Bertolt BRECHT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bertolt BRECHT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2022

Yeni Kuşağa

I

Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!
Saflık sayılıyor dürüst söz. Kırışıksız bir alın
Duygusuzluğa yoruluyor. Gülen
Korkunç haberi
Almamış daha.
Ne biçim günler bunlar, şöyle
Ağaçlar üstüne iki söz etmek nerdeyse cinayet sayılmada
Çünkü sayısız yolsuzluğun üstü bir susuşla örtülü!
Şurada kendi halinde yolunda yürüyene
Yaklaşamayacak mı dostları artık
Başları darda kaldı mı?
Doğru: Hayatımı kazanıyorum daha.
Ama inanın bana: Sırf bir rastlantı bu. Hiçbiri
Yaptıklarının tıka basa doymamı haklı gösteremez.
Zarar görmemiş olmam bir rastlantı. (Şansım bir ters
gitti mi işim tamam demektir.)
Diyorlar ki: Yemene içmene bak sen! Dua et
bulduğuna!
Ama nasıl yiyebilir, içebilirim,
Açların önünden çekip alarak yiyeceğimi, ya
İçtiğim bir bardak suyu susuzlar bulamazken?
Yine de yiyorum işte, içiyorum.
İsterdim ben de bilge olayım.
Bilgelik nedir yazar eski kitaplarda:
Yeryüzünün kavgasından uzak durmak, bu kısa zamanı
Gün etmek korkusuzca
Hem de güç kullanmadan başarmak bir işi
Kötülüğe iyilikle karşılık vermek
Kendi isteklerini yapmamak, hepten unutmak,
Bunlar bilgelik sayılıyor.
Ama yapamıyorum ben:
Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!

II

Kargaşalık günlerinde geldim şehirleri
Açlık kol gezerken.
Ayaklanma günlerinde katıldım arasına insanların
Onlarla birlikte karşı koydum.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Boğazlaşmalar arasında yedim yemeğimi
Uykuya katiller arasında yattım
Sevgiyi hiç önemsemedim
Sabırsızca baktım doğaya.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Yollar bataklığa çıkardı benim zamanımda.
Dilimin belası düştüm kasapların eline.
Öyle güçlü biri de değildim. Yine de baştakiler
Bensiz daha güven duyacaklardı yerlerinde sandım;
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.
Kuvvetler pek sayılıydı. Hedef
Uzaktaydı çok
İyice seçiliyordu, benim için ulaşması
Pek zor da olsa.
Böylece geçti günlerim
Yeryüzünde bana verilmiş olan.

III

Sizler, yüzüne çıkıp da kurtulan
Bizim içinde boğulduğumuz selin
Çıkarmayın aklınızdan
Zayıflıklarımızın sözünü ederken
O karanlık günleri de
İçinden kaçıp kurtulduğunuz.
Durmadan yürüdük ayakkabıdan çok ülke değiştirerek
Sınıf kavgalarının arasından, şaşa kaldık
Ortada hep haksızlık, hiç karşı koyan yok.
Biliyoruz da üstelik:
Alçaklığa karşı duyulsa da nefret
Burar yüzünü insanın.
Haksızlığa karşı olsa da öfke
Kabalaştırır sesini insanın. Ah,
Dostluk tohumunu atmaya kalkan bizler
Dost olamadık biz kendimiz.
Ama sizler, her şey düzelince
İnsan insana yardım edecek kadar
Hoşgörürlükle
Getirin bizi aklınıza.

Bertolt Brecht

Erik Ağacı

Bir erik ağacı durur avluda
Öyle cılız, inanmak zor.
Çevresinde bir çit var da
Kimse ezmiyor neyse.
Bizim küçük boy atamaz.
Oysa gönülden ister bunu.
Ama nerde, sözü olmaz
Güneş gördüğü yok ki.
Erik ağacı olduğuna inanmak zor
Hiç erik vermez çünkü
Ama yine de erik ağacı işte
Yapraklarından belli.

