yerin üzgünlükle kırışan yüzündeyiz
unuttuk ihtiraslı bükülüşünü dudakların
dışına düştük ırmakların: kurak ve ayaz
ince çizgiler çektik kentlerle mağaralara:
kalbimize iliştirdiğimiz solgun papatya,
şimdi sınırsız ölümler kadar beyaz
kıta alçalıyor, yükseliyor okyanus
bu yepyeni bir veda düşlere, tutkulara
geçiyor bağbozumu, su sızdırıyor küp
parmaklar yetişmiyor güneşe uzanmaya
bozuk sesler içinde birkaç zavallı ezgi
kırılıyor ince çizgi, çitler devriliyor: fırtına
siyah sular ıslatıyor renksiz çiçekleri
anlaşıldı, zaman yok nesneleri sevmeye
güneşin kalbine girmeye zaman yok
buymuş yeni mevsimlerin öğreteceği
Baki Ayhan T.
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Baki Ayhan T. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Baki Ayhan T. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
04 Temmuz 2013
Derin Gürültüsüzlük
sakin olmayı öğrendim senden
duru sulara bakmayı
bir ermiş gibi pas tutmuş kapıların ardında
kendimle buluşmayı
sessiz kalmayı öğrendim senden
sevinçlerde ve büyük acılarda
yerine ulaşmayan bir mektup gibi
kendime dönmeyi
soruları cevapsız bırakmayı öğrendim senden
bir budala gururuyla dolaşmayı anılarda
yeri unutulmuş,
hiç umulmayan bir yerde bulunmuş
yanlış ağaçlarda bitmiş yapraklar gibi
yabancılaşmayı
zamanı hissetmemeyi öğrendim senden
küçük hırçınlıklarına yenilirken insanlar
sessizce girdim ve öyle çıktım içinden
ateşler içindeyken
susuzluğumda yangınları içerken
bu derin gürültüsüzlük
senden
Baki Aytan T.
duru sulara bakmayı
bir ermiş gibi pas tutmuş kapıların ardında
kendimle buluşmayı
sessiz kalmayı öğrendim senden
sevinçlerde ve büyük acılarda
yerine ulaşmayan bir mektup gibi
kendime dönmeyi
soruları cevapsız bırakmayı öğrendim senden
bir budala gururuyla dolaşmayı anılarda
yeri unutulmuş,
hiç umulmayan bir yerde bulunmuş
yanlış ağaçlarda bitmiş yapraklar gibi
yabancılaşmayı
zamanı hissetmemeyi öğrendim senden
küçük hırçınlıklarına yenilirken insanlar
sessizce girdim ve öyle çıktım içinden
ateşler içindeyken
susuzluğumda yangınları içerken
bu derin gürültüsüzlük
senden
Baki Aytan T.
Aynadaki Görüntüye Tepki
bütün savaşlardan yenik çıktık ve yorgun
yolculuk gibi sürdürdük ömrü: günden geceye
bir sarmaşığa sarılıp kaldık sonunda: tutkun
yangınına su taşıdığımız gergin üçgenler
boşluğa eklenen aceleci ve tedirgin bedenler
sığdırıldı iki düş arasındaki keskin nefeslere
biriktikçe birikti lekeler: yenilgi ve yanılgılar
ateşe sığınmanın modası geçti, su zaten eski
bir tepkiydi yaşamak aynadaki görüntümüze
sesler uğultulu uçurumlarda birbirini kesti
hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci
kötülük ve iyilik, aşk ve nefret, dost ve düşman
hepsi aynı bu savaşta: aldatanla aldanan
silinmeyecek ne kadar çabalasak da boşluktan
kalbimize yakıştırdığımız bu derin sessizlik
bütün savaşlardan yorgun çıkacağız ve yenik
Baki Ayhan T.
