metin eloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
metin eloğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Nisan 2016

Ya o belsoğukluğu?

Arkamdan lâf etmişsin, sana yakıştıramadım;
Beni rezil edip, bir köşeye kodu, demişsin..
Dayını kışkırtacakmışsın da bir gece vakti;
Parayla iki serseri tutup, ibreti âlem için,
Kafamı gövdemden ayırtacakmış!
Dur hele, madem ki iş bu yola döküldü;
Hepsini dinle de gözün gönlün açılsın:

Sana söylediklerimin çoğu yalandı;
Ben kim, Fransa’ya gitmek kim..
Hele o tüccarlık masalı?
Nasıl yuttuğuna hâlâ şaşarım.
Samsun’da enişteler,
Zonguldak’ta teyzeler,
Adana ilinde bilmemne hanı;
Koca koca okullardan diplomalar;
Bizi bekliyen aydınlık günler…

Kafana denk desin artık;
Bütün bunlar kuyruklu bir yalandı.
Başka ne yapabilirdim, söylesene!
Yeşilinden tut da mavisine kadar,
Nah! yumruk gibi gözlerin vardı.
Narçiçeği dudaklar, kulağının memesi;
Saç dendi mi aklıma seninkiler geliyor;
Kalçalarının tarifini pek beceremiyorum..

Bana, kaba herifin birisin, diyorlardı;
Seni sevdikten sonra inceliverdim;
Efendim’li, estağfurullah’lı konuşmalar;
Kundura boyacısına hergün 15 kuruş;
-          Elbette, ne zannettindi –
Sakala perdah, bıyığa rastık;
Entarimsi gömlekler,
Çiklet ilen güneş gözlüğü…
İncele incele hani yok mu ya,
Höt! desen devrilecek oğlanlara benzedim.
Bir şey ikram edildi mi; mersi!
Birine tosladın mı; pardon!
Boncurlar, bonsuvarlar.
Bu arada anamın kefen parasını da yedik;
Belediye’deki sıramız güme gitti.
İş bunlarla bitse, öpüp başıma koyacağım;
Beni enayi yerine koydun, değil mi?
Senin için iki eşek yükü şiir yazdım,
Dört kamyon rakı içtim,
Gurbetlere düştüm,
Düz ovada yolumu şaştım;
Hadi bütün bunları sineye çektik diyelim;
Ya o belsoğukluğu?

Metin Eloğlu

15 Şubat 2016

Uyan

Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar yerinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin

Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin, güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin, iyiyi yaşatmak için
Madem ki umutlusun, umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle, yaşamak desin
Toprağı dinle, barışmak desin
Göğü dinle, sevişmek desin

Bir plak konmuş gibi gramafona,
İşte aşk, işte özlem, işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
Ne olur uyan!


Metin Eloğlu

07 Eylül 2015

Hız

Kişi diledi mi bir cayılmaz ediniyor kendine
Şimdilerde horozlanan bir umuda abanıp
Her gün bir ertesi ustalığa bürünüp
Sağınlar yolladı beni bu besine

Aşk mı? o en kesin yasam
Ne güzel kendimi bu hızda bilmek
Değil sana boşvermek
Tavuk bile kesemem.

Metin Eloğlu

Hazır Kasabaya İnmişken Bir de Resim Çektirelim Dedik

Nutuklarda kitaplarda öyle dedik,
Biraz efendi gibi durun;
Kurağı, sıtmayı, hasta öküzü
Bir an için unutun;
Karnınız tokmuş, sırtınız pekmiş gibi,
Şöyle güler yüzle bir resminizi çekelim;
Torunlarınıza yadigâr kalsın.
Gülün yahu,
Adamı sinirlendirmeyin!

Kusura kalma resimci bey,
Gülmesini bilmiyoruz ki...

Metin Eloğlu

Anı

Ölürüm de unutmam
İçin için sözleştik hiç unutur muyum
İstanbul’dunuz evimdiniz ne güzeldiniz
Ayrı düştüğümüzü hiç unutur muyum
Deli misin nesin
Seni hiç unutur muyum

Hiç unutmam hiç unutmam hiç unutmam


Metin Eloğlu

Olağan

Hep böyle olur
Anaç gökler daha bir bulutlanır
Denizler yosunlara sokulur
Aşk bozulur güven bozulur
Sinsilikler pusular
Derken yerine oturur hepsi
Sen niye tasalısın

