25 Şubat 2023

DEPREMDE GÖRDÜKLERİM

1- Kiracısını beş bin, on bin gibi rakamları veremediği için çıkaran ev sahibiyle kiracısını aynı çorba kuyruğunda gördüm.

2- Erzak dağıtırken “bu bana yeter, biraz benden sonrakilere ver diyen köylüler gördüm.

3- Dağıtım sırasında bizi zorla evine götürüp yemek yediren, evde yiyecek namına ne varsa sofraya getiren depremzede gördüm.

4- Allah’tan şer gelmez, Allah’tan ne gelirse hayırdır. Bu depremde de hayır var diyen depremzede gördüm. 

5- Arabasının çalıştırıp uyuyunca arabasının ekzozundan zehirlenip ölmek üzere iken komşusu tarafından fark edilip zehirlenmiş halde uyandırılan aile gördüm.

6- AVM’si yıkılmış, arabaları enkazın altında kalmış, bizden bulgur alacak kadar sıfırı tüketmiş iş adamları gördüm.

7- 20 saat uğraşıp kolu kesilmesin diye sütunu/kolonu kesip kurtardığımız 24 yaşındaki kızımızın üç saat sonra öldüğünü gördüm.

8- Annenin önce beni kurtarın, kızının önce beni kurtarın diye yalvardığı mahşer alanını gördüm.

9- Nesi var nesi yoksa bırakıp Şehri terk etmek isteyen genç jenerasyonla, buraları bırakmayın, şehrinize sahip çıkın, terk etmeyin diye yalvaran yaşlıları gördüm. 

10- Kilometreyi daha önce bir kere sıfırlamış Suriyelileri, bu ikinci kilometre sıfırlama olayında daha rahat, şerbetli, daha kabullenici, daha mütevekkil görürken, Anadolu insanının kafasını daha karışık gördüm.

11- Depremden kocasının ölmüş cesedi çıkınca “Depreeem Allah senin belanı versin” diyerek kendini paralayan kadınlar gördüm. 

12- Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.

13- Alt, üst, yan komşusunun kim olduğunu bilmeyen komşular gördüm.

14- Termal kameranın arama kurtarma ekiplerinin işlerini ne kadar hızlandırdığını, eğer yoksa iğne ile kuyu kazmaktan beter olduğunu gördüm. 

15- Bir insanın hayatının senin ellerinde olduğunu, sen yardım etmezsen öleceğinden emin olduğun yüzlerce yalvarma arasından hangisini seçeceğini, hangisini çabuk kurtarırsam diğerine çabuk varırım kararsızlığı yaşadığımı gördüm.

16- Her insanın hiç bir şey yapmasa bile bir deprem bölgesini ömür boyu ibret olabilmesi adına ziyaret etmesinin zaruri olduğunu gördüm.

17- İnşaatını iyi mühendislere yaptıranla kötü mühendise yaptıranların elde ettikleri kârı hayatlarıyla ödediklerini gördüm.

18- Dışı cancanlı olan binaların yıkılınca ne kadar da malzemeden çaldıklarını, elimizde ufalanan duvar parçalarının aslında elimizden dökülen birer insan karakteri olduğunu gördüm.

19- Talan edilmemiş tek bir zincir market şubesi, bir bakkal, bir çerezci, sanayide yedek parçacı, bir AVM’nin olmadığını görünce ahirete tehir edilen hesaplarımızın çok daha büyük olduğunu gördüm.

20- Hz Adem dünyaya nasıl sıfırdan başladıysa yöre insanının da sıfırdan başlamaktan başka çaresinin olmadığını, halka verilecek telkinlerin bu yönde olması gerektiğini gördüm. 

21- Bir hafta boyunca para harcayacak bir şeyin olmadığını, cüzdanımı çıkarmadığımı, satın alınacak bir şeyin olmadığını gördüm.

22- İlk defa bir hafta boyunca ezan okunmayan bir İslam şehrinin olduğunu gördüm. 

23- Habib-i Neccar camisinin yıkılmasıyla en eski tarihi bir eserimizin daha yok olduğunu gördüm.

24- İnsanoğlunun yatay mimariye geçmesinin, en fazla üç kat olması gerektiğinin gerekirse dinî bir fetvayla farz haline dönüşmesinin zorunlu olduğunu gördüm.

25- Olası bir İstanbul depreminde arama kurtarma ekiplerinin hayatî önem taşıdığını, her Türk vatandaşının hilti, matkap, spiral çeşitlerini kullanacak, enkazda koridor açacak kadar deprem bilgisine sahip olması gerektiğini, evlatları içeriden bağrışırken ne yapacağını bilmeyen abiler ve babaların olduğunu gördüm.

26- Bu topraklarda yaşamayı göze alanların depremi de göze almaları gerektiğini; Allah’ın yerleşimcilerin dinine göre yer altı tabaklarının rotasını değiştirmeyeceğini, tedbirimizi Allah’ın değil bizim almamız gerektiğini gördüm.

