Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
05 Haziran 2026
KALAN KISA ÖMRÜMDE VE ÖLÜMÜMDE LÜTFET HAZIR OLSUN ELİN
361
Dieemi spesso il mio fidato speglio
Der ki sık sık bana sadık aynam,
yorgun ruhum ve degişen tenim
ve azalan çevikligim ve gücüm:
"Gizleme kendinden artık, yaşlısın sen;
"Doğa'ya uymak her şeyde en iyisi,
çünkü ona direnecek gücü zaman alır bizden."
Sonra hemen, suyun söndürmesi gibi ateşi,
uyanıp uzun ve kaygılı uykudan,
görürüm uçup gittiğini ömrümüzün
ve bir kezden çok var olamayacağını insanın;
ve yüreğimin ortasında bir söz duyarım
o güzelden, şimdi güzel bağından kurtulan,
ama yaşarken öyle benzersizmiş ki dünyada,
her kadını, yanılmıyorsam, yoksun bırakmış ünden.
362
Volo con l'ali de' pensieri al Cielo
Öyle sık uçarım ki Göğe düşüncenin
kanatlarıyla, onlardan biriymişim gibi
gelir bana, orada hazinesine kavuşan,
bırakıp yeryüzünde yırtılmış tülü.
Bazen kalbim titrer tatlı bir ürpertiyle,
duyup şöyle dediğini bana, beni solduranın:
"Dostum, şimdi seni seviyor, onurlandırıyorum,
degişmiş çünkü huyların ve saçın."
Rabbine götürür beni; o zaman eğilirim,
tevazuyla yakararak Tanrı'ya razı olması için
orada kalıp ikisinin yüzünü görmeme.
Karşılık verir: "Yazgın kesin senin,
yirmi ya da otuz yıllık gecikme
çok gibi gelecek sana, çok olmayacak oysa."
363
Morte a spento quel sol ch' abagliar suolmi
Ölüm söndürdü o güneşi, gözümü kamaştıran,
ve karanlıkta sağlam ve kusursuz gözlerim;
toprak olmuş o, ürperti ve sıcaklığımı aldığım;
solmuş defnelerim, şimdi birer meşe ve karaağaç,
esenliğimi görsem de onlarda, hâlâ elemliyim.
Kimse yok hem korkulu, hem cesur kılacak
düşüncelerimi, ne dondurup kavuracak onları,
ne ümitle doldurup, kederle taşıracak.
Kurtulunca elinden beni yaralayıp iyileştirenin
ve eskiden bana öyle uzun eziyet edenin,
buruk ve tatlı özgürlük içinde buluyorum kendimi;
ve Rabbe, taptığım ve şükrettiğim,
kaşıyla gökleri yönetip ayakta tutan,
dönüyorum hayata doymuş, yaşamaktan yorgun.
364
Tennemi Amor anni ventuno ardendo
Aşk tuttu beni yirmi bir yıl, mutlu
yanarken ateşte ve elemde içim ümitle dolu;
çünkü kadınım ve onunla birlikte yüreğim
Cennet'e yükseldi, on yıl daha ağlayarak.
Artık yorgunum ve suçluyorum hayatımı
bunca hata yüzünden, erdem tohumunu
neredeyse tüketen; ve ömrümün kalanını,
yüce Tanrım, sana teslim ediyorum bağlılıkla,
pişmanım ve üzgün böyle geçen yıllarımdan:
daha iyi geçirmek gerekiyordu onları,
barışı arayarak ve kaçarak dertlerden.
Rabbim, beni bu hapse kapatan:
çıkar beni buradan, kurtar sonsuz cezadan,
görüyorum çünkü hatamı ve mazeret aramıyorum ona.
365
I' vo piangendo i miei passati tempi
Ağlıyorum geçmiş zamanlarıma,
ölümlü şeyi sevmeye adadığım,
yükseğe uçmaksızın, kanatlarım varken
belki bayağı örnek kılmayacak olan beni.
Sen, gören değersiz ve kötü acılarımı,
Göklerin Kralı, görünmeyen, ölümsüz:
yardım et yoldan çıkmış ve zayıf ruha
ve onun eksiğini kayranla donat,
UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ
Qual paura o quando mi torna a mente
Nasıl korku duyarım anımsadığımda
o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım
kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok
böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık.
Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken
güzel kadınlar arasında, bir gül gibi
daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün,
çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi.
Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini,
incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini,
ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini.
Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde;
şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler
saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi!
250
Solea lontana in sonno consolarme
Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni
o tatlı melek görünüşüyle
kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni,
ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi;
çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim
gerçek merhamete karışmış ağır elemi,
ve işitir gibiyim şeyleri, kalbi ikna eden
neşe ve umut zırhını terk etmeye.
"Hatırlamıyor musun o son akşamı,"
diyor o güzel, "yaşlı bırakıp gözlerini,
zamanın zorlamasıyla ayrıldığım?
"Söyleyemezdim sana bunu o zaman, istemedim de;
şimdi söylüyorum yaşanmış ve gerçek şey diye:
asla umma görmeyi beni yeryüzünde."