Güney bahçeleri ayaza sardı mıydı
Kız gibi portakalı kırağı vurur
Güz güneşinde ipe mandallanınca
Koçan gibi kolyozlar kurur
Yani hep böyle olur

Bıçağın altına yıkılınca küttedek
Öküzün yüreği oynar
Kumrunun içi ürperir
İnsanın aklı durur
Hep böyle olur

Eve gelince karşısına bir kapı çıkar
Açıp girersin
Şu sevdiğin umduğun
Sini başka işine yarar musluk başka işine
Kilimin saksın tenceren
Anahtarın yoksa çilingir bulamazsın
Omuzlayıp kırarsın
Burası kendi evin
Sen niye tasalısın

Metin Eloğlu

Yarındaki Dünler

Bu anıları ayıplamayın
Bu anılar İstanbul anısı
Askerlik mapusane kimsesizlik
Aşk anısı bunlar borç harç anısı

O söyledi genelevde bir dostum var

Hayat usla kavranamaz demiş Heidegger
Ha babamın kuru keli
Ha Fındıkkıran süiti
Bitlerle pireler madamlarla müsüler

Ey Kuzguncuklular

Koltuğumda Ferhat’la Şirin, Allah belâmı versin
Kendimi dar attım Vangel’in meyhanesine
Öldürmez süründürür bir rakı içtim
Üstü kalsın Vangel bembeyaz cekedimin

Ah bu taş gibi denizde sırça gemiler

Vatandaş, kimi aşk insana yaramıyor
Kendini sev, sevme demiyorum
Birini sev, sevme demiyorum
Ama vatandaş

Doğuştan olma padişahlar sonradan olma şairler.

Metin Eloğlu

Kafes

Beni ayartan olmadı mı
Oldu tabii
Gidi gençlik geçim derdi çok çekmişlik
Önüm sıra cıvıl cıvıl bir dişi
Güneşin alnında kuşbaz serinlik
Rakısı benden mezesi senden
Bir lapacılık lök gibi
Güven yeşili bir boya
Azıcık ağdalı su
Zeytin fışkını
Kurbağa pisliği
Konuverdim

Güzdü öte bahçelere uçacaktım
Tam benim erkinliğim
Bir dalda duramazlığım
Göğüne yıldızlar uçurtmalar dizili
İstanbullu denizlerin çimdiği oh
Şileli Derinceli bir kıyıya
O kuşluk yola çıkıyordum ya
Hava çıkıyordum

İlkten duraladım
Kötümserlik sütümde yok
Dağbaşı mı burası kuşhakları hani bu ülkede
Ahırkapı’da gün batıyor baktım içim bihoş
Gagam kuyruğum nazik bedenim
Gökçekimi yalanmış be

Teleğim böyle miydi süngüm düşük müydü
Umuttan yanıma varılmazdı
Budadılar beni dişimi tırnağımı yoldular
Pisi pisine
Gözüme kilit vurdular —eskiden mil çekilirdi—
Çamsakızı eritip döktüler tüylerime
Bereket yüreğime
Biri gelse de usulcacık şu çıtaları kanırsa
Pırr oracıktan süzülüversem
Kanat işini bilir
Şakıma bu cana vergi
Rüzgâra sürtünmek hiç incitmeden
Halk bahçesinden bir gül koklamak
—O kapancadakine de iki çift sözüm var—
Doğru Üsküdar’a gider bindiğim gemi
Çat kapı eve uğramak
Eniştemler konuk gelmiş geceyatısına
Onlara birer avuç çitlembik sunarım
Ellerini gözlerini öperim
Çamaşırımı değişirim
Boynumu kulağımı silerim sabunlu suyla
Ağlama be ana

Metin Eloğlu

25 Temmuz 2014

Çişenti

Yağmur ne çiseliyor, etme eyleme, tepemizde tipi tentesi
Yoksa sulusepken miydi, buz tuttu ortalık ve işte haphaziran
-Cana yetti miydi kuşlar şakırcasına her şeyi kırar insan-
Çer-çöpte bir yaz sesi var, bibakıma kış-kıyamet seslenişleri
İkindiydi diyelim, hiç işitilmedik ezanlarıyla bir yatsı
Ah bundandı can masallar, kırpıldı o güzellemeler
Bir ot dikesi geliyor kişinin, gül sulama yasaklarına inat
Bir dikeni yolası geliyor, belki ceviz iriliğinde dolu inecek
Yağmur çiseliyor, kar mı ne yağacak şu dümdüz hazirana
At kişniyor yularsız, hani nalı yelesi, hani gözbebeklerindeki yaz
Ama yağmur boyna çiseliyor, işte yalan dediğim bu
Zından menekşelerde benettim-senetme’lik
Kömürleşmiş sevilerde küle sığınık bir sapsarı köz
Zakkumlarda o cayışıklığın sereserpe acı kokusu
Bir al kısrak kişniyor taysız ve niye


