Dalında bırakmış kendini bülbül
Durmadan üzüntüsünü yinelemeye
Şarkısında bulamadım hiçbir hile
Tuhaf gelen ezgisine
İnsanlar dolduruyorlar plaklarını şiirleriyle
Plağı bülbülün işte bahçesi
Bir aruz vezni var bülbüllerin: O da köstekliyor düşüncelerini.
Bir şarkısı var bülbülün serbest vezin o da
Saklıyorsan bülbüle acını
Sayıp döker önünde açıkça türkülerini
Saklıyorsan ondan gözyaşlarını
Bülbüle gelince duruyor önünde silahsız
Komşusu yitirdi mi yuvasını
Böyle iççekip duran dolaylarda
Akbaba geçirdi mi kılıçtan dosyalarını
Hıçkırıkla yorumluyor mu ayrılış esenlemelerini
De bana ey yutsamayı yaşayan
Görmedi mi insanlar ruhunun bu hâlini
Bak hele ne tuhaf: yurduna ağlayan sadece bülbüllerdir
Acılarını yitiren insanlar
Nasıl geri getirecekler onları
Şefik Cebrî
Çeviri: Nuri Pakdil
Arap Şiiri I-II Güldeste / Edebiyat Dergisi Yayınları
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
nuri pakdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nuri pakdil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
06 Nisan 2015
Çöl
Gidiyorum yalnız / Çok dar ufuklar bana
Bağlayan hayatımı zincirler
Gidiyorum yalnız
Yakıyor bu acı bu üzüntü beni
Yalazları tuttu evreni beni seni
Açık yaraları yiyip tüketti beni
Bir teşekkür bile etmedin bana
Yıldırmalarımın arkadaşı
İzliyor beni heryerde bu yürek darlığı
Kırıp geçirdi fırtına yelkenleri
Hızlı gitsem bile
Kalsam bile çölde
Karardı ışıkların tümü
Ellerinden sunucunun kupadan yansısa bile
Kumla örtülüyorum kuşkularımda
Ey ölüm
Ey kuşku
Ey kum
Durmadan sarsıyor geceler kalbimi
Geceler çok renkli yalanların gözlerine atıyor beni
Dağıtmaya dumanını odunluğumun
İçiyor geceler iççekmelerimin ateşini
Ey yaşayan karanlıklar tutsağınızım işte
Üzgün
Olanak varsa koparmaya benden bu zincirleri
Teşekkür ediyorum
Ne ki hiçbir uygun belirti
İyiye yormuyor sabahı
Koşuyor benimle karanlıklar
Diyor ki bana
: 'Hiç bekleme artık
Hayatın sabahını'
Muhammed Mazhut
Çeviri: Nuri Pakdil
Bağlayan hayatımı zincirler
Gidiyorum yalnız
Yakıyor bu acı bu üzüntü beni
Yalazları tuttu evreni beni seni
Açık yaraları yiyip tüketti beni
Bir teşekkür bile etmedin bana
Yıldırmalarımın arkadaşı
İzliyor beni heryerde bu yürek darlığı
Kırıp geçirdi fırtına yelkenleri
Hızlı gitsem bile
Kalsam bile çölde
Karardı ışıkların tümü
Ellerinden sunucunun kupadan yansısa bile
Kumla örtülüyorum kuşkularımda
Ey ölüm
Ey kuşku
Ey kum
Durmadan sarsıyor geceler kalbimi
Geceler çok renkli yalanların gözlerine atıyor beni
Dağıtmaya dumanını odunluğumun
İçiyor geceler iççekmelerimin ateşini
Ey yaşayan karanlıklar tutsağınızım işte
Üzgün
Olanak varsa koparmaya benden bu zincirleri
Teşekkür ediyorum
Ne ki hiçbir uygun belirti
İyiye yormuyor sabahı
Koşuyor benimle karanlıklar
Diyor ki bana
: 'Hiç bekleme artık
Hayatın sabahını'
Muhammed Mazhut
Çeviri: Nuri Pakdil
18 Ocak 2015
insan, kendi sesini, dâima, başkalarından önce işitir
Bile bile aynı kâğıdı açıyorum: kendimi sınamanın ağırlığı hergün artsa da.
*
Saat kaç olmuş... hâlâ bir çocuk yürümemiş sokakta!
*
Sabah da, akşam da kül boşaltıyorum: yanan zamanın.
*
Tek tek kendi yazgımızı mı yaşayacağız, yoksa yazgılarımızın toplamından her birimize düşen parçayı mı yaşayacağız?
