I
Toprağın altından bağlanıyor
artık telefon telleri
ve bir telaş
yüreğini sarıyor serçelerin
gördükçe kedileri
II
Anlar mı serçelerin
neden göç etmediğini
sobanın kurulmasını
bekleyen
kedi
III
Yalnızca rüzgar gelir
ölü bir serçenin
cenaze törenine
ve usulca
kımıldatır tüylerini
kediden önce
Sunay Akın
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Sunay AKIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sunay AKIN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Şubat 2016
Dağ Yolu
Benden kısadır boyun
bir köy otobüsünün
dağa tırmanması
gibi uzanırsın
dudaklarıma
katılmaz oldu nicedir yolumun
tozu dumanına
Sunay Akın
bir köy otobüsünün
dağa tırmanması
gibi uzanırsın
dudaklarıma
katılmaz oldu nicedir yolumun
tozu dumanına
Sunay Akın
Ticaret
Çocuk hastanesinin
karşısındaki oyuncakçı
gün geçtikçe artan
kazancı için
şükreder Tanrı'ya
Yem satan ihtiyarın
yıllar önce kanatlarına
taş attığını bilmeden
her sabah aynı meydanda
toplanır güvercinler
Ve kitapçı tezgahının
en önüne sıralanır
bir şairin
öldükten sonra
bütün kitapları
Sunay Akın
karşısındaki oyuncakçı
gün geçtikçe artan
kazancı için
şükreder Tanrı'ya
Yem satan ihtiyarın
yıllar önce kanatlarına
taş attığını bilmeden
her sabah aynı meydanda
toplanır güvercinler
Ve kitapçı tezgahının
en önüne sıralanır
bir şairin
öldükten sonra
bütün kitapları
Sunay Akın
Dişi Kuş
Kuru bir ot
gibi yaşıyorum
gözlerden uzak
patika bir yolun
kıyısında
Tek suçum
sap olamamak
baltanın
kanlı oyunlarına
Ama yine de
umut dolu kalbim
belki bir dişi kuş
taşır beni diye
daldaki yuvasına
Sunay Akın
gibi yaşıyorum
gözlerden uzak
patika bir yolun
kıyısında
Tek suçum
sap olamamak
baltanın
kanlı oyunlarına
Ama yine de
umut dolu kalbim
belki bir dişi kuş
taşır beni diye
daldaki yuvasına
Sunay Akın
09 Mayıs 2014
Bulut Geçti
Sen şimdi kocanın evinde oturursun
Ve saçların artık eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar
Ve saçların artık eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar
Senin kocan bir suratı çirkin adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur çocuk doğurdukça
Salah Birsel
Günümüzden tam 63 yıl önce, 28 Şubat 1942 tarihli "İnkılapçı Gençlik" Dergisi'nin birinci sayfasında "Bulut Geçti" adlı bir şiir yayınlanır. Şiir şöyledir:
Sen şimdi kocanın evinde oturursun
Ve saçların artık eskisi gibi değil
Geceleri yemekten sonra
Çorap söküğü dikersin
Belki de ellerin soğan kokar
Senin kocan bir suratı çirkin adam
Ağzı açık uyur
Ve senin vücudun bozulur çocuk doğurdukça