yolculuk gibi sürdürdük ömrü: günden geceye
bir sarmaşığa sarılıp kaldık sonunda: tutkun
yangınına su taşıdığımız gergin üçgenler
boşluğa eklenen aceleci ve tedirgin bedenler
sığdırıldı iki düş arasındaki keskin nefeslere
biriktikçe birikti lekeler: yenilgi ve yanılgılar
ateşe sığınmanın modası geçti, su zaten eski
bir tepkiydi yaşamak aynadaki görüntümüze
sesler uğultulu uçurumlarda birbirini kesti
hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci
kötülük ve iyilik, aşk ve nefret, dost ve düşman
hepsi aynı bu savaşta: aldatanla aldanan
silinmeyecek ne kadar çabalasak da boşluktan
kalbimize yakıştırdığımız bu derin sessizlik
bütün savaşlardan yorgun çıkacağız ve yenik
Baki Ayhan T.
29 Ekim 2012
Bir Aşkın Başlaması
bir aşkın başlaması:
ruhla yontulması sert bir ağacın
bir anahtar sessizce açar doğayı
bir la sesi başlatır fırtınayı
çeker bıçağını hırçın rüzgâr
hızla çevirir yıpranmış sayfayı:
bir aşkın başlaması
ne süzülürse içine ince bir dalın
serinlikler onu gezdirir yüreğinde
son ışığın peşinde olan yolcular
yaşamı asarlar günün ucuna
kısık bir sesle başladıkları şarkı:
bir aşkın başlaması
kendini ıssız zamanlarda yitirip
ışığın sonunu arayanlar
yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman
bütün bildiği budur hayatı anlayanların
yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:
bir aşkın başlaması
unutulan her güzellik geçmişe karışmaz
yeni güzelliklere eklenir bazısı
bu yüzden en güzeldir en son sevilen
bütün güzellikleri kendinde birleştiren
ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları
bir güz sabahı kapınıza getiren!
böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması
uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince
kadının ayakları suya değince:
bir aşkın başlaması
ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla
gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları
bütün bir hayatı içerecek,
o garip hışırtının böceği aranacak her köşede
anlamsız sayılacak sonra
ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...
eşyalar birbirine karışmış
mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak,
böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:
bir aşkın başlaması
yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı
bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı
gümüş bir gemiyi getirmek diplerden
savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak
doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken
gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması
zamanın akışını hızlandırmak:
bir aşkın başlaması
en sonra:
birdenbire eski yağmurları anımsamak
kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında
okyanusun esnek akışlarında
altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak
en eski çağların güne kavuşan hızında
yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması
kalbin yenilgileri kanıksaması
enginlere açılması gülümseyerek
titrek günler
Baki Ayhan T.
ruhla yontulması sert bir ağacın
bir anahtar sessizce açar doğayı
bir la sesi başlatır fırtınayı
çeker bıçağını hırçın rüzgâr
hızla çevirir yıpranmış sayfayı:
bir aşkın başlaması
ne süzülürse içine ince bir dalın
serinlikler onu gezdirir yüreğinde
son ışığın peşinde olan yolcular
yaşamı asarlar günün ucuna
kısık bir sesle başladıkları şarkı:
bir aşkın başlaması
kendini ıssız zamanlarda yitirip
ışığın sonunu arayanlar
yağmuru sevinçle karşılarlar her zaman
bütün bildiği budur hayatı anlayanların
yırtılmış sayfanın yerine yapıştırılması:
bir aşkın başlaması
unutulan her güzellik geçmişe karışmaz
yeni güzelliklere eklenir bazısı
bu yüzden en güzeldir en son sevilen
bütün güzellikleri kendinde birleştiren
ırmakları, okyanusları, bitimsiz yağmurları
bir güz sabahı kapınıza getiren!
böyle zamanlarda güzeldir bir şarkıyla uyanması
uykunuzu titretir uzadıkça la sesi ince
kadının ayakları suya değince:
bir aşkın başlaması
ipekler altında kabaran göğüslerin tadıyla
gizine erilmiş sevişmelerin yeni zamanları
bütün bir hayatı içerecek,
o garip hışırtının böceği aranacak her köşede
anlamsız sayılacak sonra
ışıkların kırgınlıklara kırılarak yansıması...