*
Hayır! yazar havlu atmaz. Olsa olsa, sükûtunu duvara asar, tüfek gibi; bakar.
*
Bir nidâ kadar gerekli bana: sinirliliğim sakinleştiriyor beni.
*
Alınyazıma sâdık kalmalıyım.
*
İki eliyle sıkıyordu başını: çatlamasın diye...
*
Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.
*
İnsan, yeryüzündeki garipliğini, sabaha girmek üzere olan ıssız bir sokakta daha iyi mi anlar gibi oluyor ne?
*
Ağlaya ağlaya yanına geldi zaman: diz dize oturup, teselli etti; n'apsın. İçinden, 'Amma da buldu ha adamını!' da geçmedi değil doğrusu.
Ne durumda olursak olalım, bir müziğiz; insan, kendi sesini, dâima, başkalarından önce işitir. Herkesin, kendince bir çileye dayanabilme gücü de burdan gelir ya.
*
Elbette aynı şeylerle acı çekmek çok zor bir eylem.
*
Yüzünüze güller, dün gece çok okudum.
...
Uzak bir pencereydi, yeni kalkmıştım uykudan: bir ağacın dalları Kâbe'ye bakıyordu.
*
Stop - zamanın da bir uğunması var ki, doğrusu dayanamıyorum bakmaya; mekânda, çünkü, zamanla derin bağıntı içindedir ya, herhalde sana göstermemeye çalışıyor.
*
İnsan, yıkılan KENDİKENDİSİYLE DE burun buruna gelebilir bazan.
Nuri Pakdil
Klas Duruş / Edebiyat Dergisi Yayınları
*
Saat kaç olmuş... hâlâ bir çocuk yürümemiş sokakta!
*
Sabah da, akşam da kül boşaltıyorum: yanan zamanın.
*
Tek tek kendi yazgımızı mı yaşayacağız, yoksa yazgılarımızın toplamından her birimize düşen parçayı mı yaşayacağız?
*
Hayır! yazar havlu atmaz. Olsa olsa, sükûtunu duvara asar, tüfek gibi; bakar.
*
Bir nidâ kadar gerekli bana: sinirliliğim sakinleştiriyor beni.
*
Alınyazıma sâdık kalmalıyım.
*
İki eliyle sıkıyordu başını: çatlamasın diye...
*
Çileyi çeken yazıyı yazandır. Bin çile de bin çeşit yazı demektir.
*
İnsan, yeryüzündeki garipliğini, sabaha girmek üzere olan ıssız bir sokakta daha iyi mi anlar gibi oluyor ne?
*
Ağlaya ağlaya yanına geldi zaman: diz dize oturup, teselli etti; n'apsın. İçinden, 'Amma da buldu ha adamını!' da geçmedi değil doğrusu.
Ne durumda olursak olalım, bir müziğiz; insan, kendi sesini, dâima, başkalarından önce işitir. Herkesin, kendince bir çileye dayanabilme gücü de burdan gelir ya.
*
Elbette aynı şeylerle acı çekmek çok zor bir eylem.
*
Yüzünüze güller, dün gece çok okudum.
...
Uzak bir pencereydi, yeni kalkmıştım uykudan: bir ağacın dalları Kâbe'ye bakıyordu.
*
Stop - zamanın da bir uğunması var ki, doğrusu dayanamıyorum bakmaya; mekânda, çünkü, zamanla derin bağıntı içindedir ya, herhalde sana göstermemeye çalışıyor.
