Kayıtlar

Rüzgârla Yoldaş

Resim
adım atıyorum sarı ve kızıl dalgaların üstünde sonbahar günbatımında gecenin ve günün sonuna inandığım kadar hiçbir şeye inancım yok şimdi nerede? ne yapıyor? unutmuş olduğum kişi. rüzgâra yoldaş gelmişim yazın ilk gününde kendiyle beraber götürecek beni sonbaharın son günü geliyorum bir başıma içiyorum bir başıma gülüyorum bir başıma ağlıyorum bir başıma gidiyorum bir başıma doğu değil batı değil kuzey değil güney değil durduğum yer, yalnız burası bağırıyorum derin vadinin tepesinden yankıyı beklerken gözyaşımı durduramıyorum ağlamanın yeri olmadığı zaman her zaman biriyle buluşmayı bekliyorum ki gelmeyecek.. ismi hatırımda değil yıllardır saman çöpü gibi mevsimlerin arasında avare olmuşum.. Abbas Kiarostami

Eski Nisan

Resim
Canımın yongası, sevdiğim, Bir kaç gün çaldık ilkbahardan Geçtik yıllardır özlediğim Erguvan ışıklı kıyılardan Aşkı sessizlik tanımlar Gençken tersini düşünürdüm Akşamla dönerken geriye dalgalar Yalnızlığı çırılçıplak gördüm Durduktu önünde Ege Denizi'nin Gözleri mayıs bulanığı, Kuytuluğunda eski evlerin Dolaştıktı Ayvalığı Eski nisan, her şey gibi, Kalbim de, rüzgar da eski, Çırpınıp duruyor havada Yitik anıların kelebeği Ataol Behramoğlu

Eski Çocuk

Resim
“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor” (1) dizesi yarısıdır çocukluğun, yarısı çocuk olan biri söyleyebilir bunu ancak galiba az çok böyle bir şey şiir yazmak yarısı sözcüklerin uçurtmasını uçurmak yarısı uçurtmanın kuyruğuna yenilerini takmak yeni...de ne, yeni sözcükler mi yalnızca yeni sözcükler evet yeni misketler gibi pırıl yeni bulutlar ki nereye giderlerse gitsinler her yer onlarla gökyüzü olur hepyeni bir gök olur ama çocukluk gibi işte hep şuramızda durur şuramız deyip geçmeyin şuramızdır şunca’azdır şiir zaten, ne olacak ki hem çocukluktan güzel şiir mi var, yok, nerden mi biliyorum yine şiirden yine çocukluktan yine kendimden de bilseydim keşke, yarısı çocuk olmaya çalışıyorum şiir yaz, aşık ol, çocuk yap, dünyayı gez hep hepsinde de insan çocukluğuna yetişmeye çalışıyor işte hem de o hiçbir yere gitmemiş olan çocukluğuna o zaman yavaş diyor insan kendine dur biraz sen eski bir şehirli eski çocuksun bu gökyüzü bu çocukluk nerede var, duy...

Kim Bu Çocuk?

Resim
Çocukluğum annemdir benim. Uzun kış gecelerinde anlattığı masallardır. Deniz diplerinde yürüyen devler, gökyüzünün kapısında bekleyen ejderhalardır. Çocukluğum Sanamer’dir benim. Leylek dedenin okul bacasında kurduğu yuvadır. Kartalların bir dağdan bir dağa uçarken yüzüme düşürdüğü gölgedir. Güz harmanında saman yeli, yaz bostanında üzerime yorgan niyetine serdiğim kavun karpuz kokusudur. Çocukluğum Aras’tır benim. Elleri bedenlerinde büyük adamların Çobandede köprüsünde tuttukları balıktır. Düşlerimi eyerlerinin kuytusunda gizlediğim atlardır. Çocukluğum sevinçtir benim, yüreğimdeki keder, dilimdeki hüzündür. Nice rüzgârın dilden dile, gönülden gönüle aktardığı türküdür. Şiirdir akarsuların ezbere bildiği. Ezberimden çıkmayan sevgidir, sevgilidir. Çocukluğum kuzukulağıdır benim, ebegümeci, madımaktır. Gün sarısı arpadır, güneş karası buğday, aya bakan ayçiçeği, güne yakışan çavdardır. Çocukluğum tek odada beş sınıfı okutan öğretmenimdir. Annemden aldı...

Rüyası Merak Edilen Çocuk

Resim
Çocukluğunu hatırlayabilenler uçsuz bucaksız kıyılara daha kolay uzanabilirmiş. İnsan en iyi bildiği şeyi yazarmış. Bu doğru. Çocukluğumu yazmak istediğimde birden akın ediyor çocukluk günleri. Belleğime kayıtlı çocukluk anıları sesleniyor bana çocukluğumun patikalarından. Çocukluk dürbünümden görünenler karşısında yine şaşırıp kalıyorum işte! . . Bizden önceki, bizim ve bugünkü kuşaklardan erken ve hızlı büyümeleri istendi hep. Çocukluktan kaçış sarmalından bugün de bir türlü kurtulamadık. Erken büyümüş çocuklardık. Büyük adam olmamızı söyleyenleri dinlememiz öğütlense de büyük adam olmanın ne anlama geldiği öğretilmedi bize. Benim çocukluğum uçsuz bucaksız bir çocuk ülkesi. Kelimenin tam anlamıyla bugün geçmişe doğru bakınca tam bir yitik cennet. Acıları, yoksulluk ve yoksunlukları, arada sevinçleriyle bütün ayrıntılarını hatırladığım uçsuz bucaksız bir dünyadır çocukluğum. Çocuk ödevini yaşama biçimi olarak tercih etmemin ilk nedeni de bu olmalı… Çocukluktan tamamen kopu...

