bejan matur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bejan matur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Mayıs 2026

YIKILAN DAĞLAR SEVGİLİM

Yıkılan dağlar sevgilim
Yıkılan dağlar.
Kayaların yürek kadar büyümesi
Ve oynaması yerinden.
Çıktığın o yükseklik
Ne söyledi sana,
Rüzgâr kestiğinde yüzünü
Bakışın acıdığında ne?
Bir denize bakıyordun
Dalganın bir özgürlük vaadi olduğu
O sonsuzluğa.
Keske diyordun
Yanımda olsan
Ama uzaksın!
Tam o anda
Yüreğimde çatlayan bir nar tanesi
Sen!

Ve baktım
Uzak deyişine.
Aramızda evet
İki deniz
Binlerce nehir var
Buzulların rüyalara sızdığı
Bir kıyı ve de.
Taşların taş olduğu
Ve adımların
Her şeyden fazla tanrıya yöneldiği
Bir dağ duruyor aramızda.

O dağ oynadı yerinden.
Ve binlerce elin göğe uzandığı
O yüksekliken
Vadilere
Nar gibi çatlamış yüreğim
Ve açıldığıyla kalmış.

Dağlar sevgilim
Dağlar
Yürekte başlayan karlı bir gece
Ve sönmeyen ateş
Beraber duyduğumuz
Çocukluk sesleri.
Kahkahalar dağlardan yuvarlanırken
Uğuldayan geçmiş
Ve masmavi dolunay
Kimi bekliyor dersin?

Şimdi gidiyorsun
Dağın hatırı var.
Ve adımların
Bir inancın tekrarlanması gibi.
Kral yoluna dizilen
Bütün makiler
Tarih öncesinden bugüne
Titrerken
Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
Ve zaman geçmiş.
İncilden bir sahne gibi
Uyuduğun o sessizliği hatırlıyorum.
Bir çoban
Bir eşek
Ve korku içinde bekleyen sen
Daha çocuksun
Dağlardan gelen korkunun
Taşlara sindiğini bilen.

Bejan Matur
aşk/olmayan

GÜZ ORMANI

Bütün sözler
Penceremden uçup gitti.
Bana bakışın
Kollarında uyuttuğun sabahlar
Karışıp gitti rüzgâra.
Şimdi zaman bölünüyor
Geçmiş ve gelecek
Artık kime ait,
Hangimiz hangi yöne
Belli değil.
Sen uyurken
Usulca kapattım kanatlarımı
Sana verdiğim kalp
Ve dokunduğun ten
Şimdi bir güz ormanında
Bir dala tünemiş
Aşkı sayıklıyor
Kapanan kapıları ve de!

Bejan Matur
aşk/olmayan

ZEYTUN, DÖNÜŞ

Çünkü bitmez acı.
Vadileri geçiyoruz
Ölüm konuşuyor.
Ormanı geçiyoruz
Ölüm konuşuyor
Ve zirvesinde dağların
Bir keder
Gitmiyor bizden
O kalp ağrısı.
Küçük bir kız
Mutlu bir karşılaşmadan söz ediyor
Onun gözlerinde görüyorum
Kar kuyularını.
Annemle yürüyoruz
Eskiden kalan acı
Vadilerin ötesinden bakıyor bize.
Salınan kavak ağaçları
Karadut
Ve karcııııı
Aynı anda açmak için kalbimizi
Karcııııı.
Karadut ve kar kuyusu
Hüznü yapan geçmiş
Ve hatırlanan
Parıltısı takıların.
Kollarıma bakıyorum
Boynuma
Parıldayan o çocukluk anı
Takışmış peşime gitmiyor.
O uzak sabahında dağların
Kavaklar salınıyor
Ve üzüm kokuyor rüzgâr.
Bağların hüznüne dalıp
İnsan diyor annem
Bir yerde yaşamakla
İyiliği öğrenmeli,
Taşa baktıkça mesela
Dağa baktıkça
Dokundukça dalına bir ağacın
Görmeli iyiliği.
Sonra küçük kız toprağa bakarak
Bir şarkı sölüyor
Sarışındı diyor
Gülüyordu baktığımız ölü
Çocuk değildi hayır
Delikanlıydı.
O gülüş yankılanıyor kayalıklarda
Bir gölge artık
Yok!
Hangisi gerçek diyorum
Bizim yürüdüğümüz gece mi
Geride kalan dağ mı?
Kar kuyusu diyor o
Kar kuyusunda biriken gerçek.
Sonra gömülmüş ipeklerden söz ediyor
Sırma kumaşlardan tek tek.
Onlar kadar olamadık diyor
O kumaşlar kadar kavim ve parıltılı.
Ve çürüdü giysiler üzerimizde
Ve bakış karardı
Birer göl gibi her biri
Tarihten bugüne bakan
Karanlık gözler.

