Ona eski günleri sordum,
hâlâ genç olduğumuz,
saf, deli fişek, şapşal, toy zamanlarımızı.
Bir şeyler kaldı elbet, gençlik hariç,
diye yanıtladı.
Ona hâlâ emin misin diye sordum
insanlık için neyin iyi neyin kötü olduğundan.
İllüzyonlar içinde en ölümcülü,
diye yanıtladı.
Ona geleceği sordum,
hâlâ açık seçik görebiliyor muydu.
Çok fazla tarih kitabı okudum,
diye yanıtladı.
Ona fotoğrafı sordum,
masanın üstünde duran, çerçeveliyi.
Bir varlar bir yoklar. Birader, kuzen, baldız,
karım, kucağında kızım,
kızımın kucağında kedi,
çiçek açmış kiraz ağacı ve üstünde
uçuşan bir kuş,
diye yanıtladı.
Mutlu olduğun oldu mu, diye sordum.
Çalışıyorum,
diye yanıtladı.
Ona dostlarını sordum, duruyorlar mıydı.
Birkaç eski asistan,
onların birkaç eski asistanı,
eve göz kulak olan Ludmila,
ki çok yakın, ama uzak da,
kütüphaneden iki bayan, gülümsüyor ikisi de,
okulun karşısında küçük Grześ ve Marcus Aurelius,
diye yanıtladı.
Ona sağlığını, ruh halini sordum.
Kahve, votka, sigara vermiyorlar artık,
ağır hatıraları ve eşyaları taşımam da yasak.
Duyamıyormuş numarası yapıyorum,
diye yanıtladı.
Ona bahçeyi ve bahçedeki sediri sordum.
Geceleri hava açıksa, göğü seyrediyorum oradan.
Doyamıyorum,
ne çok bakış açışı var,
diye yanıtladı.
Wislawa Szymborska
Çeviri: Onur Çalı
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Wislawa Szymborska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Wislawa Szymborska etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Nisan 2018
29 Eylül 2013
Özgeçmiş Yazmak
Ne yapmanız mı gerek?
Başvurunuzu tamamlayın
Ve özgeçmişinizi ekte yollayın
Ne kadar çok yaşarsanız yaşayın
Özgeçmiş kısa olsa iyi olur.
Az ve öz, iyi seçilmiş gerçekler kural olarak konulmalı,
Adresler manzaraların yerini tutmalı,
Titrek hatıralar titremeyen tarihlerle değiştirilmeli,
Bütün aşklarınız arasından, sadece evliliğinizden bahsedin;
Bütün çocuklarınız arasından, sadece doğmuş olanları yazın.
Kimin sizi tanıdığı sizin kimi tanıdığınızdan daha önemlidir.
Yalnızca yabancı ülkelere yaptığınız yolculuklardan bahsedin.
Nerelere üye olduğunuzu söyleyin, fakat neden üye olduğunuzu değil,
Aldığınız ödülleri söyleyin, fakat nasıl kazandığınızı değil,
Sanki hiç kendi kendinizle konuşmazmışsınız gibi yazın öz geçmişinizi
Herzaman kendinizi arka planda tutaraktan, kol boyu uzakta.
Köpekleriniz, kedileriniz ve kuşlarınız, tozlanmış mallarınız,
Dostlarınız ve düşlerinizi sessizce es geçin.
Kendiniz olarak sattığınız zatın,
Fiyatı sizin fiyatınızla bir değil,
Ünvanı özgeçmişdeki ünvana benzemez,
Ayakkabısının numarası gittiği yere uymaz.
Ayrıca, bir tek kulağını gösteren fotoğrafını da unutmayın.
Önemli olan ne işittiği değil, kulağının biçimidir.
Duyacak ne var ki zaten?
Kağıt doğrayan makinaların gürültüsünden başka.
Wislawa Szymborska
Başvurunuzu tamamlayın
Ve özgeçmişinizi ekte yollayın
Ne kadar çok yaşarsanız yaşayın
Özgeçmiş kısa olsa iyi olur.
Az ve öz, iyi seçilmiş gerçekler kural olarak konulmalı,
Adresler manzaraların yerini tutmalı,
Titrek hatıralar titremeyen tarihlerle değiştirilmeli,
Bütün aşklarınız arasından, sadece evliliğinizden bahsedin;
Bütün çocuklarınız arasından, sadece doğmuş olanları yazın.
