Kimseye değil bunu, bilgelere söyle
Çünkü alay eder kalabalık durmadan;
Övmek istediğim de hayatla dolu
Bir alev ölümüyle yanmaya hasret duyan.
Sana varlık veren, senin varlık verdiğin
O serin sevgi gecelerinde,
Mumlar aydınlatınca odayı, sessizce
Bir yabancı duygu çöker üstüne.
Örtünüp kalmazsın sen de o zaman
Koyu gölgesinde karanlığın.
En yüce maksatla birleşmek için
yeni bir istekle dolar varlığın.
Ve hiçbir uzaklık güç gelmez sana
Uçarak ve bağlı, gelir koşarak
içinde ışığa duyduğun hasretle
Ölürsün, ey kelebek, sen de yanarak!
Ama duymadığın müddetçe bunu,
Bu öl ve ol'u her gün içinde,
Bil ki bir kara konuksun yalnız
Sen de karanlık dünya yüzünde.
Johann Wolfgang von Goethe
Çeviri: Selahattin Batu
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ocak 2016
26 Haziran 2015
Akşam Güneşi
Bakın, akşam güneşinin sıcağıyla evrim
Yeşiller içindeki kulübeleri nasıl parlatıyor!
O giderek çekilirken, Gün kurtuluyor,
Bize inip kaybolurken bile hayat veriyor.
Ah! Bir kanat yerden beni kaldırmıyor,
Ki ardından, hep peşinden yetişeyim!
Seziyorum sonsuz Akşam ışığında,
Issız alemi ayaklarımın altında,
Tutuşmuş tüm tepeler, yatışmış her dere,
Gümüş Çınar altın ırmaklara akıyor habire.
Yok, durduramadı ulvi bahtı engeliyle
Azgın Dağ tüm uçurum ve geçitleriyle;
Çoktan Deniz ısınmış koylarıyla birlikte
Aniden açıldı hayretle bakışların önünde.
Tanrıça artık tamamen batmaya yeltendi;
Yalnız, körpe sürgün birden irkildi,
Acele koştum, ezeli nurundan içmeye,
Önümde Gün silkindi, arkamda Gece,
Alem üzerimde altımda dalgalar.
Güzel bir rüya derken, o esnada o sıvıştı gizlice!
Aman, ruhun kanatlarına kolayca
Beden kanatı yoldaş olamayacak galiba.
Tabi herkese doğuştan verilir bu his,
Duygularıyla yukarı ve ileri dalınası,
Gökyüzünde, mavi semada kaybolmuş,
Şakıyan türküsünü Çayırkuşu gibi ötesi,
Dik çamların tepelerinin üzerinde
Kartal hayli açılmış hürce süzülürken
Ve hasretle tarlaların, göllerin üstünde
Turna vatanına ulaşmaya can atarken.
Johann Wolfgang von Goethe
Yeşiller içindeki kulübeleri nasıl parlatıyor!
O giderek çekilirken, Gün kurtuluyor,
Bize inip kaybolurken bile hayat veriyor.
Ah! Bir kanat yerden beni kaldırmıyor,
Ki ardından, hep peşinden yetişeyim!
Seziyorum sonsuz Akşam ışığında,
Issız alemi ayaklarımın altında,
Tutuşmuş tüm tepeler, yatışmış her dere,
Gümüş Çınar altın ırmaklara akıyor habire.
Yok, durduramadı ulvi bahtı engeliyle
Azgın Dağ tüm uçurum ve geçitleriyle;
Çoktan Deniz ısınmış koylarıyla birlikte
Aniden açıldı hayretle bakışların önünde.
Tanrıça artık tamamen batmaya yeltendi;
Yalnız, körpe sürgün birden irkildi,
Acele koştum, ezeli nurundan içmeye,
Önümde Gün silkindi, arkamda Gece,
Alem üzerimde altımda dalgalar.
Güzel bir rüya derken, o esnada o sıvıştı gizlice!
Aman, ruhun kanatlarına kolayca
Beden kanatı yoldaş olamayacak galiba.
Tabi herkese doğuştan verilir bu his,
Duygularıyla yukarı ve ileri dalınası,
Gökyüzünde, mavi semada kaybolmuş,
Şakıyan türküsünü Çayırkuşu gibi ötesi,
Dik çamların tepelerinin üzerinde
Kartal hayli açılmış hürce süzülürken
Ve hasretle tarlaların, göllerin üstünde
Turna vatanına ulaşmaya can atarken.
Johann Wolfgang von Goethe
Veda
Bırak gözlerim veda eylesin,
Dilimin söylemeye varmayan!
Zor, zordur taşınması erkeğin!
Çünkü adamım, bazen kalpazan.
Üzülür bu saatte her can
Aşkın en tatlı tutusu bile,
Soğuk bir buse ağzından,
Donuk elinin sıkması hele.
Ayrıca, hafif çalınmış bir öpücük,
Ah, anında beni nasıl da büyülemişti!
Sanki sevindiren bir Menekşe küçücük,
Martın ilk günlerinde koparılmış gibi.
Yok, ben şimdi çelenk toplamıyorum,
Artık bir gülü bile kıyamam sana.
İlkbahar geldi, ey sevgili Oğlum....
Ama, ne yazık ki sonbahar bana!
Johann Wolfgang von Goethe
Dilimin söylemeye varmayan!
Zor, zordur taşınması erkeğin!
Çünkü adamım, bazen kalpazan.
Üzülür bu saatte her can
Aşkın en tatlı tutusu bile,
Soğuk bir buse ağzından,
Donuk elinin sıkması hele.
Ayrıca, hafif çalınmış bir öpücük,
Ah, anında beni nasıl da büyülemişti!
Sanki sevindiren bir Menekşe küçücük,
Martın ilk günlerinde koparılmış gibi.
Yok, ben şimdi çelenk toplamıyorum,
Artık bir gülü bile kıyamam sana.
İlkbahar geldi, ey sevgili Oğlum....
Ama, ne yazık ki sonbahar bana!
Johann Wolfgang von Goethe
03 Ağustos 2014
İthaf
Dedikas
Sabah geldi, tekmeleri ürküttü
Sakin uykumu, beni halim saran,
Uyanırken, sessiz kulübemde
Giderken dağbaşı taze ruhumla;
Şenlendim, her attığım adımla
Yeni çiçeğe, dolu damlalarla salkan;
Yeni gün yükselirken meftun,
Ve herşey serinlendi, beni sevindirmek için.
Ve ben tırmanırken, çayırlar çınarından belirdi
Bir sis çizgi, çizgi yukarı.
Savuldu ve değindi, etrafımı çevirdi,
Ve büyüdü bedenimi kanatlarcasına serdi:
Güzel endamımı daha tadınamadan,
Çevre kapandı üzerime solgun vualla;
Hemen dökünmüş gördüm bulutlarla,
Kendimi kendimle kapanmış buldum seherle.
