Warsan Shire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Warsan Shire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mayıs 2023

KIZIMA, 'ERKEKLER EVE GELDİĞİNDE KENDİNİ ATEŞE VER' DİYECEĞİM

EV

-I-
Bütün kadınların içinde kapalı odalar vardır, diyor annem: arzudan mutfak,
kederden yatak odası, ilgisizlikten banyo.
Bazen anahtarlarıyla gelir erkekler,
ve bazen gelir erkekler çekiçleriyle.

-II-
Nin soo joog laga waayo, soo jiifso aa laga helaa, (*)
Dur dedim O’na, Hayır dedim O’na, fakat dinlemedi o adam.

-III-
Belki bir planı vardır kadının; belki kendisinin yapmak için geri alır adamı,
buz dolu bir küvette birkaç saat sonra uyanması için adamın
kuru bir ağızla, aşağı doğru bakarken kendisinin yeni ve şık yöntemine.

-IV-
Bedenimi gösteriyorum parmağımla ve diyorum ki:
Ah, bu eski şey mi? Yeni giyindim bunu üstüme.

-V-
Bunu yiyecek misin? diye soruyorum anneme, parmağımla gösteriyorum yemek masasında uzanan ve ağzında kırmızı bir elma doldurulmuş olan babamı.

-VI-
Vücudum ne kadar büyük olursa, o denli daha fazla kapalı oda var onda, ve o denli daha çok erkek gelir anahtarlarıyla. Anahtarı o kadar da içeri sokmamıştı Anwar; hâlâ düşünüyorum içimde acaba ne açabilirdi diye. Basil gelmişti ve üç yıl kapı önünde duraksayıp durmuştu. Mavi gözlü Johnny, başka kadınlarda da kullandığı bir çanta dolusu alet edevatla gelmişti: bir saç tokası, bir şişe çamaşır suyu, bir sustalı bıçak ve bir kavanoz vazelin. Tanrı’nın ismini bağırmıştı Yusuf anahtar deliği arasından ve hiç kimse cevap vermemişti. Bazıları yalvarmıştı; bazıları bedenimin yan tarafına bir pencere bulmak için tırmanmıştı; bazıları yolda olduklarını söylemişlerdi ve gelmemişlerdi.

-VII-
Dokunulduğun yerleri oyuncak bebek üstünde göster bize, dediler.
Dedim ki onlara, Oyuncak bir bebeğe benzemiyorum ben, bir eve benziyorum.
Dediler ki bana, Evin üstünde göster bize.

İşte böyle: İki parmak reçel kavanozunda.
İşte böyle: bir dirsek banyo suyunda.
İşte böyle: bir el çekmecede.

-VIII-
Sana şunu söylemeliyim ki, dokuz yıl önce ilk âşık olduğum çocuk sol göğsümün altında bir kapak bulmuştu, oradan aşağı düşmüştü ve o tarihten bu yana ortada görülmedi. Arada sırada hissediyorum kalçamda sürünen bir şey olduğunu. O çocuk bilincinde olmalı ki, ben O’nu muhtemelen serbest bırakacağım. Umarım ki o çocuk, kibar anneleri olan taşradan gelmiş iki kayıp çocukla toslaşmamıştır. Çok kötü şeyler yapmıştı o iki çocuk ve saçlarımın labirentinde kaybolmuşlardı. Yeterince iyi davranmıştım onlara, bir dilim ekmek ve eğer şanslıysalar bir parça meyve. Mavi gözlü Johnny hariç… saç örgülerimi aralamıştı ve emekleyerek içeri girmişti. Aptal oğlan… korkularımın mahzeninde zincirlendi ve müzik çalmıştım oradan söküp atmak için.

-IX-
Tak tak kapı.
Kim var orada?
Hiç kimse.

-X-
Eğlence partilerinde parmağımla vücudumu gösterip diyorum ki “İşte burası aşkın öleceği yer. Hoş geldiniz; içeri geçin; kendinizi evinizde hissedin.” Herkes gülüyor; benim şaka yaptığımı sanıyorlar.

Warsan Shire (d.1988)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

(*) Çevirenin notu: Şiirin orijinalinde Somali dilinde yer alıyor bu dize. “Burada hiç erkek yok; uzanacak yer yok burada” anlamına geliyor.
Kızıma, 'erkekler geldiğinde kendini ateşe ver' diyeceğim.

Warsan Shire, soyadını 'bir yerde toplanmak' olarak tercüme ediyor. İronik bir şekilde, bu tür çirkin aidiyet, cemaat ve sığınak çağrışımları, Shire'ın daha çok çirkin gerçeklerle ilgilenen şiirinde tipik olarak yabancıdır. Shire'ın kahramanları tipik olarak göçmenler, seks işçileri ve mültecilerdir ve yazıları yer değiştirme, kayıp ve yönelim bozukluğu mecazlarına dönüşür.

Bugüne kadar Shire'ın şiirlerinin çoğu vücut üzerine yazılmıştır. Her Blue Body'de ( 2015), et, gerçek ve mecazi ölüm, sakatlama veya parçalama biçimleriyle ilişkilendirilir: temaları arasında kanser, klitoris ameliyatı ve bekaret kaybı yer alır. Toplama, hücreler bölünüp çoğaldıkça veya çeşitli şekillerde iyi huylu ve kanserli bulunduğunda rahim içinde başlar. Konuşmacı, ölülere ve ölümsüzlere baktığı gelecekteki bir alanı işgal eder. Bu çalışma tipik olarak zamanda ileri ve geri hareketlerle veya kökenler, donanmalar ve başlangıç ​​anları etrafında daireler çizerek ilerler.

Kadın bedeni, bu şiirlerde bir manzara ölçeğini ve önemini ele alıyor. Shire, 'Denizkızları'nda kadın sünnetinin çelişkilerini yakalıyor:

'İşlemden sonra kız öğrenir
tekrar nasıl yürünür, yeni bacaklı deniz kızı,
yeni günahsız vücudun altında bükülen yumuşak dizler.

[…]

Kes, kes, kes.'

'İlk Kez'de şair ameliyattan sekse ve masumiyeti ikiye bölen başka bir kesme eylemine geçer: 'içine madeni para gibi girdin/ pembe şeker kağıdını kırdın/ bir sihirbaz gibi/ ikiye böldün'.

Shire, Beyonce'nin 'Limonata' albümü için ünlü bir şekilde uyarlanan 'Sevilmesi zor kadınlar için' şiirinde, kadın vücudunu bir barınma yeri olarak tanımlayan geleneksel bilgeliğe meydan okuyor gibi görünüyor: 'insanlardan ev yapamazsınız. ', diyor. "Ev" de vücut, girişi reddeden veya açılmayı bekleyen bir dizi kilitli oda olarak görünür. Beden bir dönüş, kendini keşfetme ve yabancılaşma alanı olarak şekillenir. Sırasıyla bir mahremiyet alanı ve bir savaş alanı ya da savaş alanı olan bu şiirlerdeki kadın bedenleri, kişisel ile politik, kamusal ile özel arasındaki sınırı işgal eder. "Ev", "Partilerde bedenimi işaret edip Aşkın ölmeye geldiği yer burası" dediğimi anlatıyor. Hoşgeldiniz, içeri gelin/ kendinizi evinizde hissedin. Herkes gülüyor, şaka yaptığımı düşünüyorlar.'

Shire, "Ev"de şiirinin konusunu şiddet, tecavüz, korku, tuzağa düşme, ölüm çağrışımlarıyla üstbelirlenen bir delik veya açıklık (bir ağız; bir namlu) olarak yakalar:

'eve gitmek istiyorum,
ama ev bir köpekbalığının ağzıdır
ev silahın namlusudur'

Son olarak, paradoksal bir şekilde bir tehcir merkezinde geçen 'Ev Hakkında Konuşmalar' adlı şiirsel sekansta Shire, aşağıdaki rahatsız edici yutma imgesiyle bitirmeden önce, içgüdüsel bir kovulma notuyla başlar ("ev beni tükürdü"): Bir otel odasında kendi pasaportumu yırttım ve yedim. Unutmayı göze alamadığım bir dille şişkinim'.

'Geriye Doğru' bu koleksiyonda özellikle çarpıcı bir parça. Yaşın, eylemlerin ve anlatımın silinmeye ve yeniden yazılmaya tabi tutulduğu ya da aşk için alanı temizleyen mezardan beşik hareketlere konu olduğu geri sarma üzerine bir şiirdir. Şiirin, Shire'ın yapıtının başka yerlerinde keşfedilen doğrudan ve dolaylı şiddeti, geçici de olsa, geri alma veya dikme kapasitesine özel bir inanç yükleyen bir şiir: "Annemin bedeni merdivenlerden yukarı yuvarlanıyor, kemik yerine oturuyor".

Shire'ın aidiyetsizlik, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve göç temalarıyla ısrarlı ilgisine rağmen, şunu da vurguladı: "Kurbanlar, şehitler veya boş klişeler yazmak istemiyorum". Anneme Nasıl Doğum Yapılacağını Öğretme (2011) adlı koleksiyonunun epigrafı, birleştirme ve dağılma arasındaki gerilimi yakalar; kayıp ve ayrılış anılarının altını oyduğu bir soyağacı aidiyeti fikri: 'Annemin ağzına ve babamın gözlerine sahibim; yüzümde hala / birlikteler.' Enjambment, bu pasajın son iki kelimesini hem ayırır hem de bağlar, dağılsa bile birlikteliği yakalar. 

Shire, Anneme Nasıl Doğum Yapılacağını Öğretmek için şunları söylüyor : "Kronolojik sırayla kadınlar, aşk, yalnızlık ve savaş hakkında. Ergenlik ve genç yetişkinlik, evlilik hayatı, boşanma, annelik, yaşlanma ve ölüme odaklanan şiirler.' Bu kitapçık aynı zamanda masumiyet ve deneyim arasındaki zamansal ayrımları da ele alıyor. Bir annenin ilk öpücüğü, şiddetli tecavüz görüntüleriyle ("Annenizin İlk Öpücüğü") birleştirilirken, "Yazda Kaybettiğimiz Şeyler"de 12 yaşındaki bir çocuk cinselleştirilmiş bir vücudun gelişini arzulayarak ergenliğin başlamasını bekler. zaten orada:

"Şortumdaki deliği parmaklarım,

tenimi ısıtmaktan utanıyorum

arabada annem camdan bana bakıyor

dikiz aynası, deri benim arkama yapışıyor

kalçalar Bacaklarımı iyi yağlanmış bir kapı gibi açıyorum'

Warsan Shire'ın bugüne kadarki çalışmaları, belki de en derinden, zihninde ve vücudunda yazılarının hem dışında hem de içinde yer alan travmatik bir ortam olan savaşın parçaladığı Somali'de büyüyerek şekillendi. Arka planda pek çok korkuyla büyüdüm - bana, ülkeme ve aileme gerçekten yakın olan insanların başına gelen pek çok korkunç şey; yani evde ve hatta içinizde, teninizde, anılarınızda ve çocukluğunuzda.' 

Shire'ın bugüne kadarki çalışmalarını bu kadar çarpıcı ve sarsıcı yapan şey, dehşeti şiire dönüştürme kapasitesidir.

James Procter, 2017

25 Şubat 2022

Ülke

Ülke eğer bir köpekbalığı ağzı değilse
terk etmez ülkesini hiç kimse.
Koşarsın sınıra ulaşmak için, sadece
bütün şehrin sınıra koştuğunu gördüğünde.

Komşuların senden hızlı koşmakta,
gırtlaklarındaki nefes lekelenmiş kanla.
Birlikte okula gittiğin o oğlan var ya,
hani o eski kalay fabrikası arkasında
öpüşüyle döndürmüştü başını,
boyundan büyük bir tüfek taşıyor şimdi.
Ülken sana kalman için izin vermediğinde,
işte o zaman terk edersin ülkeni sadece.

Ülke kovalamadığı müddetçe,
terk etmez ülkesini hiç kimse.
Ateş vardır ayaklar altında
ve sıcak kan karnında;
yapmayı düşündüğün bir şey değildir bu,
ta ki dumanı tüten o süngü tehdit edene kadar enseni
ve o zaman bile taşıyıp durmuştun hatta
milli marşı nefesinin altında
bir havaalanı tuvaletinde pasaportunu parçalara ayırırken;
ve her bir ağız dolusu kağıdı hıçkırarak yutarken
artık geriye dönemeyeceğini apaçık anlarsın.

Anlamak zorundasın:
karadan daha güvenli olmadığı müddetçe,
çocuklarını bir bota bindirmez hiç kimse.
Avuç içlerini trenlerin altında
vagonların altında
yakmaz hiç kimse.
Gazete yiyerek günler ve geceler geçirmez hiç kimse
bir kamyonun karnında, kat edilen kilometreler
yolculuktan daha fazla anlam taşımadığı müddetçe.
Hiç kimse parmaklıkların altından sürünmek istemez;
hiç kimse dövülmek istemez;
kendisine acınmasını kimse istemez.

Hiç kimse mülteci kamplarını tercih etmez
veya beden acı içinde kıvranırken
üstünün çırılçıplak aranılmasını kimse istemez;
veya istemez hapsedilmeyi hiç kimse,
fakat yanan bir şehre oranla
daha güvenlidir bir hapishane.
Ve gecede hapishanedeki bir gardiyan
daha iyidir babana benzeyen
bir kamyon dolusu erkekten.
Hiç kimse kabul edemez bunu.
Hiç kimsenin midesi kaldırmaz bunu.
Hiç kimsenin derisi o kadar kalın değil.

Bütün o söylemler:
siyahlar, mülteciler
ülkenize gidin;
pis göçmenler;
sığınmacılar
ülkemizin iliğini emiyorlar;
ellerini açmış zenciler;
garip kokuyorlar;
vahşiler;
kendi ülkelerini mahvettiler ve şimdi istiyorlar ki
bizim ülkemizi mahvetsinler.
Nasıl oluyor da sırtında döneniyorken
o sözcükler, o kirli bakışlar
katlanılıyor bunlara?
Belki bunun nedeni bir tokadın daha yumuşak olmasıdır
kopan bir kola veya bir bacağa oranla.

Veya o sözcükler daha yumuşaktır
bacaklarının arasındaki
on dört erkeğe oranla;
veya hakaretleri yutmak
daha kolaydır
harabeye dönmeye oranla…
kemiklerinin kırılmasına oranla…
çocuğunun bedeninin parçalara ayrılmasına oranla…
Ülkeme dönmek istiyorum;
fakat ülkem bir köpekbalığının ağzıdır.
Ülkem bir tüfeğin namlusudur.
Ve ülke denize kadar kovalamadığı müddetçe
terk etmek istemez ülkesini hiç kimse.
Şunları demedikçe sana ülken: Adımlarını hızlandır;
elbiselerini ardında bırak;
çöllerde sürün dur;
bata çıka git okyanuslardan;
boğul;
kurtul;
aç kal;
dilen;
gururunu unut;
hayatta kalman daha önemli.

Hiç kimse terk etmez ülkesini ta ki ülke yorgun sesiyle
Şunları diyene dek sana:
Terk et beni.
Kaç benden şimdi.
Ne hale geldiğimi bilmiyorum şimdi.
Fakat biliyorum ki herhangi bir yer
benden daha güvenlidir.

Warsan Shire (d.1988)
Çeviren: İsmail Haydar Aksoy

02 Ağustos 2017

Yurt

kimse terk etmez yurdunu
yurdu bir köpekbalığının ağzı olmadıkça
kimse dönüp sınıra doğru kaçmaz
bütün şehir onlarla birlikte kaçmıyorsa.
komşuların senden hızlı kaçtığında
kan ter içinde, nefesleri tıkalı
birlikte okula gittiğin o genç çocuk
hani şu eski fabrikanın arkasında öptüğün
kendinden bile büyük bir silah taşıyorsa
işte o zaman terk edersin yurdunu
başta yurdun izin vermez kalmana.
kimse yurdundan kaçmaz, peşinden kovalayan olmadıkça
ayaklarının altında ateşler
dalağı patlarcasına
hiç kimse düşünmez bile bunu yapmayı
o keskin bıçak dayanmadan önce
boğazına
hatta o zaman bile marşını söylersin
fısıltıyla da olsa
pasaportunu yırtarsın bir havalimanı tuvaletinde
ağzına attığın her kâğıt parçası hıçkırıklarına karışır
geri dönmeyeceğini ilan ederken.
şunu anlamak zorundasın
kimse çocuğunu bir kayığa bindirmez
su karadan daha güvenli olmadıkça
kimse avuçlarını yakmaz
trenlerin altında
vagonların diplerinde
kimse kamyonların kasasında günler geceler geçirmez
gazete parçalarını yemez
gidilen onca yolun bir anlamı olmadıkça
kimse dikenli tellerin altında sürünmez
kimse dövülmek istemez
acınmak istemez.
kimse mülteci kamplarını yeğlemez
veya çıplak şekilde aranmayı
vücutları acı içindeyken
hapishaneyi de yeğlemez kimse
ama hapishane daha güvenlidir
yanan bir şehirden
gece başında dikilen
tek bir gardiyan daha iyidir
babana benzeyen bir yığın adamdan
hiç kimse kaldıramaz bunu
hiç kimse yediremez kendine
hiç kimsenin derisi o kadar kalın olamaz
bütün o laflar
defolun gidin siyahlar
mülteciler
pis göçmenler
sığınmacılar
ülkemizi yiyip bitirenler
ellerini uzatan o zenciler
garip kokuyor hepsi
vahşiler
kendi ülkelerini batırdılar
şimdi de gelip bizimkini batıracaklar.
nasıl oluyor da bütün o laflara
o kötü bakışlara
katlanabiliyorlar
belki de hiçbir darbe acıtmaz diye
kopan bir kol kadar.
sözcükler yine yumuşak gelir kulağa
on dört adam olmasındansa
bacaklarının arasında.
hakaretleri daha kolay
hazmetmesi
molozlara kıyasla
veya kemiklere
veya parçalanmış
o çocuk bedenine.
yurduma dönmek istiyorum ben
ama yurdum köpekbalığının ağzında
bir namlunun ucunda.
kimse terk etmez yurdunu
o seni sahillere doğru kovalamadıkça
yurdun sana demese
çabuk ol kaç diye
bırak her şeyini ardında
çöllerde sürün
bata çıka git okyanuslarda
boğul
kurtul
aç kal
dilen
gururunu unut
sadece hayatta kal.
kimse terk etmez yurdunu, o yorgun bir ses olmadıkça kulağında
sana fısıldayan
git diye
kaç kurtul benden
ne hale geldim ben de bilmiyorum
ama biliyorum ki
başka neresi olursa olsun
daha güvenli buradan

Warsan Shire
Çeviri: Acar Erdoğan