27- Bölgeye gelen yabancı arama kurtarmacıların risk alma noktasında çıtkırıldım olup, enkazda %1 risk bile varsa enkazın altına girmediklerini ama termal kamera ve köpekleriyle kısmen bu açıklarını kapattıkları gördüm.

Alpaslan Arslan

09 Şubat 2023

ACIMIZ VE KEDERİMİZ GİDEREK YOĞUNLAŞIYOR

Utancın bin bir türlüsünü yaşıyoruz. Evde ekmek biraz kuruyunca "tazesini alalım" dedik. Çocuklara bisküvi beğendiremedik. Eşyalara, teknolojik ürünlere neler ödedik. Kıyafet desen biri geldi, biri gitti. Aman en iyisi olsun, beğenen fiyatını da sorsun. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Çocuklarımıza en iyi planları yaptık, neredeyse kaderlerini inşa etmeye kalktık. Şunu giysin, bunu yesin, orada okusun, burada yüzsün. Her şeyin en iyisini hak ettiğini düşünen, şımarık, kimseyi beğenmez, muhabbet ve merhamet nedir bilmez bir nesil çıkarttık ortaya. Ellerimizle inşa ettik. Şimdi hepimiz utanç içindeyiz.

Günlerdir pek çoğumuz içtiğimiz kahveden, yediğimiz yemekten, tıkındığımız abur cuburdan, sıcak duştan, rahat yataktan utanır olduk. Utanç galip geldi. Utanç şimdi bize bir şey hatırlatıyor. Gelip geçicisin, çık kibrinden, benliğe lanet de, vicdanını kuşan, merhametini göğsüne kat diyor. Bir defa daha değil, milyon milyar kez o eski zaman büyüklerinin öğüdü çınlıyor içimizde şimdi: Sana dünyada ne aldın, bize ne getirdin, ne yedin içtin, nereleri gördün diye sormayacaklar. Kimin göz yaşını sildin, kime iki çift sözle bile olsa ferahlık sundun, kimin omzuna elini koyup ayağa kaldırdın, bir insan kardeşine kendinden, bütünüyle kendinden olan ne verdin? Her şeye cevap verebiliyoruz değil mi, hazır cevap olmakla övünüyoruz, zekamız büyük, benliğimiz kabarık. Takır takır konuşuyoruz. O adaletinden şüphe olunmayacak terazinin meydana serileceği gün de takır takır konuşmak nasip olsun o zaman.

Velhasıl, afetin ilk dakikalarından itibaren, emir komuta dinlemeden, insan oluşunu bir vazifeye çevirip, alkış tebrik beklemeden, her kim bir başkasını çekip çıkarmak için ufacık taşları dahi yerinden kıpırdattıysa Hakk ondan razı olsun. Her kim bir başkasını o buz gibi soğukta ısıttıysa dünya sıkıntısı hissetmesin. Her kim o kapkaranlık geceye işık tuttuysa ömrü de ahiri de nur olsun.

Şurayı da geçmek içimden gelmiyor: Şimdilik yumruğumuzun içine közü kattık, bir yere sallayıp vurmuyoruz. Vakti geldiğinde konuşacak çok şey var. Zamanı değil deyip susuyoruz. Ama hatırlatıyoruz: "Susulunca tutulan çetele simsiyahtır/o siyah öcalmakcasına gür ve bereketlidir."
Baştan anlaşalım; acımız ve kederimiz giderek yoğunlaşıyor. Haliyle sözün de kılıca dönmesi muhtemel. Bir şeyden rahatsızım, onu paylaşmak istiyorum.

İki gündür aman çocukları televizyondan uzak tutalım, sakin çocuklara bir şey demeyelim, çocuklar bu olanlara dair bir şey bilmesinler diyenleri görüyorum. Size saygı duyuyorum. Siz makamlı, unvanlı, okullu, ilim sahibi, güçlü insanlarsınız. Biz bilmeyiz. Devam ediyorum. Yine iki gündür, çocuklar tatilin -ne tatili, zorunlu ara değil mi?-tadını çıkarsın, onlar hayata hep güzel tarafından baksin, nefes alsınlar, gülsünler, eğlensinler diyenler de var. Size de saygı duyuyorum. Ama iki tarafı da kabul etmiyorum, etmeyeceğim.

Ey güzel kardeşim, hocam, profesörüm, üstadım. Siz tam olarak nerede yaşıyorsunuz? Finlandiya'nın bir nahiyesinde mi? Avustralya'nın bir köyünde mi? Bizim toprakların çocukları, ölümü çok iyi bilir ve en erken yaşlarda öğrenir. Bir gün eşikte ters çevrilmiş ayakkabıdan anlar, başka bir gün anasının çığlığından anlar, öbür gün evine yanaşan siyah bir arabadan anlar, başka bir gün köyden gelen mektuptan anlar, karşı komşunun astığı bayraktan anlar. Ve çocuk yaşta gasilhaneye de girer, kabre de girer. Yetmez bir de mevlid okur. Burası böyledir.