Aniden güneş delercesine aydınlandı,
Sis arasında berraklık görüle yazdı.
Burada sakin düşekaldı;
Bölündü yükselirken orman ve tepelerle.
Nasılda ümitlendim, ona selam verebilmeye!
Donuk tandan sonra iki kat daha güzel sandım.
Havalı mücadele hala bitmemişti,
Bir parıltı sardı ve gözlerim kamaştı.
Sonra, onları aç dercesine,
İçimden soğukkanlı yeni bir dürtü geldi,
Acele nazarlarla zorladım kendimi kabule,
Çünkü herşey yanıyor ve yakıyordu.
Baktım ki bulutlarla getiriliyor
İlahi bir hatun, gözlerimin önüne,
Öyle bir endam ki ömrümde görmedim;
Bana baktı ve beklercesine öylece dolaştı.
Tanımıyormusun beni? dedi tek bir ağızla,
Benden aktı sevgi ve vefa topraklara:
Anımsarmısın beni, kimi yaralarda
Hayatın pak merhemini döktüm?
Tabi bilirsin beni, ben, ebedi bağ,
Kalbin emel verir bana açıp kapanırken.
Sen değilmiydin kor yürek çırpıntılarıyla
Delikanlıyken bana özümsenirken?
Evet! diye haykırdım, mesut çökerken
Yere doğru, çok uzun sezdim seni:
Huzur verdin bana, genç uzuvlarımdan
Hırs içimde molasız eşelenirken;
Bana, enfes kuş tüyleriyle
Sıcak günde alnıma su serptin;
Bana alemin en iyi ihsanlarını verdin,
Ve her saadeti senden gelen, sadece isterim!
Sana isim vermiyorum, gerçi çok bahsedilir senden
Hatta fazlaca, ve herbiri kendinin bilir seni,
Her göz sana nişanlanmış zanneder,
Her birine ışıldaman olur hicran.
Ah, dalalete düşmüşken, çok yoldaşım vardın,
Şimdi seni tanımışken, sanki yapayalnızım:
Ben ferahımı sadece kendimle paylaşmalıyım,
Senin zarif parıltılarını örtüp kapatmalıyım.
Gülümsedi ve dedi ki: Bak, ne zekisin,
Ne muhtaçsınız, biraz açığa çıkmaya!
Güçbela ağır itham hayallerden emin,
Ancak çocuksu arzulara hakim,
Zannedersin yine insan üstüsün
İhmal edersin erkeğin görevini icra etmeye!
Başkalarından sen ne kadar farklısın?
Tanı kendini, dünyayla huzurda yaşa!
Af et beni, dedim, niyetim iyimserdi!
Gözlerimi beyhude mi açık tutmalıyım?
Memnun bir istek yaşıyor kanımda,
Senin nimetlerinin değerini biliyorum.
Ötekilere içimde asil kor büyüyor,
Ülküyü artık gömemem, istemiyorumda!
Neden bu yolu o kadar özlemle aradım,
Biraderlere onu göstermeyeceksem eğer?
Ve ben söylenirken, bana baktı yüce mahluk
Bir nazarla, insaflı ve merhametli hoşgörüyle;
Kendimi gözlerinde okuyabiliyordum,
Hatamı ve kusurumu, ve doğrularımı.
Hafifce güldü, o anda iyileşmiştim,
Yeni hoşnutluklara ruhum vardı:
Şimdi sağlam güvenlerle
Ona yaklaşabildim, yanına bakınabildim.
Aniden elini uzattı çizgilerin içine
Külfetsiz bulutlara ve kokulara rasgele;
Ve kapınca onu, o tutturdu kendini,
Çektirdi kendini, ve sis mis kalmadı.
Gözüm yine ovada gezinebilirdin,
Semaya bakındım, aydın ve celildi.
Onu sadece en temiz tülü tutar gördüm,
Onu saran ve binbir kıvrımlarla bürüyen.
Ben seni tanırım, tanırım zayıf taraflarını,
Ben bilirim, ne gibi iyilikler içinde neşreder!
-Dedi, sürekli böyle konuşur duyarım onu-
Kabul eyle burada, sana çoktandır ayırdığımı!
Mesut olana, hiçbir şeyden efkar dokunamaz,
Eğer bu hediyeyi alırsa sessiz gönülle:
Sabah muştusuyla örülmüş ve güneş berraklığı,
Şiirlerin perdesi, hakikatlerin ellerinden müjde.
Ve seni ve arkadaşlarını bunaltırsa
Öğleyin olunca, at onu havaya!
Birazdan akşam esintisinin serinliği hışıldar,
Etrafınızı buke-baharat kokuları sarar.
Endişe ağrıları, toprak duygular, susar,
Bulutlar yatağına dönüşür türbeler
Sakinleşir herbir yaşam dalgası,
Gün şefkatli olur, gece pırıldar.
Haydi gelin, dostlar, yollarınızda eğer
Hayatın yükü ezercesine bastırıyorsa,
Hattınızda bir tazecik yeni uğur varsa
Çiçeklerle bezenmiş, altın meyvelerle süslenmiş,
Beraber yarınki güne yürüyoruz!
Böyle yaşıyoruz, böyle mutlu olunuyoruz.
Ve sonra, torunlar bize yas ederlerken,
Onların neşeşine aşkımız ulaşsın erken.
Johann Wolfgang von Goethe
Sabah geldi, tekmeleri ürküttü
Sakin uykumu, beni halim saran,
Uyanırken, sessiz kulübemde
Giderken dağbaşı taze ruhumla;
Şenlendim, her attığım adımla
Yeni çiçeğe, dolu damlalarla salkan;
Yeni gün yükselirken meftun,
Ve herşey serinlendi, beni sevindirmek için.
Ve ben tırmanırken, çayırlar çınarından belirdi
Bir sis çizgi, çizgi yukarı.
Savuldu ve değindi, etrafımı çevirdi,
Ve büyüdü bedenimi kanatlarcasına serdi:
Güzel endamımı daha tadınamadan,
Çevre kapandı üzerime solgun vualla;
Hemen dökünmüş gördüm bulutlarla,
Kendimi kendimle kapanmış buldum seherle.
Aniden güneş delercesine aydınlandı,
Sis arasında berraklık görüle yazdı.
Burada sakin düşekaldı;
Bölündü yükselirken orman ve tepelerle.
Nasılda ümitlendim, ona selam verebilmeye!
Donuk tandan sonra iki kat daha güzel sandım.
Havalı mücadele hala bitmemişti,
Bir parıltı sardı ve gözlerim kamaştı.
Sonra, onları aç dercesine,
İçimden soğukkanlı yeni bir dürtü geldi,
Acele nazarlarla zorladım kendimi kabule,
Çünkü herşey yanıyor ve yakıyordu.
