Murathan Mungan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Murathan Mungan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ekim 2019

Gün

Hatıralar lafa tutuyor insanı
bir sokağın başında
birdenbire büyük bir dalgınlık oluyor hayat
eski bir yaz açıyor pencerelerini
şimdi yağmurunda üşüdüğün sonbahara

zamanı arıyor gözlerin
tanıdık biri kalmış mıdır acaba
yanından geçip giden
şemsiyelerin sakladığı yüzler arasında

rüzgâr pencerelerin yüzünü örtüyor bir bir
çoğalan korna sesleriyle geri geliyor gün
şimdi bir sokağın başında nice yazlardan sonra


Şubat 2019

Murathan Mungan

Yonga

Her dalgada yalpalayan, günün
suyuna gitmenin tekinsiz salı
külüstür nehir köhne kader
kâğıt üstünde kalmış yongası
onca döktüğü alın terinden
yazıp söylemiş de
 şimdi hiçbiri görülmeyen

her kayıp biraz daha kayıp bir diğerinden



10 Ocak 2017

Murathan Mungan

Yaprağın uzun öyküsü

Dalından kurtulmak isteyen yaprak
Sonrası, ağaç hasreti çocukluğum.


24 Kasım 2017

Murathan Mungan

Kapı nasıl açılır

Kapı nasıl açılır
bir başkasına nasıl
açılır birinin
hayatının bir çağında, kapanır
nasıl kendini bile
tanıyamayacak kadar bir başkası olduğunda
insanın sabit sayısıyla
çarpılan insan zamanla
nasıl
çarpılır

birikenlerin beklettiğiyle
hiç beklenmeyenlerin
ortasında
yarılır nasıl



1 Ağustos 2019

Murathan Mungan

Açık pencerede pars

Bazıları bir gövdedir pars
zıpkın ve fermuar: gençlik imgeleri
nice çarpışmadan geçmiş hayal ve hayat
dinen gövdede
etin zaman dinlemeyen titreşimleri
terlik giyen karanlık
kör alfabesiyle aradığın kendin
ne varsa
aile ocağının  söndürmek istediği...
adımlarını bulmuş zamanın, içindeki pars
hatırda hâlâ
gençliğin yaza bakan pencereleri...



4 Şubat 2017

Murathan Mungan

Çapraz öğrenmek

yaşlılığına yetiştiğim şairler
kendimin ağzı çiçekli baharında
kitaplarıyla konuşmayı öğrenmek
onların zamanına yüzdüğüm sularda

ömrümün dumanı üstünde yaşlarından
şimdiye, toza, tozana

hayat hep açık ara

yaşamayı öğrenmek
havada, karada, suda



26 Ocak, 16 Şubat 2017

Murathan Mungan

25 Ocak 2017

Çapa

Sabahın demiriyle kapalı sular
sönmesini beklediğin dün yaraları

zamanı gelen aşkın çağırdığı
rüyalar açık deniz
korkular kara parçası

yıldızımın sahibi kalbime saldığın çapa
birlikte yaşlanmayacağımızı bilmenin yaş farkı

Murathan Mungan

Âh!

Her aşkın öldüğünde gittiği yer aynı değil.
aynı değil kalbin kaldırdığı hasat, uğradığı zarar

Ben çıkamazken yüzüne kan oturmuş akşamlardan dışarı
serde bu heves, bu ümit, bu humma
aşk adaşım olana kadar
bendeki bu kalp imkânı!

Biliyorum aynı şafağı sökmüyor gecelerimiz
bu aşk benimle benim aramda artık
gerisi yas tutan kelimelerin âhı!