Bejan Matur

KADER DENİZİ

V. Bölüm

Ölüme yüzen kolların
Açtığı uzay
Bir haritadır.
İzlense
Görülür insan.

Akdeniz’de
Bir dalga
Korkuyu sürükler,
İnadı sürükler
Bir dalga.

Kader kadar karanlık
Sular.
Senin bakışların
Soluğun karanlık.
Geldiğin Afrika
Burada işte,
Geride bıraktığın Asya
İçinde beklemenin.

Büyük dağları
Sayıklardın,
Uzun rüzgârları,
Kayalıkları yoklayan
Her kanadın
İzindeydin.
Bir çocukluk hevesi
Başka yerler,
Başka yerlerden
Başlar yakınlık.

Korku mu o an
Sularda büyüyen?
Derinlere inerken
Yükselen insandan,
Korku mudur?
Huzurdur belki!
Akdeniz’de
Çırpınan kolların
Senfonisi
Notalardan değil
Bakışlardan.

Bir müziğin
Yapamadığını
Yıldızlar yapar.

Bir müziğin
Eksik bıraktığını
Yıldızlar tamamlar.

Aynı nefesi tüketiyoruz
Daracık bir hücrede
Bir oluyoruz.
Çünkü bizden beklenendir
Karışmak,
Bir olmak
Biçilendir bize.
Çünkü aynıydık
Yola çıkarken
Yol oyaladı
Ve dağıttı bizi.
Ama aynıyız yine,
Aynı havayı soluyan
Ve aynı ölümle
Ölen.

Olmadı!
Duyulmadı sesimiz.
Varlığımız görülmedi.
Şimdi bu ıssızlıkta
Titriyoruz,
Korku içindeyiz,
Dünya bir heves.

Nefese indirenmiş
Kulaçlar
Anlatır;
Nasıl da bir maddemiz.
Korkumuz
Nasıl da bir.

Varlığın ipini
Kainatla
İnsan arasında
Sarkıtan
Biliyor.
O can çekişme,
Sahnesidir dünyanın.

Dağların ve çölün birleşmesi
İbadetse,
Sularla karışan
Açların soluğu
Vicdanıdır derinlerin.

Sarmalanmış hiçliğim
Huzur içinde!
Varlık benden çekilirken.
Çünkü harcadım
Gücümü.
Soluğumu harcadım
Son ana dek.
Buraya itilmişsem
Kalmanın anlamı
Tükendiğinden

Bejan Matur
Kader Denizi

SENİN OMUZUNA YASLANMAK

Bana dağları geri getirdiğini söyledin.
Düşündüğün, sezdiğin dağları
Orada tam şu anda
Yürümekte olanları anlattın.
Onlarla arandaki bağı.
Acıma mı?
Değil.
Ama çocukluk gibi
Seninle büyüyen
Senden uzaklaşmayan.
Orada
On binlerin yürüyüşü
Vadilerin derinliğinde
Yürek gibi açılmış bir dağ.
Gün doğuyor,
Gece iniyor
Ve biz biliyoruz zamanı.
Gün doğuyor,
Gece iniyor
Ve biz sessiz yolcuları yeryüzünün
Duyuyoruz acıyı.
Ölüm dünyaya bırakılmış bir işaret.
Ve dallar karanlıkta anlatıyor aşkı
Ağlayışla.
Ben kuytulardan gelen meczup adamları
Hatırlıyorum
İnanmış olanları
Ve ağlıyorum.

