aşktan sonra da yaşayacağım, kaçınılmaz
açık bir hesap, denkleşmemiş... içimdeki
çanı çalacak zangoç, her saat başı!
sayılı günlere bölecek beni yeniden
masallar üreten çocuk yanım.
zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan!
gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime.
ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok
sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim!
yalanlar incitecek şarkıların yüzünü...
yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen
parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana
ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de;
geçmişten bir slogan, bir düş, aynada...
en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim...
dilimin altında bir hap gibi duran adın,
böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden!
o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç...
ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi,
kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!..
"alt tarafı aşk!" diyecekler, inanmadan;
beni bir tek zeytin ağacı anlayacak!
Emre Gümüşdoğan
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Emre Gümüşdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Emre Gümüşdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Nisan 2017
16 Aralık 2013
Evet Madam Gözleriniz
başı boş tomurcuk sağanağı ile başlamıştı
ıhlamur uykulara uzandığım yaz
maviye dönüşürken gök - deniz
evet madam gözleriniz
bir darbesi ile kesip içimdeki düğümleri
-aşk deyip de alıp başımı gittiğim-
yaza hakim renk gözleriniz
ve kırlangıç fırtınası kirpikleriniz
sür atını demişlerdi
sür sevda dağlarına
kaç aşka sığar ki bir ömür
mine çiçeklerine sığındığım anlardı
göğsümdeki durağan ağrılardan
yaz ökselerle doluydu/ geceler de...
siz de öyleydiniz
evet madam öyleydiniz
kirpiklerinizin çevikliği fırtına kuşlarıydı
bal köpüğü/ eflatuni/ ıslak
içimdeki müzik kutusuna sakladığım gözleriniz
usumun acıyla irkilişi/ ya da
çeliğin akkor çekilişi yürekte
şakaklarımdaki turuncu sıcak
gözlerim madam gözlerinize adak
Emre Gümüşdoğan
ıhlamur uykulara uzandığım yaz
maviye dönüşürken gök - deniz
evet madam gözleriniz
bir darbesi ile kesip içimdeki düğümleri
-aşk deyip de alıp başımı gittiğim-
yaza hakim renk gözleriniz
ve kırlangıç fırtınası kirpikleriniz
sür atını demişlerdi
sür sevda dağlarına
kaç aşka sığar ki bir ömür
mine çiçeklerine sığındığım anlardı
göğsümdeki durağan ağrılardan
yaz ökselerle doluydu/ geceler de...
siz de öyleydiniz
evet madam öyleydiniz
kirpiklerinizin çevikliği fırtına kuşlarıydı
bal köpüğü/ eflatuni/ ıslak
içimdeki müzik kutusuna sakladığım gözleriniz
usumun acıyla irkilişi/ ya da
çeliğin akkor çekilişi yürekte
şakaklarımdaki turuncu sıcak
gözlerim madam gözlerinize adak
Emre Gümüşdoğan
Ben İki Kişiydim O Yaz/ Göl Mevsiminde
ben iki kişiydim o yaz/ göl mevsiminde
tek tek ve bütün
birisi sendin kesin
içimdeki boşluğu aşarak
yerinde kullanılan onurlu bir sözcük gibi
kuruluyordun cümlelerime
imgeler değildi artık hamağımı sallayan
incelten zamanı
ve büyüten geceyi geceden öteye
geceden ötesi
nar çiçeği sabahlara taşınan
tetiği çekilmiş yaşamdı
ben iki kişiydim o yaz/ göl mevsiminde
birisi sendin kesin
birisi sıyrılmıştı kendisinden çırılçıplak
-çıplaklık gelişimizde ve gidişimizde vardı
ölmeye başlardı her şey daha ilk adımında-
çıplaktık... kendimizdik...
başlangıcı olmayan masallarda
çiğnenmiş kimlik ve kişiliklerimizden uzak
korkuyorduk... yalnızdık şaşkın ve şaşırtıcı
bir basmada desendik... tek tek ve bütün
tenimize güller döşerdi güneş turuncu adımlarıyla
genç kız nefesi kadar sıcak
sıcaktı hazirandı yazdı
çıplaktık... zamanı atmıştık eski bir giysi gibi sırtımızdan
zaman yoktu...
zaman yoktu belki de...
mine çiçekleri miydi zaman/ kısa ve dolu
damarlarımızda yavaş yavaş akan
bazan susar kendini örterdi kendisiyle
zaman yoktu/ belki de
anılardı... anılarda yüzlerdi
ıslak kayıp bir kent gibi suda
sazdı göl mevsiminde zaman
taş binalardı iri tokmaklı kapılardı
zaman durmuştu İznik'te
belki de zaman yoktu
ama ben iki kişiydim o yaz/ göl mevsiminde
birisi sendin kesin
birisi kendini yaratıyordu sil baştan...