Bu topraklar acıyla mayalanmıştır güzel kardeşim, sevgili büyüğüm. Savaşla, yıkımla, yoklukla, yoksullukla kanılmıştır buralar. Hani bugün televizyona bakıp "Ya ne büyük milletiz, nasıl da yardımlaşıyoruz, birlik oluyoruz' diyorsun ya, onun kaynağı acı. Acı bizi böyle etti. Acı bizi büyüttü. Ve maalesef acı bizi yılgın, yorgun yaptı. Bunca gerçeği ben elbette çocuğuma anlatacağım. Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de.

Bizim artık travma yenecek, acı unutacak hâlimiz kalmadı. Biz böyle devam edeceğiz. Travmanın da acının da ta kendisi olarak. Mayamız bu bizim. Vesselam.

Yağız Gönüler

07 Şubat 2023

İNSAN HİÇ KEPÇE OLMAK İSTER Mİ?

“Hadi uyu “ demek kolay.
Yanıbaşımda yardım edemediğim göz göre göre ölümü bekleyen çocuklar var anneler babalar var.
Olmuyor işte uyuyamıyorsun.

İnsan ne olmak ister?
Hiç kepçe olmak ister mi?
Şu an olsam keşke.
Tek tek enkazların üzerini açsam.

Haluk Levent 

05 Şubat 2023

KUŞLARIN ÖLÜMÜ

La mort des oiseaux

Akşam ocak başında, ormanda bir kuşun 
Bir yerlerde öldüğünü düşündüm uzun uzun. 
Can sıkıcı, hüzün dolu kış günleri boyunca, 
O bomboş, o sahipsiz yuvalar, rüzgârda, 
Külrengi gökte savrulup duruyor şimdi. 
Kuşlar şu kış günü ne diye ölüyor sanki ! 
Bereket versin ki menekşeler açtığında, 
Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 
Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 
Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa 

HABERCİ

Signe

Baş eğdim sonbaharın o en büyük müjdecisine
Meyveleri seviyor, nefret ediyorum çiçeklerden
Pişman oluyorum verdiğim her öpücüğe 
Çıplak bir ceviz ağacıyım, rüzgâra içini döken

Ebedi Sonbahar, ey düşümdeki mevsim
Eski zaman âşıklarının elleridir örten toprağını
Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim 
Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları

Guillaume Apollinaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

VEDA

L'Adieu

Yerden topladım şu çalı demetini 
Çekip giden sonbaharı hatırla 
Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi
Havanın kokusu ve çalı demeti 
Ve seni beklediğimi unutma

Guillaume Apollinaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

YAĞMUR DAMLASI

La goutte de plule

Az önce denize düşen bir 
Yağmur damlasını arıyorum. 
Acele acele aşağı indiğinde, 
Daha parlaktı diğerlerinden. 
Çünkü tüm damlalar İçinde, 
Biraz sonra, o güzelim tuzlu 
Suda, sonsuza dek kaybolup 
Gideceğini bir tek o biliyordu. 
Denizde aramam bu yüzden, 
Kudurmuş dalgalar arasında. 
Bir tek benim tanık olduğum 
O hoş, o nazik habra, kafamda 
Yeniden canlansın istiyorum. 
Uğraşmam nafile, biliyorum. 
Zira kudreti her şeyi kuşatan, 
Ve, ol dediğinde her şeyin 
Oluverdiği şu fani dünyada, 
Tanrı ermiş mi ki muradına.

Jules Supervielle
Çeviren: Yakup Yaşa 

AYRILIK

Absence

Beni terk ettiğin an, 
Gittiğin an değil inan ki.
Git, küçüğüm, bırak beni, .
Git de bir an önce kurtar kendini ! 
Yoksa buluşmalarımızın bitmesini 
İstemezdim hiçbir zaman. 
Daha içimde, daha dışımdasın, 
Benimle konuşuyorsun İşte, bak, 
Daha meraklı, daha uzaktasın, 
Daha cansız, daha acıtansin. 
Hep aklımdasın, âşığım sana !
Artık sana ihtiyacım yok; 
Şimdiden solmuşsun, bir hayalsin,
Bulanık, tereddütlü, vefasızsın,
Eriyip gidiyorsun zamanla; 
Anlaşılmaz, isyânkar, kuralsızsın,
Ve gidiyorsun, sesimi duymuyorsun, 
Artık yoksun, bekleyeceğim ama !

Paul Geraldy 
Çeviren: Yakup Yaşa 

TEFEKKÜRE DALMA

"Anlaşmak için aynı telden çalmalı; Aşık olmak için ise ayrı dünyalardan olmalı."

Paul Géraldy

Méditation

İnsan öylesine sever önce, 
Bir zevk ve merak uğruna, 
Belki bir umut görür diye, 
Hayran olduğu bakışlarda

Ve zamanla seven kalpler, 
Sevgi ve muhabbetle dolar 
Karışır gözyaşı ve gülüşler 
Artık iki yürek birlikte atar

Sevda köprülerinden geçip, 
Aynı kelimelerle konuşurlar, 
Ve tatlı bir alışkanlık edinip, 
Her gün her gece yazışırlar.

Ve bir gün hep aynı sözcükleri 
Kendi kendine sayıklamaya 
Başladıysan, Tanrı'm ! Anla ki, 
Çoktan boyun eğmişsin Aşka.

