29 Aralık 2019

Arzu ve Korku

Ölüme hazır olmak benim arzum
   sadece aklımın ölümüne değil,
yorgun kalbimin, incelen kemiklerimin de.
Asıl korkum hep daha fazlasını isteyen bedenim,
   boğuşacak alevlerle
bırakmayacak beni çıkayım
   zaten açık duran kapıdan.

Ursula K. Le Guin
Çeviri: Gökçenur Ç.

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki
Bir önseziyi kuruyorum şimdiden.

Edip Cansever


Yalnızlığa alıştım ama
sonsuza dek yabancı kalmak
nasıl da yabancı bir acı

Ursula K. Le Guin


Harap olmuş evimize içiyorum.
Hayatımın kederine,
O bizim beraber yalnızlığımıza.
Sana kaldırıyorum kadehimi:
O yalan söyleyen dudaklara,
Bize ihanet eden, acımasız gözlere.
Ve can yakan gerçeğe:
Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna
Tanrı’nın bizi kurtarmayışına.

Anna Ahmatova


Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini
Kederdir yüreğimin değişmez postnişini

Hüsrev Hatemi


Sonra insan bir gün
Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor.

Ah ey zaman ölüleri
Var mıydınız, yaşadık mı
Şimdi herkes nerede…
İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor.

Şükrü Erbaş


Namusum üzerine yemin ederim
Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum
Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan
Yalnızlığı özlüyorum

Ümit Yaşar


Yalnızlığın da ucuna geldim,
sırtımda kederin hançeri,
saplanmadan hep tehditle yürütür beni.

Adnan Özer


Sonra yalnızlığı denemek oluyor herşey..

Üç beş sandalye yetiyor hüznü ağırlamaya..
Akşamları getirdiğim yorgunluk beni anlatmıyor..

Gonca Özmen


kulak ilk duyduğu sesi arar
gövde ilk dokunuşu
avuçlarımda bir göz resmi var
bana bakar
yalnızlığımda

Tuğrul Tanyol


Usulca okşuyorsun yalnızlığını
usulca ve sessizce yaşamak diyorsun buna
oysa hayat
açılmamış bir yumak gibi duruyor ellerinde

Ahmet Telli


Ancak bir yalnızlık vardır, o da büyüktür ve ona katlanmak güçtür. İnsanın öyle anları olur ki, bunlarda, hemen hemen herkes, yalnızlığını, kolayca elde edilen herhangi bir beraberlikle değişmek ister: Hiç uymadığı halde uyar gibi görünüp yanındakilerden herhangi biriyle, en düşük biriyle de beraber olmak ister… Ama yalnızlığın büyüdüğü anlar, belki de işte bu anlardır.

Rainer Maria Rilke


Bir fidan gibi titriyor gövdem
Yalnızlığın soğuğundan.
Süzülüyor kalbimin karanlığına
Yalnızlığın korkunçluğu

Furuğ Ferruhzad


    "Yalnızlık" dedim buna, iç yalnızlığı. Arkadaşların, gönüldeşlerin de, betiklerin de giremediği bir iç yalnızlığı. İlgisizlik... Buna, yaşlılık, kocamışlık demek daha doğru olur.

Nurullah Ataç


ah bu yalnızlık yok mu
taze gelin koynundan
kına toplayan yetim kadar
içimde koyun koyuna
kandilsiz iki mezar
birine beni gömdüm
biri yalnızlığım kadar

Ahmet Uysal


çok yalnızım, mutsuzum
göründüğüm gibi degilim aslında
karanlıklarda kaybolmuşum
...bir ışık arıyorum, bir umut arıyorum uzun zamandır
aradıkça batıyorum karanlik kuyulara
kimse duymuyor çığlıklarımı
duyan aldırış etmiyor çekip kurtarmak istemiyor
bense insanların bu ilgisizligi karşısında ilgiye susamışım
ümidimi yitirmişim
biliyorum bir gün dayanamayacak küçük kalbim
arkamı dönüp inandığım ve güvendiğim herşeye
veda edeceğim

Nilgün Marmara


Akar, akar yalnızlık ırmaklarca.

Rainer Maria Rilke


yalnızlık,
kederli ve insansız bir dünya değil
ama kalabalığın biçimlendirdiği bir çöldür.
yalnızlık,
dünyayı aşan ve uzaklaşan bir düşünce değil
ama insanların tutkulu aşkıdır.

ey benim yalnızlığım,
sevmemek elde değil, yalnızlığı.

Yi Men


İstenilir bir hal değildir yalnızlık
Unutulmuş bekleyeni gelmeyen
gemisiz limanda
zamanın orta yerine demirleyen
bir tozlu sandık
çürür yeşil ve bir başına

Babür Pınar


her zaman yalnızdım
kitaplar kadar yalnız
yalnızca yalnızlığımdan gürültücü bir kalabalık yaptım
herkes için farklı aldanışlar kurtarılmış hayatlar yok pahasına

her zaman yalnızdım
yanardağlar kadar yalnız
ey kafiye sevenler,
şimdi beni gökyüzünde bir yıldız sananlar, yanıldınız!

nankörlük etmeyeyim gene de,
yalnızlığımı daha az hissettiğim anlarım oldu yalnız

Murathan Mungan


Yalnızlık Kişinin inmeye cüret edemediği -
Ve Mezarında anlamak için çevresini
Yoklaması gibi ancak
Tahmin yürütebildiği -

Emily Dickinson


kendime kuytu bir ölüm arıyorum yalnızca kendime
düşlerime sokak kedilerinin gözleri giriyor, korkuyorum
boynunu kendi bileğine dolayıp asılan bir adam
kanını sulandırılmamış alkole banan
sokak satıcıları epey bilir bunu yalnızlık cinayettir

Altay Öktem


Yalnızlık bir tarihtir ikimiz
Dururuz odalarda bir giysi gibi
En kalın soluklarla çekiyor ipi
Kimbilir kimlere kalmışlığımız

Tanrı'yla konuşuyor
Ve bazen de seninle.

Cahit Koytak


Öyle yalnız kaldım ki hayatımda
Kimi gün öldüm kimi gün ilah oldum
Çok zaman annemin dizlerine hasret
Koydum başımı kendi dizlerime
Doya doya ağladım

Cahit Sıtkı Tarancı


yalnızlığım
ipek örtüsü
benliğimin

Atılcan Saday


yalnızlık biraz da,
her şeyi bilmenin ta kendisidir.

Hasan Ali Toptaş


Ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.

Hasan Ali Toptaş


Babalar ki, yalnızlığın en uzun tarihidir
içlerinden gelip geçtiğimiz.

Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.

Ve
her terekede bir yalnızlık vardır
sulh hâkimlerinin göremediği.

Hasan Ali Toptaş


Öylesine doğmuyor güneşin yedi rengi
Uzunca bekleyişin buğusudur ısıtan
Özlüyorum elinin değdiği pınarları
Ne varsa besliyorum yalnızlığın evinde

Semiha Kavak


Anlarsın yalnızlığı ve yalnız kaldığını...

Nurullah Genç


kederliyim; bir bulut gibi.
gitmeliyim bu gece.
sadece yalnızlık gömleğimin sığacağı valizi
alıp gitmeliyim, bu gece.

Sohrab Sepehri


yalnızlık
yol üstü çiçeği
o hep bir şiiri ağırlayan

Doğan Ergül


Ah yalnızlığım
Başını al git bir gün
Bırak beni
Dostlarla buluşup toplanalım başında
Asfalta yığılıp kalan ölünün

Cahit Zarifoğlu


Aliman’ın gidişinden sonra günler geçmez oldu. Daha önceki yalnızlığım yalnızlık değilmiş, gerçek yalnızlığı bilmiyormuşum meğer. Ancak üç gün dayanabildim. Sonra dünyam karardı. Evimin, hatta hayatımın da bir değeri yoktu artık. En dayanılmaz olanı da Aliman’ın akıbetini düşünmekti.

Cengiz Aytmatov


Susmam seni ürkütmesin içimde çağlar var bilmelisin
Katı bir yalnızlık bu bilmelisin
Kaçmam kendimi bulmam ben senden yoksunum iyi bilmelisin.

Erdem Beyazit


suskun göz yaşlarımla
yetmiş beşime basışımın
yalnızlığıma kurban gidişini kutlamaktayım

Lou Salome


Yalnızlığa dayanırım da, birbaşınalığa asla..
Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka..
Bir dost göz arayışıyla.
Saat tıkırtısıyla…..

Elif Şebnem Akal


"Yalnızlık nedir?" diye sordu çocuk
Gülümsedi kadın
"Memeden kestiğimde seni
İçimde doğan boşluk gibidir" dedi.

Gassan Satar


Ben yalnızlığı ne sanmıştım bu keresinde?

Hasan Ali Toptaş


Gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
Bir yankı :
Durmadan yalnızsınız
Durmadan yalnızsınız.

Edip Cansever


şimdiye kadar taşıdığım
en ağır yük
yalnızlığım...

Hüseyin Avni Dede


yalnızlık neyi besler? : ev bomboş.
belllek yenilenir : unutmaz, anımsar.
bu harika diyen sesi : yanılsamayı.
yoğunlaşır akıl, düşlem ve ufukla.
kiraz çiçeklerini severim : gençleşirim.

yalnızlıktır bu : bomboş evi besler. – –

Hayati Baki


şiir biter sen gidersin ne kalır geride
yağmur yağar ıslanır kipriklerim
savurur yüzüme ayrılığı şehir
bir ben yalnız kalırım şiir biterse

Bayram Balcı


Yalnızlık gider bir yere.
Bir yerden gelir çaresizliğim.
Bizi mesafeler ayırdı çocuk!
Ben de mesafeler gibiyim.

Nurettin Özdemir


Yorgunluktan değil, öyle sanıyorum
Yalnızlıktandır,
Hızla dökülüyor tüyüm teleğim.

Gülten Akın


İç içe bu evler, bıktım,
Birbirine bağlı.
Sözde kalır ayrı evlere çıkmak,
Dağ başlarında bile olsa
Yalan, evlerin yalnızlığı.