Emre Gümüşdoğan
tek tek ve bütün
birisi sendin kesin
içimdeki boşluğu aşarak
yerinde kullanılan onurlu bir sözcük gibi
kuruluyordun cümlelerime
imgeler değildi artık hamağımı sallayan
incelten zamanı
ve büyüten geceyi geceden öteye
geceden ötesi
nar çiçeği sabahlara taşınan
tetiği çekilmiş yaşamdı
ben iki kişiydim o yaz/ göl mevsiminde
birisi sendin kesin
birisi sıyrılmıştı kendisinden çırılçıplak
-çıplaklık gelişimizde ve gidişimizde vardı
ölmeye başlardı her şey daha ilk adımında-
çıplaktık... kendimizdik...
başlangıcı olmayan masallarda
çiğnenmiş kimlik ve kişiliklerimizden uzak
korkuyorduk... yalnızdık şaşkın ve şaşırtıcı
bir basmada desendik... tek tek ve bütün
tenimize güller döşerdi güneş turuncu adımlarıyla
genç kız nefesi kadar sıcak
sıcaktı hazirandı yazdı
çıplaktık... zamanı atmıştık eski bir giysi gibi sırtımızdan
zaman yoktu...
zaman yoktu belki de...
mine çiçekleri miydi zaman/ kısa ve dolu
damarlarımızda yavaş yavaş akan
bazan susar kendini örterdi kendisiyle
zaman yoktu/ belki de
anılardı... anılarda yüzlerdi
ıslak kayıp bir kent gibi suda
sazdı göl mevsiminde zaman
taş binalardı iri tokmaklı kapılardı
zaman durmuştu İznik'te
belki de zaman yoktu
ama ben iki kişiydim o yaz/ göl mevsiminde
birisi sendin kesin
birisi kendini yaratıyordu sil baştan...
Emre Gümüşdoğan
13 Ağustos 2013
Karanfilin Üç Rengine
Aynur Dursun'a
I
- illegaldir karanfil
tutuklanır anaların ellerinde -
kuş gözlerinde çoğalır bahar
nevroz ateşi dağlarda
toprağa sızar karanfil olmak için tohum
kanaviçe işleyen anaların yastığından
kokusunu sunar sabaha
karanfilleşir tan / rengi
doğanın bekaret kanı
karanfilsin / her yaprağın
illegal şiirlerin saklandığı
kutsal kitap
- nevroz / sen / su ve ateş
yüreğimdeki kızıl tomurcuk -
II
dalıp giderken taç yapraklarında
firari renklerinin kokusu
kaç türkü tanığı bağlamanda tezeneyim
serin uykularımın eşkalini yitirdiği
çınar gölgelerinde
düşer debisi ay ışığımın
yolculuklara çıktın
dönüşün kendinden uzağa
fırtınalarını iyi tanıyan kaptanındım
yırttın atlasımı sert iklimlerinde
sevdanı kundaklayıp yüreğimde
kendimden uzakta ölürüm
bir karanfil düş izime
III
dedim ya
belki göremem dönüşünü
göçer hayta yüreğim
birkaç sıcak yazın ardından
beyaz bulutlar tarlasına
aynalarına siner huzurum
yine diyorum
gelirken karanfil getir bana üç renginden
şiir koksun
bir dal karanfil istiyorum boynumda
diş izi olsun
otur dizimin dibinde
yaz akşamı gibi
ben hecelerken üç rengini
karanfilli şiirlerimi anımsa...