Paul Geraldy 
Çeviren: Yakup Yaşa 

SUSMUŞUZ

Nous nous taisons

İki söğüt, yalağın üstünde 
Salınır beşik gibi. Susmuşuz. 
Hiçbir şey söylemesen de 
Biliyorum, bu son gecemiz.

Hoşça kalın, solan yapraklar, 
Gökteki Ay, dekorlar anlamsız ! 
Kumrular, alacakaranlıklar; 
Hoşça kal son noktadaki yıldız !

Senin yüzünde acı bir gülücük, 
Benim yüreğimde ise tütsü tütsü 
Uzaklardaki ıssız, boynu bükük 
Bahçelerin o tatlı şimşir kokusu.

1922

Tristan Dereme
Çeviren: Yakup Yaşa 

Maurice Careme: OYUN OYNADIĞIM BİR YERİN YAKININA GÖMÜLMEK İSTİYORUM AMA MEZARLIĞA DEĞİL

Mozolesinde şairin şu mısraları yer alır: 

Ecel gelip elim kolum bağlayınca,
Ruhum çıkıp dağlarına erişince, 
Çayırda uyuyakalan bir çocuk gibi ben de 
Ebediyen dinlenebilecek miyim koca bağrında !

Maurice Careme
"Wavre'de - oyun oynadığım bir yerin yakınına veya belediye meclisinin benim için ayırmak istediği başka bir yere - gömülmek istiyorum ama mezarlığa değil. 

Puissé-je, quand la mort me croisera les mains
Tandis que mon esprit rejoindra tes collines
Reposer à jamais sur ta large poitrine
Comme un enfant qui dort, oublié dans le foin.

Mezar taşıma da bu mısraların yazılmasını isterim."

MAURICE CARÊME

KONUŞMADAN ÖNCE DÜŞÜN

Konuşmadan önce düşün;
Gereği var mı?
Şefkat barındırıyor mu?
Kimseyi incitebilir mi?
Sessizliği bozacak kadar değerli mi?

Lao Tzu

HEYECAN

Sensation

Mavi bir yaz akşamı, buğdayların 
İçinden geçip çimenlere, otlara 
Basarak, yele verip saçlarımı, dalgın, 
Merhaba diyeceğim Patikalara !

Ne bir laf edecek ne düşüneceğim, 
Ve sonsuz bir aşk dolduracak içimi; 
Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, 
Mutlu, bir kadınla birlikteymiş gibi.

Mart 1870 

Jacgues Prevert
Çeviren: Yakup Yaşa 

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

Épitaphe

Mezarlığa uzanan kenar mahalleden, 
Bin bir hayal içinde her geçtiğimde, 
Tahta haçlarla, künyelerini bekleyen 
Çok sayıda taş mezar ilişirdi gözüme.

Uçup gittin yavrucuğum, ve karanlık 
Ördü ağını umudu tükenen ruhuma. 
Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 
Bir mezar taşına kazınmışçasına.

1877

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖL VE SÖĞÜT

Le lac et le saule

Yalnızlık şu derin gölün 
En tatlı, en sadık misafiri : 
Ne o güzel söğüdü ne kendisini
Bir an olsun terk etmiyor hüzün.

Karışır hüzünleri birbirine, 
Durgun ya da canlı anlarında, 
Soğuk havalarda, yağmurda, 
Güneşte, rüzgârın pençesinde.

Nerede bir eğlence görseler, 
Birlikte hemen koşar giderler. 
Kuşların keyfi yerinde ağaçta,

Göl sürekli ağaca, rengarenk 
Balıklarıyla; ağaç ise konuk 
Kuşlarıyla hava atıyor ona!

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

L'épitaphe

Bir gün fâni dünyadan göçüp 
Gidersem, tabutumu örtüp 
Şöyle yazın mezar taşıma 
"Burda, bahtsızların piri yatıyor, 
Şu kara yerde ne güzel uyuyor 
Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 
Hayattayken ölmekti tek isteği; 
Gece gündüz daima sürükledi 
Peşinden o gün görmemiş deli, 
Kadersiz yüreğini, kırık kalbini. 
Ne hüzün dolu, ne zor günlerdi, 
O ne kâbustu, o ne beter zulüm. 
Yaşasın Ölüm! Yaşasın Ölüm !"

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

04 Şubat 2023

ŞİİR SANATI

Art poétique

              Charles Morice'e

Musiki, her şeyden önce musiki, 
Bunun için Tekli Mısradan şaşma, 
Daha basit olur, sanki erir havada, 
Bırak ağdalı, alengirli söyleyişi.

Kelimelerini seçerken de yanılgı
Hakkın olsun, müsterih olasın. 
En güzeli dumanlı olandır şarkının, 
Hem Açık seçik hem Kapalı.

Tül ardındaki güzel gözler gibi
Olmalı. Gün işığı titremeli şiirinde,
Güpegündüz ılık sonbahar göklerinde, 
Ak yıldızların büründüğü mavi !

Zira Ayrıntının peşindeyiz hâlâ, 
Sadece ayrıntı, Renge ne gerek! Ah !
Ayrıntı baş göz eder bir tek 
Rüyayı düşle, kavalı boruyla !

