Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bercestelerim

En son yayınlar

DENİZLER DÖRT DUVAR

" Ve bırakıp gideriz, Gitmek kurtulmaksa..." Behçet Necatigil "Gidince bitecek mi bu sıkıntı, duvarları aşabilecek miyim gidince?" Salonun tam ortasında, ayakta durmuş, aynı sözleri tekrarlıyor: "Bitecek mi yani, bitecek mi?" Kahvesinden bir yudum alıyor, yüzünü buruşturuyor. İçilemeyecek kadar soğumuş! Kararsız gözlerle çevresine bakınıyor, ortalık karmakarışık. Yerlerde kitaplar, dergiler, not yığınları, masanın üzerinde sevdiği birkaç kadeh, eski bir porselen tabak. Sandalyelere gelişigüzel atılmış, bavullara konulmayı bekleyen giysiler. Bir kahve daha yapmak için mutfağa giderken, kapının önünde duran kolilerden birine takılıyor ayağı, güçlükle kenara çekerek yolu açıyor. İçindeki sıkıntı daha da büyüyor, bir ağırlık olup oturuyor yüreğine. Yarıya kadar dolu kahve ve çay fincanları birikmiş mutfak tezgâhının üstünde. İçki isteğini bastırabilmek için sıcak bir fincan kahveye sığınmak tek çözüm! Bir sigara yakıyor, ağzının içi zehir gibi. "Sigara...

DENİZ BALIĞININ ÖYKÜSÜ

Ağustos 1969 içinde, Ali Poyrazoğlu şunu anlattı: Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş. Her gün suyunu tazelermiş, denizden kova kova çekip taşıyarak. Bir süre sonra usanmış deniz suyu taşımaktan, musluk suyunu denemiş. Balık biraz tedirgin olmuş ama alışmış sonunda tatlı suya. Gel zaman git zaman adamın içine merak olmuş, tatlı suya alışan balık havaya da alışır mı diye...(Bana sorarsanız, balık ya alıkmış ya da adamı gereğinden çok seviyormuş ki bu da bir çeşit alıklık olabiliyor sırasında. Dönelim gene Ali Poyrazoğlu'nun masalına.) Balık önce boğulayazmış, debelenmiş, sonunda havaya da alışmış. Günlerden bir gün adamın denize gideceği tutmuş. Balığı da yanında. Koymuş onu çakıllığın gölgeli bir köşesine, kendi de denize girmiş. Çocuklar geçiyormuş oradan o ara. Balığı görmüşler. Nasılsa, acımışlar, bu balık karaya vurmuş, yazık, denize atalım, demişler. Adam deliler gibi yüzüp yetişesiye balık boğuluvermiş denizde. Bilge...

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Mahya

Bir yanından ötekine gökyüzünün, dayayıp kara bir buluta dirseğimi, yazmak geliyor içimden, mahya gibi: " Ben o kadını çok sevmiştim. Olmadı, başaramadım, Özür dilerim. " Neydi yüzüme gözüme bulaştırdığım? Neyi eksik bıraktım? Bir şeyi beceremedim ama, bilemedim, neyi? Affedin, olmadı, kalmadı artık inancım. Sevginin kendisi yeter sanırdım. Mahya gibi yazmak geliyor içimden şimdi: "Yetmedi." Roni Margulies

Papağan

Gökkuşağı gibi gelip kondu balkonun kenarına. Ne mor, ne yeşil, ne mavi. Hepsinin toplamı belki. Ya da bir düş. Ne işi var papağanın Üsküdar’da? Bakıştık. Süzdük birbirimizi. Uçup gitti sonra. Öğrendim sonra: Bir kafesten kaçmış ikisi, çoğalmışlar, uyum sağlamışlar buralara. Altunizade’de yer edinmişler kendilerine, meydan okumuşlar acımasız kargalara. Yine gelir diye bekledim. Anlatacaktım, Biliyorum , diyecektim, anlıyorum seni, renk vermiyor, dik tutuyorsun kuyruğu. Kandıramazsın ama beni, yabancıyım ben de buralarda senin gibi. Roni Margulies