Behçet Necatigil


Böyledir akşamları İstanbul’un
Bir efkâr basar içini çoğu zaman
Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir
Hatıralar kayar gider avuçlarından

Ümit Yaşar Oğuzcan


Sen İstinye’de bekle ben buradayım
İçimde köpek gibi havlayan yalnızlığım
Belki gelmem gelemem 5 dakika bekle git
Çünkü ben buradayım Karanlıktayım

Attila İlhan


Ölümünü bırakıp odalarımıza
Uzun yanlışımızı düzelttin sonunda:

Tanrı yalnızlığı senden yaratmış.

Şükrü Erbaş


Ölüm değil büyük ceza
Her zerresi yalnızlık
Bir dünyayı sevmek hâlâ.

Şükrü Erbaş


iskelenin ucunda oturuyordu tanıdık bir yalnızlık

Zafer Yalçınpınar


Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Cemal Süreya


Manzaraysa ayrılığa sıfır! İşte her şey hazır.
Acılarımla iki lafın belini kırdık.
Yokluğunda bir kuş sütü eksik.
Yalnızlığım ve ben; seni çok bekledik…

Cemal Süreya


aşk, bir ayrılıktan geriye yalnız kendini bırakır
aşk, kendini bırakır yalnızca bir uçurum yankısı gibi
dönüp yine kendini bulacağı yalnızlıkta
aşk, bir yalnızlık bırakır yalnızca
yalnızca bir aşk bırakır yalnızlığı
aşk, yalnızca

Adem Erdoğan


Gün ardı karanlık güz ardı kardır
Hele elden gidince teselliler,
Yalnızlık köşemize ne kalır?

Hüsrev Hatemi


Geri çekilmiştir şiir
Zorlanır belleğin kapıları
Hokkası yitik divit gibidir
Şairin sedefkâr yalnızlığı

Ahmet Günbaş


kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
saçının her telinde binlerce kuş cesedi

Refik Durbaş


Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini

Nurullah Genç


sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım

Cahit Zarifoğlu


ve şimdi uçurumlar sığarken iki öpüş arasına
sensiz ben kime gitsem, biraz daha yalnızlığım

Orhan Alkaya


Yoksulluk köşesinde, karanlık gecelerin yalnızlığında Hâfız
Oldukça virdin dua ve Kur’ân üzülme.

Hâfız-i Şîrâzî


Hangi cebini karıştırsan yalnızlık..

Turgut Uyar


Ahmet Hamdi Tanpınar


hangi tuzak kurulsa bilirdi düşmeyi
uzun yol sürücülerinin yalnızlığını anlar
avuçlarında biriktirirdi bütün sessizlikleri
kalbinde karışık görüntüler saklardı

Baki Ayhan T


ne kadar gitsem o kadar uzak;
yaşlanınca inceliyor yalnızlık;
kurur insan hüznü akşama doğru;
kendim için edinilmiş yolculuk…

Hilmi Yavuz


Ne zaman beni göremezsen
Arkana döndüğünde
Yalnızlığın o zaman başlayacak.

Şükrü Erbaş


Bu sessizlik keskin bir haykırışıdır yalnızlığın
Kalbim sükûnet içinde
Beklediği kimse yok
Böyle dinliyorum hayatımın temposunu

Hulûd el-Mualla


Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır
Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim
Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır
Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim.

Necati Cumalı


Aşkı sessizlik tanımlar
Gençken tersini düşünürdüm
Akşamla dönerken geriye dalgalar
Yalnızlığı çırılçıplak gördüm

Ataol Behramoğlu


Yalnızlığınıza her zamankinden daha güç katlanacağınız bayram günlerinde sizinle olacak selamım. Ama yalnızlığınızın büyüklüğünü de duyumsarsanız buna sevinin; çünkü diye sorun kendinize, büyüklüğü içermeyen bir yalnızlık neye yarar? Topu topu tek bir yalnızlık vardır, o da büyüktür, kolay katlanılacak gibi değildir. Dolayısıyla, herkesin yaşamında öyle saatler vardır ki, insan yalnızlığı verip ne denli yavan ve ucuz olursa olsun bir beraberliği almak ister karşılığında; iyi kötü ilk rastlayacağı kişiyle, en sıradan bir kişiyle sözde birazcık bir anlaşma uğruna yalnızlığı elden çıkarmak ister… Ama belki de yalnızlığın büyüdüğü saatlerdir bunlar; çünkü onun büyüyüşü de tıpkı oğlanların büyümesi gibi birtakım acı ve sancılarla gerçekleşir ve baharın ilk günleri gibi hüzünle dolup taşar. Ancak, şaşırtmasın bu sizi. Bizlere gereken yalnızlıktır, büyük, içsel bir yalnızlık.Kendi içine yürümek ve saatler boyu kimselere rastlamamak… İşte ulaşılması gereken şey bizler için. Erişkinler büyük ve önemli buldukları nesnelerle sarmaş dolaş sağa sola koşuşurken, yalnızlık içinde yaşayan bir çocuk gibi tıpkı, erişkinlerin hamaratlıklarına bir anlam veremeyen ve yaptıkları işlerden bir şey anlamayan bir çocuk gibi.

Rainer Maria Rilke
Genç Bir Şaire Mektuplar


Geçinip gidiyordum yalnızlığımla

Gördün
Kenara koydun

Süreyya Berfe


Gitme zamanının geldiğini nasıl anlayabilir insan..
Nasıl anlatabilir..
Yalnızlığı özlüyorum,
Yüzümde gölgeler olmadan yaşamayı..

Oruç Aruoba


pencere kenarında yağmuru seyrettik yalnızlığımla,

Pelin Onay


Ve yalnızlık penceresinin sükutun eli ile açılıp kapanmasını

Sohrab Sepehri


ister içinden bakılsın ister dışından,
bütün pencereler
birer yalnızlıktır ev denen yalnızlığın yüzünde.

Hasan Ali Toptaş


Bir tambur bir yalnızlığı anlatıyorsa
O ışıksız pencereden
Ben onu bile bile duymuyor gibiyim.

Erdem Bayazıt


Ellerim evcil bir hayvandır artık,
Yalnızlığı seyrederken, düşer pencerelerden.
Tenine veda…

Köksal Özyürek


ne kadar gitsem o kadar uzak;
yaşlanınca inceliyor yalnızlık;
kurur insan hüznü akşama doğru;
kendim için edinilmiş yolculuk…

Hilmi Yavuz


Ey yalnızlığın yaprak döken mahşeri
Ayrılığın büyük harfiydi her şey
Sen bir deniz kıyısında gonca zamandın
Ben eski şarkılardan eskiydim kımsesizdim
İçimde dünyanın bütün akşamları
Tuttum ağzının sabahına sözler söyledim
Ey güzelliğin ölümden büyük yaşama gücü
Yalnız ölenler unutur birbirini
Seni sevmeye yeni başladım..

Şükrü Erbaş


Bilmem bu yalnızlığı nasıl atar üstünden
Bu kış bu bahçe.

İlhan Berk


Kopunca kendimizden. Ve her şeyden biraz kopunca
Bir güç olduğunu sanırız yalnızlığın
Hatta bir bakıma övünürüz de onunla.

Edip Cansever


Ama kalbim çatlayacak yalnızlıkta,
Hiç olmazsa bir ayna ver bana, tanrım!

Ahmet Muhip Dıranas


Ve benim Sevgili
kalbinden öptüğüm kadın;
Senin yalnızlığın güneşin ağrına gider
Benimse sensizliğim âyan beyan kıyamet.

Turgay Demir


Sevda ektim kalbime
Yalnızlık biçiyorum

Kahır Mektubu


Akar saçlarımdan yalnızlığın ırmağı
Kalbime dökülür..

Alaeddin Özdenören


Seçilmiş bir yalnızlığın içinden
Seslenirim mahcup ve özgür;
Sevdiği herkesi bir kedere
Dönüştüren kalbimle.

Şükrü Erbaş


Kendini yalnızlıkla açıklama yalnızlık bitti
yaşın kırkı devirmişse kalbin de bir kedidir unutma

Hüseyin Alemdar


Yalnızlık dediğin hayatta başlar;
Kabir boyunca devam etmek için.

Cahit Sıtkı Tarancı


Yaşadığını kimse bilmedi,öldüğünü de bilmeyecek
Yitip gitti Lucy’cik işte
Yalnız mı yalnız şimdi mezarında
Bir de yalnızlığı bir bana sorun!

William Wordsworth


Bir sonsuz yalnızlık içinde
Üşür ölülerimiz mezarlarında
Sevgiyle anılmamaktan.

Şükrü Erbaş


Yürürüm usuldan, girerim bir meyhaneye
İçerde üç beş kişi
Yalnızlık üç beş kişi
Bir kadeh rakı söylerim kendime
Bir kadeh rakı daha söylerim kendime
-Söyle be! ne zamandır burda bu gemi
-Denizin değil hüznün üstünde.

Edip Cansever


Sonra yalnızlığı denemek oluyor herşey..
Üç beş sandalye yetiyor hüznü ağırlamaya..

Gonca Özmen


“Yalnızlık yavrusunun gözlerindeki çaresizlik gibidir” dedi kadın.

Gassan Satar


İnsan en çok sabahları arar sevdiği kadını
diyor birisi, katılıyorum o sabahlara
öğleler kaba yaşanır, kalındır
akşamüstleri ince hüzünlü
çiçekler alınıp verilebilir
sabahtır yalnızlık
nasıl sabah nasıl yalnızlık

Turgut Uyar


İşte birlikteyiz seninle
Ama yalnızlığın güneşi bir ağaç gibi sarkıyor üstüme
Şimdi seninle sevişiyoruz sanma
Yalnızlığımla sevişiyorum.

Osman Serhat Erekli


Yeter büyüsüne aldandığımız
Güneşin…biraz da yalnızlığımız
Kendi aynasında gülsün, gerinsin
Güvercin topuklu sükût gezinsin.

Ahmet Hamdi Tanpınar


Ah, bilemezsin hâlâ, o hatıra güneşler,
Yalnızlığının karlı vadisinde dinlenen adam.