Murathan Mungan

Öldürdüğümüz Aşklar İçin

                                                             Ziya Yağtu'ya

Bir akşam yemeğinde
Şerefe! niyetine söylenmiş
Fransızca bir sözün yanlış çevirisi:
"Öldürdüğümüz aşklar için!"
İstemediği kadar çok şeyi birden tanımlayarak
Bir zemberek gibi boşalır
İçinde yaşanan ham gerçekliğe
Birbirimizden kaçırdığımız gözlerimiz
Şimdi birbirimizden kaçırdığımız gerçeklerle göz göze
Ne çok karanlık nokta ışığa çıkar
Ne çok şey birden ölür
Kalabalık masaların sessizliğinde, böyle gecelerde,
Bir kahkaha, bir söz, bir bakış
Bekletilmiş ayrılığa ad koyar
"Öldürdüğümüz aşklar için!"
kaldırılan kadehlerde eski zehirler
bütün gücüyle kendini tazeler
sağ kalmak ne mümkün
öldüre öldüre

Bu söz doğru çevirisinden daha güzel, der biri
Aşkın ve şiirin çevirisi olmaz,
diyeri geçirir içinden bir diğeri
Tıpkı doğrusunun da olmadığı gibi
Diz dize gelirsin yanındakiyle
Verdiği kararı duyarsın damarlarında
Yabancı bir kan gibi
Öldürdüğü ilk aşkın sen olduğunu bilirsin
Bir zamanlar senin öldürdüklerinle
Seni öldürenler
Şimdi iç içe

Murathan Mungan

Sevgilim

Sevgilim,
yetimim benim,

aylar nasıl geçiyor zaman hiç geçmezken

kapılar kapalı, dünya buzlu cam
uyuşmuş gözlerimin önünde
hayat akıp gidiyor hiç kımıldamadan

ikimizin yerine dinliyorum
sevdiğin şarkıları
siyah tişörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarını, kokunu
senin rüyalarını görüyorum ölür gibi uyurken
gün boyu elimde kahve fincanı

kapıyı açmıyorum
telefonlara çıkmıyorum
başını bekliyorum geleceği olmayan hatıraların

Sevgilim,
yetimim benim,
nasıl da kayıtsız gülüyorsun hayata
öldüğünden haberi yok fotoğraflarının

Murathan Mungan


El Yazısı

el yazımı istiyorsunuz benden
ne yapacaksınız el yazımı, diyorum, ben bile bir şey yapmıyorum artık onu
çocukluk hatırası kadar uzak bana elimin altındaki yazı
el yazısı çocukluğudur insanın
ilk öğrenmelerin izini bütün ömrüne taşır
ilkin gözleri öksüzleşir insanın, bakışları
zamanla kendinin olan şeylere bile yabancı gözlerle bakmaya başlar
tanıdıkları azalır kendi hayatının
okuldayken yazım güzeldi, zamanla çirkinleşti, derler, ben de öyle diyorum,
biliyorum izi kalır her güzelliğin geçtiği yerlerde.
özendim mi güzel yazıyorum bir tek,
örneğin yeni başladığım defterlerin ilk satırlarıyla
coşup akan satırları arasında el yazım
ayak değiştiriyor, hız her şeyi kendine benzetiyor
okunaksız oluyor bazen insan kendine bile
ne de olsa yıllar geçiyor
el yazısını geçiriyor zamana
büyüklerimizin altın sorusuydu çocukluğumuzda
el yazın güzel mi bakalım?
beğenilmek arzusuyla yabancı gözlere uzattığımız defterlerde
renkli kalemlerle kenar süsleri yaptığımız sayfalar
el yazımızın sihirli ülkesi defterler
şimdi öksüz satırlarda çoğu kez artık benim bile okuyamadığım el yazım
artık yalnızca mahrem bana
bu yüzden birine kart attığımda benden bir şey olarak gider
ne zaman birine aşık olsam çocukluk fotoğraflarını görmek isterim,
bu sen misin?
o zaman ben nerdeydim?
sonra el yazısını görünce heyecanlanırım, mahremin ürpertisini duyarım
yazın güzelmiş
sevgilinin her şeyi güzeldir

bu satırları yazarken onu düşündüğümü ayrımsıyorum birden
çocukluk resimlerini, el yazısını merak ediyorum
birlikte yemek yediğimiz o akşam bana,
çocukluğundan söz ettiğinde anlamalıydım onu sevdiğimi
çocukluk resimlerini bilmiyorum, el yazısını hiç görmedim
o ise benim her şeyimi biliyor, çünkü
el yazım herkesin elinde