Tebessüm

Duyulmaz bir taksime kulak verir seyrek sakallı yaşlı bir kemankeş Oturur tek başına içer köşesinde. Bir yandan ölümü geçerken aklından; belleğiyle cebelleşir bir yandan. Tek tek yankılanır aklında çaldığı her nota. pırıltılı salonlar, şeffaf bir kadın, parkeler üzerinde süzülmesi ayaklarının. (Pera Palas’ta bir akşam…) gelir anımsatır kendini attığı her adım. Kaldırır kadehini, tokuşturacak bir kadeh arar. Bir kavis çizer kalkan eli havada. (Tokatlıyan’da o gece…) Dudaklarında ince bir tebessüm kalakalır öylece. Roni Margulies

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Gördükçe seni dir idi ey cân ölüyorım

Lebún dirgürmege canlar virürken Gözün katlüme her dem niyet eyler "Dudağın diriltmeye can verirken  gözün her an öldürmeye niyet eyler" *** Okunka öldügine gönül mürgi şad olur Kim perr-i tirún ile sıratı uçar geçer  "Gönül kuşu okunla öldüğüne mutlu olur.  Çünkü kuşun kanatlarıyla Sırat Köprünü uçarak geçer" *** Kabre iletdüm hayal-i halüni Daneyi iltür nite kim hake mûr "Karıncanın taneyi toprak altına götürmesi gibi beninin hayalini mezara götürdüm" *** Alup canını bir bûse virürsen Mesîhî bendene ni'me'l-bedeldür "Mesihi kölene bir buse verip canını alırsan ne güzel bir bedeldir" *** Dirligümde kılmadum hod hak-i payun kesbini Öldügümde basasın bari kadem sin üstine "Diriliğimde ayağının tozuna ulaşamadım.  Bari öldüğümde mezarımın üzerine ayak bas" *** Ey lebi mey-gun ölürse nar-ı hecrûnden Mesih Haşre dek anun mezarından gele buy-ı kebâb "Ey şarap rengi dudaklı sevgili ayrılığının ateşinden Mesîhî can verirse kıyamet...

Şikayet; Her şikayet hadisenin hakiki failinden de şikayettir.

Merhabalar. Duygularımız üzerinde konuşmaya devam ediyoruz. Bugün üzerinde duracağımız duygumuzun adı şikayet. İnsan bu hastalığa tutulduğu zaman her şeyden şikayet ediyor. Havadan bile şikayet ediyor, güneşten şikayet ediyor, var olmaktan şikayet ediyor, yaşıyor olmaktan şikayet ediyor. En küçük rahatsız edici konuları şikayet etmeden atlatamıyor. Başkalarından şikayet ediyor, kendi kaderinden şikayet ediyor. Cenabı Allah'ın takdir ettiği gelişmelerden şikayet ediyor. Dolayısıyla kaderden şikayet ediyor, kaderin onun hakkında indirdiği rahmetlerin miktarlarından şikayet ediyor. Büyük bir hastalık, isyanla akraba bir hastalık diyebiliriz. Her şikayet isyana akrabadır ve şikayetler birike birike insanı bir gün Allah'a isyana kadar taşıyabilir. Şikayet aslında şükür kavramının tam ters terazisine koyacağımız bir şeydir. Şükür varsa şikayet yoktur, şikayet varsa şükür yoktur. Her şükür bir şikayeti ortadan kaldırmaktadır, her şikayette bir şükre engel olmaktadır. İnsan bu manada a...

PARILTI

Ateş gibi bir nehr akıyordu,  Rûhumla o rûhun arasından Bahs etti derinden ona hâlim,  Aşkın bu unulmaz yarasından. Vurdukça bu nehrin ona aksi,  Kaçtım o bakıştan, o dudaktan.  Baktım ona sessizce uzaktan,  Vurdukça bu aşkın ona aksi. Ahmet Haşim