10 Nisan 2022

Vasiyet

Erken öleceğim göreceksiniz 
İçimden uzaklaştı bir atın kişnemesi
Gül soldurdum, dışlandım bir bahçeden 
Duvar sandım bileğime çaktım çiviyi 

Kibritimi kaybettim, yoğunlaştı karanlık 
Uğraştım, yakamadım güneş sandığım mumu 
Bir çığlığı ezberime aldım ben
İyiye çıkmayacak tabut yorumu 

Kimse bulup getirmedi annemin gülüşünü 
Babamın öldüğü gün evden çıkıp gitmişti 
Yanlış masal kahramanı olduğumu, tuhaftır 
Masalsız büyüyen çocuklar söylemişti 

Sokağın öbür ucunda tabelasız bir dükkan 
Kör makasın kestiği kumaş parçacıkları 
Aşk gömleği dikecekmiş, prova bekliyor 
Ustalık trenini kaçırmış terzi çırağı 

Kumaşım araya gitti, yenisini alamam 
Usta gibi konuşan bir çırağa inandım 
Hazırdım okyanusun tuzlu suyunu içmeye 
Yağmur birikintisine eğilmek zorunda kaldım 

Tabut sözcüğündeki ürpertinin anlamı 
Lekesiz beyazlık verir umarım kefenime 
Annem öldüğünde öyle yapmıştım 
Gül çakın tabutuma çivi yerine

Abdülkadir Budak

***

Gündemimde “Rus ruleti”, bir mermi çekirdeği 
Bir bıçağın kınıyla yenilediği sözleşme 
Fırtınasız denizde gemilerin batışı 
Tabancaya mermi koymayı  unutmak düelloda 
Gündemimde bahçıvanın çiçeksiz intiharı 
[…] 
Aşkın hisse senetleri değer kaybediyor hep 
Etin tadına bakılıp bırakılan borsada 
Bir bıçağın kendine saplanması gündemde 
Yarasına bastırarak kapıya kadar gelip 
Sokağa çıkması duygularımın 
Birisinin omzuma dokunup hişşşt demesi 
Yeniden çekilmesi büyük yalnızlığına 
Rus ruleti sonunda bir mermi çekirdeği

***

“Kar Manzarası” başlıklı şiirde görünen, ömre yağan kardır. Yaz mevsimi, ömrün olgunluk çağıdır ve yerini, yaşlılığa bırakmaya mecburdur. Sonsuzluk arzusu taşıyan insan, yaza aldanmıştır. Onun bitişini görmek insan ruhuna ağır gelir. İnsan yazın bitişini, kışın gelişini bu manzarayı görünceye kadar kabullenemez:

Eskimiş bir arkadaşlık anısına mı benzer, 
Kanı yerde kalmış günün kara düşen manzarası? 
Yaz geçmiş, nerden belli bir yaz daha göreceğim 
Ne kadar büyümüşüm, kızım gelin adayı 
[…] 
Tabancamı yitirdim, ona güveniyordum 
Bir acıyı şakağımda duydum-duymadım olurdu 
Bunu biri söylerdi gelin adayı kızıma 
Donarak ölme provası yapıyor duygularım 
Yazın yolunu kesmiş bir kış manzarasında


Kızının gelin adayı olacak kadar büyüdüğünü gören Budak, geçip giden zamanla beraber kendisinin de yaşlandığını ve ölüme doğru gitmeye başladığını fark eder. Bir yaz daha göreceğinden endişe eder. Şiirin ikinci bölümünde yer alan “Bir acıyı şakağımda duydum-duymadım olurdu” mısrası da bize intihar fikrini çağrıştırır. 

“Kar Manzarası” şiirinde şair, Abdülkadir Budak, mevsimler paralelinde ölüm temasını ele alırken; “Bay Bay” şiirinde de karla kefen arasında beyazlık açısından benzerlik kurar. Bu şiirde, Türk edebiyatında alışılmış bir benzetme olan, kış-ölüm benzetmesi yapılmıştır.

