bu şiir sandığın şey yangıdır
içsavaş, anı kurtarma operasyonu
ne varsa ölü ele geçirilecektir hayattan
veba uykunun pençesinde lime lime
ölümden önceki o boşaltılmış bölgede
–tıknefes bekleme odasıdır artık gövde–
yani eşikte eşyayla göz göze
kısa süreli özlemler giderilecektir
şimdi sen boş ver şu hayatta kalma oyunlarını
kök salma hevesinden de hızla geçilecektir
herkes herkese kimse olunca
dünya denen bu katılık daha da küçülecek
gün bir hayvan gibi uyurken
tutkusu sessizliğinde gizli aşka ilhak edilecektir
şimdiyi gelecek için heder edenler
insan ne olmak isterse o
amaçsızlığını seviyorum sokakların
her şey içimizden geçiyor
bir ölü nasıl kokar onu düşünüyorum ben
koku özlenir, düşlenir, düşünülebilirdir
bu size garip gelebilir
araya ölüm girince yabancılaşır insan kendine
delik bir ayakkabı bazen adalettir
dünyanın katılığını çözüp eritir
kardeşliği yapar gösterir
ki kuşların şarkısı sayarız onu
vakitsiz bulutların kışkırttığı
sesi denize açılan
ona Hrant deriz biz.
yangıdır bu.
Asuman Susam
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Asuman Susam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Asuman Susam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Mayıs 2017
04 Haziran 2016
Sylvia
senin kadar üzgünüm Sylvia
ama ben intiharı yağmur gibi
hep toprağıma düşürüyorum
iyi huylu otlarım yeşersin
bakire sözüm yırtılsa iyi olurmuş
kurumuş kan kokuyor oysa her yerim
içimdeki yırtıkları diktim diye mi
hep görünmeyen bir kederi söylemişim
Sisyphos çölü sevdi
ah, o bilinmezi bildiren vaha
ceza umutsuz bir mutluluk olabilir mi
sen dayanamadın mutsuz umutlara
bunda bir yanlışlık olabilir mi
ben gördüm
şahika nasıl bir yanılsama
hep tepe üstü…
bu boşlukla aramda bir şaka
Sylvia gülümsemeni saklama
ölüm provaları hep komiktir biraz da
beni seninle anmıştı vaktiyle
eleştirmen bir bay
itirafçı şair kadın iştahı varmış bende
gizli şeker gibi bir şey olmalı bu
itiraf ediyorum farkında değildim
seninle aslında hiç benzemiyoruz birbirimize
ben alıştım gurbete
huysuzluğun huzursuzlukla kızkardeşliği gibi
aşina bir yanımız var
kabul etmem gerek belki de
başlamışken şunu da söyleyeyim
sevemedim
şiirin boy aynasında kendimi görmeyi
sevgiliminiçcebindeki ayna
o taşısaydı her yere beni
alnımdaki ateşten öptüğünde
dağılsaydım çekirdeksiz nar gibi
-saydım, seydim…
olmadı bunların hiçbiri
şimdi süt taşıran bir dalgınlıkta
gözden geçiriyorum bütün ezberlerimi
sığmadığım besbelli Sylvia bu fanusa
Galip’in asumanı… o başka
ben yıkıyorum kendimi
ışıksız bir suyun aksi olamam
ofelyası da bir erkeğin
ya da ruh ürpermesi…
senin mavin bambaşka
kendimi unuttuğum bir kuyunun başındayım
seyrediyorum çocukluğumun mevsimlerini
hatırlayamam sandığım her şey
orada yeni bir masal…
hafızanın ipini bıraktım
yekpare bir düzlükteyim Sylvia
hayatla aramda bu kamaşma
belki budalaca bir şenlik.