Kimin sizi tanıdığı sizin kimi tanıdığınızdan daha önemlidir.
Yalnızca yabancı ülkelere yaptığınız yolculuklardan bahsedin.
Nerelere üye olduğunuzu söyleyin, fakat neden üye olduğunuzu değil,
Aldığınız ödülleri söyleyin, fakat nasıl kazandığınızı değil,
Sanki hiç kendi kendinizle konuşmazmışsınız gibi yazın öz geçmişinizi
Herzaman kendinizi arka planda tutaraktan, kol boyu uzakta.
Köpekleriniz, kedileriniz ve kuşlarınız, tozlanmış mallarınız,
Dostlarınız ve düşlerinizi sessizce es geçin.
Kendiniz olarak sattığınız zatın,
Fiyatı sizin fiyatınızla bir değil,
Ünvanı özgeçmişdeki ünvana benzemez,
Ayakkabısının numarası gittiği yere uymaz.
Ayrıca, bir tek kulağını gösteren fotoğrafını da unutmayın.
Önemli olan ne işittiği değil, kulağının biçimidir.
Duyacak ne var ki zaten?
Kağıt doğrayan makinaların gürültüsünden başka.
Wislawa Szymborska
12 Temmuz 2013
Vietnam
“Kadın, adın nedir?” “Bilmiyorum.”
“Yaşın kaç? Nerelisin?” “Bilmiyorum.”
“Niçin o tüneli kazıyordun?” “Bilmiyorum.”
“Ne zamandır gizleniyorsun?” “Bilmiyorum.”
“Niçin ısırdın parmağımı?” “Bilmiyorum.”
“Bizden sana zarar gelmeyeceğini bilmiyor musun?” “Bilmiyorum.”
“Kimin tarafındansın?” “Bilmiyorum.”
“Bu bir savaş, seçimini yapmalısın?” “Bilmiyorum.”
“Köyün hâlâ yerinde duruyor mu?” “Bilmiyorum.”
“Şunlar senin çocukların mı?” “Evet.”
Wislawa Szymborska
Çeviri: Tuğrul Asi BalkarWislawa Szymborska
04 Haziran 2013
Hiçbir Şey Olmuyor İki Kez
Hiçbir şey olmuyor iki kez
En aptal öğrencileri
Çeviri: Neşe Taluy YÜCE - Agnieszka Ayşen LYTKA
ve olmayacak da. Bu nedenle işte
deneyimsiz doğmuşuz
ve rutinsiz öleceğiz.
olsak da dünya okulunun
yinelemeyeceğiz dönemi
ne kışın, ne de yazın.
Yinelenmeyecek tek bir gün bile,
birbirine benzer iki gece yok.
Ne aynı olan iki öpücük,
ne de gözlere bakan aynı bakışlar.
Dün, hani birisi adını söylediğinde
yanımda yüksek sesle,
bir gül düşmüştü sanki
açık bir pencereden içeri
Bugün birlikte olduğumuzda
Çevirdim yüzümü duvara
Gül? Gül nasıl görünürdü sahi?
Çiçek miydi? Taş mı yoksa?
Sen, o kötü saat
neden karışıyorsun gereksiz korkuyla.
Varsın - öyleyse geçmelisin.
Geçeceksin - işte güzel olan.
Yarı sarılmışız gülümsüyor,
Anlaşmayı deniyoruz,
Birbirimizden farklı olmamıza karşın
İki saf su damlası örneği.
Wislawa SZYMBORSKA
Bazıları Şiir Sever
Bazıları -
yani herkes değil. Herkesin çoğunluğu bile değil ama azınlığı.
Okulları hiç sayma, orada zorunlu,
ve şairlerin kendileri,
olsa olsa her bin kişiden ikisi.
Sever -
ama kimisi de tavuk suyuna şehriye çorbası sever,
kimisi yersiz övgüleri ve mavi rengi sever,
kimisi modası geçmiş atkı sever,
kimisi haklılığını kanıtlamayı sever,
kimisi bir köpeği okşamayı sever.
Şiir -
ama ne menem bir şeydir şiir?
Bir dolu sallantılı yanıt
verildi bu soruya.
Ama anlamıyorum ve anlamıyorum ve sıkıca tutunuyorum ona
düşmemizi engelleyen parmaklık gibi.
