Ana içeriğe atla

Çalma Neyzen

Bu nasıl bir çalıştır neyzen Allah aşkına?
Yeryüzünün bütün denizlerini üzerime yürütüp, bütün dağlarını üstüme mi yıkacaksın hiç acımadan bu gece?
Hangi acının metruk akşamlarını doldurdun yüreğinin yeminli düşlerine?
Kördüğüm bir zaman kan mı damlattı iniltiyle yıkanmış siyah saçlarının dalgalarına?
Ben sana “sus” demem,
yüzyıllarca üfle,
cehennemler gibi ateş hücum etsin üşüyen sırrıma ki,
alev alev yansın kutuptan kulelerim güneşlerinin yelelerinde
“hu.”

Biliyorum neyzen, ne tarafa dönersen dön aşka çarparsın şimdi.
O çıkar karşına gözlerini yumunca.
Onun sabahına uyanırsın sen uyuyunca.
Çek kamıştan elini canım acıyor,
parmakların perdelere değil kalbime dokunuyor be neyzen.
Ne o, aşka beni mi anlatıyorsun yoksa iniltilerinle?
Beni kıskanır aşk, söyleme çok büyüdüğümü, ihanetin en büyüğünü benim soluduğumu anlatma ona.
Zeytin gülüşlü kanatsız kuşların lanetine hapseder sevgiliyi, kıyamam.

Ey sesi gül kokan neyzen, bitmedi mi söyleyeceklerin?
Bu kadar derin soluklanıp durma, uyandırırsın mağarada uyuyanları.
Sıkıştım kaldım ebrunun mavi desenleri arasında,
çal ki dağılsın şu boyalar,
çözüleyim artık be neyzen.
Hadi çaldığın neyin en dip boğumundan al da ayrılığın ölmeye niyetlenmiş dizlerine çarp beni,
yoksa kanıma girecek hasretimin hançer-i ebrû dâdesi.

Düşlerini erteleme bu akşam ne olur, üfle.
Kutb-ün Nayi Osman Dede gibi çal,
yahut Kutb-ün Nayi Aka Gündüz Kutbay gibi.
Keskin bıçaklarla parçalar gibi hicranını,
nefesinle yak güzelliğimi görmeyen gözlerin fosilleşmiş bakışlarını.
Öldürmeye yemin mi ettin beni iniltilerinle?
Seni hangi taştan taşa vurayım, bu nasıl üflemek neyzen?
Hadi dostlar, küçük çocukları çıkarın meclisten, aşk konuşacak birazdan.
Neyzen âleme yine ızdıraplı bir çığlık atacak.
Yine dağları un ufak edip, felekleri birbirine çarpacak.

Sen hep böyle aşk mı üflersin neyzen?
Biraz da hicaz üfle yahut çargâh ya da segâh olsun semadan.
Sesinin ateş-i hicranından giryan eylediğin gibi asude ahvalimi,
başını yastıklardan düşür şu neyin ki kül olsun delirten çığlıkları.
Tutuşasın emi neyzen, tutuşturduğun gibi beni.
Bağrını lale denizlerine çalıp,
meftun eyle sesini firuze gönüllerde hadi.
Hadi, ay ışığının altında bir “mim” boyunca cevr ü cefâ-yi canan’a bağlan da,
eşkâlin silinsin yalan dünyadan,
süveydaya tutulurken akşamlar.

Hançerenin diplerinde kaldım.
“Hu” demek zorunda mısın aşka çalarken beni?
Tutuşacak kamışının denizleri, dur.
Sen muhrip misin ki böyle pervasız,
böyle pürmelâl taşlara vuruyorsun başımı hiç acımadan?
Gülibar meclislerde giryar oldu hazan-ı dide-i çehrem, yapma.
Ey kanla yıkanan melodiler,
kanım helaldir,
alın da sevgilinin sesine asın beni bu gece.
Örselenmiş gecelere sürün,
alın yazımın fütursuz harflerini.
Renklerini açın ayrılığın,
günahımı helal görün ne olur,
bağışlayın esrikliğimi,
ışıkları kapatın ey yorulmuş düşler,
karanlıkta da görürüm ben onun gözlerini.

Ne diye öyle durup durup sol yanına yıkılıyorsun sürekli?

İnsanın başı aşka düşer mi ölmeden?
Kalbinin üzerine çok eğilme beni görürsün.
Aşk fetih duasına durdu, kıyamet kopmaya başlar birazdan,
tedbirli ol,
toparlan.
Pürmelâl hâlini baş pareye yan da,
aşk makamında çal bu akşam.
Üflemekle yetinme sakın,
iniltilerinle dirilt kurumuş kemikleri.
Sesini buselikten koparıp şedd-i arabana çal son defa.
Son defa üfle, gözlerim geçerken parmak uçlarından bu gece – ki nevbahar giydirsin aynalar suretime vakitsiz.