eski sevgilimden ayrılırken notlarını tuttuğu o küçük kırmızı defterini istemiştim
sonraları her okuduğunda, beni heyecanlandıran
beni ne kadar sevdiğini yazdığı satırlar değildi,
el yazısının kendisiydi, o tanıdık yazı,
o eski, güzel günler kadar dipdiriydi
bana, benim sevdiğim zamanlardaki çocuğu hatırlatıyordu
ikimiz değişmişken o yazı hiç değişmemişti
hala yazı masamın çekmecesinde duruyor o defter
o aşkı benim için saklıyor

insana şiirini ve biricikliğini sağlayan pek az şeyden biridir el yazısı
el yazısı, parmak izi, sesi ve gözdeki iris tabakası
taklit edilemeyen, başkasına veremediğimiz şeyler,
insan ancak bunlarla kendisi olur ve şair kalır
bilgisayarın başına oturup bir kerede yazdım bu yazıyı
çıkış aldıktan sonra oturup el yazısına dökeceğim
ve size göndereceğim, biliyorum
el yazısı ellere gider
eğer bu yazıyı okuyacak olursan
son sevdiğim
çocukluk resimlerini göster bana ya da bir mektup gönder


Murathan Mungan

Özenle

Özenle sürdürüyorum seni
Kendimde
Başkalarını severken bile
öylece duruyorsun
çekip gitsen de
Yalnız kalmıyor geride
Özenle sürdürdükçe
Yabancı gövdelerde bile
Özenle sürdürüyorum seni
İzini sürer gibi yaşadığının
yaşadığım serüvenlerde
Önceden bilmediğim bir aşk biçiminde

Murathan Mungan

29 Ekim 2016

Sahaf'ın Söylediği

İnsanların okudukları kitapların sayfalarına karışıp kayboldukları günler çok geride kaldı.. Kitaplarına uğrayıp kahraman olarak dönenlerin zamanı çoktan geçti. Yazmakta olduğu kitabın içinde karşısına çıkan bir diğer kitabın içine girdikten sonra ve bir daha kendisinden haber alınamayan hayalkârlar da yok artık. Kelimeler âlemi kalmadı artık. Sayfadaki sihir söndü. Hayat ağır, acımasız bir hakikatle boşalmış ruhların uğultusunda ne şiiri ne sözcüğü ne yazıyı ne kitabı duyuyor. Yalnızca uğultu. Tohumu, ağacı yaradılış zamanlarına kadar giden en eski orman aynı vahşetle uğulduyor dünyada sanki.

Dükkânı kapatıyoruz bu uğultuda. Birkaç yıla kalmaz hiçbirimizin dükkânı kalmaz hayatta. Hayatta kalma pahasına kaptırdıklarınızın hesabını siz yapın, siz düşünün.

Yarın dükkânın mülk sahibine teslim edeceğimiz yalnızca anahtar değil, bir dünyadır efendiler. Kiminizin içinde yaşayıp hiç uğramadığı dünya..

Murathan Mungan

28 Eylül 2016

Geçiyordum uğradım

Geçiyordum uğradım
boynuz boruların uğultusundaki bulanık zamanlara
belki bir gömüde birkaç eski eşyanın ışıltısı
vurur şimdiye. merdiven altında unutulmuş bir zaman
ya da eski yüzümle karşılaşmak
girişteki aynada
dinmiş uzaktaki nehrin gürültüsü
ağaçlar yer değiştirmiş
çekmiş küçülmüş onca hayal
oyun ve atlıkarınca sığdırdığım kurak peyzaj
Doğduğum ev artık yavrusunu tanımayan
bir hayvan gibi bakıyor uzaklara