Senin omzuna yaslanmak
Bir dağın tamamlanması.
Senin omzuna yaslanmak
Akmak bir vadiden.

Evet en baştan başlayalım
Adımlarımızın sessizliğinden
Yüreğin toprağı duyuşundan ve de.
Korku nedir
Bizim sevincimiz karşısında?
Korku nedir
Bizim dağları açıklayan inadımız yanında?

Şimdi zaman açılıyor önümde
Günü ve geceyi eşitlemiş
Bir kavim
Geleceğe akıyor.
Yıldız oluyor bir kavim.
Şimdi kavuşmayı beklerken
Gözyaşları içinde
Geçmişten gelen karanlığın bizde açılması
Ve ışığın kalp demek oluşu.

Sen dağları anlatırken
Kalbimde eşitlenen
Işığa ve karanlığa baktım.
Umut
Nar ağaçlarının hevesi
Ve yankısı kuyuların.
Bizim hikâyemiz midir
Başlangıçtan sona
Bizim olacak olan?

Bejan Matur

GÜNEŞ YARASI

Kelimelerim 
İki dağın arasında gidip geliyor.
O inanmış kadın gibi
Deli etekleri
Taşları ezen.

Bir yabancıyım 
Kelimeler iki dağın arasında 
Gurbet gibi bakıyorlar bana. 
Öylesine gidip geliyorum 
Gölgem yok 
Ve güneş yaram benim 
Hiç kapanmamış.

Bejan Matur
Son Dağ
           Fotoğraf: Mart 2018 Antalya

08 Ocak 2022

Âdem’in Yalnızlığı

Yedi Gece

Birinci Gece

I.

Ve ilk ayet indi.
Ve gece Allah’ın katındadır artık.
Ve taşlar
Ejderhanın ağzından dökülerek Kurdular şehri.
Karanlık insanın karanlığından öteydi.
Lavların ve duanın bilgisi
Açtı sokakları Ve binyılların acısı ve isteği Yaşanır oldu.
Çocukların uzayından söz ettim ona
Çocuklukta Allah’a ait olan yüzlerin
Nasıl karıştığından.
Hepimiz bir yüz oluştururuz kardeşlerimiz
Ve arkadaşlarımızla
Buna Allah ve melekler dahildir.
Çocukluğun uzayı
Sokaklarını şehrin
Sadece tanıdık kılmaz
Aşka yaklaştırır.
Benim 1001 gecem
Onun yüzü ve sonsuzluk arasında
Gidip gelirken
Kelimelerin olmadı sadece.
Daha bin’e çok var dedi o
Bu yüzden giderken
Sonsuzluğun benden aldığı
Bakışı tekrarladı.
Dünyadaydık Bir avlunun
Güllerin kıyısında.
Bahçede bir kaplan gördüm
Bütün gece uyutmadı beni o kaplan
Dedi biri.
Ağaçların gövdelerinden tırmanan bir ruh
Burçları geçerek gösterdi bana
Çizgileri karışmış yine.

II.

Ve ilk ayet indi.
O gece olacak ve Tanrı’ya armağan Edilecek olan yarım bırakıldı.
Çünkü kadınlar dua etmediler bizim için
Çünkü ruh çırılçıplaktı.
İnsandan kuvvetlisi yok dedi yıkılmış Bir adam.
Geçmişe açılmış bir gökyüzünün Üzerinden bakarak.
Ne zalimler, ne mazlumlar. Kadir gecesinde.
Ve ilk ayet indi Ve şehir uyandı
Ve şehir daha çok Daha çok açıldı
Ve göğsünün içinde çarpan kalp
Çocukluğumuzun uzayında benden alınan belki.
O kalp

III.

