Pelin Onay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pelin Onay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Eylül 2015

üşüyorum … sesimi ört

(bir solukta okumak istemiyorum seni, sayfalarını çevirme)

uyku tutmadı, sen tut beni
en son koynunda unuttum günaydın dilimi
gözlerinde büyüdüm, yüreğim sende çocuk kaldı
hadi kalk gidelim, bizi görüp yazacaklar, az kaldı

en keyifli sabah kalvaltım! Sen,
göğsünde yürüdüğüm balıkçı kasabası
akşamdan kalsın öpüşlerin, yalpalasın dudaklarımda
susuyorum, özlemin gelincik tarlası
susatma

gözüm tutmadı sensizliği, bir daha yollatma

efkâr dağıttım, herkese biraz düştü
dalgalara gözlerimle yazdım şiirimi, ıslandı ama yırtılmadı
kalbim, içli şarkılar kuşağı. İçinden geçiyor
parmaklarım karanlıkta mum gibi,
sana yazıldıkça eriyor

ateşli çingene dansım! Sen,
uzağında kaldığım deniz ülkesi
tutamayacağın sözler ver bana, ben tutarım
nefes alsın yorgunluğun dağınık yatak akşamlarında
biliyorum, gözlerin bir İstanbul hatırası
kapatma

ellerim tutmadı vedada, yaşlandım
beni kendinde bağışla

Pelin Onay
-Nü Sızı-

12 Mart 2015

Öpüldüğü Yerlerden Kanar Aşk

I.

öpüldüğü yerlerden kanar aşk
acı siyahtır oysa, kanar ve boyar gözleri
gülüşlerimi tahliye et ey Panos ..! Cezasını çekmedim mi..?

II.

yüzüme kapattım telefonu, sesimi duymak istemiyorum
zamanla kabulleniyor insan arızalı ümitleri,
meşgule düşen beklemeleri
kendimden kaçıyorum, beni saklayabilir misiniz..?

içinden taşan bir kadının dalgaları ıslattı aynayı
ayna..! Göstermiyor iç yıkımları
ağrıyan kırgınlıklarımın test sonucu geldi oysa
iyi huylu çıktı yüreğimdeki sevgi..kahrol ayrılık..!

III.

dikişleri kaynadı kesilen mavilerin
suya düştü öpüşüm, düpedüz intihar bu
dur! Ölme. Öpüş(me)lerim

ağzımla kuş tutsam yaranamam artık aşk'a
ben de alır kanatlarıyla lir çalarım
hadi uyan içimdeki kadın,
kır zincirlerini. Dört ikilik bu hüzün senin,
söyle şarkını, dillen..sahnedesin
sahne sensin
ağlayacaksan, başlamayalım

IV.

firar etti özlem, geceler tutuştu
hayatım uykuya daldı göğsümde, saçlarını okşadım
kim serdi üzerime bu sessizliği..? Terlemek kötü

bağışlasın beni çocukluğum, koruyamadım yumuk ellerini
dağınık sevgilerin ortasında kaldı yaptığım kumdan kaleler
hadi baba! Bir kez olsun yardım et
dikenli teller örelim anılarımın çevresine,
yaralanmasın sevişmelerim

V.

uçakların arkasından su döktüm bekleyenler için
gemilerin rotasına çiçekler ektim
suladım tren garlarında unutulan hüzünleri
halinize gülün, halime değil
blöfünüzü gördüm, artık çekiliyorum

son kez sigaramı yakar mısınız..?. Ateşime kar yağdı

VI.

siz hiç martılarla şiir içtiniz mi?
sızdınız mı bir yıldızın üzerinde dibe vurmuşken..?
bıçak kemiğinize dayandı mı, kemiğiniz dahi titrerken..?
çıldırmak içten değil, dışarısızlığımdan geliyor

VII.

kimlerin albümlerinde resmim varsa tozunu alsın lütfen,
öksürüyorum


Pelin Onay

12 Temmuz 2014

Bir hikayemiz var mı?

bir hikayemiz var mı?
(bence var../ yoksa bu hasret neden tüter..? ..)

imgelerin izdüşümünde dansa kaldır beni
uyuklayan bedenimi uyandır
yüreğimi uçuklatan satırlarına sarıldım
hadi beni yeniden kandır

hala çocuğum sevdalarda
yalpalayarak yürürsem yüreğinde,
ayağım takılıp da düştüğümde adını sayıklarsam,
mimiklerim çıldırırsa seni görünce,
beni bağışla
her şeyin sebebi hasretindendir

hangi geceydi,
her gece miydi susuzluğum sarılmalara..?
gökten üç elme düştüğünde,
biri de bana değmiş miydi..?
kaç yaşında fark ettim
unuttum
hatırladım kadın olduğumu..?
hangi şarkı kesti göbek bağımı,
bağladı beni hayata..?
beni bu soruların cevaplarından tutar mısın..?

gecenin bilmem kaçı
aklımın kaçışı
sorgu sual dinlemiyor saatler
önce hangimizin yüreğinde yıldız kaydı..?

tuttuğum dileklerde unuttum kayıplarımı
kime baksam üzgün
ağlamaklı
yaralı
haydi gel
şu uzaklığın kopçasını tek bir hareketle çıkart üzerimden
şehveti bir bıçak gibi sapladım bedenime
göğüslerim değil,
yüreğim dirileşiyor
sana öyle bakma demiştim,
beynim tahrik oluyor

zaten kandıramadım geceyi
gündüzün koynuna girmek için hızla geçiyor
gecelelerde benim gibi sevgilim
sabırsız
isyankar
laf dinlemez
işin ucunda sevda olunca,
saatleri bile saymıyor..
.........
......
....

ama sen../..bir hüzzam makamında uyut beni
adını sayıklayan dudaklarımı ıslat
gözlerimi güldüren renkli düşlerine sarıldım
haydi../..bana hikayemizi anlat.


Pelin Onay

Yar Gidiyor

yâr gidiyor
antik bir aşkın katıntıları kalıyor sular altında
“yasu!” (2) diye bağırıyor bir balıkçı
eyvallah çekiyor yan masadakiler
bir kadın derinden “samyotisa’yı” (3) söylüyor,
“sagapo me agapi” (4) diyor
bütün meyhane başını önüne eğiyor
kadın şarkı söylüyor
kadın ağlıyor
yâr gidiyor

ertelenmiş
ve söylenebilecek bütün sözler adına,
derin bir sessizlik birikiyor yüzlerde
şehvetli melodilerin titreyişi bedenlere dokunuyor
sevişmek nasıl da özlem yüklü
sevişmek nasıl da zor özlerken
celladını bekleyen
ama korkularına rağmen tahtını bırakamayan bir kral gibi,
tedirgin bütün duygular
kadın biliyor
herkes susuyor
yâr gidiyor

Nikolas’ın sesi yıkıyor ortalığı,
hala bırakamadığı rum şivesiyle
“canlanin bre yavrularim../ sevdadir bu../..yine gelir..”
kadın ve Niko göz göze geliyor
Niko anlıyor
kadın konuşamıyor
yâr gidiyor

masada kalan bir kaç meze
ve yarım bardak tutarında nefes alan,
bir kadeh rakı geceye kalkıyor
dalgalar yüreklere vuruyor,
yürekler ıslanıyor
balıkçı ağlarına takılıyor bütün hüzünler
“denizden babam çıksa yerim” diyen Manos
ah! Manos
Manos bile konuşamıyor
kadın kadehini dolduruyor
sigarası intihar ediyor
yâr gidiyor

giderek derinleşen bakışlar,
Madam Sophia’nın sesine takılıyor
“hadi ama../..çalsin sazlar../..geldik biz ağlamaya..?”
kör Maryo lyra’sını çalmaya başlıyor
vurulan kadehlerin yankısı duvarlardan dönüyor
herkes müziğe eşlik ediyor
kadının yüreği yanıyor
kadının yüreği kanıyor
yâr gidiyor..


(1)rumca’da, yâr gidiyor, demek
(2)rumca’da “şerefe” demek
(3)rumca bir şarkı
(4)rumca’da “seni sevgiyle seviyorum, demek


25.05.’03
Assos / Ç.kale

Pelin Onay

Pelin Onay

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Pelin Onay kimdir?

Çok zordur kişinin kendini anlatması, ki ben de pek sevmem ama sorunuzu yanıtsız bırakmamak adına şunu söyleyebilirim; okumayı, yazmayı seven, denizi görmeden nefes alması zor, müziksiz bir hayat hatadır diyen, şarkılarla yürüyen, balıkçı kasabalarında yaşadığını hisseden, içindeki çocukluğu sürekli dışarıya çıkartan biri işte


Yazmaya ilk ne zaman başladınız ve ilk kitabınız olan Nü Sızı'yı çıkartma kararını nasıl aldınız?

Çocukluğun platonik bir aşkı işte, bir şeyler yazmaya çalışıyordum ama şiir değildi. Şiir sanıyordum, şiir olsun istiyordum. Böyle böyle devam etti yazmalar. Şairleri okumaya başladım sonra, okudukça sevdiğim şairler olmaya başladı. Öğrenmeye, anlamaya, oluşturmaya başladım ve giderek daha çok sevdim yazmayı, kalemi tutmayı. Artık bir tutku yazmak, en azından benim için öyle.

“Nü Sızı” ilk kalp ağrım, ilk bebeğim. Uzun zaman içinde birçok şiir birikmişti ve artık onları bir araya getirmek, bir kitapta toplamak istiyordum. İstemekle gerçekleştirmek arasında bile epey zaman geçti. Sonunda, bir kısım şiirlerimi bir araya getirebildim ve “nü sızı” çıktı. Kitaplarımın sayısı çoğalır mı bilemem ama “nü sızı” nın yeri ben de her zaman ayrı kalacak. Bu kitaptan bahsederken, şair / ressam Engin Turgut’u anmadan geçemem, kitabın kapak resmi kendisine aittir. Kitabın ismiyle bağdaşan bir resmini paylaştığı için de ayrıca teşekkürüm fazladır kendisine.


En sevdiğiniz şiirinizi soracağım..

Bunu cevaplamak zor. Sevmediğim şiirlerim var elbette ama sevdiklerim, yeri ben de ayrı olanlar da oluyor. “Nü Sızı” da olan çoğu şiirim diyebilirim sanırım yazılanlar içinde, onların yeri ayrıdır…


Yazmaya başladığınız andan bu yana kendinize örnek aldığınız bir şairimiz var mı?

Sevdiğim, örnek aldığım şairlerim var tabi ki ama hepsini sığdırmak bu cevabın içine zor olur benim için. Cemal Süreya’nın yeri hep ayrıdır mesela bende. Oğuzhan Akay baş ucu şairimdir, ironiyi onunla sevdim. Engin Turgut’un mısralarında aşkın güzelliğine düştüm, Halim Yazıcı’yla caz müziğini tanıdım…gibi. Çok daha fazla isim verebilirim, sevdiğim, beni alıp götüren şairlerim var çünkü. Şairlerim diyorum çünkü okudukça dokunuyorlar yüreğime, kalbimi titretiyorlar, bu yüzden bir okur olarak şairim oluyorlar.


Hiç "ah bu şiiri ben yazmalıydım.." dediniz mi?

Demez olur muyum, birçok kez demişimdir hem de. Öyle şiirler okuyorum ki bazen, işte böyle anlatılır dediğim, içine düştüğüm, çıkamadığım ama böyle olmalı. Şiirin büyüsü bu. Herkesin bakışı, hissiyatı farklı. Kalbimizden geçenleri hepimiz farklı görüyoruz. Bu şiiri ben yazmalıydım diyebileceğim çok şiir çıksın karşıma, çünkü çıktıkça şiirin nefes aldığını hissediyorum.


İzmir'in en deli aşkınız olduğunu artık ezberlemiş biri olarak şunu sormak istiyorum: Bize gözünüzden İzmir'i anlatır mısınız? İzmir'i bu denli özel kılan ne?

Ah İzmir! Başımın belası…İzmir doğumlu değilim ama karnım ve yüreğim bu şehirde doğuyor. Aşk diyorum ben bu şehre. İnsan aşkı nasıl anlatabilir ki…Benim de anlatamadığım bir bağım var işte. İzmir’in sakinliğini, duruşunu, gülümsemesini seviyorum. Zor zamanları da atlattık birlikte, güzel zamanları da paylaştık, delirdik de, ağladık da…Bir insan gibi benim için İzmir. Konuştuğumda sanki dinliyor, cevap veriyor. Ege’nin tadı tuzu işte. İzmir’i özel kılan bence İzmirlilerin ta kendisi.


Şiirlerinizin çoğuyla Akif Oktay'ın sesinde tanıştım...Şiirlerinizi Akif Oktay'dan dinlemek nasıl bir his?

Benim Akif Oktay’la tanışmam geç oldu maalesef. Uzun zamandır okuyormuş ama biraz geç haberim oldu. Sonrasında tanışıp konuştuk zaten. Akif abi şiir okurken okuduğu şiiri yaşayan bir insan. Ne hissediyorsa o hissi sesine, gözlerine de yansıtıyor. Kendi şiirlerimi dinlerken de bunu hissettim. Öyle ki, çoğu zaman ben mi yazmışım dediğim bile oldu. Bunu kendime övgü anlamında söylemiyorum asla, seslendiren kişinin o duyguyu vermesiyle ilgili. Akif Oktay da bu duyguyu fazlasıyla verenlerden biri.


Şiirlerinizi müzik eşliğinde mi yazarsanız? Eğer öyleyse favori parçanız nedir?

Evet, müzik olmadan asla. Müziktir bana duyguyu canlandıran, kalemimi harekete geçiren. Bu yüzden bazı yazılarımın, şiirlerim altında o an ne dinlediğim bile yazar. Favori parça olarak söyleyemem ama önceliğim, enstrümantal dinlemeyi severim. İnce Saz gibi mesela. Sazların tınısını alabiliyorsunuz böyle müziklerde. Sonra, özgün müziği severim, türküleri severim, eski şarkıları severim…Rebetiko şarkılarında dinlenmeyi severim. Kısaca, dinlediğim müzik ya da şarkı bana bir şeyler verebilmeli. Sözlerinde kaybolabilmeliyim, alıp götürebilmeli, şiir gibi akmalı kulağımda. Müzik konusunda iyi bir arşivim vardır ve yazarken hep yanımdadır şarkılarım.


İkinci kitabınızın adı İyi Geceler Aşk.. Peki neden İyi Geceler Aşk?

Artık günümüzde genç nesil sevgililerine aşkım bile demiyor, merhaba aşk, nasılsın aşk, gidelim aşk, günaydın aşk gibi cümleler kuruyorlar. Biraz da buradan yola çıkarak ben de “iyi geceler aşk” demek istedim. Hem sabaha görüşürüz anlamında hem de bir veda anlamında. Kim nasıl hissetmek istiyorsa öyle hissetsin diye düşündüm.


Şiir tanımlasanız, nasıl tanımlardınız? Sizce şiir nedir? Şair kimdir?

Şiir yüreğimizden damıttıklarımızdır bana göre. İçimizde kazıyıp da çıkarttıklarımızdır. Söylemek istediklerimizin ince ince damlamasıdır. Şiir, bizim aynamızdır. Gördüklerimizin, hissettiklerimizin aynası. Çoğu zaman biz bile yazarken görürüz, tanırız kendimizi. Çünkü bilmediğimiz, görmediğimiz yanlarımızı yazarak ortaya çıkartırız. En azından ben kendimi yazarken daha iyi tanıdım, ne istediğimi, neler istemediğimi, nereye yürümek istediğimi gibi… Şair budur işte bence. Aynayı içine doğru tutan.


Fazla klişe olacak ama şiirlerinizi okuduktan sonra şu soruyu sormak istedim. Sizce aşk nedir?

20 li yaşlardayken belki farklı bir cevap verirdim ama şimdilerde aşk kelimesini daha ziyade somut şeyler için kullanıyorum. İzmir’e aşığım, denize aşığım, müziğe aşığım gibi. Çünkü bu aşk bitmiyor, sürekliliği var, ben yaşadığım sürece var bu aşklar. Karşı cinse duyduğumuz aşk bir süre sonra yerini sevgiye, saygıya bırakıyor. Ama aşk kendini hep yenileyebilir. Nedir sorusuna net bir cevap verilebilmiş mi bu zamana kadar bilmiyorum ama bu duygunun ayaklarımızı yerden kestiği, yapmam dediğimiz çılgınlıkları yaptırdığı bir gerçek. Aşkı yaşamak güzel ama bittiği zaman da kabullenmek gerek. Çünkü bizden gitmiyor, kendini değiştirip yeniden ortaya çıkıyor.


Peki; aşkı iki yanlı savunuruz... Bir tarafımız der ki sadece bir kez aşık oluruz, diğer tarafımız aşk bir çok kez yaşanır. Peki sizce? Bir insan sadece bir kez mi aşık olur yoksa bir insan birden çok kez aşık olabilir mi?

Aslında bu sorunun cevabını bir önceki soruda vermiş oldum. Aşk kendini yeniler. Bu yüzden birden fazla aşk yaşayabilir insan. Kalbimizin bizi nerelere sürükleyeceğini kim bilebilir ki. Yapmam dediğimiz bir çok şeyi yaparken yakalarız bazen kendimizi, öyleyse bir daha olmaz dediğimiz şeyler de gelebilir başımıza, aşk gibi…


Aşkla ilgili son bir soru daha soracağım. Sizce aşk tek kişilik midir?

“ölümdür yaşanan tek başına / aşk iki kişiliktir” demiş Ataol Behramoğlu. Sonuçta aşk tek başına da yaşanabiliyor ama bende şair gibi düşünüyorum çünkü aşkı karşılıklı yaşamak çok daha güzel.


Şiirlerinizi yazdığınız ortamı ve o bohem duyguyu hep merak etmişimdir...

Özel bir ortamım yok aslında. Çünkü ne zaman hangi duygunun yanıma yanaşacağını bilmiyorum. Ama yüreğimi en çok coşturan deniz ve şarkılar oluyor. İkisi bir arada ise, yani deniz kenarında şarkılar söyleniyorsa, işte o zaman kalem izin almadan yanaşabiliyor parmaklarıma. Gürültüyü sevmiyorum ama sevdiğim bir şarkıyı yüksek sesle dinlerim ve bu yüksek seste yazabilirim.


Başucu kitaplarınız ve filmleriniz var mı? Varsa bunlar neler?

Belli bir isim veremeyeceğim ama elime sıklıkla aldığım şiir kitapları oluyor genelde. Sevdiğim, içinden çıkamadığım şiir kitapları oluyor, ben de çıkmak için bir çaba sarf etmiyorum. Çoğunlukla onlardan birini alıp yeniden kaybolmayı tercih ediyorum. Filmlere gelince. İzlemekten sıkılmayacağım filmlerim de var elbet. İsim vermekte zor ama aklıma ilk gelenler “göl evi”, “melekler şehri”, pretty woman” , “babam ve oğlum” mesela. Böyle filmleri hiç sıkılmadan, ilk defa izliyormuşum gibi izleyebilirim.


Genel olarak okur kitlenizden aldığınız yorumlar neler? Olmak istediğiniz yerde misiniz? Yoksa olmayı amaç edindiğiniz bir yer var mı?

En çok yüreklerine dokunduğumu söylüyorlar. Ya da yaşadıklarımı buldum satırlarınızda diyorlar. Kimi okurken kendini ege de hissettiğini söylüyor. Bunlar elbette çok güzel yorumlar. Ne hissediyorsam onu yazıyorum, bu mısra okuyanı etkiler diyerek yazdığım bir kelimem bile olmadı. Bu yüzden belki de okuyan da kendini, hissettiklerini buluyor. Eğer bir yüreğe dokunabiliyorsam, bir yüreğe bile değebiliyorsa yazdığım mısralar, ne mutlu kalemime o zaman. Çünkü yazdıktan sonra benden çıkıyor artık o şiirler ve yazılar. Okuyanın, yüreğine değenin oluyor.

Olmak istediğim yer? Aslında çok yakınlarında bir yerlerdeyim. Çünkü hep şiirlerimin bir yüreğe dokunabildiği yerde olmak istedim. Fazlasını değil. Ben de hala öğreniyorum, hala eksiklerim var. Danışıyorum, büyüklerimin eleştirilerini alıyorum, soruyorum. Eğer bu öğrenme çabası içinde iyi ürünler çıkartabilirsem, üretmeye devam edebilirsem ne mutlu bana.


Özellikle hikayesini merak ettiğim iki şiiriniz var... İlki "Yar Gidiyor".. İçinde Samiotisa'yıda bulunduran bu şiirden yüzlerce soru sorabilecek olsam da bu şiirin senaryosunu oluşturan hikayeyi öğrenmek istiyorum. İkinci olarak ise bende de fazlasıyla yerini edinmiş olan Düşmeler/Aşk Bitti şiiriniz... Nedir bu şiirlerin senaryosu...

Belli bir senaryoları yok Gönül ama hayatın içinden çıktılar, bunu söyleyebilirim. “Yâr Gidiyor” benim de sevdiğim bir şiirim. Bir meyhanede, yine şarkılar tekme tokat yüreğime saldırırken çıktı ortaya. Dedim ya, hayatın içinden. Mübadil bir ailem var, Girit kökenli. Çocukluğum yunanca şarkılar dinleyerek, yunanca konuşmalar içinde geçti. Samiotisa ise çocukluğumun şarkısı. Babam çok güzel söyler, çocukken hep bu şarkıyı dinlemeyi severdim, şimdiler de söylemeyi de seviyorum. Etkisi öyle çok ki bende şiirlerime de konuk oluyor bazen. Bu yüzden rumca şarkılar çalan bir meyhanede, böyle bir şiirin çıkması tesadüf değil.

“Düşlemeler / aşk bitti” ise bir veda yürüyüşü. Aşk biter ve siz yürüyüp gidersiniz. Yapabilecek başka bir şey yoktur. Hani finalinde yazıyor ya, “ aşk dersem çık, ayrılık dersem çıkma dedim / çıkmadın / aşk bitti”…işte böyle bir şey…


Düşmeler/Aşk Bitti demişken... O zamanlar cevabını şiirde vermiş olsanız da yine sormak istiyorum. Kimbilir zaman fikirlerinizi değiştirmiştir diye.. Çok, çok önceleri sormuş olsanız da... Sizce hala bir şiir, bir aşkın kurtarıcısı olabilir mi?

Günümüzde bir şiirin bir aşkı kurtarabilme ihtimali çok düşük. Belki önceleri o naif duyguyu yansıtabiliyordu şiir ama aşkı kurtarmak sadece şiire kaldıysa işte bu çok zor. Aşkı öncelikle bizlerin kurtarması lazım. Ama kurtaramadığımız noktada devreye şiir giriyor yine. Nasıl mı? Şiirle kurtarıyoruz kendimizi aşkın yaralarından. Yani şiir bir aşkı değil belki ama yaralarımızı iyileştirip, bizi kurtarıyor sanırım.


Samiotisa demişken... Bu şarkı için "ben büyüdüm ama sen çocukluğumun şarkısı olarak kaldın" diyorsunuz.. Özellikle bu şarkıyı bu denli özel kılan nedir? Pelin Onay için nedir bu Samiotisa?

Bu sorunun cevabını “yar gidiyor” şiirini anlatırken verdim aslında. Yunanca bir şarkı ve yeri çok özel. Çocuklar ninni dinleyerek uyutulurken, ben çoğunlukla şarkılarla uyutulurdum ve elbette bu şarkıyla. Masasında şarkılar söylenen, ut, kanun, akordeon çalınan bir rum evinde geçti çocukluğumun çoğu zamanları. Babamın sesi çok güzeldir demiştim, bu şarkıyı özellikle isterdim, dinlemeye doyamazdım. Ki hala öyle, o söylesin ben dinleyeyim. Ki artık söylemesini de biliyorum, eşlik edebiliyorum. Sanırım şarkı söylemeyi de babamdan sevdim. Evet, ben büyüdüm ama Samiotisa çocukluğumun şarkısı olarak kalmaya devam ediyor.


Özel kılan ne sorularına başlamışken.. Cunda'yı ve Girit Lalesini sormamak olmazdı... "Cunda gibiyim" dersiniz hep... Cunda nasıldır peki? Peki ya Girit Lalesi...

Cunda..baba memleketi. İşte aşık olduğum yerlerden biri daha. O dar ve taşlı sokaklarında koşa koşa büyüdüm. Cunda nasıldır dersen Gönül, anlatması uzun derim. Toprak benim için, bir şiir, en güzel şarkı, huzurlu bir nefes. Giderken yolların kısaldığı, dönerken uzadığı bir yer. Sığınağım çoğu zaman, kavuşma telaşım, gülüşüm. Küçük bir ada belki de ama benim için büyük. Cunda nasıldır dersen Gönül, anlatması zor derim. Girit doğumlu bir dedenin torunuyum. Girit kanı var anlayacağın, inatçıyımdır. Şiirlerimde de çoğu zaman geçince, Girit lalesi de oldum, Giritli kadın da oldum, hatta Pelinaki oldum, yakıştırdılar belki de, böyle seslenmeyi sevdiler. Şikayetim yok ama.


"Şiirimizin rembetikosu" diye de bir adınız da varmış. Öyle duyduk. Nerelere dayanıyor bu?

Bu sevdiğim bir abimin yakıştırması, sağ olsun. Rembetiko şarkıları sevdiğimden ve daha önce de dediğim gibi kimi zaman yunanca kelimeleri, şarkıları şiirlerimde paylaşmamdan dolayı böyle isimlendirmişti. Dediğim gibi sadece bir yakıştırma.


Rakının şiire olan aşkını kendi bünyenizde yaşatanlardansınız... Rakı ve şiir... Hani ben değil de, bu ikiliyi bize siz anlatsanız...

Bilinen bir bağları yok belki ama bu da benim sevdiğim bir yakıştırma diyelim. Orhan Veli’yle aynı derdi paylaşıyorum, “bir de rakı şişesinde balık olsam”. Fasıl, rakı ve balık üçlüsünü seviyorum, bunu inkâr edemem. Sevdiğim için de şiirimin içine sızıyorlar. Kimi zaman bir sanat müziği makamı, kimi zaman bir meyhane hüznü, kimi zaman bir sahil kasabası...Bunlar huzur verdiği kadar dinginlikte veriyor yüreğime. “İnleyen nağmeler ruhumu sardı” diye söylerken mesela, rakının şiire sızmasını seviyorum sanırım.

Son olarak da... İyi geceler Aşk için hep yakında diye beklemiştik... Peki yine "yakınlarda" bir çalışmanız var mı?

Şiir çok çabuk tüketiliyor ama buna rağmen şiir dinlenmek ve beklemek ister. Bu yüzden yeni bir şiir kitabından önce düz yazılarımı derlediğim bir kitap çıkartmak istiyorum. Bu yazılar da birikti ve artık bir kısmının bir araya gelme zamanı geldi. Zamanı bilemiyorum ama 2012 bitmeden bu çalışmaya nefes vermek niyetindeyim. En yakın çalışmam bu olacak. Sonrasını ise kalem biliyor, ben henüz bilmiyorum.

Röportajı kabul ettiğiniz için tekrar teşekkür ederim...

Asıl ben teşekkür ederim Gönül. Ben cevaplarken keyif aldım, umarım okuyana da keyif verir. Şiirin tadında kalabiliriz umarım hepimiz. Sevgimle ve ışıkla…..


Kaynak: http://www.felsebiyatdergisi.com

Aze Yüreğime Dokundu

(yüreğime değen dost yanını yüreğime yapıştırdığım kadına, Azime Akbaş'a ithafen. Dünyaya geldiğin gün kutlu olsun)

'ey hayat! Sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında yokum ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın' (Yılmaz Odabaşı)

I.

derinlerde saklı tutulmuş kayıp sevinçlerini getirdim sana
söndüremediğin mumların kokusunda türküler derledim
Aze! Gün batımı kızıllığında sevdaya susan kadın

dağlardan inen soğuk sulardım
dost yanında kaldım, sıcağında demlendim

bir nefeslik sigaraysa gülüşlerimiz,
içine çek, söndüğünde yakmaya geldim

II.


yanık mavi sarıldı yorgun turuncuya
gebe kalan şiirlerin rahminden döküldü acılar
kıvrandı gece, esnedi sızı, düştü veda
Aze! Suskuların içinde ağıt yakan kadın

dudaklarda eriyen öpüştüm
çocuk yanına süzüldüm, uyudu sitemlerim

bir notalık şarkıysa kavuşmalarımız
haydi söyle,bittiğinde yeniden yazmaya geldim

III.

tesellisi olmuyor çalınan umutların
kapı tokmaklarında unutulan merhabaları çıkardım sana
Aze! Koynunda düşleri emziren kadın

sahile vurmuş bir dalgaydım
anaç yanına uzandım, ellerinde iyileştim

bir yudum şarapsa yıllanan anılarımız
iç gitsin, yenilerini doğurmaya geldim

IV.

deli hüzün uslandı, katreler dize geldi
sevinci okşayan rüzgarın parmaklarına tutundu hayat
sustu ay, sustu gece, konuştu yürek
Aze! Dehlizlerinde ümit yoğuran kadın

sesi yaralanmış dertli bir makamdım
can yanına sokuldum, dile değdi ezgilerim

bir nehir gibi akıyorsa büyüttüğümüz düşler
yüzmeye başla, yorulduğunda seni tutmaya geldim


Pelin Onay

Acı

-mayıs rengi uçurtmam parmaklarımdan kaydığından beri
böyle saçmalıyorum-


alıp götürebilir mi vapur
yürekte şahlanan acıyı?
ya da martılar kapıp uçurabilir mi,
kirpiklerde biriken çöl fırtınasını?

susuyorum
susuyor deniz çiçekleri
düş kırıkları batıyor ayaklarıma,
söyleniyor uzak bakışlı kırlangıç gözleri

daha kaç kulaç atılabilir soğuk sularda?
şarkı sustu
sevda ateşli
göz kamaştıran yürek artık delirdi

dilde köpüren yemine saplandı misina
ıslah olmaz coşkunun dibi delindi
söyleyin neden kimse konuşmuyor?
vapur diyorum
alıp götürebilir mi gözlerde çivilenen kavuşmayı diyorum

susuyorum
susuyor kadehte rakı
güz kırıkları batıyor gözlerime
söyleniyor asi sözlere yapışan bakışları

daha kaç şarkı söylenebilir sarhoş bir ağızla?
gece sustu
eller ateşli
göz kamaştıran kahkaha artık delirdi

sözde direnen aşka sığındı veda
uslanmaz güvercinin kalbi yenildi

-mayıs rengi uçurtmam çalındığından beri böyle
saçmalıyorum-

Pelin Onay
-iyi geceler aşk-

10 Kasım 2012

Sen şimdi git../..ama sonra..

sen şimdi git
ama arzularınla gel sonra
unuttuğun sevilişler bende var,
istediğin dokunmalar
sen şimdi git
ama çıplaklığınla gel sonra

tenim mavi
dudaklarına düşersem boyanırsın,
şehvetim mavi
gel kulaç at derinlerimde
yorulursan tutarım
şefkatim mavi

unutmamı bekleme ama özlemleri
kırıldığımı, duvarlara şişeler fırlattığımı
güçlü değilim, insanım
unutmamı bekleme vedaları bile bağışladığımı

bu yüzden diridir kavuşmalarım
sataşmalarım, karışmalarım sevişmelere
bu yüzden asidir ellerim dokunurken tenine
bana kız, bana bağır ama beni suçlama
ellerim, sen doruklardayken bile düşer ellerine

sen şimdi git
ama tutkularınla gel sonra
kaybettiğin hasret bende var
düşlediğin kavuşmalar
sen şimdi git
ama kalbinle gel sonra

Pelin Onay

Yalnız(ca) sitem

çığlığım boğazımı kesti, kana(ya) madım
-de halindeyim acıların

I.

her şeye susuyorum artık
susuzluğum dilimin ucu, kemiksiz

ölümlerden ölüm beğendim, üzerime olmadı
zor günler için sakladığım bir intihar vardı cebimde
çıkarttım baktım, kurtlanmış
sebebi var elbet bu gözyaşlarının
anlamaya çalışmayın, anlayın

bir ressamın tuvalinden düştüm
hiçbir renk kurtaramadı beni
beyazlar giymiş bir duygunun içinde,
ismim sırdır artık

- bir kaç ince sızım var, görüşlerinize hazırdır üstadım

ne istediğini bilen sevdalarım olmadı hiç
büyük kavuşmalarımda
hep küçük özlemleri sevdim
küçük sarılmaları
küçük bekleyişleri
büyüklerini sevecek kadar zaman verilmedi

arzularıma haber saldım, gelmediler
nerede unuttum ateşli bedenimin alfabesini..?
hangi ketum dil yaladı geçti haykırışlarımı..?
size bir sır vereceğim,
galiba (d) üşüyorum

II.

vurgun zamanlarındayım Izmir’in
yalnızlık ırzıma geçse doğuracağım!
Doğuracağım özlemin canına kıyanların eşgalini

hadi toprak ana! Seviş ruhumla
ve temizle diline biber sürülmüş dudakları
görmüyor musun..? Bana bir şeyler oluyor
bedenimden bir deniz geçiyor,
dalgaları göğsüme vurup geri çekiliyor
hangi mevsimin rahminden çıkartacağım başını yüreğimin..?
bu dalgalar öksüzlüğümü çok fena acıtıyor

-sol anahtarınızı rica edeceğim, şarkılarım içimde nefessiz kaldı

zehirli bir ihanet aktı yanaklardan
atılan bir imzayla onaylandı unutulduğum
gelinlik bir kız gibiydi düşlerim oysa, kaçırıldı
kimlerin yatağında nergis kokusuysa, orada kalsın

çocuk kalan yanım! . Sen sakın üzülme
seni yeniden güldürebilmek için arınacağım bu lekeli acılardan
babamı affettiğim gün, sevdalarımı da affedeceğim
soyacağım yüreğimi yeniden ulu orta. Utanmadan,
sevişeceğim yeniden kana kana, kan(a) madan

sen de biliyorsun ki;
saçlarına kır düşmüş mavi bir geceydi sevdam
kayan bir yıldız da dilek olsaydık da,
bizi tutsaydı...

Pelin Onay

Ezinç coşkular../..kül tutuştu

yorgun turuncu evine giderken ayağı takıldı ve düştü..kanadı dizleri..bu yüzdendir, gün batımı kızıllığının ağlayan rengi

1.

yorgunsun çocuk
sesindeki titreyiş ağır geliyor diline
taşı(yamı) yorsun

tut elimi
büyüdüm ama unutmadım seni
içimde öyle güzelsin ki,
ağladığında tutuşuyor kirpiklerim

2.

soyundu dudakları çatlayan sitemler
çıplak bir inleyiş karanlığa uzandı
üşüdü haykırışlar, kırıldı sabır teli

şarkıya lütfen siz devam edim madam Maria
delirmeye gidiyorum, birazdan dönerim

3.

kıyıya vurdu tutulmayan sözler
kimse üstüne alınmıyor mecalsiz bekleyişleri

asiliğimde açan sevgileri biledim
dibini gördüm yalnızlıkların
erkeğim..! Gözlerim kapanıyor
ellerin beni sana uyandırsın

4.

adımı çağırıyor deniz kaplumbağaları
bir masalın içinde sıkışmış olmalıyım
bu kadarı fazla ama, sadece bir dilim ısırmıştım
yoksa pamuk prenses miyim..?

doktorun raporu:
ölü özlemler bütün organları sarmış durumda
acilen şeniz terapilere başlanmalı

5.

deliren mavilerin dudaklarından döküldü,
canı yanmış kelimeler

sus acı..! Şimdi sevişiyorum
sen benden sonra gel

Pelin Onay

Beni artık sevmeyin

(bir şarkıdan geçerken..masal perisi*)


“..elini son defa yanağıma koy../..istemiyorsan giderim..giderim..”

inandığım değerleri kaldırdım çeyiz sandığıma
sakladım../..kenarlarını tığla ördüğüm umutlarımın arasına
parmaklarımda naftalin kokusu
alışamadım unutulmaya

kaç yaşında sevdim ben bu yalnızlığı.?
hangi yürek öncüsü oldu ezinç taşkınlıklarımın..?
bana düşen artık susmaktır
toplamından taşıyorum iç acılarımın

defterimin arasında kurutulmuş anılar
yüzlerinde palyaço gülüşleri
kimbilir../..hangi sevdadan kalma


“..serin bir sonbahar akşamında söz../..ismini unutur silerim..silerim..”

isyan perdesini indirdi gece, suya yansıdı öksüzlüğüm
şehrin kapılarını tutsun bütün yıldızlar,
yoksa firar edip kaçacak hüznüm

sevdiğim erkekler geliyor aklıma
bir çocuk gibi usulca sokulup,
bir nehir gibi akıp giden erkekler

ama sen
son vurgunum../...en çok vurulduğum

veda mektubun hala cüzdanımda
biraz yırtıldı ve buruştu ama
tek kanıtı biten bir aşkın
yoksa../..kimse inanmıyor ayrıldığımıza

“..tuttuğun kalem olsa yüreğinin elleri.../..bir defa daha yazsa bebeğim...bebeğim..bebeğim..”

ah bu ben
grameri bozuk bir hikayenin içinde,
yüklemini kaybetmiş bir cümle gibiyim
sindire sindire yaşamalı ayrılıkları da
belki de bu yüzden../..hala aşık gibiyim

hangi kırgınlığın içinde boğuldu gülüşlerim...?
iğnesi kırılmış bir plak gibi dönüyorum olduğum yerde
ve şarkılarımı kusamıyorum
gücenik makamından eserler dinleyemediniz,
hepinizden özür diliyorum

“..eğer bir masal perisi girerse rüyalarına../..öldü dersin gül güzeli, tılsımını kaybetti..”

çok erken susturuldum
bu yüzden bu üç boyutlu sarhoşluklar
fasl-ı şahane yıkılışlar
alnımda eksik bir veda busesi,
mümkün değil../..sevilemez ayrılıklar

sol göğsüm../..yanık göğsüm
nasıl da zor sevgi aramak resimlerde
bir çocuk olsam kolaydı ama../..büyüdüm

“..uğruna döktüğüm gözyaşları için../..yağmurdan özür dilerim..dilerim..”

beni artık sevmeyin
tuza yatırdım gönlümü../..düşlerimin yanına
gözlerimde esrik bir sızı,
alışamadım unutulmaya


* Leman Sam, şarkısı

Pelin Onay

Veda Yürüyüşü

gittiniz
yıkıldı dilimin köprüsü,
konuşamadım

elimi tuttuğunuz gecede kaldı aklım
sesinizden dökülen nağmeler,
gözlerimden aktı
şiir mi onarmıştı kırılan yüreklerimizi,
yoksa aşka tutkulu iki günahkâr mıydık?

gittiniz,
içinden çıkamadığım bir sessizlik düştü payıma

ıslandığımız yağmur
dibini gördüğümüz kadeh
kim bilir kaç intihar düştü yolumuza,
yürümeye devam ettik
siz mi yaşınızı almıştınız,
yoksa yaşam dolu olan ben miydim?

gittiniz,
devrik bir sızı kıvrıldı dudağıma

seviştiğimiz şarkılar doğum yaparken,
yatağında nöbet tutardık çıplak kavuşmaların
şimdiyse bilmiyorum
kahkahanız mı ısıtırdı içimi,
yoksa kollarınızda müjdelenen bahar mı?

gittiniz,
isimsiz bir şehir oldum haritanızda

merhaba sevgilim
hoşça kal yâlnızlık
daha kaç gece sürer bu heyecan diye,
düşünmeden sarıldım

nerdesiniz,
karanlıktan korktuğumu nasıl bilmezsiniz?

ama gittiniz,
ağır veda havası çaldı sokak ortasında

Pelin Onay

Gitme karanfil../..inadına yaşıyor aşk ve ölüm

“ beyinsel sevişmelerin üretken kadını” diye fısıldıyor kulağıma bir dost
doğru olabilir mi..? ..imgelerin altında kalmaktan korkuyorum..

insan,
sevdiği şeylerden korkar mı..?

beni şarkı söyleyebileceğim bir yere götürsün sevgilim,
üşüyorum
derin sessizliklerin acı çığlığı bu
çocukluğumdan kalma özlemleri bekliyorum kuytu yalnızlıklarda

insan,
geçmişini bekler mi..?

parmaklardan geçen saçlar gibi,
yumuşak ve hızlı bir serüvendir aşk
ne kadar kısaysa sunabildiklerin,
o kadar çabuk tükenir

tükettim serseri vedaları
alnımda unutulmuş ve kurumuş öpüşler
değme çil yavrusu göz yaşlarından beterdir,
gözleri kanlı bırakan terk edişler

insan,
vedalarını kutsar mı..?

yalnızlık bir barda unutulan sigara paketi gibidir
fark edildiği yerde sahiplenilir
ve hiçbir yalnızlık unutulduğu yerde bulunamaz

insan,
unuttuklarını arar mı..?

arkasına bakmadan kaçan bir karanfil gördüm
ölüm de kirlendi aşk gibi
yararı olacaksa söyleyeyim,
ellerim temizlik çabasından, yorgun..

karanfil..! Geri dön
aşk’ı temizleyeceğim ölüm gibi
söz(ü) mü veriyorum

insan,
inadına yaşar mı..?

Pelin Onay

Sevişmeler Korkak Değil... /... Düşler Yaralı

(sevişince sarılacak yaralar)

selamıma düşerse aşk,
ellerinden öperim
mümkünse kavgasız zamanların,
incelikli sabahlarında görüşelim

zaten susmayacaktım
sadece avutacaktım vedaları
bir kadeh şarap içer misiniz..? Ardından,
uyuturuz bütün sefil aldanışları

tutkunun doruklarında bekliyorum
müsaitseniz,
beraber kandıralım isimsiz dokunuşları

beni beklerken buldular kaçıp giden sevdaları
iyi niyetime gelmiş,
artık tutuklamıyorum duasız sürüklenen kayıpları

utancımı bağışlayın,
korkularımdan temizleyemedim fütursuz soyunmaları
sakıncası yoksa yardımınızı isteyeceğim,
o narin ellerinizle üzerimden çıkartır mısınız,
işe yaramayan yılışık avuntuları..?

gözlerimden öpmeyin, ayrılık getirir
batıl bir inanç doğru ama,
siz dudaklarınızı dudaklarımda gezdirin

hayır, üşümüyorum
dirileşen, biriken özlemlerimin teni
ışıkları yakmayın ne olur,
nefesiniz gözlerimin rehberi
..artık her şeyi öğrendiniz
isterseniz şimdi beni,
sev(mey)ebilirsiniz....


Pelin Onay

21 Ağustos 2012

Anılar Öptü Dudaklarımı

(..çok zaman sonra belki de sen..)

sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz
acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık

kirpiklerimizde beslenen düşler,
yeni doğacak sevgililere miras
düşünüyorum da,
belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle
çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi
yağmur yağarken anımsadığın ben değil,
yalnızlığındı belki de
ve ben yalnızlığını bile özledim desem,
beni duyamayacak kadar sessizsin artık

nakaratındayım anıların
beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk,
babasının şarkılarını söylüyor
öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu
ben de senin şarkılarını söylüyorum
is gibi, sus gibi, öyle vurgulu
kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem,
sana sarılamayacak kadar yorgunum artık

dağınıklığını toparlarken odamın,
elimde kaldı bir kitabın içinden düşen fotoğrafın
göz göze geldik bir an,
gözlerinde "seni seviyorum" bakışın
kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi
fotoğraflarda kalacak kadar yabancı değildik o zaman
her şeyden önce dostumdun,
ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim
şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem,
mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık

nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk
ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum
şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum,
rakı makamına göre kadehe doluyor
bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri
an geliyor,
kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem,
semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık

ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil
sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim
sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra...çağıra
kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama
sevdim seni, ayazda…boranda
ah o sadekar ellerin bedenime yeniden dokunsa desem,
ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık

bir kedi gözlerimin içine baktı
ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarptı
antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı
gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı
anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı
çok zaman sonra sen de öp beni desem,
öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık

...ve sen, her şeye rağmen gelip, "seni seviyorum" desen,
bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık…

Pelin Onay

11 Temmuz 2012

izmir..sen benim erkeğim gibisin

senin bir parçan değildim ama beni aldın
yorgundum../..yorulmuştum,
omzunu yasladın
aradığım ama bulamadığım bir sevdaydın
şehvetle değil../..şefkatle yaklaştın
o günden beri ayrılamadım senden
değil sadece senden../..her şeyinden
izmir! ../..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun beni koruyacak gibisin

terkedilmişliğin loş ışıklı sahnelerinde isyan ettim aşk’a
trajik komik ayrılıklar en çok alkışı aldı
suskunluğuyla vuranlar görünmez katil oldu
yaralarımı bir sen gördün
bir sen sardın
bir sen bastırdın
izmir! ../..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun bana sarılacak gibisin

meteliksiz dolaştığım oldu sokaklarında
elimde bira şişesi ayaklarımı denizine uzattığım oldu
çok isyan ettim
ağladım
akıttım göz yaşlarımı sularına
küfürler yağdırdım dili bozuk geçmişin,
yalnızlığımın en karanlık yerlerinde karşıma çıkmasına
senden çıkardım hıncımı
seni terk etmekle tehdit ettim
saçlarım uzundu../..kısaydı../..uzundu
saçlarıma geçirip ellerini beni kendine çektin
izmir! ./..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun beni bırakmayacak gibisin

başka şehirlerle aldattım seni
başka şehirlerin gelini olmayı düşledim,
yüreğimin sevgiye acıktığı ihtiras kokan kollarda
başka şehirlere koştum,
arkamda senin gözlerini bırakarak
ama biliyordun
sevilmeyi seviyordu yüreğim
ondandı her sıcak öpüşte mum gibi eriyişim
eridim../..gittim../..gönderildim../..geri geldim
senin kadar kimse okuyamadı beni
kimse senin gibi yüreği bilmedi
izmir! ../..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun bensiz olmaz gibisin

gündüzünü de sevdim elbet
ama gecelerin başka
gecelerin bedenimle şehvet yarışında
ah! sevişmek diyorum../..sevişmek değil sadece bedenle
yürekle../..gözle../..elle../..ve ruhla
gecelerin sevişmeme mani../..özlemle sarılanım yoksa
görmüyor musun,
intihara meyilli sevgilerim
kanayan ve ağrıyan bir bedenin arzularına tutunuyorum
ilk ismim kadın../..sonrasında çiçeğim
sevişme sonrası içilen sigaralar gibi yorgun ve uykuludur yüreğim
ama sen,
izmir! ./..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun beni boşaltacak gibisin

bir vapur telaşında kaybettim belki beklemeyi
yakışmadı üstüme kararsız bakışlar../..unutulmak ağır geldi
sabahın en kör saatlerine kadar sana kustum şarkılarımı
ne istediğimi kimse sormadı
kimse bilmedi aslında ne çok ağladığımı
sen biliyorsun her şeyi../..evin yolunu bile neden şaşırdığımı
kollarına alıp yatağıma yatırıyorsun savunmasızlığımı
tatlı melteminle örtüyorsun üstümü../..hatta çıplaklığımı
bir iyi geceler öpücüğü dudaklarıma
bir sarılış çocukluğuma
her şey iyi olacak diyen sesin kulaklarımda
kahretmesin../..inanıyorum sana

izmir! ../..sen benim erkeğim gibisin
ne olursa olsun beni hep sevecek gibisin

Pelin Onay

Erkeğin Aradığı Kadın

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
uzattın saçlarını geceler boyu
düşlerin uykularına sığmadı
sabaha nöbetçi
geceye isyankar oldun
koynuna aldığın karanlık ısıtmadı kollarını
aynadaki yüz sana mı aitti..?

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
temizledin ihanetlerle kirlenmiş olan yüreğini
sevişmek,
sahnesi olmayan bir oyun,
kırbaçsız bir sahipti yumuk ellerinde
ellerini suskunluğunla yıkadın
gözlerinin ıslaklığı yağmurdan mıydı..?

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
biriktirdin özlemlerini ayrılıklara inat
gezinirken rüyalarının sahilinde,
kırık cam parçaları kesti ayaklarını
sadece bedenden akmadı kan,
yüreğin sızladı
kilitledin dudaklarını iki yüzlü öpüşlere
suskunluğun ümitsizliğinden miydi..?

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
soyundun yağmurlarda gündüz vakti
eline el değdi sarıldın
ve terkedildin uçurum kıyılarında
şarkını çaldılar ihpar etmedin
çocukluğundu isyanlarını bastıran
bekledin,
beklediğinin kim olduğunu bilmeden
acıların büyüttüğü yürek yoksa senin miydi..?

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
yalnızlığına kustun bütün gözyaşlarını
çirkefliğin biri beş paraydı
beş kuruşa sattın umutlarını
devirdin,
bütün kadehleri devirdin bar köşelerinde
özlediğin gelmedi yıkıldın
uzun ve kıllı kollar taşıdı vücudunu
vücudunu temiz tutmak için savaştın
haykırışlara gizlediğin savunmasız çocukluğun muydu..?

erkeğin aradığı kadın olmak istedin
bastırdın arzularını yağmurlu günlerde
utanılacak hiçbir şey kalmamıştı
soyundun,
çıplaklığını gösterdin gün batımı kızıllığında
saçların dağınık ve uzundu
beline kadar indi yılların birikmişliği
göğsünde büyüttüğün masumiyeti denize bağışladın
seviştin rüzgarla kimse görmeden
doğurduğun yalnızlık rüzgarın oğlu muydu..?

erkeğin aradığı kadın olabilirdin belki de
ama erkek neyi aradığını bilemedi
erkeğin aradığı kadın,
erkeğin düşlerinde kaldı

...ama sen hiç yılmadın
erkeğin aradığı kadın olmak istedin sadece

Pelin ONAY

Canın Acımadı Ya

ne zaman düştün sol yanıma da, vuruldum sözlerimden
benim yazım değilsin, korkarım kışım da
tenimde çıldırmış bir dilek tutuşturur iliklerimi
sen ateşsin
saat 17:28
kimbilir, şimdi neredesin

yoruldum korktuğum yangınlara yakalanmaktan
suya düştü intihar, boğuldu son bakış
kimi istesem uzaktır kıyı boyları
vedalar alnıma işlenmiş, nakış nakış

aşk! Sevdiğim ama dokunamadığım çiçek
kulaç attığım dalgalara sıkıştı haykırışım
gitmeyi öğrettiler bana, kalmak nasıldır..?
nasıldır bir göğüste endişesiz uyumak..?
yırttığım takvim yapraklarında ağlıyor çocukluğum
söylesene, nasıldır dudaklarını bir dudakta uyutmak..?

ne zaman girdin aklıma da, karıştım gecelerde..?
benim sevdam değilsin, korkarım sevenim de
yürekte şaha kalkmış bir arzu ıslatır dilimi
sen havasın
saat 22:16
kimbilir, şimdi hangi kuytudasın

arındım ve çözüldüm geçmişin kirli nefesinden
geceye düştü uyku, titredi acı soluk
kimi çağırdıysam, kapalıdır seslerinin yolu
üşümeler içimden akıyor, oluk oluk

tutku! Bildiğim ama gösteremediğim resim
akıttığım renklere takıldı gül yüzlü uçurtmam
susmayı öğrettiler bana, konuşmak nasıldır..?
nasıldır, bir sesin içinde bağdaş kurup dinlenmek..?
yitirdiğim öpüşlerde yanıyor sevgilerim
söylesene, nasıldır bir yüreğin içinde demlenmek..?