Bertolt Brecht

02 Ağustos 2017

25 Haziran 2015

Hayat Kadınının Şarkısı

1

Canlarım, on yedi yaşımda
Çıktım aşk pazarına
Çok şey öğrendim.
Kötülükler çoktu
Ama oyun buydu.
Yine de midemi bulandırdı kimi şeyler
(Sonunda ben de bir insandım)
            Tanrıya şükür, her şey hızla geçer
            Aşk da, hatta keder de.
            Nerde dün akşamki gözyaşları?
            Geçen yılki karlar nerde?

2

Elbet zamanla
Daha kolay gidilir aşk pazarına
Ve daha hızlı geçer orda yıllar
Fakat duygu
Dehşetli soğuklaşır
İnsanlar birazcık tutumsuz olduklarında.
(Sonunda her stok bir gün erir)
            Tanrıya şükür, her şey hızla geçer
            Aşk da, hatta keder de.
            Nerde dün akşamki gözyaşları?
            Geçen yılki karlar nerde?


3

Ve iyi öğretilse bile pazarlık
Aşkın borsasında
Şehveti paraya dönüştürmek
Hiç de kolay değildir
Şimdilik bu kadar yetişir
Ne de olsa yaşlanıyor insan
(Hep on yedisinde kalınmaz ya.)
            Tanrıya şükür, her şey hızla geçer
            Aşk da, hatta keder de.
            Nerde dün akşamki gözyaşları?
            Geçen yılki karlar nerde?

Bertolt Brecht
Çeviri: Turgay Fişekçi

13 Eylül 2014

Bu Dünyanın Tadı

Soğuk bir yel esiyordu dört bir yanda
Geldiniz dünyaya bir gün minnacıktınız
Üşüyordunuz ve çırılçıplaktınız
Sonra bir kadın sardıydı sizi kundağa
Ne çağıran vardı sizi ne görmek isteyen
Kimsede çıkmamıştı arabayla aramaya sizi
Yoktu burada tek kişi sizi tanıyan
Sonra bir adam tuttu güzel bir havada elinizden
Hiç bir borcu yok size dünyanın
Gitmek isterseniz paçanızdan kimse tutmaz
Birçok insan sizi hiç umursamazken
Ne çok çocuk ağlayacak ardınızdan
Soğuk bir yelin estiği bu dünyadan
Göçüp gideceksiniz bir gün
Hepiniz kırık dökük
Anlarsınız ne kadar severmişsiniz dünyayı
İki avuç toprak üzerinize dökülürken


Bertolt Brecht

03 Eylül 2013

Kopan İp

Kopan ip, bağlanabilir yeniden
Tutar tutmasına ama
Kopmuştur işte bir kere

Belki karşılaşırız yine, ama orada
Beni terk ettiğin yerde
Bulamazsın beni bir daha

Bertolt Brecht
Türkçesi: Kerem Çalışkan

25 Temmuz 2013

Sesin Rengi

Sen, küçük kutu, kaçışıma yardım et!
Böylece senin valfların kırılmaz
Bir evden ötekine,
Gemiden trene
Geçişte…
Böylece düşmanlar belki benimle konuşurlar.
Benim yatağım, acıma yakın.
Gecenin son olayı
Sabahın ilk olayı
Onların zaferi
Benim kaygılarım.

söz ver bana,
aniden,
sessizce gitmeye…

Bertolt Brecht
Çeviri: Borges Defteri

18 Nisan 2013

portakal satın alırken

Southampton sokağı boyunca çöken
sarı sisin içinden
birdenbire lambalı bir meyve arabası çıktı
ve kese kağıtlarını parmaklayan
yaşlı bir pasaklı.
Aradığını birdenbire bulan biri gibi
şaşıp donakaldım.

Hep portakal olsun isterdin hani!
Avuçlarıma sıcağı hohladım
ve araştırdım ceplerimi.