İlk ayet inerken
Aramızda durmakla
Senden çıkıp bana duyurmakla varlığını
Bölünmüş uzamı tamamladı.
ilk ayet inerken Emri duydum Ve sesleri
Aynı gökyüzünü paylaşmakla sınırlanmayan isteği.
Onların nasıl öleceklerine iyi bakın Dedi biri.
Kendi ölümünü çoktan kabullenmiş Uzayan dilleri
Ve geçmişin günahlarıyla Şehrin siyahlığına eklenen.
Ve sen
Kaya diplerinden akan suların Sırrını açtın bana.
Tıpkı o kalbi o göğüsten çıkarıp Bana verdiğin gibi.

İkinci Gece

I.

Duasını yürürken eden bir kadın
Her yolu Tanrı’ya kavuşturuyor.
Ve bir adam
İnsandan kavimi yok varlıkların diyor
Çökmüş omuzları Ve bitmiş hayatıyla.
Çın diyor bir demir Başka seslere karışıyor.
Çok önce erkeklerin dünyasını ayıran duvarlar
Acıda birleşince
Gökyüzü açılmış önlerinde.
O gökyüzü ki özlenenden fazla
Ama özlenen olmamış gerçekten.
Sana bakarken çocukluğun uzamını hatırladım.
Çocukluğun kendine ait uzayında Yüzümüz Tanrı’ya aittir.
Bu yüzden arkadaşlarımız Birlikte büyüdüğümüz kardeşler
Benzeriz birbirimize Ve o biri hep taşınır bizde.
Öyle oldu
Senin yüzün biriken her şeyi açıkladı.
Ataların izlerini
Çocukluk oyunlarının doğmuş
Doğmamış tüm acılarını iştahını Toparladı.
Şehri kuran taşların siyahlığını anlattın sen
Ateşini şehrin bir ejderhanın yaktığını.
Bir soluk
Ejderha
Siyah taşlar
Hepsi senden başladı.
Ve yeraltında sular
Müslümanlığın kırk günü
Ve gecesi kadir olan insanların
Hepsi hepsi avuçlarını açtı
Ve Allah’a yürüdü.
Sonra süpürdüler avluyu
Kürtçe konuştular Duaları Kürtçe sürdü.
Bir kadın mahcubiyetle
Kollarımın cehenneminden söz etti ‘bendeki siyah örtüyü al’ dedi
Al bendeki siyah örtüyü Yanma sen…

Bejan Matur

10 Haziran 2021

kalbin aldığı mesafe

yakalanan nedir, 
benzerlik mi? 
gözlerin 
inişte başlayan çakışması 
ve kirpiklerin uzunluğu 
daha fazlası değil. 
belki nefestir biraz da. 
soluğu kaplayan zerrelerin 
bir uzay karanlığında seyrederken 
dayanak olma, 
olabilme hali. 
oradayız işte, 
ikimiz 
tutunacak bir kainat bulamamış 
o çelimsiz varoluşun magmasında 
gülümsüyoruz birbirimize. 
benim ağzımda bir gelincik var 
sen gözyaşının kristal kesiğini 
gizlemek için özenlisin yine.

insanı incitmeyecek 
tek söz bulunmadı henüz. 
her söz incitir.

o kadar sessiziz ki 
hırıltılarla konuşuyoruz. 
arkaik iki hayvanın 
kainattan devşirdiği dille 
ses veriyoruz birbirimize. 
bu bir 'sevme' diyorsun bana. 
kalbin aldığı mesafe bu. 
yıldızların zamanından önce 
karanlığında yol alma! 
oradayız işte 
bir dayanak bulsak 
varacağız bir anlama. 
kalp bunca akarken 
bedenin güçsüz kalışı 
ve dağınıklığı uzayda. 
beden oraya ait olmayandır diyorsun, 
ruhtur bize yol gösterecek olan. 
elbette ruhu izleyeceğiz, 
onun peşinden gideceğiz. 
tereddütsüz onun izinden.