23 yaşındaki şairin adı Salah Birsel'dir. Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat, şiirlerini sayfalarında birlikte yayınladıkları "Garip" adlı kitabı bir yıl önce çıkarmış, tutucu ve bağnaz çevreler bu yeniliğe sindiremeyerek yaylım ateşine tutmuşlardır. Salah Birsel'in şiiri de bu hazımsızlıktan payına düşeni alır ve Ulus Gazetesi'nden Sabahattin Sönmez'in hışmına uğrar: "Haydi, gençlerin yeni sanat anlayışlarına, yeni şiirlerine tahammül edelim, bu sabrı gösterelim, fakat bu zararlı propagandaya göz yummak kabil midir?" Vay efendim, bu genç şair, "milli aile" nin yapısına saldırmakta, evlilik kurumunu küçümsemektedir; bu yıkıcı bir şiirdir!.. Sabahattin Sönmez'in kışkırtmalarına dönemin ünlü edebiyatçıları da katılmaktan geri kalmaz. Buyurun, bunlar da Refik Halit Karay'ın Tan Gazetesi'nde "Çorap Söküğü Diken Zavallı Ev Kadını" başlığıyla yazdıkları: "Bence bu şiir, yalnız evlenmeyi kötülememektedir; genç kızları ere varmaktan, evli olmaktan şiddetle tiksindirdikten başka, onları sadece bir eğlence ve nefis körletme vasıtası olarak tanıdığını da anlatıyor, oynaşlığa, sürtüklüğe heveslendiriyor." Oysa ortada bir tek "zavallı" vardır; o da Salah Birsel'dir!.. Genç şair kendini bir anda kurtlar sofrasında, günümüzün diliyle kurtlar vadisinde bulur! Hakkında dava açılan Birsel, İstanbul 7. Ceza Mahkemesi'nde yargılanır. Bereket versin ki yargıç aklı başında, aydın bir insandır. Yargıç, şiirde söylenenlerin son derece doğal ve en önemlisi gerçeğe uygun bularak, 1942 yılının 17 Nisan günü yapılan duruşmada şairi aklar.
SAVCININ BAŞVURUSU
Her şey biter mi? Olur mu hiç öyle şey; bu ülkede vatan evlatları vardır!?. İstanbul Cumhuriyet savcı yardımcılarından Hilmi Davaslıgil şiirin "aile mevcudiyetini ve aile kurmak esasını sarsacak ve kadınlığın ana olmak hususundaki fikri temayülünü zayıflatacak" nitelikte olduğunu, Salah Birsel'in "açıkça çocuk doğurmamayı telkin ettiği" ve de mahkeme kararının bilirkişiye başvurulmadan alındığını belirterek Yargıtay'a başvurur... Genç şair, Basın Yasası'nın 41. maddesine göre yeniden yargılanır. Bu madde "Bir aydan bir yıla kadar hapis cezası" demektir. Yargıtay bilirkişi raporu olmadığı için kararı bozmuş, yargıç da bu karara uymuştur. Şiirin temiz olup olmadığına karar verecek bilirkişi heyeti üç edebiyatçıdan oluşur; Mithat Cemal Kuntay, Orhan Seyfi Orhon ve Halit Fahri Ozansoy... Kuntay ve Orhon şiirin "ahlak bozucu" olduğunda ağız birliği yaparlar ve de aklarlar: "Dergilerde bundan daha bozguncu şiirler de var!" Yani bu kafaya göre Orhan Veli de, Garip adlı şiir akımına destek veren öteki şairler de yargılanmalı ve hapse atılmalıdır! Salah Birsel'in lehine rapor veren yalnızca Ozansoy olur; bu şaire göre Birsel'in yazdıkları gerçekçilik olarak değerlendirilmelidir ve hiçbir suç unsuru taşımamaktadır. Tüm bunlar olur biterken, olayın başaktörü, hapislerde çürüme tehdidi altında olan Salah Birsel ne demektedir?... Evet, söz savunmanın: "Ben şiiri anlam için yazmam. Zaten bugün şiirde anlamın temeli oluşturmadığı üzerinde bir düşünceye varılmıştır. Ben şiir yazarken, bir güzellik yaratmak isterim. Şiir, sözcüklerle yazıldığı için, kendiliğinden bir anlam çıkar. Şiir sözcüklerin birleşmesinden meydana gelmiş büyük bir sözcükten başka bir şey değildir."
MAHKEME SUÇSUZ BULUR
13 oturumdan sonra mahkeme kararını açıklar: "Şair suçsuzdur!" Sizi bilmem ama ben, başımı kaldırdığımda geçip giden bir bulut görsem, Cumhuriyet tarihimizin en saçma sapan davalarından birinin sanığı olan Salah Birsel'i anımsarım. Yalnızca bulut geçince mi?... Kocasının evinde oturan, saçları eskisi gibi olmayan, çorap söküğü diken, elleri soğan kokan, suratı çirkin bir adam olan kocasının dövdüğü, nüfus planlamasına karşı cephe olarak, vücudu çocuk doğurdukça bozulmuş kadınların dramları, gözyaşları ve çaresizlikleriyle televizyon ekranında karşılaşınca da Salah Birsel gelir aklıma. Böylesi "zavallı" kadınlar öylesine çok ki dramları, hayat öyküleri hafta içi her gün tüm televizyon kanallarını dolduruyor neredeyse!?. Bu hafta, Salah Birsel'in "Bulut Geçti" şiirini yayınlanışının 63. yılında anmış olduk!.. Efendim; "Anmalar genellikle 25, 50 ya da 100 gibi yuvarlak sayılarda mı yapılır" dediniz?.. Yani, 50. yılı olsaydı daha bir anlamlı mı olurdu?.. Bir düşünün oysa; 51'in kabahati ne, 49'un neyi eksik!?..
Sunay Akın
28 Temmuz 2013
Tik Tak
Ne kadar aradıysam
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun
Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım
İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?
Sunay Akın
suyunda bulamadım tak'ları
zaman denilen kuyunun
yüzümde bu yüzden
yalnızca tik'lerini taşırım
çocukluğumun
Yarısını tuttum
çocuk doktoru
olmamı isteyen anneme
hasta yatağında verdiğim sözün
doktor olamadım ama
çocuk kaldım
İki çocuk
rahatlıkla oturduğumuz
kapının eşiğine
kendi başıma zor sığıyorum bugün
büyüdükçe insan
yalnız mı kalıyor ne ?
Sunay Akın
Beceriksiz
Kabuğunu koparmadan
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna
Şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor tayyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak
Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara
Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı
Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem
Sunay Akın
ne bir elmayı soyabildim
ne de iyileştirebildim bir yaramı
ama karşıma çıkınca
kızmadım hiç elma kurduna
bendim çünkü bıçağı saplayan
onun yurduna
Şair diyorlar benim için
bilmiyorum oysa
her şiire konmalı mı uyak
her yere nedense
konamıyor tayyare
hay dilimi
arı türkçe soksun; uçak
Kaptan olmak isterdim
aynanın karşısında
eski bir sinema yıldızı
gibi ağlayan
İstanbul hatlarında
bir fırça hafifliğiyle gidip
gelen vapurlara
Eskimo bir şair dokunuyor omuzuma
ve Kız Kulesi'ni göstererek
bırak artık diyor üzülmeyi
yedi tepeli bu şehirde
şiir okunacak tek yer
elbette denizin ortasındaki
şu küçük buz dağı
Terzi olsa da babam
sökük dikmesini beceremem
beni yalnızca sen anlarsın
iğnenin deliğinden geçsin
diye ipliklerin
bir anlık ıslatıldığı dudaklara
takılıp kalan annem
Sunay Akın
02 Mart 2013
Tuhaf Bir Aşk
Kırılıyoruz, ya sen ya ben
ya da kırılmışlığımız
öyle derin öyle onarılmaz
bir yol arıyor yüzeye vurmak için
bir bahane. Onarılamıyoruz
onaramıyoruz, ekimiz görünmeden
sen ve ben
aramıza gerilen sahte deri
katılaşmış, çatlayabilir ancak, çatlıyor
sızıyor kan senden ya da benden
bazen ikimizden
bilemiyoruz yaşamayı severek
ve sevmeden
belki hem severek hem sevmeden
böyle parçalanarak dağılarak
mı ölünür?
dünyaya bir bütünlük bırakmadan
oysa ölüm bile usul usul
yaşama benzer yaşama benzer
ya da kırılmışlığımız
öyle derin öyle onarılmaz
bir yol arıyor yüzeye vurmak için
bir bahane. Onarılamıyoruz
onaramıyoruz, ekimiz görünmeden
sen ve ben
aramıza gerilen sahte deri
katılaşmış, çatlayabilir ancak, çatlıyor
sızıyor kan senden ya da benden
bazen ikimizden
bilemiyoruz yaşamayı severek
ve sevmeden
belki hem severek hem sevmeden
böyle parçalanarak dağılarak
mı ölünür?
dünyaya bir bütünlük bırakmadan
oysa ölüm bile usul usul
yaşama benzer yaşama benzer
Sunay Akın
Sadece Sevmek İstiyorum Seni
Canım yanlızca sevmek istiyor seni..öncesini ve sonrasını düşünerek değil, alışılmış bir tören gibi hiç değil ..Dokunmadan , gözlerine bile bakmadan .. konuşmadan .
Unutup , tekrar hatırladığım ve çok sevdiğim bir şarkıyı hiç bıkmadan defalara ara vermeden içten içe mırıldanıp zamandan koparıp alır gibi .. Sevmek istiyorum seni ..
Saçlarını yüzünden ayırıp
Gözlerini kirpiklerinden
Ellerini bileklerinden
İsmini bedeninden ayırıp
Ayrı ayrı bir evin odalarını gezer gibi ..Keşfeder gibi.
Sevmek istiyorum seni..
İlk kez merakla ve hayranlıkla , kırmızının detayında dakikalarca takılıp bakar gibi..
Sevdiğim hiçbir eşyayı yanıma almadan çıkar gibi
Süregelen bir sevgiyle değil !
Öğretilmemiş bilmediğimiz biçimlerde .
Kuşların kanatlarını açıp özgürlüğe süzülmesine yarayan içgüdüleriyle..
İçimden geldiği gibi canım.
Sadece sevmek istiyorum seni ..
Bir yaz günü tenine vuran sıcaklığı gibi güneşin serin bir akşamın denizden esen rüzgarıyla içine işlediği yosun kokuları gibi..anlatamadığın ama bırakmak istemediğin bitmesini hiç istemediğin bir hisle..
Canım yanlızca sevmek istiyor seni..Ne umut etmek , Ne beklemek hiç birşey.
Sadece Sevmek istiyorum seni...
Sunay Akın
Unutup , tekrar hatırladığım ve çok sevdiğim bir şarkıyı hiç bıkmadan defalara ara vermeden içten içe mırıldanıp zamandan koparıp alır gibi .. Sevmek istiyorum seni ..
Saçlarını yüzünden ayırıp
Gözlerini kirpiklerinden
Ellerini bileklerinden
İsmini bedeninden ayırıp
Ayrı ayrı bir evin odalarını gezer gibi ..Keşfeder gibi.
Sevmek istiyorum seni..
İlk kez merakla ve hayranlıkla , kırmızının detayında dakikalarca takılıp bakar gibi..
Sevdiğim hiçbir eşyayı yanıma almadan çıkar gibi
Süregelen bir sevgiyle değil !
Öğretilmemiş bilmediğimiz biçimlerde .
Kuşların kanatlarını açıp özgürlüğe süzülmesine yarayan içgüdüleriyle..
İçimden geldiği gibi canım.
Sadece sevmek istiyorum seni ..
Bir yaz günü tenine vuran sıcaklığı gibi güneşin serin bir akşamın denizden esen rüzgarıyla içine işlediği yosun kokuları gibi..anlatamadığın ama bırakmak istemediğin bitmesini hiç istemediğin bir hisle..
Canım yanlızca sevmek istiyor seni..Ne umut etmek , Ne beklemek hiç birşey.
Sadece Sevmek istiyorum seni...
Sunay Akın
27 Şubat 2013
Liman
Sıralanmış saksılar vardı
limana bakan
penceremizin önünde
ve çiçekler arasında
ekmek kırıntıları serpen
martı yüzlü
bir anne
Terasta toplanan kadınlar
ışıkları yanınca
dedikodusunu yapmayı unuturlardı
tam o saatlerde sokaktan geçen
yazlık sinemadaki
biletçi kızın
Annesinin dizlerinin dibinden
hiç ayrılmayan
uslu bir çocuk gibidir
limandaki deniz
ama sokağa çıkıp
dalga olmak geçer
yüreğinden…
limana bakan
penceremizin önünde
ve çiçekler arasında
ekmek kırıntıları serpen
martı yüzlü
bir anne
Terasta toplanan kadınlar
ışıkları yanınca
dedikodusunu yapmayı unuturlardı
tam o saatlerde sokaktan geçen
yazlık sinemadaki
biletçi kızın
Annesinin dizlerinin dibinden
hiç ayrılmayan
uslu bir çocuk gibidir
limandaki deniz
ama sokağa çıkıp
dalga olmak geçer
yüreğinden…
12 Aralık 2012
Cemal Süreya
I
Buzdağına çarptın mı bilmiyorum
ama Titanik
gibi oldu batışın
bir sen vardın çünkü
şiirin dört bacalı şairi
Dalgaların kıyıya vurduğu
eşyalarını toplama telaşında
imgenin derin sularına
nefesleri yetmeyen
lodosçular
Bir gemi gibi batmak
yakışırdı sonuna
filikaya biniş sırasına benzeyen yaşantının:
-Önce çocuklar
ve kadınlar
II
Gülcemal vapurunu hiç görmedim ama
tanıdığım Cemal gül idi...
Sunay Akın
Buzdağına çarptın mı bilmiyorum
ama Titanik
gibi oldu batışın
bir sen vardın çünkü
şiirin dört bacalı şairi
Dalgaların kıyıya vurduğu
eşyalarını toplama telaşında
imgenin derin sularına
nefesleri yetmeyen
lodosçular
Bir gemi gibi batmak
yakışırdı sonuna
filikaya biniş sırasına benzeyen yaşantının:
-Önce çocuklar
ve kadınlar
II
Gülcemal vapurunu hiç görmedim ama
tanıdığım Cemal gül idi...
Sunay Akın
21 Kasım 2012
Acımadı ki!
Bunca kalp kırıklığına rağmen
küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp
bağırmak istiyorum hayata:
"Acımadı ki!"
Sunay Akın
küçüklüğümde yaptığım gibi rüzgarı arkama alıp
bağırmak istiyorum hayata:
"Acımadı ki!"
Sunay Akın
09 Kasım 2012
Antik Acılar
Geçim parası için
nice yaşlının
eski İstanbul evlerinden
getirdiği eşyalar
üstüne kar koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında
Sunay Akın
nice yaşlının
eski İstanbul evlerinden
getirdiği eşyalar
üstüne kar koyulup
satılıyor antik
acılar çarşısında
Sunay Akın
Kağıt Gemi
Deniz kıyısında
bir martıyla konuşurken görüyormuş
dostlarım beni sürekli
bir kaptanım çünkü
kağıt gemilerden
emekli
Kılları uzadıkça ellerimin
unuttum kağıtlardan
nasıl gemi yapıldığını
ki yaşlılığa uzanan
birer iskeledir parmaklarım
çözüldü uçlarından
nice kağıt geminin
palamarı
Çocukluğumun tahta atını
bozarak yaptığım iskeleye
küçük bir kağıt gemi
yanaşır mı dersiniz
kazısam ellerimdeki
bütün kılları ! ...
Sunay Akın
bir martıyla konuşurken görüyormuş
dostlarım beni sürekli
bir kaptanım çünkü
kağıt gemilerden
emekli
Kılları uzadıkça ellerimin
unuttum kağıtlardan
nasıl gemi yapıldığını
ki yaşlılığa uzanan
birer iskeledir parmaklarım
çözüldü uçlarından
nice kağıt geminin
palamarı
Çocukluğumun tahta atını
bozarak yaptığım iskeleye
küçük bir kağıt gemi
yanaşır mı dersiniz
kazısam ellerimdeki
bütün kılları ! ...
Sunay Akın
Tırabzan
nasıl kıskanmam seni ey liman
bir köşende
şarap içerken tek başıma
kadın adı taşıyan gemilerin
biri çıkıp
biri giriyor koynuna
orta yaşlı bir kelebeğiyim istanbul'un
her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde
iki fotoğrafımı
bulmaca kitabında yan yana getirip
soruyorum okura
aradaki sekiz farkı bulun
beş yıldızlı otel yapmışlar
sırtımda annemin hırkasıyla
babamın kucağında uyuyakaldığım
yazlık sinemanın yerine
oysa biz
yağmur yağabilir diye
film seyretmeye gitmezdik
gökyüzünde beş yıldızın
olduğu akşamlar
ah! şu benim şair yalnızlığım
bir yangın merdiveni gibidir
umut apartmanının arkasında
pas tutarken yüreğim
ayakta duruyorum yıkılmadan
çocukların kayacağı bir tırabzanım olmasa da
güvertesindeki kadının eteklerini
rüzgarın uçuşturduğu beyaz gemide
az sonra gidecek
ve sen söyle sunay akın
sakalın da olmasa
yüzünden başka neyin var ki özleyecek
Sunay Akın
bir köşende
şarap içerken tek başıma
kadın adı taşıyan gemilerin
biri çıkıp
biri giriyor koynuna
orta yaşlı bir kelebeğiyim istanbul'un
her ayrılık bir hüzün bırakır yüzümde
iki fotoğrafımı
bulmaca kitabında yan yana getirip
soruyorum okura
aradaki sekiz farkı bulun
beş yıldızlı otel yapmışlar
sırtımda annemin hırkasıyla
babamın kucağında uyuyakaldığım
yazlık sinemanın yerine
oysa biz
yağmur yağabilir diye
film seyretmeye gitmezdik
gökyüzünde beş yıldızın
olduğu akşamlar
ah! şu benim şair yalnızlığım
bir yangın merdiveni gibidir
umut apartmanının arkasında
pas tutarken yüreğim
ayakta duruyorum yıkılmadan
çocukların kayacağı bir tırabzanım olmasa da
güvertesindeki kadının eteklerini
rüzgarın uçuşturduğu beyaz gemide
az sonra gidecek
ve sen söyle sunay akın
sakalın da olmasa
yüzünden başka neyin var ki özleyecek
Sunay Akın
Kırık Kibrit
Her kapı eşiğinde
çocuk mezarı diye takıldığınız
45 numara ayakkabılarımla
içinde etleri çürüyen
bir çocuk cesedi taşıdığımı
nasıl da bildiniz
Hiçbir bardakta
dudak payı bırakmadınız bana
bir kaşık sesini
bile çok gördünüz
şekersiz içerek
çaylarınızı
Bakarak yürüdüm oysa balkonlara
göz göze
gelebilmek için
çamaşır ipinin arkasına astığı
iç çamaşırlarının
ıslaklığına sürünerek
kanaryasını güneşe çıkaran
bir kadınla
Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde
ıssız bir adaya düşen
yalnız adamın
dumanı görülsün diye yaktığı
ateşiydi sizlere
uzattığım
Ve siz
her seferinizde
sigaranızı yaktınız
ama açıktan geçen gemiler gibi
yanınıza beni almadan
gittiniz! ..
Sunay Akın
çocuk mezarı diye takıldığınız
45 numara ayakkabılarımla
içinde etleri çürüyen
bir çocuk cesedi taşıdığımı
nasıl da bildiniz
Hiçbir bardakta
dudak payı bırakmadınız bana
bir kaşık sesini
bile çok gördünüz
şekersiz içerek
çaylarınızı
Bakarak yürüdüm oysa balkonlara
göz göze
gelebilmek için
çamaşır ipinin arkasına astığı
iç çamaşırlarının
ıslaklığına sürünerek
kanaryasını güneşe çıkaran
bir kadınla
Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde
ıssız bir adaya düşen
yalnız adamın
dumanı görülsün diye yaktığı
ateşiydi sizlere
uzattığım
Ve siz
her seferinizde
sigaranızı yaktınız
ama açıktan geçen gemiler gibi
yanınıza beni almadan
gittiniz! ..
Sunay Akın
Sözgelimi
Sözgelimi
bir cenaze törenine
katılır gibi yürüyorum sokaklarda
ve iğneyle tutturulmuş
çocukluk fotoğrafım
gülümsüyor ceketimin
yakasında
Son dileği
asılacağı ipin üstünde
yürümek olan
bir cambazım sözgelimi
cellatın düğümleyerek
boynuma geçirdiği ip
düşürüyor sonunda beni
her gösteride alay ettiğim
yaşamdan
Bir mehteranım sözgelimi
çalgılar arasında
yürürken savaş alanına
üç adımda bir
geriye döner
ve yaşlı gözlerle anarım
sevgilimi...
Sunay Akın
bir cenaze törenine
katılır gibi yürüyorum sokaklarda
ve iğneyle tutturulmuş
çocukluk fotoğrafım
gülümsüyor ceketimin
yakasında
Son dileği
asılacağı ipin üstünde
yürümek olan
bir cambazım sözgelimi
cellatın düğümleyerek
boynuma geçirdiği ip
düşürüyor sonunda beni
her gösteride alay ettiğim
yaşamdan
Bir mehteranım sözgelimi
çalgılar arasında
yürürken savaş alanına
üç adımda bir
geriye döner
ve yaşlı gözlerle anarım
sevgilimi...
Sunay Akın
Sevmek
Saçak altına sığınmış
göçmen kuşun
kar tanecikleri arasında
düşen beyaz tüyünü de
görebilmek
İşte
sevmek
Sunay Akın
göçmen kuşun
kar tanecikleri arasında
düşen beyaz tüyünü de
görebilmek
İşte
sevmek
Sunay Akın
Telaşlı Penguen
Aşkımız bitti
yüreğim burkularak soluyorum bunu
çünkü bir yangın kovasının
içindeki durgun suda
beyaz bir kelebeğin boğulması
gibi garip oldu sonu
Aşk ki ay değil
güneş tutulmasıdır diyordum
dudak bukuyordun bana
oysa ilkokul bahçesindeki çocuklar
ellerindeki isli camlarin ardından
gülüyorlardi sana
İnanmamiştin aşkın
bir elbise hırsızı olduğuna
ama köşesinde
kedinin uyuduğu bir yatakta
çırılçıplak bırakmıştı
her ikimizi de
Giderken bir buzdağı gibiydin
sıcak sulara doğru yüzen
ve doruğunda
bir çift bale pabucunun
asıldığını soluyordu
eteklerindeki telaslı penguen
Bakakaldım
bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim
sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında
rüzgarla savrulan
Sunay Akın
yüreğim burkularak soluyorum bunu
çünkü bir yangın kovasının
içindeki durgun suda
beyaz bir kelebeğin boğulması
gibi garip oldu sonu
Aşk ki ay değil
güneş tutulmasıdır diyordum
dudak bukuyordun bana
oysa ilkokul bahçesindeki çocuklar
ellerindeki isli camlarin ardından
gülüyorlardi sana
İnanmamiştin aşkın
bir elbise hırsızı olduğuna
ama köşesinde
kedinin uyuduğu bir yatakta
çırılçıplak bırakmıştı
her ikimizi de
Giderken bir buzdağı gibiydin
sıcak sulara doğru yüzen
ve doruğunda
bir çift bale pabucunun
asıldığını soluyordu
eteklerindeki telaslı penguen
Bakakaldım
bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim
sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında
rüzgarla savrulan
Sunay Akın
Aile Boyu
Ezilmiş bir çocukluk benimkisi
bir iskelenin
vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır
üç tekerlekli bisikletimin
lastikleri
Annesiz büyüdüm çünkü
yani serçeydim
kar üstündeki
ve arka bahçesinde
kasabın beslediği kuzu
Dudaklarımı,işte bu yüzden
aile boyu
bir şişeye değdirip
içmeyi severim
gazozu.
Sunay Akın
bir iskelenin
vapurların yanaştığı yüzüne asılıdır
üç tekerlekli bisikletimin
lastikleri
Annesiz büyüdüm çünkü
yani serçeydim
kar üstündeki
ve arka bahçesinde
kasabın beslediği kuzu
Dudaklarımı,işte bu yüzden
aile boyu
bir şişeye değdirip
içmeyi severim
gazozu.
Sunay Akın
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