Arif Damar


Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak

Şükrü Erbaş


Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Cahit Sıtkı Tarancı


Gönül yalnızlıktan pek mustariptir.
Ey Allahım! Ne olur, bir dost!

Hâfız-ı Şîrâzî


O yalnız bir adam. Yalnız bırakılmış veya…

Mustafa Kutlu


Hele bir gözatın yalnızlığınıza
Gece yağıyor güpegündüz.

Metin Eloğlu


Tekrar loş yalnızlıkların en dibindeyim
Sararmış yaprakların usulca savrulduğu
Köprüler yıkıldı artık kendimleyim
Parmak uçlarımda ölümün soğukluğu…

Attila İlhan


Seni yaprakların gölgeli yalnızlığına bırakıyorum.

Bejan Matur


konuşmanın ortasında düşmüşsün yalnızlığa
cümlen üşümüş soluk alışından belli
bir devrimin ortasında çıkmışsın ıssızlığa

Babür Pınar


Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk…… her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.

Murathan Mungan


Gözlerinde yansıtırdı bizi
Bitip tükenmeyen yalnızlığımız
O bakışlar değil ki şimdi gözlerindeki
Hiç kimse bilemez seni
Benim bildiğim kadar

Paul Eluard


Bilmeyecek ne var
Gün gibi yalnızlık
Hangi sokağa girsem
Sonunda, kendime çıkıyorum gene

Ali Asker Barut


yalnızlık bu kadar kötü dolanmamıştı dilime,
onu bile okşayıp sırtımda taşıyorum.

Mehmet Sadık Kırımlı


Sen de yalnızlık saçarsın.
İçmeye korkarsın, efkâr basar.
Ağlayamazsın elâlem var.
Şapkanı bile çıkaramazsın
Saçlarını uçurur rüzgâr…

Cahit Külebi


Aşka gitti.
Aşkın buruk yalnızlığına.
Sanıyordum ki ben
Aşık olursam. ruhum uçacak.
Sanmakla kalmadı
Uçtu ruhum
Ve bir kelebeğin mavi kanatlarına
Gizlendi.
Bir kelebeğin
Ömürsüz mavi kanatlarına.

Bejan Matur


bu yalnızlığı biz yaratmadık
bilakis tütünü bile dost eyledik kendimize

Özge Dirik


Sessizce oturdum bir masaya yüreğim bozarmış
bir bardak çay: demi sevda pınarından
bir resim: avucuna kuş konmuş acının resmi
bir yüz: geçen bıldırdan, yalnızlıktan incelmiş
bir sigara: akşam içilir kederle ancak
bir kitap: “Yokuşu Tırmanır Hayat”

Refik Durbaş


yalnızlık bir barda unutulan sigara paketi gibidir
fark edildiği yerde sahiplenilir
ve hiçbir yalnızlık unutulduğu yerde bulunamaz

insan,
unuttuklarını arar mı..?

Pelin Onay


içimde bir su yalnızlığı
bir su yalnızlığı

Attila İlhan


- Oraya yalnızları mı alıyorlar Önderim?
- Hiç bilmiyorum kardeş.


Le Rouge et le Noir: Aradaki romans
farkı bu. Üşenmesek yakmaya sobayı,
bir çay demleyebilsek uzun kıvrak
geceye, huysuz uykusuz sevinebilsek
ikimizde azalan kırbaçsı yalnızlığa…

Şimdi kar yağsa, üşüyorum desem,
eldivenim atkım olur musun?

Enis Batur


Böyledir akşamları İstanbul’un
Bir efkâr basar içini çoğu zaman
Çaresizliğin, yalnızlığın aklına gelir
Hatıralar kayar gider avuçlarından

Ümit Yaşar Oğuzcan


Nedir mi yalnızlık -kendine sor önce-
Bir sabah, erkenden, bir kır çiçeğinin üzerinde
Görünce parladığını bir çiğ tanesinin.

Edip Cansever


İçimizdeki çocuk çok düş kurmuş çok bunalmıştır
Yalnızlığımız kadar büyütürüz küçücük bir ışığı
İçtenlikten başka metaımız yoktur dünyaya karşı
Bir ses, bir dokunuş…Öder dururuz ömrümüzle
Pahasını ancak bizim bildiğimiz bir mutluluktur bu

Şükrü Erbaş


Ben ne güzel çocuktum yalnızlıkların ardından!

Turgut Uyar


yalnızlık bir samanyoludur genişler düşüncede 

Attila İlhan 


Yalnızlık,
çocuk kılığında bir babadır
torunların büyüttüğü.

Hasan Ali Toptaş


Çağrışımlar
Yalnızlığı anımsatır
Aşklar
Büyük yalnızlıkla başlar
Gece derin karanlıktır
Hava aydınlandığında
Yalnızlıklar gider
Aşklar
Başka bir mucizeye
Kalır

Atilla Birkiye


boş bir sayfaydım kitaplarda unutulan
sustuğum yalnızlığımdı

Abdullah Eraslan


ölümün yalnızlığı yoktur ama;
ölüm, bir başına yalnızlıktır

Hasan Ali Toptaş


Kalkıp haykırdım: “Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!”
Dedi Kuzgun: “Hiçbir zaman.”

Edgar Allan Poe


Ölümden sonra da önce de
Yalnızlığımız mutlak.

Hüsrev Hatemi


Çieko: “Mutluluk kısa sürer, yalnızlık ise çok uzundur. Böyle değil mi?” dedi. “Yatalım da öyle konuşalım bundan ötesini …”

Yasunari Kawabata


Yalnızlık her koşulda bir sığınak bulur, diyorum
Uzanıp dudağımdaki titremeyi öpüyorsun.

Şükrü Erbaş


bir resim çizmiştim bir zamanlar
avutmak için yalnızlığı
tozdan bulutlar arasına
camlara, bir ürpertiye…

beni sevdin
ben teşekkür ederim sana

Tuğrul Tanyol


Akşam, açılır ansızın bir
rüzgârla tutkunun arka kapısı
Yalnızlık aç bir kedi, girer içeri

Mahmut Temizyürek


yağmur değil
yalnızlıktır yağan

Sunay Akın


son çare Tanrıyla konuş,
Tanrının rüzgârlara, yağmurlara
ve yalnızlara öğrettiği kelimelerle.

Cahit Koytak


Karanlık bir odada küçük bir çocuk gibi
Yağmurdan ve yalnızlıktan ürkek

Ataol Behramoğlu


İşte böyledir benim bu
Tekinsiz yalnızlığım;
Kendine derinlikler edinir

Metin Altıok


Açlığa ve yalnızlığa rağmen dayanır aşk yine de.
Yüreğimin çevresine tutunur her gece

Hart Crane


2018’deki toplam hanehalkı sayısının 3 milyon 730 bin 505’ini tek kişilik haneler oluşturdu.Yüzde olarak incelendiğinde tek kişilik hanehalklarının toplama oranı 2006’da yüzde 6,1 iken, bu oran 2018’de yüzde 16,1 oldu. 

(TÜİK Verisi-Basından / Kaynak: Türkiye’de tek başına yaşayanların sayısı arttı. )


Söz bitti. Annem öldü. Saklanacak karanlığım kalmadı.
Alın yalnızlığımı örtün üstüne,
artık üşümem akşamları.

Oya Uysal


Sendin kaderimdeki yalnızlık

Erdem Beyazit


biraya isteksizce katılan votka
edip le mefharet sonra geldiler
neler söyler insana bütün bunlar bilmiyorum
yalnızlığı arttırmaktan başka
üstelik bir yaz günü
durup dururken sana seni sevdiğimi söyledim
sonradan uzun uzun düşüneceğim bunun gülünçlüğünü
ama ayrıldıktan birkaç saat sonra
unuttum yüzünü
“olağan” deme sakın ha
seni yeniden sevmeye hazırım demektir bu
bu dünyada
tek başıma

denizin eski olduğu yerlerde
böyle oluyor işte…

Turgut Uyar


kendinden kaçanlara
saklanacak yer kalmaz dünyada
gün gelir kendileriyle tanışırlar
asıl yalnızlık o zaman başlar
hayata geç kalmıştır kendinde geç kalan
şairin dediği gibi
bir daha yaşamak zorunda kalır
geçmişini anlayamayan

Murathan Mungan


Yalnızlık Kayzer’den daha güçlüdür
Ve Roma’dan daha uğultulu

Cahit Koytak


Yanlızlık mıydı, hiç değildi
Çünkü yanlızlık bile çoğulluk ister..
Bekar gece
Bu şiir senin ilk ve son konuğundu
Evet, yalnızlık bir seyirlik oyundu.

Seyircisi yoktu…

Ahmet Erhan


ah, o vaveyla olan yalnızlık;
kimin hüznüyle kışladık,
neyin hüznüyle doğduk…
elf leyle ve leyle,

Hilmi Yavuz


Öylesine yalnızım ki,
gölgemi hareket ettiririm;
sadece görmek için

Hôsai Ozaki


Bana sen ne diye duyurdun yalnızlığımı
Ne diye gurbet gibi mısralarıma sindin

Hasan Hüseyin Korkmazgil


Bir gül uzatırdı çocuklardan biri
Ellerimden güle yalnızlık batardı
İçi bulanırdı yalnızlığımın
Kusardı serseriliğini en görkemli meydana.

Didem Madak


isyanın umrumda değil, yalnızlıktan bakınca
kalbin neye mi benziyor, kalbin belli değil hiç

Tozan Alkan


hangi yalnızlık kapatır beni
var mıdır iyi bir gül, ki kovsun
o yazın içindeki kötüyü?

Hilmi Yavuz


Bitti yalnızlıklar, bir büyük yalnızlık var artık
İki kaktüs gibiyiz Cemalle ben
Kendi çöllerimizden koparılmış.

Edip Cansever


Yalnızlık paylaşılmaz,
paylaşılsa yalnızlık olmaz.

