Ana içeriğe atla

Kayıtlar

T.S.Eliot etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası

Burası devam edecek bir kent değil, yaşanacak yer değil burası. Rüzgâr sert, zaman kötü, kazanç şüpheli, tehlike şüphesiz. Ah, geç geç geç, geçtir zaman, geç çok geç, ve çürümüştür yıl; Kemdir rüzgâr, ve şiddetlidir deniz, ve gridir gök, gri gri gri. Ey Başpiskopos Thomas, geri dön; geri gön, geri dön Fransa’ya. Geri dön. Çabucak. Sessizce. Bırak huzur içinde ölelim burada. Alkışlarla gelirsin, neşeyle gelirsin, fakat kendinle birlikte Cantenbury’ye ölüm getirirsin: Memlekete hüküm, kendine hüküm, dünyaya hüküm. Bir şey olsun istemeyiz. Yedi yıl yaşadık sessizce, Memnunduk fark edilmeden Yaşamaktan ve kısmen yaşamaktan. Zulüm ve gösteriş vardı burada, Yoksulluk ve kargaşa vardı burada, Küçük haksızlıklar vardı burada, Gene de devam ettik yaşamaya, Yaşayarak ve kısmen yaşayarak. Bazen tahıl yüzüstü bıraktı bizi, Bazen iyi oldu hasat, Bir yıl yağmur yılıdır, Başka bir yıl ise kuraklığın, Bir yıl elmalar bereketlidir, Öbür yıl eksik olur erikler. Gene de devam ettik yaşamaya, Yaşayarak ve...

Little Gidding

Karakışta bahar kendine özgü mevsimdir Günbatımında donuklaşsa da sonsuzdur, Zamanda asılı, kutupla dönence arasında. Kısa gün ışıl ışıl olunca, ayaz ve ateşle, İvecen güneş buzu tutuşturur gölcük ve hendeklerde, Sıcaklığın yüreği olan rüzgihsız ayazda, Yansıtarak suyumsu bir aynada Bir ışıltıyı, körlüktür bu öğle saatinde. Ve parıltı, daha yoğun çalı ve maltız alevinden, Uyandırır suskun ruhu: yel değil yortu ateşi Yılın karanlık zamanında. Erimeyle donma arasında Ruhun öz suyu titrer. Ne toprak kokusu vardır Ne de yaşayan şeylerin kokusu. Bahar zamanıdır bu Ama zamanın sözerdiği değil. Şimdi çit Bir saatliğine ağarır geçici çiçekleriyle Karın, daha beklenmedik bir çiçek Yaz çiçeğinden, ne tomurarak ne de solarak, Yani kuşak düzeninde değil. Nerededir yaz, düşlenemeyen Sıfır derece yaz? …………………Buradan gelseydin, Sapman beklenen yola saparak, Gelmen beklenen yerden gelerek, Buradan gelseydin Mayısta, görürdün çitleri Gene bembeyaz, Mayısta, kösnül tatlılığıyla. Gene aynı olacaktı yolcu...

Simeon’a Bir Şarkı

Efendim, Roma sümbülleri çiçeklenir kâsede Ve kış güneşi emekler karlı tepelerde; İnatçı mevsim sürmekte. Hayatım hafiftir, bekler ölü rüzgârı, Elimin sırtındaki bir tüy misali. Güneş ışığında toz ve köşelerde hatıra Bekler ölü ülkeye doğru soğuk esen rüzgârı. Bahşet bize barışını. Dolandım uzun yıllar bu şehirde, Tuttum inancımı ve orucumu, kol kanat gerdim yoksula, Onuru ve rahatlığı hem verdim hem de aldım. Asla reddedilmedi kimse benim kapımdan. Gelip çattığında kederin zamanı Kim hatırlayacak çocuklarımın çocuklarının yaşayacağı evimi? Keçi patikasından gidecekler, ve tilkinin evine, Firar edecekler yabancı yüzlerden ve yabancı kılıçlardan. İplerin ve kırbaçların ve dövünmelerin zamanından önce Bahşet bize barışını. Issız dağın duraklarından önce, Anaç kederlerin muayyen saatinden önce, Ölümün bu doğum mevsiminde şimdi, Çocuk, henüz söylenmemiş ve zımni Söz, Bahşetsin İsrail’in tesellisini Yarını olmayan seksen yaşındaki birine. Sözüne göre, Methedecekler seni ve ıstırap çekecekle...

Gerontion

Thou hast nor youth nor age But as it were an after dinner sleep Dreaming of both. (*2) Buradayım işte, kurak bir ayda yaşlı bir adamım, Bir oğlan kitap okurken, beklerim yağmuru. Ne sıcak kapılardaydım Ne de boğuştum sıcak yağmurda Ne de dizlerim tuzlu bataklıklardaydı; pala sallamadım, Sinekler ısırmadı beni, boğuşmadım. Çürümüş bir evdir evim, Ve ev sahibi, pencerenin denizliğine çömelmiş o Yahudi Yumurtlanmış Antwerp’te bir meyhanede, Kuluçkalanmış Brüksel’de, katmerlenmiş ve soyulmuş Londra’da. O keçi öksürür geceleri yukarıdaki tarlada; Kayalarda, yosunda, taştaki otta, hurdada, tezekte. Kadın mutfak işlerini yapar, çay yapar, Hapşırır akşama doğru, dürter huysuz olukları. Ben bir yaşlı adam, Bir donuk kafa rüzgârlı alanlarda. İşaretleri mucizeler olarak algılarız. “Bir işaret gönder bize”: (*3) Bir sözdeki söz, bir söz söyleyemeden, (*4) Sarmalanmış karanlıkla. Yılın ergenlik çağında Geldi o kaplan Mesih. Baştan çıkmış Mayıs’ta, kızılcık ve kestane, çiçeklenen erguvan, Yenmek iç...