Nisanın hatırı vardı mayısın acelesi 
Bahar uzaklaşıverdi “az kaldı kışa” 
Valizime gökyüzünü sığdırdım 
Şiirler, kuşların aziz hatırasına 

Karla kefen arasında koşutluk kuruyor beyaz 
Çok derin üşüyorum benzedim kışa


“O Zaman Şimdi” şimdi şiirinde şair, gençlik yılarını ve şu anki yaşını kıyaslar. İnsanın yaşı ne kadar ilerlerse ilerlesin gönül yaşı kolay kolay değişmez. Yaşın ilerlemesiyle birlikte insan, ölüme bir adım daha yaklaşmış olur. Şair, genç iken ömrünü bir sevgilinin saçlarına dadanmış rüzgarla değişmeye hazır olduğunu, kırk küsür yaşında bile aynı hayallere yüreğinde yer verdiğini söyler. Bu çelişki içinde kalan şair,ölüme doğru gidişi hüzünle seyreder, bir kadının vücudunu ısıtmayan bedenini toprağa ısıtmaya en büyük aday olarak görür: 

“Gencidim, ömrümü değişmeye hazırdım 
Sevgilimin saçlarına dadanmış bir rüzgarla 

O zamanlar öyleydi de, şimdi farklı mı sanki 
Kırk küsür yaşımda bile yine bildik ütopya 

Ateşi haklı çıkaran aşkları sorgularken 
Külden alıntı yapmak düştü payıma 

Bir kadının koynunu ısıtamayan vücut 
En büyük adaydır şimdi toprağı ısıtmaya”

“Soğuma” şiiri elli yaşın sınırına dayanmış bir adamın yaşının ilerlemesini ve buna bağlı olarak içinde ölüm korkusunun belirmesini anlattığı şiirdir. Burada, yaşın ilerlemesine rağmen heveslerin gençlik dönemindeki heyecanla devam etmesi anlatılırken, bu çelişkiyi yaşayan insanın ölümü kabullenemediği gerçeği gözler önüne serilir. Şair, ölümü, kendinden uzaklaşmaya ve caddelerin içindeki sokağa kapanmasına benzetir. Yaşın ilerlemesiyle her şey yavaş yavaş anlamını yitirmeye başladığını düşünen Budak, bu duygular içinde yanmış kömürün soba için bir anlamı olmadığı gibi, elli yaşın da ömür için bir anlamı yoktur, der: 

“Anılara ne oldu? Madenden çabuk soğuyor 
Yaş elli mi oluyor, ki balkon çiçekleri 
Bahçe düşlerine nokta koyuyor. 
Bir arkadaş sesi gibi sıcaktım düne kadar 
Her kilidin üzerinde anahtarı vardı 
Nehir demiştim dördüncü dizede 
Düşen köprü mü sulara, zaman mı? 

Dudakta bir öpüşün soğurken sıcaklığı 
Yaş elli mi oluyor, öylemi geliyor bana? 
Ölüm dediğin nedir, kendinden uzaklaşmak 
Caddelerin kapanması içindeki sokağa 
[…] 

Farkım yok sararmış pencere perdesinden 
Yanmış kömür soba için ne anlama gelirse 
Elli yaşın sınırında o anlamı buldum ben”

Abdülkadir Budak

Her kitapta başka bir kimlik ve kişilik sergilemeyi yanlış bulan Budak, bu davranışı değişmekten gelişmekten sananları, pop çağının hızlı tüketilme mantığına hizmet etmekle suçlar. Belirsizliğin zenginlikten sayılmasını eleştirir. Ona göre şiirin kendine özgü söyleyiş özellikleri, imge alanları, özel sözcükleri olmalıdır. Şair, neyi nasıl yazarsa yazsın kendisi olmalı, tutarlılığını korumalıdır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder