Zeliha Balamur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zeliha Balamur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2022

Mersiye

Mersiye birinin ölümü üzerine duyulan teessürü ifade etmek için yazılan manzumedir. Mersiyelerde şart olan te'sîrin gösterilebilmesi için, yürekten müteesir olmuş bulunması lâzımdır. Öyle olmazsa mersiye diye yazılan  o mısrâların mezâr taşlarını karalayan ısmarlama ölüm târihlerinden farkı olmaz. 

Hemşirezâdem Fatma Vediatullâhın irtihâli dolayısıyla yazdığım tarihli bir mersiye:

Makdem-i sa'd-i meserret-bahşı hâher-zâdemin
Şevk-i diger verdi de kalb-i sürûr-âbâdıma
Beş vakit âmin ile yâd eylerim târihini
Hıfz-ı kuds-i Kadire olsun Vediâ Fâtıma

h. 1325

Kıt'asiyle doğduğun tarihi yazmışdım senin
Şimdi zabt etmek ne müşkil irtihâl-i ahzenin

Vâlid-i gurbet-karârından emânettin bana 
Ben (Vedia) ismini vermiştim evlâdım, sana 

Sen idin bir sermedi feyz-ı- bâhârı ömrümün 
Çehre-i- sâfındı dâim neşvezarı ömrümün 

Ey samîm-i rûhumu tenşît eden dilber melek; 
Gıbta etti mânevî ezvâkıma zâlim felekl

Pençesi bir derd-i bî-dermânın oldu dil-hirâş, 
Kıldı gülbün kamet-i vâlânı mecbûr-i- firâş 

Bir devâdan âfiyet kesbetmedi derd-i rien 
Olmadı bir vechile kabil helâs ü tebrien 

Bir hazânî renğ çökmüşken ruh-i gül-gü-ûnuna 
Güller açtı öksürük herdem leb-i pür-hûnuna 

Doğdu da Allâhına kalbinde eşvâk-ı suûd 
Mahz-i rûh oldun tamamen, eyledın mahv-i vücûd 

Vermemiştin bir zaman sen ruhsat-i gaflet dile 
Azm-i- vahdet eyledin ezkâr ile, tevhîd ile 

Ey benim çarh-ı fenâdan âfil olmuş yıldızım,
Hâline ârâm-i kalb ü rûh olan öksüz kızım,

Rihletinden anladım ki hâtırın gafil değil 
Cismin âfil olsa da rûhun senin âfil değil 

Adn'e uçtun sen de biz kaldık peyinde kaygulu 
Bister-i gufrânda artık istirâhat et, uyu 

Dâgdâr-i hasret oldukça dayın didârına 
Hâk seni meclâ-yi eltâf eylesin envârına 

Düşdü bir târîh, kayde mevt-i süziş-nâkini 
Ceddenin âguşu yavrum, sardı cism-i pâkini (*)

h. 1347 

(*) Merhume, büyük annesinin kabrine gömülmüştü.)

Tâhirü’l-Mevlevî