251
O misera et orribil visione!
Ey sefil, korkunç görüntü!
Doğru mu öyleyse vaktinden önce söndüğü
o zarif ışığın, hayatımı mutlu kılan
dertler içindeyken ve iyi ümitlerde?
Ama nasıl duyurmuyor da bu büyük gürültüyü
öteki ulaklar, o güzelden duyuyorum bunu ben?
Tanrı ve Doğa izin vermesin buna
ve yanlış olsun kederli görüşüm!
Umudumu korumam gerek görmek için
tatlı görüntüsünü o güzel çehrenin,
beni canlı tutup dünyamıza onur veren.
Ebedi krallığa çıkmak için
terk ettiyse güzel canevini,
yalvarırım gecikmesin son günüm.
252
In dubbio di mio stato, or piango or canto
Kaygılanıp halime, kah ağlar, kah şarkı söylerim,
korkar ve umutlanırım ve iç çekişler ve dizelerle
boşaltırım yükümü. Aşk bütün eğelerini
kullanır üzerinde pek dertli yüreğimin.
Şimdi o güzel, kutsal çehre
geri verecek mi bu gözlere ilk ışıklarını
(ah, bilemem kendi hakkımda ne düşüneceğimi),
yoksa mahkum mu edecek onları ebedi gözyaşına;
ve almak için gökte hakkı olan yeri,
aldırmayacak mı haline yeryüzündekilerin
(odur onların güneşi ve görmezler başka şeyi)?
Böyle korku ve böyle bitmez savaş içinde
yaşıyorum artık eskisi gibi olmayan ben,
güvensiz yolda korkan ve yanılan kişi gibi.
253
O dolci sguardi, a parolette accorte
Ey tatlı bakışlar, ey güzel küçük sözler,
o gün gelecek mi, sizi yeniden görüp işiteceğim?
Ey sarı saçlar, kalbimi bağladığı
Aşk'ın, ve böyle tutsak ölüme sürüklediği!
Ey güzel yüz, bana verilen zalim kaderimde,
hep ağlayıp hiç sevinemediğim!
Ey gizli aldatış ve sevgi dolu kandırma,
neşe veren bana, yalnız elem getirmek için!
Ve bazen o güzel, sevimli gözlerden,
hayatım ve düşüncemin yaşadığı,
gelecek olursa bana erdemli bir tatlılık,
hemen, her esenliğimi dağıtmak için ve
beni uzaklaştırmak, atlar ya da gemiler bitiriverir
Talih, zararıma hep böyle eli tez olan.
254
I' pur ascolto, et non odo novella
Hala dinliyor ve işitmiyorum bir haber
sevdiğim tatlı düşmanıma dair,
bilmiyorum ne düşünsem, ne desem kendime,
öyle deliyor yüreğimi korku ve ümit.
Zarar verdi birisine eskiden böyle güzel olmak;
ama bu, daha güzel ve daha erden herkesten:
belki ister Tanrı böyle erdem dostunu
yeryüzünden alıp gökte bir yıldız yapmak
hatta bir güneş. Bu böyleyse, ömrüm,
kısa huzur anlarım ve uzun dertlerim
son buldu artık. Ey acımasız ayrılık,
neden uzaklaştırdın beni dertlerimden?
Kısa hikayem anlatılmış çoktan
ve dolmuş sürem ortasında yılların.
255
La sera desiare, odiar l'aurora
Hep akşamı arzular, nefret ederler
şafaktan bu rahat ve mutlu aşıklar;
bende akşam çoğaltır elemle yaşları.
Sabah benim için daha mutlu saattir,
bazen aynı anda açtığında
her iki güneş, iki şafak gibi,
öyle benzer ki güzellik ve ışıkları,
gök bile aşık olur yeryüzüne,
daha önce olduğu gibi, ilk dallar
yeşilken (kökleri yüreğimin içinde),
o yüzden hep başkasını daha çok severim kendimden.
Böyle hükmeder bana iki zıt saat;
olağan arzulamam beni yarıştıranı
ve korkup nefret etmem bana acı verenden.
256
Far potess' io vendetta di colei
Öç alabilseydim o güzelden,
bakarak ve konuşarak beni yok eden
ve sonra, daha çok elem için, saklanıp kaçan,
gizleyerek gözlerini benden öyle tatlı ve zalim!
Böyle çileli ve bitkin cinlerimi
azar azar tüketip yok eder
ve vahşi aslan gibi kükrer yüreğimde
geceleyin, rahat etmem gerektiği an.
Ruhum, Ölüm'ün yuvasından sürdüğü,
ayrılır benden; ve kurtulup bu bağdan
o güzele gider, onu tehdit eden.
Merak ederim, kimi zaman
onunla konuşup ağlarken ve sonra ona sarılırken,
uykusu kaçar mı o güzelin, kulak verir mi ruhuma?
BARIŞ BULAMAM VE SAVAŞACAK DEĞİLİM
130
Poi che '1 camin m'e chiuso di mercede
Merhamet yolu bana kapalı olduğu için,
umarsız yoldan uzaklaştım
o gözlerden - oraya (bilmem hangi yazgıyla)
koyulmuş ödülü her inancımın.