Toz yalnızca toz Zaman
geçiyor içimizden
adılını mırıldana mırıldana

elim çoktan düşmüş kalbimin üzerinden
gözlerim yabancı hatırladıklarına
üzeri tırnak izleriyle kaplı bakır çanın
dağıtacağı hiçbir sis kalmamış oysa
ne burada ne hayatımda
dibi görünen bir sarnıcın çiğ kuraklığıyla
bakıyor gözlerim anlamından çıplak kalmış dünyaya
Neden dönüşler loş zamanlara saklanır
Neden kimse yola çıktığı gibi dönmez geriye
Zaman nerde adılın?
Kimbilir kaç yüz
kulaç derininde kalmış yüzüm
Şimdi ezberini unutmuş kapalı bir ırmak gibi
önümde bomboş akan bu aynanın
Zaman nerde adılın
Beni de mırıldansın

Murathan Mungan

23 Eylül 2016

gümüşali

adı, Gümüşali
tanımazsınız onu
saklanmayı bilir,
yanınızdan geçip gitmeyi
saygılıdır, sessizdir
öfkesine saklar kendini
bana arkası kuşlu bir cep aynası vermişti
bazı baktıklarımda ansızın çıkagelir

kaç dağ bildim onun için, kaç memleket ezberimdir
el yazılarına girdim çıktım görürüm diye
kaç hikayenin içinden selamsız geçtim
kayalar, kuşlar, kafiyeler şahidimdir

uçurumlarda yitirdim sesimi
han rüyaları uykularımı aldı benden
gazabı tenha tüfekleri yağladı yıldız yoksulu gecelerim
tenimin tülüydü yüzümde saklanan peri, suya düştü
ummadığım köprüleri geçerken

bir tas suyu Fırat bildim
iki yıldız yetti bir gece yapmaya
bir tutam ottan çattım
içinde kaybolduğum ormanları
kuş gömleğimdi uçmak için
tutulmak için ateşe attım
kendimi
dedim, Gümüşali
bildin mi beni?

uçarı hançerdi belimin kunt kuşağında
kor zamanların sularında yıkadım ellerimi
günahlarını ödediklerimin kanını
dokundurmadım masumluğuma
koç ile bıçak arasında durdu adanmış boynum
eğdikçe kıldan ince bir besmeleyi
ölüme hamayıl tuttum
bayramlarda azala azala
büyüdü cesaretim
ölmekten geçtim hem yettim yaşamaya
yeminliydi hançerimin kabzası
kimsenin gölgesini düşürmezdi suya
düşmanımdan önce kendi tenimde biledim
dedim Gümüşali, gözlerime bak vurmadan
vurmadı, mutluluk fazla geliyor bazı ölümlere
ölsen olmuyor, yaşanmıyor ölmesen de
bunu bir ben, bir gümüşali bildi
kimsenin geçemediği şiirlerimde
hem benden firardı, hem başkalarından gizlendi

onu görmeyeyazdım kaç şiirimi
içinde rastlarım diye, yazdıkça
hatırasını bırakıp koynuma
yemin tutan gözleriyle
kör etmişti gecemi
o gün bugün onu arıyorum
körler kadar karanlıktan emin
eller, duvarlar boyu
ilerliyorum ikimizden yapılma karanlığın içinde
nerdesin Gümüşali,
nerdesin?
aramakla zehirlendi sol elim,
uzaklaşıyorsun benden kındaki bıçak gibi ilerledikçe içimde
kaçmak dediğin ne ki, adın duruyor yüzüne baktığım dualarda
aşk da bir çeşit intikam, insan bunu da öğreniyor
öldürüldükçe... ette dönen bıçak, şiirde akan kan
kalpte büyük zaman durmadıkça

tarihe tarih düşen boynundaki sahtiyan
gençliğimdi, muskanın kilidi
mahsus selam eden mahpus resimlerin
bir güle, bir buğdaya ettiğin iki yemin
aile atından indiğin ağacın soyu
ikimizin
iç içe uyuyan ikiz yılanlar gibi kollarımızın kaderi
dolaşmış birbirimizin boynuna
ben buradayım, ikimizin hatırası burada,
ya sen nerdesin Gümüşali?
yokluğun yetmiyor yaratmaya
ya beni hiçliğine al
ya eller içimi öldürmeden çık ortaya!