Nasıl bir nefesle dokunuyorsun bağışlanmayı hak etmeyen şu gövdeye?
İçinin kuyularında boğma nefesini,
başım dönecek neyzen.
Bir solukluk üfleyiş yeter deli olmama,
üfleme öyle üst üste beni,
ziyan olurum.
Ağlamaktan buz tutmuş gözlerime bakma sakın gözlerini kapatıp.
Senin gözlerin ölüm ah,
senin gözlerin diriliş,
senin gözlerin bir devriliş mezarlığı be neyzen!
Az bırak beni kendi hâlime,
sus ki ölüp ölüp üzerine yağmayayım bu gece.
İçimdeki mescitleri yıktım ben,
imanım o,
ibadetim o oldu,
küfre düşmüşüm ölümlülere göre,
günahlardayım.
Ben zaten etraflıca susmuşum,
sen ne diye habire duvardan duvara çarpıyorsun sesimi?
Yakılacak aba mı kaldı bende ki, üstü kapalı zarflar atıyorsun önüme.

Şimdi kan damlayan tespihlerimi dervişliğimin uslanmaz yanlarından sıyırıp “fena fi yar” sırrında son yaratılışımın hatmini yapıyorum mahremiyeti ifşa olurken bu aşkın.
Hiç kimse benim kadar içten çağıramaz aşkı bil neyzen.
Hiç kimse bilemez ırmaklarımın nasıl aktığını yüzyıllardır ardından.
Bütün harfler Mevlevi gibi bir noktaya yığılmış sürükleniyor şimdi el-firakla geceye,
ah min’el aşk!
Tüm cümleler var olma savaşı veriyor onun güzelliğini anlatabilmek için,
sözlerin gizli bahçelerinde.
Kelimeler insicamsız sarsıntılarla deprem yalnızlığı yaşıyor,
görüyor musun fecr-i sadığa göz kırpan efsane güzelliğin ölümsüz gülüşlerini?

Yeter ey düş büyümesi,
ses pervanesi,
nefes tutulması,
ayan-ı aşk imamesi süveyda!
“Ben bin parçaya bölündüm.” diyorum semah meydanlarında,
sen durmadan üflüyor,
delirtiyorsun ketum hecelerimi secdegâhlarda. K
anıma girip kanlım mı olacaksın söyle be neyzen?
Bir nefeslik çığlık kaç kez ben,
ben kaç çığlık ederim,
gizli kalmış mahrem günahlara sor ki,
sırrı ifşa ettiğim için katlime ferman çıkartmış mahkemeler yakılmasın bir daha.
Aşk tüllenmiş bir Firdevs akşamıdır senin soluklarında.
Şimdi söyle bakalım kaç ölüm birbiriyle çarpışsa bir defa gözleri eder onun?
Ölmelere susamadım ben,
ölürken çok gördüm kendimi.
Kim annesinin kendisini doğurduğunu görür ölürken?
Ya kim aklımın günahına girer beni böyle viran olmuş bilirken?

Varlığın üzerine yemin ederim ki neyzen,
üfleyemezsin beni,
yetmez nefesin.
Ben göğüs boşluklarına sığmam,
kıyamet kadar büyük,
cehennem kadar sıcak bir sevdaya sahibim.
Notalarım günahım kadar ağır,
bestelerim onun gözleri kadar hafif,
sözlerim sonsuz bir gece kadar uzundur,
getiremezsin sonunu,
yiter gidersin.

Hadi söyle de güneşin doğduğu tarafa dönsün gözler.
Yasak yazgıları söyletip bana katlimi vacip eyleme.
Mansurlarla darağaçlarında kaldı diğer yarım.
Tam bin yıldır semah meclislerinde iniltilerle bekleşiyor pür-cefa kara bahtım.
Hangi kervanı çevireyim kuyuya.
Dön dön o var.
İçinde o,
dışında o,
sırrında o var.
Onu çırılçıplak günahıma sardım ben.
Şimdi ona iman ettim diye kâfir miyim ben neyzen?
Ben şehadet ediyorum ki o tek.
Onun da eşi benzeri yok ‘ehad’.

Kim bana mümin demeyecekse demesin.
Çeksin alsın cehalet abasını üstümden.
Bineceğim gemileri demirleyip limanlarda bıraksın,
yaksın da yelkenlerini rüzgârlara tutunan,
beni dibi olmayan kuyulara bıraksın, fark etmez.
Ben, senin feryadında tutunmuşum bu aşka ölmem bir daha.
Fecr-i kâziplerle oyalayamaz hiç kimse beni.
Ben âşık-ı arşa meftun olmuş,
ene-l hak sırrında Nil Nehri’ne dökülüp cuş-u ayan olmuşum neyzen.

Sus,
kan kaybına tutma bu yorgun bedenimi.
Ölmem bir daha,
ölemem o yaşıyorken dünyada.
Benim sevgimle büyümesi gereken bir çocukken gidemem şimdi,
çalma.
Çalma firak-ı hasretinden bin pare olan ruhuma ki vakitsiz ölmeyeyim bu akşam.

Nail Varal



Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...