Matsuo Başo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Matsuo Başo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2022

Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Haiku, ölüm karşısında içinde şakacıdır: Onun neşesi, bütün ağırlığıyla ölümle birlikte duyulan yaşamın neşesidir. Çiyoni'nin "benim küçük yusufçuk avcım" diyerek ölmüş oğluyla ilgili yaptığı şakadır bu. Bu anlamda, Başo'nun, ölüm-döşeği haikusunu şöyle de anlayabiliriz: Her haikun, onu yazdıktan hemen sonra ölecek durumdaysan -ölmeyi düşünüyor, ya da öleceğini biliyorsan-jiseindir. Yani, her haiku, zaten, şakacılığında, ölüm taşır.

Şimdi anlıyorum: Rilke'nin yukarıda verdiğim mezartaşı yazıtı, tabii ki, jiseisiydi-kan kanseri olduğunu ve öleceğini öğrendikten sonra, mezartaşına yazılsın diye, yazdığı... (Gene ayraç içinde şunu da belirteyim: bu jisei, kendi yazanına yönelik, bir 'seslenme'li haiku, aynı zamanda-

-kendi mezarının üstündeki taşa yazılacağı için de, 'iltifat' ettiği 'evsahibi' kendisi olacak-bkz Dizin...)

Bu kadar sözünü ettikten sonra, şimdi de sıra, bir saplama yaparak, 'yaşama veda' anlamına gelen jisei'ye örnek vermeye geliyor:- 
YH'ın derlemesinde 40 kadar Zen keşişinin Çince şiir biçiminde ve 320 haijinin Japonca haiku biçiminde yazdıkları, 'ölüm döşeği' metinleri yer alıyor.

Bu 'ölüm metinleri'yle ilgili belirtilmesi gereken, gene önemli bir kavram olan 'son şiir' (zekku)dan farkları: jisei, rastlantıyla, ölmeden önce yazılmış son haiku değil; ölmekte olma bilinciyle ölüm karşısında yazılmış, ölme-haikusudur. Jiseinin önemi, ömürboyu haikuyla uğraşmış haijinin, bütün deneyimini ve ustalığını toplayarak, kendi ölümü karşısında/konusunda söyleyeceği haikuyu söylemesin- de...

Böylece de, kendini yazanın ölümünü konu edinmekle, jisei, yazılmış olmasıyla, ölümle ilgili son bir şaka yapar.
...



1692

Uzun aradan sonra Edo'ya dönmüş olan Başo'yu düşkırıklığı beklemektedir: şehir hızlı bir 'modernleşme' değişimi içindedir-Zeze'deki bir öğrencisine yazdığı bir mektupta şöyle diyor:-

Bu kentin heryerinde, insanların, ödül kazanmak için şiir yazdığını görüyorum; böylece de, yarışma yargıçlarına bol bol iş düşüyor. Ne tür şiirler yazdıklarını tahmin edebilirsin. Bunlar konusunda ne desem, sert sözlere varacağından, söylediklerini işitmezlikten, yazdıklarını görmezlikten geliyorum.

Haikai 'moda gösteriş, ve, herhalde, satış konusu olmuştur. Başo bu durumdan hoşlanmaz öyle ki, Bahar'da kiraz seyretmeye bile gitmez:-

Kiraz baharlarıyla ünlü yerler, an-şan peşinde; bağırıp çağırmaktan, gürültü etmekten başka birşey bilmeyenlerle doludur.

Haikaiyi tümüyle bırakmayı bile düşünür-Mart sonu ya da Nisan başı, bir haibununda şöyle yazar:-

FUGA YOLUNU TERKEDİP ŞİİR YAZMAMAĞA ÇALIŞTIM AMA, HER SEFERİNDE, BİR ŞİİRSEL UYARI YÜREĞİMİ ÇELDİ, KAFAMDA BİR DÜŞÜNCE PIRILDADI. BÖYLEDİR FUGA'NIN BAŞTANÇIKARICI BÜYÜSÜ

Artık yalnızca çok dar bir izleyici çevresi içine çıkmağa başlar. Bu küçük çevre, onun için, Fukagawa'daki ilk kulübesinin yakınlarında, yeni bir kulübe yaptırmıştır; 'eski' Muz ağacı da yokluğunda korunmuştur; bahçeye dikilir-Başo üçüncü 'Başo' kulübesine yerleşir.


1694

Başo yola çıkmağa niyetlenmektedir: hem, doğumyerine bir kez daha uğramak bunun son kez olacağını bilmektedir: sıladaki bir dostuna, 13 Şubat'ta şöyle yazar:-

Sonumun geldiğini hissediyorum

-; hem de, hiç görmediği 'Batı'nın Ucu'na gitmek... Nisan'da çıkmak ister, ama sağlık durumu yolculuğu sürekli ertelemek zorunda bırakır onu.