İç çekişle beslerim başka şey istemeyen yüreği
ve gözyaşlarıyla yaşarım, ağlamaya doğmuşum;
ne de üzülürüm buna, çünkü böyle halde
daha tatlıdır ağlayış herkesin sandığından.
Bir tek görüntüye adarım kendimi,
ne Zeuksis'in eseri, ne Praksiteles'in, ne Phidias'ın,
daha iyi usta ve daha yüksek zihnin.
Hangi Skythia korur beni ya da hangi Numidya,
gözü doymayıp hala haksız sürgünümden,
buluyorsa beni Haset, böyle gizlenmişken?
131
lo canterei d' Amor si novamente
Öyle değişik söylerdim ki ezgisini aşkın,
acımasız yanından o güzelin günde bin iç çekiş
alırdım zorla ve bin yüce arzu
tutuştururdum donmuş zihninde;
ve güzel çehresinin değiştiğini görürdüm sık sık,
ve yaşla dolup gözlerinin daha merhametli
döndüğünü, çok geç pişman olan birisi gibi
başkasının elemlerinden ve kendi hatasından;
ve kar ortasında kırmızı gülleri görürdüm
meltemin hareket ettirdiği ve açılmış fildişini,
mermere dönen kim bakarsa yakından,
ve her şeyi, sayesinde bu kısa ömürde
esef etmediğim kendime, hatta gurur duyduğum
daha geç mevsime saklandığım için.
132
S' amor non e, che dunque e quel ch' io sento?
Aşk değilse, nedir peki benim hissettiğim?
Aşksa ama, Tanrı aşkına, nedir, nasıl bir şey?
İyiyse eğer, niçin bu acı, ölümcül etki?
Kötüyse eğer, neden böyle tatlı her elem?
İsteğimle yanıyorsam, neden bu ağlayış ve yakınma?
Ey canlı ölüm, ey zevk veren zarar,
nasıl hükmediyorsun bana, ben razı değilsem eğer?
Ve razıysam buna, çok yanlış olur üzülmem.
Böyle ters rüzgarlar arasında dayanıksız kayıkta
buluyorum kendimi açık denizde, dümensiz,
öyle yoksun ki bilgiden, hatayla öyle yüklü ki,
ben de bilmiyorum ne istediğimi,
titreyip yaz ortasında, yanıyorum kışın.
133
Amor m'a posto come segno a strale
Aşk beni hedef olarak koydu oklara,
güneşteki kar, ateşteki mum gibi
ve rüzgardaki sis; şimdiden boğuk sesim,
kadınım, merhamet dilemekten ve aldırmıyorsunuz siz.
Gözlerinizden çıkageldi ölümcül vuruş,
ona karşı yararı yok zamanın, ne de yerin;
yalnızca sizden gelir (size göre bir şaka)
güneş ve ateş ve rüzgar, beni böyle kılan.
Düşünceleriniz birer ok, yüzünüz bir güneş,
arzu bir ateş; bütün bu silahlarla
deler beni Aşk, şaşırtıp yok eder;
ve meleksi ezginiz ve sözleriniz,
tatlı soluğunuzla, kendimi savunamadığım,
o meltemdir, hayatımın kaçtığı.
134
Pace non trovo et non o da far guerra
Barış bulamam ve savaşacak değilim;
ve korkar ve umarım, ve yanarım ve bir buzum;
ve uçarım üzerinde semanın ve yatarım yerde;
ve hiçliği tutar ve tüm dünyayı kollarıma alırım.
Birisi beni hapse koymuş, ne bana açar, ne kapar,
ne kendisi için tutar beni, ne bağı çözer;
ve öldürmez beni Aşk ve zinciri çözmez,
ne canlı ister beni, ne çıkarır umarsız halden
Gözsüz görürüm ve dilim yok ve haykırırım;
ve yok olmayı özlerim ve yardım dilerim;
ve nefret ederim kendimden ve başkasını severim.
Acıyla beslenirim, ağlarken gülerim;
aynı ölçüde tatsız gelir bana ölüm ve yaşam.
Bu haldeyim, kadınım, sayenizde sizin.
AŞK HÜKMEDİYOR BURADA
Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva
Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran
gördüğü şeyden ve geçmişe dönen,
öyle üzüyorlar ki beni, bazen
kıskanıyorum öteki kıyıdakileri.
Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır
her avuntudan, bu yüzden budala zihnim
dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle
yaşamam gerek mücadele ederek.
Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden,
beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün,
ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun.
Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden
elmastan değil, camdan her umudun
ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden.
125
Se 'I pensier che mi strugge
Bu düşünce, bana elem veren,
keskin ve yoğun olduğunca
bürünseydi uygun bir renge,
belki de beni yakıp kaçan
payını alırdı sıcaktan
ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;
daha az yalnız olurdu
izleri bitkin ayaklarımın
kırlar ve tepeler boyunca,
daha az yaş olurdu gözlerimde,
yansaydı o güzel, şimdi buz gibi duran
ve içimde dirhem bırakmayan
ateş ve alev olmayan.