ne zaman geldin yanıma da, dağıldı hüznüm
kaçarım değilsin, korkarım tutanım da
sen topraksın
saat 22:39
kimbilir, şimdi hangi duygunun uykusundasın

Pelin Onay

26 Mayıs 2012

Gidiyorum/kendime

puslu bir sabah ayazını peşimden sürükleyerek gidiyorum.
yalnızlığımı köhne bir sandalın sahipsiz sürüklenişine bırakırken
hüznüm ardından ağlıyordu
alışkanlığından vazgeçen bir tiryaki gibi sıkıp yumruklarımı
arkama dönüp bakmadan gidiyorum

sahibi olmadığım ama üzerime zorla giydirilen
bir beden büyük bütün kaçışları ihtiyacı olanlara bırakacaktım
vicdanım el vermedi
usulca soyundum
ve sahiplerine geri verilmek üzere bir kenara bıraktım hepsini
gidiyorum

umudum küçük bir kız çocuğu
el sallayarak çağırıyor beni uzaklardan
ısrar etmeyeceksin kalmam için ama hani olur ya
yine de etme yapamadığım tek şeydi baharda kardelen yetiştirmek
sen onu istedin mahcup oldu yüreğim
gidiyorum

oysa benim de hayallerim vardı;
dans edecektim yağmurda
sonbahar’a vedaları değil gülüşleri yapıştıracaktım
çiçekler alacaktım olur olmadık zamanlarda
fazla geldi çıplak elle çizdiğim resim tuvaline
konuşturma beni giderayak
çünkü ödünç aldım suskunluk adını verdiğin silahını
gidiyorum

eskiden olsa eteğimi çekiştirip
beni kandırırdı içimdeki çocuk
üzüleceğimi bile bile
gözlerine buzdan sarkıtları sen mi yerleştirdin?
ki artık ağlayamıyor bile
onu bu kurak duygusuz ve yeşili az topraklarda
her şey iyi olacak gibi asılsız vaatlerle büyütüp
hayata kazandırmam olanaksız
o çok sevdiğin korkularını
her mevsime açık pencerenden içeriye bırakarak
içimdeki her şeyden habersiz çocukluğumu yanıma alarak gidiyorum

sen bir bedenle sevişmek istedin
bense yüreğinle ve beyninle ve gözlerinle
adımlarımızın uyumsuz olduğunu
neden hemen kabullenemedim diye kırılarak kendime
gidiyorum

şimdi notaları sahipsiz ve öksüz kalmış yarım bir şarkıdır sevmek
canımı daha fazla acıtamayacağını bilmek
biraz olsun mutlu ediyor beni
sürüklenmiyorum dikkat et
gidiyorum
sessizce ve hiçbir şey yaşamamış gibi

bir süre sonra denize ulaşıp
korunaklı seyir defterimin ilk sayfasına taze
ve diri umutlar işleyeceğim
yüreğimi çıkartıp her şeyiyle masaya dökerken
senden daha cesur olduğum için utanma sakın
bu cesaret
çocukların masum dualarından çaldığım inatçı bir bekleyişti sadece

bana balonlar alabilecek kadar yürekli bir sevgiyi
korkularıma rağmen başım dik karşılayacağıma dair söz vererek gidiyorum

bir bedeni değil bir yüreği özlediğin vakit
umarım zamanın olur güneşin doğuşunu huzurla izlemek için

bana ait olan ve olmayan
bütün soruları ve cevapları ardımda bırakarak gidiyorum

az kullanılmış ve bayandan bir sevda bırakıyorum sana
yolun açık olsun

Pelin Onay

Düş(me) ler../..aşk bitti

I

..üstat, beni müsait bir şiirde indir...


bugün bir şiir bile uğramadı yanıma
sana uğradı mı bilmiyorum
pencere kenarında yağmuru seyrettik yalnızlığımla,
balkona astığımız düşlerimizi içeri aldıktan sonra

kimsenin öğretmediği bir şeyi öğretmeni dilerdim../..ayrılırken
ama sen herkesin öğrettiğini yineledin
şimdi aşk../..inançlarını yitiren bir ayyaştır köprü altlarımda

deniz kabuklarından bir mumluk yapmıştım sana,
vermeye zamanım olmadı
şimdilerde içinde yakıyorum,
sesini duyuramayan kelimelerimin yorgunluğunu
biliyor musun../..bilmem
sen cümlelerimin 1. Kordonuydun


II

..susmaya gidiyorum.../..birazdan dönerim..

acil servis gibi yetiştim bütün kanamalı sevdalarıma
yanlarına gittiğimde,
odaları boştu, çarşafları temiz
bir küçük not bile yoktu../..”kurtardığınız için teşekkür ederiz”

bu yüzden emekliliğimi istedim yorgun aşkların baş hekiminden
tazminatım suskunluk
beni ait olmadığım şehirlerde aramayın,
adresimin caddesi../..burukluk

III

..teri soğumamış bir ayrılıkla içilen özlem, ateş yapar..

dün gibi hatırlıyorum ayrıldığımız günü
24 ocak../..kış../..kıyamet../..felaket
sanki herkes beni görmek için toplanmıştı şehir meydanında
parmaklarıyla gösteriyorlardı../..“işte bu kadın terk edildi” naralarıyla
bu günlerde../.dalgasını geçebiliyorum vedaların
o günlerde../..serum kokularına bulaşmıştı bütün kılcal damarlarım

gerçekte kim olduğunu çok düşündüm,
özleminin yer yer sağanak yağışlı olduğu zamanlarda
galiba artık biliyorum
sen../..büyümeye zamanı olmayan çocukların,
dar zamanlarda attığı içten bir kahkahasın

beni beklemeye gidiyordun.../..galiba yolu şaşırdın





IV

...bu şiire girmek hüzünlü ve yaşlıdır..

biraz önce gözlerimden düştün
seni ıslattığım için üzgünüm
yanaklarımda kurumanı istemezdim,
dudaklarıma almışken ıslaklığını
sen../..gözlerim../..ve katre

sana yaşatmak istediğim çok şey vardı,
aşk’da kısa çubuğu ben çektim...

V

...kırgınlıklarımı kaybettim, hükümsüzdür...

sabaha karşı gittiğin için bağışladım seni
sen de kendini bağışladın mı../.. bilmiyorum
zor oldu indirmek resimlerini duvarlardan
ki tozlanma diye albümlerde yaşatmadım seni
seni../..bir “anı” olsun diye sevmedim

...ve hiç aldatmadım../..kirpiklerimle bile

çok önceleri sorduğum bir soruydu,
“şiir bir aşk’ı kurtarabilir mi? ” diye
otuzuma yaklaşırken gülümsüyorum da,
şiir bir aşk’ın ancak bekçisi olabilir

VI

...bu şiirde U dönüşü yapılmaz...

illegaldir bütün terk edişler,
ölümlerde dahil...

VII

...kızım bahara aldanma, üstüne yine de bir şiir al sen..

mayıs’ın çocuklarıyız ikimizde
belki de bu yüzden acele ettik ayrılmak için,
tenlerimizin ateşi bizi kavurmasın diye..

biliyorsun../..çok erken aldım hediyemi senden
seninkini vermek içinse çok geç

doğum günün kutlu olsun../..unutmadı giritlalesi
mumlarını söndürdüm../..yüzümde gönderdiğim dileklerin gölgesi


VII

...aşk dersem çık, ayrılık dersem çıkma..

dedim../..çıkmadın
aşk bitti...

Pelin Onay