*
Nuri Pakdil
Klas Duruş / Edebiyat Dergisi Yayınları
22 Kasım 2013
Düş Gören Atın Şiiri
I
Dağ yürür bir yerinde
çıkar üstüne dağın
bu çelik çağında
ata iyi binin
Kalbinde bir gül bu atın
Ceyhan sızar gibi gözlerinden
düş gören at
bellidir gözlerinden
Ses yüklediler
varacağı üs Kudüs
titretir güney yeli
bir dal buğdayı
Alın bu atı denize atın
geçer denizden de
bakıyor özenle
sayfalarına kitabın
İnsan saçı yelesi
yürüyen bir fabrika
tüylerinde oyun
roman şiir
(Temmuz 1975)
II
Boynunda kan torbası
geçer balkonlardan
koşuşuruz pencerelere
şimdi başka balkonlarda
Sözleri uzun
kolay mı anlaşılması
düşer burnundan
bir kaç kurşun
Ayaklarında nal
kırmızı
şaraba batmış
silindir şapka
Yapışır kızlar
cidarlarına
duruyor bürolarda
her görevli atın üstünde
Lik lik gidiyor
ne yaman
serperek ardından
dizeleri
(Ağustos 1975)
III
Büyür yumak
gözlerim açıksa
uzayda ayaklarım
gülyağına bulandı
Az da olsa
duyarım
acısını
toprağın
Yapsanız daha
büyük bomba
sığar kalbime
gömersiniz ölülerinizi
Başımı sallarım
ya giderken
bir Kudüsteyim
bir İstanbul’da
Avrupa
şey gibi
eskir de
gülerim
Soluğum bekler
gece pastanede
düşünen
gerillayı
Bir gün konuşacağıma
tanık
tutuyorum
ayı
Sırtıma
alarak
Asyayı
Afrikayı
Dağ yürür bir yerinde
çıkar üstüne dağın
bu çelik çağında
ata iyi binin
Kalbinde bir gül bu atın
Ceyhan sızar gibi gözlerinden
düş gören at
bellidir gözlerinden
Ses yüklediler
varacağı üs Kudüs
titretir güney yeli
bir dal buğdayı
Alın bu atı denize atın
geçer denizden de
bakıyor özenle
sayfalarına kitabın
İnsan saçı yelesi
yürüyen bir fabrika
tüylerinde oyun
roman şiir
(Temmuz 1975)
II
Boynunda kan torbası
geçer balkonlardan
koşuşuruz pencerelere
şimdi başka balkonlarda
Sözleri uzun
kolay mı anlaşılması
düşer burnundan
bir kaç kurşun
Ayaklarında nal
kırmızı
şaraba batmış
silindir şapka
Yapışır kızlar
cidarlarına
duruyor bürolarda
her görevli atın üstünde
Lik lik gidiyor
ne yaman
serperek ardından
dizeleri
(Ağustos 1975)
III
Büyür yumak
gözlerim açıksa
uzayda ayaklarım
gülyağına bulandı
Az da olsa
duyarım
acısını
toprağın
Yapsanız daha
büyük bomba
sığar kalbime
gömersiniz ölülerinizi
Başımı sallarım
ya giderken
bir Kudüsteyim
bir İstanbul’da
Avrupa
şey gibi
eskir de
gülerim
Soluğum bekler
gece pastanede
düşünen
gerillayı
Bir gün konuşacağıma
tanık
tutuyorum
ayı
Sırtıma
alarak
Asyayı
Afrikayı
Nuri Pakdil
06 Ocak 2013
Anneler ve Kudüsler
I
Güz suları bizim şehrin önünden akar
Kış savunması
Bizim şehir üs öbür şehirlere
Dakka şimdi bir doğu kamerası
Ölümü çeken
Geleceği parmakların bir bir gösterdi
Yeşil bir harmani dizlerinde
Çek denizi aradan
And anıtları koy
Eski çağ taşlarının üstüne
Yeni çağ silahları üstüne
Eylem öğlesi
Gül kurularını birbirine bağladık
Ekmeğimize bulaşan çağın hakkını
Kitabı açarak
Yonttuk
Soluğunda gül kokusu
Okunan ve bitmeyen bir sayfa
Gibi
Beni çeker bir girişime
Daha dinç ötede
Gerçekte olduğundan daha parlak
Yeresel
Otuzüç katlı bir yapı gibi
Damarlarımızda dolaşan kan gibi
Hamid çizgisi
II
At ipi atladı
Kitap soluyan atlar
Çocuk atı çağırdı
At çocuğu tanıdı
Denizi çek annemin başörtüsüyle ey sevgili
At geçer o zaman denizi
Bilirsiniz ormanlarla sonsuz bir at gelir
Görmüşsünüzdür çocukların rüyalarında da gelir
Biner ona
Sünnetçi
Cezayir’e atlarla gidilirdi
Babam atla bağa gelirdi
Yeni Ali
Paris’i atla dolaşacak
İyi binen ata
Bir solukta geçer Hazer’i
Yavaş yavaş ingiliz
Tuzağına düşer at süren yiğitlerin
III
Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saatı gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin
(Ocak 1972)
IV
Narin bir üzüm anne yüreği
ağlaması çocuğun
çöl tülbent üstünde
sarar onunla anne yüreğini
Çocuk harita
anne çocuğun gözleriyle bakar
uyur çocuk
anne bekçi daim
Sokaklar dar mı
boğulur anne
bu atlar
geniş alan isterler
Çocuk koşar
ardından K da
insanın yüreğinde bir parça Kudüs vardır yani K
anne şimdi eline aldığı yüreğini yerine bırakır
Irmak yatağıdır
çocukların cepleri
bilmeyiz bütün ırmaklar sabahları
akşamları çocuk ceplerindedir
Erişince kelime beyi
çocuğun etine
pamuk gibi yumuşak olur o dağ
anneler her yerde o dağı ararlar
Dener çocuk
öndeki çocuk boynu mitralyözdür
toz kalktı mı ayaklardan
Alttaki çocukla birlikte ikisi de attır
Doğudan mı batıdan mı
yürüyen bir çocuk göreceğiz Kudüse
ben çok önce çıktım doğu’dan
anneler her yerde ararlar beni
Çocuk akdeniz görmüş
her ülkede bulunan
bir
K’dır
Büyüyor elinde bomba
bombanın gerçeği yumuk çocuk eli
ama çocuk
aykırı görülür ölüme
Ölüm de yasadır
artar K
annelere sunu günaydın
çocuk önder
(Kasım 1973)
V
Mavi ışın dolanır anne gömleğinde
bal arısı deniz suyu
tayfı çocukların
gözetir kudüsleri
Kar yağmaz uçar anne gözlerinden
anne eli ovadır
oynayınca çocuk
daha genişler
Kudüse şiir gömlek dikişi annenin
gösterir yönümüzü iğneden çıkan ipliğin konumu
kare ya dikdörtgen
annenin çocuk yanağındaki izi
Düşününce anne
kudüsler yakınlaşır
bir tanrı tanımazın elinde de
kudüs haritası bakar kudüs yaklaşımıyla
Kelime anne dişleri
kiminde otuz iki kiminde otuz üç kelime
çocuk bu kelimeleri
öğrenerek yaş alır
Tapınakla yürek arasında en canlı ilişki
yüreğimiz sıkışınca
anladık
el aksa’dan bir taş düşürülmüştür
İnsan
soyaçekim
göğe yansır umudu
baktıkça aynada
Ve çocuk gülünce
ışır el aksa
el aksa bilir ki
çocuk koyacak o taşı
Ki biraz kirazdır ki biraz silâhtır
çocukların
gözleri
parmakları
Getirince baba
kudüsü özümleyen ekmeği
yeniler anne andını
kirazın ve silâhın üstüne
Deniz kabartısıyla
aynı andadır anne andı ve çocuk solunumu
bilir baba
toprağı süren makinanın hüzünle kudüsü söylediğini
Ağıt yakışmaz
şiire ve çocuk yüzlerine
ki çocuk yüzleridir getirir bizlere
gereğini bağımsızlığın
İlerler zaman
kudüs koşusunda
ancak anlar
çocukların daim önde olduklarını
(Şubat 1974)
Nuri Pakdil
Güz suları bizim şehrin önünden akar
Kış savunması
Bizim şehir üs öbür şehirlere
Dakka şimdi bir doğu kamerası
Ölümü çeken
Geleceği parmakların bir bir gösterdi
Yeşil bir harmani dizlerinde
Çek denizi aradan
And anıtları koy
Eski çağ taşlarının üstüne
Yeni çağ silahları üstüne
Eylem öğlesi
Gül kurularını birbirine bağladık
Ekmeğimize bulaşan çağın hakkını
Kitabı açarak
Yonttuk
Soluğunda gül kokusu
Okunan ve bitmeyen bir sayfa
Gibi
Beni çeker bir girişime
Daha dinç ötede
Gerçekte olduğundan daha parlak
Yeresel
Otuzüç katlı bir yapı gibi
Damarlarımızda dolaşan kan gibi
Hamid çizgisi
II
At ipi atladı
Kitap soluyan atlar
Çocuk atı çağırdı
At çocuğu tanıdı
Denizi çek annemin başörtüsüyle ey sevgili
At geçer o zaman denizi
Bilirsiniz ormanlarla sonsuz bir at gelir
Görmüşsünüzdür çocukların rüyalarında da gelir
Biner ona
Sünnetçi
Cezayir’e atlarla gidilirdi
Babam atla bağa gelirdi
Yeni Ali
Paris’i atla dolaşacak
İyi binen ata
Bir solukta geçer Hazer’i
Yavaş yavaş ingiliz
Tuzağına düşer at süren yiğitlerin
III
Tûr Dağını yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saatı gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel
Anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca
İçinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin
(Ocak 1972)
IV
Narin bir üzüm anne yüreği
ağlaması çocuğun
çöl tülbent üstünde
sarar onunla anne yüreğini
Çocuk harita
anne çocuğun gözleriyle bakar
uyur çocuk
anne bekçi daim
Sokaklar dar mı
boğulur anne
bu atlar
geniş alan isterler
Çocuk koşar
ardından K da
insanın yüreğinde bir parça Kudüs vardır yani K
anne şimdi eline aldığı yüreğini yerine bırakır
Irmak yatağıdır
çocukların cepleri
bilmeyiz bütün ırmaklar sabahları
akşamları çocuk ceplerindedir
Erişince kelime beyi
çocuğun etine
pamuk gibi yumuşak olur o dağ
anneler her yerde o dağı ararlar
Dener çocuk
öndeki çocuk boynu mitralyözdür
toz kalktı mı ayaklardan
Alttaki çocukla birlikte ikisi de attır
Doğudan mı batıdan mı
yürüyen bir çocuk göreceğiz Kudüse
ben çok önce çıktım doğu’dan
anneler her yerde ararlar beni
Çocuk akdeniz görmüş
her ülkede bulunan
bir
K’dır
Büyüyor elinde bomba
bombanın gerçeği yumuk çocuk eli
ama çocuk
aykırı görülür ölüme
Ölüm de yasadır
artar K
annelere sunu günaydın
çocuk önder
(Kasım 1973)
V
Mavi ışın dolanır anne gömleğinde
bal arısı deniz suyu
tayfı çocukların
gözetir kudüsleri
Kar yağmaz uçar anne gözlerinden
anne eli ovadır
oynayınca çocuk
daha genişler
Kudüse şiir gömlek dikişi annenin
gösterir yönümüzü iğneden çıkan ipliğin konumu
kare ya dikdörtgen
annenin çocuk yanağındaki izi
Düşününce anne
kudüsler yakınlaşır
bir tanrı tanımazın elinde de
kudüs haritası bakar kudüs yaklaşımıyla
Kelime anne dişleri
kiminde otuz iki kiminde otuz üç kelime
çocuk bu kelimeleri
öğrenerek yaş alır
Tapınakla yürek arasında en canlı ilişki
yüreğimiz sıkışınca
anladık
el aksa’dan bir taş düşürülmüştür
İnsan
soyaçekim
göğe yansır umudu
baktıkça aynada
Ve çocuk gülünce
ışır el aksa
el aksa bilir ki
çocuk koyacak o taşı
Ki biraz kirazdır ki biraz silâhtır
çocukların
gözleri
parmakları
Getirince baba
kudüsü özümleyen ekmeği
yeniler anne andını
kirazın ve silâhın üstüne
Deniz kabartısıyla
aynı andadır anne andı ve çocuk solunumu
bilir baba
toprağı süren makinanın hüzünle kudüsü söylediğini
Ağıt yakışmaz
şiire ve çocuk yüzlerine
ki çocuk yüzleridir getirir bizlere
gereğini bağımsızlığın
İlerler zaman
kudüs koşusunda
ancak anlar
çocukların daim önde olduklarını
(Şubat 1974)
Nuri Pakdil
18 Kasım 2012
İnsanı kalbinden tutamadınız mı...
İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır.
Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda.
Anlatmaya, yorumlamaya gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu.
İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün nasıl kayıp gidecek elinizden!
Kaygan, yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda.
Kalbin gereksinimlerine dikkat edilmedi mi emek de, ekmek de yitiriverir anlamını.
Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü.
Nuri Pakdil
Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda.
Anlatmaya, yorumlamaya gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu.
İnsanı kalbinden tutamadınız mı, görün nasıl kayıp gidecek elinizden!
Kaygan, yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda.
Kalbin gereksinimlerine dikkat edilmedi mi emek de, ekmek de yitiriverir anlamını.
Ne emek, ne ekmek; önce kalbimiz bozuluyor çünkü.
Nuri Pakdil
03 Nisan 2012
02 Nisan 2012
Destek
Yolda, çocuğunun elinden tutmuş bir bayan görsem yürürken çocuğun düşmemesi için tutuyor sanırdım. ama öyle değilmiş. kendimize bir destek bulmak için tutuyoruz çocukların ellerinden.
Nuri Pakdil
Nuri Pakdil
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