Emre Gümüşdoğan
I
- illegaldir karanfil
tutuklanır anaların ellerinde -
kuş gözlerinde çoğalır bahar
nevroz ateşi dağlarda
toprağa sızar karanfil olmak için tohum
kanaviçe işleyen anaların yastığından
kokusunu sunar sabaha
karanfilleşir tan / rengi
doğanın bekaret kanı
karanfilsin / her yaprağın
illegal şiirlerin saklandığı
kutsal kitap
- nevroz / sen / su ve ateş
yüreğimdeki kızıl tomurcuk -
II
dalıp giderken taç yapraklarında
firari renklerinin kokusu
kaç türkü tanığı bağlamanda tezeneyim
serin uykularımın eşkalini yitirdiği
çınar gölgelerinde
düşer debisi ay ışığımın
yolculuklara çıktın
dönüşün kendinden uzağa
fırtınalarını iyi tanıyan kaptanındım
yırttın atlasımı sert iklimlerinde
sevdanı kundaklayıp yüreğimde
kendimden uzakta ölürüm
bir karanfil düş izime
III
dedim ya
belki göremem dönüşünü
göçer hayta yüreğim
birkaç sıcak yazın ardından
beyaz bulutlar tarlasına
aynalarına siner huzurum
yine diyorum
gelirken karanfil getir bana üç renginden
şiir koksun
bir dal karanfil istiyorum boynumda
diş izi olsun
otur dizimin dibinde
yaz akşamı gibi
ben hecelerken üç rengini
karanfilli şiirlerimi anımsa...
Emre Gümüşdoğan
Fotoğraftaki Yağmur
'ceviz gölgesinde uyuma' diyor annem
sesi mısır püskülü / tenha
kendimi fotoğraftan öğreniyorum
bakır kapları kalaylayan çingenenin
altın dişi gülümsüyor
teline kuşlar konmuş saz çalıyorum
ben yokum sesim var
çiçekleri yolarken tanrının eli
ıslık gibi kesiliyor aniden rüzgar
yağmur başlıyor fotoğrafta
kurak bir ağaç bir giz her yüz
yelkovanı sıkıntıya ayarlı
saatin tik takları / bu yüzden
nabzımda taşımıyorum zamanı
sokakta başlıyor yağmur
çatılara taşıyor damlalar
kediler kaçıyor çöp kovasının etrafından
'yağmur tüm zamanlarda sebil' diyor tanrı
ıslak alazlar düşüyor kanatlarından
oradasın o sabah ve her sabah
yağmur usta yağıyor üşüyor fotoğraf
kır çiçekleri üzerinde evler
uygarlığımı yok eden şimşekler
yaralarım ortaya çıkıyor duruldukça suyum
'adresini ver kurtul peşine düşen sokaktan'
diyor o ses / kavımdan kurtulup
akıyorum fotoğraftan toprağa
kanım soğuk
- anılar açık kalmış
zaman cereyan yapıyor
kapatıyorum belleğimi... -
Emre Gümüşdoğan (Abdullah Çelik)
sesi mısır püskülü / tenha
kendimi fotoğraftan öğreniyorum
bakır kapları kalaylayan çingenenin
altın dişi gülümsüyor
teline kuşlar konmuş saz çalıyorum
ben yokum sesim var
çiçekleri yolarken tanrının eli
ıslık gibi kesiliyor aniden rüzgar
yağmur başlıyor fotoğrafta
kurak bir ağaç bir giz her yüz
yelkovanı sıkıntıya ayarlı
saatin tik takları / bu yüzden
nabzımda taşımıyorum zamanı
sokakta başlıyor yağmur
çatılara taşıyor damlalar
kediler kaçıyor çöp kovasının etrafından
'yağmur tüm zamanlarda sebil' diyor tanrı
ıslak alazlar düşüyor kanatlarından
oradasın o sabah ve her sabah
yağmur usta yağıyor üşüyor fotoğraf
kır çiçekleri üzerinde evler
uygarlığımı yok eden şimşekler
yaralarım ortaya çıkıyor duruldukça suyum
'adresini ver kurtul peşine düşen sokaktan'
diyor o ses / kavımdan kurtulup
akıyorum fotoğraftan toprağa
kanım soğuk
- anılar açık kalmış
zaman cereyan yapıyor
kapatıyorum belleğimi... -
Emre Gümüşdoğan (Abdullah Çelik)
kavşak
aşktan sonra da yaşayacağım, kaçınılmaz
açık bir hesap, denkleşmemiş... içimdeki
çanı çalacak zangoç, her saat başı!
sayılı günlere bölecek beni yeniden
masallar üreten çocuk yanım.
zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan!
gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime.
ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok
sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim!
yalanlar incitecek şarkıların yüzünü...
yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen
parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana
ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de;
Emre Gümüşdoğan
açık bir hesap, denkleşmemiş... içimdeki
çanı çalacak zangoç, her saat başı!
sayılı günlere bölecek beni yeniden
masallar üreten çocuk yanım.
zehir biriktirecek akrep, kav atacak yılan!
gözleri sabah, kumrular konacak balkon demirime.
ha bir eksik ha bir fazla, değişen bir şey yok
sokaklar aynı sokak; evler eski evlerim!
yalanlar incitecek şarkıların yüzünü...
yanlış numara çevirip kendi sesini dinleyen
parmaklarım, cebimde bir şeyler arayacak: bana
ait olmayan bir iz, bir mevsim adı belki de;
geçmişten bir slogan, bir düş, aynada...
en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim...
dilimin altında bir hap gibi duran adın,
böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden!
o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç...
ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi,
kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!..
"alt tarafı aşk!" diyecekler, inanmadan;
beni bir tek zeytin ağacı anlayacak!
en çok da unuttuğum sözcükleri, eksileceğim...
dilimin altında bir hap gibi duran adın,
böbrek sancımla uyandığım geceleri aniden!
o kuyu! ağrı biriktirdiğim sabırlı sarnıç...
ilk nefesimde sigaramın iliğimi emmesi,
kavşakta yönsüz bir tabela gibi kaldığım!..
"alt tarafı aşk!" diyecekler, inanmadan;
beni bir tek zeytin ağacı anlayacak!
Emre Gümüşdoğan
Öp Beni Konuşturma
gelişin yorgun bir kuşun
uzun yoldan dönüşü
ayrılık ve kavuşma üzerine
ışığın dansı gölge oyunu
iki meme arası
ben uykusu
-dilim tuz kesiği
adım tekil şahıs-
kollarıma sar
büyüt çocukluğunu
değil mi her kadın saçı-
örgülü okul bahçesi biraz-
da rüzgarın soldurduğu
gül kokusu
-masallara kanmadan
sözcükten kes dilimi-
mum bitiyor tütsü de...
sabahın yanağı penceremde
saçlarını terime yatır
kavsime yasla gövdeni
bir şeylere zorla beni
içimde soyundu su
-kaçık dudağımın damarı
öp beni konuşturma-
Emre Gümüşdoğan
uzun yoldan dönüşü
ayrılık ve kavuşma üzerine
ışığın dansı gölge oyunu
iki meme arası
ben uykusu
-dilim tuz kesiği
adım tekil şahıs-
kollarıma sar
büyüt çocukluğunu
değil mi her kadın saçı-
örgülü okul bahçesi biraz-
da rüzgarın soldurduğu
gül kokusu
-masallara kanmadan
sözcükten kes dilimi-
mum bitiyor tütsü de...
sabahın yanağı penceremde
saçlarını terime yatır
kavsime yasla gövdeni
bir şeylere zorla beni
içimde soyundu su
-kaçık dudağımın damarı
öp beni konuşturma-
Anlat Bana
rüzgarın dilinde saklı olanı söyle
ağaçların ve yıldızların çoğul yalnızlığını
bekaretini şah damarında saklayan
düşleri yaprak yoksulu kızın
uçuruma düşen polen duruşunu anlat
nefesi yetmez bir ağaçtan ötekine
- ki yüreğinin her parçası
bir yıldıza dağılır geceleri
yüzü ayın karanlık yanıdır -
atmaca bulutu anlat
bereketli yağmur serinliğini
okyanusu köpüğü sonsuz tuzu
iç içe kırılan dalgadan söz et
iki sevişme arası sigara içimi
yaşamın anahtar sözcüğünü fısılda
- ki yanılgı
silinsin reçetemden
sevdama güneş değsin -
ipsiz tespihe benzeyen günler
doldurur kum saatimi tay hızı zaman
acıyla biçimlenen bilinçlenen yüreğim
aşı tutmadı iklimi sert poyrazı asi