Wislawa SZYMBORSKA
yani herkes değil. Herkesin çoğunluğu bile değil ama azınlığı.
Okulları hiç sayma, orada zorunlu,
ve şairlerin kendileri,
olsa olsa her bin kişiden ikisi.
Sever -
ama kimisi de tavuk suyuna şehriye çorbası sever,
kimisi yersiz övgüleri ve mavi rengi sever,
kimisi modası geçmiş atkı sever,
kimisi haklılığını kanıtlamayı sever,
kimisi bir köpeği okşamayı sever.
Şiir -
ama ne menem bir şeydir şiir?
Bir dolu sallantılı yanıt
verildi bu soruya.
Ama anlamıyorum ve anlamıyorum ve sıkıca tutunuyorum ona
düşmemizi engelleyen parmaklık gibi.
Wislawa SZYMBORSKA
Bir Köprüdeki İnsanlar
Garip bir gezegen, garip insanlarıyla.
Zaman teslim olur, ama tanımazlar.
Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur,
Resimler yaparlar, bunun gibi mesela:
İlk bakışta özel bir şey yok.
Su görürsün
Bir sahil görürsün.
Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün.
Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün.
İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır,
çünkü demin başlamıştır bir yağmur
kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına.
Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz.
Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir.
Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur.
Tekne hareketsizce süzülür.
Köprüdeki insanlar
biraz önce bulundukları yere koşarlar.
Burada araya sokuşturmadan olmayacak:
bu hiç de öyle masum bir resim değil.
Burada durdurulmuştur zaman.
Yasaları çiğnenmiştir.
Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir.
Hakaretle defedilmiştir.
Bir âsinin sayesinde,
belirli birinin, Hiroşige Utagava diye
(nasıl olmuşsa, aslında
uzun zaman önce hayli usulünce
aramızdan göç etmiş bir yaratık)
zaman tökezleyip düştü.
Belki de önemsiz bir kapristi,
birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi,
ama belki şunları da eklemeli:
Buralarda uygun görülür
bu küçük resme büyük itibar göstermek,
hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek.
Bazıları için bu yeterli değil.
Boşanan yağmuru bile işitirler,
boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar,
köprüye ve insanlara bakarlar,
sanki orada kendilerini görmüşçesine
hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda
ebediyen yol alınacak sonsuz bir yol boyunca
ve utanmazlık içinde inanarak
işin aslında böyle olduğuna.
Wislawa Szymborska
Çeviri: Osman DENİZTEKİN
Zaman teslim olur, ama tanımazlar.
Protestolarını ifade etmenin yolunu bulur,
Resimler yaparlar, bunun gibi mesela:
İlk bakışta özel bir şey yok.
Su görürsün
Bir sahil görürsün.
Akıntıya karşı zorlukla giden bir tekne görürsün.
Suyun üstünde bir köprü ve üstünde insanlar görürsün.
İnsanlar görünür şekilde adımlarını sıklaştırır,
çünkü demin başlamıştır bir yağmur
kara bir buluttan aşağıya kamçılarcasına.
Mesele şu ki arkasından hiçbir şey olmaz.
Bulut ne biçimini ne rengini değiştirir.
Yağmur ne yoğunlaşır, ne durur.
Tekne hareketsizce süzülür.
Köprüdeki insanlar
biraz önce bulundukları yere koşarlar.
Burada araya sokuşturmadan olmayacak:
bu hiç de öyle masum bir resim değil.
Burada durdurulmuştur zaman.
Yasaları çiğnenmiştir.
Gelişen olaylara etkisi engellenmiştir.
Hakaretle defedilmiştir.
Bir âsinin sayesinde,
belirli birinin, Hiroşige Utagava diye
(nasıl olmuşsa, aslında
uzun zaman önce hayli usulünce
aramızdan göç etmiş bir yaratık)
zaman tökezleyip düştü.
Belki de önemsiz bir kapristi,
birkaç galaksiyi örten uçuğun biriydi,
ama belki şunları da eklemeli:
Buralarda uygun görülür
bu küçük resme büyük itibar göstermek,
hayranlıkla bakıp çağdan çağa heyecanla titremek.
Bazıları için bu yeterli değil.