Tutarken elimde bozuk paraları sıkı sıkı
fiyatına baktım ve
düzensiz rakamları gördüm
bir gazete kağıdına kömürle yazılı,
bu ara hafiften ıslık çaldığımı bile farkettim,
ve bir anda baktım acı gerçek apaçık önümdeydi:
Bu kentte sen yoksun ki!


Bertolt Brecht

Yolcu

Yıllarca önce
araba kullanmasını öğrenirken
ustam sigara içirtirdi bana.
Ve yoğun trafiğe çıktığımda
ya da keskin dönemeçlere geldiğimde
sönerse cıgaram,
direksiyonu alırdı elimden.
Ben araba kullanırken fıkralar da anlatırdı
ve eğer ben arabayı sürerken kendimi işime kaptırıp da
fıkralarına gülmediysem
direksiyonu alırdı elimden.
Güvensiz hissederim kendimi, derdi. Korkutur beni,
şoförün kendini işine gereğinden fazla kaptırdığını görmek
bir yolcu olarak.

İşte ben de o zamandan beri
gereğinden fazla dalmamaya bakarım yaptığım işe.
Çevremde olup biten şeylerle de ilgilenirim.
Birileriyle konuşmak için işime ara veririm çoğu kez.
Bir cıgara içemeyecek kadar hızlı araba sürmekten
vazgeçtim.
Yolcuyu düşünüyorum artık.


Bertolt Brecht

22 Şubat 2013

Nasıldı


-I-
Önce sevinç uyutmadı beni
Sonra üzüntü nöbet tuttu bütün gece.
İkisi de gidince başımdan
Uyudum, ama ah, her Mayıs gecesi
Bir kasım sabahı getirdi ardından.

-II-
Senin derdin benimdi
Benimki senin
Paylaşamazsam bir sevinci seninle
Yoktu benim de sevincim ..

Bertolt BRECHT

Ada

Her insan kendi adasında yaşar
Takırdatarak dişlerini ya da terleyerek.
Gözyaşları, içer
Şeytanın edebiyat bilgilerini
Onun dişlerini takırdatması
Kimseyi yerinden kıpırdatmaz.

Her insan kendi dilinde konuşur
Ve hiç kimse anlamaz ne söylediğini
Kafasındakı ışığın.
Sonra iyi olarak da anlaşılmaz.
Düşkırıklığı ve incinmedir
Gerçek utanmazlıklar.

Bertolt BRECHT


demek ki hiç bi şey anlamadın

Serüvene koşmak için
trenler bekliyorsan,
güneşini yakalayıp gözüne yerleştirmek için
beyaz yelkenlerin gelip seni almalarını bekliyorsan,
yarına inanmak için
gün batımına,
iyi kalpli görünmek için
zayıflığa,
ve güçlü görünmek için öfkeye ihtiyacın varsa,
demek ki hiç bi şey anlamadın...

Bertolt Brecht


24 Ocak 2013

Sorular

Ne giydiğini yaz bana!
Sıcak tutuyor mu?
Nasıl uyuduğunu yaz bana!
Yatağın yumuşak mı?
Nasıl göründüğünü yaz bana!
Hep aynı mısın?
Neyi özlediğini yaz bana!
Kolumu mu?
Nasılsın, yaz bana!
Hoş tutuyorlar mı seni?
Ne bok yiyorlar, yaz bana!
Cesaretin yetiyor mu?
Ne yaptığını yaz bana!
Yaptığın şey iyi mi?
Neyi düşündüğünü yaz bana!
Beni mi?
Elbette sorulardır sana bütün verebildiğim.
Ve gelen yanıtları kabullenmeliyim, mecburum buna.
Yorgunsan, uzatamam sana elimi.
Ya da açsan, seni besleyemem.
Sanki yaşamamışım bu dünyada, hiç yokmuşum.
Unutmuşum sanki seni.

Bertolt Brecht

aşk n'oldu

O gün mavi eylül ayında
Sessiz körpe bir erik ağacı altında
Tuttum onu, sessiz beyaz aşkı
Kolumda kutsal bir düş gibi.
Ve üstümüzde güzel yaz göğünde
Bir bulut vardı, çoktan gördüğüm
Çok beyazdı ve çok yukarılarda
Ve başımı kaldırıp baktığımda, değildi orda.

O günden beri birçok, birçok aylar
Geçti sessiz aşağı kaydılar
Yok oldu o bütün erik ağaçları
Ve bana sorarsan aşk n'oldu diye
Sana derim ki: hatırlayamıyorum
Ama gene de, inan ki, biliyorum ne demek
istediğini.
Ama gene de gerçekten hatırlamıyorum onun
yüzünü.
Yalnız: o zamanlar öpmüştüm onu, biliyorum.

Ve bu öpücüğü de çoktan unutmuş olurdum
O bulut olmasaydı orada
Onu bugün de hatırlıyorum ve hep hatırlayacağım
Çok beyazdı ve yukarılardan geliyordu
Erik ağaçları belki çiçek açıyordur gene de
Ve o kadının belki de şimdi yedi çocuğu olmuştur
Ama o bulut yalnız birkaç dakika için açtı
Ve yukarı baktığımda, rüzgârda kayboluyordu bile.

Bertolt Brecht

Kötü Zamanlardan bir Aşk Şarkısı

Arkadaş olmamıştık birbirimizle
Ama oturduk birlikte aynı yerde
Ve sarılıp yattığımızda birbirimize
Aydan daha yabancıydık birbirimize.

Ve karşılaşsak bugün çarşı-pazarda
Dövüşebiliriz belki bir kaç balık için.
Arkadaş olmamıştık birbirimizle
Sarılıp yattığımızda birbirimize

Bertolt Brecht

07 Kasım 2012

Veda

Kucaklaşıyoruz
Benim ellerim pahalı kumaşa değiyor
Seninkisi ucuza
Acele bir kucaklaşma
Sen bir ziyafete yetişeceksin
Benimse cellatlar var ardımda
Havadan sudan konuşuyoruz ve
Sürüp giden arkadaşlığımızdan.
Başka ne konuşsak
Çok acı olurdu zaten.

1937

Bertolt Brecht

Sabahları Ve Akşamları Okumak Için

Sevdiğim
Dedi ki bana,
Sen bana lazımsın

Onun için
Kolluyorum kendimi
Yoluma dikkat ediyorum ve
Korkuyorum her yağmur damlasından
Beni ezecek diye

1937

Bertolt Brecht

29 Ekim 2012

Zulümler yağmur gibi yağmaya başladığında

Paydostan sonra gişeye önemli bir mektup getiren biri gibi:
Gişe çoktan kapalıdır.
Yaklaşan bir sel felaketi karşısında kenti uyarmak
isteyen biri gibi:
Ama başka bir dilde konuşan. Kimse anlamayacaktır onu.
Dört kez kendisine bir şey verilen bir kapıyı
beşinci kez çalan bir dilenci gibi:
Beşinci kez aç kalır.
Yarasından kan boşanan ve doktoru bekleyen biri gibi:
Kan durmaz, hep boşanır.


Biz de ortaya çıkıyor ve bize yapılan zulümleri haber
veriyoruz.


İlk kez arkadaşlarımızın yavaş yavaş katledildiğini
bildirdiğimizde
çığlıklar göklere ağdı.
Yüz kişiydi katledilen. Ama bin kişi katledildiğinde
ve ölümlerin sonu gelmediğinde bir sessizlik
kapladı ortalığı


Zulümler yağmur gibi yağmaya başlayınca
“dur!” diyen olmaz artık,


Cinayetler üst üste yığılmaya başlayınca görülmez
oluverirler.
Çekilen acılar dayanılmaz olunca duyulmaz artık
hiçbir çığlık.
Çığlıklar da yaz yağmuru gibi yağar.