Bu arada yakın izleyici ve dost çevresi içinde etkinliğini sürdürür—bunlardan sonuncusunda (Mayıs sonu) üslubunun temel ilkesi karumi'yle ilgili, şu açıklamayı yapar:-

Bu günlerde tutturmağa çalıştığım üslup, hem biçim hem dize bağlantılarında, hafif bir üslup; öyle ki, kumlu yatağında akan sığ bir dere seyrediliyormuş gibi bir izlenim versin.

Ancak 3 Haziran'da yola çıkabilir-o da, bir 'tahtırevan'-'sedye'yle taşınarak...

Yolda, sağlığının biraz düzeldiği günlerde, öğrencileriyle buluşur.— Kulübesini Jutei'ye bırakmıştır onun öldüğünün haberini Temmuz sonunda alacaktır.

Yaz içinde, bir süre, Otsu ve Zeze'de, öğrencileriyle buluşur, Mumyo kulübesinde bir süre kalır, Kyoto'ya uğrar, Ueno'ya gider—sonra yeniden yola düşer... 

Osaka'ya dek gidebilir. Bu kez başağrıları, ateş ve titremeler, durdurur onu: 26 Kasım'da, artık, anlamıştır: yemek yemeyi keser, yıkanır, tütsü yakılmasını ister-ağabeyine bir mektup yazarak, ondan önce gittiği için özür diler.

28 Kasım günü de çoğunlukla uyur; ama öğlen, birara, uyanır- öğrencilerinin sopalarla sinek avlamaları hoşuna gider, neşelenir...


***

188.

Sayılmayan 
biriyim diye düşünme 
ruh-bayramında

MU bir başlık veriyor:-

HEMŞİRE JUTEI'NIN ÖLÜM HABERI ÜZERİNE

ama kaynak belirtmiyor. "Hemşire" (Ing. nun) olması, Jutei'nin bir manastıra kapanmış bir kadın keşiş olması anlamında. 
tamamatsuri, lunar takvimle Yedinci Ay'ın Onüçü'nde (1694'de, 2 Eylül'de) başlayan ve dört gün süren bir Budist bayram: Bu günlerde her aile, kendi mezarlığını ziyaret eder ve, ruhları oraya gelerek yaşayanların durumlarıyla ilgilenen ölmüşlerini, anarmış. Başo da, Ueno'da, Matsuo ailesinin türbesinde törene katılmış ama Jutei 'resmen' karısı olmadığı için, onun adı türbede yazılı değil..

Haikuyu Jutei'ye bir seslenme olduğu kadar, Başo'nun kendi kendisine söylediği bir söz olarak da okuyabiliriz: 'Daha sayılmadın; ama, bekle hele; sen de sayılacaksın...'


195

ŞOŞİ

kono miçi ya
yuku hito naşi ni
aki no kure

DÜŞÜNCEM

Bu yolu işte 
yürüyen kimse yok 
güz akşamında

Osaka yakınlarındaki bir Çay Evi'nde (lokantada?) (MU: 13 Ekim), yazılmış-anlam açık: kimse yok, hiç... Kr şöyle diyor:-

"İlk bakışta hiçbirşey söylemeyen bir haiku. Bir yol görünüyor; bununla ilgili de deniyor ki, "üstünde kimse yok". Pekâlâ, demek kimse yok, diyesi geliyor kişinin; iş de burada bitecek. Ama iş ilkin o noktada başlıyor; haiku, orada somutlaşıyor: çünkü yolu önünde gören ve "bu yola kimse çıkmıyor" diyen kişi, o yola çıkmış olan kişidir; bunu 'kimsenin yolu' olarak tanıyan Ben, aynı zamanda bilir ki, bu, Ben'in yoludur; bir tek Ben'im olan bu yol, Güz içinde, Akşam'a yürünen Yol'dur..."

"Yol" (ya da 'patika'; yani, 'izlenen yol'-'yol-iz-) anlamına gelen miçi, klasik Çince'de tao diye okunan ideogramla yazılıyor: en geniş anlamıyla 'yaşam yolu', dinsel anlamda da 'izlenmesi gereken yol'. (İslam'da da "tarikat", "izlenen yol' (tarik) sözcüğünden türemiştir.)