Aşk zorladığı için beni
ve bilgiden yoksun kıldığı için,
sert dizelerle konuşacağım, tatlılıktan arınmış;
ama her zaman dışa vurmaz
dal çiçekte ya da yaprakta
kendi doğal gücünü.
O güzel gözler ve Aşk,
onların gölgesinde oturan,
baksın kalbimin içindekine.
Kederim, yükünü atan,
taşacak olursa gözyaşı ya da sitemle,
biri beni üzer, öteki
bir başkasını, onu süslemediğim için.
Sevimli, tatlı dizeler
ilk saldırısında Aşk'ın
yararlandığım, başka silahım yokken:
kim gelip kıracak
bu taştan kalbimi,
hiç değilse eskisi gibi boşalabilmem için?
çünkü öyle geliyor ki bana
birisi var içimde, hep
bir kadını resmedip ondan söz eden:
kendi başıma betimleyemem onu,
ahengim bozuluyor bu yüzden;
ah, böyle kaçıp gitti
tatlı tesellim benim!
Nasıl çocuk zar zor
döndürüp çözerse dilini,
konuşamayan, ama artık susmaktan sıkılan,
öyle arzum söz söylemeye
götürür beni ve tatlı düşmantın
beni duysun isterim, ben ölmeden.
Neşe kaynağı
kendi çehresiyse yalnız
ve sakınıyorsa başka her şeyden,
işit onu sen, yeşil kıyı,
ve öyle geniş uçuş ver ki iç çekişlerime,
hep hatırlansın
nasıl bana dost olduğun.
Pek iyi bilirsin böyle güzel ayak
değmemiştir asla yere,
o gün gibi, sana izini bıraktığı,
bu yüzden bitkin yüreğim geri gelir
acı çeken böğrümle,
paylaşmak için seninle gizli endişelerini.
Keşke gizleseydin
güzel ayak izlerini
hala çiçeklerle çimen arasında,
buruk hayattın
ağlayarak bir yer bulup sakinleşseydi!
ama elinden gelenle yetinir
korkan, özlem çeken ruhum.
Nereye döndürsem gözlerimi,
tatlı bir parlaklık bulup
düşünürüm: "Buraya düşmüş güzel ışığı gözlerin."
Hangi çimen ya da çiçeği toplasam,
kök saldığını düşünürüm
o güzelin yürüdüğü toprakta
kıyılarla nehir arasında,
bazen kendine oturacak bir yer yaptığı,
serin, çiçekli ve yeşil.
Demek, hiçbir parça yok olmaz;
yitim olurdu bunu daha kesin bilmek.
Kutlu ruh, nesin sen
başkasını böyle kıldığına göre?
Ey küçük garip şarkı, nasıl da kabasın!
Sanırım biliyorsun bunu:
Kal bu ormanlarda
126
Chiare fresche et dolci acque
Duru, serin ve tatlı sular,
o güzelin, bana eşsiz görünen,
güzel bedenini bıraktığı;
narin dal, hoşlandığı
(iç çekerek hatırlarım)
yaslamaktan güzel yanını,
çimen ve çiçek, alımlı
giysisinin örttüğü
melek sinesiyle beraber,
kutsal, aydınlık hava,
Aşk'ın güzel gözlerle yüreğimi açtığı:
kulak verin birlikte
elemli son sözlerime.
Buysa gerçekten yazgım
ve sema uğraşıyorsa
Aşk bu gözleri ağlarken kapasın diye,
talih bu aciz
bedeni aranıza defnetsin
ve dönsün ruh yuvasına çıplak;
ölüm daha az zalim olur
bu umudu taşırsam
o korkunç geçide,
çünkü bitkin ruhun
gücü yok hiç daha huzurlu limanda
ya da daha sakin mezarda
kaçmaya çileli ten ve kemiklerden.
Zamanı gelir de belki
bildik yerine
döner o güzel vahşi ve uysal,
ve orada, beni gördüğü
o kutlu gün,
çevirir gözlerini arzulu ve mutlu,
arayarak ve -ah, merhamet!-
görerek beni, Aşk esin verir
iç çekmesi için
bana bağış getirip
Cennet'i zorlayacak tatlılıkla,
silerken gözlerini güzel tülle.
Güzel dallardan iniyordu
(tatlı anı bellekte)
bir çiçek yağmuru kucağına,
ve o oturuyordu,
kibirsiz öyle utku içinde,
örtülü çoktan sevgi dolu bulutla;
bir çiçek eteğine düşüyordu,
biri sarı örgülerine,
parlak altın ve inciler
gibi görünen o gün gözüme;
biri yere iniyordu, biri suya,
biri, sevimli bir salınımla,
dönerek şöyle diyordu sanki: "Aşk hükmediyor burada."
Ne çok söyledim kendime
o zaman, hayretle dolu içim:
"Bu güzel belli ki Cennet'te doğmuş!"
Tanrısal duruşu
ve çehresi ve sözleri ve tatlı gülüşü
öyle unutkanlıkla yükleyip beni,
öyle ayırmıştı ki
gerçek imgeden,
şöyle diyordum iç çekerek:
"Buraya nasıl geldim ben ya da ne zaman?"