adı, Gümüşali, bana öyle demişti
tanımazsınız onu, belki de bana öyle demişti
saklanmayı bilir, görünürken de
yanınızdan ecel gibi geçip gitmeyi
saygılıdır, sessizdir, ölçüsü gecelerdir
öfkesine saklar kendini, pençeleri her dil bilir,
bana arkası kuşlu bir cep aynası vermişti, kuş duruyor ayna uçtu
bazı baktıklarımda ansızın çıkagelir, dağılıp
kapladığı havaya
çıkagelir başka adlarla
gökyüzü gibi gözlerimde uğulduyor sureti
arayıp durduğuma bakmayın
belki görsem tanımam bir daha

bana, Adım, Gümüşali demişti, bu kadarı yeter bana
vaktim azaldı, hiçbir şey istemiyorum ondan
belli olmaz, her an çekip gidebilirim
nice kalp düşürmüşüm yollarda, nice dayanıksız hatıra
seyreldi suyu nehirlerin, çöl bitti yazılmaktan, dağların ölüsü tükendi
kurtlar gibi şehre indim aşktan
şehrin kanunları yabanım
Mardin kalesinden bu yana izini sürdüm
Gümüşali, artık seni bulmalıyım
eskiden olsa aşk derdim
şimdi vedalaşmak diyorum buna


Ocak-Mart 1999

Murathan Mungan

16 Mart 2016

Sözler, Yaprak

bazı sözler karanlıkta söylenir, diyorum uykularımın birinde
bazı sözler hiçbir zaman, diyorum kendi sesime uyanırken
bazı sözler karanlıkta söylenir
bazı sözler hiçbir zaman
diyorum armaların birinde
öyledir, iki yanı ağaçlı yollar, arasından
geçip gitmektir şiir
ağaçla, yolla, ne tarafa
ve hangi zaman

imgenin şiddetiyle çoğalır anlam
parçalana parçalana

geçtiğimiz yollardan
onca yaprak düşer
birkaç şiir kalır yalnızca
o derin ağaçlardan

kendi sesimize uyandığımız rüyalarda


Murathan Mungan

18 Şubat 2016

Bekleme Hattı

I.

Neden gücenmiyorum beni sevmeyenlere
Benim de bazı şairleri sevmem
yıllar aldı.

biliyorum, insan bazen yıllar sonra tanır
bazı akrabalarını

biliyorum, sevmek için yitmemi bekliyor bazıları
gözlerini kaçırıyorlar şiirlerimden
uzağımda duruyor yakınlıkları
Yollarına çıkmam sanıyorlar, bir gün
Kendileriyle karşılaşmaya gittikleri bir kavşakta
bekliyor yaprağını dökmemiş kelimelerim
elinden tutmak için zamanla birbirine benzeyen yalnızlıkları

Nasıl herkes hayatında bir büyük gün beklerse,
şairler de başkalarının  gününe bağlar ömür düğümlerini
boşinan, karaumut, belki, yoksa
şairler de şiirler de ölüp giderler

II.

ne zaman konur
saklı vaatlerle içini gülümseyen
kitabın adı

kitabın adı kitabın adı kitabın
Bir ada
sebep yapılır bazı büyüler
Anlamı tenhada duran yalınlıkta gizlenirken
Kitaba adını veren şiir
Gün gelir almasını da bilir.

III.

Opak doku, kapalı çıplaklık
gözle görülmez
som sanatın yasaları
birbirine benzemeyen ketum kurallarla işler
her yaşı bir çağ gibi geçer de, ustalık
acemilik kadar tehlikelidir
yeniden kurulmamışsa gününe açı
Kimdir ölene kadar şair?
Kim bilebilir öldükten sonrasını?
İçinde yaşanılan an
Her zaman aynı değildir.
Şair bilmez, şiirin bildiğini
Adını koyduğun hayat şiire gider
Adını koyduğun hayat kitabın adı

Zaman bağışlamaz hayatıyla kitabı
birbirini tutmayanları

Bir ada
sebep büyür bazı ölüler

IV.

anlarsan korkarsın bazı şiirleri
İçini çok saklayanların içinde yaşadıkları
hayatın beni korkuttuğu gibi
anlama daha iyi

hem anlamak söz konusu olduğunda şiir ne ki?

V.

ey şiire küs evlerde oturanlar
taş kapı sırça sevinç kör anahtar
nasıl anlayacaksınız yaşadığınızı
bunca azalmışken içiniz
bir zamanlar yaşama hakkı tanımadığınız şiirler
gün gelir söyler nerede yanıldığınızı
kapınızın altından atılmış zarflar
bulamaz adres değiştirdiğiniz hayatlarınızı

Murathan Mungan

20 Eylül 2014

Gördüm

bir pazar gününe sabah nasıl iner
                göklerden nefesi tıkanmış
                             soluk soluğa
bir parka kuşlar gibi kimsesiz
                nasıl iner yoksul kanatlarıyla
siz hiç ağaçların sarsıla sarsıla
               ağladığını gördünüz mü?
babanızdan sürgün olduğunuz gün.


Murathan Mungan

19 Mayıs 2014

Aşkın Cep Defteri

· Daha iyi bir insansam, bunu aşka borçluyum…

· Aşkınızı herkesle konuşmayın: Ben bu hatayı, hayatım boyunca yaptım. Bazı konular, herkese
göre değildir. Hayatın diğer alanlarında kendimize, iyi-kötü bir sınır, bir ölçü getirirken, aşk söz
konusu olduğunda, herkesle konuşulabilir bir şey sanırız onu. Oysa aşk da siyaset gibidir,
herkesle tartışılmaz. Aşk korkutur. Kendi aşkınızla başkalarının korkularına dokunmayın! Bırakın
aşksız yaşasınlar ve bunu hayatın gerçeği sansınlar.


· Bazı aşklar, kendi yangınında ölür. Yeterince tutuşmadan, alevine doymadan kül olur. Erken
rüzgar, fazla har, ne derseniz deyin artık. Geçip gitmiştir...

· Aşkı var ama aşkının ahlakı yok! Aşkın sorunları biter mi?

· Bazı durumlarda onu beklerken bildiğin şudur: “Gelirse mutlu olacaksın, gelmezse huzurlu…”

· Aşk ölümden daha soğuktur, der ya Fassbinder. Öyle, bazı soğuklar yakıcıdır…

· Bir zamanlar yaşadığın aşk, öldükten sonra bile seni yaşatır!

· Karşılıksız aşk, sahibine emanet…

· Aşk, kalbimin tilkisi, kuyruğuma dolanıp durma!

· Bütün aşıklar aynı yaştadır.

· “Tek istediğim, her şeyin eskisi gibi olması.” Eğer bu cümleyi kuracak yere gelmişseniz, zaten
hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

· Bazı insanları aşk bile güzelleştiremez!

· Mutlu aşk yoktur. Mutlu aşk vardır. Aşk zaten yalandır. Aşk her zaman vardır, olacaktır. Aşık
diye bir şey yoktur. Hayır, vardır. Aşk güzeldir, kötü olan ayrılık. Hepsi boş laf. Hepsi boş laf bunların. Bir gün ya çıkagelir hayatına ya gelmez. Herkes kendi yaşadığını, herkesin yaşadığı sanır…

· Sen aklınla ne düşünürsen düşün, kalbin kendi hafızası var...

· Karşındaki sorar:
- Ne düşünüyorsun?
Hiç.
- Hiç konuşmuyorsun?
Ne söyleyeyim?
- Bilmem.
Bir çay daha?
- Olur.
Aşk, saklanır.

· Aşıkların çoğunluğu, ‘devamsızlıktan’ sınıfta kalır.

· En evrensel dil, ‘arzu’dur. Her dile çevrilebilir ve her dilde karşılığı vardır. Çeşitli uyruklar altında
ortaya çıksa da aşk, onun kütüğüne kayıtlıdır…

· Aşk ruhun cüretidir.

· Her aşk, kendi adasını yaratır. Sular altında kalana kadar.

· En kötü aşıklar, kendine aşık olanların arasından çıkar…

· Aşk üzerine konuşurken, saçmalamamak imkansızdır!

· Bazı seri aşıklar, seri katilleri hatırlatır.

· Ona dedim ki: Ben de senden, seninle olan ilişkimden bir şey öğrendim. Kendimin kıymetini öğrendim. Kendime değer vermeyi, bir ölçüde de olsa kendimi korumayı, kollamayı. Sen beni öyle hoyrat kullandın ki, ben de işte bunları öğrendim. Gülümsedi. Yıllar sonra gelen, geç bir gülümsemeyle gülümsedi. Bazı armağanların geç olması, değerini hiç azaltmıyor. Boşuna değilmiş diyorsun, hiç boşuna değilmiş…

· Bir daha kimsenin onu sizin gibi sevemeyeceğinin bilgisidir yaşayacak olan. Bende hep öyle oldu...

· Aşk aradığını söyleyenlerin çoğunun istedikleri aşk değil, aşıktır aslında. Kendileri için kafalarında kurdukları ‘senaryoyu’ gerçekleştirebilecek ‘biçilmiş kaftan’ bir aşık. Birbirine yakın göründüğü için ayırt etmekte zorlanılan bu durum, deneyimlerimizle berraklaşır. Çoğu kez yanılgılarımız ve kayıplarımızla…

· Başlarken de biliyordum: Aşk hakkında ne söylerseniz söyleyin, eksik kalacaktır. Yeni bir şey söylemek zaten olanaksızdır. Söylediklerinizin bir bölümü kimileri tarafından ya yaşam deneyim noksanlığı, ya kötü niyet ya da düpedüz budalalık nedeniyle yanlış anlaşılacak: Başkalarına ya da hayata yanlış aktarılacaktır. En kötüsüyse, ne kadar yazarsanız yazın, söyleyeceklerinizin onda birini bile söylememiş olduğunuzu bilmenizdir...

· Dolayısıyla aşk üzerine söylediklerimi unutun. Ben de öyle yapacağım.

· Ya da kaldığım yerden devam edin.


Murathan Mungan 

(Aşkın Cep Defteri'nden Ayşe Arman'ın seçtikleri)

Kim Gölgesinden Kaçabilir ki?

Geçtiğimiz yollarda kaybettiklerimizin bize en büyük kötülüğü
kendilerini tekrar, tekrar hatırlatmalarıdır.
Bir kere kaybetmekle kurtulamadığımız şeylerdir.
Yoklukları hayatımızdaki varlıkları haline gelir.
Hep ama hep hatırlarız.
Ne biçim kaybetmektir bu?
Kim gölgesinden kaçabilir ki?
Bazen duygularımız bizden erken yaşlanır ve bizden hayatın geri kalanını alır.
Hayatın, kendini anlayanları cezalandırmasıdır bu...
Durup, durup ardına bakan kadınlar vardır.
Geçmişi düşünmekten şimdiyi yaşayamazlar.
Her şeyi didikleyip duran mazisinin gölgesinden,
anılarının yükünden bir türlü kurtulamayan gözleri ufuk yorgunu kadınlar.
Güçlü, köklü bir biçimde yeni arkadaş edinecek yaşları geride bıraktıysan eğer,
hasar görmüş eski arkadaşlıkları onaracak çağı da geride bırakmış oluyorsun.
Zaman ilerledikçe birçok şey, daha zor olmaya baslar.
Beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor.
Büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar,
bir daha iflah olmuyor, geçip gittiğiyle kalıyor.
Zaman, aşk...... her şey!
Ayrılıkları ayrıntılar acıtır.

Murathan Mungan