'Akşam' ile 'gece' arasındaki zamansal / anlamsal farkı Japonca nasıl belirliyor, bilemiyorum; ama, buradaki, Türkçe'de, 'gece'ye daha yakın sanki-MU, "akşam çöküşü" deyimini yeğliyor; başlığı da

HİSSETTİĞİMİ DİLEGETİRİRKEN

diye veriyor.

ya burada da "işte "ye yakın düşüyor; RA da bunun güçlü bir vurgu oluşturduğuna dikkat çekiyor:-

İşte bu yol ya! 
Ah bu yol işte!

Başlığıyla birlikte 'hissettiklerini düşününce', Başo'nun, bütün izleyicilerine karşın, kendi anlayışına Yol'una - katılan onu paylaşan, izleyen "kimse" bulamamasından; ya da bunun zaten olanaksız olduğunu düşünmesinden, hüzünlendiğini düşünebiliriz. Nükte, gece vakti kim yola çıkar ki...' gibi bir anlamda olsa gerek.


***

199.

Güz derinleşir 
komşu da ne yapar 
tek başına ki?

aki fukaki
tonari wa nani wo
suru hito zo

Başo 16 Kasım'da Şikaku'nun evinde yapılacak bir haikai toplantısına davet edilir; ama, kendini iyi hissetmediği için, katılamaz; bu hokkuyu yazıp, gönderir-"komşu", şiir toplantısındakilere göre, kendisi; ama, toplantıda bulunmadığı için, oradakiler onun halini-hatırını soruyorlar...

Haikuyu sona erdiren zo, "ki"den çok daha güçlü bir vurgu. Bir yorumcu (Watsuji: MU) şöyle demiş:-

Bu şiirde birşey bana ölümü düşündürtüyor.

RA Başo'nun bunu (bkz aşağıdaki jisei) ölüm döşeğinde, ölmeden bir- kaç gün önce yazdığını söylüyor; UB'ya göre de, ölümünden onbeş günden az bir süre önce...



200.

Jisei

Yolda hasta düşer 
düş de uçuşup gider 
çorak kırlarda

tabi ni yande 
yume wa kareno wo 
kake meguru

Baso'nun, Osaka'da, Sono-Jo'nun evinde, sindirim sisteminde beliren, bugün dizanteri olduğu tahmin edilen bir hastalık sonucu (bir aktarıma göre de en sevdiği yiyecek olan mantardan zehirlenerek), yatağa düşünce yazdığı ölüm döşeği haikusu. 

tabi, Türkçe'deki 'gurbete çıkma'ya yakın; 'doğumyerinden uzaklaşma' anlamında "yolculuk"

D'ye göre "düş", "kelebek düşü' ve Çuang-tzu gönderisi taşıyor-bkz yukarıda 1.§53 ve Çn.§19, ve Dizin.

Türkçe'de oluşan "düş"/"hasta düşmek" ilişkililiği herhalde rastlantısal.

İnanışa göre, düş, uyuyan insanın bedeninden çıkıp dışarıda gezinen ruhunun gördüklerinden oluşur. Bazı çevirmenlere göre birinci tekil şahıs iyelik kipi var:

düş(ler)im
fiil de,
dolanıp durur

diye çevrilebiliyor.

Ueda'nın ve Wohlfart'ın çevirilerini de vereyim (MU/GW):-

bir yolculukta, hasta- 
düşlerim gezinir durur 
çoraklaşmış bir kırda

Gezginlikten hasta
bir düş yolunu yitirmiş dolanan
kuru çayırda

on a journey, 
ailing my dreams roam about 
on a withered moor

Krank vom Wandern 
ein Traum umherirrend 
auf trockener Heide

yande ("hasta düşmek") sesinde ya da var; anlamında 'sancılı/acılı' olmayı görerek (HH); Türkçe'deki "yangı"yla ilişki kurarak, tarlaların hasattan sonra yakılması âdetini de düşünerek-herhalde de anlamı iyice zorlayarak şöyle çevirmek isterdim:-

Yol yangılı ya 
düş de uçuşup durur 
kavruk kırlarda

Öğrencileri jisei âdetini anımsatınca, Başo önce,

Dün yazdığın haiku bugünkü jiseindir. Bugün yazdığın haiku yarınki jiseindir. Benim yaşamım boyunca yazdığım bütün haikular jiseilerimdi

der, jisei yazmayı reddeder; ama, sonra, 25 Kasım geceyarısı, yazmaya karar verip, öğrencisi Donşu'yu yanına çağırarak bu haikuyu söyler, yazdırır. (Donşu da, herhalde, yazmadan önce, emin olmak için, bir kez yinelemiştir bunu...)

Yanında bulunan bir başka öğrencisi, Şiko'nun (MU) aktardığına göre, son sözleri şunlar olmuş-

Bunun bir hokku yazmanın zamanı olmadığını biliyorum, çünkü ölümle yüzyüzeyim. Ama şiir bütün ömrümce kafamda oldu, yani, elli yıldır. Ne zaman uyusam, sabah bulutları altında ya da güz pusunda bir yolda yürüdüğümün düşünü görürüm; ne zaman da uyansam, bir dağ pınarının sesini duyar ya da bir yabanıl kuşun çığlığıyla ürkerim. Buddha bütün bunların günaha götüren bağlılıklar olduğunu öğretiyor; ben de şimdi anlıyorum ki bu günahı işledim. Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Dört gün sonra Onuncu Ay'ın Onikisi'nde (29 Kasım'da)--son gezintisine çıkar Başo: "Tanrı Yoksunu Ay'dır ya... 

Öğrencileri, vasiyetine uyarak, onu, Jodo nehri üzerinden, Biwa Golu kıyısındaki Yoşinaka Tapınağı'nın bahçesine götürürler. 

Üzerinden Muz Yaprağı eksik edilmez.




Matsuo Başo
Kelebek Düşleri
Oruç Aruoba / Metis Yayınları

28 Mart 2015

düşen kiraz çiçeği gibi

Yapabilseydim
düşen kiraz çiçeği gibi
söylerdim şiirimi

Matsuo Başo

Hayyam eski öğrencisi Semerkantlı Nizami'yle 1112 ya da 1113 yılında karşılaşır. Samimi bir söyleşi sırasında Hayyam der ki: "Benim gömütüm öyle bir yerde olacak ki, kuzey rüzgarları yılda 2 kez üstümü tomurcuklar, çiçeklerle örtecek." Hayyam'ın boş laf etmeyeceğine inandığı halde bu sözü kuşkuyla karşılayan Nizami, Hayyam öldükten 4 yıl kadar sonra Nişabur'a gider: "Mezarı buldum. Bir bahçe duvarının dibindeydi. Armut ve şeftali ağaçlarının dalları sarkıyordu. Meyve dolu dallardan o kadar çiçek ve tomurcuk dökülmüştü ki Hayyam'ın yattığı yer görünmez olmuştu. Yıllar önce söylediğini anımsadım da ağladım." 

29 Kasım 2014

Geceyarısı ayazında

Geceyarısı ayazında
Korkuluğun gömleğini giyip
Uyuyacağım.

Matsuo Başo
Çeviren:Erdal Ceyhan

28 Ağustos 2014

Süsen çiçekleri açtı ayaklarımda

Süsen çiçekleri açtı
ayaklarımda sanki-
sandallarımın mavi bağları


Matsuo Başo

26 Ağustos 2014

Kelebek'in kanatlarında yanan tütsü

Günün sonuna doğru küçük bir çayevine vardım oturdum. Kelebek adlı genç bir kadın bana küçük bir ipek parçası uzattı ve adını konu alan bir şiir yazmamı rica etti.


              Nasıl tatlı bir tütsü
              yanıyor kanatlarında,
              zarif bir orkideye
              konmuş Kelebek'in.


Matsuo Başô

kuzeye giden ince yol
ve diğer gezi notları / YKY - 1994

Çeviri: Coşkun Yerli


aynı odada

Çok soğuktu, ama
aynı odada uyuyorduk,
rahattı içimiz.

Matsuo Başo

Matsuo Başo - Haiku

Kuru kiraz ağacı
dişsiz yaşlı bir kadın gibi
anarak gençliğini
çiçeklerle donanmış.

Matsuo Başo

Erik Çiçekleri

Erik çiçeklerinden
beyaz bir örtü,
ama nerde turnalar,
dallara mı gizlendiler?

Matsuo Başo

Haiku

O kadar da çabuk
öleceği nasıl anlaşılsın
ağustosböceğinin sesinden?

Matsuo Başo

Güz Rüzgârı

Güz rüzgârı esiyor,
Yoşimoto'nun
taş yüreği gibi soğuk.

Matsuo Başo

Kışın ilk yağmuru

Kışın ilk yağmuru ile
ne de güzel taranmış
çaylağın sık tüyleri.

Matsuo Başo

sırnaşık çalı yoncaları

Her yanda şu sırnaşık
çalı yoncaları,
pek terbiyesizler,
ama pek de güzel.


Matsuo Başo

İsteksiz

Omi'de bir dostla
oturdum da, isteksiz
elveda dedim
giden bahara

Matsuo Başo

Hasta Yatağında

Hasta yatıyorum
yolun yarısında,
dönüyor düşlerim
kuruyan çayırlarda.

Matsuo Başo