Baktım ki bulutlarla getiriliyor
İlahi bir hatun, gözlerimin önüne,
Öyle bir endam ki ömrümde görmedim;
Bana baktı ve beklercesine öylece dolaştı.
Tanımıyormusun beni? dedi tek bir ağızla,
Benden aktı sevgi ve vefa topraklara:
Anımsarmısın beni, kimi yaralarda
Hayatın pak merhemini döktüm?
Tabi bilirsin beni, ben, ebedi bağ,
Kalbin emel verir bana açıp kapanırken.
Sen değilmiydin kor yürek çırpıntılarıyla
Delikanlıyken bana özümsenirken?
Evet! diye haykırdım, mesut çökerken
Yere doğru, çok uzun sezdim seni:
Huzur verdin bana, genç uzuvlarımdan
Hırs içimde molasız eşelenirken;
Bana, enfes kuş tüyleriyle
Sıcak günde alnıma su serptin;
Bana alemin en iyi ihsanlarını verdin,
Ve her saadeti senden gelen, sadece isterim!
Sana isim vermiyorum, gerçi çok bahsedilir senden
Hatta fazlaca, ve herbiri kendinin bilir seni,
Her göz sana nişanlanmış zanneder,
Her birine ışıldaman olur hicran.
Ah, dalalete düşmüşken, çok yoldaşım vardın,
Şimdi seni tanımışken, sanki yapayalnızım:
Ben ferahımı sadece kendimle paylaşmalıyım,
Senin zarif parıltılarını örtüp kapatmalıyım.
Gülümsedi ve dedi ki: Bak, ne zekisin,
Ne muhtaçsınız, biraz açığa çıkmaya!
Güçbela ağır itham hayallerden emin,
Ancak çocuksu arzulara hakim,
Zannedersin yine insan üstüsün
İhmal edersin erkeğin görevini icra etmeye!
Başkalarından sen ne kadar farklısın?
Tanı kendini, dünyayla huzurda yaşa!
Af et beni, dedim, niyetim iyimserdi!
Gözlerimi beyhude mi açık tutmalıyım?
Memnun bir istek yaşıyor kanımda,
Senin nimetlerinin değerini biliyorum.
Ötekilere içimde asil kor büyüyor,
Ülküyü artık gömemem, istemiyorumda!
Neden bu yolu o kadar özlemle aradım,
Biraderlere onu göstermeyeceksem eğer?
Ve ben söylenirken, bana baktı yüce mahluk
Bir nazarla, insaflı ve merhametli hoşgörüyle;
Kendimi gözlerinde okuyabiliyordum,
Hatamı ve kusurumu, ve doğrularımı.
Hafifce güldü, o anda iyileşmiştim,
Yeni hoşnutluklara ruhum vardı:
Şimdi sağlam güvenlerle
Ona yaklaşabildim, yanına bakınabildim.
Aniden elini uzattı çizgilerin içine
Külfetsiz bulutlara ve kokulara rasgele;
Ve kapınca onu, o tutturdu kendini,
Çektirdi kendini, ve sis mis kalmadı.
Gözüm yine ovada gezinebilirdin,
Semaya bakındım, aydın ve celildi.
Onu sadece en temiz tülü tutar gördüm,
Onu saran ve binbir kıvrımlarla bürüyen.
Ben seni tanırım, tanırım zayıf taraflarını,
Ben bilirim, ne gibi iyilikler içinde neşreder!
-Dedi, sürekli böyle konuşur duyarım onu-
Kabul eyle burada, sana çoktandır ayırdığımı!
Mesut olana, hiçbir şeyden efkar dokunamaz,
Eğer bu hediyeyi alırsa sessiz gönülle:
Sabah muştusuyla örülmüş ve güneş berraklığı,
Şiirlerin perdesi, hakikatlerin ellerinden müjde.
Ve seni ve arkadaşlarını bunaltırsa
Öğleyin olunca, at onu havaya!
Birazdan akşam esintisinin serinliği hışıldar,
Etrafınızı buke-baharat kokuları sarar.
Endişe ağrıları, toprak duygular, susar,
Bulutlar yatağına dönüşür türbeler
Sakinleşir herbir yaşam dalgası,
Gün şefkatli olur, gece pırıldar.
Haydi gelin, dostlar, yollarınızda eğer
Hayatın yükü ezercesine bastırıyorsa,
Hattınızda bir tazecik yeni uğur varsa
Çiçeklerle bezenmiş, altın meyvelerle süslenmiş,
Beraber yarınki güne yürüyoruz!
Böyle yaşıyoruz, böyle mutlu olunuyoruz.
Ve sonra, torunlar bize yas ederlerken,
Onların neşeşine aşkımız ulaşsın erken.
Johann Wolfgang von Goethe
03 Eylül 2013
İnsanın başına gelebilecek en kötü şey
Eskiden derdim ki;
İnsanın başına gelebilecek en kötü şey,
Bir gün ‘yapayalnız kalmasıdır’.
Öğrendim ki;
Hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey:
...‘Yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.’
Johann Wolfgang von Goethe
İnsanın başına gelebilecek en kötü şey,
Bir gün ‘yapayalnız kalmasıdır’.
Öğrendim ki;
Hayatta insanın başına gelebilecek en kötü şey:
...‘Yapayalnız hissetmesine neden olan insanlarla yaşamasıdır.’
Johann Wolfgang von Goethe
01 Ağustos 2013
Uzaktaki Sevgiliye
Seni yitirdiğim, söyle gerçek mi ?
Ey güzel, bırakıp beni gittin mi ?
Her şarkı, her söz kulaklarımda
Hala bugün gibi çağlayıp durmada.
Bir yolcu nasıl bakışlarıyla
Delmeye çalışırsa uzakları,
Nasıl keşf için uğraşırsa
Havada gizlice şakıyan kuşları,
Öyle aranıyor gözlerim durmadan
Tarlayı, çalıyı, ormanı tekrar;
Ey güzel sevdiğim, dön artık bana !
Seni çağırıyor söylediğim şarkılar !
Johann Wolfgang von Goethe
Ey güzel, bırakıp beni gittin mi ?
Her şarkı, her söz kulaklarımda
Hala bugün gibi çağlayıp durmada.
Bir yolcu nasıl bakışlarıyla
Delmeye çalışırsa uzakları,
Nasıl keşf için uğraşırsa
Havada gizlice şakıyan kuşları,
Öyle aranıyor gözlerim durmadan
Tarlayı, çalıyı, ormanı tekrar;
Ey güzel sevdiğim, dön artık bana !
Seni çağırıyor söylediğim şarkılar !
Johann Wolfgang von Goethe
Avcının Akşam Şarkısı
Yürüyorum kırda sessiz, yabanıl
Elimde tüfek sürüne sürüne;
Gözlerimde senin ışıklı yüzün,
Tatlı hayalin gülümsemede.
Gezmedesin sen şimdi, sevimli
Kırlar içinde vadilerde;
Ah, benim uçup giden hayalim
Bilmem görünür mü sana bir kere?
Görünür mü yaslı gamlar içinde
Diyar diyar gezen bu hayal sana?
Yanında ayrı düştüğü için
Yürür giderken ufuktan ufka.
Yalnız seni kurar, seni görürüm
Yüzün sanırım bakınca aya
Bir sessiz güven kaplar içimi
Ah, bilmem ki ne hal oldu bana?
Johann Wolfgang von Goethe
Elimde tüfek sürüne sürüne;
Gözlerimde senin ışıklı yüzün,
Tatlı hayalin gülümsemede.
Gezmedesin sen şimdi, sevimli
Kırlar içinde vadilerde;
Ah, benim uçup giden hayalim
Bilmem görünür mü sana bir kere?
Görünür mü yaslı gamlar içinde
Diyar diyar gezen bu hayal sana?
Yanında ayrı düştüğü için
Yürür giderken ufuktan ufka.
Yalnız seni kurar, seni görürüm
Yüzün sanırım bakınca aya
Bir sessiz güven kaplar içimi
Ah, bilmem ki ne hal oldu bana?
Johann Wolfgang von Goethe
25 Temmuz 2013
Mülkiyet
Biliyorum ki ben,
Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler
dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.
Biliyorum ki ben,
Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım
anlar dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.
Johann Wolfgang von Goethe
Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler
dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.
Biliyorum ki ben,
Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım
anlar dışında,
Hiçbir şeye sahip değilim.
Johann Wolfgang von Goethe
17 Nisan 2013
Güzel Gece
Artık kulübeyi terk ediyorum,
Sevdiklerimin meskenini,
Yalnız, alçak adımlarla dolaşıyorum
Issız ve karanlık ormanın içini.
Luna doğuyor çalı ve meşeler ortasından,
Zefir seyrini bildiriyor,
Huş ağaçları eğilerek serpiyor yukardan
Ona doğru, en tatlı tütsüyü seriyor.
Nasıl da tapınıyorum serinlikte
Bu güzel yaz gecesine!
Ah, ne damıtıcı burada duygulanma,
Ruhu şen ve mutlu kılan;
Neşene nafile dokunamadan!
Ama, gene de isterdim ki, ey sema sana
Binlercesine böyle gece bırakmak,
Yarimi verseydin bir tek bana.
Johann Wolfgang von Goethe
Sevdiklerimin meskenini,
Yalnız, alçak adımlarla dolaşıyorum
Issız ve karanlık ormanın içini.
Luna doğuyor çalı ve meşeler ortasından,
Zefir seyrini bildiriyor,
Huş ağaçları eğilerek serpiyor yukardan
Ona doğru, en tatlı tütsüyü seriyor.
Nasıl da tapınıyorum serinlikte
Bu güzel yaz gecesine!
Ah, ne damıtıcı burada duygulanma,
Ruhu şen ve mutlu kılan;
Neşene nafile dokunamadan!
Ama, gene de isterdim ki, ey sema sana
Binlercesine böyle gece bırakmak,
Yarimi verseydin bir tek bana.
Johann Wolfgang von Goethe
Has Tat
Beyhude seninki, etkilemek için kalbini,
Bir kızın kucağını altınla doldurmak;
Kendine yetiştir aşkın meyvelerini,
Ki tadabilesin onları su gibi berrak.
Altın ancak yığınların oylarına değer,
Ama tek bir kalbi kazanamaz da.
Sen ki bir kız almak istersen eğer,
Git ve ver kendini, onun için ona.
Seni hiçbir bağ sarmayacaksa kutsal,
Ey Delikanlı, sımsıkı sık kendini!
Beşer hür yaşarken davranır uysal,
Ama yinede özgür olmayabilir fani.
Kendini sadece Birine yak yar;
Ve yüreği aşkla doluysa eğer,
Bırak şefkat örsün seni dapdar,
Vefa sarmasın istiyorsan meğer.
Sez, Delikanlı, ve hemen ardından seç
Bir Kız kendine, ki o da seçesin seni,
Gönlü güzel olsun, ötesinden vazgeç,
Ve seversin sende, ben gibi kendini.
Ben, ki anlarım bu sanattan inan,
Kendime bir çocuk beğendim,
Şimdi en güzel evlilik mutuna varan
Rahmeti eksik sadece rabbimin.
Revamdan başka derdi yok,
Ancak bana güzel görünmekle meşgul,
Yalnız yanımda sevecen, hem de çok,
Ve kibarca başkaları önünde kul.
Aşkımıza zaman zarar vermesin diye,
Aciz olan tarafa hiçbir hak tanımaz,
Ve lütfü daima merhamet dilesiye,
Ben de daima minnettar kalırım biraz.
Ben kanaatkarım ve hoşlanırım
Hemen, bana tatlıca gülümserse,
Masada sevgilinin ayaklarını
Kendilerininkine sehpa ederse.
Yanağından ısırdığı elmayı,
İçtiği bardağı, bana uzatırsa,
Ve yarım çalınmış buselerle
Başkalarına kapalı göğsünü açarsa.
Ve sessiz, muhabbet dolu saatlerde
Benimle beraber aşktan bahsederse
O dudakların sohbetini isterim de,
Aptalca, öpmekte diretmem nedense.
Nasıl da bir akıl, onu capcanlı kılan,
Ender bir cazibeyle dolar!
O fevkalade birisi, ve kaybolur an
Ancak, beni sevdiğinde çağ atlar.
Saygı beni ayaklarına doğru atar,
Hasret kendimi bağrına basar.
Bak, Delikanlı! Böyle tadını çıkar,
Akıllı ol ve ara bul, o duygu var.
Ölüm yolu yanından geçerken
Seni İngiliz türküsüne taşır,
Cennetin mutluluğuna ererken,
Sıratı hissetmezsin, o an’laşır.
Johann Wolfgang von Goethe
Dornburg, Eylül 1828
Bir kızın kucağını altınla doldurmak;
Kendine yetiştir aşkın meyvelerini,
Ki tadabilesin onları su gibi berrak.
Altın ancak yığınların oylarına değer,
Ama tek bir kalbi kazanamaz da.
Sen ki bir kız almak istersen eğer,
Git ve ver kendini, onun için ona.
Seni hiçbir bağ sarmayacaksa kutsal,
Ey Delikanlı, sımsıkı sık kendini!
Beşer hür yaşarken davranır uysal,
Ama yinede özgür olmayabilir fani.
Kendini sadece Birine yak yar;
Ve yüreği aşkla doluysa eğer,
Bırak şefkat örsün seni dapdar,
Vefa sarmasın istiyorsan meğer.
Sez, Delikanlı, ve hemen ardından seç
Bir Kız kendine, ki o da seçesin seni,
Gönlü güzel olsun, ötesinden vazgeç,
Ve seversin sende, ben gibi kendini.
Ben, ki anlarım bu sanattan inan,
Kendime bir çocuk beğendim,
Şimdi en güzel evlilik mutuna varan
Rahmeti eksik sadece rabbimin.
Revamdan başka derdi yok,
Ancak bana güzel görünmekle meşgul,
Yalnız yanımda sevecen, hem de çok,
Ve kibarca başkaları önünde kul.
Aşkımıza zaman zarar vermesin diye,
Aciz olan tarafa hiçbir hak tanımaz,
Ve lütfü daima merhamet dilesiye,
Ben de daima minnettar kalırım biraz.
Ben kanaatkarım ve hoşlanırım
Hemen, bana tatlıca gülümserse,
Masada sevgilinin ayaklarını
Kendilerininkine sehpa ederse.
Yanağından ısırdığı elmayı,
İçtiği bardağı, bana uzatırsa,
Ve yarım çalınmış buselerle
Başkalarına kapalı göğsünü açarsa.
Ve sessiz, muhabbet dolu saatlerde
Benimle beraber aşktan bahsederse
O dudakların sohbetini isterim de,
Aptalca, öpmekte diretmem nedense.
Nasıl da bir akıl, onu capcanlı kılan,
Ender bir cazibeyle dolar!
O fevkalade birisi, ve kaybolur an
Ancak, beni sevdiğinde çağ atlar.
Saygı beni ayaklarına doğru atar,
Hasret kendimi bağrına basar.
Bak, Delikanlı! Böyle tadını çıkar,
Akıllı ol ve ara bul, o duygu var.
Ölüm yolu yanından geçerken
Seni İngiliz türküsüne taşır,
Cennetin mutluluğuna ererken,
Sıratı hissetmezsin, o an’laşır.
Johann Wolfgang von Goethe
Dornburg, Eylül 1828
Huzur
Dağlara sinmiş huzur,
En küçük kıpırdanış yok yapraklarda,
Kuşlar ormanda suskun,
Sabret yakın birgün sende huzur bulursun.
Johann Wolfgang von Goethe
En küçük kıpırdanış yok yapraklarda,
Kuşlar ormanda suskun,
Sabret yakın birgün sende huzur bulursun.
Johann Wolfgang von Goethe
25 Aralık 2012
İtiraf
Saklaması zor olan nedir? Ateş!
Gündüz dumanı ele verir,
Gece alevi o canavarı.
Ayrıca aşktır bir de saklanması zor olan:
Her ne kadar sakin gibi görünse de,
Pek kolay okunur gözlerden.
En zoru ise bir şiiri saklamaktır:
İnsan meziyetlerini göstermeden edemez.
Goethe
(Doğu-Batı Divanı-Ötüken-s.176)
Gündüz dumanı ele verir,
Gece alevi o canavarı.
Ayrıca aşktır bir de saklanması zor olan:
Her ne kadar sakin gibi görünse de,
Pek kolay okunur gözlerden.
En zoru ise bir şiiri saklamaktır:
İnsan meziyetlerini göstermeden edemez.
Goethe
(Doğu-Batı Divanı-Ötüken-s.176)
01 Aralık 2012
Ormanda Yürüyordum
Ormanda yürüyordum
Öylesine ve kendimce
Ve hiçbir şey aramamak
İşte buydu niyetim.
Sonra gölgeler arasında
Bir çiçekçik gördüm,
Yıldız gibi parıldayan,
Bir göz gibi gülümseyen.
Yerinden koparmak isterken onu,
İncecikten bana:
Solup ölmemi istiyorsun.
Tutup kopararak beni? deyiverdi.
Onu kökleriyle birlikte,
Hiç incitmeden çıkarıp,
Güzel evin başındaki,
Büyük bahçeye taşıdım.
Büyük sakin bahçede,
Ektim onu yeniden.
Şimdi o küçük, güzel çiçek
Büyüyor durmadan, çiçek açıp, gülerek.
Öylesine ve kendimce
Ve hiçbir şey aramamak
İşte buydu niyetim.
Sonra gölgeler arasında
Bir çiçekçik gördüm,
Yıldız gibi parıldayan,
Bir göz gibi gülümseyen.
Yerinden koparmak isterken onu,
İncecikten bana:
Solup ölmemi istiyorsun.
Tutup kopararak beni? deyiverdi.
Onu kökleriyle birlikte,
Hiç incitmeden çıkarıp,
Güzel evin başındaki,
Büyük bahçeye taşıdım.
Büyük sakin bahçede,
Ektim onu yeniden.
Şimdi o küçük, güzel çiçek
Büyüyor durmadan, çiçek açıp, gülerek.
Goethe
Marienbad Ağıdı
Artık ne bekleyebilirim, yeniden
Buluşsam da o gonca çiçekten
Cennet ve cehennem seni bekliyor
Duygular kararsızlık dalgalarında sarsılırken,
Bitsin bu kuşkular artık! İşte gök kapında
Kaldırıyor yerden seni kollarıyla
İşte cennete kabul edildin, keşke
Değer olsaydın sonsuz güzel hayata
Artık ne istek, ne umut, ne tutku kaldı
Burasıydı yöneldiğin içten çabalarla
Karşında görünce eşsiz güzelliği
Yanık gözyaşlarının kaynağı tükendi
Gün nasıl da hızla çarptı kanatlarını
Zamanı önüne katıp sürer gibi
Akşamki öpücük bir mühür dudaklarda
Yarınki güneşin de aynen göreceği
Sakin bir yürüyüşteydi zaman,
Kız kardeşler gibi, benzer ve benzemeyen
Son öpücüğün nasıl da tatlı kıyıcılığı
Kesiveriyor aşkın kusursuz örgüsünü
Şimdi acele, tedirgin koşan, sakınıp eşiğinden
Ardından alevler içinde bir melek geliyor gibi
Göz, karanlık yola yorgun bakıyor
Dönüp baktı: Kapı kilitli duruyor
Şimdi kendine bile kilitli olan bu gönül
Sanki hiç açılmamış, mutluluk saatlerini
Gökteki bütün yıldızlarla yarışarak
Onun yanında hiç yaşamamış gibi
Usanmış, utanmış, bungun, hüzünlü
Karanlıklar içinde soluksuz gönlü
Bu dünyadan geride ne kaldı? Sarp kayalar
Kutsal gölgelerle taçlandırılmadı mı?
Ürünler olgunlaşmadı mı? Yeşillikler canlı,
Irmak ve otlaklar boyunca uzanmıyor mu?
Ve yeryüzü ötesinin büyüklüğü
Biçimli ve biçimsiz kubbelenmiyor mu?
Nasıl da aydınlık ve kırılgan, hafif ve ince
Ciddi bulutlar korosundan altı kanatlı melek
Tıpkı o, yukarıdaki mavi gök
Buhar gibi karışıveren maviliğe
Böylece gördün danslar içinde sevinçli
O, sevgililer sevgilisini.
Yalnızca birkaç dakika izin sana
Onun yerine bir hayli tutup bırakmaya
Yüreğine geri dön, daha kolay bulabilirsin orda
Değişen biçimlere oynarken onu.
Pek çok resim giderek oluşturuyor birini
Böyle binlerce kez ve hep hep sevgili
Kapılarda bekliyordu, karşılar gibi
Adım adım mutlu etti beni
Bir daha koştu son öpücükten sonra
Bir son daha kondurmaya dudaklarıma
Nasılda canlı şimdi anısı
İçimde alevden harflerle yazılı.
O gönül ki, yüksek surlar yaptırmış
İçinde korumak için kendini ve sevdiğini
Onun yerine de sevinç duyuyor bu aşktan
Yalnızca ona açınca kapılarını tanıyor kendini
Böylece kendi sınırları içinde daha özgür
Ve yalnızca ona teşekkür için atıyor yüreği
Sevme gücü ve gereksinim
Karşılıklı sevgiyle yok edildi
Sevinçli tasarılar için umudun neşesi
Karar ve eylem için hemen bulundu
Aşk bir heyecansa seven için,
Ben en hoş örneğiyim bunun.
Beni böyle kılan onun varlığı! Nasıl bunaltıcı
Bir korku akıl ve beden üstünde, istenmeyen ağırlık:
Tüyler ürpertici hayaller dolu
Yürek boşluğunun ıssızlığında.
Şimdi eşikte umudun bilinen şafağı
Işıyor güneşin yumuşak aydınlığında.
Tanrı'nın verdiği huzuru bu evrende
Akıldan çok mutluluk veren - okuduğumuza göre -
Karşılaştırıyorum aşkın huzuruyla,
Sonsuzca sevdiğin yanındaysa bu dünyada
Gönül rahatlar, bozamaz hiçbir şey o derinde
Duran anlamı, o anlam ait olmaktır sevdiğine...
Buluşsam da o gonca çiçekten
Cennet ve cehennem seni bekliyor
Duygular kararsızlık dalgalarında sarsılırken,
Bitsin bu kuşkular artık! İşte gök kapında
Kaldırıyor yerden seni kollarıyla
İşte cennete kabul edildin, keşke
Değer olsaydın sonsuz güzel hayata
Artık ne istek, ne umut, ne tutku kaldı
Burasıydı yöneldiğin içten çabalarla
Karşında görünce eşsiz güzelliği
Yanık gözyaşlarının kaynağı tükendi
Gün nasıl da hızla çarptı kanatlarını
Zamanı önüne katıp sürer gibi
Akşamki öpücük bir mühür dudaklarda
Yarınki güneşin de aynen göreceği
Sakin bir yürüyüşteydi zaman,
Kız kardeşler gibi, benzer ve benzemeyen
Son öpücüğün nasıl da tatlı kıyıcılığı
Kesiveriyor aşkın kusursuz örgüsünü
Şimdi acele, tedirgin koşan, sakınıp eşiğinden
Ardından alevler içinde bir melek geliyor gibi
Göz, karanlık yola yorgun bakıyor
Dönüp baktı: Kapı kilitli duruyor
Şimdi kendine bile kilitli olan bu gönül
Sanki hiç açılmamış, mutluluk saatlerini
Gökteki bütün yıldızlarla yarışarak
Onun yanında hiç yaşamamış gibi
Usanmış, utanmış, bungun, hüzünlü
Karanlıklar içinde soluksuz gönlü
Bu dünyadan geride ne kaldı? Sarp kayalar
Kutsal gölgelerle taçlandırılmadı mı?
Ürünler olgunlaşmadı mı? Yeşillikler canlı,
Irmak ve otlaklar boyunca uzanmıyor mu?
Ve yeryüzü ötesinin büyüklüğü
Biçimli ve biçimsiz kubbelenmiyor mu?
Nasıl da aydınlık ve kırılgan, hafif ve ince
Ciddi bulutlar korosundan altı kanatlı melek
Tıpkı o, yukarıdaki mavi gök
Buhar gibi karışıveren maviliğe
Böylece gördün danslar içinde sevinçli
O, sevgililer sevgilisini.
Yalnızca birkaç dakika izin sana
Onun yerine bir hayli tutup bırakmaya
Yüreğine geri dön, daha kolay bulabilirsin orda
Değişen biçimlere oynarken onu.
Pek çok resim giderek oluşturuyor birini
Böyle binlerce kez ve hep hep sevgili
Kapılarda bekliyordu, karşılar gibi
Adım adım mutlu etti beni
Bir daha koştu son öpücükten sonra
Bir son daha kondurmaya dudaklarıma
Nasılda canlı şimdi anısı
İçimde alevden harflerle yazılı.
O gönül ki, yüksek surlar yaptırmış
İçinde korumak için kendini ve sevdiğini
Onun yerine de sevinç duyuyor bu aşktan
Yalnızca ona açınca kapılarını tanıyor kendini
Böylece kendi sınırları içinde daha özgür
Ve yalnızca ona teşekkür için atıyor yüreği
Sevme gücü ve gereksinim
Karşılıklı sevgiyle yok edildi
Sevinçli tasarılar için umudun neşesi
Karar ve eylem için hemen bulundu
Aşk bir heyecansa seven için,
Ben en hoş örneğiyim bunun.
Beni böyle kılan onun varlığı! Nasıl bunaltıcı
Bir korku akıl ve beden üstünde, istenmeyen ağırlık:
Tüyler ürpertici hayaller dolu
Yürek boşluğunun ıssızlığında.
Şimdi eşikte umudun bilinen şafağı
Işıyor güneşin yumuşak aydınlığında.
Tanrı'nın verdiği huzuru bu evrende
Akıldan çok mutluluk veren - okuduğumuza göre -
Karşılaştırıyorum aşkın huzuruyla,
Sonsuzca sevdiğin yanındaysa bu dünyada
Gönül rahatlar, bozamaz hiçbir şey o derinde
Duran anlamı, o anlam ait olmaktır sevdiğine...
Goethe
Tekrar Buluşma
Acaba bu gerçek mi, yıldızların yıldızı
Seni tekrar kalbimin üstünde sıkıyorum!
Ah, şu ayrılık denen gece nasıl bir acı
Nasıl derin uçurum
Evet neşelerimin
Sevgili, hoş rakibi sen;
Düşününce geçmiş acıları
Ürperirim halden.
Düha ezeliyetin, Tanrının sinesinin
Uyurken bir yerinde en kuytu ve düzgün derin
Hazırladı ilk anı
Çok yüce bir yaratma isteğiyle Tanrı
`Ol!` emrini verdi,
Bütün alem kudretle ve büyük ihtişamla
Hemen gerçekleşerek bir varlık kazanınca
Her taraftan çok derin bir ah koptu yükseldi
Etraf nura boyandı
Birbirinden ayrılıp bir yana kaçıştılar,
Vahşet ve korku dolu rüyaları içinde
Her şey can attı
İsteyerek sessiz ve ihtirassız
Uzaklara, o derin sonsuzlukta.
Her şey susmuş, sessiz ve ıssızdı etraf,
Tanrı yalnız kalmıştı ilk olarak,
Yarattığı şafağı o anda
Şafak merhamet etti çekilen ıstıraba,
Ve acı duyanlara,
Ahenkli renk oyunları gösterdi,
Daha önce birbirinden her ayrılan böylece
İmkan buldu tekrardan birbirini sevmeye.
Telaşla, acele ile birbirinin olanlar
arayıp birbirini yeni baştan buldular
Döndüler ölçüsüz hayata tekrar
His ve duygular
İster el ele tutup, ister yakalansınlar
Yeter ki birbirinden onlar ayrılmasınlar.
Bundan sonra Tanrının yaratması lüzumsuz
Onun dünyasını artık bizler de yaratırız.
Bu suretle o şafak al al kanadlariyle
Beni sana uçurdu geldik dudak dudağa,
Ve gece gökyüzünde parlak yıldızlarıyle
Binlerce mühür vurdu, kuvvet verdi bu bağa,
Artık şu yeryüzünde böylece her ikimiz
Sevinç ve acılarda biriz ve herkese örnek olabiliriz.
Ve ikinci bir `Ol!` emri
Bir daha ayıramaz bizi.
Goethe
Seni tekrar kalbimin üstünde sıkıyorum!
Ah, şu ayrılık denen gece nasıl bir acı
Nasıl derin uçurum
Evet neşelerimin
Sevgili, hoş rakibi sen;
Düşününce geçmiş acıları
Ürperirim halden.
Düha ezeliyetin, Tanrının sinesinin
Uyurken bir yerinde en kuytu ve düzgün derin
Hazırladı ilk anı
Çok yüce bir yaratma isteğiyle Tanrı
`Ol!` emrini verdi,
Bütün alem kudretle ve büyük ihtişamla
Hemen gerçekleşerek bir varlık kazanınca
Her taraftan çok derin bir ah koptu yükseldi
Etraf nura boyandı
Birbirinden ayrılıp bir yana kaçıştılar,
Vahşet ve korku dolu rüyaları içinde
Her şey can attı
İsteyerek sessiz ve ihtirassız
Uzaklara, o derin sonsuzlukta.
Her şey susmuş, sessiz ve ıssızdı etraf,
Tanrı yalnız kalmıştı ilk olarak,
Yarattığı şafağı o anda
Şafak merhamet etti çekilen ıstıraba,
Ve acı duyanlara,
Ahenkli renk oyunları gösterdi,
Daha önce birbirinden her ayrılan böylece
İmkan buldu tekrardan birbirini sevmeye.
Telaşla, acele ile birbirinin olanlar
arayıp birbirini yeni baştan buldular
Döndüler ölçüsüz hayata tekrar
His ve duygular
İster el ele tutup, ister yakalansınlar
Yeter ki birbirinden onlar ayrılmasınlar.
Bundan sonra Tanrının yaratması lüzumsuz
Onun dünyasını artık bizler de yaratırız.
Bu suretle o şafak al al kanadlariyle
Beni sana uçurdu geldik dudak dudağa,
Ve gece gökyüzünde parlak yıldızlarıyle
Binlerce mühür vurdu, kuvvet verdi bu bağa,
Artık şu yeryüzünde böylece her ikimiz
Sevinç ve acılarda biriz ve herkese örnek olabiliriz.
Ve ikinci bir `Ol!` emri
Bir daha ayıramaz bizi.
Goethe
27 Haziran 2012
Menekşe
Çayırda bir menekşe açmıştı
Öylecene boynunu bükmüş ve kimseciklerin bilmediği;
Bir menekşecik,sevimli mi sevimli.
Derken genç bir çoban kız geldi,
Hafif adımlarla ve neşeli mi neşeli,
Ta oralardan,oralardan
Çayıra ve şarkılar söyledi.
Ah,diye düşündü menekşe,
Doğadaki en güzel çiçek olsaydım keşke,
Ah,yalnızca kısacık bir an boyunca,
Ta ki şu sevgili beni kopartsın
Ve iyice göğsüne bastırsın!
Ah,yalnızca,evet yalnızca
Bir çeyrek saat boyunca!
Gelgelim,ah,ne yazık!Genç kız geldi
Ve ona hiç dikkat bile etmedi,
Ezdi ayağının altında zavallı menekşeyi.
O ise yere yığılıp öldü ve bir de sevindi ölürken;
Ve ölüyorsam eğer şimdi,yine de onun elinden,
Onun elinden,onun elinden,
Ayrılmadan ayaklarının dibinden.
Geothe
Öylecene boynunu bükmüş ve kimseciklerin bilmediği;
Bir menekşecik,sevimli mi sevimli.
Derken genç bir çoban kız geldi,
Hafif adımlarla ve neşeli mi neşeli,
Ta oralardan,oralardan
Çayıra ve şarkılar söyledi.
Ah,diye düşündü menekşe,
Doğadaki en güzel çiçek olsaydım keşke,
Ah,yalnızca kısacık bir an boyunca,
Ta ki şu sevgili beni kopartsın
Ve iyice göğsüne bastırsın!
Ah,yalnızca,evet yalnızca
Bir çeyrek saat boyunca!
Gelgelim,ah,ne yazık!Genç kız geldi
Ve ona hiç dikkat bile etmedi,
Ezdi ayağının altında zavallı menekşeyi.
O ise yere yığılıp öldü ve bir de sevindi ölürken;
Ve ölüyorsam eğer şimdi,yine de onun elinden,
Onun elinden,onun elinden,
Ayrılmadan ayaklarının dibinden.
Geothe
25 Haziran 2012
Sevgili Yakınlığı
Seni hatırlarım sulara günün
Şavkı vurunca;
Seni hatırlarım, dağlara ay
Renkler verince.
Seni görür gözüm uzak yollarda
Tozlar kalkarken;
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.
Seni işitirim, boğuk seslerle
Su yükselince;
Kırlarda sükutu dinlerim gece
Her şey susunca;
Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söker, yıldızlar ışır gökte, ah.
Burada olsaydın.
Geothe
Şavkı vurunca;
Seni hatırlarım, dağlara ay
Renkler verince.
Seni görür gözüm uzak yollarda
Tozlar kalkarken;
Derin gecelerde, dağ yollarında
Yolcu titrerken.
Seni işitirim, boğuk seslerle
Su yükselince;
Kırlarda sükutu dinlerim gece
Her şey susunca;
Uzakta da olsan, ben yanındayım,
Sen yanımdasın.
Gün söker, yıldızlar ışır gökte, ah.
Burada olsaydın.