Özdemir Asaf


Gözlerin ipekyoludur ömrümün
Yalnızlıktan gelir yalnızlıklara gider
Düşülür her şeyin altına bir tarih
Soluksuzum günlerdir geceler uzar
Yaşamak dünyayı ödüllendirmektir artık

Ahmet Erhan


Bilirim yalnızlık üşütür insanı
Kalp daima sevecek birini arar

Necati Cumalı


Derken bir düdük öttü ansızın
Bembeyaz gemi gitgide ufaldı
Korkunç yalnızlığıyla baş başa
Rıhtımda bir adam kaldı…

Ümit Yaşar Oğuzcan


Ama, yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.

Hasan Ali Toptaş


Sen tutar kendini incecik sevdirirdin
Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa

Cemal Süreya


kamera stop! yalnızlığıma kapalı gişeyim.

Küçük İskender


Dargın sevgililer yalnızlıklarına uzaklaşıyor4

Attila İlhan


ben seni uyuttum, seni karıştırdım,seni şaşırdım
birşeyler akıp akıp giderdi, dünyada
başvurduğum bir şeydin, yalnızlığım gibi

Turgut Uyar


Yalnızlık ve melankoli…

heryerdeydiler…
dönecek yerleri yok şimdi…

Lale Müldür


tunçtan bir yalnızlık kalesi babam
gözleri çakır.

Tuğrul Asi Balkar


zor yollardayım
önüm ardım cinnet mahyaları
cam kırıkları dökülüyor ıslıklardan
gül değil yalnızlık bu elden ele
kıyamet habercisi çarşılarda

Arif Ay


ah! şu benim şair yalnızlığım
bir yangın merdiveni gibidir

Sunay Akın


Tanımlara sığmayan
acı koyu bir renk güzeli,
de ki, adı yalnızlık:
Şu kara dağların üzerine,
gündüz, çöker alacakaralık.

Cakuren


sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var
dalgaların kendilerini taştan taşa vurmaları
sonbahar yıldızlarının sessiz sedasız çırpınmaları
ve büyük yalnızlığım var
biliyorsun hani o
rüzgârın gözüne karanlık bir yelken gibi açtığım
içimsıra vahşi bir kadın gibi taşıdığım yalnızlığım

Attila İlhan


Bitiş
O en öksüz köşesine sığındığımız yalnızlığın
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.

Erdem Bayazıt


Her çiçek bir çoğulluktur gününe göre
Yalnızlık çoğulluktur
Sanırım bir giz de yok bu beraberlikte.

Edip Cansever


Şiir: suskun kız,
Ne kadar da çok benziyorsun yalnızlığıma.

Ahmet Bozkurt


Size şiirler getirirdim, nisan aylarını
Yalnızlığımı getirirdim ısınmanız için

Kemal Burkay


-ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok
içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

Arkadaş Z. Özger


söylesene, söyle kaç yıl… ve niye
kaçıp da saklandın yalnızlığından?

Hilmi Yavuz


Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Cahit Sıtkı Tarancı


Sonra büyür daha da
Korkunç yalnızlığımız

Behçet Necatigil


Bir anlayan olsa anlatırdık gözyaşını da
Hem o zaman gözyaşı bile kınanırdı
Hüzün de kınanırdı, yalnızlık da
Ama çoğumuz bunları yazdı
Şiirde, romanda, öyküde yazdı

gerçekten yalnız olduğunu sanarak
çıldıran
korkunç kalabalık bir adamdı dünya

İlhami Çiçek


Yalnızın odasında
İkinci bir yalnızlıktır
Ayna.

Özdemir Asaf


Kırk sevginin baygınıyım, belki de yüzkırk
yine de yalnızlık yalazlanır kırık kalbimde

Nihat Behram


Aşk yanlış anlamasıdır iki insanın birbirini
yanlışlık birinde kalır aşk ona kalır
yalnızlık birine kalır aşk ona kalır
aşk yalnızlığa davetidir bir insanın kendini

Haydar Ergülen


Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?

Cesare Pavese


Yalnızdım
Yanında yalnızlığım duruyordu
Ahir ruhun yalnızlığında

Mahmud Derviş


Yalnızlık: tek ağaçlı bahçe

Adonis


Ölümünün sırrı
Aşk kederi ve
Yalnızlık gamıydı

Ahmed Samlu


Yalnızlık! geçmişe özlem çiçeği canlı duvarların.
Yalnızlık, yeryüzünde adanmış faniliğim

Che Guevara


Ve bir yalnızlık düşkünü yine
doğdu dulkalmış ay gecede

Vladimir Mayakovski


Yalnızlığın hüküm sürdüğü bu bahçede…
Kalbimi mutlu eden o çiçeğin doğuşunu gördüm…
Bugün yeniden aşık oldum…
Yeniden tutkuyla doldum

En El Jardin


Bırakıp gidiyorsun nice yıkımdan sonra
beni yalnızlığımla

Vergilius


Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

François Villon


Ve ruhumuz öpülür kirli dudaklarıyla yalnızlığın

Şeyh Galip


Biz hepimiz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz

Dagmar Nick


Kalan yalnızlık vardır artık akşamlardan
televizyon yalnızlığı renk yalnızlığı insan
şiir çekilmektedir köhnemiş rüyalarımızdan

İsmail Kılıçarslan


Bir deli kuzgun gibiyim, yaşlı teleğimle
Göğü siliyorum duraksamadan,
Yorgunluktan değil, öyle sanıyorum
Yalnızlıktandır,
Hızla dökülüyor tüyüm teleğim.

Gülten Akın


Onun güzelliğini herkes görüyorsa o bence az güzeldir
Herkes biliyorsa o bence hiç güzel değildir
Onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam bu sevgidir
Yalnız ben biliyorsam bu aşktır
Hiç kimse görmüyorsa bu yalnızlıktır

Özdemir Asaf


Hıncım bana kalsın gayrı
sen yalnızlığımı götür.

Ahmet Oktay


Sen ile ben olric…öğrenmeliydik yalnızlığın kaç bucak olduğunu.

Oğuz Atay


Beni bir gün unutacaksan bir gün bırakıp gideceksen boşuna yorma derdi, boş yere mağaramdan çıkarma. Beni alışkanlıklarımı, özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.

Oğuz Atay, Tutunamayanlar


Büyük kalabalıklardaki yalnızlık intihardır
Görkemli caddelerin açılması uçuruma
Yapma çiçekler götürmek sevdiğimize
Yazmamak intihardır duyumsayıp da

Abdülkadir Budak


yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

Can Yücel


ben başkasının yalnızlığı olsaydım
bir anı olurdum kendinden başka kimseyi terk edemeyen

Haydar Ergülen


Benim doğduğum köyleri
Akşamları eşkıyalar basardı.
Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
Konuş biraz!

Cahit Külebi


Sevgilim döndü yalnızlığıma
Öptü alnımdan ve güzelleştim.

Bejan Matur


Yine akşam oldu,
Yalnızlık omuzlarıma çivisini çaktı yine,

Sezai Karakoç


Aynaya baktığımda gördüğüm
Gören gözlerim sendin
Umudamda sendin, umutsuzluğumda
Yalnızlığımda sendin, yalınsızlığımda sen

Erdem Beyazit


ister içinden bakılsın ister dışından,
bütün pencereler
birer yalnızlıktır ev denen yalnızlığın yüzünde.
çatılara üşüşen antenlere bakmayın, yalnızlıktır;

Hasan Ali Toptaş


ah bu yalnızlık yok mu
taze gelin koynundan
kına toplayan yetim kadar
içimde koyun koyuna
kandilsiz iki mezar
birine beni gömdüm
biri yalnızlığım kadar

Ahmet Uysal


sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız

Attila İlhan


Girdim manastıra münzevileri konuşturmak için,
Bir de ne göreyim, bir topluluk, en az ben kadar şaşkın,
Ümitsizlik alaşağı etmiş onları, teslim olmuşlar zayıflıklarından,
Bir de baktım kapıya, yazılmış üstüne:
BİLMİYORUM!

İliyyâ Ebû Mâdî


Bir sonbahar akşamı… Sahillerdeyim
Gamlı bir heykel gibi kayalarda ben
Dağınık saçlarımdan pervasız esen
Rüzgârların elinde bir kırık neyim.
...
Dumanlarla örtülen bir deniz gibi
Canlanıyor en hazin dalgalar bende
Bekliyoruz yuvanı şimdi bahçende
Ben kimsesiz, ağaçlar kimsesiz gibi.

Faruk Nafiz Çamlıbel


Ama beni yalnız bırakıp giderken,
Bakışlarınla yıkılmış,
Gidişinle kimsesizim…
Son sahnemiz bu olacaktı demek bizim,
Arada yüksekte bir Kan Kalesi
Ve giderken arkaya bakış atan
İki suskun.

Hüsrev Hatemi


Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsesiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın

Cahit Zarifoğlu


Olmadı bir melikeye bende
Mülk-i nisvânda rûh-ı der-be-derim;
Şimdi ben kayserin serîrinde
Kimsesizlikten ağlayan neferim!

Cenap Şahabettin


yitirdikçe öğrendim acının ve aşkın iklimini
soğudum yoruldum şenlik bitti artık
kimsesiz bir ölümle değişirim kendimi

Haydar Ergülen


Eski, yorgun, kırık olsa da kalbiniz,
o şimdi içinizdeki kimsesiz
kalbinizi yanınıza alın şeyhim
gece yalnız geçilmez!”

Haydar Ergülen


“Anı hoş tut garibindir Efendim, işte biz gittik
Gönül derler ser-i kûyunda bir dîvânemiz kaldı.”
(İşte biz gidiyoruz adına gönül denen delimiz, senin semtinden ayrılmadı
Onu hoş tut, senin ilgine muhtaç bir kimsesizdir.)