ben dağılan kalbimi tutuyorum 
sana akmış olanı. 
gecenin yorgunluğunu tanımayan 
o acemi kalbe 
söz geçirmeye çalışıyorum. 
senin saklanarak adımladığın o sokaklarda 
bir uzay boşluğunda ilerler gibi 
eşlik ediyorum varoluşuna, 
kelimelerine 
ve gözlerinin 
inerken artık oturan anlamına. 
o bakış bizimdir 
o bakış sonsuzluk içinde bulduğumuz 
ışıklı bir dehlizdir.

sen müziği anlatırken 
gördüğüm duyduğumdan hep fazladır. 
sana belki söylemedim 
ama hissettim sevgilim, 
iki kalbin benzerlikte 
nasıl bir karanlığa düştüğünü. 
tut elimi 
düşeceksek birlikte düşelim. 
tut elimi 
bir dayanak yoksa insana 
birlikte ürperelim. 
ve ben bunları düşünürken 
boşluğunu büyüten kainat 
aşkın "bir olmak' olduğunu haykırıyor, 
aşkın, bir yıldız kayması anında 
yüreğe saplanan kırık bir kanat olduğunu. 
o kırık kanatla uçuyoruz birlikte. 
o kırık kanatla biz 
ölümsüzüz.

çünkü odur, 
yalancı peygamberlerin soluğuna 
ve güllerin yumuşaklığına gizlenmiş 
o ilk söz. 
odur aramızdaki 
adı konmamış o kanatsız uçma hali. 
bir yerdeydim 
beni yersizliğe çağırdın. 
orada dur 
o talimsiz yerde. 
orada dur 
ve konuş benimle. 

ahh ses 
varlığın uzayı.


Bejan Matur




bizans sesleri

...
eğil bak 
gör o eski dili 
bizi insan kılan gerçekleri. 
ve güven duymamızı zamana 
devam etmemiz için. 
her şey akar evet 
her şey değişir 
hiçbir şey aynı kalmaz 
ve gerçekte hiçbir şey yoktur! 
bundan anladığım aşktır. 
mitolojik korkularla 
güvenin parçalanmasıdır 
bundan anladığım. 

ama insanız ısrarla. 
bir ceylan tedirginliğinde yaklaşsak da olana 
acıtır heves. 
korkuların en dilsizini seçmiş olsak da. 

öyle ya, 
sessizlik de bir cevaptır, 
sessizlikte bilsen ne gerçekler gizli. 
şimdi üzgünüm, 
henüz durmamış kalbimle 
karanlıkta başka bir dil konuşuyorum.
...

Bejan Matur
Dünya Güzeldir Hâlâ
Everest Yayınları





geride kalan kırlangıç

bazen olur.
geride kalır biri.
bu yıl tam 106 kırlangıç saydım 
diyen babamın sevinci.
gelir giderler hep
19 martta dönerler ama.
bekleriz annen ve ben.
kapımız açık bekleriz.
12 ağustosta giderler yine.
bir gün gecikmez.
güneye yemen’e giderler diyor annem 
karabiber yemeye.
karabiber severler.
ama bu sabah uyandığımızda
geride kalan bir kırlangıç gördük.
tele tünemiş güneye bakıyordu. bebekti belki de
yemen’e kadar uçamazdı.
bazen olur
geride kalır biri
ve konuşur birden.

biz varız ama
baban ve ben
bekliyoruz burayı,
bizim de aklımız hep yollarda.
ben uçaklara bakıyorum en çok, 
yıldızlar gibi gökyüzünde parlayıp sönen,
çocuklarımı getirip götüren
o kanatları seviyorum.
dua ediyorum hep
her köşede bir ip bağlıyorum
kapılara pencerelere.
böğürtlen toplamaya gittiğimizde
elime batan diken duruyor hâlâ.
sızlıyor içimde ama bırak acıtsın diyorum. 
annemin ellerinde kalan böğürtlen lekeleri...