Cennet'te sanıp kendimi, olduğum yerde değil.
O günden beri hoşuma gider
bu çimen, öyle ki başka yerde huzur bulamam.
Dilediğin kadar güzelliğe kavuşsan,
cesaretle bırakabilir ormanı,
insanlar arasına gidebilirdin.
127
In quella parte dove Amor mi sprona
Aşk'ın beni sürüklediği yöne
döndürmek zorundayım elemli dizeleri,
dertli zihnimin ardından giden.
Hangileri son olacak, ah, ve hangileri ilk?
O, derdim hakkında benimle konuşan,
kuşkuda bırakır beni, öyle karışık yazdım ki.
Ama ne kadar yazılmış bulsam da,
Aşk'ın eliyle, dertlerimin hikayesini
ortasına yüreğin, sık sık başvurduğum,
konuşacağım, çünkü iç çekişler
konuşmayla huzura kavuşur ve elem çareye.
Diyorum ki, baksam da ben
bin değişik şeye dikkatle, gözlerimi dikerek,
yalnız bir kadını görürüm ve güzel çehresini.
Acımasız talihsizliğim
-çileli, amansız ve kibirli ayırdığı için beni en büyük iyiliğimden,
Aşk yalnızca anılarla ayakta tutar beni:
bu yüzden, görürsem genç suretle
yeşile bürünmeye başladığını dünyanın,
görür gibi olurum o erken çağda
güzel genç kızı, şimdi kadın olan;
yükselip her şeyi ısıttığında güneş,
öyle gelir ki bana,
aşk ateşi gibidir soylu kalbe hükmeden;
ama gün sitem ettiğinde
güneşe, adım adım döndüğü için geriye,
ulaşmış görürüm o güzeli kusursuz günlerine.
Daldaki yapraklara ya da yerdeki menekşelere
bakarken soğuğun azaldığı mevsimde
ve daha iyi yıldızların güç kazandığı,
gözlerimdedir hala menekşeler ve yeşil,
savaşımın başlangıcında
Aşk'ın kuşandığı, öyle ki hala yüreklendirir beni,
ve o tatlı sevimli kabuk,
çepeçevre saran küçük bedeni,
bugün soylu ruhun yaşadığı,
başka her zevki bana
bayağı gösteren: öyle güçlü anımsarım
onun sade tavrını,
o zamanlar filizlenip sonra büyüyen,
tek nedeni ve çaresi dertlerimin.
Bazen yeni karı görünce
güneşin çarptığı tepeler boyunca, uzaktan,
güneşin kara hükmünce hükmeder bana Aşk,
ben düşünürken o insanüstü güzel yüzü,
uzaktan yaşlar akıtan gözlerimden,
ama yakından onları kamaştırıp gönlü alt eden
(o yüzde beyazla altın rengi arasında
hep kendini gösterir hiç görmediği şey
ölümlü gözün, sanırım, benim dışımda)
ve o sıcak arzuyu,
o güzel iç çekip gülümsediğinde
beni tutuşturan, o kadar ki unutuş
hiçbir şeye aldırmaz, ama ölümsüzleşir:
ne yaz değiştirir onu, ne kış söndürür.
Ne zaman gördüysem gece yağmurundan sonra
seyrettiğini berrak havada gezgin yıldızların
ve tutuştuklarını şebnemle don arasında,
karşımda belirdi güzel gözler
-oraya yaslanır yorgun ömrüm gördüğüm halleriyle gölgesinde güzel bir tülün;
ve nasıl onların güzellikleriyle gök
ışıldıyor idiyse o gün, öyle onları, yaşlarla ıslak,
hala kıvılcım saçarken görür, o yüzden hep yanarım.
Güneşin doğuşunu görürsem,
belirdiğini hissederim beni aşık eden ışığın;
günbatımını görürsem akşam,
o güzeli görürüm sanki dönüp giderken,
karanlıkta bırakarak çekildiği yeri.
Görmüşse gözlerim beyaz ve kızıl
gülleri altın vazoda,
erden ellerin henüz topladığı,
bütün öteki mucizeleri aşan,
kendinde toplanmış üç mükemmellikle:
sarı saçlar, çözülü duran üzerinde
hiçbir sütün yarışamadığı gerdanın,
ve yanaklar, tatlı bir ateşin süslediği.
Meltem biraz kıpırdatırsa
beyaz ve sarı çiçekleri kırlarda,
geri döner aklıma o yer
ve ilk gün, bırakıldığını gördüğüm havaya
sarı saçların, beni hemen tutuşturan.
Birer birer sayıp yıldızları
küçük bir kaba hapsederim sanırdım
bütün suları, tuhaf bir fikir
geldiğinde aklıma: böyle az sayfada anlatmak
kaç yerde her güzelden güzel çiçeğin
kendi içinde kalarak ışığını yaydığım,
ondan asla uzaklaşmayayım diye;
uzaklaşamam zaten, bazen kaçsam bile,
gökte ve yeryüzünde hapsetmiş adımlarımı,
çünkü bitkin gözlerimde
hep o var, bu yüzden bütün tükenmişliğim;
böyle benimle kalır o güzel,
başkasını görmem asla, ne görmeyi dilerim,
ne çağırırım adını başka kadının iç çekişlerimde.