O öldüren Nükteyi bırak !
Mavinin gözlerinden yaş getiren 
O berbat Fikir ve pis Gülüşten 
Uzak dur, alayı çürük sarımsak !

Şu Belagatin tutup boynunu kırsan !
Ne iyilik yaparsın, el atmışken, 
Azıcık da şu Kafiyeye dur desen, 
Zapt edilir mi, önünü almazsan ?

Kim icat etmiş şu illet Kafiyeyi !
Hangi sağır velet ya da hangi çılgın 
Zenci sarmış başımıza, eğenin 
Altında gıcırdayan şu kof sahte inciyi?

Her daim biraz daha Musiki ! 
Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 
Bir gönülden kalkıp başka göklerin 
Başka sevdaların peşine düşmeli.

Mısran nane ve kekik kokuları 
Saçan sabırsız sabah rüzgârına 
Karışan hoş bir icat ve macera 
Olsun... Gerisi laf kalabalığı.

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

SON UMUT

Bir ağaç var mezarlıkta, 
Uzayıp gider gönlünce, 
Dikilmemiş yasa, kedere, 
Sallanır küçük bir kaya boyunca.

Bu ağaca, hem yaz hem kış 
Gelip konar bir kuş, 
Acıklı şarkısını söyler durur. 
O ağaç ve o kuş ikimiziz:

Sen hatıra, ben ise yokluk, 
Zaman geri gitse de, yazık, 
Yine başımı dizlerine koysam !

Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,
Düştü canıma soğuk ölüm...
Söyle bari kalbinde miyim?

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

YEMEK ODASI

La salle à manger

Bir dolap, rengi benzi solmuş, 
Büyük halalarımın sesini duymuş, 
Büyük babama kulak kesilmiş, 
Babamın konuşmasını dinlemiş, 
Dolap pek de sadık o anılara; 
Güya hep susuyormuş, kim demiş, 
Ben onunla konuşuyorum ya !

Duvarda bir ahşap saat, guguklu, 
Çoktandır çıkmıyor sesi soluğu; 
Ona soracak değilim ya sebebini, 
Çalışmıyor işte, kırılmış belli ki; 
Eskiden çıkardığı sesi duysanız, 
Ölüler aramıza döndü sanırdınız !

Bir de yiyecek dolabı, epey eski, 
Mum kokuyor, içinde reçel, et ve 
Ekmek, bal armutlardan bir de; 
Evde ne var ne yok, ikram etmeyi 
Seven eli açık bir hizmetçi sanki.

Nice bay bayan geldi evime ve hiçbiri 
Şu küçük canlara inanıp güvenmedi. 
Ve bir misafir içeri girerken beni yalnız 
Sanıp: "Bay Jammes, nasılsınız ?" 
Diye sorunca, bir gülme tutuyor beni.

1898

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

ÖYLE GÜZELSİN Kİ!

Que tu es belle !

Ne tatlısın! Eğilip kalkman ne güzel !
Güzel kız, servi boylu sarışın, hadi gel !
Menekşeleri örten şebnem gibi berrak !
Usulca dokunsan tenime, çırıl çıplak
Acı çekiyorum. Öyle hoş öyle tatlısın !
Ah, o bembeyaz, o güzelim kalçaların 
Kimin nasibi? Yazık, düşüp bayılmasın!
Uçurumlarda açan yabani menekşe gibisin
Alev saçan kızıl kan çiçeğisin
Tere kokulu dereler gibi çağlıyorsun
Sana bakmaya cesaret edemiyorum
Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !

1948

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

DOST ORMAN

Le Bois amical

Güzel hayaller kurduk seninle, 
Uzayıp giden yollarda. 
El ele, sessizce... yan yana, 
O gizemli çiçekler içinde;

Baş başa yürüyorduk 
Çayır çimen gecede, nişanlılar gibi, 
Divane dostu Ay'ı, o masallardaki 
Meyveyi aramızda paylaşıyorduk.

Ve sonra, serip altımıza yosunları, 
Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 
Dost ormanın serin gölgesinde.

Ve ona nurlu gökte rastladım 
Yeniden sarıldık yaşlı gözlerle, 
Ah sevgili yalnızlık yoldaşım !

Paul Valery
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖZYAŞLARI

Larmes

Bir damla gözyaşı, işte bir tane daha, 
Yaralı yüreğimden birer birer 
Süzülüp geliyorsunuz âdeta 
Tatlı yaşlar, ey gözde açan çiçekler!

Pek de haşinsiniz, pek aceleci, 
Ve geliyor işte ardınızdan 
Bütün anılarım bir sel gibi, 
Gümbür gümbür homurdanan.

Uzaklardan duyuluyor sesleri, 
Anılarım yola düşmüş geliyor, 
Ve itiverince biri diğerini, 
Düşüp damla damla yüreğimi yakıyor.

Siz de akın birikmiş gözyaşlarım, 
Gözlerimi bile kırpmam, korkmayın !
Son acılarım, sahte mutluluklanım, 
Ve ölümler, hadi akın, durmayın!