Hayâlî


Karaya çıkmaya cesaret edemiyoruz,
sadece su bulmak için
kıyıdan en uzak adalara uğruyoruz.
Yalnızlığa alıştım ama
sonsuza dek yabancı kalmak
nasıl da yabancı bir acı

Ursula K. Le Guin


Yalnızlığı gün gibi aşikâr; iner çıkar, iner çıkar
Merdivenleri – gözucuyla baktığı şehri, o Süryani
Toprağı son kez sürer gibi oynattığı kirpiklerini
Tutar derin kuyulara batırır – sizin hiç ülkeniz öldü mü
Ey gönülsüz pasaportlara uygun adım mihmandarlar
Hani her şey vatan için’di... Saplar ve samanlar
Ayrışırdı zamanla kendiyle barışık bir kimya gibi

Bir geceyarısı merdivenleri ine çıka gitti.

Ahmet Erhan


Yalnız, anahtarı yeleğinin cebine yerleştirdiğinde,
yapayalnız, odanın tam ortasında duran sandığın
üstüne oturdu ve suçsuzluğunun bilincine
ilk kez böylesine kesinlikle vararak ağlamaya başladı.

Yannis Ritsos


Yalnızlık bir ateşböceği
"Bak! Bak şurada!" diyecekken
yanımda kimseyi göremiyorum.

Taigi 


Bu dağlar da
Babamın gözleri önündeydi
                Kış yalnızlığında

Issa 


Tek başıma kalmak istedimse, yalnızlıktı
aradığım, böyle bir bekleyişi aramadım,
ne ruhumun ufuklarda parçalanmasını,
ne de bu çizgileri, bu renkleri, bu sessizliği.

Yorgo Seferis


Yalnızlık bir ateşböceği
“Bak! Bak şurada!” diyecekken
yanımda kimseyi göremiyorum.

Taigi


Geniş, siyah gölgesi hayatımı kaplayan,
Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.

Cahit Sıtkı Tarancı









Atalar

Atalarımdan öyle uzaktayım ki şimdi
ihtiyarlığımın son durağında, torunları değil
onlardan biriymişim gibi geliyor bana. Zaman
büsbütün bir döngüye dönüştü
nasıl olduğunu anlamasam da. Yaş, kendini
çözen bir düğüm, kuyruğunu yiyen yılan.
Kardeşsiz bir kız çocuğuyken bile
küçücük bir nineydim ben, her şeye gülen,
hiçbir şey anlamayan ve anlaşılmayan.

Ursula K. Le Guin
(Şimdilik Her Şey Yolunda)

23 Kasım 2019

Veda

Tükendi ömrümün çoğu gidiyor
Cahil ömrüm geldi geçti yel gibi
Sevdiğim uzaktan seyir ediyor
Beni görüp bakınıyor el gibi

Geçti günler, yıllar, ömürse doldu
Giden gitti bilmem geri ne kaldı
Ömrümün baharı sarardı soldu
Yandı kaldı garip bağrım çöl gibi

Veren, geri almak için gözlüyor
Her an her saniye beni izliyor
Garip bağrım için için sızlıyor
Sazımda inleyen sırma tel gibi

Uzun yoldan gelmiş gibi yorgunum
Ne kimseye küskün ne de dargınım
Bir ahu gözlüye candan vurgunum
Garip gönlüm kapısında kul gibi

Neşet Ertaş

Oktu ve saplanmıştı

18.

Oktu ve saplanmıştı
Bu yeterli demiştim içimden
Oku bir bendim gören saplıyken
Sırf bu yüzden saplandığı yere boşverdim
Görmüşlüğüm sadaka takırdayan bir oku değildi elbet
Değildi bu havada asılı bir ok Zenon'a nazire
Ne de Cengizvari bir oktu tehditkâr yayda gergin
Gördümse haber aldığım bir yerden savrularak
Haber beklediğim yere saplanan oku gördüm.

Okun dedikodusuyla meşgul edilmek kimisini mest etti
Kimisi homurdandı alamadı kendini tartışmaktan
İleri geri
İddia makamı gibi duran evet efendimciler
Hep bir ağızdan olacağı buydu
Diyorlardı ki ok yerini buldu ellerine sağlık
Ellerinde biz saplasaydık buraya saplamazdık
Tezinin serzenişli dilekçesiyle gezenler
Davaya müdahil kabul edilmişlerdi ama
Şehrin taş basaklı merdivenlerle çevrili meydanında
Kimin oturtulacağı merak konusu olan
Sanık sandalyesi inanın bomboştu
Ben şehrin dışına kaçmıştım
Benim gıyabımda görülüyordu dava
Marifetin hasının bende kabul edildiği
Bir mevsimdeydik galiba
Benimse görmekten ibaretti benim marifetim
Süratle kaçışım şehirden değildi
Vay sen misin oku gören saplanmış vaziyette
Kimmiş gördüm diyor diyerek ele geçirmek için
Arıyor beni bir hortlak sandviç satılan mekânlarda
Alt ve üst geçitlerde
Beni arayan hortlağın aklına memlekete uğramak
Mutlaka gelecektir gelsin
Arıyor demem yoksa
Öpeni öpülenden ayıran çizgiye ayak basmaksızın
İştira hakkı elindeymiş gibi ülkeyi uçtan uca
Derbeder gezinen kim olursa
Çok güzeldir geçtiyseniz görmüşsünüzdür bizim oralar
Havası suyu merhabası ne bileyim bambaşka
Dudak büküp nesi var havasından
Suyundan merhabasından başka sizin oraların
Diyenlere açıklayabilirim
Öpen öpendir bizim tarafta budur oraları bizim taraf yapan da
Öpüldüyse hiç şaşmaz öpülen öpüldüğüyle kalacaktır
Dört unsurun dördü de ilk bakışta fark edilir tek yapıda.

Hortlak bizim memlekete uğramaz olur mu
Güruh halinde gelmiştiler bir keresinde
Etrafa baktılar ben küçüktüm o zaman
Ben küçüğüm diye farkın ne olduğunu bilmem sandılar
Benim ben olabileceğim ihtimali üzerinde hiç durmadılar
Adını bilselerdi bari neyi nasıl sandıklarının
Ay bayılacağım deyip gölgesine oturdukları sancağın
-Onların hortlaklıkları da işte bu kadar-
Çarşıya kim tarafından dikildiğini bilselerdi
Ne olurdu
Hiç
Yazılandan ne eksik olur yeğenim ne fazla
Gizliden gizliye öpüşler kimden hangi gözden gizleniyor
Aldığımız haberlere göre zehrin
Öpülen yerde saplı kalan gizli oku
Et yarılıp din günü yuvasından fırlatılacakmış.

İsmet Özel

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler

Bir kitap size on beş yaşınızdayken söylediği şeyi elli yaşınızdayken de söyler ama söylediği o zaman öyle farklı gelir ki yepyeni bir kitap okuyormuşsunuz gibi gelir.

Ursula Kroeber Le Guin

Bu dünyada insana en çok azap veren şey

Bu dünyada insana en çok azap veren şey, meşrebine uymayan kimse ile berâber olmaktır.

Muzaffer Ozak Efendi

19 Kasım 2019

Bağışlanma

Görevler arasında geçiyor zaman
dümende ya da kovayla
su boşaltma nöbetinde olmadığımda
biraz dinleniyorum,
sonsuzluk usulca doluyor içime
nefesimle birlikte.
Sessizce dikkat kesiliyorum şeylere.
Özünü çözmüş, bağışlanmış şeylere.
Böyle sürüp gitse keşke hayat.
Ama gemi aşırı yüklü
ve tehlike her an her yerde
bu yüzden uyumalıyım her uyuyabildiğimde.

Ursula K. Le Guin
Çeviri: Gökçenur Ç.



Bilinmeyen Kıta

Güneyde, mercanlarla çevrelenmiş,
büyük kuru topraklardan geçiyoruz.
Halkları hakkında tek bildiğimiz
birbirimizin dilini bilmediğimiz
ve tehlikeli şey bilgisizlik.
Karaya çıkmaya cesaret edemiyoruz,
sadece su bulmak için
kıyıdan en uzak adalara uğruyoruz.
Yalnızlığa alıştım ama
sonsuza dek yabancı kalmak
nasıl da yabancı bir acı

Ursula K. Le Guin

Arzu ve Korku

Ölüme hazır olmak benim arzum
   sadece aklımın ölümüne değil,
yorgun kalbimin, incelen kemiklerimin de.
Asıl korkum hep daha fazlasını isteyen bedenim,
   boğuşacak alevlerle
bırakmayacak beni çıkayım
   zaten açık duran kapıdan.


Ursula K. Le Guin
Çeviri: Gökçenur Ç.

15 Kasım 2019

Bir Gece Şah'eser İmparatoru, Fuzuli Bir Delikanlılık Yaptı İse Ben Bunu Yazdım

                                                              Arkadaş'a

beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
gölgemi bir vapurun saadetine vermişken,
zeki müren’den hicaz makamı şarkılar dinlediniz
ama dönüp arkama bakabilmeliyim kaç kişisiniz
nerden gelmişsiniz neler giymişsiniz
elimde bir demet letafet çiçeği de,

tavanı kırmızı, duvarları beyaz badanalı
bir odada bir arada bir ara olmalıyız, hatırladınız
bıçak sapı gibi gülümsememe de izin vermelisiniz
– babam bana küstü, döv onu babaanne
çıngıraklı yılanlar almıştın hani bana yaşgünümde –
gerdanımda genç kızların çılgın tortusu ve soğuk su,
oramda buramda buram buram ilk aşk kokusu,
işte ben trenleri biraz da bu yüzden severim
ne çok severim bilemezsiniz

beni bir pazar gecesi siyanürle vurun!
palyaço makyajı yapmış olayım, gülün önce
amuda da kalkayım, telde de yürüyeyim filan
size nadide karanfil kolleksiyonumu göstereyim
kayısı gülü çocuklarımı, arılarımı da,
tenezzüllerimi, biliyorum :
zeki müren’den hiç şarkı dinlemediniz
radyoda jean-sebastian bach çalıyor, bakınız
cam pervazındaki baykuşun
yok bir ayağı da,

Küçük İskender

13 Kasım 2019

Burada, hayat zindanında / Sen’den uzak, tutsağım

Bir tanık anlatıyor:
Hallac’ın Bağdat pazarında şöyle bağırdığını duydum:

Ey Müslümanlar, yardım edin bana! O, ne ruhumla yakın bir
ilişki kurmama izin veriyor, ne de ruhumu alıyor ki, kurtulup
huzura kavuşayım. Bu benim katlanamayacağım bir cilve.

