi Disem ġayrılara ĥālüm ĥikāyet Ki ķorķaram idem senden şikāyet MuǾįn ismüŋ bize dāfiǾ degül mi Ġażabdan raĥmetüŋ vāsiǾ degül mi Eger derdimüze olmazsa dermān Ki Azrāile bāri eyle fermān ...