Şu sevecen hayalperestin 
Sizden gayrı kimi kaldı, 
Şu harap bedeni siz de terk edin, 
Geç kaldınız hüzün çığırtkanları

Ey dar günde yanımda olanlarım, 
Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 
Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 
Akıp geliyor işte, bütün mazim.

Andre Rivoire
Çeviren: Yakup Yaşa 

TANRI'NIN HÜZNÜ

Tristesse de Dieu

Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,
Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Hava'yı,
Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından
Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.

Ve yazıp yüce katından kaderlerine,
Boş bir umut ve o dayanılmaz acıyı,
Onlar için bir de, şu sessiz sedasız gökyüzüne
Çoban Yıldızı'nın o acı tebessümünü çıkardı

Joachim Gasquet
Çeviren: Yakup Yaşa 

ELVEDA

Adieu

Dizinin dibinde kaybedip kendimi, 
Çıplak kollarına yasladım başımı, 
Ey bana karanlık gecelerin acısını
Tathran, elveda, şimdi ayrılık vakti !

Ah, benzim atardı adını anınca !
Artık ne hevesim kaldı ne korkum; 
Bir daha yaslanmak istemiyorum, 
Cehennem azabı o zalim bağrına

Kumsalin tatlı yeli akıyor içime, 
Ben çok mutluyum senden uzak !
Ve o hüzün kokulu saçların, artık 
Gölge yapmayacak hayallerime 

1803

Villers de L'lsle-Adam
Çeviren: Yakup Yaşa 

SEVİŞELİM VE UYUYALIM

Sevişelim ve uyuyalım,
Boş verelim dünyaya ! 
Biz seviştikçe canım,
Ne denizde dalga ne dağda fırtına,
O güzel başını eğemeyecek asla, 
Zira aşk güçlü, kuvvetlidir,
Tanrıları ve Ölümü dize getirir !

O beyazlığın karşısında
Güneş olsa duramaz 
Ağaca boyun eğdiren rüzgar, 
Yanında yörende gezer tozar, 
Ama saçının teline dokunamaz, 
Sen başını sakladıkça
Kollarımın arasına !

Ve kalplerimiz el ele,
Gözyaşımızla kutsal zambakların
Açtığı o huzurlu diyarlara gidince, 
İki çiçek gibi, keyfine
Değmeyin aşık dudaklarımızın; 
Ölümü belki de bu şekilde
Yeneceğiz, bir tek öpücükle!

Ocak 1846 

Theodore de Banville
Çeviren: Yakup Yaşa 

DENİZ MELTEMİ

Brise marine

Ah içim daralıyor! Hatmettim bütün kitapları,
Oralara kaçmalıl Gidip geliyor kuşların aklı,
Ne uzaklar katedip, ne göklerden inmişler ! 
Artık ne gözlerde tüten o eski bahçeler
Ne el sürülmemiş bembeyaz bir yaprak 
Üzerine lambamdan dökülen mahzun ışık 
Ne de çocuğunu emziren genç kadın, hiçbiri,
Geceler Vazgeçiremez denize vurgun şu kalbi.
Gideceğim! Ey vapur, hadi, salla direklerini 
Ve demir al, gayrı uzak diyarlara gitme vakti !
Acımasız umutların perişan ettiği bir Keder,
Elveda mendillerinin sallanacağı anı bekler 
Belki de firtinalara davetiye çıkaran direkler 
Kapılır bir rüzgara ve batıkların yanına gider.
Direksiz kaldı hepsi, o bereketli adacıklar nerede.
Aldırma yüreğim, sen gemicilerin şarkısını dinle.

Tournon, Mayıs 1865

Stephane Mallarme
Çeviren: Yakup Yaşa 

KIRIK VAZO

Le Vase brisé

           Albert Decrais'ye

Şu mine çiçeğinin solduğu vazo, 
Bir yelpaze darbesiyle çatladı; 
Ne de hafif bir çarpmaymış o 
Ne tıkırtısı geldi ne ses çıkardı.

Fakat bu ufacık tefecik çatlak 
Gün geçtikçe sinsice ilerledi, 
Ve vazoyu tümüyle kuşatarak 
Onu koca bir kalbura çevirdi.

Serin suyu damla damla boşaldı, 
Hayat damarları kurudu çiçeğin, 
Kimsecikler farkına bile varmadı 
Vazo kırıldı bir kere, dokunmayın.

Seven el de hep böyledir işte, 
Her dokunuşunda kalbi yaralar, 
Yürek, acısını çekse de sineye, 
Aşkının gülleri çabucak solar,

Sel olup akar gözyaşları, 
Bir başına, kıyısında hayatın, 
İnce ve derindedir yarası, 
Gönül kırıldı bir kere, dokunmayın.

Sully Prudhomme
Çeviren: Yakup Yaşa 

03 Şubat 2023

AH! ÖLÜM...

Oh ! Quand la Mort...