Cennet Çağrışımı

Resim
Akşam güneşi vurunca bahçelere Bir cennet çağrışımı yapıyor ağaçlarda Erguvanlarda Ve artık açılmaya başlayan Bayıltıcı kokularıyla Temiz kalpleri Ağlayış çizgisine çeken İğdelerde Ve bahçe çitlerine dolaşık yaşayan Hanımellerinde Bulutlar bu saatlerde özeniyor Erguvan ağacının çiçeklerine Yamaçlara güpegündüz rüya gördüren İstanbul’da bir küçük hanım sultan Mahmur uykulardan yeni uyanmış İmkânsız güzelliğiyle erguvan Cennet çağrışımı yapıyor Seni bu renkte mi özlüyorum ben? Senin çitlerine mi tutundu kalbim? Bahçede haylaz bir merdiven Tahtadan Çocuklara yaramazlık fısıldayan Boyu erik ağacını geçiyor Göklere uzanıyor basamakları İki kolu ayrılmaz bir ikili Biri sen biri ben miyim? Cenneti seviyorum Çünkü sen cennettesin. Şaban Abak

Eski Sahneler Eski Oyuncular

Resim
Ablalarıma, ağabeylerime  ve küçük kardeşime… daracık uzunca bir hol, mutfak olarak kullandığımız bir ‘tandır evi’ ve tandır evine açılan, yoksullara vergi bir mizah zevkiyle ‘kuyu’ dediğimiz, Yusuf ’un kuyusundan hallice, yeraltında, eski kilerden bozma on metre karelik o tek odada tam on kişi yaşıyorduk: yedi kardeş, anne-baba ve ‘abla’ diye çağırdığımız, ermeni tehcirinde merhameti sonsuz Tanrı’nın kuyuların bu en rahme benzeyeninde ‘sıtar’ ettiği, dulların en güzeli inananların hası, yetmişlik Fadime Abla. sonra, bütün kış boyu köyden kağnılarla oyunlara taşınan, sahneye giren çıkan dayılar, teyzeler, kuzenler… ve cismiyle ‘kuyu’da yer kaplamayan, tersine, alçacık sesi, utangaç doğası ve kendisi gibi küçük küçücük ‘hekâtları’ yla bize kuyu içinde kuyu, kuyu içinde saraylar, has bahçeler armağan eden ‘böyükanam’ , o, bir insan yüreği büyüklüğündeki ‘khemeççik’ hatun, sevgili anneannem… bir de ‘Paşiko’ muz vardı, annemin halası ve hemen...

Çocuğun Ölümü

Resim
alev sarısı rüyalar içindeyim koymayan ellerimi gecelerden yana pul pul dönüyor şekiller pul pul şekiller... uçan uçana alışmak ister toprağa sükana sallama beni sallama beşik yavru kuşlar tomurcuklar için buncağız mı sürer misafirlik esmer aydınlığında ağır bir akşamüstünün gözlerim meyveler almış rengini dudağımın söyleyin söyleyin gülebilir miyim uyutmaz beni ninniler şimdi ve gürültüler uyandırmaz her şey sessiz her şey dümdüz olsa ne gezer saçlarım hala asi, hala yaramaz giderim gitmesine lakin oyuncaklarım kimin olacak beş vakit tuttuğu anneciğimin kollarım kimin, parmaklarım kimin olacak Gülten Akın

Bahçe Görmüş Çocukların Şiiri

Resim
İlkin sakin kiraz bahçeleridir andığım eski günlerden Şehrin çocuklara mahsus kaydıraklardan olduğu Fi tarihinde kutsal sözleri kale almadıkları için Harap bırakılmışlar tabiatüstü güçlerle Bir kere elime aldım mı çocukluğumu Üstüne kerametler yazılı derilerde Geleceği bildiren derilerde Başlar yeni bir mantığın bağbozumu Paganini bakışıyla ölümü inkar eden Anneleri şaşırtan çocukları büyüleyen Sevimli kahinlikleriyle fakirleri sevindiren Ve siz ey çingene kadınları O yıllar savaş yıllarıydı geceleri karartma Gündüzleri fırın önlerinde birikirdi halk Biz çocuklarla büyükler arasındaki fark Bir yanda şehir bir yanda kiraz bahçeleri Sezai Karakoç

Avşar Sokak

Resim
Kuşlar sokağımızı niçin terk etti Bunun cevabını hâlâ arıyorum 9 numaradaki necati olabilir sebebi Üç güne kadar meydan çocuklara kalacak Necati ölüyor safran dişleri onunla beraber gidecek Elleri bir yılan kadar soğuk bayan Ünver Her gün kahvaltıyı bir kez olsun gülümsemeden hazırlayacak Kösnül kedimiz bile kaçardır ondan Buraya kadar her şey oldukça bilindik Avşar sokak tuzaklarla dolu bir uçan bir kaçan kurtulur Çocuk bir sabah göğe merdiven kuracak Okyanustan bir ip uzatacaktı ya amiral uçmayı bir kenara bıraktığımın ertesi pilli kanatlarım erkenden bozulmuştu afrika’ya kuş uçuşu -ohoo daha çok vardır orada hayvanlar bile karadır minicik bir balığı yakalamak için bile sabır gerek –sende ne gezer moby dick’i vurdular ben buna karşıyım kaptan ahab tombul balıklar aşkına ben prensipte karşıyım çocukluğa da günler çok uzun, artıyor çocukluktan, bir şeye benzemiyor sıkıntıyı ordan biliyorum feci güneşte sararan otlardan bazıları çocukluğu geçici bir cennet sanıy...