anlat ki el değmedik umuda tutunsun
tanıdık eşya gibi baktığım elim
- umut ki çocuk eli
devşirilmiş sıcak
dilimin deli cesareti -
çiğne ve tükür kem sözü
aşktan / şiirden yalın söz üret
o dilden anlarım o anlatır beni
masalda kanar çocuk yanım
güzel ve hüzünlü öyküler anlat
kıtalar ötesinden kurgula düşlerimi
- ki sersemlemiş lodos
toy ve ivecen
liseli çocuk heyecanım -
gözümüzde çakan şimşek suskunluğunda
anlat toprağımda kaygı yeşermeden
anlat ki kökü kurusun çelişkimin
açılsın korkumun pastel rengi
dağılsın bir ömür izimi süren
soluk soluğa hüzün
- ki hüzün munis kedi
koynumda uyur
yokluğunda –
Emre Gümüşdoğan
ağaçların ve yıldızların çoğul yalnızlığını
bekaretini şah damarında saklayan
düşleri yaprak yoksulu kızın
uçuruma düşen polen duruşunu anlat
nefesi yetmez bir ağaçtan ötekine
- ki yüreğinin her parçası
bir yıldıza dağılır geceleri
yüzü ayın karanlık yanıdır -
atmaca bulutu anlat
bereketli yağmur serinliğini
okyanusu köpüğü sonsuz tuzu
iç içe kırılan dalgadan söz et
iki sevişme arası sigara içimi
yaşamın anahtar sözcüğünü fısılda
- ki yanılgı
silinsin reçetemden
sevdama güneş değsin -
ipsiz tespihe benzeyen günler
doldurur kum saatimi tay hızı zaman
acıyla biçimlenen bilinçlenen yüreğim
aşı tutmadı iklimi sert poyrazı asi
anlat ki el değmedik umuda tutunsun
tanıdık eşya gibi baktığım elim
- umut ki çocuk eli
devşirilmiş sıcak
dilimin deli cesareti -
çiğne ve tükür kem sözü
aşktan / şiirden yalın söz üret
o dilden anlarım o anlatır beni
masalda kanar çocuk yanım
güzel ve hüzünlü öyküler anlat
kıtalar ötesinden kurgula düşlerimi
- ki sersemlemiş lodos
toy ve ivecen
liseli çocuk heyecanım -
gözümüzde çakan şimşek suskunluğunda
anlat toprağımda kaygı yeşermeden
anlat ki kökü kurusun çelişkimin
açılsın korkumun pastel rengi
dağılsın bir ömür izimi süren
soluk soluğa hüzün
- ki hüzün munis kedi
koynumda uyur
yokluğunda –
Emre Gümüşdoğan
Aşk Suresi 1
Lâhit Kapağı Ayetleri
"... onlar ki
çölde remil attılar aşka
ve içini göstermeyen
gözlerle baktılar..."
durmadı yağmur gece boyu
bulutlara gizlendi ay
kapkaranlık kentin lâğım suları
kıyılarıma vurdu aynı ritimle;
bitek rüzgarlar ekti toprağıma
sessiz konuşan bir çift dudak...
"... ve onlar gece boyu
ten teneşirinde
ölü bedenlerini yıkadılar...
... ki onlar mahçuptular
mahrem yerleriy'çün..."
sınırımın başlayıp bittiği yerde
resmi tarihe benziyordu
insan yüzleri ve bavullarında
naftalinli bir yaz taşıyorlardı
buzul çağından kalma; sesleri
cıva buharı yüklüydü
"... ve onlar
küçük dünyalarına büyük
yalnızlık sığdırdılar... "
"... onlar ki
çölde remil attılar aşka
ve içini göstermeyen
gözlerle baktılar..."
durmadı yağmur gece boyu
bulutlara gizlendi ay
kapkaranlık kentin lâğım suları
kıyılarıma vurdu aynı ritimle;
bitek rüzgarlar ekti toprağıma
sessiz konuşan bir çift dudak...
"... ve onlar gece boyu
ten teneşirinde
ölü bedenlerini yıkadılar...
... ki onlar mahçuptular
mahrem yerleriy'çün..."
sınırımın başlayıp bittiği yerde
resmi tarihe benziyordu
insan yüzleri ve bavullarında
naftalinli bir yaz taşıyorlardı
buzul çağından kalma; sesleri
cıva buharı yüklüydü
"... ve onlar
küçük dünyalarına büyük
yalnızlık sığdırdılar... "
Şuara Suresi
'... ki onlar sesimi duydular...
yüreklerinden perdeyi kaldırdım...'
'...zaman tanımadım onlara
kendilerini sevemediler...'
'... ki onlar bir ırmağın
çöl-yaşam vahasında
varı yoka derdiler...'
'... ki onlar sesi
ışık diye bildiler...
ve onlar konuşunca ben sustum...'
' ...ve yalnızlığı saldım üstlerine
sustular... ateşi saldım, sustular;
aşkı saldım...
ve onlar
konuştular!...'
'... ki onları
kendi içlerindeki kuyuya attım
sesi merdiven yaptılar...'
'... ve karanlık ve zaman
onlar sustuğunda başlayacak;
... ve and'ım ki, onlar
benim birer parçamdılar...'
'... ki tüm ayetlerimi onlar yazdılar...'
'...de ki onlara,
şuaraya
sebil kılındı söz...'
Emre Gümüşdoğan
yüreklerinden perdeyi kaldırdım...'
'...zaman tanımadım onlara
kendilerini sevemediler...'
'... ki onlar bir ırmağın
çöl-yaşam vahasında
varı yoka derdiler...'
'... ki onlar sesi
ışık diye bildiler...
ve onlar konuşunca ben sustum...'
' ...ve yalnızlığı saldım üstlerine
sustular... ateşi saldım, sustular;
aşkı saldım...
ve onlar
konuştular!...'
'... ki onları
kendi içlerindeki kuyuya attım
sesi merdiven yaptılar...'
'... ve karanlık ve zaman
onlar sustuğunda başlayacak;
... ve and'ım ki, onlar
benim birer parçamdılar...'
'... ki tüm ayetlerimi onlar yazdılar...'
'...de ki onlara,
şuaraya
sebil kılındı söz...'
Emre Gümüşdoğan
Rüya Suresi
'... onlar ki
kaskatı bir rüyadan
kaskatı kaslarla uyanacaklar...'
hayra yorulmayan rüyadan
ermek istemezdi sabaha
ölümden yaşlı çocuk-
seksek oynarken hücresinde
aksak tanrı
'...ki herkes
tutsak / anı yaşar
ve zamanı yadsır rüya...'
bir çocuğun yüzüne
isa'yı çizmiş, çizen...
meryem yüzlü meryem'in
-teni çiğdem, teri çiğdem-
kuzusunu, kurt önü...
'...yaratılan masaldı
göksel atık
çakıl dünya ...'
nefesime nefesi
değdiğinde ikonda
kendim bile kendime
kutlu suyu sunardım!
tırnağını yiyordu şeytan
aynasında kan ve kına...
'...ve rüya dedi ki onlara:
sizler evcil vahşetsiniz...'
düşerken gece,
aramice bir türkü
suladı çiçekleri:
uyandım!
sesim bana yankı...
“Elî, Elî, lema şevaktani?” *
(*) İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki Aramice son sözleri. “Tanrım Tanrım beni neden terk ettin.”
Lâhit kaapağı ayetleri
Emre Gümüşdoğan
kaskatı bir rüyadan
kaskatı kaslarla uyanacaklar...'
hayra yorulmayan rüyadan
ermek istemezdi sabaha
ölümden yaşlı çocuk-
seksek oynarken hücresinde
aksak tanrı
'...ki herkes
tutsak / anı yaşar
ve zamanı yadsır rüya...'
bir çocuğun yüzüne
isa'yı çizmiş, çizen...
meryem yüzlü meryem'in
-teni çiğdem, teri çiğdem-
kuzusunu, kurt önü...
'...yaratılan masaldı
göksel atık
çakıl dünya ...'
nefesime nefesi
değdiğinde ikonda
kendim bile kendime
kutlu suyu sunardım!
tırnağını yiyordu şeytan
aynasında kan ve kına...
'...ve rüya dedi ki onlara:
sizler evcil vahşetsiniz...'
düşerken gece,
aramice bir türkü
suladı çiçekleri:
uyandım!
sesim bana yankı...
“Elî, Elî, lema şevaktani?” *
(*) İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki Aramice son sözleri. “Tanrım Tanrım beni neden terk ettin.”