İyi bilirsin, şarkı, söylediklerim hiçtir
gizli aşk düşüncemin yanında,
gece gündüz zihinde taşıdığım;
yalnız onun tesellisiyle
yok olmam böyle uzun savaşta,
çoktan beni öldürecek olan
ağlayarak uzaklığına kalbimin;
ama o düşünceyle durdururum ölümü.
Francesco Petrarca
03 Haziran 2026
İTHAF
KANLI MASAL
aklım, haklıyım, et firarım!
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan ölümümü diledin.
mayıstı.
seni o yüzden bağışladım!
ben en çok mayısta su içerim
derinim balık kaynar derinim kanımı kaynar
ben en çok mayısta öne eğerim başımı
içimden felçli bir göçebe gökyüzüne bakar
avuçlarımda yaralı kelebek taşımayı
mayısta öğrenmiştim;
ve teraslarda bach dinlemek en çok mayısa yakışırdı
ve kim bilir
mayıs artık en çok senin tanrılarına yakışır
tiril tiril bembeyaz bir giysiyle
rüzgârda ayakların çıplak
öyle başın öne eğik yıllarca o boş terasta durmak
biliyorum, büyük çocukluktu birbirimizi sevmemiz
cesaret işiydi, delikanlıcaydı,
bu korkunç sevgide
yanlışlarımızı yeniden keşfedişimiz
el değmemiş yalnızlıklara kalkışmamız
yalnızlıklarımızı değiş tokuş etmemiz
bu evcilik oyununda bile duldum
hatırla
sana dizlerimi
sana tabi bileklerimi ve topuklarımı sundum;
çevirdikçe bedenini ruhunun radyo dalgalarında
cazdı, bluesdu, klasik kemandı, klasik aşktı
boktu püsürdü
hatırla, senin gözlerin çokulusluydu
senin gözlerin ham kadınsızdı
çamurdandı
ağzımda getirdiğim kar suyunu
kalbine kaçırdım! ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin
yatağa döküldü
yatağıma döküldün
yatağına döküldüm
ve ben bu sonsuz savruluşta
o gece
bütün eski sevgililerimden ince ince söküldüm!
senin oldum!
karalar çekerek ölümsüz kirpikdiplerine senin
senin mahşer atlısı dudaklarına
en çok da dudaklarına sokuldum!
üşüyordum,
üstüme doğru çekip o kedi dudaklarını
bir tay sığınırcasma anasına
bana ölünle uyudum! anlıyor musun., işitiyor musun..
cesedine yeni baştan hayat verebilmek için
ihtiyarladım., ihtiyarladım..
ben zaten kendimi aşklarda
hep kalkışılmış müthiş intiharlarla yaraladım!
koştum sürekli
bir hüzünden bir tersliğe dokunarak koştum
bazı sevdalarda hafızasını kaybeder ya insan
telaşlanır, ağlar
babasını sorar çevresindekilere
öldüğünü bildiği halde
adını unutur, yolunu kaybeder oturduğu evin
bir titreme gelir yerleşir ya ortasına mayısın
bir dikilir bir çöker ya
kalbine secde eden intikam
tam
tam yaza girecekken
yaza bir ekmek bıçağı tutuşturacakken
sapı plastik kötü bir ekmek bıçağı
-geri döner., döner değil mi., diye
birkaç kırık sözcük., buruşuk..
-öldürürüm o zaman, kurtulurum., deyip sustuğun
-kaçarım sonra, kimse sormaz., deyip yığıldığın
nisandan hazirana doğru bir su kayakçısı
gibi süzülürken mayıs, ah bach!
nasıl yedirirdim ihanetini kendime
o dev hisle sen mayıstın ben mayıstım
her şey ama her şey el ele mayıstı
seni o yüzden bağışladım!
uzanıp topraktan çıkarttın beni
tozumu sildin, hohladın, parlattın
ovdun ve okşadın beni
çıktı içimdeki cin;
ondan
-gidecektin, mecburdun, hepsi gibi
mayıstı, mecburdum,
seni o yüzden bağışladım!
02 Haziran 2026
NOTLAR DÜŞTÜK YETİM GÖVDELERİMİZE
23 Mayıs 2026
EGEMEN DÜŞÜNCE
21 Mayıs 2026
DOSTLAR ROMALILAR YURTTAŞLAR DİNLEYİN
BRUTUS
Beni sevdiğinden kuşkum yok,
Benden istediğini de sezinliyorum az çok.
Bu konuda ve olup bitenler üstüne
Ne düşündüğümü sonra söylerim sana.
Şimdilik, dostluğumuza güvenerek söylüyorum,
Söylediklerin üstünde düşüneceğim;
Daha söyleyeceklerin varsa
Onları da sabırla dinlerim; sonra bir gün,
İkimiz oturur tartışırız bu büyük işleri.
