Bir küflü gece. Haydi aldatılalım
kalbim hançerinde uyuyor
bir baraj yıkılmış içimizde.
Ömrümüzdeki yırtık yalnızlık bir cehennem
Bağırsa kenti kusacak, bağırsa
kendi sesinde boğulacak.
Suçumla oturuyorum. Söz ve yazı utandırıldı
güz benden başladı, benimle yarıştırıldı.
Limanlar çürütüldü martılarını beklesin diye
Beni yanıltan
bir köylünün boyadığı başaktı.
İçimde avcılarından kaçan bir karaca sürüsü
dışımda yaşasam da
aldığım gömlek onları da korudu.
Geri dönmedi bir ömür boyu açılan kalbim
kuşlar dönmedi. Bulutlar ve sonbahar değişti ama
aşk eskimedi, beklemek eskimedi
özlemek eskimedi hiç.
O günden beri bir begonya sesi.
Veysel Çolak
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Veysel Çolak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Veysel Çolak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
04 Nisan 2013
08 Şubat 2013
Terleten Kelimeler
Kalabalık bir aşk bu, ortasından bir halk geçiyor
başlatarak kentleri alacakaranlıktan. Ama konumuz gökyüzü
eski bir uygarlık gibi insan. Çağ denilen morg zamanı.
Şimdi bu uykudan ayrılsam; yaşatan yanılgılar
küflü bir tarih, anıları yoran fotoğrafın arabı
duygusal kaçak tütün. Buluşur acılar değişiriz
yanlışımız aşk, konumuz bir kaçağın korkusu
oturur bir yangının dibine, terli sözcükler düşünürüz.
Kalabalık bir aşk bu, ortasından bir halk geçiyor
Yanağı karanfil bir annemi sevmiştim küçükken
alanlar kucakladı onun yerine, çocuklara büyüdük
hep öğrenciydik. Lisede şiir defteri, fakültede slogan
ölümle selamlaşırdık caddelere çıkarak.
Bütün camlarda akan kanın buğusu, özlemin koyu gölgesi
şimdi yalnız bir güvercin annem, daha çok bir kemençe sesi
Yanılgımız aşk, bir halkın yüzünden siliniyor
hızlanıyor hayat, savruluyoruz, dağılıyor yeryüzü.
Denizdeki son yunus da ölüyor. Çalılıkta bir iki serçe
öksürerek ötüyor. Tüccar, işçilere bir günü kırdırıyor
kovalıyor beni yaşadıklarım, o bahar yorgunluğu
bulduğum anlamsızlık, arkadaşlarımın keskin yanılgıları.
Yanlışımız aşk, tam ortasından bir halk geçiyor.
Veysel Çolak
başlatarak kentleri alacakaranlıktan. Ama konumuz gökyüzü
eski bir uygarlık gibi insan. Çağ denilen morg zamanı.
Şimdi bu uykudan ayrılsam; yaşatan yanılgılar
küflü bir tarih, anıları yoran fotoğrafın arabı
duygusal kaçak tütün. Buluşur acılar değişiriz
yanlışımız aşk, konumuz bir kaçağın korkusu
oturur bir yangının dibine, terli sözcükler düşünürüz.
Kalabalık bir aşk bu, ortasından bir halk geçiyor
Yanağı karanfil bir annemi sevmiştim küçükken
alanlar kucakladı onun yerine, çocuklara büyüdük
hep öğrenciydik. Lisede şiir defteri, fakültede slogan
ölümle selamlaşırdık caddelere çıkarak.
Bütün camlarda akan kanın buğusu, özlemin koyu gölgesi
şimdi yalnız bir güvercin annem, daha çok bir kemençe sesi
Yanılgımız aşk, bir halkın yüzünden siliniyor
hızlanıyor hayat, savruluyoruz, dağılıyor yeryüzü.
Denizdeki son yunus da ölüyor. Çalılıkta bir iki serçe
öksürerek ötüyor. Tüccar, işçilere bir günü kırdırıyor
kovalıyor beni yaşadıklarım, o bahar yorgunluğu
bulduğum anlamsızlık, arkadaşlarımın keskin yanılgıları.
Yanlışımız aşk, tam ortasından bir halk geçiyor.
Veysel Çolak
Giz
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
yüzünüz gibi değişe değişe maskeler edinen
eskiler edinirken bir Akdeniz günlüğü
suya yazıldığı için sönen ateşten sevgililer...
Kanım bitti, ayrıldım kendimden. Buluştum
nedense korku ve merak, birdenbire karanlık.
Ayrıldım kendimden, anladım tenin verdiği sözü
sonra uzaklıklar ve gökyüzü
mağaralar, yukarı Fırat kolu
kaos ve delta...
Vuruldum, bütün şairlerde ihaneti gördüm
büyük yalanı. Bildim her günün sıkılmak olduğunu
bildim bir ölüm unutmadı doğacak olanı.
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
eskittiniz birbirinize sürte sürte beni
bölündüm, kimse bilmiyor o kocaman yalnızlıkta
dili kesiktim, bir azınlıktım kendime
Veysel Çolak
yüzünüz gibi değişe değişe maskeler edinen
eskiler edinirken bir Akdeniz günlüğü
suya yazıldığı için sönen ateşten sevgililer...
Kanım bitti, ayrıldım kendimden. Buluştum
nedense korku ve merak, birdenbire karanlık.
Ayrıldım kendimden, anladım tenin verdiği sözü
sonra uzaklıklar ve gökyüzü
mağaralar, yukarı Fırat kolu
kaos ve delta...
Vuruldum, bütün şairlerde ihaneti gördüm
büyük yalanı. Bildim her günün sıkılmak olduğunu
bildim bir ölüm unutmadı doğacak olanı.
Hızla çıktım içinizden, deriniz oldum
eskittiniz birbirinize sürte sürte beni
bölündüm, kimse bilmiyor o kocaman yalnızlıkta
dili kesiktim, bir azınlıktım kendime
Veysel Çolak
Birlikte Yalnızlıklar
Varlığın bir saldırma değilse yorulursun ölmekten
yaşamak dediğin anlamlı bir sıkıntı
ve yıkılmak elbette bir çocuk hırpalanınca
Hep alıngandır ağzındaki şarkılar
bir sabah yaz gümbürtüyle biter, böyle başlar uzaklık
söylenerek anlamaya başlarsın her sağanağı.
Şımarık kiraz ayı, yanında ipek bulundurur
sesin uzun olsun. Yoksa duygular kırışır
bir pusu gibi kurarlar seni.
Soyunuksun hayata. Gelmek gibi gidersin
aşk içinde biriktirirler seni. Aşk!
Yepyeni bir kalkışma. Kendini bu sıtmaya bağışla
buluşturan gökyüzünden.
Eteklerin şehla ama sen derinsin sevgilim
son yağmurda kuşlarını hızlandır.
Aşkla soğutulmuş gecelerdesin,
suya iniyor aklındaki geyikler
yaran durmadan açılıyor
ve oldukça gürültülü kapital
Bir elmadasın, çekirdeğin daha içerde.
Veysel Çolak
yaşamak dediğin anlamlı bir sıkıntı
ve yıkılmak elbette bir çocuk hırpalanınca
Hep alıngandır ağzındaki şarkılar
bir sabah yaz gümbürtüyle biter, böyle başlar uzaklık
söylenerek anlamaya başlarsın her sağanağı.
Şımarık kiraz ayı, yanında ipek bulundurur
sesin uzun olsun. Yoksa duygular kırışır
bir pusu gibi kurarlar seni.
Soyunuksun hayata. Gelmek gibi gidersin
aşk içinde biriktirirler seni. Aşk!
Yepyeni bir kalkışma. Kendini bu sıtmaya bağışla
buluşturan gökyüzünden.
Eteklerin şehla ama sen derinsin sevgilim
son yağmurda kuşlarını hızlandır.
Aşkla soğutulmuş gecelerdesin,
suya iniyor aklındaki geyikler
yaran durmadan açılıyor
ve oldukça gürültülü kapital
Bir elmadasın, çekirdeğin daha içerde.
Veysel Çolak
06 Aralık 2012
Kalkışma
Ansızın bir kanama olmalı beni düşünmen
bir zamanlar vardın sen
şimdi kemiren bir yanılsama.
Mevsimler gelip geçiyor
hızla dökülüyor günler
değişiyorsun usulca ve kendini aldatan
bugünü anlamsız kılan yalan
arkası yarın korkular
öpüşen iki çığlık ağzımda
ben derimi yüzdüm sen soyunurken.
İstedim ki karanfiller birden sana kanasın.
Kaldığınız yerden başlayalım kırılmaya
bu kendinde kayboluş
ellerinin içine uzaması
kocaman bir uzaklık ne varsa yaşanılan.
Kaleminin ucunda fışkıran anlam
sen yazdıkça silinmiş olmalı.
Linç başladı, bir ölü aramızda
masalarda insan denilen boşluk
ten pazarı, yanın yüzlü kadınlar
uzak öfke, sonra parmakların dalgın
sonra uz ayıp giden hüzün
sonra ölüm yer değiştirirken
senin göğsünde yeni bir yangın
benimkinde kar fırtınası.
Bugüne iki güneş koyalım
ne zaman aransa yüzünü bulsun elim
ayağım takılsın o yürek çarpıntısına
itildim, devriliyorum; ama az öncesinde kırıldı dal
sevgili yok, anlat o çatlatan boşluğu
kent plastik, insan yavan
bir nehir beklesin yatağını
buluşur fırtınayla biteriz.
Kül olduktan sonra anlarız ikimiz de ateşi.
Veysel Çolak
Yom, Ocak-Şubat 2004
bir zamanlar vardın sen
şimdi kemiren bir yanılsama.
Mevsimler gelip geçiyor
hızla dökülüyor günler
değişiyorsun usulca ve kendini aldatan
bugünü anlamsız kılan yalan
arkası yarın korkular
öpüşen iki çığlık ağzımda
ben derimi yüzdüm sen soyunurken.
İstedim ki karanfiller birden sana kanasın.
Kaldığınız yerden başlayalım kırılmaya
bu kendinde kayboluş
ellerinin içine uzaması
kocaman bir uzaklık ne varsa yaşanılan.
Kaleminin ucunda fışkıran anlam
sen yazdıkça silinmiş olmalı.
Linç başladı, bir ölü aramızda
masalarda insan denilen boşluk
ten pazarı, yanın yüzlü kadınlar
uzak öfke, sonra parmakların dalgın
sonra uz ayıp giden hüzün
sonra ölüm yer değiştirirken
senin göğsünde yeni bir yangın
benimkinde kar fırtınası.
Bugüne iki güneş koyalım
ne zaman aransa yüzünü bulsun elim
ayağım takılsın o yürek çarpıntısına
itildim, devriliyorum; ama az öncesinde kırıldı dal
sevgili yok, anlat o çatlatan boşluğu
kent plastik, insan yavan
bir nehir beklesin yatağını
buluşur fırtınayla biteriz.
Kül olduktan sonra anlarız ikimiz de ateşi.
Veysel Çolak
Yom, Ocak-Şubat 2004
28 Eylül 2012
Son Kuşlar
Orada: anıların içinde ama boşlukta, yalın
ve keskin unutkanlıkta; nazlı küçük anılar:
Özenle sakladığım kalbimi serçelere anlatıyorum.
Son kuşlar, Sait Faik; Konstantin rüzgârın içinde
insanı sevmek yavan aşk geçersiz
sevişmeler bir okyanus dumanı
gecenin dişleri parlayan bu yalanlar.
Kalbim artık unut kendini, uçurumlardan öğrendiklerin
yeter, hep hüznü bağışladın kendine, kana gömüldün
toprağa söyle bunu, ölüm de yazsın ama.
Bir palyaço birikip dursun içinizde
düşlerinizde yel değirmenleri, hep uzakta kırık bir gülüş
Cervantes ağlayarak anlatıyor bunu da.
Yeraltının korkusu içinde kentler, ten tene düşman
sığınaktasın, ihanet hep yanı başında. Ayrılık hiç yaşlanmadı
bir cam kırıldı daima, dil dile değmedi
bir şiir bitmedi hiç.
Hepimizi ancak bir kadın açıklayabilir. Kimse bilmez
bir albatrosun onlarda boğulduğunu. Anlatırsanız,
söz kamaşır, suya bakar bir çocuk olursunuz.
Veysel Çolak
ve keskin unutkanlıkta; nazlı küçük anılar:
Özenle sakladığım kalbimi serçelere anlatıyorum.
Son kuşlar, Sait Faik; Konstantin rüzgârın içinde
insanı sevmek yavan aşk geçersiz
sevişmeler bir okyanus dumanı
gecenin dişleri parlayan bu yalanlar.
Kalbim artık unut kendini, uçurumlardan öğrendiklerin
yeter, hep hüznü bağışladın kendine, kana gömüldün
toprağa söyle bunu, ölüm de yazsın ama.
Bir palyaço birikip dursun içinizde
düşlerinizde yel değirmenleri, hep uzakta kırık bir gülüş
Cervantes ağlayarak anlatıyor bunu da.
Yeraltının korkusu içinde kentler, ten tene düşman
sığınaktasın, ihanet hep yanı başında. Ayrılık hiç yaşlanmadı
bir cam kırıldı daima, dil dile değmedi
bir şiir bitmedi hiç.
Hepimizi ancak bir kadın açıklayabilir. Kimse bilmez
bir albatrosun onlarda boğulduğunu. Anlatırsanız,
söz kamaşır, suya bakar bir çocuk olursunuz.
Veysel Çolak
Bir İnsanın Asılırken Tekmelediği Boşluk
Geçersiz bir yolculuk seninki
dönüp arkana bakıyorsun.
Kıyıların çoğalıyor ama darsın kendine
bir imgenin borcusun
avucunda bir kan damlası.
Anlat bunu bir insanın hiç yaşamadığına.
kırgınlıklarını gezmelere götür;
boynu kesik ince tarih
uyumsuz bir anı gibi durur ölüme karşı.
Sen kocaman bir aşk saklarsın ağzında
sana benzesin diye yontarım kalbimi
beni bağışlama, uzaklara bırak
geri al sonsuzluğunu
bazen boğucudur buluşmaların koyu denizi.
Koyuhüzün bir sabah som sıkıntıda
fırtınanı dinlendir ve anlat bunları
Bir çocuğun ansızın yalnız kalmasına.
Dolgun bir su sesi olsun
sürekli ve sarmaşık bir umut.
kal orda; gelip çarpacaksın yoksa
çoğul bir arkadaşlığın kül olmasına.
Aramızda bir insanın asılırken tekmelediği boşluk
sıyrık kelimeler, yanık yüzün
ve bir daha hiç konuşamama korkusu.
Veysel ÇOLAK
dönüp arkana bakıyorsun.
Kıyıların çoğalıyor ama darsın kendine
bir imgenin borcusun
avucunda bir kan damlası.
Anlat bunu bir insanın hiç yaşamadığına.
kırgınlıklarını gezmelere götür;
boynu kesik ince tarih
uyumsuz bir anı gibi durur ölüme karşı.
Sen kocaman bir aşk saklarsın ağzında
sana benzesin diye yontarım kalbimi
beni bağışlama, uzaklara bırak
geri al sonsuzluğunu
bazen boğucudur buluşmaların koyu denizi.
Koyuhüzün bir sabah som sıkıntıda
fırtınanı dinlendir ve anlat bunları
Bir çocuğun ansızın yalnız kalmasına.
Dolgun bir su sesi olsun
sürekli ve sarmaşık bir umut.
kal orda; gelip çarpacaksın yoksa
çoğul bir arkadaşlığın kül olmasına.
Aramızda bir insanın asılırken tekmelediği boşluk
sıyrık kelimeler, yanık yüzün
ve bir daha hiç konuşamama korkusu.
Veysel ÇOLAK
İnsandan Bir Uçurum
Bir deniz bekliyorduk. Duvara çarpıp ölmesi gibi
özgürlüğüne uçan bir kuşun. Anlamın
düğüm olduğu zamanlar. Bütün yaraları
denedim. Ağzımda kan tadı. Saklanacak
o su kıyısı uzakta. Dağıldım
yaşlandığım yol için. Hangi çağa gittiysem
gülünçtü tarih baktıkça insanlara.
Acının yurdu aşklar, yağmurun kırdığı
görüntü, cinayetlerin karaladığı atlas.
Gelmeyişindi aslında beklediğim
derimin altındasın işte,
içindeki tuzaklar ezberimde
karnında büyüttüğün acı
çığlıktan daha ağır ama yankısız.
Kırıktı işaret, harfler uçucu
Dünyanın gördüğü kapkara düş
içimizde oluşan girdap
katranla naylon arasında pıhtılaşan insan
silinen bir bakıma
gövdesi kadar bir boşluk daha doğrusu.
Her kum tanesinin sakladığı çölde
korkaklığımın tek nedenisin sen.
Unutmadım, herkese bir akarsu borçluyum.
Veysel Çolak
özgürlüğüne uçan bir kuşun. Anlamın
düğüm olduğu zamanlar. Bütün yaraları
denedim. Ağzımda kan tadı. Saklanacak
o su kıyısı uzakta. Dağıldım
yaşlandığım yol için. Hangi çağa gittiysem
gülünçtü tarih baktıkça insanlara.
Acının yurdu aşklar, yağmurun kırdığı
görüntü, cinayetlerin karaladığı atlas.
Gelmeyişindi aslında beklediğim
derimin altındasın işte,
içindeki tuzaklar ezberimde
karnında büyüttüğün acı
çığlıktan daha ağır ama yankısız.
Kırıktı işaret, harfler uçucu
Dünyanın gördüğü kapkara düş
içimizde oluşan girdap
katranla naylon arasında pıhtılaşan insan
silinen bir bakıma
gövdesi kadar bir boşluk daha doğrusu.
Her kum tanesinin sakladığı çölde
korkaklığımın tek nedenisin sen.
Unutmadım, herkese bir akarsu borçluyum.
Veysel Çolak
Giderken İçimden Geçeceksin
Su da şaşırır yatağı tutuşunca.
Bir insanın diğerine verdiği kırık dökük bir sabah
kirli sokak kedileri, tiner ve delikanlılar
parkta kaçamak telaşında birkaç kız
eteklerinde delice savrulan müzik
Gene de balıkçılar usulca başlatıyor denizi.
Kaygan, yosunlu, o ballı kuyu
sevgilim büyüyen bir dalga sanıyor kabini
dağılan bir uğultu diye yüzünü çoğaltıyor
parasız yatılı bir umut, ama yokluğu iri
onu saklamak için yumardım avuçlarımı
ben ateşe, o rüzgara katılıyor.
Elinde kararlı bıçak
oyup çıkartacak kendini aşk tarihinden
Evde körelmiş bir oda, teninde seğiren acı
keskin, ağzına kadar dolu, öyle güzel
unutmuş kuytusunda sakladığı hayvanı
bilmiyor yürüdüğü sokakların derinlik olduğunu
iyi ki çocuklar uyutmuş karanlığı
iyi ki saçları bir açık deniz.
Her gece bir başka gömülüyor insana.
Uyanırız, akşamları bekleriz hep
kan revan bir yalnızlık ve yaşlı bir öfke
bir dil, ama kelimeleri silinmiş
bir dolu insan, duyguları okunaksız.
Ben o dünyayı gördüm
kırılan zamanın buzdan rengini.
Bedenime değince yandı aldığın gömlek.
Hiç değilse giderken içimden geçeceksin.
Veysel Çolak
Bir insanın diğerine verdiği kırık dökük bir sabah
kirli sokak kedileri, tiner ve delikanlılar
parkta kaçamak telaşında birkaç kız
eteklerinde delice savrulan müzik
Gene de balıkçılar usulca başlatıyor denizi.
Kaygan, yosunlu, o ballı kuyu
sevgilim büyüyen bir dalga sanıyor kabini
dağılan bir uğultu diye yüzünü çoğaltıyor
parasız yatılı bir umut, ama yokluğu iri
onu saklamak için yumardım avuçlarımı
ben ateşe, o rüzgara katılıyor.
Elinde kararlı bıçak
oyup çıkartacak kendini aşk tarihinden
Evde körelmiş bir oda, teninde seğiren acı
keskin, ağzına kadar dolu, öyle güzel
unutmuş kuytusunda sakladığı hayvanı
bilmiyor yürüdüğü sokakların derinlik olduğunu
iyi ki çocuklar uyutmuş karanlığı
iyi ki saçları bir açık deniz.
Her gece bir başka gömülüyor insana.
Uyanırız, akşamları bekleriz hep
kan revan bir yalnızlık ve yaşlı bir öfke
bir dil, ama kelimeleri silinmiş
bir dolu insan, duyguları okunaksız.
Ben o dünyayı gördüm
kırılan zamanın buzdan rengini.
Bedenime değince yandı aldığın gömlek.
Hiç değilse giderken içimden geçeceksin.
Veysel Çolak
25 Eylül 2012
Kıyısız Bir Deniz
Sakladığın papatya böyle mi solacaktı koynunda?
Kirli bir gündü, kör bir başlangıç
yeniden düşülürdü göğsüne, olmadı
kent denilen bir sergide kayboldun
bir karanfil kopartıldı dünyada
bir yıldız yer değiştirdi. Denilen o ki
sen bir kucak mavi ve ‘kıyısız bir deniz’
işte hazır ormanları solduran usta ayrılık
bu inilti pekişerek dokunacak sana da.
Umulan durgun bir acı, ne varsa unutturan
ölümden yoğun o kırık yaşantıdan.
Bak, nedense solgun durur bu edindiğim çığlık
içinde tutma, incitsin hıçkırığın, vursun beni de.
Bir sözle dudağını kanatarak sonradan
kendini anlat yaslandığın rüzgâra.
Kalbinle sildin sabahı, zuladaki kanamalı anıyı
o kuşları sen uçurdun yalnızlığın ucuna
seninle sonralara.
Bir akarsuydu yüzün, gülüşün çırılçıplak
duyguların insan yorgunu. Orada birikip durdun
bir karanfil usulca çizdi bugünün şafağını
şimdi bir kez daha sensizlik
boynumda yeni bir yara.
Güneş bile bekletilebilir ama
kim ısıtabilir yanarken üşüyen bir adamı.
Veysel Çolak
Kirli bir gündü, kör bir başlangıç
yeniden düşülürdü göğsüne, olmadı
kent denilen bir sergide kayboldun
bir karanfil kopartıldı dünyada
bir yıldız yer değiştirdi. Denilen o ki
sen bir kucak mavi ve ‘kıyısız bir deniz’
işte hazır ormanları solduran usta ayrılık
bu inilti pekişerek dokunacak sana da.
Umulan durgun bir acı, ne varsa unutturan
ölümden yoğun o kırık yaşantıdan.
Bak, nedense solgun durur bu edindiğim çığlık
içinde tutma, incitsin hıçkırığın, vursun beni de.
Bir sözle dudağını kanatarak sonradan
kendini anlat yaslandığın rüzgâra.
Kalbinle sildin sabahı, zuladaki kanamalı anıyı
o kuşları sen uçurdun yalnızlığın ucuna
seninle sonralara.
Bir akarsuydu yüzün, gülüşün çırılçıplak
duyguların insan yorgunu. Orada birikip durdun
bir karanfil usulca çizdi bugünün şafağını
şimdi bir kez daha sensizlik
boynumda yeni bir yara.
Güneş bile bekletilebilir ama
kim ısıtabilir yanarken üşüyen bir adamı.
Veysel Çolak
06 Eylül 2012
Buz ve Ateş
..
nereden bileceksin, beklemenin
seni yaşamak olduğunu. bağırsam duyuramam
yol eskidi, uzak düştü
ve ben durup dururken çaresiz, bıkkın
tutup seni seviyorum. dilsiz bir tutku bu
durmadan düşmek gibi bir şey
çığlık çığlığa bir sessizlik ya da.
kendimi anlatamadım. seninle,
serpilecek gövdemi. ne desem boş,
saçların yüzüme devrilmiyor
uzanıp önüme bırakıyorsun ne söylemişsem.
ama bu ne aldatmaca. nasıl bir ikilem?
demek ki buz ve ateş! bir yalanız ikimiz
unutulmuş o uzay masalından.
bir sen vardın oysa
bir senin gözlerin kalmıştı
okyanustan iki damla.
şimdi masmavi iki ayrılık onlar.
sahi, renginde aşk olan bir çiçek nasıl solar?
Veysel Çolak
nereden bileceksin, beklemenin
seni yaşamak olduğunu. bağırsam duyuramam
yol eskidi, uzak düştü
ve ben durup dururken çaresiz, bıkkın
tutup seni seviyorum. dilsiz bir tutku bu
durmadan düşmek gibi bir şey
çığlık çığlığa bir sessizlik ya da.
kendimi anlatamadım. seninle,
serpilecek gövdemi. ne desem boş,
saçların yüzüme devrilmiyor
uzanıp önüme bırakıyorsun ne söylemişsem.
ama bu ne aldatmaca. nasıl bir ikilem?
demek ki buz ve ateş! bir yalanız ikimiz
unutulmuş o uzay masalından.
bir sen vardın oysa
bir senin gözlerin kalmıştı
okyanustan iki damla.
şimdi masmavi iki ayrılık onlar.
sahi, renginde aşk olan bir çiçek nasıl solar?
Veysel Çolak
Sapı Kırık Çiçek
Asitle parlatıyoruz hayatı, ölümün hızıyla
Yaralarımıza çakılan buzla besleniyoruz
Nerede yenilirsek orada şımarık bir ayrılık
Kalbimiz, artık durmalı aşkların dargın yüzünde
Kar gelecek, kimse kimseyi beklemesin, yollar kırgın
Usulca gökyüzüne kapandı her pencere.
Tırmanıp duruyoruz içimizdeki dağa
Orada mahşerin ilk atlısı besleniyor kötülükten
Gövdeden bir avuç kan düşer gibi toprağa.
Üstüm açık, babam saatini durdurdu
Kapı önlerinden toplayıp parçalarımı gittim
Artık hiçbir şeyim yok kendime uzak olmaktan başka
Ellerimde yalnızlığa bir gece, sapı kırık bir çiçek
Yaralı bir kelime ve paslı bir giyotin bıçağı.
Gözlerimi bağlayıp çıkıyorum sokağa
Korkular bir yasa gibi düşüyor gırtlağıma
Gülünden sıkılan diken artık uzakta
Dolaştırıyorum yırtık yerlerimi
İnsan yüzleri öylesine belirsiz ve ürkütücü
Kime baksam kendine kaçak, gülüşüne yabancı
Her sokağın ucunda iktidar ve intihar.
Kar gelecek. Oturdum bir kediyle söyleştim
Derindi ruhum, kenti oldukça öteledi
Birimiz hep karanlıkta, kanın kıvraklığında
Artık ateşle söndürün suyu
Ses taşıyan kuşları da öldürün.
Sürsün bu belirsizlik, azaltın birbirinizi
Ölü geceler saklayın yatak odalarında
Altımız gökyüzü, bitimsiz yalan
İkimiz, iki cehennem, sonsuz cinayet, bir darağacı.
Veysel Çolak
Yaralarımıza çakılan buzla besleniyoruz
Nerede yenilirsek orada şımarık bir ayrılık
Kalbimiz, artık durmalı aşkların dargın yüzünde
Kar gelecek, kimse kimseyi beklemesin, yollar kırgın
Usulca gökyüzüne kapandı her pencere.
Tırmanıp duruyoruz içimizdeki dağa
Orada mahşerin ilk atlısı besleniyor kötülükten
Gövdeden bir avuç kan düşer gibi toprağa.
Üstüm açık, babam saatini durdurdu
Kapı önlerinden toplayıp parçalarımı gittim
Artık hiçbir şeyim yok kendime uzak olmaktan başka
Ellerimde yalnızlığa bir gece, sapı kırık bir çiçek
Yaralı bir kelime ve paslı bir giyotin bıçağı.
Gözlerimi bağlayıp çıkıyorum sokağa
Korkular bir yasa gibi düşüyor gırtlağıma
Gülünden sıkılan diken artık uzakta
Dolaştırıyorum yırtık yerlerimi
İnsan yüzleri öylesine belirsiz ve ürkütücü
Kime baksam kendine kaçak, gülüşüne yabancı
Her sokağın ucunda iktidar ve intihar.
Kar gelecek. Oturdum bir kediyle söyleştim
Derindi ruhum, kenti oldukça öteledi
Birimiz hep karanlıkta, kanın kıvraklığında
Artık ateşle söndürün suyu
Ses taşıyan kuşları da öldürün.
Sürsün bu belirsizlik, azaltın birbirinizi
Ölü geceler saklayın yatak odalarında
Altımız gökyüzü, bitimsiz yalan
İkimiz, iki cehennem, sonsuz cinayet, bir darağacı.
Veysel Çolak
Sende Solmak
Konuştuğumuz gibi: Senin istediğin oldu
uzaklarım bitti, gökyüzü yabancı bana.
Beni bağışlama,
kanıma paslı jiletler karıştır
evden kaçan kızlara iyi davran
aşktır diye vuruşalım istersen
beni gömsünler ama
papatyalar yıkılış olmasın sana.
Kaçıyorum işte
bir yol ağzında bırakıp kölemi
kolum koparılmıştı uzandığımda sana
kucakladığımda artık göğsüm yok
dağılıyor gün bir anı bulduğumda.
Konuştuğumuz gibi oldu:
Bir boşluğa dönüştü gövdem
iyice azaldı yüzümüzde kuşlar,
hangi yanımda dursan öbür yanım uçurum.
Ama ben su gibi sarıldım
aşkla sevdim üstüne düştüğüm hançeri
sımsıcak bir kadın eti gibi çoğaldım ona.
Bir deniz gibi çekildim kıyılarımdan
bir çöl gibi özledim seni,
istediğin gibi oldu...
Ama ancak büyük acıya varır
böyle yaşarsa kalbin.
Veysel Çolak
uzaklarım bitti, gökyüzü yabancı bana.
Beni bağışlama,
kanıma paslı jiletler karıştır
evden kaçan kızlara iyi davran
aşktır diye vuruşalım istersen
beni gömsünler ama
papatyalar yıkılış olmasın sana.
Kaçıyorum işte
bir yol ağzında bırakıp kölemi
kolum koparılmıştı uzandığımda sana
kucakladığımda artık göğsüm yok
dağılıyor gün bir anı bulduğumda.
Konuştuğumuz gibi oldu:
Bir boşluğa dönüştü gövdem
iyice azaldı yüzümüzde kuşlar,
hangi yanımda dursan öbür yanım uçurum.
Ama ben su gibi sarıldım
aşkla sevdim üstüne düştüğüm hançeri
sımsıcak bir kadın eti gibi çoğaldım ona.
Bir deniz gibi çekildim kıyılarımdan
bir çöl gibi özledim seni,
istediğin gibi oldu...
Ama ancak büyük acıya varır
böyle yaşarsa kalbin.
Veysel Çolak
Eski
1.
Her akşam gelişen bir ayrılık buluyorum evimde
duvarlara gizleniyor o, ruj lekelerine,
onun aklı bir şelale, hep bir martıyla birlikte,
üstelik güz düşkünü, kanı küstürme telaşında.
İçimiz yer değiştirirdi çoğu kez, ne kadar
dürüsttü ikimizin de elleri titrerken.
Şimdi ince bir anıya yaslayıp başımı
sökülüyorum senden. Artık bir bıçağın ucu
ağzımla beslediğim aşk. Yüzünde akıp duran irkiliş
bana ne kadar kül, ne kadar duman.
2.
Senin aradığın bir yemindi daha çok
bir yalnızlıktı yonttuğun.
Darıltan bir şafaktasın ağzındaki güneşle
acı acıya damlıyordur, yürek yüreğe. Elveda,
elvedalara...Kalbinin yarısı yaz
yarısı kar altında.
Uygunsuzluğun tam sırası. Yüz yüze sevişmenin
kocaman bir boşlukta. Ölüler söylesin;
insan, akşama kadar cellat, sabaha kadar kurban.
(Mürekkep Zamanlar’dan)
Veysel Çolak
Her akşam gelişen bir ayrılık buluyorum evimde
duvarlara gizleniyor o, ruj lekelerine,
onun aklı bir şelale, hep bir martıyla birlikte,
üstelik güz düşkünü, kanı küstürme telaşında.
İçimiz yer değiştirirdi çoğu kez, ne kadar
dürüsttü ikimizin de elleri titrerken.
Şimdi ince bir anıya yaslayıp başımı
sökülüyorum senden. Artık bir bıçağın ucu
ağzımla beslediğim aşk. Yüzünde akıp duran irkiliş
bana ne kadar kül, ne kadar duman.
2.