eşyalar birbirine karışmış
mutluluk kendini mahzende unutmuş olacak,
böyle bir tablonun usulca indirilmesi duvardan:
bir aşkın başlaması
yeni şeyler ezberlemenin yanlışlığı
bilgiye sığınmak ve kutsamak katılığı
gümüş bir gemiyi getirmek diplerden
savrulan bir uçurtmayı gökte unutmak
doğayı değiştirmek temiz sulara eğilirken
gümüş bir gemiyi diriltmenin yanılsaması
zamanın akışını hızlandırmak:
bir aşkın başlaması
en sonra:
birdenbire eski yağmurları anımsamak
kırmızısincapların eskimeyen sıçrayışlarında
okyanusun esnek akışlarında
altın renkli bir balığın sırtında dalgalanmak
en eski çağların güne kavuşan hızında
yırtık albümlerin yeni resimlerle yamanması
kalbin yenilgileri kanıksaması
enginlere açılması gülümseyerek
titrek günler
Baki Ayhan T.
29 Ağustos 2012
Çiçek Sapını Kalbine Soktu
ilk gördüğümde yaprakta uyuyordu
düşmekle tutunmak arası
su içecekken şırıl yağmurdan
beklemek kadar sonsuz
dudağımın kenarına oturup beni seyretti
renksiz harfler dökülüyordu renkli kâğıtlara
basit gerçeklerdi inandığı büyük yalanlar
üşüyüp titreyerek
iğne deliğinden hindistan’a bakıyordu
kaçmak ve kovmak istediği
hasta bir peri vardı ağaç kovuğunda
boşluğa tutunup öksüren
kışın onunla geçmesini istiyordu
kimse görmedi belki görmedi kimse
tuhaf bir sızı uyandı
azalırken kalabalık
ağır ağır düşen bulutu tutunca
buharlı kabarcıklar uçuştu dudaklarına
kömürle çalışan trenin hızına yetişmeye çalışıyor
düşünüyordu çatlayan zaman yolu:
dünya tuhaf yer!
batık gemilerden birine,
mektup yazmıştı
eski pul yapıştırmıştı
tedavülden kalkmış para uzatmıştı postacıya
çok eskiden çok çok
hayal bulaştırırdı kaçak tütünlere
kırık bozuk bir saati vardı
ölmek üzere tırtıl hızında
uzaktan baktım oydu
onu yazmaya çalışan kalemin
mürekkebi dağılıyordu
çürüyen dalın sınırındaydı
kızaran şeftalinin sinirinde
ilk gördüğümde nasılsa öyleydi yüz yıl sonra da
kâr-zarar terazisinden uzaktı evi
hangi tuzak kurulsa bilirdi düşmeyi
uzun yol sürücülerinin yalnızlığını anlar
avuçlarında biriktirirdi bütün sessizlikleri
kalbinde karışık görüntüler saklardı
diriler kitabına baktım, yok
ölüler defterinde, yoktu
duyar gibi olurdum soluklarını
yaprağın kenarında üşürken
beni de alacaktı sanki yüzüme baktı
kalp çok genişti ona dünya dar
batık gemiler uzak
son bir öpüşle tam iyileşecekken
tam iyileşecekken hayatla
çiçek sapını kalbine soktu
Baki Ayhan T.
düşmekle tutunmak arası
su içecekken şırıl yağmurdan
beklemek kadar sonsuz
dudağımın kenarına oturup beni seyretti
renksiz harfler dökülüyordu renkli kâğıtlara
basit gerçeklerdi inandığı büyük yalanlar
üşüyüp titreyerek
iğne deliğinden hindistan’a bakıyordu
kaçmak ve kovmak istediği
hasta bir peri vardı ağaç kovuğunda
boşluğa tutunup öksüren
kışın onunla geçmesini istiyordu
kimse görmedi belki görmedi kimse
tuhaf bir sızı uyandı
azalırken kalabalık
ağır ağır düşen bulutu tutunca
buharlı kabarcıklar uçuştu dudaklarına
kömürle çalışan trenin hızına yetişmeye çalışıyor
düşünüyordu çatlayan zaman yolu:
dünya tuhaf yer!