Bertolt Brecht

Buda'nın Yanan Ev Kıssası

Gotama Buda,
bağlandığımız hırs çarkını verdi
ve şunu öğütledi:
Bırakın bir yana tüm hırslarınızı
ve girin Nirvana dediğim hiçliğe
tüm isteklerden arınarak.


Sonra bir gün öğrenciler ona sordu:
Neye benzer bu hiçlik üstat?
Öğütlediğin gibi, bütün hırslarımızı
hepimiz bir bir atabiliriz bir yana,
ama söyle bize,
bu içine girdiğimiz hiçlik
tüm yaradılışla bütünleşmek gibi bir şey mi acaba?
Yatarken suyun içinde, bedeniniz ağırlıksız, öğle vakti,
tembel tembel yatarsınız suda, hiçbir şey düşünmeden hani,


olamadan battaniyeyi,
kendinizden geçerken hızla-
hiçlik bu tür mutlu bir şey mi acaba,
tatlı bir hiçlik mi yani,
yoksa duygusuz, soğuk, boş bir hiçlik mi bu hiçliğin senin?


Uzun süre sessiz kaldı Buda,
sonra, umursuz, dedi ki:
Yanıtı yok sorunuzun.
Ama onlar gittikten sonra, akşamüstü,
meyvaları ekmek olan ağacın altında oturuyordu Buda hala,
ve öbürlerine, soru sormayanlara, anlatıyordu şu öyküyü:
Geçenlerde bir ev gördüm. Yanıyordu.
Alevler çatısını yalıyordu evin.


Yanına vardım, baktım içinde hala insanlar var.
Açtım kapıyı, seslendim onlara,
dedim, yanıyor çatı, ve buyurdum,
haydi, çıkın dışarı çabuk.
Ama insanlar hiç oralı değil gibiydiler.


İçlerinden biri, sıcaklık kaşlarını kavurdu kavuracak,
dışarısının nasıl olduğunu sordu bana,
dışarda yağmur yağıyor muydu, yağmıyor muydu,
rüzgar esiyor muydu, esmiyor muydu,
dışarda bir başka ev var mıydı başlarını sokacak,
ve buna benzer
daha bir sürü soru.
Bir şey demeden ayrıldım ordan.
Bu evdeki insanlar, dedim, kendi kendime,
soru sormaktan vazgeçmeden önce yanıp ölmeyi
hak etmişler.
Doğrusu, dostlarım, bir insan,
bastığı yerin ne denli kızdığının farkında değilse
ve orada durmaktansa, neresi olursa olsun
başka bir yere gitmek zorunluluğunu duymuyorsa
söyleyecek hiçbir sözüm yok o insana.
İşte, Gotama Buda buraya kadar.


Ama bizler de, artık bundan böyle,
boyun eğme zaatıyla değil de
boyun eğmeme zaatıyla ilgilenen bizler de,
somut öneriler öne sürerek
etten kemikten işkencecileri alaşağı etsinler diye
insanlara ders veren bizler de,
inanıyoruz ki
yaklaşan bombardıman filoları karşısında parababalarının,
yok şu sorunu nasıl çözeceğimizi,
yok şu konuda ne önerdiğimizi,
ve devrimden sonra,
biriktirdikleri paraların ve bayramlıklarının ne olacağını
durup durup soranlara
fazla bir sözümüz yok söyleyecek.

Bertolt Brecht


10 Ekim 2012

Sone

Eskiden beri alışkınım pencerede
Suyun ya da ormanın uğultusuna
Çabucak uyudum böylece
Yatıp kaldım onun uzun saçlarında

O acılı geceden çok şey kalmadı aklımda
Biraz dizinden, azıcık boynundan
Sabun kokusu siyah saçlarında
Ve onun için kulaktan duyduklarım

Yüzü çabuk unutulur demişlerdi
İnce bir şey olduğundan üstünde
Yazılmamış boş bir kağıt gibi

Yüzü pek gülmez demişlerdi
Çabuk unutulacağını bilir kendisi de
Anımsamaz kim olduğunu belki, okusa bu şiiri


Bertolt Brecht