La Figlia che Piange

O quam te memorem virgo…  Dur merdivenin en üst basamağında Yaslan bir bahçe vazosuna – Ör, ör gün ışığını saçlarında – Sarıl çiçeklerine acılı bir şaşırmayla – Fırlat hepsini yere ve dön Gözlerindeki firari bir içerlemeyle: Fakat ör, ör gün ışığını saçlarında. Böylece bırakabilirdim o adamı, Böylece bırakabilirdim o kadını durup yas tuttuğu yerde, Böylece bırakabilirdi adam Ruhun yarılmış ve yaralanmış bedeni bırakışı gibi, Zihnin kullandığı bedeni bırakıp gitmesi gibi. Bulmalıyım Işıklı ve marifetli eşsiz bazı yolları, İkimizin de anlayabileceği bazı yolları, Bir gülüş ve tokalaşma gibi sıradan ve vefasız. Dönüp gitti kadın, fakat sonbahar havasıyla Günler boyu zorladı imgelemimi, Günler ve saatler boyu: Omuzları üstünde saçı ve çiçeklerle dolu kucağı. Ve merak ederim birlikte nasıl olurlardı! Yitirmiş olmalıyım bir davranışı ve duruşu. Bazen bu düşünceler şaşkına çevirir hâlâ Tedirgin gece yarılarını ve öğle uykusunu. T.S. Eliot  Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

Rüzgârlı Bir Gece Rapsodisi

Saat on iki. Aysı bir bireşimde tutulmuş Sokakların kapsamı boyunca, Fısıldanan aysı tılsımlar Eritir belleğin döşemelerini Ve onun bütün belirgin ilişkilerini, Bölümlerini ve kesinliklerini, Geçtiğim her sokak lambası Çalar kaderci bir davul misali, Ve karanlığın alanları boyunca Hafızayı sarsar gece yarısı Nasıl sarsarsa bir deli ölü bir sardunyayı. Saat bir buçuk, Titredi sokak lambası, Söylendi sokak lambası, Dedi ki sokak lambası, “Bir sırıtış gibi Kendisine açılan kapının ışığında Sana doğru duraksayan şu kadına dikkatle bak. Görürsün giysisinin kenarı Yırtılmıştır ve lekelenmiştir kumla, Ve görürsün gözünün kenarı Kıvrılır eğri bir topluiğne gibi.” Hafıza fırlatır yukarı yüksek ve kuru Kıvrılmış şeylerin bir kalabalığını; Aşınmış, pürüzsüz ve parlatılmış Bir dal kıvrılmış kumsalda, Sanki vazgeçmiş dünya İskeletinin gizinden, Kaskatı ve beyaz. Kırık bir zemberek bir fabrika avlusunda, Kuvvetin terk ettiği biçime tutunmuş pas Çetin ve kıvrımlı ve çatırdamaya alesta. Saat iki buçuk...

Çorak Ülke

1922 `Nam Sibyllam quidem Cumis ego ipse oculis meis vidi in ampulla pendere, et cum illi pueri dicerent: Sibulla ti thelis; respondebat illa: apothanein tehelo.' (1) Ezra Pound için il miglior fabbro (2) I. ÖLÜLERİN GÖMÜLÜŞÜ Nisan en zalim aydır, gövertir Leylakları ölü toprakta, yoğurur Anılarla istekleri, uyarır Uyuşuk kökleri bahar yağmuruyla. Kış, sıcacık tuttu bizi, örter Toprağı unutkan karla, sürdürür Kısır bir hayatı kuru köklerle.i Yaz şaşırttı bizi, Starnbersee'ye gelince Deli bir sağnakla; sığındık sıra kolonlara, Derken yeniden güneş, uzandık Hofgarten'a, Birer kahve içip konuştuk bir saat kadar. Bin gar keine Russin, stamm' aus Litauen, echt deutsch. (3) Ve çocukluğumuzda, arşidüklerde kalırken, Yeğenimgillerde, kızakla gezdirirdi beni, Ve ben korkardım. Ama o, Marie, derdi, Sıkı tutun Marie! Ve yamaçtan kayardık. Dağlardaysan, orada özgür bulursun kendini. Çoğu geceler okurum, kışın da güneye giderim. Hangi kökler kavrar, h...

J. Alfred Prufrock’un Aşk Şarkısı

S’io credesse che mia risposta fosse A persona che mai tornasse al mondo, Questa fiamma staria senza piu scosse. Ma perciocche giammai di questo fondo Non torno vivo alcun, s’i'odo il vero, Senza tema d’infamia ti rispondo. (*) Gidelim öyleyse, sen ve ben, Eterlenmiş hasta gibi bir masada Serilmişken akşam göğe karşı; Bildik yarı ıssız sokaklar arasından geçerek gidelim Tek gecelik ucuz otellerdeki huzursuz gecelerin Mırıldanan inziva köşelerine Ve bıçkı tozlu ve istiridye kabuklu lokantalara: Sinsi bir niyetin usandırıcı bir savı gibi Ezici bir soruya seni sürükleyen sokaklara… Ah, “bu nedir? ” diye sorma. Gidelim ve yapalım görüşmemizi. Gelir ve gider kadınlar odada Konuşurlar Michalengelo hakkında. Pencere camlarına sırtını sürten sarı sis Pencere camlarına burnunu sürten sarı duman Akşamın köşelerinde dilini yaladı, Lağım sularının gölcüklerinde oyalandı, Bacalardan yağan kurumun sırtına düşmesine aldırmadı, Akıp gitti taraçada, ansızın sıçradı, Ve g...