O zamana kadar, yiğit dostum, şunu aklına koy:
Zamanın sırtımıza yükleyecek göründüğü
Bu ağır baskılar altında Brutus
Kendini Roma'nın bir oğlu saymaktansa
Bir köylü olmayı yeğ görür.
CASSIUS
Sevindim buna; benim cılız sözlerim,
Brutus'ta bir kıvılcım olsun tutuşturdu demek.
***
CASSIUS
Yemin edelim verdiğimiz söze.
BRUTUS
Hayır, yemin istemez. Eğer insanlık şerefi,
Çektiğimiz acı, gördüğümüz kötülükler
Yetmiyorsa bize yapacağımızı yaptırmaya,
Bırakalım bu işi şimdiden,
Gidip yatalım rahat döşeklerimize.
Başı göklerde zorbalık alsın yürüsün
Her birimizin ölüm sırası gelinceye kadar.
Yok eğer, bütün bunlarda,
Korkak yürekleri tutuşturmaya
Yumuşak kadın ruhlarını çeliğe çevirmeye
Yetecek kadar ateş varsa, ki var bence,
Kurtulmaya can atmak için, yurttaşlarım,
Haklı davamızdan başka mahmuza ne lüzum var?
Nemize gerek daha sağlam senet, bir Romalının
Gizlice de verse dönmeyeceği sözden başka?
Hangi yemin daha güçlüdür
Namusun namusla anlaşıp ta
Ya bunu yapar, ya bu uğurda ölürüz demesinden?
***
CAESAR
Korkaklar ölmezden önce ölüp dururlar;
Yiğit olan bir kez tadar yalnız ölümü.
Dünyada beni şaşırtmış şeylerin en garibi şudur:
İnsanlar, ister istemez öleceklerini,
Son günün ne zaman geleceksę geleceğini bilirler,
Yine de korkarlar ölümden.
***
CAESAR
Sen de mi Brutus? Öyleyse yıkıl Caesar!
***
ANTONIUS
Dostlar, Romalılar, yurttaşlar, dinleyin;
Ben Caesar'ı gömmeğe geldim, övmeye değil.
İnsanın ettiği kötülük yaşar ardından,
İyilikleriyse toprağa gider kemikleriyle.
Bırakın, öyle olsun Caesar için de.
Soylu Brutus muhteris dedi Caesar için:
Öyle idiyse, ağır bir suç bu,
Ve Caesar bütün ağırlığıyla ödedi suçunu.
Burada Brutus ve ötekilerin izniyle
(Çünkü Brutus şerefli bir insandır,
Ötekiler de öyle, hep şerefli insanlardır)
Konuşmaya geldim Caesar'ın cenazesinde.
Dostumdu; vefalı ve dürüsttü bana karşı;
Ama Brutus muhterisdi diyor:
Caesar nice esirler getirdi Roma'ya,
Fidyeleriyle devlet hazineleri doldu:
Bundan ötürü mü muhteris göründü Caesar?
Fakirler ağlayınca gözleri yaşarırdı;
Bir muhteris daha katı yürekli olsa gerek,
Ama Brutus muhterisdi diyor,
Brutus'sa şerefli bir insandır.
Geçen bayram hepiniz gördünüz,
Krallık tacını üç kez sundum ona,
Üçünde de almadı. İhtiras denir mi buna?
Ama Brutus muhterisdi, diyor;
Brutus'sa şerefli bir insandır, şüphesiz.
Ben Brutus'a karşı konuşmuyorum, hayır;
Bildiğim kadarını söylüyorum yalnız.
Hep sevdiniz onu bir zamanlar,
Boşuna da değildi elbet sevginiz;
Sonra ne oldu da yanmıyorsunuz ölümüne?
Ey düşünce, yırtıcı hayvanlar arasına kaçmışsın;
İnsanlar yitirmiş akıllarını... Bağışlayın beni;
Yüreğim şurada şimdi, Caesar'ın tabutunda:
Konuşamam dönünceye kadar bana.
***
BRUTUS
Dostluk sıcaktan soğuğa böyle geçer işte.
Dikkat et, hep böyle olur, Lucilius:
Sevgi tükenip bezginliğe yüz tuttu mu
Zoraki nezaket gösterileri başlar.
Açık yürekli, candan bağlı bir insan gösteriş yapmaz
Yüreği boşalmış insanlar,
Sırtlarına binilmedikçe şahlanan,
Kişneyip böbürlenen atlar gibidir:
Bir gün sıkı mahmuzu yediler mi böğürlerine,
İndiriverirler aşağı kuyruklarını,
Yığılır kalırlar yarışta, kof beygirler gibi.
Ordusu geliyor mu bari Cassius'un?
***
CASSIUS
Gel, Antonius, gel Octavius, gelin!
Yalnız Cassius'tan alın öcünüzü.
Cassius bezdi çünkü dünyasından:
Sevdiği sevmez, kardeşi üstüne yürür oldu;
Bir köle gibi azarlanır oldu Cassius.
Bütün kusurları göze batıyor,
Defterlere yazılıp ezberleniyor
Suratına çalınmak için.
Dökesim geliyor gözlerimden!
Al işte hançerim ve işte apaçık göğsüm:
Plutus'un madenlerinden daha zengin,
Altından daha değerli bir yürek var içinde:
Sök çıkart dışarı, bir Romalıysan.