batık gemilerden birine,
mektup yazmıştı
eski pul yapıştırmıştı
tedavülden kalkmış para uzatmıştı postacıya
çok eskiden çok çok
hayal bulaştırırdı kaçak tütünlere
kırık bozuk bir saati vardı
ölmek üzere tırtıl hızında
uzaktan baktım oydu
onu yazmaya çalışan kalemin
mürekkebi dağılıyordu
çürüyen dalın sınırındaydı
kızaran şeftalinin sinirinde
ilk gördüğümde nasılsa öyleydi yüz yıl sonra da
kâr-zarar terazisinden uzaktı evi
hangi tuzak kurulsa bilirdi düşmeyi
uzun yol sürücülerinin yalnızlığını anlar
avuçlarında biriktirirdi bütün sessizlikleri
kalbinde karışık görüntüler saklardı
diriler kitabına baktım, yok
ölüler defterinde, yoktu
duyar gibi olurdum soluklarını
yaprağın kenarında üşürken
beni de alacaktı sanki yüzüme baktı
kalp çok genişti ona dünya dar
batık gemiler uzak
son bir öpüşle tam iyileşecekken
tam iyileşecekken hayatla
çiçek sapını kalbine soktu
Baki Ayhan T.
03 Ağustos 2012
Bir Kadını Astım
“fayton” şairine
bir kadını astım, sonra oturup altında ağladım
döküldü solukları ipin gerginliğinden
ikindiyle akşam arasındaki çizgide kaldım
cezayir menekşesi taşıyan bir fayton: ayrılık
bundan sonrası yükselmek sönmüş yıldızlar katına
bir kadına verdim ruhumu: katledilmiş akşamda
ayrılık: cezayir menekşesi taşıyan bir fayton
onunki intihar karasıydı benimki cinayet kırmızısı
tek tek saydım soluklarını akşamla ikindi arasında:
aşkın nedensiz bir cinayete eklenen sızısı
kandırdım kendimi, nasıl mı? yalnızlık ettim
yaptım bir hata: yalnızlığımı çıplaklıkla giydirdim
aşk zehirdir, dedim: cezayir menekşesinin kanında
bir ağıt söyledim kadına, ölüme ve tekbaşınalığa
ipi, ağacı, kadını ve akşamı kendim seçtim
bir kadını astım, sonra oturup ağladım altında
Baki Ayhan T.
Hayatta Ben En Çok Kendimi Sevdim
"Hayatta Ben En Çok Babamı Sevdim" şairi C. Yücel'e,
"Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a
ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Karanlık suların, sivri yapıların dibinde
Çırpınıp durdu kırmızı bir yaratık
Boğuldu ve kurtuldu kendi kirinde
Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Dağılmış cambazhane, dikenli tel
Güneşli bir günün derin uykusu
Derinleşen uykusu otuz iki yılın,
Güneyden batıya öksüren tren,
Rüzgâra sayfa açan sözcük delisi
Ansızın kapanan kapı: kendiliğinden
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yalan söyledim çocuklara ve kadınlara
En çok da bahçekatlarında
Başlayan öykülere sesimi verdim
Bir gemi yanaşırken bir başkasına
Korsan kılıçları gibi keskin ve acımasız
Kimse sızamadı acıma: kusursuz yalnız
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Kristal sandım gecedeki cam bardakları
Şarabı saat on ikiden sonra içtim
Bir güzel kanattım öptüğüm dudakları: yanılgı
Paslanmaktan tedirgin demirden bir at
Çocukluğumu yeni zamanlara taşıdı
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Mutsuzluğa eklenen bir gülüş gibi
Uzatmaya çalıştım gölgesini günün
Eğildim derin sandığım sığ sulara: başkaları
Mora çalan yalancı şafakların izinde
Arayıp durdum morötesi şafakları
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten,
Efsanelere süzülmüş av yorgunluğu
Derin hiçliklere gizledi sesimi...