Asuman Susam
ama ben intiharı yağmur gibi
hep toprağıma düşürüyorum
iyi huylu otlarım yeşersin
bakire sözüm yırtılsa iyi olurmuş
kurumuş kan kokuyor oysa her yerim
içimdeki yırtıkları diktim diye mi
hep görünmeyen bir kederi söylemişim
Sisyphos çölü sevdi
ah, o bilinmezi bildiren vaha
ceza umutsuz bir mutluluk olabilir mi
sen dayanamadın mutsuz umutlara
bunda bir yanlışlık olabilir mi
ben gördüm
şahika nasıl bir yanılsama
hep tepe üstü…
bu boşlukla aramda bir şaka
Sylvia gülümsemeni saklama
ölüm provaları hep komiktir biraz da
beni seninle anmıştı vaktiyle
eleştirmen bir bay
itirafçı şair kadın iştahı varmış bende
gizli şeker gibi bir şey olmalı bu
itiraf ediyorum farkında değildim
seninle aslında hiç benzemiyoruz birbirimize
ben alıştım gurbete
huysuzluğun huzursuzlukla kızkardeşliği gibi
aşina bir yanımız var
kabul etmem gerek belki de
başlamışken şunu da söyleyeyim
sevemedim
şiirin boy aynasında kendimi görmeyi
sevgiliminiçcebindeki ayna
o taşısaydı her yere beni
alnımdaki ateşten öptüğünde
dağılsaydım çekirdeksiz nar gibi
-saydım, seydim…
olmadı bunların hiçbiri
şimdi süt taşıran bir dalgınlıkta
gözden geçiriyorum bütün ezberlerimi
sığmadığım besbelli Sylvia bu fanusa
Galip’in asumanı… o başka
ben yıkıyorum kendimi
ışıksız bir suyun aksi olamam
ofelyası da bir erkeğin
ya da ruh ürpermesi…
senin mavin bambaşka
kendimi unuttuğum bir kuyunun başındayım
seyrediyorum çocukluğumun mevsimlerini
hatırlayamam sandığım her şey
orada yeni bir masal…
hafızanın ipini bıraktım
yekpare bir düzlükteyim Sylvia
hayatla aramda bu kamaşma
belki budalaca bir şenlik.
Asuman Susam
26 Eylül 2013
ah!
ah tutmaz, bu rüzgarlı çatılar
odalardan dilsiz uğultular yükselir
örtünme telaşında utangaç kızdır kasabalar
düşünü kurarlar bedenlerinde gezinen nefesin.
sonra akşamüstleri gelir
huzursuz eşiklerde bekleşir
kime ihanet etmemiştir ki zaman…
tedirgin ve tekinsiz… anlar
karanlık kuyulara birikir.
korkudandır bütün koruganlar
çatlağından endişe sızar
bir gül, yakasını yırtar kan revan
içimizi oyar aşktaki tereddüt.
tedirgin ve tekinsiz… hayat
eşiğinden gözü kapalı atlamak isteriz
bilmek istemeyiz; ama aldanmak…
odalardan dilsiz uğultular yükselir
örtünme telaşında utangaç kızdır kasabalar
düşünü kurarlar bedenlerinde gezinen nefesin.
sonra akşamüstleri gelir
huzursuz eşiklerde bekleşir
kime ihanet etmemiştir ki zaman…
tedirgin ve tekinsiz… anlar
karanlık kuyulara birikir.
korkudandır bütün koruganlar
çatlağından endişe sızar
bir gül, yakasını yırtar kan revan
içimizi oyar aşktaki tereddüt.
tedirgin ve tekinsiz… hayat
eşiğinden gözü kapalı atlamak isteriz
bilmek istemeyiz; ama aldanmak…
Asuman Susam
Dilin Masumiyeti
Kum içine çekiyor beni
Deniz diliyle itiyor
Ada olayım istiyorum
Susmayı öğrenmelisin diyor.
Sessizlik nasıl deneyimlenir
İsmiyle çağrılır olan şeyler
Olağan şeylere dönüşürler
Utangaç bir rehavet alır onları.
Söylenemezlerin tortusu
Hapsolmuş bir gürültü mataramda
Serinlik istiyor okunaksız alnım
Noksanlığımı susku tamamlasın.
Ben vazgeçersem dil de geçer,
Paramparça olur.
Yazgımı yaralarımla çözeriz.
Kadim bilgi
Kaderini sev, diyor bana.