Lâhit kaapağı ayetleri
Emre Gümüşdoğan
Gece, Aşk ve Şiir
I
geceye yazılmış nöbetim
dönüşü yağmurlara ayarlı
özlemler biriktiriyorum
düşler de sonlanacak
madenci lambası gibi
öylesine gökte ay
kanamalı hasta gece
kesin sabaha çıkmayacak
II
kuş seslerinin içinden geçiyor
kamburu önünde bir bahar
duruşu çağla erik aşkın
belli ki çok can yakacak
taş kolyeler yaptım boynuma
hüznün yedi renginden
büyürken şarkıların alevinde
gölgeleri çokgen aşk
III
sadık metresim şiirle
sevişiriz yerli yersiz
parmakları çan çiçeği
çocuklarımız doğacak
aynalarda sürse de hükmüm
gel zaman git zaman
yüzümde buruştu zaman
bu yazgıyı kim bozacak
Emre Gümüşdoğan
geceye yazılmış nöbetim
dönüşü yağmurlara ayarlı
özlemler biriktiriyorum
düşler de sonlanacak
madenci lambası gibi
öylesine gökte ay
kanamalı hasta gece
kesin sabaha çıkmayacak
II
kuş seslerinin içinden geçiyor
kamburu önünde bir bahar
duruşu çağla erik aşkın
belli ki çok can yakacak
taş kolyeler yaptım boynuma
hüznün yedi renginden
büyürken şarkıların alevinde
gölgeleri çokgen aşk
III
sadık metresim şiirle
sevişiriz yerli yersiz
parmakları çan çiçeği
çocuklarımız doğacak
aynalarda sürse de hükmüm
gel zaman git zaman
yüzümde buruştu zaman
bu yazgıyı kim bozacak
Emre Gümüşdoğan
Şiir Banarım Yarama
sokulursun
gün batımında kızıllığın
sularda/ gök yangın/
tüner gözbebeklerime
sıyrılır kınından yürek
aşklar büyütür
düşlerimi emzirerek
bükülürsün
tavında demir/ akkor/
alevleri yalar dilim
tomurcuklanır yıldızlar
ay ışığı delice sarmaşır suyla
dokundukça çoğalır/ kırılır tılsım/
yatağını bulur
gece mavisi bir nehir
yok olursun
yaprağını dökerken gece
devinir bir sözcüğün rahibe inadında
bulamam sesini
sesimin yanında
şiir banarım yarama
Emre Gümüşdoğan
gün batımında kızıllığın
sularda/ gök yangın/
tüner gözbebeklerime
sıyrılır kınından yürek
aşklar büyütür
düşlerimi emzirerek
bükülürsün
tavında demir/ akkor/
alevleri yalar dilim
tomurcuklanır yıldızlar
ay ışığı delice sarmaşır suyla
dokundukça çoğalır/ kırılır tılsım/
yatağını bulur
gece mavisi bir nehir
yok olursun
yaprağını dökerken gece
devinir bir sözcüğün rahibe inadında
bulamam sesini
sesimin yanında
şiir banarım yarama
Emre Gümüşdoğan
Gül Yaprağı Gibisin Yastığımda
nerede başlıyor bu ayrılık
nerede bitiyor
sınırı nerede bilmiyorum
öyle bir günde geliyorsun ki
gittiğini unutuyorum o an
var mısın yok musun
gül yaprağı gibisin yastığımda
saçlarında yosun kokusu
hangi limanlardan geldin
hangi mavilerde yıkandın
her gelişin
bir tükenişe başlatıyor yaşamı
bu yazgının kör ruhuna inat
denizlerinde yitirip yeniden buluyorum kendimi
sende benim gibi
doyumsuz musun
güvercinim/ ürkek ve sıcak/
sokulmuş koynuma uyuyorsun
dalgalar kıyıları dövedursun
rüzgarlar pencereme vuradursun
üşümez sen varken ellerim
alıp gitme sıcaklığını
ne olursun
Emre Gümüşdoğan
nerede bitiyor
sınırı nerede bilmiyorum
öyle bir günde geliyorsun ki
gittiğini unutuyorum o an
var mısın yok musun
gül yaprağı gibisin yastığımda
saçlarında yosun kokusu
hangi limanlardan geldin
hangi mavilerde yıkandın
her gelişin
bir tükenişe başlatıyor yaşamı
bu yazgının kör ruhuna inat
denizlerinde yitirip yeniden buluyorum kendimi
sende benim gibi
doyumsuz musun
güvercinim/ ürkek ve sıcak/
sokulmuş koynuma uyuyorsun
dalgalar kıyıları dövedursun
rüzgarlar pencereme vuradursun
üşümez sen varken ellerim
alıp gitme sıcaklığını
ne olursun
Emre Gümüşdoğan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













