Ne idin, ne oldun ve ne olacaksın? Nereden geldin, nerede bulunuyorsun ve nereye gideceksin?”
Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen bu söz, yıllardır farklı zamanlarda karşıma çıkmış olsa da insan bazı sözlerin anlamını ancak yaşadıklarıyla birlikte kavrayabiliyor.
Çok değil, üç beş yıl önce kitabevi işletirken iflas etmiş, konuşma engelli eski bir meslektaşım vardı. O da kitap tezgâhı açardı. Hemen hemen her gün dükkâna gelir, tezgâhında satmak üzere kitaplar alır, parasını bir sonraki alışverişinde ödeyeceğini söylerdi. Çoğu zaman borcunu aksatırdı. Zaman zaman hesabını siler, sorduklarında da ödedi derdim.
Yanımda çalışanlar onun bu tavrından rahatsız olurlardı. Gelmesini istemez, ona karşı gösterdiğim yumuşaklığa da kızarlardı. Onlar açısından bakıldığında haklıydılar elbette. Bir işyerinde hesap bellidir; alınan malın bedeli ödenir. Fakat ben, belki de onun içinde bulunduğu şartları bildiğim için, hesabın her zaman kitaptaki rakamlardan ibaret olmadığını düşünürdüm.
Yine Antalya'dan tanıdığım, bir zamanlar kendisine toptan kitap sattığım başka bir meslektaşım vardı. O da iflas etmiş, İstanbul'a gelmişti. Uzun süre hastahanede yatmasına neden olan bir hastalıktan muzdarip, düzenli bir işi ve kalacak yeri olmayan biriydi. Kitabevine sık sık uğrar, bazen yirmi, bazen elli lira gibi küçük harçlıklar isterdi. Her defasında verirdim. Çocuklarım ve çalışanlarım bundan da rahatsız olurlardı. Onların gözünde ben, bir türlü “hayır” diyemeyen biriydim.
Sonra zaman geçti.
Kitabevini kapattım.
Hayatın insanı nereden nereye savurduğunu, insanın kendi geleceği hakkında ne kadar az şey bildiğini, belki de o zamanlardan daha iyi anlamaya başladım.
Bugün, o günlerde tezgâh açıp benden kitap alan kişiye yaklaşık iki yıldır toptan kitap veriyorum. Şimdi evimin harçlığı, sigara param bir bakıma onun vesilesiyle çıkıyor. Yıllar önce benim dükkânıma gelip veresiye kitap alan, hesabını zaman zaman aksatan o insan, bugün benim geçimime katkıda bulunuyor.
Antalya'dan gelip zamanında benden küçük harçlıklar isteyen diğer arkadaşım ise birkaç gün önce benim iş bulmama vesile oldu.
Bir zamanlar benim yardım ettiğim iki insan, yıllar sonra hiç beklemediğim bir biçimde hayatımın başka bir yerinde karşıma çıktı. İkisi de geçimime vesile oldu; biri benden kitap alarak, diğeri bana iş bulma konusunda yardımcı olarak.
Bunun bir hesaplaşma olduğunu düşünmüyorum. Hayatın iyilikleri ve borçları böyle cetvelle ölçülebilecek şeyler değil. O gün yaptıklarımın karşılığını bugün aldığımı da söylemiyorum. Zaten iyilik, karşılığı geldiğinde iyilik olmaktan çıkıp alışverişe dönüşür.
Ama insanın kendi hükmünü ne kadar erken verdiğini düşünüyorum.
Bir insanı bulunduğu yere bakarak tanımlıyoruz: Başarısız, borçlu, işsiz, iflas etmiş, muhtaç… Oysa insanın bugün bulunduğu yer, onun bütün hikâyesi değildir. Belki de en büyük yanılgımız, bir insanın “şimdi”sini onun “son”u sanmamızdır.
Bütün bunları düşünürken, babamın askerdeyken bana gönderdiği bir mektubun arka yüzünde kendi el yazısıyla bıraktığı kısa not çıktı karşıma. Yıllar önce yazılmış birkaç kelimeydi. O notu hangi düşüncelerle yazdığını, o sırada aklından neler geçtiğini bugün bilmiyorum. Belki sıradan bir öğüt olarak yazmıştı, belki geleceğe dair bir nasihat olarak, belki de o anın şartları içinde kendi hayatından süzdüğü bir düşünceydi.
Fakat yıllar sonra, tam da böyle bir hayat muhasebesinin ortasında karşıma çıkması, bana o sözün anlamını yeniden düşündürdü:
“Ne idin, ne oldun ve ne olacaksın? Nereden geldin, nerede bulunuyorsun ve nereye gideceksin?”
İnsan, bugününe bakarak kendisi hakkında kesin bir hüküm vermemeli. Hele başkasının bugününe bakarak onun geleceğine hiç hükmetmemeli.
Çünkü hayatın ne zaman yön değiştireceğini bilmiyoruz.
Bir zamanlar borcunu ödeyemeyen insan, gün gelir sizin ekmeğinizin vesilesi olabilir. Bir zamanlar sizden birkaç lira isteyen insan, gün gelir önünüze bir iş kapısı açabilir. Dün yardım ettiğiniz insanın bugün size yardım edeceğini bilmeden yardım edersiniz. Ve belki de hayatın en güzel tarafı budur: İnsanlar arasındaki hesaplar, bizim tuttuğumuz defterlerden çok daha başka bir yerde tutulur.
Babamın zarfın arkasına yazdığı o kısa notu şimdi başka türlü okuyorum.
Ne oldum dememeli.
Ne olacağım demeli.
Çünkü insanın geçmişi de bugünü de geleceğini bütünüyle anlatmaz. Hayat, bazen bir insanın başkasına uzattığı elin yıllar sonra bambaşka bir yerden kendisine dönmesidir.
Ve insan, ne zaman nereden geleceğini bilmediği bir iyiliğin içinde yaşadığını ancak geriye dönüp baktığında anlayabilir.
Ahmet
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder