İsmail Uyaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail Uyaroğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Şubat 2014

Şimdi Yoksun

Bir zamanlar öyleydi
Diyelim duruyordun bir ağacın yanında
Kış oluyordu diyelim, tek yaprak olmuyordu dallarda
Şimdi kimse inanmaz buna ama
Çiçekle donanıyordu ağaç bir anda
Kuşu bile oluyordu hatta

Değdiriyordun diyelim parmağını
Hüzne yavaşça
Eriyip rengârenk bir uçurtma
Oluyordu o an
Hüzün dokunmanla

Diyelim bakıyordun ağlayan bir çocuğa
Donup kalıyordu gözyaşları çocuğun
Akarken yanağında

Bir zamanlar öyleydi
Şimdi yoksun
Mevsim kış, vakit hüzün
Ve bütün çocuklar ağlıyor

İsmail Uyaroğlu

21 Mayıs 2013

Ölüm Hayatı Kuşatalı Beri

Kül yağıyor gökten
Kül renginde güneş
İki şey örtüyor kırları
Kül ve leş

Neye uzatsam elimi dağılıyor
Bütün eşyalarda ölümün tozu
Aynı anda yakıyor genizleri
Öfkenin ve göz yaşının tuzu

Kimi kanla besleniyor kelimelerin
Kimi kelimeler paslı
Ne kadar kafiyesi varsa hayatın
Hepsi de ölümle cinaslı

Ve ölüm hayatı kuşatalı beri
İki şey yan yana gelişiyor evlerde
Babalar bıçak biliyor
Analar yaslı


İsmail Uyaroğlu

02 Mayıs 2013

Özlem

Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni
Susarak söylerdin çoğu şeyi
Konuştuğunda da yeri gelip
Usulca havalanır sözlerinden
Yumuşacık konardı sohbetimize
İçtenliğin sıcak kelebeği
Özledik seni

Ve biliyorum ki
Sen de bizi özledin
Kitapların ve hayatın gizini
Ustalıkla çözmeyi bilen Hasan`ı
Geveze ama güvenilir Nevzat`ı
Yorulmak bilmez, çalışkan Musa`yı
Kaytarıcı Ahmet`i, özverili Cahit`i
Her işe gülümseyerek
Olur diyen Süleyman`ı
Hiçbir işe olur demeyen Sabahattin`i
Erhan`ı, Mehmet`i, Ali`yi
Bir yalnız seni, sen
hepimizi, her şeyi özledin
Sabahları işe giderken
Köşedeki bakkala selam vermeyi
İş dönüşü, bir tanıdıkla
ayaküstü laflamayı
Üst kattaki komşuların gürültüsünü hatta
Yandaki yatalak kadının iniltisini
Ve evini
Akşamları bütün yorgunluğunu
Eşiğinde bıraktığın
Acılarını dindiren evini
Evin de seni özledi
Koltuğun, kitapların, terliklerin
Bıraktığın gibi duruyor masan
Dolapta rakın
(Sahi hiç rakı
İçmedik biz seninle değil mi
Pek vaktimiz olmadı öyle şeylere
Çık da bir gün içelim)
Bıraktığın gibi duruyor tablada sigaran
Sekseninci sayfadaki Gorki
Ve penceredeki karın
Seni bekliyorlar, dönmeni

Seni bekliyoruz, dönmeni
Usul, sessiz arkadaşım benim
Özledik seni

İsmail Uyaroğlu

09 Kasım 2012

Yeni Söylenmiş Gibi

Fısıltıyla sevişiyoruz sokaklarda
Sözlerimiz kimseye değmeden
Dolaşıyor kalabalığın arasında
Ve sonunda gelip gene bizi buluyor
Tanıyoruz kelimelerimizi
Çünkü her biri hâlâ
Yeni söylenmiş gibi
Yanıyor

İsmail Uyaroğlu

Ömrüm Bana bağışla bu şiiri

Büyük bir şiir yazmak istiyorum
Patlayan bir fırtınanın ardından
Kayalardan fışkıran hayat
Gibi büyülü ve vahşi
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

Kumsalı döven denizlerden
Nasıl beyaz ve ince
Köpükler doğarsa, öyle
Beyaz ve vahşi
Vahşi ve ince
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

Bileğimden hışımla doğan
Kelimelerin güneşi
Aydınlatmalı birden yangın hızında
Hayatın gölgeli, kuytu yerlerini
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

Ağlayan bir bebeğin sesi
Buluşmalı vurulan bir gencin haykırışıyla
Ve bir damla kan sıçramalı
Bu buluşmada bebeğin alnına
Sıçramalı ki...
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

Akan bir ırmak sessizce
Girince o şiire
Akan bir ırmak olmalı gene
Ama bir farkla
Kabarıp coşarak ve
Sürükleyerek birlikte kayaları bile
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

Bir kelebek
Küçük bir kelebek
Kanatları koparılmış, ölüm renginde
Uçabilir mi eski inceliğiyle
Uçabilmeli o şiirde
Kırlarda değil, ateşin üstünde hem de
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri


Büyük bir şiir yazmak istiyorum
Ağlayan bebek, vurulan genç kadar sahici
Kelebek ve ölüm kadar güzel ve korkunç
Hayat kadar, hayat kadar
Büyülü, ince ve vahşi
Ömrüm, bana bağışla bu şiiri