Ah ! Acımasız, zalim Ölüm gelip de 
Yakalayınca bizi son öpüşmemizde, 
Ve alınca ikimizi de kanadının altına; 
Uyuyacak mıyız seninle aynı mezarda ! 
Birbirini bunca seven bedenlerimizden, 
Fışkıracak mı o hoş kokulu güllerden; 
Ruhlarımız birleşecek ve mezarımızı 
Aşık güvercinler mesken tutacak mı!

Nisan 1845 

Theodore de Banville
Çeviren: Yakup Yaşa 

YOLCULUK

"Sessiz sakin sularda hayal meyal salınan şu güzel koca gemiler, şu sarsılmaz gemiler, hasret çeken aylak avare gemiler bize: 'Ne zaman hurura yelken açacağız' diye fısaldamayacak mı?"

Baudelaire

                                           Maxime Du Camp'a

Ey Ölüm, koca kaptan, demir alma zamanı şimdi !
Huzur yok bu diyarda, ey Ölüm! Başlasın seferimiz 
Varsın zifiri karanlık kaplasın gökyüzünü, denizi, 
Sana ayan olsun yeter, ışık dolu kalplerimiz!

Uyanmamız için bizlere zehrinden bahset !
Bu ateş beynimizi yaksa da, girdaba dalmak istiyoruz, 
Ne fark eder artık, Cehennem ya da Cennet? 
Meçhule yelken açıp sabaha çıkmak muradımız !

Charles Baudelaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÜZ ŞARKISI

Yine dayandı kapıya soğuk karanlıklar 
Elveda, kısacık yazlarımızın parlak ışığı! 
Kasvetli darbelere boyun eğen odunlar
Daha şimdiden inletiyor avluları.

Bütün bir kış saracak benliğimi 
Kin, titreme, korku, zoraki iş, emek, 
Ve kutup cehennemindeki güneş gibi,
Kalbim kızıl bir buz kütlesine dönüşecek.

Düşen her odunu titreyerek dinliyorum,
Kurulan darağacı gibi çıkıyor sesleri. 
Bir kuleye benziyor benim ruhum, 
Yorulmaz ağır koçbaşıların yere serdiği.

Sanki kapılıp gittiğim o tekdüze vuruşlar, 
Bir yerlerde acele çakılan bir tabutun sesi. 
Ölen kim? - Yaz geçti, şimdi sonbahar !
Bu gizemli gürültü bir yolculuğun habercisi

Seviyorum iri gözlerinizin yeşile çalan ışığını, 
Tatlı güzel, ama şimdi her şey bana zehir gibi, 
Ve hiçbir şey, ne aşkınız, ne gelin odası, 
Ne ocak, tutmaz denizde parıldayan güneşi,

Yine de sevin beni, şefkatli yürek! Analık edin, 
İster nankörün teki, isterse rezilin biri olsun, 
İster sevgili, ister kız kardeş, batan bir güneşin 
Ya da görkemli bir güzün o tatlı demi olun.

Bir anlık iş! Bekliyor mezar; susamış ölüme!
Ahl Bırakın da başımı dizinize koyayım, 
O ak pak ve kızgın yazın hasretini çeke çeke, 
Son güzün o tatlı, solgun ışığının tadını çıkarayım!

Charles Baudelaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

ey yüzi gülzar senden väz geldüm sevmezin

1. 
ey yüzi gülzar senden väz geldüm sevmezin 
ey gül-i pür-här senden vaz geldüm sevmezin

2. 
çünki yokdur aşık-ı bi-zerle bāzāruŋ senin 
oluban bizār senden väz geldüm sevmezin

3. 
neçe bir har-văr har-var-ı cefānı yüklenem 
ey gül-i ter var senden vaz geldüm sevmezin

4. 
çünki yok mihr ü vefa vü lutf ü iḥsānun bana dostum nã-çar senden vaz geldüm sevmezin

5. 
yog imiş şänunda bildüm şemme-i buy-ı vefä 
var ey 'aṭṭar senden vaz geldüm sevmezin

Hayretî (Mehmed Çelebi)

AKŞAMIN AHENGİ

Ve vakit geldi, bir buhurluk gibi 
Tütüyor her çiçek titreyip dalında; 
Sesler ve kokular akşam sefasında;
Hüzünlü vals, garip bir baş dönmesi!

Tütüyor her çiçek titreyip dalında; 
Kemanda kırık bir kalbin titreyişi; 
Hüzünlü vals, garip bir baş dönmesi! 
Üzgün, tatlı gök koca bir sunak adeta.

Kemanda kırık bir kalbin titreyişi, 
İyi kalpte yer yok şüpheye, yokluğa ! 
Üzgün, tatlı gök koca bir sunak âdeta ;
Güneş, donan kanında boğulup gitti.

İyi kalpte yer yok şüpheye, yokluğa, 
Tertemiz mazisidir tüm sermayes!! 
Güneş, donan kanında boğulup gitti... 
Ve hatıran yüreğimde tütüyor hâlâ !

Charles Baudelaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

02 Şubat 2023

TEFEKKÜRE DALMA

"En iyilerin alnına en kötü kaderin yazıldığı şu dünya..."

Malherbe

Ah yürek saflığı, nasıl da uçup gitti! 
Mutluluk ve aşk hayalleri, tatlı düşler, 
Hayatın baharına dair bin bir beklenti, 
Akşamı görmeden nasıl sönüp gider?