Boşanan yağmuru bile işitirler,
boyunlara ve omuzlara düşen serin damlaları duyarlar,
köprüye ve insanlara bakarlar,
sanki orada kendilerini görmüşçesine
hep aynı hiç bitirilmeyen koşuda
ebediyen yol alınacak sonsuz bir yol boyunca
ve utanmazlık içinde inanarak
işin aslında böyle olduğuna.
Wislawa Szymborska
Çeviri: Osman DENİZTEKİN
22 Şubat 2013
Paldır Küldür Yaşam
Paldır küldür geçen yaşam
Provasız bir gösteri
Ölçüsüz bir beden
Düşüncesiz bir kafa
Oynadığım rolü bilmiyorum
Bildiğim yalnızca benim olduğu ve değişmezliği
Sahnede çözmeliyim
oyunun konusunu
Yaşamın onuruna oldukça kötü hazırlanmış
bana yüklenen o oyunun, taşımakta güçlük çekiyorum temposunu
Tiksindiğim halde doğaçlamadan, doğaçlama yapıyorum.
Her adımda şeylerin bilinmezlikerine takılıyorum.
Kırsal kokuyor yaşam tarzım benim
Amatörce iç güdülerim
Heyecan, açığa çıkararak beni daha çok aşağılıyor.
Yatıştırıcı ortamlarda caniymişim gibi geliyor
Geriye alınmayan sözler ve davranışlar
Tümüyle sayılmayan yıldızlar
Koşarken iliklenen yağmurluk örneği bir karakter
İşte, umarsız sonuçları bu birdenbireliğin
En azından çarşamba günü bir prova olsaydı,
Ya da hiç olmazsa perşembe günü bir kez daha tekrarlansaydı.
Ne ki, işte cuma duymadığım, hiç bilmediğim bir senaryo ile geliyor.
Oldu mu bu şimdi- diye soruyorum
(hırıltılı bir sesle, çünkü kuliste izin verilmedi boğazımı temizlememe bile)
Yanıltıcı olur düşünmek, bunun yalnızca basit bir sınav olduğunu
hani derme çatma bir yerde verilen. Hayır.
Dekorun tam ortasındayım ve ne denli sağlam olduğunu görüyorum.
Gözüme her şeyin incelikle yerli yerine konduğu çarpıyor.
Asılı, en uzaktaki süsler bile.
Ah, hiç kuşkum yok artık bu bir prömier,
tüm yapacaklarım,
hep yaptıklarıma dönüşecekler
Wislawa Szymborska
Çeviren: Neşe Taluy Yüce- Agnieszka Lytko Kaim
02 Ocak 2013
Bir Kedi Sahibini Yitirirse
Ölmek
Bir kediye yapılabilecek
En büyük kötülüktür
Ne yapar bir kedi, yitirirse sahibini?
Duvarları tırmalar, eşyalara sürtünür
Hiçbir şey değişmemiş, dokunulmamış hiçbir şeye
Sanki burada
Her şey farklı, yerinden uzak
Her şey oysa
Dışarıdan gelen ses, bildik ses değil
Yok artık, yavaşça dokunan
Oda lambasına
Tabağa balığı koyan el, aynı el değil
Bir şeyler eksik, tam değil bir şeyler
Masada
Zamansız gülüşler, gereksiz sözler
Odada
Birileri uğruyor
Ne bir sevgi, ne bir sıcaklık,
Çıkıp gidiyorlar sonra;
İzin verseler,
Sevinecek, paylaşacak oysa
Bütün dolaplar karıştırılmış
Bütün çiçekler devrilmiş
Halı altlarına bakılmış;
Yasaktı,
Gazeteler yırtılmış;
Ne kalıyor geriye
Uyumaktan ve beklemekten
Başka
Ah
Bir gelse, çıksa ortaya
Anlardı
Böyle kötülük, yapılmaz bir kediye
Ses çıkarmadan, sıçramadan
Şimdilik
Sevmiyormuş gibi onu
Diklenirdi yavaşça, yumuşacık patileriyle
Wislawa Szymborska
(Polonya, 1923)
Türkçesi: Ahmet Tüzün
Bir kediye yapılabilecek
En büyük kötülüktür
Ne yapar bir kedi, yitirirse sahibini?