Geothe
21 Haziran 2012
Dizeler
duygusuz ol; hassas bir kalp
sallantılı dünyada sefil bir varlıktır
küçük hırsızları asıp yok ederler
büyükleri çok ilerlemiştir
ülkeyi ve sarayları yönetiyorlar
dünyayı küçümsemeyi öğrendim
ancak şimdi, onu fethedecek değerdeyim
peşimizi bırakmıyor, ısrar ediyorsunuz
öğüt istiyorsunuz; verebilirim
yalnız, içim rahat olsun diye
söz verin ona uymayacağınıza
yaşayarak gelişen nakşedilmiş biçimi
hiçbir zaman ve hiçbir güç parçalayamaz
birçoğumuz birçok şey bilir; ama
bilgelikten çok uzaktır
başka insanlar size kolay bir oyundur
kendini ise hiç kimse tam öğrenememiştir
hiç kimse kendine bilge ve özgür demesin
ölümünden önce
hayatımda bazı şeyler kaçırdım
ama kimseye hile yapmadım
beşikle tabut arasındaki büyük kanalda
sallanır ve yüzeriz
hayat boyunca tasasız
üç bin yılın hesabını
kendine vermeyi bilmeyen kimse
karanlıkta cahil kalır
ey dünya, senin çirkin uçurumunda
iyi niyet bile mahvolur
iki uşaklı bir efendi iyi hizmet göremez
iki kadınlı ev temiz süpürülmez
bilim ve sanat sahibi olanın
dini de vardır
o ikisine sahip olmayanın
dini olmalıdır
akıllı olana, geniş görüşlüye gerçekten çok zaman
imkansız şey, mümkün görünür
insan kendini yalnız insanda tanır
hayat herkese ne olduğunu öğretir
öğrenme merakıyla şifa bulan gönlüm
gelecekte hiçbir acıya kapalı olmayacak
bütün insanlığa nasip olan her şeyin
kendi içimde tadına varacağım
ruhumla en yüksek ve en derini kavrayacak
onun sevinç ve üzüntüsünü gönlüme yığacağım
böylece kendi benliğimi onun benliğine doğru genişletip
sonunda onun gibi ben de başarısız olacağım
cahillerle tartışırken
bilgeler bile cehalete kapılır
halk, uşak ve galip
her zaman kabul ederler ki
insanoğlunun en yüksek mutluluğu
yalnızca kişiliktir
itiraf edin! şarkın şairleri
biz batınınkilerden daha büyüktür
onlara eriştiğimiz nokta ise
bizim gibilere duyduğumuz kindir
hekimin kusuruna bakmayın, onun da çoluk çocuğu var
hastalık bir sermayedir; azaltmayı kim ister
öl ve ol
işte bunu bilmiyorsan
karanlık yeryüzünde
zavallı bir konuksun yalnızca
cezalandırmayan bir yargıç
en sonunda caniyle arkadaş olur
bir gün büyük bir toplantıdan
sessiz bir bilgin kalkıp evine gider
memnun kaldınız mı diye sorarlar
"kitap olsalardı" der, "onları okumazdım."
Goethe
sallantılı dünyada sefil bir varlıktır
küçük hırsızları asıp yok ederler
büyükleri çok ilerlemiştir
ülkeyi ve sarayları yönetiyorlar
dünyayı küçümsemeyi öğrendim
ancak şimdi, onu fethedecek değerdeyim
peşimizi bırakmıyor, ısrar ediyorsunuz
öğüt istiyorsunuz; verebilirim
yalnız, içim rahat olsun diye
söz verin ona uymayacağınıza
yaşayarak gelişen nakşedilmiş biçimi
hiçbir zaman ve hiçbir güç parçalayamaz
birçoğumuz birçok şey bilir; ama
bilgelikten çok uzaktır
başka insanlar size kolay bir oyundur
kendini ise hiç kimse tam öğrenememiştir
hiç kimse kendine bilge ve özgür demesin
ölümünden önce
hayatımda bazı şeyler kaçırdım
ama kimseye hile yapmadım
beşikle tabut arasındaki büyük kanalda
sallanır ve yüzeriz
hayat boyunca tasasız
üç bin yılın hesabını
kendine vermeyi bilmeyen kimse
karanlıkta cahil kalır
ey dünya, senin çirkin uçurumunda
iyi niyet bile mahvolur
iki uşaklı bir efendi iyi hizmet göremez
iki kadınlı ev temiz süpürülmez
bilim ve sanat sahibi olanın
dini de vardır
o ikisine sahip olmayanın
dini olmalıdır
akıllı olana, geniş görüşlüye gerçekten çok zaman
imkansız şey, mümkün görünür
insan kendini yalnız insanda tanır
hayat herkese ne olduğunu öğretir
öğrenme merakıyla şifa bulan gönlüm
gelecekte hiçbir acıya kapalı olmayacak
bütün insanlığa nasip olan her şeyin
kendi içimde tadına varacağım
ruhumla en yüksek ve en derini kavrayacak
onun sevinç ve üzüntüsünü gönlüme yığacağım
böylece kendi benliğimi onun benliğine doğru genişletip
sonunda onun gibi ben de başarısız olacağım
cahillerle tartışırken
bilgeler bile cehalete kapılır
halk, uşak ve galip
her zaman kabul ederler ki
insanoğlunun en yüksek mutluluğu
yalnızca kişiliktir
itiraf edin! şarkın şairleri
biz batınınkilerden daha büyüktür
onlara eriştiğimiz nokta ise
bizim gibilere duyduğumuz kindir
hekimin kusuruna bakmayın, onun da çoluk çocuğu var
hastalık bir sermayedir; azaltmayı kim ister
öl ve ol
işte bunu bilmiyorsan
karanlık yeryüzünde
zavallı bir konuksun yalnızca
cezalandırmayan bir yargıç
en sonunda caniyle arkadaş olur
bir gün büyük bir toplantıdan
sessiz bir bilgin kalkıp evine gider
memnun kaldınız mı diye sorarlar
"kitap olsalardı" der, "onları okumazdım."
Goethe
10 Nisan 2012
Aşk kitabı
Kitapların en harika kitabı
Aşk kitabıdır;
Dikkatle okudum onu
Pek az sayfa sevinç
Formalar dolusu acı;
Bir bölüm sonudur ayrılık
Yeniden buluşma!
Küçük bir parçadır.
Yarım kalmış.
Ciltlerce dert.
Şerhlerle uzatılmış,
Sonsuzca,ölçüsüzce.
Goethe
Aşk kitabıdır;
Dikkatle okudum onu
Pek az sayfa sevinç
Formalar dolusu acı;
Bir bölüm sonudur ayrılık
Yeniden buluşma!
Küçük bir parçadır.
Yarım kalmış.
Ciltlerce dert.
Şerhlerle uzatılmış,
Sonsuzca,ölçüsüzce.
Goethe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