Senden para esirgeyen, yüreğini veriyor sana.
Vur, Caesar'a nasıl vurduysan! Vursana!
Caesar'dan en çok nefret ettiğin zaman bile
Cassius'tan daha çok seviyordun onu.
BRUTUS
Koy hançerini kınına.
Kız bana dilediğin zaman, susacağım;
Hakaret et, şaka sayacağım.
Ah, Cassius, sen bir kuzuyla koşulusun, korkma:
Çakmak taşının içinde saklı ateş
Gibidir o kuzunun yüreğinde taşıdığı öfke.
Pek sert bir elle vuruldu mu üstüne
Bir kıvılcım çıkarır ve söner hemen.
***
CASSIUS
Bana katlanacak kadar sevemez misin beni?
Bağışlayamaz mısın beni,
Kanıma anamdan geçen bu huy
Çileden çıkardığı zaman beni?
BRUTUS
Peki Cassius; bugünden sonra,
Öfkeye kapıldığın zaman bana karşı,
Yine annen huysuzlanıyor deyip
Bırakırım seni kendi haline.
***
BRUTUS
İzin ver bitireyim. Şunu da unutmayın:
Dostlarımız verebileceklerini verdiler,
Birliklerimiz dolu, yüreklerimiz yüklü.
Düşman hergün biraz daha güçleniyor,
Bizim gücümüzse tepeye varmış inmek üzere.
İnsan çabaları deniz gibi yükselir bir ara,
Sular alır götürür o zaman bizi mutluluğa;
Bir kaçırdık mı o fırsatı, ömür yolculuğu
Sığlıklar, terslikler içinde bocalar.
Biz kabarmış bir deniz üstündeyiz şimdi;
Vaktinde yararlanmalıyız sulardan
Yoksa kaçırırız fırsatı.
***
CASSIUS
Şimdi, yiğit Brutus'um,
Tanrılar bugün yar olsun da bize
Barışta da dost kalarak
Uzun ömürler sürelim seninle.
Ama insan işlerine güven olmaz,
En kötüyü hesaba katarak düşünelim.
Bu savaşı kaybedecek olursak,
Son konuşmamız olacak bu konuşma:
Kararın nedir böyle bir durum karşısında?
BRUTUS
Ben, kendi kendini öldürdüğü için
Cato'yu ayıplamışımdır. Benim düşünce yolum
Böyle bir inanca götürüyor beni.
Neden bilmem, ama korkakça, pısırıkça
Bir şey geliyor bana ömrü kısaltmak,
Başımıza gelebileceklerden korkarak.
Bence sabrın zırhına bürünüp insan,
Bizi yukarıdan yöneten yüce güçlerin
Kararını beklemeli.
CASSIUS
Demek, savaşı kaybedersek, Roma sokaklarında,
Zafer mostralığı olarak dolaştırılmaya
Razı olacaksın?
BRUTUS
Hayır, Cassius, hayır; sen ki öz be öz Romalısın,
Brutus Roma'ya eli bağlı gider sanamazsın.
Buna düşmeyecek kadar yüksektedir başı.
Ama martın on beşinde başlayan iş
Bugün bitmeli.
Bir daha görüşür müyüz artık bilemem;
Onun için son bir kez uğurlaşalım:
Uğurlar olsun, Cassius, sonsuz uğurlar!
Sonsuz zamanlara dek uğurlar olsun!
Yeniden buluşursak, güler yüzle buluşuruz,
Buluşmazsak da güle güle ayrılmış oluruz.
CASSIUS
Uğurlar, sonsuz uğurlar olsun, Brutus!
Bir daha buluşursak, iyi güleriz, doğru;
Buluşmazsak güzel ayrılıyoruz gerçekten.
BRUTUS
Haydi öyleyse yürüyelim! Ah bir bilse insan
Neye varacak bugünkü işin sonu!
Ama bitecek nasıl olsa bugün
Bitince de bilinecek sonu.
Haydi, ordular, ileri!
Julius Caesar
Shakespeare
Çeviri: Sabahattin Eyüboğlu
19 Mayıs 2026
EĞER MAKSÛD ESERSE MISRA-I BERCESTE KÂFÎDİR
Yıllar boyunca burada paylaşacak kadar şiir okudum. Sonra o uzun okumaları başlıklara böldüm; her birine “bercestem” dedim.
Şimdi ise o başlıklardan geriye birer mısra bırakmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum: tek bir mısra bile bazen bir şiirin, bazen bir ömrün tamamını taşıyabilir.
Dağınık görünen sayfalar aslında belleğin kendisi; bellek dediğimiz de dağınık bir mekandan başka nedir ki! Bu, bir derleme değil; fazlalıklardan arındırma, geriye yalnızca hafızanın bıraktığı kırıntıların kaldığı bir alan açma çabasıdır.
Bu satırlar, yıllar boyunca okunan metinlerden zihnimde kalan mısraların kişisel toplamı. Ya da kalmasını istediğim.
Her biri, başka bir hayatın içimde bıraktığı izdir.