Duvarları tırmalar, eşyalara sürtünür
Hiçbir şey değişmemiş, dokunulmamış hiçbir şeye
Sanki burada
Her şey farklı, yerinden uzak
Her şey oysa
Dışarıdan gelen ses, bildik ses değil
Yok artık, yavaşça dokunan
Oda lambasına
Tabağa balığı koyan el, aynı el değil
Bir şeyler eksik, tam değil bir şeyler
Masada
Zamansız gülüşler, gereksiz sözler
Odada
Birileri uğruyor
Ne bir sevgi, ne bir sıcaklık,
Çıkıp gidiyorlar sonra;
İzin verseler,
Sevinecek, paylaşacak oysa
Bütün dolaplar karıştırılmış
Bütün çiçekler devrilmiş
Halı altlarına bakılmış;
Yasaktı,
Gazeteler yırtılmış;
Ne kalıyor geriye
Uyumaktan ve beklemekten
Başka
Ah
Bir gelse, çıksa ortaya
Anlardı
Böyle kötülük, yapılmaz bir kediye
Ses çıkarmadan, sıçramadan
Şimdilik
Sevmiyormuş gibi onu
Diklenirdi yavaşça, yumuşacık patileriyle
Wislawa Szymborska
(Polonya, 1923)
Türkçesi: Ahmet Tüzün
18 Aralık 2012
Tek Bir Yıldız Altında
Rastlantıdan, onu gereklilik olarak adlandırdığım için özür dilerim
Eğer yanılıyorsam, gereklilikten de özür dilerim
Mutluluk onu sanki benimmiş gibi aldığım için kızmasın bana
Ölüler anılarımda yanıp söndükleri için ne olur darılmasınlar
Zamandan, dünyanın bir saniye içinde gözden kaçırılan çokluğu adına özür dilerim
Eski aşkımdan yenisini ilk sandığım için özür dilerim
Uzak savaşlar, evime çiçek getirdiğim için bağışlayın beni.
Kanayan yaralar, parmağıma iğne battı, bağışlayın
Uçurumdan bağıranlar, menueti çaldığım plak için özür dilerim
İstasyondakiler, sabah beşteki uykum için özür dilerim
Kışkırtılan umut, bazen gülüyorum affet.
Çöller, bir kaşık suyla koşmuyorum diye affedin beni
Ve sen atmaca, hani yıllarca aynı
Hep aynı kafes içinde, devinimsiz aynı noktaya bakan
Doldurulmuş olsan bile hoş gör beni.
Kesilmiş ağaçtan masanın dört ayağı adına özür dilerim
Büyük sorulardan, küçük yanıtlar için özür dilerim
Gerçek, bana pek önem verme
Ağırbaşlılık, göster bana yüce ruhunu
Varlığın gizi, dayan eteğinin kuyruğundan ipleri yoluşuma
Ruhum, beni suçlama, sana ara sıra sahip olabildiğim için
Her şeyden, her yerde olamadığım için özür dilerim
Herkesten, herkes olamadığım için özür dilerim
Biliyorum aklamaz hiç bir şey beni yaşadığım sürece
Çünkü, kendim, yine kendim engelim.
Dilim, bana kızma acı sözleri ödünç alıyorum
Ve sonra onları daha yumuşak göstermek için çabalıyorum diye
Wisława Szymborska
Eğer yanılıyorsam, gereklilikten de özür dilerim
Mutluluk onu sanki benimmiş gibi aldığım için kızmasın bana
Ölüler anılarımda yanıp söndükleri için ne olur darılmasınlar
Zamandan, dünyanın bir saniye içinde gözden kaçırılan çokluğu adına özür dilerim
Eski aşkımdan yenisini ilk sandığım için özür dilerim
Uzak savaşlar, evime çiçek getirdiğim için bağışlayın beni.
Kanayan yaralar, parmağıma iğne battı, bağışlayın
Uçurumdan bağıranlar, menueti çaldığım plak için özür dilerim
İstasyondakiler, sabah beşteki uykum için özür dilerim
Kışkırtılan umut, bazen gülüyorum affet.
Çöller, bir kaşık suyla koşmuyorum diye affedin beni
Ve sen atmaca, hani yıllarca aynı
Hep aynı kafes içinde, devinimsiz aynı noktaya bakan
Doldurulmuş olsan bile hoş gör beni.