Senin aradığın bir yemindi daha çok
bir yalnızlıktı yonttuğun.
Darıltan bir şafaktasın ağzındaki güneşle
acı acıya damlıyordur, yürek yüreğe. Elveda,
elvedalara...Kalbinin yarısı yaz
yarısı kar altında.
Uygunsuzluğun tam sırası. Yüz yüze sevişmenin
kocaman bir boşlukta. Ölüler söylesin;
insan, akşama kadar cellat, sabaha kadar kurban.
(Mürekkep Zamanlar’dan)
Veysel Çolak
Yara İçinde Yara
Bak, bu beyaz karanfil senin akşamın olsun
Hohlayıp onunla silersin kalbini
Ne zaman yüzüne çalışsam gökyüzü oluyor
Göğsün yaz içinde
Dağlara bakmaya koşuyoruz birlikte
Ama sen sıyırıp gidiyorsun içimi.
Bir ırmaktan aktıkça yıkandığım
Kılıç için dokunmuştun ipektin kesinlikle
Bana kızdığında kuş seslerine yenilirdin
Hızlandırırdın soluğumu
Harlı gövdene alıştırırdın
Tenin gelip de geceme vurunca
Soyunur çoğalırdın
İçimde, batığına aşık bir denizin kokusu.
Bir bıçağın iki yüzü, huysuz dilin
Nerede bir ayaklanma olsa iterdin kendini
Dokunsan sönerdi ateş
Sabahı uyurduk isteseydin eğer
Bir okyanusla yarıştırırdın çıplaklığını
Saçlarını topla ki boynunda alanlar açılsın.
Alnım kanıyor, üstüme devriliyor uzaklık
Alıp gidiyorsun işte geveze günlerini.
Aşk değil bu, yara içinde yara !
Veysel Çolak
Hohlayıp onunla silersin kalbini
Ne zaman yüzüne çalışsam gökyüzü oluyor
Göğsün yaz içinde
Dağlara bakmaya koşuyoruz birlikte
Ama sen sıyırıp gidiyorsun içimi.
Bir ırmaktan aktıkça yıkandığım
Kılıç için dokunmuştun ipektin kesinlikle
Bana kızdığında kuş seslerine yenilirdin
Hızlandırırdın soluğumu
Harlı gövdene alıştırırdın
Tenin gelip de geceme vurunca
Soyunur çoğalırdın
İçimde, batığına aşık bir denizin kokusu.
Bir bıçağın iki yüzü, huysuz dilin
Nerede bir ayaklanma olsa iterdin kendini
Dokunsan sönerdi ateş
Sabahı uyurduk isteseydin eğer
Bir okyanusla yarıştırırdın çıplaklığını
Saçlarını topla ki boynunda alanlar açılsın.
Alnım kanıyor, üstüme devriliyor uzaklık
Alıp gidiyorsun işte geveze günlerini.
Aşk değil bu, yara içinde yara !
Veysel Çolak
Kanama
Kumunu yitirmiş bir çölün hüznü
önemlidir bir düş'ün depreminden
ölümün sevinci her silah sesi
kalbimde çalkalanır bir deniz bunu bilmekten.
Yüzünü yerinde kullanmıyor sevgilim
dalgınlığını da,
onda bir geyiğin dağlar kadar korkusu
kanı görünüyor bir avcının dürbününden
toplardamarında doğurgan bir acı
inciniyor zamansız gökyüzünden.
Sessizlikten öğrenmiş tutkuyu
ayrılıkla şakalaşmaktan
aşkı için şarkıya uğramış durmuş
taş sözcüğünü duyunca kırılan cam gibi paramparça
bir bakıma göz ağrısı.
Çam kokulu dudakları değince ağzıma
kar diner, çiçek açar kasığındaki sudan.
Onu durmadan anımsamak bir kanama mı?
Nereme dokunsanız gül tadında bir sancı.
Veysel Çolak
önemlidir bir düş'ün depreminden
ölümün sevinci her silah sesi
kalbimde çalkalanır bir deniz bunu bilmekten.
Yüzünü yerinde kullanmıyor sevgilim
dalgınlığını da,
onda bir geyiğin dağlar kadar korkusu
kanı görünüyor bir avcının dürbününden
toplardamarında doğurgan bir acı
inciniyor zamansız gökyüzünden.
Sessizlikten öğrenmiş tutkuyu
ayrılıkla şakalaşmaktan
aşkı için şarkıya uğramış durmuş
taş sözcüğünü duyunca kırılan cam gibi paramparça
bir bakıma göz ağrısı.
Çam kokulu dudakları değince ağzıma
kar diner, çiçek açar kasığındaki sudan.
Onu durmadan anımsamak bir kanama mı?
Nereme dokunsanız gül tadında bir sancı.
Veysel Çolak
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