Bir ata bindim, sonra bir gökten indim
Irmakların gürültüsü sildi ayak izimi
Düelloda kırmızı bir yaratığa yenildim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Sesleri çoğaltan sessizlik korkusu,
Feci bir kazada hayatını kaybeden tren,
Karanlıkta parlayan uyumsuz çığlık,
Merhem tanımayan vazgeçilmez yanık,
İkiz kardeşi korkulu uykuların…
Sığ sanılan derin ve karanlık suların
Belki de en derin yerinde yittim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim
Baki Ayhan T.
"Hayatta Ben En Çok Annemi Sevdim" şairi A. Budak'a
ve kendime
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Karanlık suların, sivri yapıların dibinde
Çırpınıp durdu kırmızı bir yaratık
Boğuldu ve kurtuldu kendi kirinde
Yağmaktan bıkmış bir yağmur gibi dindim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Dağılmış cambazhane, dikenli tel
Güneşli bir günün derin uykusu
Derinleşen uykusu otuz iki yılın,
Güneyden batıya öksüren tren,
Rüzgâra sayfa açan sözcük delisi
Ansızın kapanan kapı: kendiliğinden
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yalan söyledim çocuklara ve kadınlara
En çok da bahçekatlarında
Başlayan öykülere sesimi verdim
Bir gemi yanaşırken bir başkasına
Korsan kılıçları gibi keskin ve acımasız
Kimse sızamadı acıma: kusursuz yalnız
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Tek kişilik bir vagondum yük trenine eklenen
Sonunda beklenen oldu bir tünelden geçerken
Ray değiştirdi güneyden batıya öksüren tren
Derin bir uykudan, çarpışmayla irkildim
Kırmızı bir yaratığa çarpmıştı kalbim
Ne olduğunu otuz iki yıldır öğrenemedim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Kristal sandım gecedeki cam bardakları
Şarabı saat on ikiden sonra içtim
Bir güzel kanattım öptüğüm dudakları: yanılgı
Paslanmaktan tedirgin demirden bir at
Çocukluğumu yeni zamanlara taşıdı
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Mutsuzluğa eklenen bir gülüş gibi
Uzatmaya çalıştım gölgesini günün
Eğildim derin sandığım sığ sulara: başkaları
Mora çalan yalancı şafakların izinde
Arayıp durdum morötesi şafakları
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Yırtık bir güzellikle sevişen yumuşak ten,
Efsanelere süzülmüş av yorgunluğu
Derin hiçliklere gizledi sesimi...
Bir ata bindim, sonra bir gökten indim
Irmakların gürültüsü sildi ayak izimi
Düelloda kırmızı bir yaratığa yenildim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim:
Sesleri çoğaltan sessizlik korkusu,
Feci bir kazada hayatını kaybeden tren,
Karanlıkta parlayan uyumsuz çığlık,
Merhem tanımayan vazgeçilmez yanık,
İkiz kardeşi korkulu uykuların…
Sığ sanılan derin ve karanlık suların
Belki de en derin yerinde yittim
Hayatta ben en çok kendimi sevdim
Baki Ayhan T.
10 Mayıs 2012
İlk Unutkanlık
kırdığınız ilk yürekten söz etmeyecektiniz hani
acemi gençkızlar gibi!
bırakacaktınız cam parçalarını yerli yerinde
bunu unuttunuz!
birşey unuttunuz geçmişe gittiğiniz trende:
tanıdığınız ilk istasyonda inmeyecektiniz hani
acemi serüvenciler gibi!
yırtacaksınız dönüş biletini indiğinizde
bunu unuttunuz!
birşey unuttunuz geçmişe gönderdiğiniz şiirde:
bulduğunuz ilk imgeye sarılmayacaktınız hani
acemi şairler gibi!
bırakacaktınız sözcükleri incindiğinizde
bunu unuttunuz!
Baki Ayhan T.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







