yedi kat arzımdasın
bir barak havasıyla
yanık annelerden yansıyan
gök taşını hangi hışım saplarsa toprağa
yahut mavzer kurşununu ete
öyle düştü
yedi kat göğünden yüzün
yedi kat arzımdasın
dilim lal
kısıldı sesim
tükendi dad kelimeleri feryadımdan
içimde bir iltihab
son kanserim miydin geliştin
gene mi yanlış adrese geldim
yoksa yanık bir anneden yansıyan
bir barak havası mı
bu işittiğim
bazan uzaktan
karlı dağlar ardından
yok mu asırlardır aradığın yüreğim
benim gibi
benimki gibi bir yüreğin
yoksa gene mi yanlış adrese geldim
tükendi
inan tükendi kalmadı başka yanacak yerim
öldür beni
ya sesin gelsin
bir esinti bir rıza işaretin
ister Ay'dan ister yıldızlarından gelsin
inan bittim
tükendi dad kelimelerim
artık dokunmasalar da ağlıyorum
Murat Kapkıner
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
31 Ağustos 2012
Taşlanmaksızın Ayrılmak
Bağışlayın
Alışmamışım
Taşlanmadan ayrılmaya
Bir ilk tuhaflığın sarhoşuyum
Kovulmadan gidiyorum ilk kez
Gidiyor ve şaşırıyorum
Sırtımda utançlarım aşklarım belalarım
Geçti gümrükten
Oysa ben
Tam da hazırlamıştım kendimi
Altmışbir yılın utancını
kaçak sokmaya içeri
gidiyor ve hüzünleniyordum
utancım
aşklarım
belalarım benden geriye
kalacak diye
gidiyorum
ne eksik
ne fazla
hiç anımsamadığım
kahramanlıklarım da varmış oysa
böyle geçmişim gümrükten meğer
yazan yazıyormuş
sağımda solumda
Murat Kapkıner
Alışmamışım
Taşlanmadan ayrılmaya
Bir ilk tuhaflığın sarhoşuyum
Kovulmadan gidiyorum ilk kez
Gidiyor ve şaşırıyorum
Sırtımda utançlarım aşklarım belalarım
Geçti gümrükten
Oysa ben
Tam da hazırlamıştım kendimi
Altmışbir yılın utancını
kaçak sokmaya içeri
gidiyor ve hüzünleniyordum
utancım
aşklarım
belalarım benden geriye
kalacak diye
gidiyorum
ne eksik
ne fazla
hiç anımsamadığım
kahramanlıklarım da varmış oysa
böyle geçmişim gümrükten meğer
yazan yazıyormuş
sağımda solumda
Murat Kapkıner
Dilenci
''Ölüm, mahşer günü bir siyah koç suretinde getirilip boğazlanır''
bir
siyah koç gibi
öldürüldü ölümüm
kızıl çığlıklara döndü izdüşümüm
ölüm
ölüm
alacak elinizden 'ıyşınız aşığınız
diye delik delik
kaçtığınız
ölümlerinizden
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz
nerde
yok
mu ölümleriniz
dininiz mezhebiniz aşkına
ölememekten döndüm
şaşkına
rabbiniz taptığınız aşkına
bir yudum ölüm
bir yudum
ölüm veriniz
ölüm dileniyorum
maruf ölümler
sizler asilsiniz şovalyesiniz
merhamet ediniz merhamet ediniz
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz
gördüm
mahşerin siyah koçu gibi
öldürüldü ölümüm
bir kızıl çığlık şimdi
izdüşümüm
Murat Kapkıner
bir
siyah koç gibi
öldürüldü ölümüm
kızıl çığlıklara döndü izdüşümüm
ölüm
ölüm
alacak elinizden 'ıyşınız aşığınız
diye delik delik
kaçtığınız
ölümlerinizden
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz
nerde
yok
mu ölümleriniz
dininiz mezhebiniz aşkına
ölememekten döndüm
şaşkına
rabbiniz taptığınız aşkına
bir yudum ölüm
bir yudum
ölüm veriniz
ölüm dileniyorum
maruf ölümler
sizler asilsiniz şovalyesiniz
merhamet ediniz merhamet ediniz
bir yudum ölüm
bir yudum ölüm veriniz
gördüm
mahşerin siyah koçu gibi
öldürüldü ölümüm
bir kızıl çığlık şimdi
izdüşümüm
Murat Kapkıner
Elifbamdan Arta Kalan
az sonra beni çağırırlar
buralı değilim
yanımda
memleketimi bildirir bir belge getiremedim
üzgünüm
hiç kimse fotoğrafımı çekmedi
izin vermediğim
uygun durmadığım söyleniyor
/-aksine efendim
benim annem belirlenemedi/
birazdan beni çağıracaklarını umuyorum
sigaramda yol görünüyor
burdan da dengimi tutuyorum
bol miktarda Eylül biriktirmiştim
/aslında kasım demek istiyorum/
ker*** duvfar diplerinden topladım
koynumda
bütün ceplerimde
Akdeniz kıyısından devşirdiğim
renkli çakıllar
kaydırak taşları
midye kabuğu
ve ince kumun içindeler
sigaramda yol görünüyor
yakında beni çağırabilirler
Anne'm
en gizli sırrını
sonuçta 'Ay'a dokunmak istediğini'
nihayet bana açtı
O'nun gibi
muhteşem iradelerin sahibi olamam
soylu değilim
gökyüzüyle tanışmak
Güneş'i görmek bana yetecek
nasıl olsa bir gün beni çağıracaklardır
/ben hep
atomla galaksiler
(yani gergefle kirpiklerin)
bulutla okyanus çukurları
(yani kaş ile göz)
arasını doldurdum/
şefaatçim yok
yalnız beni bağlıyor olsa da kanıtlarım
makbul olur umuduyla
şahidimi ibraz ediyorum işte
merhametli ellerinizle gene de
bir ilk çizgi
elifbamdan arta kalan
birgün ele
ola ki beni çağıralar
Murat Kapkıner
buralı değilim
yanımda
memleketimi bildirir bir belge getiremedim
üzgünüm
hiç kimse fotoğrafımı çekmedi
izin vermediğim
uygun durmadığım söyleniyor
/-aksine efendim
benim annem belirlenemedi/
birazdan beni çağıracaklarını umuyorum
sigaramda yol görünüyor
burdan da dengimi tutuyorum
bol miktarda Eylül biriktirmiştim
/aslında kasım demek istiyorum/
ker*** duvfar diplerinden topladım
koynumda
bütün ceplerimde
Akdeniz kıyısından devşirdiğim
renkli çakıllar
kaydırak taşları
midye kabuğu
ve ince kumun içindeler
sigaramda yol görünüyor
yakında beni çağırabilirler
Anne'm
en gizli sırrını
sonuçta 'Ay'a dokunmak istediğini'
nihayet bana açtı
O'nun gibi
muhteşem iradelerin sahibi olamam
soylu değilim
gökyüzüyle tanışmak
Güneş'i görmek bana yetecek
nasıl olsa bir gün beni çağıracaklardır
/ben hep
atomla galaksiler
(yani gergefle kirpiklerin)
bulutla okyanus çukurları
(yani kaş ile göz)
arasını doldurdum/
şefaatçim yok
yalnız beni bağlıyor olsa da kanıtlarım
makbul olur umuduyla
şahidimi ibraz ediyorum işte
merhametli ellerinizle gene de
bir ilk çizgi
elifbamdan arta kalan
birgün ele
ola ki beni çağıralar
Murat Kapkıner
Gün Batar Kuşlar Döner
söylemedi deme
gidiyorum geldiğim yere
arkama çalı
toynaklarıma telis bağladım
iz bırakmadan
en sessiz gidiyorum
cari sadakam
nakibim
/yeryüzünde bid'atım/
menend ü rakibim
terekem yok
sıfıra çarpıldı hikmet-i vücudum
alacağım
kimseye borcum yok
varis bırakmadan gidiyorum
kimse bilmeyecek
var olmuşum
olmamışını
gidiyorum
kefensiz
sedasız
nam u şöhretsiz
gece nevbetinde aydım
şekibindim
/olmayacak
yoruldum/
gelmeyeceksin
sabahı beklemeden gidiyorum
geceleyin
ayazda sabaha çeyrek kala
dönecek oldun muydu
bir adım yetiyor
geldiğin sonsuz mesafe için
gözümü güze açmıştım
baharı beklemeden
kışın tam sonunda gidiyorum
kar altında
bahara bir adım kala
işin
orucun bitimine ramak var
eli kulağında müezzinin
kan-ter içindeyim
kazma küreği fırlattım
ezanı beklemeden
yevmiyemi almadan gidiyorum
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
'zemheriden ötesi var'
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
yangın anımsıyorum
duman
baş dönmesi
dünya tutması
söylemedi deme
gidiyorum
bu yasaklar bana göre değil
bu buyruklar
mubahlar
bilinen ölümler
doğumlar
gidiyorum
sahte
tanımlanan
yahut muhayyel tanrıları terkediyor
gidiyorum
yaramadı bu ırmaklar
bu gökyüzü
fazla temiz
fazla aydınlık
karanlık göklerim
mülevves ırmaklarım
daracık odalarım
labirentlerim
kısır döngülerim
paradokslarıma dönüyor
söylemedi deme
eski dalaletime gidiyorum
gidiyorum anlıyor musun
gidiyorum
varamadığım
hiç ulaşamadığım
izinden ayrılıyor
/yenildim/
yolundan sapıyorum
gidiyorum görüyor musun düzgün
yüzümle ağlayamıyor dava sahiplerini
oyalayamıyor rolümü oynayamıyor
bir şiiri beyaza çekemiyor gidiyorum
hem zalim
hem mazlum
hem hâkim
hem mahkûm
hükmüm elimde gidiyorum
zahid sanır
sulandırılmamış müşrik
ben diyem
bir o kadar muvahhid
'ne âkil
ne divane'
şair
yani mürted
bir bakıma mürted gidiyorum
ikindinin sonu
gün batarken dönüyor
gün batarken gidiyorum
geldiğim yere
nereyse
Murat Kapkıner
gidiyorum geldiğim yere
arkama çalı
toynaklarıma telis bağladım
iz bırakmadan
en sessiz gidiyorum
cari sadakam
nakibim
/yeryüzünde bid'atım/
menend ü rakibim
terekem yok
sıfıra çarpıldı hikmet-i vücudum
alacağım
kimseye borcum yok
varis bırakmadan gidiyorum
kimse bilmeyecek
var olmuşum
olmamışını
gidiyorum
kefensiz
sedasız
nam u şöhretsiz
gece nevbetinde aydım
şekibindim
/olmayacak
yoruldum/
gelmeyeceksin
sabahı beklemeden gidiyorum
geceleyin
ayazda sabaha çeyrek kala
dönecek oldun muydu
bir adım yetiyor
geldiğin sonsuz mesafe için
gözümü güze açmıştım
baharı beklemeden
kışın tam sonunda gidiyorum
kar altında
bahara bir adım kala
işin
orucun bitimine ramak var
eli kulağında müezzinin
kan-ter içindeyim
kazma küreği fırlattım
ezanı beklemeden
yevmiyemi almadan gidiyorum
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
'zemheriden ötesi var'
kimseden ayrılmış
kimseye kavuşmuş
kimseye dönmüş olmayacağım
söylemedi deme
gidiyorum
geldiğim yere
yangın anımsıyorum
duman
baş dönmesi
dünya tutması
söylemedi deme
gidiyorum
bu yasaklar bana göre değil
bu buyruklar
mubahlar
bilinen ölümler
doğumlar
gidiyorum
sahte
tanımlanan
yahut muhayyel tanrıları terkediyor
gidiyorum
yaramadı bu ırmaklar
bu gökyüzü
fazla temiz
fazla aydınlık
karanlık göklerim
mülevves ırmaklarım
daracık odalarım
labirentlerim
kısır döngülerim
paradokslarıma dönüyor
söylemedi deme
eski dalaletime gidiyorum
gidiyorum anlıyor musun
gidiyorum
varamadığım
hiç ulaşamadığım
izinden ayrılıyor
/yenildim/
yolundan sapıyorum
gidiyorum görüyor musun düzgün
yüzümle ağlayamıyor dava sahiplerini
oyalayamıyor rolümü oynayamıyor
bir şiiri beyaza çekemiyor gidiyorum
hem zalim
hem mazlum
hem hâkim
hem mahkûm
hükmüm elimde gidiyorum
zahid sanır
sulandırılmamış müşrik
ben diyem
bir o kadar muvahhid
'ne âkil
ne divane'
şair
yani mürted
bir bakıma mürted gidiyorum
ikindinin sonu
gün batarken dönüyor
gün batarken gidiyorum
geldiğim yere
nereyse
Murat Kapkıner
Acı
Acı, hassasiyetini kabuklaştırıyor insanın.
Ölmek galiba bu.
Ayrılığa alışmış gibiyim.
Tevekkül, teslimiyet.
Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı...
...Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı.
Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum.
Nemli bir tomar gibi.
Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor.
Galiba ihtiyarlıyorum...
Cemil Meriç
Ölmek galiba bu.
Ayrılığa alışmış gibiyim.
Tevekkül, teslimiyet.
Ve heyecanların gün geçtikçe kararan pırıltısı...
...Alışkanlıkların insanı pestile çeviren çarkı.
Artık yanarak değil, tüterek yaşıyorum.
Nemli bir tomar gibi.
Kanatlarım her gün bir parça daha ağırlaşıyor.
Galiba ihtiyarlıyorum...