İsmail Uyaroğlu

Uçurum

Şiir uçurumdur
Ve çiçekten bir köprü
Geçer üstünden
Gerçeğin kıyısına uzanan
Düş kıyısından

Kimi ulaşır karşıya uçar gibi
Kimi ulaşamaz, düşer
Kimi de boşlukta asılı kalır
Düşerken tutunabilirse
Bir kelimeye eğer

İsmail Uyaroğlu

Gökyüzü ve Şiir

Bir kelime gelir, sürtünür, yoklar beni
Anlarım, bir şiirin elçisidir
Bırakır hemen elimdeki işi, sokağa çıkarım
Bakarım, günlerdir içimi sancıtan şiir
Orda, esinimi ışığından süzdüğüm
Sonsuz göğün altında
Bana incecik gülümsemektedir

İsmail Uyaroğlu

Bıçak

Bir bıçak edin artık kendine
Bırak avutmayı bedenini
Ucuz zehirlerle, alkol vb.
Balkırken ölümün çelik dikeni

Bir bıçak...
Kromaj kaplı bir kan lekesi
Parlasın üstünde ve
Uğuldasın ölümün sesi

Bir bıçak edinin...
Önce ucunu dene
İyi gelirse eğer
Gömersin şehvetle etine

Bir bıçak edinin artık...
Bileğine bir şans tanı
Eğlenirsin hem işte birkaç saniye
De olsa seyrederken fışkıran kanı

Bir bıçak edin artık kendine
Titremeye başlamadan elin
Bulamazsın sonra yaşlanınca damarı
Kaçar tadı şölenin

İsmail Uyaroğlu

Esirgemeyen ve Bağışlamayan Şeytanın Adıyla

VI.
Andolsun karanlığa ki
Fuhuşu ve cürmü örten
O kirli, siyah atlasa ki
Bekareti elinden alınmış
Sarışın duluna göğün, aya ki
Gecenin bakir kızlarına, yıldızlara ki
Biz seni yalnızlıkla ödüllendirdik
Yalnız kalasın diye
Orda burada, göğün altındaki her yerde
Sızlayasın diye bir başına karanlığında
Ama sen yüz çevirdin bir vakit
Kalabalıklara baktın bağışımızı unutup
Sunduğumuz acıda boğulup gitme korkusu edindin
Düşünmez misin, niye boğulur boğulanlar
Işıldasınlar diye yalnızlıklarının dibinde
Bunda elbet bir ibret var
Andolsun, yeniden andolsun karanlığa ki
Seni defnedecek şiir bulunur
At yeter ki korkmadan kendini
Kendinden aşağıya
İşte böyle. Nezeyne

VII.

Gözettiklerimizden kıldık seni, kayırdık ve defterine
sürgün yazdık. Sen sürgünsün. İyi kullan yabancılığını
Yalnızlığını iyi yürü. Yokuşunu şehvetle çık, ayak
sürüyenlerden olma. Sonunda varacaksın oraya nasıl olsa.
Orda, vardığın yerde bulacağın şeyler sevindirsin seni.
Kararmış bir taş ve gece ve baykuş. Her yolcunun varacağı
şeyler. Gecenin içinde çıplak ayaklı gezinen rüzgâr da
sevindirsin seni.
Öyleyken gürültü eden rüzgâr da. Ve baykuşunu ürküten rüzgâr da.
Rüzgârını da sev sen, baykuşunu da, kayırıldığını unutma
Sürgün olduğunu unutma. İşte böyle. Nezeyne

İsmail Uyaroğlu

28 Ekim 2012

Şiirin Üç Kuralı

Hayatın bağrından
Kanayarak kopan kelimelerle
Kurulur şiir
Bir

Şiir sızlanmaz, haykırır
Ama sızlayan yanını da
Duyar insanın içindeki
İki

Ve şiir gelecek bildirir
Ve gösterir gelecek kimin elinde
Kimdedir güç
Üç

İsmail Uyaroğlu

Yeşil Yağmur

Gözlerine baktınız mı hiç uzun uzun
Yeşil gözlü bir kızın
Çayır çimen ferahlığı doluyor içinize
Ve ipince ıslanıyorsunuz
Sanki yeşil bir yağmur
Yağıyor usul usul üstünüze

İsmail Uyaroğlu


Felaketlere Gülecek Kadar

İki taksi çarpıştı az ötemizde ve biz
Katıla katıla güldük
Aşktı bize unutturan dünyayı
Biz ki kimsesiz bir kedi görsek sokakta
Alıp eve getirirdik daha dün
Ey insanlık, anla ve bağışla bizi
Felaketlere gülecek kadar
Seviyoruz birbirimizi

İsmail Uyaroğlu

03 Haziran 2012

Uyumsuz



Uyumsuz serseridir benim adım
Tarihe öyle geçeceğim
Kırlara kaçarım sıkılınca mesela
Ama kırı değil, uçurumu seyrederim


Sigara tutarlar, canım istemez
Alır, içerim ama
Zayıflığımla da geçeceğim çünkü tarihe
Sıkılgan, mahcup bir suratla

Ermişleri şaşırtmayı severim fakat
İsa'nın anası Meryem öğretti bunu bana
Onun gibi bir sevgilim olsun isterdim doğrusu
Ama nerde, ölüm abanıyor omzuma


Her zaman kısa şiiri savunmuşumdur
Erken ölümü savunmuşumdur her zaman
Uzadıkça çünkü şiirde hayat da
Usanıyor insan

İsmail Uyaroğlu