Sonra okudu:

Ulu Tanrım! Varlığımın bütünüyle
Sen’in aşkına sarıldım.
Sen perdeleri kaldırdın ta ki
Sen’i ruhumda sandım
Kalbimi Sen’den gayrı her şeyden çekip aldım
Her şey bana yabancı, hiçbir şey göremiyorum
Sen’in bana gösterdiklerinin dışında
Burada, hayat zindanında
Sen’den uzak, tutsağım
Çek al beni bu zindandan Tanrım,
Sana kavuşayım


İbrahim ibn Fatîk anlatıyor:

Bir gece Hallac’ın yanına gittim. Namaz kılıyordu; Bakara suresini okumaya başlamıştı. Sonra kaç rekât namaz kıldı bilmiyorum, beklerken uykuya dalmışım . Uyandığım da, Fussilet suresini (41. Sure) okuyordu. O zaman anladım ki, Kur’an’ı hatmetmek istiyor. Kur’an’ın bütününü bir rekâtta okudu. İkinci rekâtta daha fazlasını. Namazını bitirdikten sonra bana döndü ve gülümseyerek dedi ki: “O’nun rızasını kazanmak için mi namaz kıldığımı zannediyorsun? O’nun rızasını ibadetleriyle kazanacağını sanan kimse O’nun hoşnutluğu için bir fiyat biçmiş olur.

Sonra gülerek devam etti:

Sâlik kemalat duygusuna erişince
Kendinden geçer, artık düşünmez vahdeti
Şahadet eder Hakikate; aşkın ona öğrettiği
Namaz, âşıklar için bir küfürdür sadece *


* Hallac’ın sık sık zikredilen bu beyti, bilhassa katı dindar çevrelerce sürekli tenkit edilmiştir. Beytin farklı varyantları vardır. Burada Hallaç, cezbe hâlindeyken namazın insanı bu hâlden çekip alarak, dindarların şeriat çerçevesindeki dünyasına geri getirmekte olduğunu; diğer bir deyişle, Tanrı’dan kopmak, ayrılmak mânâsına geldiğini anlatmak isliyor.


Öğrencilerinden biri anlatıyor:

Bağdat pazarında bir Yahudi ile tartışıyordum . Nasıl oldu bilmiyorum. Bir an farkında olmadan Yahudi’ye, “Seni köpek!” dedim . O anda Hallaç yanımızdan geçiyordu. Kızgın bakışlarla bana bakarak, “Köpeğine sahip ol, havlamasın.” dedi ve hızla bizden uzaklaştı. Kavga bitince Hallac’ın yanına gittim. İçeri girdim. Beni görünce yüzünü öte tarafa çevirdi. Beni bağışlamasını rica ettim. Bunun üzerine yeniden sakinleşti ve şöyle konuştu;

“Sevgili oğlum. Bütün dinler, ulu Tanrı’nın dinleridir. Tanrı, her bir dini ile ayn bir insan topluluğunu meşgul etmektedir. İnsanlar inandıkları dinleri kendileri seçmediler; bilakis Rahman ve Rahim olan Tanrı, insanların inandıkları dinler için seçmiştir. Eğer bir kimse başka bir kimseyi inandığı dinin doğru olmadığı iddiasıyla kınarsa, bu hareketiyle o insanın kendi iradesiyle bir tercih yapmış olduğu yolunda bir hüküm vermiş olur. Bu da aslında. Kadercilerin tarzıdır ve Zerdüştler böyle bir dinî topluluktur (yani bunlar düalisttir).

Bilesin ki, Yahudilik, Hıristiyanlık ve diğer dinler, sadece çeşitli sanlar ve farklı isimlerdir; fakat hepsinde maksat aynıdır, farklı değildir.

Ben dinlerin ne olduğu konusunu çok düşündüm. Neticede gördüm ki, dinler, bir kökün çeşitli dallarıdır. Bir insandan, onu alışkanlıklarından alıkoyan ve bağlarından koparan bir din seçmesini talep etme. O zaten varlığın sebebini ve yüce gayelerin mânâsını kendisinin en iyi anladığı şekilde arayacaktır! Zahirde inanç ve inançsızlık arasında sadece bir isim farkı vardır. Hakikatte ise, bunların ikisi arasında hiçbir fark yoktur.”


Kendine kalbimi mekân seçtin
O, Sen’in sırlarınla dolu şimdi
Evine hoşgeldin, umarım
Komşu olmak hoşuna gider
Şimdi orada Sen’den başka
Bir sır yok benim bildiğim
Kendi gözlerinle bak,
Davetsiz bir misafir var mı orada?
Sen’in benden ayrıldığın gece,
İster uzun olsun, ister kısa
Sevgili yoldaşlarım kalır burada.
Hatıralar ve umut
Eğer hoşuna gidiyorsa felaketim
Ben de memnunum hâlimden
Ah beni öldüren! Sen benim için
Ne istersen ben de onu isterim

Sabırlı olmak istiyordum - lâkin
Kalp uzak yaşayamaz kalpten
Sen’in ruhun benim ruhuma karıştı -
Bir yaklaştı, sonra süzülüp uzaklaştı.
Ben Sen’im, aynen Sen’in Ben
Olduğun gibi; hedefim ve gayem.


Hallaç efsanesi aşağıdaki hikâyeden ortaya çıkmıştır:

Hallaç çarmıha gerildiği zaman, Hızır yanından geçer. Hallaç, Hızır’a şöyle seslenir: “Tanrı dostlarının mükâfatı budur!”
Hızır cevap verir: “Biz onu (sırrı) sakladık ve sâlim kaldık. Sen onu ifşa ettin ve ölüyorsun. Ah Hallaç, bu sabah nasılsın?”
Hallaç, “Öyle bir hâldeyim ki, benden bir kıvılcım uçup gitse, bununla cehennem bekçisini ateşiyle birlikte yakabilir.” dedi.


Kalbimde bazı heves ve arzular vardı.
Bir oldular Sen’den sonra, bakışım seçkin
Sen benim sultanım olalı varlıkların sultanıyım ben.
Vaktiyle kıskandıklarım, şimdi beni kıskanıyor
İşte bu yüzden dostum da düşmanım da beni kınıyor
Zira kimse bilemez ne büyük bir çile çektiğimi
İnsanları kendi dünyalarına ve inançlarına bırakıyorum
Ben Sen’in aşkın içindeyim - Sen dünyanın ve inancın özüsün


Bir dost anlatıyor:

Hallac’ı, Bağdat’ın el-Hatice semtinin pazarında gördüm. Ağlıyor ve halka yalvarıyordu: “Ey insanlar, beni Tanrı’dan kurtarın! Ey insanlar, beni Tanrı’dan kurtarın! Ey insanlar, beni Tanrı’dan kurtarın! Çünkü, O, beni benden aldı ve beni bana geri vermiyor ve gücüm bu hâli kaldırmaya yetmiyor ve ben ayrılıktan, O’nun huzurunda olmamaktan ve O’ndan mahrum kalmaktan korkuyorum . Vay o kim senin hâline ki, huzurda bulunduktan sonra kısmeti ayrılık olsun ve Bir olduktan sonra ayrı düşsün!"

Hallac’ın etrafına toplanan halk da ağlıyordu. Hallaç da. Bu hâl Attab Camii’nin  önüne kadar devam etti. Hallaç, caminin kapısının önüne gelince durdu ve konuşmaya başladı. Söylediklerinin bir kısmı anlaşılıyor, bir kısmının mahiyeti pek anlaşılmıyordu. Anlaşılabilenlerin bazıları şunlardır:

“Ey insanlar! Doğrusu O’nun yarattıklarıyla konuşması lütfundandır. O, onları terbiye etmek için, onlara görünmekte ve tekrar saklanmaktadır. O, kendini zaman zaman aşikâr kılmasa herkes inançsız olurdu ve O, kendini perdelemese, herkes yoldan çıkardı. Bunun için O, bu hâllerin hiçbirini devamlı kılmıyor. Benim hâlim ise, başkadır! O, hiçbir an kendini benden saklamıyor. Öyle ki, benim insanlığım O’nun Tanrılığında kaybolana kadar ve benim bedenim O’nun varlığının nurunda eriyip yok olana kadar, ben hiçbir an huzur bulamıyorum. Şimdi benim ne cevherim ne de izim, ne suretim ne de bilgim var!”


Sen’i düşündüğümde hasretin beni titretir
Sen’i unutursam, azap ve keder
Ben sadece incinmeyi arzulayan
Bir kalbe dönüştüm- beni titreten acıya koşan
Sen’i istiyorum, beni mükâfatlandırman için değil
Sen’i sadece beni cezalandırman için istiyorum.
Zira ben dilediğim her şeyi elde ettim
Azabıyla beni kendine hayran bırakan Sevgili dışında.
Hamdolsun insanlığını (nasut) aşikâr etti
Tanrısallığın (lahut) göz kamaştıran sırrını
O, mahlukaında aşikâr olmuştu
“Yiyen ve içenin” suretinde
Mahlukat O’nu gözleriyle görene kadar
Kirpik kirpiğe bir bakış misali.


Öğrencilerinden biri anlatıyor:
Hallac’m Bağdat Pazarı’nda şöyle dediğini duydum:

Haydi dostlarıma haber verin
Denize açılmıştım, parçalandı gemim.
Benim ölümüm çarmıhın dininde
Gitmem artık ne Mekke’ye ne Medine’ye

Sonra onun arkasından gittim. Evine girdi. “Allah-u Ekber!”diyerek namaza başladı. Önce Fatiha suresini, arkasından Şu’ara suresinden (26. Sure) Rum (30. Sure) suresine kadar okudu.
“Kendilerine ilim ve iman verilenler de derler ki...” (Rum suresi 30/36) Burada durdu ve tekrarladı. Sonra ağlamaya başladı. Selam verdikten sonra, sordum ; “Şeyhim, pazarda bir kâfir gibi konuştun. Şimdi burada bu şekilde namaza duruyorsun! Sen ne istiyorsun, maksadın nedir?” O, eliyle kendisini göstererek, “Bu lanetlenmişin katledilmesini istiyorum.” dedi.