Cemil Meriç
Hiç Kimse Beni Beklemiyor
beni gören
alelacele dolaşan ayaklarımla sokaklarda
bir yerlerde birileri bekliyor
bir yerlere gidiyorum sanır
halbuki hiçbir yerde
hiç kimse beni beklemiyor
'artık bu solan bahçede'
ne gül kaldı nede gülistan
aşk yalnız bende sadık
yalnız ben kaderle yaşamışım
benim dışımda aşk mutlak yalan
rüzğar bende nasılda gerçek
fırtına bora
yüzüm bu aleme ait degil
sesimin büyüsü
ahretten
hem sığmıyorum
hem dünya tutması var
imansa işte müminim
çile ise işte eyyub
dayanmaksa
dayanamıyorum işte dayanamayarak
/aklımı alan
neden almadı canımı/
şeytan haleye boğar
gerçegi degiştiremezsin
geriye kalan beklemek
halbuki hiç bir yerde
hiç kimse beni beklemiyor
bilmek istiyorum
kimin için ölemiyorum
Murat Kapkıner
alelacele dolaşan ayaklarımla sokaklarda
bir yerlerde birileri bekliyor
bir yerlere gidiyorum sanır
halbuki hiçbir yerde
hiç kimse beni beklemiyor
'artık bu solan bahçede'
ne gül kaldı nede gülistan
aşk yalnız bende sadık
yalnız ben kaderle yaşamışım
benim dışımda aşk mutlak yalan
rüzğar bende nasılda gerçek
fırtına bora
yüzüm bu aleme ait degil
sesimin büyüsü
ahretten
hem sığmıyorum
hem dünya tutması var
imansa işte müminim
çile ise işte eyyub
dayanmaksa
dayanamıyorum işte dayanamayarak
/aklımı alan
neden almadı canımı/
şeytan haleye boğar
gerçegi degiştiremezsin
geriye kalan beklemek
halbuki hiç bir yerde
hiç kimse beni beklemiyor
bilmek istiyorum
kimin için ölemiyorum
Murat Kapkıner
Kundak
davacı değilim
savcıyı geri gönderin
geri durun şöyle
alışmadığımız şeyler bunlar
ne ilk öldürülüşüm bu
ne ilk yıkılışı evimin
cesetleri yan yana koyun
büyüğümü küçüğümün yanına
ayrılmasınlar
/her dönemeçte bir eşkıyaya
kendim veriyorum gömleğimi
gönül rızasıyla/
sizin gurbetinizde ilk vuruluşum bu
sanırım bundan telaşlandınız
ne var bunda
bir Robinson öldürülüyor
şunun şurasında
yahut Tarzan
yani bir çocuk
/kabahat kendisinindi
tam kırk kez öldürüldüğü halde
büyümedi/
savcıyı geri gönderin
davam yok
fazla malum olduğu için ebediyen meçhul kalacaktır
bu cinayetin faili
Murat Kapkıner
savcıyı geri gönderin
geri durun şöyle
alışmadığımız şeyler bunlar
ne ilk öldürülüşüm bu
ne ilk yıkılışı evimin
cesetleri yan yana koyun
büyüğümü küçüğümün yanına
ayrılmasınlar
/her dönemeçte bir eşkıyaya
kendim veriyorum gömleğimi
gönül rızasıyla/
sizin gurbetinizde ilk vuruluşum bu
sanırım bundan telaşlandınız
ne var bunda
bir Robinson öldürülüyor
şunun şurasında
yahut Tarzan
yani bir çocuk
/kabahat kendisinindi
tam kırk kez öldürüldüğü halde
büyümedi/
savcıyı geri gönderin
davam yok
fazla malum olduğu için ebediyen meçhul kalacaktır
bu cinayetin faili
Murat Kapkıner
Gözlerimi kim kapayacak?
Ölüm kapımıza hızla yaklaşan
Alaca kanatlı bir atlıdır şimdi
Nal sesleri içimizde yankılanan..
Oysa vakit çok erken
Öpünce seni gözlerinden
Yolculuk başlayacak..
Sen de yoksun başucumda
Gözlerimi kim kapayacak?
Şinasi Özden
Alaca kanatlı bir atlıdır şimdi
Nal sesleri içimizde yankılanan..
Oysa vakit çok erken
Öpünce seni gözlerinden
Yolculuk başlayacak..
Sen de yoksun başucumda
Gözlerimi kim kapayacak?
Şinasi Özden
Düş ve Şiir
Hep bilinen yaşantılar,
Hep bilinen imgeler.
Nasılsa bir düşte birleştiler,
Sonsuz yeni biçimlerle.
Hep bilinen duygular,
Hep bilinen sözcükler.
Nasılsa bir şairle buluştular,
Sonsuz yeni şiirlerle.
Sarhoş olunca anlar insan şarabın gücünü,
Aşka düşünce aşkı:
Siz benim şiirlerimi yazamazsınız
Ben sizin düşlerinizi göremem.
Hu Şö
Çeviren : Halil Bener
Hep bilinen imgeler.
Nasılsa bir düşte birleştiler,
Sonsuz yeni biçimlerle.
Hep bilinen duygular,
Hep bilinen sözcükler.
Nasılsa bir şairle buluştular,
Sonsuz yeni şiirlerle.
Sarhoş olunca anlar insan şarabın gücünü,
Aşka düşünce aşkı:
Siz benim şiirlerimi yazamazsınız
Ben sizin düşlerinizi göremem.
Hu Şö
Çeviren : Halil Bener
Gelincik
Senin resmini yaparken
Parlak kırmızıyla laciverti
Birbirine karıştırıyorum.
Söyle bana ey gelincik
Toprakta ne al, ne lacivert,
Ne kırmızı, ne de sarı varken
Sen nasıl boyuyorsun böyle
Çiçeğinin yapraklarını?..
Nakagawa Kazumasa
Çeviri: Sami Akalın
Parlak kırmızıyla laciverti
Birbirine karıştırıyorum.
Söyle bana ey gelincik
Toprakta ne al, ne lacivert,
Ne kırmızı, ne de sarı varken
Sen nasıl boyuyorsun böyle
Çiçeğinin yapraklarını?..
Nakagawa Kazumasa
Çeviri: Sami Akalın
Bülbül
Kapıma geldiğinde bakmadım yüzüne
Gittiğinde yüreğim de gitti peşinden
O kara gözler, o pembe yanaklar nerede
O rayiha, o yüzdeki renk nerede
Seslendi bana sevdiğim: ey çılgın bülbül
Niçin ağlayıp figan edersin
Ovaları ve dağları kokusuyla güzelleştiren
Sevdiğin burada işte, gözün önünde
Ey bülbül artık biliyorsun kim olduğumu
Özgürsün hep, tutsağım ben
Çıktım dinden imandan, yurtsuzum, yuvasızım,
Adım Cegerxwîn, bir Kürt genciyim.
Cegerxwîn (1903-1984)
Kürtçe’den çeviren: İsmail Haydar Aksoy
______________
Bılbıl
Hate ber derî min lê nanerî
Le gawa ew çu min dil daye du
Ka ew çawen reş,ka ew demên geş
Ka ew bihna xweş ka ew reng u ru
Yar min bankir ey bilbilê dîn
Lê ser çi digrî qerîn u nalîn
Yar'a te waye,lê ber çawaye
Ew deşt u çiya tew xweş kir bi bihn
Bilbil tu zanî gelo ez kime
Tu tim serbestî lê ez girtîme
Bê lis u hêlîn bê ol u bê din
Ezim cigerxwin xorte kurdime
Cegerxwîn (1903-1984)
Gittiğinde yüreğim de gitti peşinden
O kara gözler, o pembe yanaklar nerede
O rayiha, o yüzdeki renk nerede
Seslendi bana sevdiğim: ey çılgın bülbül
Niçin ağlayıp figan edersin
Ovaları ve dağları kokusuyla güzelleştiren
Sevdiğin burada işte, gözün önünde
Ey bülbül artık biliyorsun kim olduğumu
Özgürsün hep, tutsağım ben
Çıktım dinden imandan, yurtsuzum, yuvasızım,
Adım Cegerxwîn, bir Kürt genciyim.
Cegerxwîn (1903-1984)
Kürtçe’den çeviren: İsmail Haydar Aksoy
______________
Bılbıl
Hate ber derî min lê nanerî
Le gawa ew çu min dil daye du
Ka ew çawen reş,ka ew demên geş
Ka ew bihna xweş ka ew reng u ru
Yar min bankir ey bilbilê dîn
Lê ser çi digrî qerîn u nalîn
Yar'a te waye,lê ber çawaye
Ew deşt u çiya tew xweş kir bi bihn
Bilbil tu zanî gelo ez kime
Tu tim serbestî lê ez girtîme
Bê lis u hêlîn bê ol u bê din
Ezim cigerxwin xorte kurdime
Cegerxwîn (1903-1984)
Gül Alışverişi
Uykudan uyandığımda bir gül taciri gördüm,
Gülü yüreğe değiştirdiğine çok sevindim,
Gülü yüreğe değiştiriyordu.
Sayrılık ve yara dolu bir yüreğimiz vardı,
Önce inanmadım gülü yüreğe değiştirdiğine.
Gülü yüreğe değiştirdi.
Pazarlık yaptık, dedi ki: takas etmem.
Güle tapıyorsan canı ve yüreği de verirsin üstüne.
Canını ve yüreğini de verirsin.
Dedim ki, kim değişir canını ve yüreğini bu gülle?
Pazarlık budur, dedi. Yaralı yüreği veriyorsun.
Yüreğin yaralı.
Canımı ve yüreğimi verdim, seslendi yüreğim:
Dedi ki: “Ey Cegerxwîn, değiştirdin yüreğini bir gülle.
Bir gülle değiştirdin yüreğini.
Cegerxwîn (1903-1984)
Kürtçe’den çeviren: İsmail Haydar Aksoy
Gulfiroş
Ez ji xew rabûm, gulfiroşek dî,
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
Gul bi dil didî.
Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
Gul bi dil bidî.
Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
Can û dil didî.
Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
Dil bi kul didî.
Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
Dil bi gul didî.
Cegerxwîn (1903-1984)
Gülü yüreğe değiştirdiğine çok sevindim,
Gülü yüreğe değiştiriyordu.
Sayrılık ve yara dolu bir yüreğimiz vardı,
Önce inanmadım gülü yüreğe değiştirdiğine.
Gülü yüreğe değiştirdi.
Pazarlık yaptık, dedi ki: takas etmem.
Güle tapıyorsan canı ve yüreği de verirsin üstüne.
Canını ve yüreğini de verirsin.
Dedim ki, kim değişir canını ve yüreğini bu gülle?
Pazarlık budur, dedi. Yaralı yüreği veriyorsun.
Yüreğin yaralı.
Canımı ve yüreğimi verdim, seslendi yüreğim:
Dedi ki: “Ey Cegerxwîn, değiştirdin yüreğini bir gülle.
Bir gülle değiştirdin yüreğini.
Cegerxwîn (1903-1984)
Kürtçe’den çeviren: İsmail Haydar Aksoy
Gulfiroş
Ez ji xew rabûm, gulfiroşek dî,
Pir gelek şa bûm, gul bi dil didî.
Gul bi dil didî.
Hebû me yek dil, tev jan û kul bû,
Ne bûme bawer, gul bi dil bidî.
Gul bi dil bidî.
Bazar me kir go, ser bi ser nadim,
Ê gulperest bî, can û dil didî.
Can û dil didî.
Min go kî didî, can û dil bi gul,
Go: ev bazar e, dil bi kul didî.
Dil bi kul didî.
Min can û dil dan, dil kiriye qêrîn,
Go ho Cegerxwîn, dil bi gul didî.
Dil bi gul didî.
Cegerxwîn (1903-1984)
Göl
Ebedi gecesinde bu dönüşsüz seferin
Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için
Demirleyemez miyiz?
Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak,
Seyrine doyamadığı o canım su yanında
Bir gün onu üstünde gördüğün şu taşa bak
Oturdum tek başıma!
Altında bu kayanın yine böyle inlerdin,
Yine böyle çarpardı dalgaların bu yara,
Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin
O güzel ayaklara.
Ey göl hatırında mı? Bir gece sükut derin,
Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta
Suları usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden başka
Birden şu yeryüzünden bilmediği bir nefes
Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi.
Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses
Şu sözleri söyledi:
"Zaman dur artık geçme, bahtiyar saatler siz
Akmaz olunuz artık!
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz
Hazlarını azıcık!"
"Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün
Hep onlar için akın;
Günlerle birlikte dertlerini götürün,
Mesutları bırakın."
"Nafile isteyişim geçen saniyeleri
Akıp gidiyor zaman;
Geceye "daha yavaş" deyişim boş, tan yeri
Ağaracak birazdan"
"Sevişmek! Hep sevişmek! Akıp giden saatin
Kadrini bilmeliyiz!
İnsan için liman yok, sahil yok zaman için,
O geçer biz göçeriz!"
Kıskanç zaman, kabil mi sevginin kucak kucak
Bize sevgi sunduğu sarhoş edici anlar,
Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak
Matem günleri kadar...
Nasıl olur kalmasın bir iz avucumuzda?
Nasıl yok olur her şey büsbütün silinerek?
Demek vefasız zaman, o demleri bir daha
Geri getirmeyecek...
Loş uçurumlar: mazi, loşluklar, sonrasızlık,
Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?
Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan
Bari hatırasını!
Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun
Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara camlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!
İster meltemlerinde, ister ürperişle esen
Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!
Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan,
Desin ki: "Seviştiler."
Alphonso de Lamartine
Hep başka sahillere doğru sürüklenen biz
Zaman adlı denizde bir gün, bir lahza için
Demirleyemez miyiz?
Ey göl, henüz aradan bir sene geçti ancak,
Seyrine doyamadığı o canım su yanında
Bir gün onu üstünde gördüğün şu taşa bak
Oturdum tek başıma!
Altında bu kayanın yine böyle inlerdin,
Yine böyle çarpardı dalgaların bu yara,
Ve böyle serpilirdi rüzgarla köpüklerin
O güzel ayaklara.
Ey göl hatırında mı? Bir gece sükut derin,
Çıt yoktu su üstünde, gök altında, uzakta
Suları usul usul yaran kürekçilerin
Gürültüsünden başka
Birden şu yeryüzünden bilmediği bir nefes
Büyülenmiş sahilin yankısıyla inledi.
Sular kulak kesildi, o hayran olduğum ses
Şu sözleri söyledi:
"Zaman dur artık geçme, bahtiyar saatler siz
Akmaz olunuz artık!
En güzel günümüzün tadalım o süreksiz
Hazlarını azıcık!"
"Ne kadar talihsizler size yalvarır her gün
Hep onlar için akın;
Günlerle birlikte dertlerini götürün,
Mesutları bırakın."
"Nafile isteyişim geçen saniyeleri
Akıp gidiyor zaman;
Geceye "daha yavaş" deyişim boş, tan yeri
Ağaracak birazdan"
"Sevişmek! Hep sevişmek! Akıp giden saatin
Kadrini bilmeliyiz!
İnsan için liman yok, sahil yok zaman için,
O geçer biz göçeriz!"
Kıskanç zaman, kabil mi sevginin kucak kucak
Bize sevgi sunduğu sarhoş edici anlar,
Kabil mi uzaklara uçup gitsin çabucak
Matem günleri kadar...
Nasıl olur kalmasın bir iz avucumuzda?
Nasıl yok olur her şey büsbütün silinerek?
Demek vefasız zaman, o demleri bir daha
Geri getirmeyecek...
Loş uçurumlar: mazi, loşluklar, sonrasızlık,
Acaba neylersiniz yuttuğunuz günleri?
Alıp götürdüğünüz derin hazları artık
Vermez misiniz geri?
Ey göl! Dilsiz kayalar! Mağaralar! Kuytu orman!
Siz ki zaman esirger, tazeler havasını,
Ne olur ey tabiat, o günlerin saklasan
Bari hatırasını!
Sakin demler de olsun, deli rüzgar da olsun
Güzel göl etrafını süsleyen oyalarda,
O kapkara camlarda, sularına upuzun
Dökülen kayalarda!
İster meltemlerinde, ister ürperişle esen
Seslerde, ister uzak ister yakında olsun,
Yahut gümüş pullarla sular üstünde yüzen
Ay ışığında olsun!
Kuduran fırtınalar, sazlar bize dert yanan,
Meltemini dolduran kokular, hep beraber,
Ne varsa işitilen, duyulan ve koklanan,
Desin ki: "Seviştiler."
Alphonso de Lamartine
Geceyi Kaldır Omuzlarımdan
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan,
Ağrılar fışkırır değdiği yerde,
Bir kovuk örmüşüm yalnızlığımdan
Sensizlik boşluğu bakar içerde
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan,
Abanır gövdeme koca gökyüzü,
Altında ezilir, kanar yüreğim.
Sırıtır karşımda geçmişin yüzü,
Kaybettiklerine yanar yüreğim
Abanır gövdeme koca gökyüzü.
Külümde ararım kaybolan beni,
Yakanlar keyfine bakadursunlar,
Tutamam, maziden sarkan gölgeni,
Gerçekler hayali yıkadursunlar,
Külümde ararım kaybolan beni,
Her kaçış, bir acı dalı uzattı,
Tutunabilecek başka neyim var?
Yaşam, beni bana böyle tanıttı,
Varlık varlığımı başından savar,
Her kaçış, bir acı dalı uzattı,
Kahır gönderine bayrak çekerim,
Yokluğun cehennem, varlığın sırat,
Ömürsüzlüğümle ömür sürerim
Dibinde selama durur hatırat,
Kahır gönderine bayrak çekerim,
İnsan ne değilse o olmak ister
Ben seni isterim; gel de çöz bunu,
Arala geceyi, yüzünü göster,
Başka türlü gelmez hasretin sonu
İnsan ne değilse, o olmak ister.
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan,
Çok ağır geliyor sensizlik bana
Bir kovuk örmüşüm yalnızlığımdan
Şiirden taht yaptım içinde sana
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan.
Osman VELİOĞLU
Ağrılar fışkırır değdiği yerde,
Bir kovuk örmüşüm yalnızlığımdan
Sensizlik boşluğu bakar içerde
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan,
Abanır gövdeme koca gökyüzü,
Altında ezilir, kanar yüreğim.
Sırıtır karşımda geçmişin yüzü,
Kaybettiklerine yanar yüreğim
Abanır gövdeme koca gökyüzü.
Külümde ararım kaybolan beni,
Yakanlar keyfine bakadursunlar,
Tutamam, maziden sarkan gölgeni,
Gerçekler hayali yıkadursunlar,
Külümde ararım kaybolan beni,
Her kaçış, bir acı dalı uzattı,
Tutunabilecek başka neyim var?
Yaşam, beni bana böyle tanıttı,
Varlık varlığımı başından savar,
Her kaçış, bir acı dalı uzattı,
Kahır gönderine bayrak çekerim,
Yokluğun cehennem, varlığın sırat,
Ömürsüzlüğümle ömür sürerim
Dibinde selama durur hatırat,
Kahır gönderine bayrak çekerim,
İnsan ne değilse o olmak ister
Ben seni isterim; gel de çöz bunu,
Arala geceyi, yüzünü göster,
Başka türlü gelmez hasretin sonu
İnsan ne değilse, o olmak ister.
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan,
Çok ağır geliyor sensizlik bana
Bir kovuk örmüşüm yalnızlığımdan
Şiirden taht yaptım içinde sana
Gel kaldır geceyi omuzlarımdan.
Osman VELİOĞLU
Yüreğimin Hava Raporu
His merkezimden aldığım verilere göre;
Sensiz geçecek her anımda,
Yüreğimdeki hava sıcaklığı,
Mevsim normallerinin altında olup,
İç kesimlerimde buzlanmalara neden olacak.
Giderek etkisini artıran sensizlik sayesinde,
Yanaklarımdaki nem oranında,
Hissedilir derecede yükselme gözlenecek,
Gözlerim, çok bulutlu yer yer sağanak yağışlı olacak.
Gönül vadilerime çöken ağır özlemin,
Etkisini artırmış olup,
Rüyalarımda bile, görüş mesafemi bir hayli daraltmıştır.
Aramızda yükselen ayrılık buzdağlarından gelen
“Alçak” basıncın etkisiyle,
Umut denizlerimde şiddetli fırtına bekleniyor.
Vuslata giden yollardaki kar kalınlığı boyumu aşacak,
Tesellilerin yol açma çalışmaları sonuç vermeyecektir.
Yüreğimden kopan sitemli şiir rüzgarları,
Arasıra orta kuvvette eserek,
Taş yüreğinde fırtınalara dönüşecektir.
Önümüzdeki günlerde hatta yıllarda ise;
Gönlüme düşebilecek cemrelerin sağlayacağı,
Bol güneşli ve sıcak hava akımları,
Yürek iklimimi ısıtmaya yetmeyecektir.
Hal hatır sormaya gelecek dostların yanlarında,
Derdimi çekme halatı, ilk yardım cümleleri,
Ve anti-aşk merhemi getirmeleri önemle duyrulur.
İyi haberlerle karşınızda olmak dileğiyle.
Arif ODABAŞ
Sensiz geçecek her anımda,
Yüreğimdeki hava sıcaklığı,
Mevsim normallerinin altında olup,
İç kesimlerimde buzlanmalara neden olacak.
Giderek etkisini artıran sensizlik sayesinde,
Yanaklarımdaki nem oranında,
Hissedilir derecede yükselme gözlenecek,
Gözlerim, çok bulutlu yer yer sağanak yağışlı olacak.
Gönül vadilerime çöken ağır özlemin,
Etkisini artırmış olup,
Rüyalarımda bile, görüş mesafemi bir hayli daraltmıştır.
Aramızda yükselen ayrılık buzdağlarından gelen
“Alçak” basıncın etkisiyle,
Umut denizlerimde şiddetli fırtına bekleniyor.
Vuslata giden yollardaki kar kalınlığı boyumu aşacak,
Tesellilerin yol açma çalışmaları sonuç vermeyecektir.
Yüreğimden kopan sitemli şiir rüzgarları,
Arasıra orta kuvvette eserek,
Taş yüreğinde fırtınalara dönüşecektir.
Önümüzdeki günlerde hatta yıllarda ise;
Gönlüme düşebilecek cemrelerin sağlayacağı,
Bol güneşli ve sıcak hava akımları,
Yürek iklimimi ısıtmaya yetmeyecektir.
Hal hatır sormaya gelecek dostların yanlarında,
Derdimi çekme halatı, ilk yardım cümleleri,
Ve anti-aşk merhemi getirmeleri önemle duyrulur.
İyi haberlerle karşınızda olmak dileğiyle.
Arif ODABAŞ
Ben kafiye düşünüyorum...
Ben kafiye düşünüyorum oysa sevgilim bana
‘Vechimden başka bir şey düşünme’ diyor
Diyor ki ‘Ey benim kafiye düşünenim rahat ol
Benim yanımda en güzel kafiye sensin
Harf ne oluyor ki sen onu düşünesin
Nedir ki harf? Üzüm bağının çitten duvarı
Harfi, sesi, sözü artık birbirine vurup parçalayayım da
Seninle bu üçü olmaksızın konuşayım, ah!
* * *
“Bu Mesnevî bir mânâdır yoksa feûlûn, fâilât değil”
* * *
Ey ezel padişahı, şu beyitten ve gazelden kurtuldum artık
Müfteilun, müfteilün, müfteilün öldürdü beni
Bir yanıltmacadan ibâret olan kafiyeyi sel aldı
Zaten şairlerin kafalarının harcı kabuktan ibâret kabuktan
* * *
Tanrı, şiir için kafiye aramaktan başka bir dert vermediydi bana
Nihayet ondan da kurtardı beni
Şu şiiri al da eski bir şiir gibi yırt gitsin
Mânâlar, zaten harfe, havaya sığmıyor
***
Ey dil ile söylenen söz
Ben ne vakit senden kurtulacağım da
Mârifet güneşinin nuru ile gerçek Padişah’ı bulacağım,
Dilden de, kıt’adan da, şiirimden de bıktım artık
Mevlânâ Celâleddîn
‘Vechimden başka bir şey düşünme’ diyor
Diyor ki ‘Ey benim kafiye düşünenim rahat ol
Benim yanımda en güzel kafiye sensin
Harf ne oluyor ki sen onu düşünesin
Nedir ki harf? Üzüm bağının çitten duvarı
Harfi, sesi, sözü artık birbirine vurup parçalayayım da
Seninle bu üçü olmaksızın konuşayım, ah!
* * *
“Bu Mesnevî bir mânâdır yoksa feûlûn, fâilât değil”
* * *
Ey ezel padişahı, şu beyitten ve gazelden kurtuldum artık
Müfteilun, müfteilün, müfteilün öldürdü beni
Bir yanıltmacadan ibâret olan kafiyeyi sel aldı
Zaten şairlerin kafalarının harcı kabuktan ibâret kabuktan
* * *
Tanrı, şiir için kafiye aramaktan başka bir dert vermediydi bana
Nihayet ondan da kurtardı beni
Şu şiiri al da eski bir şiir gibi yırt gitsin
Mânâlar, zaten harfe, havaya sığmıyor
***
Ey dil ile söylenen söz
Ben ne vakit senden kurtulacağım da
Mârifet güneşinin nuru ile gerçek Padişah’ı bulacağım,
Dilden de, kıt’adan da, şiirimden de bıktım artık
30 Ağustos 2012
Herkese Benden
bitirelim
kendi en yükseğinden itilince herkes incinir
yağmacıların ortasızlığı
güneş yanığı bir suratın ortasızlığı
çekirdeksiz mandalinaların ve çekirdeksiz kadınların ortasızlığı
biri bana söylesin
geldiysem ordaysam gerçekten
bitirelim şu işi
herkese benden
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan bahsederdim
basit bir el hareketiyle bitirilmemiş
akşam eve dönmese de hiç merak edilmemiş
espriler iyi, kadınlar çekirdeksiz, kimse ümraniye’de oturmuyor
boğaz manzaralı bir resimde oturuyor
kimse ne kadar çok incinmiyor, bitirelim
bu balık bir çocuk tüfeğiyle vurulmuştur diyorum
herkese benden
bunu hep kullanmak istediğimden değil,
ağızsız bir çığlık
ağızsız bir çığlık
herkese benden kendi etinden
bana
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan
bir zaman, hiçbir etikette aralık 08 gibi saçma sapan bir şey yazmayan
neden çıkmayalım bu özürlü takvimden
aptalların gramerinden, mitoloji filan bilenlerin
noktalı virgülü hep en doğru yere: ah belinda filminden
yüzünü buruştur ve bunu kimseye açıklama
tek başına bilemediğin, tek başına bilemediğini…
kimseye açıklama
elmayı soyma, dilimleme ama dilimlenmiş bir elma hakkında
kasıkların çamaşırlarca kandırılması hakkında
peynirli poğaçalardaki peynirin yetersizliği hakkında
kendi yüsekğinden itilip düşürülenin incinmesi hakkında
bitirelim şu işi
bitirelim
geçmemiş olmamış gelmemişlerden geçelim
-hadi geçtik
ilk büfeden birkaç tane alabilirim
peynirli poğaça, tüfek, kalem; yirmi at ve birrum kızı
peki: birroman taslağı için kötü
hemen oracıkta adımı veriyorum
her kırkbir saniyede on bebek doğuyor
her elliiki saniyede onu ölüyor
bu on ısrarından hemen vazgeç
kayıtlara geçmeyen onbirinciden
geçme
işte aşağıda boş bir çerçeve
yazmak çizmek bedava
o en parlak cümleni, bilinmeyen hünerini
herkese benden
Osman Konuk
kendi en yükseğinden itilince herkes incinir
yağmacıların ortasızlığı
güneş yanığı bir suratın ortasızlığı
çekirdeksiz mandalinaların ve çekirdeksiz kadınların ortasızlığı
biri bana söylesin
geldiysem ordaysam gerçekten
bitirelim şu işi
herkese benden
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan bahsederdim
basit bir el hareketiyle bitirilmemiş
akşam eve dönmese de hiç merak edilmemiş
espriler iyi, kadınlar çekirdeksiz, kimse ümraniye’de oturmuyor
boğaz manzaralı bir resimde oturuyor
kimse ne kadar çok incinmiyor, bitirelim
bu balık bir çocuk tüfeğiyle vurulmuştur diyorum
herkese benden
bunu hep kullanmak istediğimden değil,
ağızsız bir çığlık
ağızsız bir çığlık
herkese benden kendi etinden
bana
geçmemiş gelmemiş olmamışlardan
bir zaman, hiçbir etikette aralık 08 gibi saçma sapan bir şey yazmayan
neden çıkmayalım bu özürlü takvimden
aptalların gramerinden, mitoloji filan bilenlerin
noktalı virgülü hep en doğru yere: ah belinda filminden
yüzünü buruştur ve bunu kimseye açıklama
tek başına bilemediğin, tek başına bilemediğini…
kimseye açıklama
elmayı soyma, dilimleme ama dilimlenmiş bir elma hakkında
kasıkların çamaşırlarca kandırılması hakkında
peynirli poğaçalardaki peynirin yetersizliği hakkında
kendi yüsekğinden itilip düşürülenin incinmesi hakkında
bitirelim şu işi
bitirelim
geçmemiş olmamış gelmemişlerden geçelim
-hadi geçtik
ilk büfeden birkaç tane alabilirim
peynirli poğaça, tüfek, kalem; yirmi at ve birrum kızı
peki: birroman taslağı için kötü
hemen oracıkta adımı veriyorum
her kırkbir saniyede on bebek doğuyor
her elliiki saniyede onu ölüyor
bu on ısrarından hemen vazgeç
kayıtlara geçmeyen onbirinciden
geçme
işte aşağıda boş bir çerçeve
yazmak çizmek bedava
o en parlak cümleni, bilinmeyen hünerini
herkese benden
Osman Konuk
Yanılsamalar
1.
acının üstünden bir gece geçti, geride basit bir yalnızlık.
döndük pürüzsüz yüzüne yaşamın, asit döktüler içimize,
gözlerimizde bir karmaşa, toprakta uyku, toprakta engerek,
kımıltısız bomboş bir dünya zehirlendi demek,
ses oldu ölüm, cesaret
uygunadım girerdik, cıvıl cıvıl tomurcuklarla bahara, ama
gerilimler yaratığı soluk fotoğraflara çerçeve olurdum sonunda,
bu kaçıncı sönüşüydü yangınımızın, yüzyüzeydik ve gözlerim
körlerle o karanlık zamandan geçmenin ıstıraplı tadıydı,
zaman zamana zaman da geceye çevrildi, gece uslamaz hüzne,
senin adın çalar saat olsun, yüreğin yas tutmasın sakın, çünkü
sabahlar ihanet çıkmaz,
mutlaka ölümden başka söz verecek şey de var
odamda bir kitap açar gibi sığınırım gecene, korkmazdım,
feneralaylarında balonlu çocuklardım, cankurtaran sireni,
hiç ağlamazdım
kıvrım kıvrım belini ezbere bilirmişim, hani ince boynunu falan,
ilkgüz ışıkları kırılırmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz,
uyurmuşuz yalın ve ıslak, akşamın ıssızlığında,
hüznümüz duvarda asılıymış, batak ve sapsarı,
susmak kutsalmış, ölüm de
ey küçücük çiğdemlerin kısık sesli aşkları
her köşebaşında eriyenler ve zaman avucumda
günübirlik yürürken o kadın kilisenin caddesinde
kollarımı çözmediniz,
akşamın sularında hüzün sıçrar serçelerin kanadına,
ucuna eklenir gecede o yaylım ateşi sevdalar, gökten sarkan,
dudaklarında bahçıvanın ılık bir karanfil tadı,
kadının göğüsleri kocaman bir gül ağacı,
ateş içimizde – kavgamızda çarmıha gersek bu kenti
neye yarar çünkü korsan ve sürgünsüz
2.
yalnızlık bir iskele gibi gecede denizin köpükleriyle buluştu
tütün, rüzgâr, içki
yalnızlık beni gibi sevgiye kavuştu
beyaz ve siyah arasında, o kareden bu kareye, satranç taşlarıyla
geçtim hendeklerinden gecenin
alımlı buzullar, kıtalardan, anadolu uygarlıkları
iyon, lidya, hititler kervanından
kapısını burdum tanrılarının
kurşuni düşlerimde öfkeyle haykıran bir anlatı bir sarhoşluk
sarmalandı hüzünlerimize, toprağa ışık diye düştük
deniz çekildi mi gözlerin de çekilirdi ay gibi üzgün
ve bir aşk yenik kalırdı hep
3.
bir insan düşün nerde kimbilir ve nasıl
sancısı ne, neyin gizini çözer düşlerinde, nedir seçenekleri
yoksa intihar mı eder
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların
çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek
sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet
dönüşümüz kesin değil
tanyerinde su, ateş, toprak, hava
alacahöyük A mezarında yatan seslen bana
dikey, yatay, çapraz (ölüm ışıklarını) boyadık
son soluğunda yıkıldı yere bir martı
düştüğü yerde bir uygarlık…
Kaan İnce
acının üstünden bir gece geçti, geride basit bir yalnızlık.
döndük pürüzsüz yüzüne yaşamın, asit döktüler içimize,
gözlerimizde bir karmaşa, toprakta uyku, toprakta engerek,
kımıltısız bomboş bir dünya zehirlendi demek,
ses oldu ölüm, cesaret
uygunadım girerdik, cıvıl cıvıl tomurcuklarla bahara, ama
gerilimler yaratığı soluk fotoğraflara çerçeve olurdum sonunda,
bu kaçıncı sönüşüydü yangınımızın, yüzyüzeydik ve gözlerim
körlerle o karanlık zamandan geçmenin ıstıraplı tadıydı,
zaman zamana zaman da geceye çevrildi, gece uslamaz hüzne,
senin adın çalar saat olsun, yüreğin yas tutmasın sakın, çünkü
sabahlar ihanet çıkmaz,
mutlaka ölümden başka söz verecek şey de var
odamda bir kitap açar gibi sığınırım gecene, korkmazdım,
feneralaylarında balonlu çocuklardım, cankurtaran sireni,
hiç ağlamazdım
kıvrım kıvrım belini ezbere bilirmişim, hani ince boynunu falan,
ilkgüz ışıkları kırılırmış, bildiğimiz ve bilmediğimiz,
uyurmuşuz yalın ve ıslak, akşamın ıssızlığında,
hüznümüz duvarda asılıymış, batak ve sapsarı,
susmak kutsalmış, ölüm de
ey küçücük çiğdemlerin kısık sesli aşkları
her köşebaşında eriyenler ve zaman avucumda
günübirlik yürürken o kadın kilisenin caddesinde
kollarımı çözmediniz,
akşamın sularında hüzün sıçrar serçelerin kanadına,
ucuna eklenir gecede o yaylım ateşi sevdalar, gökten sarkan,
dudaklarında bahçıvanın ılık bir karanfil tadı,
kadının göğüsleri kocaman bir gül ağacı,
ateş içimizde – kavgamızda çarmıha gersek bu kenti
neye yarar çünkü korsan ve sürgünsüz
2.
yalnızlık bir iskele gibi gecede denizin köpükleriyle buluştu
tütün, rüzgâr, içki
yalnızlık beni gibi sevgiye kavuştu
beyaz ve siyah arasında, o kareden bu kareye, satranç taşlarıyla
geçtim hendeklerinden gecenin
alımlı buzullar, kıtalardan, anadolu uygarlıkları
iyon, lidya, hititler kervanından
kapısını burdum tanrılarının
kurşuni düşlerimde öfkeyle haykıran bir anlatı bir sarhoşluk
sarmalandı hüzünlerimize, toprağa ışık diye düştük
deniz çekildi mi gözlerin de çekilirdi ay gibi üzgün
ve bir aşk yenik kalırdı hep
3.
bir insan düşün nerde kimbilir ve nasıl
sancısı ne, neyin gizini çözer düşlerinde, nedir seçenekleri
yoksa intihar mı eder
şiir kırıntıları var yüzlerinde o sabırsız insanların
çiçekler gamlanır canevimde
erken ölmek ölmek değil ölümsüzleşmektir
ah çatlayacak sabrımız, sezgimiz yorgun demek
sıkışmış yüreğimize kimbilir ne kadar hüzün
yitik değil yarınlarımız, yeşerir elbet
dönüşümüz kesin değil
tanyerinde su, ateş, toprak, hava
alacahöyük A mezarında yatan seslen bana
dikey, yatay, çapraz (ölüm ışıklarını) boyadık
son soluğunda yıkıldı yere bir martı
düştüğü yerde bir uygarlık…
Kaan İnce
Mathilda F
beni gideceğin yere kadar bırakabilir misin?
küfürlerle geçen çocukluğunu
bileklerinin bekaretini
ve kendine intiharla gösterdiğin
o gerçek yüzünü al,
beni aşağıda bekle!
acılarımın anahtarlarını alıp geliyorum
birazdan allah’ın gelecek
bataklıkta boğulan itler gibi öleceğiz!
daha sonra
bir yılana satar gibi
bana bir yalan satın al
ve zehrimin
seni gebe bırakabileceği bir öykü yaz!
belki iyi bir okula yazdırır
iyi bir orospu çocuğu yetiştiririz
belki ravelin bolerosu’ndan nefret eder
belki tüberküloz olur
belki de alnı secdeye değer?
mathilda,
bir hayvan çıkar ağzından
yeryüzüne iblis yağar
bir hayvan ki
boynuna geçirilen sutyen
dizginler kadınlığını
bir hayvan ki gözleri yok
dokunarak bulur et parçalarını
ve bir hayvan ki bir gün vurulur
kan emerim göğüslerinden
mathilda,
inan!
cehenneme girebilmek için
daha iddalı sevişmeliyiz!
mathilda,
hazırlan!
artık hiç kimse gelmeyecek
yalnızlığını al ve aşağı in
içine giden yolun ortasında
beni bekle!
acılarımın anahtarlarını bulabilirsem
gelip sana çarpacağım
ya da chopin’in beni itmesini bekleyip
üstüne düşeceğim…
her halükarda
yaramaz bir çocuk,
bir elinde annesinin eli
bir elinde jilet koleksiyonu
sana doğru gelecek
ve ben
bir yaz gecesi
rakı içerken
onu aldıracağım…
mathilda,
anla!
“iyi insan” olmak
bize hiçbir zaman
yakışmayacak…
bu yakınlarda birlikte ölebileceğimiz bir yer var mı?
Ümit Aydın
küfürlerle geçen çocukluğunu
bileklerinin bekaretini
ve kendine intiharla gösterdiğin
o gerçek yüzünü al,
beni aşağıda bekle!
acılarımın anahtarlarını alıp geliyorum
birazdan allah’ın gelecek
bataklıkta boğulan itler gibi öleceğiz!
daha sonra
bir yılana satar gibi
bana bir yalan satın al
ve zehrimin
seni gebe bırakabileceği bir öykü yaz!
belki iyi bir okula yazdırır
iyi bir orospu çocuğu yetiştiririz
belki ravelin bolerosu’ndan nefret eder
belki tüberküloz olur
belki de alnı secdeye değer?
mathilda,
bir hayvan çıkar ağzından
yeryüzüne iblis yağar
bir hayvan ki
boynuna geçirilen sutyen
dizginler kadınlığını
bir hayvan ki gözleri yok
dokunarak bulur et parçalarını
ve bir hayvan ki bir gün vurulur
kan emerim göğüslerinden
mathilda,
inan!
cehenneme girebilmek için
daha iddalı sevişmeliyiz!
mathilda,
hazırlan!
artık hiç kimse gelmeyecek
yalnızlığını al ve aşağı in
içine giden yolun ortasında
beni bekle!
acılarımın anahtarlarını bulabilirsem
gelip sana çarpacağım
ya da chopin’in beni itmesini bekleyip
üstüne düşeceğim…
her halükarda
yaramaz bir çocuk,
bir elinde annesinin eli
bir elinde jilet koleksiyonu
sana doğru gelecek
ve ben
bir yaz gecesi
rakı içerken
onu aldıracağım…
mathilda,
anla!
“iyi insan” olmak
bize hiçbir zaman
yakışmayacak…
bu yakınlarda birlikte ölebileceğimiz bir yer var mı?
Ümit Aydın
Ana’tomi
Gözüm açık rüyalar gönderdiğin zamanlar bunlar
Yeminle! Uyanmayalım, yeminle son nefes, dudaklarında
Beni yaşayarak çok harcadı hayat
Çok küçükken bıraktım klasik dinlemeyi
Dil en iyi küfürle harcanır, bunu biliyorum sakın söyleme
İyi olduğum yalan, inanma onlara
Kesik bilekten düşen, mendil gibiyim sana
Al beni, ama n’olur ağlama
Ve kanamanın erdeminden geçerken hassasiyetim
Kurumsal bir kimlik gibi sana yaklaşıp,
iflas ettim demek değildi niyetim
dev bir amme hizmetiydik biz doğaya
göbek bağımızı Veysel’den aldık
o kara toprak elleriyle kopardı annemizden
onun kokusundan nefret ediyoruz artık!
Bunun için seviyorum belki kokunu
Ve kesmez artık bizi toprak
Büyüyen şeylere özeniyoruz
Genişleyen göğüslerimiz var
Cinayet işleyecek kadar sinirli inip kalkan
Şeylerimiz var
Ne çok alınganız klasikten uzaklaştığımızdan beri
Telefon etmeden gelme
Ya da
beni öldür git diyebiliyoruz
Hayat kısa metraj, onun da yarısı yok sanki
Hep seyir halinde üryan duruşlarımız
Anne öp beni, sonra bırak başka bir kadına!
İnan Arslanboğan
Yeminle! Uyanmayalım, yeminle son nefes, dudaklarında
Beni yaşayarak çok harcadı hayat
Çok küçükken bıraktım klasik dinlemeyi
Dil en iyi küfürle harcanır, bunu biliyorum sakın söyleme
İyi olduğum yalan, inanma onlara
Kesik bilekten düşen, mendil gibiyim sana
Al beni, ama n’olur ağlama
Ve kanamanın erdeminden geçerken hassasiyetim
Kurumsal bir kimlik gibi sana yaklaşıp,
iflas ettim demek değildi niyetim
dev bir amme hizmetiydik biz doğaya
göbek bağımızı Veysel’den aldık
o kara toprak elleriyle kopardı annemizden
onun kokusundan nefret ediyoruz artık!
Bunun için seviyorum belki kokunu
Ve kesmez artık bizi toprak
Büyüyen şeylere özeniyoruz
Genişleyen göğüslerimiz var
Cinayet işleyecek kadar sinirli inip kalkan
Şeylerimiz var
Ne çok alınganız klasikten uzaklaştığımızdan beri
Telefon etmeden gelme
Ya da
beni öldür git diyebiliyoruz
Hayat kısa metraj, onun da yarısı yok sanki
Hep seyir halinde üryan duruşlarımız
Anne öp beni, sonra bırak başka bir kadına!
İnan Arslanboğan
sana bir güzel öleyim bana bir güzel ağla
annem gözleriyle tamamlıyor çorbanın tuzunu
ne zaman mahmud’u ansa.
ordan biliyorum en acı aş
içine aşk doğranmış olandır.
sofra kurulur
toplanır tabaklar kaşıklar bardaklar
türküler toplanır sızılar
çektirilmemiş fotoğraflara bakılır
göz yaşında iyot varmıdır.
benim acilen ölmem lazım fuat.
bir soluk ölsem şurda.
bir soluk dursam
sen sevgilimi çağırsan başıma
tuzlasa beni
yere girdiğimde kokmasam.
sofrasını kursa
toplasa tabaklarını kaşıklarını bardaklarını
türkülerimi toplasa
çektirilmemiş fotoğraflarımıza baksa
bana bir güzel ağlasa
ölsem ben ona bir güzel
sevgilim benden bir çocuk yapsa.
adını aş/k koysa
bu gün yüzünde
bir vakit
kalmışlığım
unutulmasa…
Köksal Özyürek
ne zaman mahmud’u ansa.
ordan biliyorum en acı aş
içine aşk doğranmış olandır.
sofra kurulur
toplanır tabaklar kaşıklar bardaklar
türküler toplanır sızılar
çektirilmemiş fotoğraflara bakılır
göz yaşında iyot varmıdır.
benim acilen ölmem lazım fuat.
bir soluk ölsem şurda.
bir soluk dursam
sen sevgilimi çağırsan başıma
tuzlasa beni
yere girdiğimde kokmasam.
sofrasını kursa
toplasa tabaklarını kaşıklarını bardaklarını
türkülerimi toplasa
çektirilmemiş fotoğraflarımıza baksa
bana bir güzel ağlasa
ölsem ben ona bir güzel
sevgilim benden bir çocuk yapsa.
adını aş/k koysa
bu gün yüzünde
bir vakit
kalmışlığım
unutulmasa…
Köksal Özyürek
He Shot Me Down Bang Bang
Oysa ben tüm yaşamı gökyüzü altında bir tatil olarak görüyorum.
Tezer Özlü
He Shot Me Down Bang Bang
seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
Lale Müldür
Tezer Özlü
He Shot Me Down Bang Bang
seni bir gün en yakının ele verirse eğer,
öğren susmasını ve ağlamamasını.
bir kavanozun içinde mavi bir gül
yetiştir her gün daha çok yaşayan.
bir masalın ağzını kapat ve yat
geniş odalarda. bir oksijen çadırında.
ona kötü bir şey olsun istedim.
bana aşık olsun istedim.
Lale Müldür
Dingilizce Gibiyim, Anlıyorum ama Konuşamıyorum
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum. Anlıyorum yani anlıyorum mesela kadınların neden gömlekli erkeklerden hoşlandığını. Anlıyorum ve ben Hazreti Yusuf’u düzenli olarak çok seviyorum Rabbim.
Düzenli olarak düzen istiyorum mesela. Umumiyetinden çok şikâyetçiyim insanların. Umumi hallerde konuşmalarından çok ama çok… Kimsenin ulu ortaya saygısı yok.
Adam olasılığım çok zayıf bir olasılığım biliyorum ama benim kafam da çay içmeden basmıyor işte…Devletin Çay içişleri Bakanlığı kurma fantezisini semtimin bayırında çocuktum ve şık bir golle kurdum..Sonuçta biz yerçekimine cazip gelen çocuklar değildik.
Tiplerimize bakıp çay demlerlerdi. Sitelerin şımarık çocukları ve o gün bugündür tiplerine bakıp çay demlenilen insanları pek severim ne de güzel insanlardır onlar ve ne de mübarektir ocaklarına çay ağacı dikilen insanlar.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela neden bu kadar namüsaİTİN teki olduğumu. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep. Barklı bakış açılarım… Barklı bakayım bari diye cuma hutbelerine bakaya kalmışlığım hep bu yüzden. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep böyle yersiz yurtsuz ne de güzel bakılıyormuş hâlbuki bu yenidünya iklimine.
Bazen çok canım sıkılmıyor anne.
Bazen yadıma düşüyorum ama merak etme ölmem.
Bazen sabahları beyaz olarak uyanıp derimin acıdığı zamanlar da var.
Bu gidişle yaşamam çok zaman alıcak.
Bazen terk edilgenim cümle çıkışlarında.
Bazen gözlerime siyah şerit çekiyorlar o zaman ismimin ve soy ismimin baş harfleri çok popüler oluyor.
Bana kim olmadığımı söyle Anne merak etme arkadaşlarımı ihbar etmiycem.
Bayramlardan önce ellerini düzenli olarak korumanı da istiycem
Ki bu ezanlar şahidimdir Hazreti Bilal’i ne kadar çok özlediğime.
Allah kimseyi şairlik ile sınamasın. Amin !
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela hayatın neden artık Anne üretmediğini.
Anlıyorum mesela neden sevgilimin beni terk ettiğini…
Ah Sevgilim! Şüphesiz ki ben şüpheli bir şahıs ekiyim.
Ne zaman hikâyenin içine dalmak istesem Tanrı anons eder ismimi, polis gözaltına alır ve hikâyenin dışında seyreder dururum seni…
Okaliptus ağaçlarına ilgim terk edilgen olduğum zamanlarda başladı.
Sevgilim giderken bir iyilik yapsaydı da dikili bir okaliptüs ağacım olsa idi. Suya kanamış bir okaliptüs ve unutmaya susamış ben iyi bir ikili olurduk aslında bu bataklıkta.
Bazı kadınlar kuraklıktır bazı erkekler onları unutmaya susamıştır.
Ve bazı şiirler vardır pigmentleri eksiktir, güneşe hiç çıkamazlar ve toplum tarafından dışlanırlar.Ve ben Albino’ya tutulmuş şiirleri hep sevmişimdir.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela Pisagor’un neden Mental Aritmetikten hiçbir zaman anlamadığını. Sahra çölünde bir Anne kum tepelerini abaküslerken beyaz adam Las Vegas’ta neon serap görüyor.
Anlıyorum mesela neden hala gözleri sinekli Etiyopyalı çocukların MatemeTİKlerinin kusursuz olduğunu.
Cep telefonuma ‘’AFRİKA’’ yazdım ve daha çok açlık yolladım. Kapitalizm bir mesaj kadar yakındır bize sevgili Bayım.
Rabbim affet ramazanda ben hiç oruç tutmadım.
Rabbim söyle bana Orucu bozar mı Afrika eğer uyursam tok karnına?
Bu hesap makinası bozulmuş Rabbim artık Zelzele yazmıyor
TevekKÜLlerimide Nil Nehrine bıraktım artık Ganj Nehrinde de yıkanılmıyor.
Beyoğlunun da sidik kokusu beni deli ediyor
Anne lütfen ellerini özenle koru Bayramlardan önce.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Zaten konuşabilseydim yazmazdım
Her şeyin bir gusülü var Bayım.
Her şeyin bir gusülü var
Her şeyin bir bir gusülü var
Her şeyin gusülü var bir bir
Anlat bize Rabbim
Bazen yarasayım geceleri başlar benim yarasayım
Çünkü Dingilizce gibiyim anlıyorum ama konuşamıyorum.
Berkan Ürgen
Düzenli olarak düzen istiyorum mesela. Umumiyetinden çok şikâyetçiyim insanların. Umumi hallerde konuşmalarından çok ama çok… Kimsenin ulu ortaya saygısı yok.
Adam olasılığım çok zayıf bir olasılığım biliyorum ama benim kafam da çay içmeden basmıyor işte…Devletin Çay içişleri Bakanlığı kurma fantezisini semtimin bayırında çocuktum ve şık bir golle kurdum..Sonuçta biz yerçekimine cazip gelen çocuklar değildik.
Tiplerimize bakıp çay demlerlerdi. Sitelerin şımarık çocukları ve o gün bugündür tiplerine bakıp çay demlenilen insanları pek severim ne de güzel insanlardır onlar ve ne de mübarektir ocaklarına çay ağacı dikilen insanlar.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela neden bu kadar namüsaİTİN teki olduğumu. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep. Barklı bakış açılarım… Barklı bakayım bari diye cuma hutbelerine bakaya kalmışlığım hep bu yüzden. Barklı bakış açılarım olsun isterdim hep böyle yersiz yurtsuz ne de güzel bakılıyormuş hâlbuki bu yenidünya iklimine.
Bazen çok canım sıkılmıyor anne.
Bazen yadıma düşüyorum ama merak etme ölmem.
Bazen sabahları beyaz olarak uyanıp derimin acıdığı zamanlar da var.
Bu gidişle yaşamam çok zaman alıcak.
Bazen terk edilgenim cümle çıkışlarında.
Bazen gözlerime siyah şerit çekiyorlar o zaman ismimin ve soy ismimin baş harfleri çok popüler oluyor.
Bana kim olmadığımı söyle Anne merak etme arkadaşlarımı ihbar etmiycem.
Bayramlardan önce ellerini düzenli olarak korumanı da istiycem
Ki bu ezanlar şahidimdir Hazreti Bilal’i ne kadar çok özlediğime.
Allah kimseyi şairlik ile sınamasın. Amin !
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela hayatın neden artık Anne üretmediğini.
Anlıyorum mesela neden sevgilimin beni terk ettiğini…
Ah Sevgilim! Şüphesiz ki ben şüpheli bir şahıs ekiyim.
Ne zaman hikâyenin içine dalmak istesem Tanrı anons eder ismimi, polis gözaltına alır ve hikâyenin dışında seyreder dururum seni…
Okaliptus ağaçlarına ilgim terk edilgen olduğum zamanlarda başladı.
Sevgilim giderken bir iyilik yapsaydı da dikili bir okaliptüs ağacım olsa idi. Suya kanamış bir okaliptüs ve unutmaya susamış ben iyi bir ikili olurduk aslında bu bataklıkta.
Bazı kadınlar kuraklıktır bazı erkekler onları unutmaya susamıştır.
Ve bazı şiirler vardır pigmentleri eksiktir, güneşe hiç çıkamazlar ve toplum tarafından dışlanırlar.Ve ben Albino’ya tutulmuş şiirleri hep sevmişimdir.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum mesela Pisagor’un neden Mental Aritmetikten hiçbir zaman anlamadığını. Sahra çölünde bir Anne kum tepelerini abaküslerken beyaz adam Las Vegas’ta neon serap görüyor.
Anlıyorum mesela neden hala gözleri sinekli Etiyopyalı çocukların MatemeTİKlerinin kusursuz olduğunu.
Cep telefonuma ‘’AFRİKA’’ yazdım ve daha çok açlık yolladım. Kapitalizm bir mesaj kadar yakındır bize sevgili Bayım.
Rabbim affet ramazanda ben hiç oruç tutmadım.
Rabbim söyle bana Orucu bozar mı Afrika eğer uyursam tok karnına?
Bu hesap makinası bozulmuş Rabbim artık Zelzele yazmıyor
TevekKÜLlerimide Nil Nehrine bıraktım artık Ganj Nehrinde de yıkanılmıyor.
Beyoğlunun da sidik kokusu beni deli ediyor
Anne lütfen ellerini özenle koru Bayramlardan önce.
Dingilizce gibiyim bu aralar anlıyorum ama konuşamıyorum
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Anlıyorum ama konuşamıyorum.
Zaten konuşabilseydim yazmazdım
Her şeyin bir gusülü var Bayım.
Her şeyin bir gusülü var
Her şeyin bir bir gusülü var
Her şeyin gusülü var bir bir
Anlat bize Rabbim
Bazen yarasayım geceleri başlar benim yarasayım
Çünkü Dingilizce gibiyim anlıyorum ama konuşamıyorum.
Berkan Ürgen
Adam Olmak
Ağırlığı dünyanın
aşktır.
Yalnızlığın yükü
altında
Hoşnutsuzluğun yükü
altında,
o ağırlık
sırtımızdaki o külfet
aşktır.
Kim diyebilir ki öyle değil?
Rüyalarda
o ağırlık sürtünür
vücuda
Fikrinde
bir mucizedir,
hülyanda
kıvranır
insan olup
doğuncaya dek.
Şeffaflıkla yanıp kızaran
kalbinden bakınır-
ki hayatın yükü
aşktır
Ama biz üstleniriz onu
bitkin ve yorgun,
soluklanmak zorundayız
artık
kucağında aşkın,
dinlenmeliyiz
kolları arasında aşkın.
İstirahat olmaz
aşk olmadan;
yoktur uyku
aşk düşleri
görmeden,
delirsen de, ürpersen de
çıkmasa da serden
meleklerle makineler,
son temenni
aşktır
-acı olamaz o,
inkâr edemez
tutamaz kendini
yok sayılırsa:
Öyle çetindir ki yükü.
-yaymak zorundadır
kaygılar gibi çünkü
çevrilemez de geriye
verilir
yalnızlıkla
ölçüsüzlüğünün
şahaneliğinde.
Ilık vücutlar
parıldarlar birlikte
içinde zifir gecenin,
el uzanır
vücudun
tam ortasına,
ten ürperir
bahtiyarlıkla
ve gönül sevinçle tebellür eder
nazara-
evet, evet
buydu işte
benim istediğim,
isterdim hep bunu,
hep istedim,
dönmek istedim tekrar
bir çocuk gibi
doğduğum bedene.
Allen Ginsberg
aşktır.
Yalnızlığın yükü
altında
Hoşnutsuzluğun yükü
altında,
o ağırlık
sırtımızdaki o külfet
aşktır.
Kim diyebilir ki öyle değil?
Rüyalarda
o ağırlık sürtünür
vücuda
Fikrinde
bir mucizedir,
hülyanda
kıvranır
insan olup
doğuncaya dek.
Şeffaflıkla yanıp kızaran
kalbinden bakınır-
ki hayatın yükü
aşktır
Ama biz üstleniriz onu
bitkin ve yorgun,
soluklanmak zorundayız
artık
kucağında aşkın,
dinlenmeliyiz
kolları arasında aşkın.
İstirahat olmaz
aşk olmadan;
yoktur uyku
aşk düşleri
görmeden,
delirsen de, ürpersen de
çıkmasa da serden
meleklerle makineler,
son temenni
aşktır
-acı olamaz o,
inkâr edemez
tutamaz kendini
yok sayılırsa:
Öyle çetindir ki yükü.
-yaymak zorundadır
kaygılar gibi çünkü
çevrilemez de geriye
verilir
yalnızlıkla
ölçüsüzlüğünün
şahaneliğinde.
Ilık vücutlar
parıldarlar birlikte
içinde zifir gecenin,
el uzanır
vücudun
tam ortasına,
ten ürperir
bahtiyarlıkla
ve gönül sevinçle tebellür eder
nazara-
evet, evet
buydu işte
benim istediğim,
isterdim hep bunu,
hep istedim,
dönmek istedim tekrar
bir çocuk gibi
doğduğum bedene.
Allen Ginsberg
Usta İki Çay; Biri Açık Olsun
Sen devlet güçlerini abi sohbetlerinden
ve ikinci el kitaplardan tanıyan çocuk
Ayıp olmuyo mu böyle şiirlerinde
molotoflar kafaya sıkmalar falan?
Sen Taksim otobüsüne binerken
sesli selam vermeye utanan çocuk
o gün tekbir çığlıklarıyla fırlıcan mı cidden meydanlara?
Sen miting alanlarında bile
inceden bacılarını kesen çocuk
şimdi harbi harbi ‘kahrolsun (mu) amerika’ya?
Sen camı açık unutsa başı ağrıyan çocuk
Devrim deyip de güldürme lan beni!
Muğayir Muharip
ve ikinci el kitaplardan tanıyan çocuk
Ayıp olmuyo mu böyle şiirlerinde
molotoflar kafaya sıkmalar falan?
Sen Taksim otobüsüne binerken
sesli selam vermeye utanan çocuk
o gün tekbir çığlıklarıyla fırlıcan mı cidden meydanlara?
Sen miting alanlarında bile
inceden bacılarını kesen çocuk
şimdi harbi harbi ‘kahrolsun (mu) amerika’ya?
Sen camı açık unutsa başı ağrıyan çocuk
Devrim deyip de güldürme lan beni!
Muğayir Muharip
Gönlü Kırık Harami
Attığım taş vurduğum kuşa değmiyor be hafız
Islağın en kırmızısında boğuluyorum, yaprakta şebnem
Gözlerimi değdiriyorum, nem kalbime iyi gelmiyor
Sanırım ayın etkisi altında kaldım, aşk çok münhem!..
Gömülürken ‘kroşelerle uyusun’ denilen ölü bir boksör gibiyim
Eskiden kalbime yıktıklarım, şimdi mezarımda tepinmekte
Şuh küfürler taşımı döndürdü, müsait yerde dirilebilir miyim
Zamanında sindiremediğim haram sevdalar oturmuş mideme!..
Cami çıkışı aşure dağıtan amcalar, dünyayı yönetse, ne güzel
Ne âlâ olurdu moda dergilerini ateşe verecek güzeller olsa
Bizi o ateşe atmak yerine ateşe çay koysalar ve kestane
Ben sonra ölürüm yine, acelesi mi var, kaçacak değiliz ya!..
Nefsani şarkılar birleştiremiyor gönlümün dağılan hiçbir zerresini
Aşk, ardarda patlayan mısır olmuş, kolesterolden can almakta
Bir de bakmışım ki unutmuşum ezberlediğim bütün molotof tariflerini
İsyan kaldıracak hâl kalmamış ne saçlarımda, ne de yağmurlarımda…
Burak Uzun
Islağın en kırmızısında boğuluyorum, yaprakta şebnem
Gözlerimi değdiriyorum, nem kalbime iyi gelmiyor
Sanırım ayın etkisi altında kaldım, aşk çok münhem!..
Gömülürken ‘kroşelerle uyusun’ denilen ölü bir boksör gibiyim
Eskiden kalbime yıktıklarım, şimdi mezarımda tepinmekte
Şuh küfürler taşımı döndürdü, müsait yerde dirilebilir miyim
Zamanında sindiremediğim haram sevdalar oturmuş mideme!..
Cami çıkışı aşure dağıtan amcalar, dünyayı yönetse, ne güzel
Ne âlâ olurdu moda dergilerini ateşe verecek güzeller olsa
Bizi o ateşe atmak yerine ateşe çay koysalar ve kestane
Ben sonra ölürüm yine, acelesi mi var, kaçacak değiliz ya!..
Nefsani şarkılar birleştiremiyor gönlümün dağılan hiçbir zerresini
Aşk, ardarda patlayan mısır olmuş, kolesterolden can almakta
Bir de bakmışım ki unutmuşum ezberlediğim bütün molotof tariflerini
İsyan kaldıracak hâl kalmamış ne saçlarımda, ne de yağmurlarımda…
Burak Uzun
Zaten
Nasıl kırık dökük,
yarım yamalak, eksik,
nasıl yamalı hayatlar
geçiyor gözlerimin önünden.
Bir zanaat mutsuzluk sanki:
Öğrenip bir önceki nesilden,
onyıllarca didiniyoruz
ve kuşkuya düşsek de bazen,
sanıyoruz ki
böyledir, iyidir,
ne olacak ki başka,
budur hayat zaten.
Ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten.
Roni MARGULIES
yarım yamalak, eksik,
nasıl yamalı hayatlar
geçiyor gözlerimin önünden.
Bir zanaat mutsuzluk sanki:
Öğrenip bir önceki nesilden,
onyıllarca didiniyoruz
ve kuşkuya düşsek de bazen,
sanıyoruz ki
böyledir, iyidir,
ne olacak ki başka,
budur hayat zaten.
Ya beceremiyoruz biz bu işi,
ya da becerecek bir şey yok zaten.
Roni MARGULIES
Dudak Gazeli
dudağının kıvrımda yer ayır bana
ana rahminde nasıl uyursa bebekler
öylece uzanıp kalayım orada.
ki dudağının kıvrımında alanlar var senin
dudağının kıvrımında ilk aylığını almış işçiler
secdeye kapanmış dindarlar ki
orada yerleri olsun için tanrıya niyaz eder
cennet serinliği dudağının kıvrımında senin
dudağının kıvrımında yer ayır banada
ilk aşkının ilk öpüşünü saklar gibi
bu anamın şarkısıydı dediğinde hüzne
agustos sıcağında bardağa
eylülde yağmura ayırdığın gibi
sofrada rîçâl
dudağının kıvrımında yer ayır banada
ey eyyyy
eğil uzan gerin bükül
bir ıslık çal korkularıma
Köksal Özyürek
ana rahminde nasıl uyursa bebekler
öylece uzanıp kalayım orada.
ki dudağının kıvrımında alanlar var senin
dudağının kıvrımında ilk aylığını almış işçiler
secdeye kapanmış dindarlar ki
orada yerleri olsun için tanrıya niyaz eder
cennet serinliği dudağının kıvrımında senin
dudağının kıvrımında yer ayır banada
ilk aşkının ilk öpüşünü saklar gibi
bu anamın şarkısıydı dediğinde hüzne
agustos sıcağında bardağa
eylülde yağmura ayırdığın gibi
sofrada rîçâl
dudağının kıvrımında yer ayır banada
ey eyyyy
eğil uzan gerin bükül
bir ıslık çal korkularıma
Köksal Özyürek
Telezaman
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa
Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı
Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla
Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor
Gülten Akın
Ufuk çekiliyor
Kumsal genişliyor
Kısalıyor adımlarımızsa
Kumlar mı?
Makina ölüleri, füze artıkları, sakat uydularla
Barbar medya, gazeteler, zor söylemleri
Bilimsiz karmaşa
Yaz oysa
En güzel orda yazlardı
Kabuklaşabilir akrep kendi hızında
Yılanların derileri demirden
Düşlerimiz kırılıp ufalanıp
Gelincikler soluyor dokunmadan
Deniz uzaklaşıyor
Deniz uzaklaşıyor gitgide
Uçurumlar akan ırmak o deli
Yok şimdi
Yalnızlığın damarını besliyor
Kirli yoğun kandırılmış suyla
Biz mi? Biz değiliz, önceki dün bugün başka
Dokumuzu değiştiriyorlar hızlı vuruşlarla
Tutunamıyoruz ilgilerimize, sevgilerimize
Ve aşka
Deniz uzaklaşıyor
Gülten Akın
Kriz Zamanında Naat
Krizya prizmasından seyrediyorum mor Gabriel’i
Menekşeler bu prizmada kırılıyor
Kızıl zihinde kırık her şey kırık
Herkes hummalı ve zamanlar garip
ama böyle olması gerekiyor diyor Siyah Kalem
“çünkü ancak yıkılan evde haine vardır”
Ego kırılacak
Beden kırılacak
Kalp kırılacak
Her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
Yeni bir başlangıç olsun
Postnişinler öğleden sonrası oturmalarında
Üzerlerine yağacak 120 elmas yağmurunu bekliyorlar
Ameliyat masası üzerinde
Garp sürgünü, Şark sürgünü
Türkiye’nin kızıl kalbi açık
Çünkü kalp ince saydam
Bir cisimdir bunu anlayamadılar
Bak her şey kırılıyor sen
mai bakışın için, Logos,
son lötüs ağacının ötesinde
iç çekerken melek
Sat bir kalp kırılıyor
Senin sözün için
Gece kuğuyla yolculuk eden O’na
O’nunla vakit geçiren O’na
Bir kedi kırılıyor ağzında
Senin yakut mührün
arketipik ahmet
“Mim’siz Ahmed’sin sen”
Swahili dilinde kırılıyorum
Arkalarını döner dönmez
Satıyorlar beni
Lahor’da kırık bir sitar gibi
Hastayım, hırkanı at üzerime
Ya Muhammed
Lale Müldür
Menekşeler bu prizmada kırılıyor
Kızıl zihinde kırık her şey kırık
Herkes hummalı ve zamanlar garip
ama böyle olması gerekiyor diyor Siyah Kalem
“çünkü ancak yıkılan evde haine vardır”
Ego kırılacak
Beden kırılacak
Kalp kırılacak
Her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
Yeni bir başlangıç olsun
Postnişinler öğleden sonrası oturmalarında
Üzerlerine yağacak 120 elmas yağmurunu bekliyorlar
Ameliyat masası üzerinde
Garp sürgünü, Şark sürgünü
Türkiye’nin kızıl kalbi açık
Çünkü kalp ince saydam
Bir cisimdir bunu anlayamadılar
Bak her şey kırılıyor sen
mai bakışın için, Logos,
son lötüs ağacının ötesinde
iç çekerken melek
Sat bir kalp kırılıyor
Senin sözün için
Gece kuğuyla yolculuk eden O’na
O’nunla vakit geçiren O’na
Bir kedi kırılıyor ağzında
Senin yakut mührün
arketipik ahmet
“Mim’siz Ahmed’sin sen”
Swahili dilinde kırılıyorum
Arkalarını döner dönmez
Satıyorlar beni
Lahor’da kırık bir sitar gibi
Hastayım, hırkanı at üzerime
Ya Muhammed
Lale Müldür
Elveda
beni Allah’ın konuşmazlığına kapadılar
çocuktum
çıldırdım
babamı bir şirket aldı, annemi nevroz
kardeşimi ise ordu
tek başıma kaldım, alıp götürdüler
beni kapitalizmin kıçına kapadılar
asgari ücretli kimsesizlik çarpı çaresizlik
hiç de eşit değildi aşk bölü ölümle
gece vardiyalarında baş aşağı çarmıha gerildim
şimdi
çıldırmış şairlerden sana doğru koşarken
orospuluğun erkekleri bilir mi?
senin aşktan anladığın
benim yağmurdan anladığım
sen ıslanırken
ben yandım
beni yazmadığım
bir intihar mektubunun içine kapadılar
orda kırık dökük adamlarla şarap içtim
yırtık yüzlü çocuklarla tiner çektim
ve peri kalpli fahişelerle yattım, yatınca
beni kalbimin dışına kapadılar
ben sevginin kim olduğunu biliyordum
o artık benim kim olduğumu bilmiyor
küçüktüm
üşüdüm
beni güzel olan her şeyin dışına kapadılar
çocuktum
küstüm
gidiyorum
Jan Ender Can
çocuktum
çıldırdım
babamı bir şirket aldı, annemi nevroz
kardeşimi ise ordu
tek başıma kaldım, alıp götürdüler
beni kapitalizmin kıçına kapadılar
asgari ücretli kimsesizlik çarpı çaresizlik
hiç de eşit değildi aşk bölü ölümle
gece vardiyalarında baş aşağı çarmıha gerildim
şimdi
çıldırmış şairlerden sana doğru koşarken
orospuluğun erkekleri bilir mi?
senin aşktan anladığın
benim yağmurdan anladığım
sen ıslanırken
ben yandım
beni yazmadığım
bir intihar mektubunun içine kapadılar
orda kırık dökük adamlarla şarap içtim
yırtık yüzlü çocuklarla tiner çektim
ve peri kalpli fahişelerle yattım, yatınca
beni kalbimin dışına kapadılar
ben sevginin kim olduğunu biliyordum
o artık benim kim olduğumu bilmiyor
küçüktüm
üşüdüm
beni güzel olan her şeyin dışına kapadılar
çocuktum
küstüm
gidiyorum
Jan Ender Can
Ben Karnında Annemin
Ateşe bak demek geçiyor nedense şimdi sana içimden
erik ağaçları gene aldandı ve kar düştü üstlerine
ben bu bahar da yetişemedim soğuk tutmalıydı diplerini
ateşe bakarak delirebiliriz dalıp renklerine kuru odunların
ateşe bak bu yeter sen orda bakarken beni burada oğul etmeye.
Ben karnında annemin sen bir mermerle bir
bir anne birdir bir mermerle, bilmezse karnındaki nedir
o dengi olmayandan olan sen birsin o dengi olmayan için
arılar ayrılınca da kovanından baba bilmemişse babalığını
oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere
anneler üstünde soğan doğranılan bir kara mermer bile değildir
doğan doğuranda aramamalı kendini bu yüzden, aramalı
o dengi olmayanda ve buluncaya kadar; nasip bu ya
bir mimik’te, bir mermerin içinde.
Benim gördüklerimi görüyor musun?
görüyorsun biliyorum da soruyorum gene de
ben bu mavi suyun içinde sen orda o beyaz mermerin içinde;
rengimiz, ateşin renkleri içinden
kuru odunların turuncusu gibi olmayacak hep, beraberce bilelim
su kabağından çantanı asıncaya kadar omzuna
ayaklarında sevdiğim yürüyüşün olmayacak
ya sabır ikimize de.
Ateşe bak, beni delirtecek olan seni büyütecek
üşüyen bakar ateşe, pervane bakar, kuşlar, gergedanlar
ağır gelen yükü için sahibine tüküren lamalar bile bakar, ateşe bak
gözü yüzünde olduğu için yüzüyle bakar çokları
sen gözünle bakıyorsun, yüzün ellerin yok
utanıp kızaran tenin var şimdilik;
o mermerin içinde o kızarıklıktan bildimdi ya seni
ya sabır şimdi bana.
Ve şimdi ya sabır sana
ateşe bakarak büyümeyi beklemek güçtür çünkü biliyorsun
ateşe bakarak delirmeyi beklemekten.
Celâl Fedai
erik ağaçları gene aldandı ve kar düştü üstlerine
ben bu bahar da yetişemedim soğuk tutmalıydı diplerini
ateşe bakarak delirebiliriz dalıp renklerine kuru odunların
ateşe bak bu yeter sen orda bakarken beni burada oğul etmeye.
Ben karnında annemin sen bir mermerle bir
bir anne birdir bir mermerle, bilmezse karnındaki nedir
o dengi olmayandan olan sen birsin o dengi olmayan için
arılar ayrılınca da kovanından baba bilmemişse babalığını
oğul bir babadan değil baba bir oğuldan bilinir
ve çok bilinir ve kahırla söylenir ki babalar bir soğan erkeği çok kere
anneler üstünde soğan doğranılan bir kara mermer bile değildir
doğan doğuranda aramamalı kendini bu yüzden, aramalı
o dengi olmayanda ve buluncaya kadar; nasip bu ya
bir mimik’te, bir mermerin içinde.
Benim gördüklerimi görüyor musun?
görüyorsun biliyorum da soruyorum gene de
ben bu mavi suyun içinde sen orda o beyaz mermerin içinde;
rengimiz, ateşin renkleri içinden
kuru odunların turuncusu gibi olmayacak hep, beraberce bilelim
su kabağından çantanı asıncaya kadar omzuna
ayaklarında sevdiğim yürüyüşün olmayacak
ya sabır ikimize de.
Ateşe bak, beni delirtecek olan seni büyütecek
üşüyen bakar ateşe, pervane bakar, kuşlar, gergedanlar
ağır gelen yükü için sahibine tüküren lamalar bile bakar, ateşe bak
gözü yüzünde olduğu için yüzüyle bakar çokları
sen gözünle bakıyorsun, yüzün ellerin yok
utanıp kızaran tenin var şimdilik;
o mermerin içinde o kızarıklıktan bildimdi ya seni
ya sabır şimdi bana.
Ve şimdi ya sabır sana
ateşe bakarak büyümeyi beklemek güçtür çünkü biliyorsun
ateşe bakarak delirmeyi beklemekten.
Celâl Fedai
Hurûfî
terkedilmiş evlerin,kendine sarılan yalnızlığı
neyse,o dur kucaklaşmaları şehirlerarası terminallerin
çünkü insan içine doğru genişler
lime lime soyar derisini
hallacdan mansura geçer
orada
aşk ve ölüm ve su ve ateş ve toprak
ve rüzğar savurunca saçlarını bir kızın simsiyah
yükleyip eşyasını mensura
artık kimse tutamaz hurûfî,gider
bu betondan tanrı kentin aşkı kovan dükkanlarından
bu çirkef bu geniş bu iltihap
içine doğru çünkü insan
terkedilmiş bir evdir
kendine sarılan yalnızlığından
Köksal Özyürek
neyse,o dur kucaklaşmaları şehirlerarası terminallerin
çünkü insan içine doğru genişler
lime lime soyar derisini
hallacdan mansura geçer
orada
aşk ve ölüm ve su ve ateş ve toprak
ve rüzğar savurunca saçlarını bir kızın simsiyah
yükleyip eşyasını mensura
artık kimse tutamaz hurûfî,gider
bu betondan tanrı kentin aşkı kovan dükkanlarından
bu çirkef bu geniş bu iltihap
içine doğru çünkü insan
terkedilmiş bir evdir
kendine sarılan yalnızlığından
Köksal Özyürek
Ey sevgili...
Sür'un sedasına an kala sırtımızda kirli bohçamızla karşına çıkmaya utanıyorken... ah o erken ayrılık yok mu?
Peşinden koşamadım sevgili, bir akşam üzeriydi...
ayaklarım kavrulmuştu...
gidişinle kumlar nâr olmuştu
ve seni uzaklara götürmekten utanırdı yollar...
gözlerimizden düşen o billur hüzün daha toprağa varmadan meleklerin nurunda kayboluyordu....
Sevgili
Bir fecir vakti sana olan bütün özlemlerimi alarak ve Gaza'nın çocukları gibi koşarak ölüme... Sana geleceğim.
...gözlerimin bakarken utançtan eridiği yüzünün nuru düşecek semaya...
Sevgili
Bugün kuşlara imreniyorum ...
kuşları kıskanıyorum sevgili...
kanat çırptıklarında nefesin gibi kokan güller üzerinde.
Ayaklarının değdiği coğraflarda bir çakıl taşı olmayı
Safa'dan Merve'ye esen bir rüzğar... çınlayan bir dua olmayı diledim sevgili...
Dev/asa,
elinde Musa'nın, Yarılır.... merhamet olur deniz!
Ve Zünnun karanlıklarda korunur... tesbih eder bir Yunus'un karnında El-Berr'i.
İstersen sadık ul kavl öldürür fücûru.
Bir yalan yolda gerçeği arıyor sefiller
İN_san...
Bırak adımlarını sapsın şu düş bahçesinden,
güllere sor,
dikene sor,
bana sor...
aşk dediğin ne ki?
Bir seher vakti
yolunu gözlemekten başka
EN SEVGİLİMİN.
Kadir Ünal
Peşinden koşamadım sevgili, bir akşam üzeriydi...
ayaklarım kavrulmuştu...
gidişinle kumlar nâr olmuştu
ve seni uzaklara götürmekten utanırdı yollar...
gözlerimizden düşen o billur hüzün daha toprağa varmadan meleklerin nurunda kayboluyordu....
Sevgili
Bir fecir vakti sana olan bütün özlemlerimi alarak ve Gaza'nın çocukları gibi koşarak ölüme... Sana geleceğim.
...gözlerimin bakarken utançtan eridiği yüzünün nuru düşecek semaya...
Sevgili
Bugün kuşlara imreniyorum ...
kuşları kıskanıyorum sevgili...
kanat çırptıklarında nefesin gibi kokan güller üzerinde.
Ayaklarının değdiği coğraflarda bir çakıl taşı olmayı
Safa'dan Merve'ye esen bir rüzğar... çınlayan bir dua olmayı diledim sevgili...
Dev/asa,
elinde Musa'nın, Yarılır.... merhamet olur deniz!
Ve Zünnun karanlıklarda korunur... tesbih eder bir Yunus'un karnında El-Berr'i.
İstersen sadık ul kavl öldürür fücûru.
Bir yalan yolda gerçeği arıyor sefiller
İN_san...
Bırak adımlarını sapsın şu düş bahçesinden,
güllere sor,
dikene sor,
bana sor...
aşk dediğin ne ki?
Bir seher vakti
yolunu gözlemekten başka
EN SEVGİLİMİN.
Kadir Ünal
Bir Kuşun Resmini Yapmak İçin
Önce bir kafes resmi yaparsın
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usulcacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu
Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
Jacques Prevert
Kapısı açık bir kafes
Sonra kuş için
Bir şey çizersin içine
Sevimli bir şey
Yalın bir şey
Güzel bir şey
Yararlı bir şey
Sonra götürür bir ağaca
Asarsın bu resmi
Bir bahçede
Bir koruda
Ya da bir ormanda
Saklanır beklersin ağacın arkasında
Ses çıkarmaz
Kımıldamazsın
Kuş bazen çabuk gelir
Ama uzun yıllar bekleyebilir de
Karar vermezden önce
Yılmayacaksın
Bekleyeceksin
Yıllarca bekleyeceksin gerekirse
Resmin başarısıyla hiç ilişiği yoktur çünkü
Kuşun çabuk ya da yavaş gelmesinin
Geleceği olup da geldi mi kuş
Çıt çıkarma yok
Kafese girmesini beklersin
Girdi mi kafese fırçanla
Usulcacık kapısını kaparsın
Sonra kuşun bir tüyüne dokunayım demeden
Bütün kafes tellerini teker teker silersin
Yerine bir ağaç resmi yaparsın
Dallarının en güzeline kondurursun kuşu
Tabii ne yapraklarının yeşilini unutacaksın
Ne yellerin serinliğini
Ne de yaz sıcağındaki böcek seslerini
Otlar arasında.
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
Jacques Prevert
Bir Kadını Beklemek
Bir kadının bana gelecek olması, bir rüzgarı geçerek
Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda
Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek
Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın
Bir akşamı geçecek
Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın
belki de
Bir kadını geçecek
Bir kadını bekliyorum
Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…
Ataol Behramoğlu
Bir şarkıyı geçerek, saçlarının uçuşunda
Bir kadının bana gelecek olması, bir ömür geçecek
Aşkın buruk tadında, buluşması iki yalnızlığın
Bir akşamı geçecek
Belki de dağılan sesleri hüznün ve akşamın
belki de
Bir kadını geçecek
Bir kadını bekliyorum
Eteklerini ve saçlarını uçurarak gelecek…
Ataol Behramoğlu
Lepra
Topu uzak arsaya kaçmış
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Ağzımdaki şekere benzer
Dualar ederim
Tatlı, yapışkan
Çabuk biten
Diş çürüten
Hafriyat çamurundan telsiz yapan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Kirlenen ellerimle bile
Seni özleyebilirim
Küçük, uzak
Özensiz
Bulduğu her parayla bakkala koşan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Aldığım en büyük hazzı
Seninle paylaşabilirim
İç içe ve yüksek
Hızlı ve gergin
Kolay gelen, eşsiz
Çayını açık içen
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Büyüklere görünmeden
Bi sigara yakabilirim
Seninle ya da sensiz
Öksürüklerle
Düzensiz
Okumaya erken başlayan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Bu zeki gözlerimle
Seni öpebilirim
Titrek ve ışıltılı
Dalgın ve unutkan
Bedelsiz
Basamakları atlayarak çıkan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Dengemi kaybedersem
Sana düşebilirim
Sağlıksız ve korkulu
Çekingen, kırık dolu
Sahipsiz
Kelimeleri yutarak konuşan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Ağzımı tamamlayabilirsen
Çok teşekkür ederim
Müşir Fuat
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Ağzımdaki şekere benzer
Dualar ederim
Tatlı, yapışkan
Çabuk biten
Diş çürüten
Hafriyat çamurundan telsiz yapan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Kirlenen ellerimle bile
Seni özleyebilirim
Küçük, uzak
Özensiz
Bulduğu her parayla bakkala koşan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Aldığım en büyük hazzı
Seninle paylaşabilirim
İç içe ve yüksek
Hızlı ve gergin
Kolay gelen, eşsiz
Çayını açık içen
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Büyüklere görünmeden
Bi sigara yakabilirim
Seninle ya da sensiz
Öksürüklerle
Düzensiz
Okumaya erken başlayan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Bu zeki gözlerimle
Seni öpebilirim
Titrek ve ışıltılı
Dalgın ve unutkan
Bedelsiz
Basamakları atlayarak çıkan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Dengemi kaybedersem
Sana düşebilirim
Sağlıksız ve korkulu
Çekingen, kırık dolu
Sahipsiz
Kelimeleri yutarak konuşan
Bir çocuk olarak karşındayım, benim
Ağzımı tamamlayabilirsen
Çok teşekkür ederim
Müşir Fuat
Ağlamaklı Olacak Herşey
Gideceksin ağlamaklı olacak her şey
Ağlamaklı olacak gökyüzü
Ve ağlamaklı olacak yurdum
Kağıtlarım kalemlerim ve masam
Sandalyem sigaram
Ve içimde yeni açan tomurcuk güllerim
Ölüm güzeldir ama böylesi yakışmaz bize
Böyle acı böyle dayanılması zor böylesine genç
Yakışmayacak bu güzel yüreğime
İçtenliğime doğallığıma insanlığıma
Kalbim çok hızlı atıyor ve sık sık nefesim kesiliyor
Ellerim titriyor ve düşüncelerim bulanıklaşıyor
Vücudum bütün doğal dengesini yitirecek
Yine her şey ağlamaklı olacak
Hayatın ta gerçeğisin en gerçeği ve en acısı
Ve ben payıma düşeni alacağım
Acı olacak ama alacağım
Biliyor musun?
İlk zamanlar gideceğin hiç aklıma gelmiyordu
Şimdi anlamaya çalışıyorum
Yüreğim isyanlarda
Galiba kararımı verdin
Dönüşün yok mu?
Yüreğimden kalkacak gemilerden
Haberin bile olmayacak
Olsun istemem
Sen incinme üzülme
Sonra acılar kalkacak
Bir bir yüreğimin semalarında
Yıldızlar kayacak her nefes alışımda
Göğsümün ortalarında ta derinlerinden
Korkmadan yaşayacağım
Ne soğuk duvarların dimdik karşımda durması
Ne söylediklerinin gözlerimden
Yüreğimden beynimden beni vurması
Ne kaçışların sonlarındaki uçurumlar
Korkutacak beni
Yaşayacağım bu şehir kılığına girmiş
Canavarın kollarında
Sorgulardaki cevapsız gecelerde
Bir bebek gibi büyüteceğim yüreğimi
Aşka hiç zamanım olmayacak
Olamayacak
Sevgimi hep kendime ideallerime vereceğim
Aşık olmanın tadına vardı bir kez yüreğim
Merak etmek özlemek beklemek
Sevmek kıskanmak
Seninle yeniden gençleşen bakışlarımı
Gidersen yaşlandıracağım
Korkmadan yaşayacağım
Ne dinlediğim masallar ne ninniler
Ne de müzikler uyutmayacak beni
Uyutamayacak
Uykusuzluğum özgürlüğümle kafa kafaya
Sokak çocuklarıyla arkadaş şimdi
Seni seviyorum
Bir devrimcinin tutsak kalma korkusundan
Daha çok korkuyorum seni kaybetmekten
Islak battaniyeye sarıp
Büyüttüğüm aşksın soğuk hücremde
Ağlamaklı olacak gökyüzü
Ve ağlamaklı olacak yurdum
Kağıtlarım kalemlerim ve masam
Sandalyem sigaram
Ve içimde yeni açan tomurcuk güllerim
Ölüm güzeldir ama böylesi yakışmaz bize
Böyle acı böyle dayanılması zor böylesine genç
Yakışmayacak bu güzel yüreğime
İçtenliğime doğallığıma insanlığıma
Kalbim çok hızlı atıyor ve sık sık nefesim kesiliyor
Ellerim titriyor ve düşüncelerim bulanıklaşıyor
Vücudum bütün doğal dengesini yitirecek
Yine her şey ağlamaklı olacak
Hayatın ta gerçeğisin en gerçeği ve en acısı
Ve ben payıma düşeni alacağım
Acı olacak ama alacağım
Biliyor musun?
İlk zamanlar gideceğin hiç aklıma gelmiyordu
Şimdi anlamaya çalışıyorum
Yüreğim isyanlarda
Galiba kararımı verdin
Dönüşün yok mu?
Yüreğimden kalkacak gemilerden
Haberin bile olmayacak
Olsun istemem
Sen incinme üzülme
Sonra acılar kalkacak
Bir bir yüreğimin semalarında
Yıldızlar kayacak her nefes alışımda
Göğsümün ortalarında ta derinlerinden
Korkmadan yaşayacağım
Ne soğuk duvarların dimdik karşımda durması
Ne söylediklerinin gözlerimden
Yüreğimden beynimden beni vurması
Ne kaçışların sonlarındaki uçurumlar
Korkutacak beni
Yaşayacağım bu şehir kılığına girmiş
Canavarın kollarında
Sorgulardaki cevapsız gecelerde
Bir bebek gibi büyüteceğim yüreğimi
Aşka hiç zamanım olmayacak
Olamayacak
Sevgimi hep kendime ideallerime vereceğim
Aşık olmanın tadına vardı bir kez yüreğim
Merak etmek özlemek beklemek
Sevmek kıskanmak
Seninle yeniden gençleşen bakışlarımı
Gidersen yaşlandıracağım
Korkmadan yaşayacağım
Ne dinlediğim masallar ne ninniler
Ne de müzikler uyutmayacak beni
Uyutamayacak
Uykusuzluğum özgürlüğümle kafa kafaya
Sokak çocuklarıyla arkadaş şimdi
Seni seviyorum
Bir devrimcinin tutsak kalma korkusundan
Daha çok korkuyorum seni kaybetmekten
Islak battaniyeye sarıp
Büyüttüğüm aşksın soğuk hücremde
Aşk benim için yoktu önceden
Aşk benim için sensin şimdi
Şimdi seni seviyorum
Ve dört duvara yollara sığmayan yüreğim
Seni kaybetmekten ilk defa bu denli korkuyor
Bu denli acıyor bu denli yanıyor
Yine de korkacağım
Seni unutmayacak unutamayacak olan
Ellerimden gözlerimden parmak uçlarımdan
Beynimden ruhumdan benden
Aşk benim için sensin şimdi
Şimdi seni seviyorum
Ve dört duvara yollara sığmayan yüreğim
Seni kaybetmekten ilk defa bu denli korkuyor
Bu denli acıyor bu denli yanıyor
Yine de korkacağım
Seni unutmayacak unutamayacak olan
Ellerimden gözlerimden parmak uçlarımdan
Beynimden ruhumdan benden
Kadri Çelik
Son Ağaç
Suskunluğumu acemiliğime bağışla
bir yaşama ustası değilim daha
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.
Ucuz ölümler sermedim kanıma
soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi
tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar
yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar
dursam, çoğalıyor.
Sürüyor dört mevsime ihanetim
kutsal and’a, kutsal kitaba
sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim
sensiz tenha kalan hayata.
Sussun sussun ruhumda aforizmalar
zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya
yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.
Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil
uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında
ama unutma, sakın unutma
gülün rahlesinde diz kırmadım daha
tohumun tekkesinde zikretmedim
kekemeliğimi acemiliğime bağışla.
Yusuf Özkan Özburun
bir yaşama ustası değilim daha
ne cinnetten döndü yüzüm ne cennetten
bekliyorum kovulduğum kapıların ardında.
Ucuz ölümler sermedim kanıma
soldurmadım süzgün suda balkıyan güneşi
tedirginim, ıslanıyor varlığımdan akasyalar
yürüsem, çoğalıyor dalında yasak meyvalar
dursam, çoğalıyor.
Sürüyor dört mevsime ihanetim
kutsal and’a, kutsal kitaba
sürüyor yüreğimi varsıl kılan yeminim
sensiz tenha kalan hayata.
Sussun sussun ruhumda aforizmalar
zırhsızım, kılıcım yok sözlerini karşılamaya
yırttım, okutmuyor yüzünü sahte mushaflar.
Bir son ağaç yalnızlığı bu, iyi bil
uçurumun son çiçekleri açsın şimdi bağrında
ama unutma, sakın unutma
gülün rahlesinde diz kırmadım daha
tohumun tekkesinde zikretmedim
kekemeliğimi acemiliğime bağışla.
Yusuf Özkan Özburun
Envanter
Çok az şey saklamışım yaşamımda;
ne bir fotoğraf var ilk aşklardan
ne bir mektup,
dostlardan beş on tane;
şunları yazmış Stockholm'den
Demir Özlü 1983'te :
"rahmetli Çiğiltepe'nin oğlunu gördüm
geçenlerde Helsinki'de,
sürüyorum geçmişin izlerini"
Hangi izlerin peşinden gittim ben
içimde bir mahşer beklentisi ?
Çok az şey biriktirmişim yaşamımda ;
hiçbir andaç yok babamdan,
verdiği mineli çakmağı
unutmuşum bir Amerikan Bar'da ;
ah umursamaz gençlik!
Sımsıkı tutsaydım şimdi
avucum ısınır mıydı acaba ?
Yığınla not var ama masamın gözlerinde :
şöyle "Üç Kör" başlıklısı: -Homeros,
Milton, Borges-. İçgörü üzerine bir şiir
yazacaktım belki de. İşte bir başkası :
"Yolculuk" : -Odysseia, Moby Dick,
Karanlığın Yüreği-
Belli : Çıkış ve Varış ya da
Başlangıç ve Son takılmış kafama.
Demek ki yetişemiyor insan
ne yapsa kendi tasarısına.
Kitaplardaki kenar notlarında kalacak
benim ardımda bıraktığım iz,
anonim bir kimlik olacağım ;
bir sahaf dükkânında yıllar sonra
satılmış kitaplarımı karıştıran okur
bilemeyecek
satırların altını benim çizdiğimi,
geçmişe ve geleceğe karışa karışa.
İthaf sayfalarını da yırtmalıyım yavaş yavaş;
yığınla düş kırıklığı, yanılış;
yüzünü görmediklerim var,
yazdıklarını sevmediklerim.
Küskün ölenler oldu bana,
kimlere küskün öleceğim
ben acaba?
Ahmet Oktay
ne bir fotoğraf var ilk aşklardan
ne bir mektup,
dostlardan beş on tane;
şunları yazmış Stockholm'den
Demir Özlü 1983'te :
"rahmetli Çiğiltepe'nin oğlunu gördüm
geçenlerde Helsinki'de,
sürüyorum geçmişin izlerini"
Hangi izlerin peşinden gittim ben
içimde bir mahşer beklentisi ?
Çok az şey biriktirmişim yaşamımda ;
hiçbir andaç yok babamdan,
verdiği mineli çakmağı
unutmuşum bir Amerikan Bar'da ;
ah umursamaz gençlik!
Sımsıkı tutsaydım şimdi
avucum ısınır mıydı acaba ?
Yığınla not var ama masamın gözlerinde :
şöyle "Üç Kör" başlıklısı: -Homeros,
Milton, Borges-. İçgörü üzerine bir şiir
yazacaktım belki de. İşte bir başkası :
"Yolculuk" : -Odysseia, Moby Dick,
Karanlığın Yüreği-
Belli : Çıkış ve Varış ya da
Başlangıç ve Son takılmış kafama.
Demek ki yetişemiyor insan
ne yapsa kendi tasarısına.
Kitaplardaki kenar notlarında kalacak
benim ardımda bıraktığım iz,
anonim bir kimlik olacağım ;
bir sahaf dükkânında yıllar sonra
satılmış kitaplarımı karıştıran okur
bilemeyecek
satırların altını benim çizdiğimi,
geçmişe ve geleceğe karışa karışa.
İthaf sayfalarını da yırtmalıyım yavaş yavaş;
yığınla düş kırıklığı, yanılış;
yüzünü görmediklerim var,
yazdıklarını sevmediklerim.
Küskün ölenler oldu bana,
kimlere küskün öleceğim
ben acaba?
Ahmet Oktay
Hayata Cevap
Bahar geldiğinde ben yaşlanmıştım
Kaybolan bir müzikle yıkanıyordum yorulunca
Ne varsa unutmuştum
Göklere yerlere ve sözlere ait ne varsa
Baharın geldiğini anladığımda
Tek bir çiçeği olsun koparamayacağımı da anlamıştım
Ustasızdım ve korkularımı yenemeyecek kadar yaşlıydım
Yolun başından başlamak için
Yolun başına kadar yürümek gerekti
Yaşlıydım
Gördüm
Aşktan öte cevap yokmuş hayata
Bütün zamanlar için
Yüzümü toprağa
Yüzümü denizlere yüzümü çiçeklere koyup
Allah`ım dedim, Allah`ım
Başka bir şey demedim başka bir şey yapmadım
Bilmem geçti mi bahar
Kimin ülkesinde uyanacağım
Mevlana İdris Zengin
Kaybolan bir müzikle yıkanıyordum yorulunca
Ne varsa unutmuştum
Göklere yerlere ve sözlere ait ne varsa
Baharın geldiğini anladığımda
Tek bir çiçeği olsun koparamayacağımı da anlamıştım
Ustasızdım ve korkularımı yenemeyecek kadar yaşlıydım
Yolun başından başlamak için
Yolun başına kadar yürümek gerekti
Yaşlıydım
Gördüm
Aşktan öte cevap yokmuş hayata
Bütün zamanlar için
Yüzümü toprağa
Yüzümü denizlere yüzümü çiçeklere koyup
Allah`ım dedim, Allah`ım
Başka bir şey demedim başka bir şey yapmadım
Bilmem geçti mi bahar
Kimin ülkesinde uyanacağım
Mevlana İdris Zengin
İç Nefes
o bir çay istemişti, trenin içinde
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!
aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin
o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
ben eski kalmıştım, senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!
düşü geçtik, kendine bakabilirsin
o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!
kimi geçtik, kimseye sorabilirsin
Haydar Ergülen
biz tren yolcusuyduk, çölün içinde
ben yalnız kalmıştım, senin içinde
oysa kaç kişinin yerine sevmiştim seni!
aşkı geçtik, gözlerini açabilirsin
o bir dile sığınmıştı, sözü içinde
yolu yoluma çıkmıştı, çölü içinde
ben eski kalmıştım, senin içinde
oysa kaç çocuğun yerine övmüştüm seni!
düşü geçtik, kendine bakabilirsin
o bir bende kırılmıştı, hayli içimde
ıssız otağ kurulmuştu, canım içinde
oysa kaç bahçe yerine açmıştım seni!
kimi geçtik, kimseye sorabilirsin
Haydar Ergülen
Kılıcım, Çekicim, İnce Gül Dalım
Çekici parmağına indirdiğim gün
Sevdakâr bir çırak olduğum anlaşıldı
Gülümsedi ustam.
Parmağımın ucundan acıyı emerek büyüdüm ben
Gül desenli kılıçlar işledim merhametli
Aşkı övme savaşlarına girdim bismillah
İlk hamlede en güzel yerimden yaralandım
Çok iyi savaştım ve yenildim.
Keçenin dört ucunu da salıvermiştim suya.
Güzele yakınlaştım, ilmim arttı
Sırları çözüldü yeşil çöllerin
Çözüldü dağların bilge duruşu
Yaşamayı sürdürdüm bitmemiş destanımı
Şehirlere yürüdüm meydana girer gibi
Denizler karşılamaya geldi anlımı
Parmağımı kaldırdım göğe doğru
Mazlumlar
Parmağımdaki çekiç izinden tanıdı beni
Şehrin diplerinden koşuşup biriktiler
Kılıcımla boylarını ölçmek için çocuklar
Gördüler ki göğüs hizasına geliyor gül deseni
Yaralarımdan düşen kabuk gibisin dünya
Dönüşün çocukların başını döndürüyor
Binicisine tutkun yaşlı kısrağım benim
Keçenin dört ucunu da salmışım işte suya
Sarı ayın saçları dağılıyor uykuya
Aya yağmur mu değmiş, maviye dağılıyor
Göğsümde düğümlenen sır sözümü aşıyor
Çekiç bir kere daha iniyor parmağıma
Şaban Abak
Sevdakâr bir çırak olduğum anlaşıldı
Gülümsedi ustam.
Parmağımın ucundan acıyı emerek büyüdüm ben
Gül desenli kılıçlar işledim merhametli
Aşkı övme savaşlarına girdim bismillah
İlk hamlede en güzel yerimden yaralandım
Çok iyi savaştım ve yenildim.
Keçenin dört ucunu da salıvermiştim suya.
Güzele yakınlaştım, ilmim arttı
Sırları çözüldü yeşil çöllerin
Çözüldü dağların bilge duruşu
Yaşamayı sürdürdüm bitmemiş destanımı
Şehirlere yürüdüm meydana girer gibi
Denizler karşılamaya geldi anlımı
Parmağımı kaldırdım göğe doğru
Mazlumlar
Parmağımdaki çekiç izinden tanıdı beni
Şehrin diplerinden koşuşup biriktiler
Kılıcımla boylarını ölçmek için çocuklar
Gördüler ki göğüs hizasına geliyor gül deseni
Yaralarımdan düşen kabuk gibisin dünya
Dönüşün çocukların başını döndürüyor
Binicisine tutkun yaşlı kısrağım benim
Keçenin dört ucunu da salmışım işte suya
Sarı ayın saçları dağılıyor uykuya
Aya yağmur mu değmiş, maviye dağılıyor
Göğsümde düğümlenen sır sözümü aşıyor
Çekiç bir kere daha iniyor parmağıma
Şaban Abak
Güneş Çiçeği
Atı Gülşah’la kalbinin rabıtası hiç kopmayan Duran’ın, tarlalar arasından geçerken
güneş çiçeklerini seyretmesi, onların aşık oldukları
Güneş’ten bir an olsun yüz çevirmeyişlerine imrenmesidir. Bu odur:
Dönmesin kalbim Tanrım, dönmesin kalbim
Dönsün başım
Dönsün başım
Dönsün daima güneş
sarhoşu başım
Bir gündöndü tarlası uğultusuyla
Bal
sarısı, at rüyası, arı tefsiriyle
Serin ikindi esintisiyle
Kırpıştırıp iri kirpiklerini
Yüzünde aşk aydınlığıyla
Dönsün, şifadır
Unutuşun yarasına ve kaybedişin
Kalbim sabit kalsın diye
Dönsün dursun durmadan
O gözleri gece güzelin,
Gölgesi ay sevgilinin
Yörüngesinde
Bulutları köpürterek yüzen
Altın bir gemidendir
Leventleri ışın mızraklar yağdıran
Ateşli öpüşlerle uyandıran
Bayıltan ve uyandıran
O sevgilinin.
Şaban Abak
güneş çiçeklerini seyretmesi, onların aşık oldukları
Güneş’ten bir an olsun yüz çevirmeyişlerine imrenmesidir. Bu odur:
Dönmesin kalbim Tanrım, dönmesin kalbim
Dönsün başım
Dönsün başım
Dönsün daima güneş
sarhoşu başım
Bir gündöndü tarlası uğultusuyla
Bal
sarısı, at rüyası, arı tefsiriyle
Serin ikindi esintisiyle
Kırpıştırıp iri kirpiklerini
Yüzünde aşk aydınlığıyla
Dönsün, şifadır
Unutuşun yarasına ve kaybedişin
Kalbim sabit kalsın diye
Dönsün dursun durmadan
O gözleri gece güzelin,
Gölgesi ay sevgilinin
Yörüngesinde
Bulutları köpürterek yüzen
Altın bir gemidendir
Leventleri ışın mızraklar yağdıran
Ateşli öpüşlerle uyandıran
Bayıltan ve uyandıran
O sevgilinin.
Şaban Abak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











