bazen olur evet
biri kalır geride.
yurt kılmak için toprağı
kapatır kanatlarını
ve gitmez.
ben her şeye yeniden bakıyorum 
tekrar doğmak gibi
taşları sökülmüş bir çitin 
ağırlığını anlamak gibi.
ceviz ve iğde kokuları arasında 
geceye karışmış hisler.
kimse tutamaz günün hesabını 
çocukluk geride kalmıştır,
saçlar sim içinde
mahçup bir kucaklaşma geçmişle.
ve topu topu akılda kalmış birkaç anının 
gülümsenerek hatırlanması.
o kadardır bağım görünürde,
uzağım köyün dünya telaşına.
ama rüzgârla konuşmam hiç değişmez.

annemin seksen yaşını aşmışken yürüdüğü tarlada 
bahçe çitinin taşlarını düzeltmesi
babamın kuşlara yem verme telaşı
ve onların bu toprağın çok derinlerinde duran nefesini benim
avcumda saymam...
bazen olur evet
biri geride kalır
unutur gitmeyi.
belki cesaret edemez 
“sözleştiler kendi aralarında, 
anlaştılar güzelce”
diyor annem.
kırlangıçların zarif katarını anlatıyor yemen’e giden. bilmiyor,
o geride kalan
benim kalbimdir.
oraya tüneyip uzaklara bakan
geçmişle gelecek arasında çizilmiş bir hat olan o telde 
durup evi hisseden.
kainatı duyan kalbiyle
bir güçsüzlük müdür o kalma,
bir belirsizlik midir kanatları açmayan?
bazen olur evet
biri kalır
ondan bir işaret taşımak içindir doğada,
bakışın belirginleştiği yerde
ruhu konuşturan bir işaret.
her şeye yeniden baktım
otların sararmış aynasında
nefesimi tutarak
taşların koyu yüzünde sayarak izleri.
ve baktığım her yıldızın hesabını tutarak yeniden. 
çocukken, kalbimi sevinçten parlatan o doğanın 
hâlâ ve ısrarla orada durması
uyandırdı beni.
bazen olur evet
ve olan iyidir hep.

Bejan Matur




gül bahçeleri

ağzında şeker tülbendiyle 
akdeniz'i ağlamadan geçmek zorunda kalan 
kız çocuklarının şarkısı; 

elbette gül bahçeleri gömülü kalbimizde. 
paslanmış beşiklere yaslanıp açan 
inatçı güllerden bir neşe. 

girit 2018

Bejan Matur

29 Temmuz 2020

Babanın Ölümü ve Bekletilmesi

Babanın cesedi en son gömülür.
Bir gün ve geceyi yuvasında geçirmeli. Ve anlatılmalı.
Oğullar ve kızlar kâbus görecek. Görmeli.

Bejan Matur

07 Mart 2016

Geçmişin Yükü

İnsan hep başlangıca inanıyor
Annenin dokunuşu
Ve ilk soluk
Bir el saçlarda gezinirken
Şefkatli bir yürek
Öyle sanıyor dünyayı.
Rüzgâr esecek
Ve taşıyacak çocukluğu,
Senin bildiğin
Dokunduğun rüzgâr.
İnsan ilk olana inanıyor hep
Koşarak bulduğumuz kapılar
Kapanmadan daha
Bir ışığın aydınlattığı ev,
Geçmişin yükü
Omuzlarımıza çökmüş
Ve bırakmışsın beni çoktan.
Hiç tutmamış gibi
Bırakmışsın beni
Hiç tutmamış gibi.

Bejan Matur
aşk/olmayan

05 Mart 2016

Hangi Sözler

Kelimeler sonsuzluğun kanatlarıdır
Yaklaşır ve uzaklaşırlar kalbe.

Şimdi kim kapatacak açılan kalbi
Hangi sözler?
Harflerin yorganını
N'olur
Ört
Ört üstüme.

