11 Mayıs 2026

DUİNO AĞITLARI İKİNCİ AĞIT

İKİNCİ AĞIT

Her melek korkunçtur. Heyhat, yine de 
şarkılarla seslenirim size, ruhun âdeta ölümcül kuşları, 
bilerek sizleri. Nerede Toviya'nın günleri, 
en nurlulardan birinin, basit bir evin kapısında durduğu o günler,
yolculuk için azıcık kılık değiştirmişti de korkunç değildi artık; 
(delikanlıydı, merakla bakınan delikanlının yanında). 
Şimdi çıksa başmelek, o tehlikeli melek, yıldızların arkasından, 
tek bir adım atsa aşağıya, bu tarafa: yerinden sıçrar 
çarparak öldürürdü bizi kendi kalbimiz. Kimsiniz siz?

Erkenden talihe kavuşanlar, sizler ki kâinatın baştacısınız, 
dağ silsileleri, şafak kırmızısı dorukları 
tüm yaratılışın, - çiçeklenmiş tanrının polenleri, 
uzuvları ışığın, geçitleri, merdivenleri, tahtları, 
varlıktan mekânları, hazdan kalkanları, kargaşaları 
şahlanmış duyguların ve aniden, birer birer, 
aynalar: dışa yansıttığı güzelliği 
yine kendi yüzünde toplayan.

Oysa bizler, ne zaman hissetsek, buharlaşıp uçarız; ah bizler, 
nefes alıp verirken kendimizi tüketiriz; közden köze 
azalır kokumuz. Elbette der biri bize: 
evet, kanıma işledin, bu oda, ilkbahar 
seninle dolu... Beyhude, o da tutamaz bizi, 
içinde ve etrafında kaybolur gideriz. Ya onları, güzelleri, 
ah, onları kim alıkoyabilir? Hiç durmadan ifadeler yerleşir
yüzlerine ve silinir. Sabah çayırlarındaki çiy gibi 
seçilir bizimkisi bizde, buğusu gibi 
sıcak bir yemeğin. Ey tebessüm, nereye?
                                  Ey hayran bakış:

yeni, sıcak, kabaran dalgası kalbin-; 
heyhat: biz buyuz işte. Tadı bizimki gibi mi 
içine karıştığımız uzayın? Melekler sadece 
kendilerinden taşanı mı toplayıp alır sahiden, 
yoksa bazen, sanki yanlışlıkla, bizden de bir şeyler var mıdır içlerinde? Biz onların hatlarına 
hamile kadınların yüzündeki müphemlik 
kadar mı karışırız ancak? Fark etmezler bunu girdabında 
kendine dönmenin. (Nasıl fark etsinler ki?)

Sevenler, bilebilselerdi, harikulade söyleşirlerdi 
serinliğinde gecenin. Zira her şey sanki 
bizi gizler gibi. Bak, ağaçlar var; 
yaşadığımız evler ayakta hâlâ. Sadece biz 
geçip gideriz her şeyin yanından hafif bir dokunuş gibi.
Ve her şey birlik içinde bizi susmakta, biraz 
utançtan belki, biraz da kelimelere dökülemeyen umuttan.

Sevenler, sizlere, birbirine yetenlere, 
bizi sorarım. Birbirinizi kavrarsınız. Var mı kanıtınız? 
Bakın, bazen öyle olur ki, birbirlerinin 
farkına varır ellerim ya da yıpranmış yüzüm 
kendini dinlendirir avuçlarımda. Bu bana bir nebze 
his verir. Fakat kim cüret etmiş ki sırf bununla olmaya?
Sizler ama, diğerinin hayranlığında
büyüyenler, ta ki o artık dayanamayıp 
yalvarıncaya dek: artık yeter -; sizler, birbirinizin elleri altında 
bağbozumu gibi bereketlenenler; 
bazen de yitip gidenler sırf diğeri 
galebe çaldığı için: sizlere bizi sorarım. Bilirim,
böyle mutlulukla dokunursunuz birbirinize, 
çünkü okşayış kalıcıdır, 
çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler, 
örttüğünüz yer; çünkü altında o saf 
daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta 
kucaklayıştan. Fakat üstesinden geldiğinizde ilk 
bakışların korkusunun ve penceredeki hasretin 
ve ilk gezintinizin, bir kere dolandığınız bahçede: 
Sevenler, onlar hâlâ siz misiniz? Birbirinizin ağzına uzanıp 
kadeh gibi değdirdiğinizde dudaklarınızı -: meyden meye: 
ah, nasıl da tuhaftır o andan kopması içenin.

Şaşırtmamış mıydı sizi Attika stellerindeki ihtiyatlı 
duruşu insan ellerinin? aşk ve veda 
alınmamış mıydı hafifçe omuzlara, sanki bizimkinden 
başka bir kumaştan yapılmış gibi? Hatırlayın o elleri, 
nasıl da gevşek duruşları, oysa gövdelerde dipdiri bir kuvvet.
O kendine hâkim kişiler bilirdi: biz bu mertebedeyiz, 
bize özgü kendimize böyle dokunmak; tanrılar 
daha kuvvetle yüklenirken bize. Ama o da tanrıların meselesi.

Bulabilseydik keşke biz de saf, ölçülü, ince 
insani bir şey, bize ait bir parça bereketli toprak 
nehir ile kayalık arasında. Zira aşar
                          kendi kalbimiz de bizi
hâlâ onlar gibi. Ve göremeyiz kalbimizi artık, 
ne onu yatıştıran suretlerde, 
ne de yücelten tanrısal gövdelerde.

Rainer Maria Rilke 
Çeviri: Zehra Aksu Yılmazer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder