Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bercestelerim

En son yayınlar

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

BENİ HİCRĀN İLE DİL-ḪASTE VÜ ZĀR U GİRYĀN

I Beni hicrān ile dil-ḫaste vü zār u giryān Bıraġıp gitdi o bı ̇̄-raḥm u mürüvvet el-ān Āteş-i ḳahr ediyor cism-i niżārım sūzān Lebime geldi mülākāt ümı di ile cān ̇̄ Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān DÎVÂN  Bāri yā Rab ten-i efsürdemi bı ̇̄-cān eyle Beni ḫāk eyle raḳı bānımı ̇̄ ḫandān eyle II Aġla eydı de hemān ġayrı ne kārıñ vardır ̇̄ Giryeden ġayrı bu ‘ālemde ne vārıñ vardır Aġla kim elde hemān nāle vü zārıñ vardır Aġla aġla ki o zālim gibi yāriñ vardır Mest ol ḫūn-ı ciger iç ki ḫumārıñ vardır Ṣanma bı ̇̄-çāre seniñ yār u ararıñ vardır Künc-i ḥasretde enı si̇̄ ñ kederiñdir ancaḳ Saña hem-derd olan eşk-i teriñdir ancaḳ III Düşdügüm dem reh-i hicrāna perı şān gezerim ̇̄ Kendi kendimden o demden beri yoḳdur ḫaberim Bend edeli ser-i gı sūsuna tār ̇̄-ı naẓarım Ejder-i aşḳ urup pāreledi tā cigerim Ṣanma ḳandır bu gözümden dökülen eşk-i terim Dı deden geldi derūnumdaki zehr ̇̄-i kederim Hānmān-ı dilimi yaḳdı ḫarāb etdi firāḳ...

AÑLADIM CEVRİÑE PĀYĀN U NİHĀYET YOḲDUR

I Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur  Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur II Kıldıġın gün nigehiñ āfet-i dı n ü ̇̄ ı mān ̇̄ Kākülüñ eyledi kālā-yı şuʻūrum tālān  Ḥālime ṣoñra cihān ḫalḳını etdiñ ḫandān Ne o fitne ne bu bı ̇̄-gāne teġafül el-ān Bu tecāhüllere hep şimdi nedir bā’is̠olan Bir gün ġarażıñ ḳatlim ise ḳıl fermān Niçe bir ‘āşık-ı nā-çāra bu kec-ṭavr u edā Merḥamet ḳanda be-hey ḫusrev-i iḳlı ṁ̄ -i cefā III Ġam-ı ‘aşḳıñla beni ‘āleme rüsvā etdiñ ‘Aḳl u nāmūsumu temkı nimi yaġma etdiñ ̇̄ Aşḳ nāmında bir āşüfteye hem-pā etdiñ Reh-i kūyuñ şaşırıp bādiye-peymā etdiñ Sūziş-i cānı dönüp nār-ı tecallā etdiñ  Ṣubḥ-ı vaṣlı şeb-i hicrānda ı mā etdiñ ̇̄ “Len-terānı ”̇̄yle edip ṣoñra yine ‘atf-ı ḫitāb  Eylediñ ‘āşıḳı biñ nāz ile zār u bı ̇̄-tāb IV Öyle mest-i elem oldum ki şu‘ūrum yoḳdur  Neylesem ẕerre ḳadar şevḳ ü sürūrum yoḳdur Zülf-i dildār hevāsıyle ḫużūrum yoḳdur Baña luṭf eyle deyü ḳudret-i zūrum yoḳdur Gerçi icrā-yı şikāyetde ḳuṣūrum yoḳdur ...

BENDEN KEDERİ,TASAYI VE HÜZNÜ GİDER EY RABBİM

Peygamberimiz -sallallahu aleyhi ve sellem- namazdan sonra, sağ eliyle başlarını meshederler ve: " Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim ! " derlerdi.

BEYAZ CAMLAR

Beni bu sabah iri anla Taşıp Deli deli dağlardan inerek Şehirlerin düzüne otumuş bir sel gibi Yekpare bir suyum ben Kocaman sev Şikayetim gözlerimden kim Ayetlerden ayırdın Kimi vakit geldim sana Ama hüznüm döndü Baktım ki işgal gözlerin Bilirem aydınlık için Karanlık da gerekli Bazan var'ı Anlarsın yok ile Sevgilim Vazgeçilmez malzemem aletim İhtiyar cam bakıcısı Söyle nerde kaybuldu Bizi mi onları mı ayırırken tuttuğun yargı Bilmedin bile nasıl gelindi Birkaç yüz sene yollar Tırnak kadar plaka Programın yazıldığı Ucunda bir kılıç Sonra bir kılıç ucunda bir plaka Tırnak kadar büyüklüğü o kadar ince Programlanmış Ve Bunlar Gibi Terzide murdar kafa biçildi Silindir bir şapka      için yontulup Traşlandı Şimdi inSanSan aklını bileklerinde erit Gerdir yüreğinin kirişini Fakat beni bu sabah yakın anla Bakarsın kapkara ve kızıl hançereler arasında Sesim yeleleri parlar bir at Paslı dilini çarpan Sen ki şimdi hele Duayı erteledin Akşamı aradançıkardınsa bile Çocuğuna bakmadın U...

KAYBOLAN ŞİİR / HAYRETLERİMİZ

İlim diye bağlansa boynun Secdeye gecikir alnın Konuşan dilin uzar Yalan olur gıybet yürür Elde asa giydi çarık De hangi günah beldesinde Alnını yere koydunsa bile Acep yakın mısın gaflet misin Say boynunu vuruyorlar Zebaniler bir takım Bir zaman böyle geçti Geldin sona, tıkandı nefes borun Bu son güneş bu ilk adım İkisi de malın hangisi kararın Bil tefekkür koruna düşsen Ödün kopmaz zalimden, dersin Allah daim Elin şakaklarında yangın Öyle fikret çatlasın başın Doğrul! belin iki kat yüzün solgun Sarılık değilsin mağlup mu oldun Toprak yer seni, etini kemiğini İman ancak, sığmaz ağzına çevirmez dili Sözde şehvet dilde şehvet Hani sükut tevazu uzlet Sen konuş şeytan mütebessim Nerde korku karar basiret Her sözün zarara Emri maruf nehyi münker bir de Allahı anmak müstesna Her haykıranın takıldın ardına Eğildin her rüzgarda İster misin makam rütbe ölümden sonra Allahı hakim bil diğerlerin mahkumun-aleyh Gitti haznedar Hazine kaldı (biz gibin) sarhoşlara Cahit Zarifoğlu 

BİLİYORUM ÇOK GEÇ OLDU

Ayak bileklerimden bir de tutup sözüm ona Ellerimle de duyarak basıyorum toprağa Deli deprenişlerin köpüğüyüm yoksa Ne hah yerleşip oturdum Ne bir ayak yeri eşeledim Ne bir dam aradım başımda Perişan toztoprak içinde eşyam Yanlardan Arkadan otların arasından Vahşi bir hayvan fırlıyor hatıramın sırtına Yerim ve yurdum belli değil Yeni atamdım aşkın tıpanlarına Neyin memuruyum ben nerdeyim Artıyor çizgi çizgi Fahrenayt ellidokuz atmışbir Eyvah hüzün bu Eyvah hüzün yine Çatıda alnımın Hüznüm ağam oldu eyvah Bir şey yap silkip at Çare ne – herneyse Titrek elime zor Çalkalanıyorsa bir yerde Ölüyorsa bir yerde Bağlantılarım tam otomatik Arzı mıyım ben Tırnak arlarına kıymık giren ellerin Hadi düşün beni İçim otursun aklım Durulsun diye Ankara gölü gören bir dağ Sisler ve katran Ruhum Bir iki yaşımda Aynı boyda çam ağaçları İki titrek ışık’ız Güneş altında iki insan gövdesi Bir gün yağmurlar Açlıklar perişan saçlar dudaklar Daima biraz fazlasıyla önünde Dalgakıranların Şunu da yaz bedeli olsu...

KİMSENİN AKLINA GELMEYEN

nerde yok mu ölümleriniz  dininiz mezhebiniz aşkına  ölememekten döndüm şaşkına  rabbiniz taptığınız aşkına  bir yudum ölüm  bir yudum ölüm veriniz *** endişeye mahal yok daşraya hep sıyırtma geçtim kabrimin birinden ötekinedir sürekli seyahatim tuttuğum mürşidlerimin değil ölümlerimin eliydi Eyyûb bir adamın hiç annesinin olmaması demektir *** çağırma seni umursamıyorum bundan böyle  burdan ancak cenazem çıkar  beni bu hayata alıştırdın artık/ hayatın bu yüzü fahşaya dönük  hadi gidelim gene gelmedi. *** siz gidin diyorum Anne'm gelmeden burayı terkedemem (bütün şeamet anne'lerin birer et mamülü olduğunu kabulde gösteremediğim bir basit seyyaliyet meselesiyle başlamıştı oysa) yine de sağolsun dostlar  tekfin ve teçhizimi tamamladılar şimdi gerçekten gömülebilirim siz gidin *** /Anne nerdesin gelmez misin gelemez misin diyeceğim çok amma pek kalaba yerdesin Anne yok musun yoksa gene mi yoksun/ *** anne  ben artık iyiyim  hem kendime...

ÖLÜM SUSTUĞUDUR BİR SEVDİĞİN

Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,     Biraz uzun... Sararması bir güzel yüzün,      Biraz katı... Günlerin azaltması sevilenleri,       Biraz hiç yok... Ölümümüzle kavuşma ümidi,        Biraz uzak... Gözlerse billurları düşünülerin, O çocukluktan kalma türkülerin Eskidiği gözlerinde, derinde, Ölüm billurlaşır ölülerin. Hüsrev Hatemi

AYNALAR VE ZAMAN

erguvanlar geçip gittiler bahçelerden geriye sadece erguvanlar kaldı şair! bahçelere özenecek ne vardı? işte tenhâ her yanımız, hep tenhâ ne aradık sözcüklerin kuytularında ne bulduk soldukça çoğalan dilimizde? Zaman'ın sırı hâlâ duruyor olmalı ki üzerimizde biz bakınca görünen aynalardı nasıl var olduysanız öyle kayboldulardı bir yazın tiniyle bir güzün bedeni hem birleşti hem de ayrıldı sizde şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını o derin sulara kapılmış şiirlerinizde... nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı: kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden geriye sadece kuytular kaldı Hilmi Yavuz