“İnsanları böyle bir bâtıl işe teşvik etmek caiz midir?” diye sordum . O da, “Hayır; hattâ ben onları Hakikat’e teşvik ediyorum . Zira bana göre, (eliyle kendisini göstererek), bu şahsın katli şeriata göre vaciptir ve onlar bu işten dolayı mükâfatlandırılacaklardır; çünkü gayretleri dinleri içindir.” diye cevap verdi.


İbrahim ibn Fatik anlatıyor:
Hallac’ı çarmıhın önüne getirdiklerinde, bir çarmıha baktı, bir çivilere baktı ve sonra gözlerinden yaşlar gelinceye kadar gülmeye başladı. Sonra etrafta toplanan kalabalığa döndü. Kalabalığın içinde duran Şibli’ye şöyle dedi: “Ebubekir, seccaden yanında mı?” Şibli: “Elbette, Şeyhim ” dedi. Hallaç, rica etti: “Öyleyse onu benim için yere ser.” Hallaç, Şibli’nin yere serdiği seccade üzerinde iki rekât namaz kıldı. Ben yakınındaydım. İlk rekâtta Fatiha suresini, arkasından Bakara suresinin 155. ayetini okudu: “Çaresiz sizleri biraz korku, biraz açlık, biraz maldan, candan ve ürünlerden eksiklik ile imtihan edeceğiz. Müjdele o sabırlılara.”

İkinci rekâtta ise, yine önce Fatiha suresini, arkasından Âl-i İmran suresinin 185. ayetini okudu: “Her nefis ölümü tadacaktır...” Ve selam verdikten sonra bir dua etti, çoğunu hatırım da tutamadım; hatırladıklarımın bir kısmı şunlardır:

“Ey Tanrım, and olsun ki, Sen her yönden tecelli edensin ve her yönden münezzehsin. Sen’in benim hakkımı korumaya söz vermenin karşısında, benim Sen’in hakkını korumaya söz vermem... Aslında benim Sen’in hakkını korumaya söz vermemle, Sen’in benim hakkımı korumaya söz vermen birbiriyle çelişiyor. Zira Sen’in hakkını korumak için benim vereceğim söz benim insan tabiatımdan, halbuki benim hakkım için Sen’in vereceğin söz Sen’in ilâhı tabiatından kaynaklanmaktadır. Ve nasıl benim insanlığım Sen’in Tanrısallığına karışmadan yükseliyorsa, Sen’in Tanrısallığın da benim insanlığıma hiç dokunmadan onu ezip geçiyor.

Sen’in ezeliyetinin karşısında benim faniliğim... Faniliğim, Sen’in ezeliyet örtünün altında. Bunun için Sana sonsuz şükürler olsun ki başkalarından gizlerken. Cemalinin tecellilerini bana cömertçe bahşettin ve başkalarına yasakladığın en derin sırlarını görmeme izin verdin. Bu kulların Sen’in dinine olan bağlılıklarından dolayı beni öldürmek için toplandılar. Böylece Sana daha yakın olmak istiyorlar. Onları affet! Çünkü, bana gösterdiklerini onlara göstermiş olsaydın, onlar bu işe niyetlenmezlerdi. Ve eğer Sen, onlardan gizli tuttuklarını benden gizli tutmuş olsaydın, benim de başıma böyle bir musibet gelmezdi. Sen yaptığın her şey için övgüye layıksın; Sen, arzuladığın her şey için övgüye layıksın.”

Sonra sustu ve bir süre içinden duaya devam etti...

Sonra söyle konuştu:

“Ah dostlarım öldürün beni!
Çünkü benim hayatım sadece ölümdedir.
Evet, sadece hayatta bana ölüm vardır,
Ve ölmektedir hayatım benim!
And olsun, en büyük rahmet,
Nefsi söndürürek süzülmek göğe,
En kötüsü ise
Yapışıp kalmak bu bedene.
Bıkkınlık içindedir ruh.
Hâlâ bu harabede yaşamaktan:
Öldürün beni, evet ve yakın beni.
Uzuvları sefilce titreyen bedenimi!
Sonra geçip gidin yanından
Cansız mezarların
Benim Dostumun sırrını
Bâtınımın mirasından alın
Görmüyor musunuz, en yüksek makamlara
Ulaşmak gayretindeki yaşlılardan biriyken
Şimdi bir çocuk gibiyim.
Sadece ana memesine düşkün.
istirahat ediyorum tuzlu toprakta,
Ve karanlık mezarda yatarak!
Hayret, benim annem
Hayat vermiş kendi babasına.
Ve benim küçük kızlarım
Kardeşlerim gibi etrafımda
Bunun sebebi
Ne aldatma, ne de devir değişimi.
Toplayın bir araya bütün parçalarımı
Işıklı bez parçaları arasından.
Havadan ve ateşten,
Yanıbaşınızdaki canlı pınardan!
Ekin onları ihtimamla,
Tozlu ve dümdüz toprağa.
Ve sulayın onu, ah dostlarım:
Bırakın dönsün süzülerek kadehler!
Bırakın doldursun hizmetkârlar.
Fışkırsın çeşmelerden sular!
Bakın, yedi gün sonra burada
Yükselecek asil bir funda!

Cellat Ebül-Hasan tam bu esnada Hallac’a yaklaşarak ona öyle bir tokat attı ki, burnu kanadı ve kan damla damla ak sakalından aşağıya akmaya başladı. Bundan çok etkilenen Şibli, feryat ederek hırkasını yırttı. Ebül-Hüseyin el-Vâsıti ve daha bir çok sufi bayıldılar ve halk az daha ayaklanıyordu. Fakat askerler yapacaklarını yaptılar...

Şibli anlatıyor:

Hallac’ın yanına yaklaştım. Elleri ve ayakları kesilmiş, gövdesi bir direğe bağlanmıştı. “Tasavvuf nedir?” diye sordum .

Dedi ki: “Burada gördüğün, onun en alt makamıdır.” “Öyleyse en yüksek makam hangisidir?” diye sorunca, şu cevabı verdi:

“Senin için oraya yol yoktur. Fakat onu yarın göreceksin. Benim gördüğüm gayb âlemindedir ve bu yüzden senden saklıdır.”

Ve akşam namazı vakti geldiğinde, halifeden, boynunun vurulması için izin çıktı. Bunun üzerine bekçi “Artık bugün akşam oldu. Bu işi yarına bırakalım !” dedi.

Sabah olunca, bağlı bulunduğu direkten onu çözdüler ve boynunu vurmak üzere, ön tarafa getirdiler. Hallaç o anda yüksek sesle şöyle söyledi: “Vecde kapılanın nasibi, Bir’in onu Bir’liğe geri götürmesidir.”
Sonra Kur’an-ı Kerim’in Şûra suresinin (42) 18. ayetini okudu: “O na (Kıyamete) inanmayan imansızlar onun çabuk gelmesini isterler, inananlar ise gerçek olduğunu bilirler de ondan korkar ve sakınırlar. İyi bil ki kıyam et hakkında tartışanlar, uzak (derin) bir sapıklık içindedirler.”

Bunların Hallac’m duyulan son sözleri olduğu söyleniyor. Sonra boynu vuruldu; bedeni bir hasıra sarılarak, üzerine katran yağı döküldü ve yakıldı. Külleri bir minarenin üzerine çıkarılıp rüzgâr alıp götürsün diye bırakıldı.


Şibli, Hallaç öldürüldükten sonra onu rüyasında gördü: “Tanrı sana ne yaptı böyle?” diye sordu. Hallaç dedi ki: “O beni hem aşağıladı, hem şereflendirdi!” Şibli sordu: “Hangi mertebede seni aşağıladı?” Hallaç cevap verdi: “Kudretine nihayet olmayan padişahlar padişahının yüce huzurunda doğrulara has mecliste!.” (Sure 54/55) Şibli, tekrar sordu: “Sana bunca eziyet çektiren halka ne yaptı?” Hallaç, “Hem bana iyi davrananları hem bana düşman olanları affetti. Zira bana iyi davrananlar beni tanıyorlardı ve Allah rızası için bana iyi davranıyorlardı. Bana düşman olanlarsa beni tanımıyorlardı ve Allah rızası için düşman oldular. İşte bu yüzden iki tarafı da fazilet sahibi olarak kabul edip onları affetti.” dedi.

Hallac-ı Mansur



Annemarie Schimmel
Hallac
"Kurtarın Beni Tanrı'dan"
Çeviri: G. Ahmetcan Asena
Pan Yayıncılık


Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Elleri bağlı denize attı ve seslendi:
Dikkat et, su ıslatmasın seni!

Hallac-ı Mansur

Fakat minberde asla!

Kalpte saklı olan sırrı
İfşa etmeyeceksin
Darağacında söyleyebilirsin,
Fakat minberde asla!

Mirza E. Galib

Hallac-ı Mansur

Sahne hazırlanmıştı; belki bir cilvesiydi
Önce tutuklanmana ve sonra ölümüne
Sebep olan mazinin: “Dedesi mecusi”,
Belki, “isyanda görülmüştün kölelerle”,
Belki, “fazla beraber olmuştun simyacılarla”.
Belki, Hindistan gezisi - veya başka şeyler...

Hiçbir yarar sağlamadı, nüfuzlu kişilerin
Davan için mücadelesi, veya âlimlerin
İstişareleri veya müritlerinin gösterileri -
Sadece sonu daha aşikâr kıldı...
Maksadın şöhret değildi. Islahattan konuşuyordun
Lâkin hususi - Önce kendini ıslah ederek...
Mamaafih “hususi” ne demek bilen yoktu.
Dikkatleri çekmiştin sen, vergilerin istismarına
Onların gidip kayboldukları hususi ceplere -
İşaret etmiştin sen ahlâksızlığa
Bir mutabakatmış gibi kamu adına işlenen günahlara.