Kim çocukluğuma döndürebilir beni?
Yalnız, dilin masumiyeti…
Asuman Susam
Deniz diliyle itiyor
Ada olayım istiyorum
Susmayı öğrenmelisin diyor.
Sessizlik nasıl deneyimlenir
İsmiyle çağrılır olan şeyler
Olağan şeylere dönüşürler
Utangaç bir rehavet alır onları.
Söylenemezlerin tortusu
Hapsolmuş bir gürültü mataramda
Serinlik istiyor okunaksız alnım
Noksanlığımı susku tamamlasın.
Ben vazgeçersem dil de geçer,
Paramparça olur.
Yazgımı yaralarımla çözeriz.
Kadim bilgi
Gülün kendisi değil fikri.
Kaderini sev, diyor bana.
Kim çocukluğuma döndürebilir beni?
Yalnız, dilin masumiyeti…
Asuman Susam
10 Ağustos 2012
Annesine Dargın
annesine dargın ölecek küçük kız,
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.
gümüş kıvılcımlı gece ıssız...
kullanılmış rüyalar birikecek yastık altında.
damladıkça düşkırıklıkları karanlık mağarasına
su uykusuna akacak; kız suya...
bunu kimse bilmeyecek.
ipek fısıltılı tutkular besleyecek,
çın sabahla yürüyecek damarlarında isyan,
yasemin tütsülü bir aşkı hep özleyecek.
uzayan saçlarına konan ölü kelebek zaman
sesi yutacak boşluk; kalbi yükseklerden düşecek!
duymazsa o sesi dalgın anne,
kız ölecek!
Asuman Susam
annesi bunu bilmeyecek.
gülkurusu akşam alacası içinde
ölü bir kuş taşıdığını.
gümüş kıvılcımlı gece ıssız...
kullanılmış rüyalar birikecek yastık altında.
damladıkça düşkırıklıkları karanlık mağarasına
su uykusuna akacak; kız suya...
bunu kimse bilmeyecek.
ipek fısıltılı tutkular besleyecek,
çın sabahla yürüyecek damarlarında isyan,
yasemin tütsülü bir aşkı hep özleyecek.
uzayan saçlarına konan ölü kelebek zaman
sesi yutacak boşluk; kalbi yükseklerden düşecek!
duymazsa o sesi dalgın anne,
kız ölecek!
Asuman Susam
Yol
Göle düşen vakitsiz akşam,
bekleyişin uzuyor ahtapot kolları.
Dalgın gövdemi vursam yollara
tuzaklarından kurtulamam kuytu ormanın.
Rüzgarın kulağıma fısıldadığı yolculuk;
senden çıkmalı yola, çocuk!
Üşürsün, diye anne soluğu ceplerinde;
yürümekten korkma ormanın derinlerine.
Dağ ormanlarında kaybolursam
ladinler, sedirler serinletir uykumu.
Bir baktın superisi…
dinlenirim defnenin kollarında.
Yürümeden bilinmez yolun hilesi;
vaad edilmiş her şey yalan.
Yürüdükçe yakınlaşan dağ, kalbim;
ama o sevişirken hep gözlerini kapar.
Tenimi titretir rüzgar
kendime yürürüm!
Asuman Susam
bekleyişin uzuyor ahtapot kolları.
Dalgın gövdemi vursam yollara
tuzaklarından kurtulamam kuytu ormanın.
Rüzgarın kulağıma fısıldadığı yolculuk;
senden çıkmalı yola, çocuk!
Üşürsün, diye anne soluğu ceplerinde;
yürümekten korkma ormanın derinlerine.
Dağ ormanlarında kaybolursam
ladinler, sedirler serinletir uykumu.
Bir baktın superisi…
dinlenirim defnenin kollarında.
Yürümeden bilinmez yolun hilesi;
vaad edilmiş her şey yalan.
Yürüdükçe yakınlaşan dağ, kalbim;
ama o sevişirken hep gözlerini kapar.
Tenimi titretir rüzgar
kendime yürürüm!
Asuman Susam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



