Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bercestelerim

En son yayınlar

KÜÇÜK TRAGEDYALAR

Kızım Zeynep için. “Kilimanjaro 6500 metre yükseklikte karlı bir dağdır... Tepeye yakın bir yerde kurumuş ve donmuş bir pars iskeleti vardır. Bu kadar yüksek yerde pars ne arıyormuş kimse akıl erdiremiyor.” ERNEST HEMİNGWAY "Kilimanjaro'nun Karları" ÖNDEYİŞ Bedenim üşür, yüreğim sızlar. Ah kavaklar, kavaklar! Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular. Orda kaldı yanağımın yarısı, Kendini boşlukla tamamlar. Omuzumda bir kesik el, Ki hâlâ durmadan kanar Ah kavaklar, kavaklar! Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar. Bir çakal uluması kulaklarımda, Çocukluğumun hasat gecelerinden kalma Göçtüğümüz tarlada, yıldızlı gök altında Yorganı başıma çekerdim korkuyla. Ben çok küçük tanıştım, kervan kıran acıyla. — Bilici hadi söyle beni bekleyen ne? Suya bak, aleve sor, göçebe rüzgârı dinle. Yeni bir kente gideceğim burdan. Ne uğurlayan olacak beni, Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle. — Su bulanık, duman alevi boğuyor. Rüzgâr suskun bu g...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

GECİKEN DUA

elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Seninle ilgili duygularımı  ve yaşadıklarımı  başka yaşadıklarımla  bu uzun yolda. Senden aklımda kalanları,  içimde kalanları  buluta benzetiyorum bazen,  yağmura benzetiyorum  bazen yağmurdan sonraki göğe  göğün derinliğine, ruhun derinliğine... düşünüyorum, düşünüyorum,  tamam diyorum, evet diyorum, fakat  çıkaramıyorum bir türlü  başıyla sonuyla, bana söylediklerini,  ya da ilham ettiklerini yolda, ezgisini mırıldanıp durduğum,  ama sözlerini unuttuğum  gün batımı rengi  bir gençlik türküsü gibi hepsi... bağışla beni,  bağışla beni, Allah'ım  ve biraz ipucu bahşet! Cahit Koytak 

SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK CAHİT KOYTAK

Sol Elle Tutulan Günlük 1 Haziran 2015 yaşlanıyorum, evet  ve aramızda bu giden gelen  şiirler ve ezgiler  rüzgârın nefesiyle birer birer  silinip gidiyor zihnimden  kuma çizilen resimler gibi! ben de - herşey silinip gitse bile,  Senin yüceler yücesi adın  ve bir de 'şükür' kelimesi  kalsın diye fakire  onları içime kazıyorum,  iç içe, üst üste,  orada her yere ve her göğe. sonra, yer kalmayınca içimde,  ne çıkarsa önümе,  kapıya, duvara, söveye yazıyorum,  sabaha, akşama, geceye,  gecenin yüzüne, gözüne, rahmine, bana biraz zaman,  ve şiirime gençlik taşıyan meleklerin  yollları üzerinde  her yere, her göğe... Cahit Koytak

SOL ELLE TUTULAN GÜNLÜK

Sol Elle Tutulan Günlük 22 Mart 2004 Senin izninle ulaşılması  tutkuyla, bazen delicesine  istenebilecek, güzel, mutlu  ve ölümü kapısından içeri sokmayan  sonsuz bir gelecek olduğuna  inanıyorum elbette, Rabbim. buna umutla, coşkuyla  inanmak ister herkes. çünkü yoksa böyle bir gelecek,  yani böyle bir inanca dayanak  bulunamıyorsa eğer,  o zaman her şeyin,  geçmişin, şimdinin ve geleceğin  ve onların sahibi olarak Senin,  herkes için  peşinen kaybedilmiş olduğunu  kabul etmek gerekiyor, Allah'ım. ne olacak bu halim benim, Allahım?  insanların diline çevirmek için  Senin, rüzgârla, bulutla,  yağmurla yazdığın muhteşem şiirleri,  bıraktığım yerden  kalemi elime almayalı  belki bir aydan fazla oldu. dün 'kitap sarhoşluğum tutmuştu yine;  onca darlık içinde  bir kucak kitap aldım yine sahaftan.  ve eve dönerken yolda kendi kendime,  "kitapların kendisi, dedim  puta ...

SUSMA SANATI

tek başına ve bu kadar acıyla taşıyamayacağın kadar ağır  ve dağınık geliyorsa sana  içine aldığın dünya ve yükünü paylaşsın diye  ararken içinde birilerini,  ikiz benliklerinden hiçbiri  dönüp bakmıyorsa yüzüne, önce üç gün, sonra üç ay,  sonra belki üç sene  Tanrıdan başka  kimseyle konuşmamayı dene, ne insanlarla, ne meleklerle,  ne kitaplarla paylaş derdini,  ne de kendi içindeki kalabalıkla... bir de bunu dene, bakalım,  bir de bunu dene  ve O'nun kayrasını bekle! Cahit Koytak 

GÖNÜLDEN GÖNÜLE

birinden bir şey umuyorsan,  bekle, sen gitme istemeye,  hele, sırtında ve yüreğinde  bu bir dünya yükle, asla, asla! bekle, o yollasın, yollayacaksa  senin gönlünün umduğu yere,  ister rüzgârla, ister yağmurla,  ister rüyayla. ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine, kendin yola çık hemen, onu bekleme. gençleştirir, güçlendirir  bunun için teptiğin yollar seni. isteyen istemeden, içinden geçirmeden,  her neyse gönlünden kopan,  sen götür onu, sen götür  gönlünle beraber, yoksulun ayağına, ister demir çarıkla,  ister ipek kanatla,  ister sözün sefinesiyle,  ister ışıltısıyla, gözyaşlarının. Cahit Koytak 

BÜYÜK YOL

dizleri titreyenleri alıyoruz yanımıza,  düz yolda ayağı tökezleyenleri,  aklı tökezleyenleri, yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza,  içi mezar gibi daralanları...  ve çalmaya gidiyoruz Tanrı'nın kapısını. içerden yaralılar kafilesiyiz biz,  içerden ve dışardan engelliler kafilesi, yoksullar ve yalnızlar kafilesi, yoksullar, yalnızlar ve şairler alayıyız,  evsizler, işsizler, sessizler,  deliler, meczuplar ve sarhoşlar taifesi... izbelerden, viranelerden kopup  güle oynaya katılan katılana bize,  şenliğe gidiyoruz, büyük şenliğe, hatırlanmayacak kadar uzak geçmişten Tanrı'nın katıksız şiirle yarattığı  en uzak geleceğe, en büyük geleceğe... Cahit Koytak 

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...