Neden?... Onun o ışıl ışıl gözyaşları, 
Öğle vakti artık çiçeklere can vermez, 
Cılız dağ laleleri, yiyip soğuk rüzgarları, 
Neden solar gider de akşamı beklemez?

Nasıl olur da en temiz sular bile
Bataklıktan bir geçişte bulanır; 
Neden gökte beyazları İçinde 
Gezen bulut çok geçmeden kararır?

Böyledir dünya hâli: yumsuz yüce yasal 
Bir anlık rüya, bir hayal gibi gelip geçer, 
Kötüye bir şey olmaz, iyilerin ömrü kısa 
Gülün ömrü bir saat, servi ise bin yıl yaşar

Theophile Gautier
Çeviren: Yakup Yaşa

SON ARZU

Uzun zamandır seni seviyorum: 
-İtiraf edeyim, on sekiz yıl olmuş! 
Sen taze bir gül, ben ise soluyorum; 
Sana baharlar, bana da kara kış.

Beyaz mezarlık zambakları
Yağmış şakaklarıma, ve 
Kapatmak için solgun alnımı, 
Bir tutam saç çekiyorum üstüne.

Gidiyor güneşim, batmak üzere, 
Birazdan ufukta kaybolacak, 
Ve şu iç karartıcı tepede 
Gördüğüm, ebedi evim olacak.

Ah! Dudaklarından keşke 
Bir öpücük gelip, geç de olsa, 
Dudağıma konsa, ve huzur içinde 
Uyusam mezarımda !

Theophile Gautier
Çeviren: Yakup Yaşa

KELEBEKLER

Pır pır kar beyaz kelebekler, 
Derya deniz pervane duran, 
Söyleyin, ışıl ışıl nazlı güzeller, 
Benim mavi yolculuğum ne zaman?

Bil bakalım, güzeller güzeli, 
Benim kara gözlü çingenem, 
Kelebekler kanatlarını verseydi, 
Bil bakalım, nerelere giderdim ?

Tek bir gülü koklamazdım, 
Aşardım ormanları, vadileri, 
Gelip o bal dudağına konardım, 
Ve orada ölürdüm, ruhumun çiçeği

Theophile Gautier
Çeviren: Yakup Yaşa

KERVAN

İnsanlık kervanı şu dünya Çölünde,
Kızgın güneşte ayakları sürükleyerek,
Ve omuzlarından akan terleri içerek,
İlerliyor dönüşü olmayan bir seferde.

Kükrer koca aslan ve kopar fırtına;
Kararan ufukta ne minare ne kule;
Tek karartı yok, o berbat avını gökte
Yakalamaya çalışan akbabadan başka

Durmadan ilerliyor ve biraz sonra,
Yeşil bir şeyler görünüyor uzaklarda:
Kumların ortasında bir servi ağacı.

Tanrı, şu hayat Çölünde dinlenmeniz için, 
Size uçsuz bucaksız mezarlıklar hazırladı:
Yorgun yolcular, hadi girin ve uyuyun.

Theophile Gautier
Çeviren: Yakup Yaşa

LANDES'DAKİ ÇAM AĞACI

Fransa'nın beyaz kum kaplı gerçek Çölü,
Issız Landes'dan geçerken, kuru otlarla
Yeşil bataklıklar ortasındaki böğrü 
Yaralı çamdan başka ağaç yok ortalıkta,

Zira, çalmak için reçine gözyaşlarını, 
Sadece canına kıydıkları sayesinde
Geçinen, yaratıkların pinti celladı 
İnsan, koca bir yarık açar acılı gövdesinde !

Çam, aldırmadan damla damla akan kanına, 
Akıtır reçinesini, kaynayan usaresini; 
Ve her zaman dimdik durur yol kenarında,
Ayakta ölmek isteyen yaralı bir asker gibi

Dünya Fundalıklarında şair de öyledir işte;
Yara almadığı sürece hazinesini saklar 
Derin bir yara olmalı kalbinde, 
Dökmek için misralarını, ilahi altın yaşlar !

Theophile Gautier
Çeviren: Yakup Yaşa

ÖLÜ BİR ŞAİRE

Ey aydınlığa susamış gözlerini 
Kutsal renklerden sonsuz çizgiye, 
Canlı bedenden, göğün görkemine 
Çeviren, huzur içinde geçir son geceni.

Görme, işitme, his, yel, toz duman da ne?
Sevmek mi? Hep zehir olur altın kapta,
Nasıl ki dertli bir Tanrı tahtını bırakırsa, 
Sen de gir ve yok ol o sonsuz âlemde.

Issız mezarına, çürüyen kemiklerin için, 
Birileri gelip gözyaşı döksün ya da dökmesin, 
Nankör çağın ister hatırlasın seni ister unutsun;

Şu hayattan, düşünce belası ve insan olma
Külfetinden kurtulup huzur dolu mezarında
Yatmanı nasıl kıskanıyorum, ah bir bilsen!

Leconte de Lisle
Çeviren: Yakup Yaşa