Kesilmiş ağaçtan masanın dört ayağı adına özür dilerim
Büyük sorulardan, küçük yanıtlar için özür dilerim
Gerçek, bana pek önem verme
Ağırbaşlılık, göster bana yüce ruhunu
Varlığın gizi, dayan eteğinin kuyruğundan ipleri yoluşuma
Ruhum, beni suçlama, sana ara sıra sahip olabildiğim için
Her şeyden, her yerde olamadığım için özür dilerim
Herkesten, herkes olamadığım için özür dilerim
Biliyorum aklamaz hiç bir şey beni yaşadığım sürece
Çünkü, kendim, yine kendim engelim.
Dilim, bana kızma acı sözleri ödünç alıyorum
Ve sonra onları daha yumuşak göstermek için çabalıyorum diye
Wisława Szymborska
06 Eylül 2012
Yıldırım Aşkı
İkisi de emin.
birbirlerine bağlandıklarına bir anda.
böylesi emin olmak güzel de
emin olmamak daha güzel.
daha önce tanışmadıklarına göre
aralarında hiçbir şey olmadığını sanıyorlar.
belki ta eskiden, yanyana geçtikleri sokaklar,
koridorlar, basamaklar ne derler buna peki?
sormak isterdim onlara,
anımsıyorlar mı acaba,
belki döner bir kapıda
hani bir gün yüzyüze?
bir “özür dilerim” sıkışık kalabalıkta belki?
ya da bir ses telefonda “yanlış numara”?
- ama biliyorum yanıtlarını.
yo, anımsamıyorlar.
uzun zamandan beri
rastlantının onlarla oynaması
şaşırtırdı kuşkusuz onları.
ama hazır değil henüz,
onlar için yazgıya dönüşmeye
bir yaklaştırıp bir uzaklaştırıyor onları,
yollarını kesiyor,
kahkahasını tutup, bir kenara sıçrıyordu
rastlantı.
imler vardı, belirtiler de,
varsın anlaşılmasınlar, ne var ki bunda?
belki üç sene önce,
geçen salı belki
bir yaprak,
hani uçan omuzdan omuza?
yitirilen, bir kenara kaldırılan bir şey vardı.
çocukluğun çalılığında bir top belki, kim bilir?
kapı tokmakları, ziller de vardı,
hani belki bir gün
dokunmanın örtüştüğü bir sonraki dokunmayla.
emanette yanyana duran valizler belki.
ya da aynı gece görülen tek bir düş,
kalkar kalkmaz belirsizleşen hani.
her başlangıç çünkü
bir devamdır aslında,
olayların defteri ise
hep yarı açık durur.
Wislawa Szymborska
birbirlerine bağlandıklarına bir anda.
böylesi emin olmak güzel de
emin olmamak daha güzel.
daha önce tanışmadıklarına göre
aralarında hiçbir şey olmadığını sanıyorlar.
belki ta eskiden, yanyana geçtikleri sokaklar,
koridorlar, basamaklar ne derler buna peki?
sormak isterdim onlara,
anımsıyorlar mı acaba,
belki döner bir kapıda
hani bir gün yüzyüze?
bir “özür dilerim” sıkışık kalabalıkta belki?
ya da bir ses telefonda “yanlış numara”?
- ama biliyorum yanıtlarını.
yo, anımsamıyorlar.
uzun zamandan beri
rastlantının onlarla oynaması
şaşırtırdı kuşkusuz onları.
ama hazır değil henüz,
onlar için yazgıya dönüşmeye
bir yaklaştırıp bir uzaklaştırıyor onları,
yollarını kesiyor,
kahkahasını tutup, bir kenara sıçrıyordu
rastlantı.
imler vardı, belirtiler de,
varsın anlaşılmasınlar, ne var ki bunda?
belki üç sene önce,
geçen salı belki
bir yaprak,
hani uçan omuzdan omuza?
yitirilen, bir kenara kaldırılan bir şey vardı.
çocukluğun çalılığında bir top belki, kim bilir?
kapı tokmakları, ziller de vardı,
hani belki bir gün
dokunmanın örtüştüğü bir sonraki dokunmayla.
emanette yanyana duran valizler belki.
ya da aynı gece görülen tek bir düş,
kalkar kalkmaz belirsizleşen hani.
her başlangıç çünkü
bir devamdır aslında,
olayların defteri ise
hep yarı açık durur.
Wislawa Szymborska
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