Bejan Matur

Bozkırda

Bozkırda
Tepelerin
küçük kız çocuğu
Büyümüş ağlarken
Rüzgâr son kez kesiyor yüzümü,
Kalp incinmiş
'Hiç iyi değilim'
Dediğimde ben
Duysan keşke!

Bejan Matur

Orada Olsaydım

Orada olsaydım uyuturdum seni
Diyorsun.
Birlikte yağmuru dinlerdik.
Ve bitmeyen konuşmasını akasyanın.
Burada olsaydın
Uyku olmazdı.

Saçlarım uzamış
Rüyada sarmaşıklar gibi
Senin duvarlarına uzanıyor.
Yan yana
Ve yokuz.

Bejan Matur
aşk/olmayan - Everest

21 Ocak 2016

Eskiden

Eskidendi
Kelimelerin kalbini açar bakardım.
Eskidendi
Uçar üzerinden bozkırın
Çocukluğa giderdim.

Yine giderim
Annenin yüzü hâlâ masum
Hâlâ acılı bakışları.

Ağlamak için
Kalbimi ağaçlara bağladığım zamanlar
Ormanların derinlerinde
Yaprakların açılması
Ve konuşması
Eskidendi.

Sonra kelimeler geldi
Ve oturdu karşısına kalbin
Gitmedi.

Bejan Matur

10 Eylül 2015

Süren Harfler

Hançere dalmış bir çocuk
Harflere bakıyor
Kadere bakıyor
Elleri cebinde.
Adı Muhammed
'Ne düşünüyorsun' diyorum
'Kur'an'ı düşünüyorum' diyor
Süren harfleri
Ve kanı.

Bejan Matur

29 Temmuz 2015

Şapka

Seyit Rıza ve Dersim'e

Dün burada
Yaşlı bir adam
Bir şapka istedi.
Sabah vakitsiz
Ve erkendi.
İnce elleri
Ve yitirdiği görkem için
Tarihte yerini alacak olan.
Kim kaybedecek belli değil
Hangi mağarada
Hangi meraklı gözler?
Ve açlık
Bir bilinç gibi
Hiç unutturmayan kendini.

Dün burada bizden çalınmış
Bir gizi fark ettim
El ele ölüme giden
Bir baba ve oğul.
'Oğlumu benden önce almayın' diyen
Yaşlı bir adamın bakışları
Karanlıkta
Vicdan gibi.

Şimdi buradayım
Dağların yüzü gülüyor
Yankılanıyor dağların yüzü.
Ve sen
Geride bir oğul bırakmışsın.
Bel çizgisi ince
Parmakları uzun.
Dağların yüzü kederde.

Dün burada
Beyaz eteklerin
Ve şık tayyörlerin
Cumhuriyetinde
Namlular
Medeniyeti gösterdi.
Köprüler kurulmuş evet
Ve Milli Şef teftişte.
Öyle ya
Geleceğin ülkesi
Sağlam olmalı
Ama gerçeksiz.

Dün burada
Yaşlı bir adamın
Bomboş bir meydana
Kederli gözlerle
Baktığını gördüm.
'Evlad-ı Kerbela'ya' seslenişi
Bir farın ışığında büyürken
Yürek gibi inip kalkan yeryüzü.

Dün burada
Dağların anahtarı olan
Bir oğulun
Tarihin derinlerinde
Nasıl parladığını gördüm

Uzakları gösteriyor bir el
Yerine ne kurulacaksa
Hangi tokluk silecekse geçmişi
Ama geçmiş kalır
Ve ertelenen gelir
Bir baba ile oğulun
El ele ölüme gittiği an
Dünyada hep ilk kezmiş gibi
Yaşanır.

Bejan Matur

Eylül 2009, İstanbul

Bahar Yok

Erguvanlar açmış
Yastayız yine
Bahar yok
Ülke yok
Ve her yer kan içinde

Bejan Matur