Sorun bu değildi. Alışılmıştı vaazlara,
Etkileri kalmamıştı dünya işlerindeki sarsıntılar gibi
Bir defa başladıktan sonra, unutulanlar
Senin içindeki ahlâk ve adalet değildi;
Hakikatperestliğin değildi, hikmet sahiplerini
Kıskandıran, hükümdarları öfkelendiren -

Hayır, şendeki o Aşk ’tı - O’nun sana gelişi.
Senin esaret yoldaşın ve Dostun,
Sana, eşinden ve çocuklarından daha yakın.
Düşünceden daha şahsi
Asla terketmedi seni O - teslim oldun O sevdi.

Yasanın dediği gibi; lâkin O idi,
Seni seven; bir emir, bir düstur değil.
Duruşmada kıskanç bir sufi,
Mecnun ilan etti seni.
O “ermiş’tir” dedi bir muhafazakâr.
Resmî makamların gözünde ikisi de suçtu

Zindanda dokuz yıl. Asla terketmedi O seni,
Darağacına götürdüklerinde,
Sen O’na Ben diye seslendin
Seni hiçbir zaman terk etmeyen hiçbir zaman ölmeyen.


Herbert Mason

11 Kasım 2019

Dostumdu

2

Dostumdu. Dert endişe bilmedik birlikte,
Onunla duygularımı, paramı paylaştım;
Bir aylığına alır, bir yıl sonra verirdi de,
Bunun için ona kesinlikle kızmazdım,
Ondan farklı bir yanım yoktu benim de;
Dertli olduğunda çenesi açılırdı nedense,
Şen ve mutluyken görünmezdi kimseye.
Sıkıntıdan hayallerini benimle sürekli
Paylaşır, bana "sen" diye hitap ederdi;
Meziyetlerimi başkaları gibi överdi o da
Ve kadrilde sürekli ben olurdum karşısında.

3

O dostumdu. Böyle dostlar yok bugün...
Sevgili Saşa, ruhun huzur bulsun orada!
Yaban ellerin topraklarında uyusun,
Belleğimin dilsiz mezarlığında.
Dostluğumuz gibi, kimse dokunmasın.
Öldün pek çokları gibi sessizce,
Ama kararlılıkla. Gizemli bir düşünce
Hâlâ dolaşmaktaydı senin başında,
Gözlerini sonsuza dek kapadığında;
Can vermeden önce söylediğin şeyi,
Duyanlardan anlamadı bile bir tek kişi.

4

Bir selam mıydı o söz anayurduna,
Adı mıydı geride kalan bir arkadaşın,
Genç bir yaşama bir hsaret mi yoksa,
Yoksa bir çığlığı mıydı son çırpınışın -
Öngörmek kolay mı? Böyle bir anda
Bulanık endişelerle dolu olan kalbe
Ne dolabilirdi bu kadar kısa sürede?
Şimdi de anlatması gerekiyor belki
Hayalleri, işleri, serüvenleri sana ait -
Aptala eğlencelik, akıllıya derslik...

Mihail Yurgeviç Lermontov


Rabbin huzuruna çıkmaya hazırlanırken

Ölüyordum. Ne bir yakın, ne bir dost,
Bir kez uğramamıştı bana...
Boğucu gecelerin karanlığında korkuyla
Hayatımı sık sık geçirirdim gözden,
Rabbin huzuruna çıkmaya hazırlanırken
...
Ben de öleceğim! - Ama mezarımın başında
Bozkır rüzgârları ağıt yakacak yalnızca!...

Mihail Yurgeviç Lermontov
Çeviren: Kayhan Yükseler

Ey şairlerin eski lâneti

Ey şairlerin eski lâneti,
yakınan sürekli, konuşmak yerine,
durmaksızın değerlendiren duygularını
oluşturmak yerine onları ve bildiklerini sanırlar hâlâ,
içlerinde neyin neşeli olduğunu veya acıklı
ve şiirlerinde, yerebileceklerini veya övebileceklerini
onları, aynı hastalar gibi,
kullanırlar acının dilini,
anlatmak için sızlayan yerlerini,
kendilerini sert sözcüklere dönüştürmek yerine
bir katedralin taş ustasının
taşın soğukkanlılığına dönüşmesi gibi inatla.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Tanıl Bora

GİTME O GÜZEL GECEYE TATLILIKLA

Gitme o güzel geceye tatlılıkla
İhtiyarlık yanmalı ve saçmalamalı gün kapandığında;
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Akıllı adamlar, bilmelerine rağmen karanlık uygundur sonlarında,
Sözleri şimşek çaktırmamış olduğu için onlar
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

İyi insanlar, son defa ellerini sallarlar, bağırarak ne kadar parlak
Dans edebileceğini güçsüz eylemlerinin yeşil bir koyda,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Vahşi insanlar güneşi uçarken yakalamış olan,
Ve öğrenen, çok geç, yas tuttuklarını ona yolunda,
Gitmezler o güzel geceye tatlılıkla.

Ağır hastalar, ölüme yakın, körleştiren görme gücüyle gören
Kör gözlerin gök taşları gibi alevlendiğini ve şen olmasını,
Öfkelenirler, öfkelenirler ışığın ölmesinin karşısında.

Ve sen, benim babam, orada hüzünlü dorukta,
Yalvarırım, lanet et, hayırdua et bana şimdi acımasız göz yaşlarınla.
Gitme o güzel geceye tatlılıkla.
Öfkelen, öfkelen ışığın ölmesinin karşısında.

Dylan Thomas
Çeviren: Vehbi Taşar

Ruhunu saklayacak bir yer

Bir yeri olmak ya da olmamak, işte bütün mesele,
Ruhunu saklayacak bir yer. Bir coğrafya,
nasıl olursa olsun, düşleri beslesin, içinde
hayallerle ve çılgınlıklarla ilerlensin yeter.
Bir yer. Soğuğu iliklerine kadar işlese,
korkudan ve üzüntüden iki büklüm olsan bile.
Yoksul bir yer belki ya da yıkıntılı
Uzakta, terk edilmiş, her şeyden ayrı.
Seni barındıran, seni koruyan bir yer.
Yaşadığın, düşündüğün, sevdiğin bir yer.
Olma özgürlüğünü yarattığın o yer.

Agustín Tavitian
Çeviren: Bülent Kale

Fabrika

Fabrika. Üstünde duman tüten bulutları.
İnsanlar -cahil
yaşam -zor, sıkıcı.
Maskesi ve boyalı yüzüyle yaşam,
hırlar vahşi bir köpek gibi.
Bıkmadan dövüşmelisin
güçlü, ısrarlı olmalısın.
Çekmelisin
açlığın
öfkeli hayvanının dişlerinden
bir kabuk ekmeği.

Uzak değil bahar meltemi
taşlar, tarlalar, güneşin çağrısı...
Göklere yaslanan ağaçların
fabrika duvarında
gölgeleri.
Nasıl yabancı,
nasıl unutulmuş
öylesine garip gelir bize şimdi
o tarlalar.
Onlar
atmışlar çöplüğe
mavi gökleri ve düşlerini.

Haykırmalısın,
makinelerin gürültüsünü
aşıp geçmeli
senin sözcüklerin,
Aşıp geçmeli
meydanları, bomboşluğu.
Ben haykırdım yıllarca
sonsuzca...
Bir araya topladım herkesi:
Fabrika
makineler
ve insan
o en uzak
karanlık köşede olanı.

Sen fabrika
sen sessizce bizi körelten
dumanla ve kurumla
üst üste
kibir içinde! Sen öğrettin bize mücadeleyi.
Getireceğiz
güneşi
indireceğiz yere.
Öylesine yorgunlukla kararmış yüzler
senin zulmünün, acının altında.
Fakat bir yürek içerde sen yorulmadan
atar bin yürekle birlikte.

Nikola Vaptsarov
Çeviri: İlhan Özdemirci

Topla pılını pırtını bir yere gitmemek için!

Topla pılını pırtını bir yere gitmemek için!
Yelken aç her şeyin her yerde rastlanan olumsuzluğuna
Görkemli bayraklarla donanmış o düşsel,
Çocukluğunun o renk renk minyatür gemileriyle.
Topla pılını pırtını Büyük Yolculuk için!
Fırçaların ve makaslarınla ulaşılamayan
O çok renkli uzaklığı da unutma.

Topla pılını pırtını bir daha dönmemek üzere!
Sen kimsin toplumda boşu boşuna var olduğun bu yerde,
Ne kadar yararlıysan o kadar işe yaramaz,
Ne kadar gerçeksen o kadar sahte?
Sen kimsin burda, kimsin burda, kimsin burda?
Yelken aç, bir şey almadan yanına, değişik kimliğinle.
Bu insanlarla dolu dünyanın ne ilgisi var seninle?

Fernando Pessoa
Çeviri: Cevat Çapan

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum.

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum.
Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben.
Ya da o boşluğun yarısı, çünkü orada da hayat var...
Sonunda ben oyum işte...
Işığı söndür, kapıyı kapa, son ver koridorda terliklerini sürüklemeye.
Rahat bırak beni odamda tek başıma.
Aşağılık bir yer bu dünya.

Fernando Pessoa
Çeviri: Cevat Çapan

Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar.

Çoğu insan onları mutsuz eden koşullarda yaşıyor ve gene de bunu değiştirmek için hiçbir şey yapmıyorlar. Çünkü güvenli, rahat, rutin bir hayata koşullanmış durumdalar. Tüm bunlar huzur veriyor gibi görünse de insanın içindeki maceracı ruh için kesin olarak belirlenmiş bir gelecekten daha yıkıcı bir şey düşünemiyorum. İnsanın yaşama arzusunun özünde macera tutkusu yer alır. Yaşamın keyfi yeni deneyimlerde yatar, bu yüzden sürekli değişen bir ufuktan daha büyük keyif olamaz, her yeni gün yepyeni bir güneşin altında doğabilir.

Jon Krakauer
(Yabana Doğru / Siren Yayınları)