Sîmîn Bihbehânî etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sîmîn Bihbehânî etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

07 Mayıs 2022

Gurur

Yıllar önce bana dedin ki 
“Beni hiç sevmiyor musun?” 
Yüzüm kızardı ateşten 
Mutlu ve kendinden geçercesine sana “Evet!” dedim 

Dün yine çabalıyordun 
 Eski sözümü hatırlayayım diye 
Soğuk ve aldırışsız sana dedim: 
“Artık seni sevmiyorum!” 

Vücudumun zerreleri feryat etti Vallahi! 
Yalan söylüyorsun diye 
Senden başka kimsenin adını anmaz 
Senden başka kimseyi arzulamaz 

Bir feryat boğazıma kadar geldi 
Bu söz inanılacak gibi değil 
Bütün dünya bilir ki, senden başka 
Gönlümde ve ruhumda başka bir arzu yok

Fakat sustum ve sakince  
Daralan kalbimde inleyişleri bastırıp 
Kalbimin ızdırapları gizli kalsın diye 
Gönlümü elimle bastırdım 

Bakışımda bu sır ortaya çıkmıştı 
“Ne zaman gönlüm sevgiden ayrı kaldı ki? 
Sana bakmamak için  
Gözlerim halının çiçeklerinde gezindi 

Seni seviyorum da diyemem 
Sonunda gurur beni hasta edecek 
Çünkü şu gerçeği biliyorum 
Artık beni sevmiyorsun… 

Sîmîn Bihbehânî

Sabr et, gelecek aya kadar…

Gücünü bitiren bu zor işin ücretini 
Bir ayın sonunu elle geçirdim 
Arzu dolu ve sıcak bir gönülle 
Hemen eve yöneldim

Fakat, Ne yazık ki, azıcık ücretim 
Biriktirdiklerimin hepsi alacaklılara gitti! 
Gözüm açılınca gördüm, Ah 
Neyim varsa gitmiş 

Çocuğum geldi, şaşkınlıkla gözlerime baktı 
Onun iki siyah elmas gibi gözleri vardı 
Arzuyla yanan gönlünün kıvılcımları 
Günahsız bakışlarıyla isyan ederek: 

“Ah anne! Geçen ay demiştin 
Bana elbise alacağını söylemiştin 
Süreyi uzattın, şüphesiz 
Şimdi ne istersem getirmelisin. 

Elbiselerim paramparça oldu, peki ayın sonu nerede? 
Yeni ve güzel elbiseler nerede?” 
Utanarak ve yavaşça dedim: 
“Sabr et çocuğum, gelecek aya kadar.”

Sîmîn Bihbehânî

Gökyüzü boştur

Gökyüzü boş, bomboş, onun aydınlığını kim götürdü? 
Ay’ın tacı olan Samanyolu’nu kim götürdü? 
Gecenin saçları karışıklıktan perişandır 
Nil Nehri’nin saçının süsünü kim götürdü? 
Kavisli yıldızını kimse görmüyor 
Onun karanlığını kim kırdı, onun yayını kim aldı 
Bahçıvan yalnız, onun çevresinde dikenden başka bir şey yok 
Söğüt ağacını, gülü, erguvan çiçeğini kim götürdü? 
O çınar yıllarca beyhudelikten yorulmuş 
Nağmeler söyleyen kuşların yuvasını kim götürdü?
Irmak hayat arkadaşlarının hazzıyla dolup taşmıyor 
Yumuşak ve akışkan civanın kayganlığını kim götürdü? 
Bunlardan önce yer gök yeşildi 
Şimdi karanlıktan başka bir şey yok, onun gökyüzünü kim götürdü? 

Sîmîn Bihbehânî




Kadersiz

O gidiyor gevşek ve titrek adımlarla 
O gidiyor, elinde eski bir bavul 
Kar başladı ve derin bir gece yeni başlıyor 
O işin sonunu böyle bir başlangıca bağladı

O gidiyor, ama nereye? Bir dostun semtine mi? 
Bir misafirhaneye mi? Ya da akrabalarının yanına mı? 
Acaba kim hiçbir şey söylemeden kabul edecek 
Onun böylesi karışıklığını, şaşkınlığını, perişanlığını? 

Onun her adımındaki uzunluk bir cadde kadar 
Tereddütler içinde yüz hikâye bırakıyor yere 
Uyurgezer gibi istemeden yürüyen beden 
Bir dükkânın tezgâhına geçiyor 

Camlarda perişan görüntüsü beliriyor 
Gece renkli saçlarına çöken karla birlikte 
O tatlı düğün gününü akla getiriyor 
Siyah saçlarında tül gibi duran kar 

O gün, o çiçek, o tüy ve danteller arasında 
Beyaz teni, şirin dudağı büyüleyiciydi 
Coşku ve mutluluk içinde göz açıp kapayıncaya kadar 
Adı deftere yazıldı eşinin adının yanına

Ertesi gün küçük aşk yuvasında 
Yüksek arzularıyla bir kadın oldu 
Çabaladı, koşturdu, emek verdi 
Ve o yuva, aydınlık ve yüksek bir saray oldu 

Onun dünkü eşi, bugün başka bir adamdır 
Sermaye ve kar sayesinde yüzlerce gümüş tenlinin taptığıdır 
Ama şunu kim bilir ki bu kadın 
Onun yanı başında çalışmaktan bir an bile geri durmamıştır 

O adam ve o yüksek (köşk) ev, o sıcak kalp 
Bugün kapılarını onun yüzüne kapalı tutar 
Yarın başka bir kadın dantelli elbiseyle 
Onun dünkü evine adım atacak 

Zengin adamın bu dul karısı 
Kanunun kör gözünün önünde durmuş (beklemekte) 
Servetinden, malından, nikâh ve nikâh akçesi olarak 
Kanun onun eline birkaç metelik koymuş 

Ey sıcak yuvalar ve sevgi dolu gönüller 
Köşelerimizin birinde bile ona yer yok 
Gözyaşlarıyla yıkanmış bu gözlerin temizliğinde 
Yarının kirinden başka bir şey yok

Sîmîn Bihbehânî

Yan Kesici

Bilir misin neden hapisteyim? 
Bir gencin cebine el atmıştım, 
Bir şey geçmeden elime, 
Ansızın feci bir şamar yedim! 

Bilmiyorum babam kim benim, 
Nerde açtım gözümü dünyaya; 
Beni kim doğurup yetiştirdi böyle, 
Kimin memesini aldım ağzıma! (bilmiyorum) 

Kimse benim için sabahlamadı 
Hastayken başucumda! 
Yalvarmadan ya da karşılıksız 
Gelen olmadı yardımıma! 

Kâh Ocak soğuğunda titredim, 
Kâh inledim Temmuz sıcağında! 
Ekmek hasretiyle aç uyudum 
Hasır üstünde cami avlusunda! … 

Tüm bu düzensiz hayatımla 
Böyle bir sanat öğrendim 
Sessiz ve sakince başkalarının cebinden 
Para çalmayı öğrendim 

İyice öğrendim yollardan 
Sigara izmaritini nasıl alırım; 
Bir duman çektikten sonra
Başkasının cebine nasıl koyarım.

Sîmîn Bihbehânî