Cimcime ağlak oğlan özadını yadsıdı mıydı
Eh, yağmurcağız çiselemez de n’eyler
Birileri çıkıp türküleştirirler ille de bunu
Başkaları da sökün edip, a yavuklum mavi diye tutturur.
Ve de –hoşgörün- hep o çisil çisil yağmur


Ve temmuz geldi gelecek diye bir söylenti var
Ve temmuz apansız geliverecek bumbuz


Hele bir gözatın yalnızlığınıza
Gece yağıyor güpegündüz.


Metin Eloğlu

Sofra Adabı

Keşkek şu kazanda kaynar, benim bildiğim;
Şu güveçte helmelenir fasulye.
Kuzu şu kadar ateşte çevrilir;
Tuzlama şu tabağa konur ille..
Yumurta şu sahana kırılır.
Çorba mı? Çorba şu kaşıkla içilir tabii,
Hoşaf bu kaşıkla.
İster uskumru olsun, ister kolyoz,
İster orkinoz, ister hanos;
Balık şu bıçakla kesilir.
Şarap siyahsa şu kadehe konur elbet,
Beyazsa bu kadehe.

Yavan ekmeği nasıl yersen ye...


Metin Eloğlu

27 Nisan 2014

Zurnanın Zırt Dediği Yer

Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış;
Ama size kalacak .
Olur a, Sultan Süleyman bilememiş işini;
Ama siz bileceksiniz.
Şöyle sizinle beraber üç beş kişi;
Öte yanı kör dövüşü.
Bir gün yaşamışsınız, ömrünüzde bereket;
Akşam olmuş kendiliğinden;
Bir konağınız var dayalı döşeli;
Kapıda arabanız, oda oda mutluluğunuz;
Kadehte kuş sütü var,tabakta minare gölgesi…
Biraz da aşk masalı ekleyin bu düzene;
Eklediniz mi?
Oh, yaşamak ne güzel şeymiş be!
Güzeldir tabii…

Şimdi bir de bir oda düşünün bakalım;
Halı, kilim hak getire,
Ekmeğin ,katığın lafı hiç edilmesin,
Otu ocağı bir kalem geçin;
Beş kişi uzanmış bir sedire,
Basıyorlar küfürü;
Kime?
Ne bileyim ben kime…
Bu oda niçin mi yoksul?
O beş kişi yoksul da onun için.
Bu bayların, bayanların derdi ne mi?
Ne olacak: Memleketin derdi.
Peki ama, çaresi yok mu bu işin?

Ha şöyle,
Düşünmeye alışın.

Metin Eloğlu

25 Haziran 2013

Yitikçi

Hadi git azıcık İstanbul iste
Kosunlar o denizi bir çanağa
Bir çıkına elesinler o günlerimi
O yazdan Üsküdar’dan ne kaldıysa Elif’ten
Doldur ceplerine
Onlarda yoksa komşularında vardır
Tanırlar sevinirler
Beni Bay Metin gönderdi, de

Metin Eloğlu

15 Kasım 2012

Hanımefendi

Utanmayıp da size kıçımı göstersem
Kıçımda don yok vallahi
Mevsim demokrasi saat sekiz suları
Hanımefendi karnım aç
Size söylüyorum hanımefendi
Kıçımda don yok dedim duymadınız mı
Karım geçen Perşembe öldü sağır mısınız
Cebi üç kuruş gören
İnsanın suratına tükürüyor hanımefendi
Neden olacak veremden tabii
Bakın gıcır gıcır bir gece saksıda zülbaharlar
Birazdan ayışığı da çıkacak
Ayışığı
Eşşoğlueşek


Bilmem anlatabildim mi
Size olan şu deruni aşkım değil mi ya efendim
Gün gelecek öleceğiz ölmezsek iyi
Zaten çatlak zurna bir düzen
Barışsız hürriyetsiz
Erkeklik damarımız
Sırası gelince kabarır hanımefendi
Niçin öyle bir tuhaf baktınız
Hem öyle bir kabarış kabarır ki
-Sözümüz meclisten dışarı-
Siz bile apışıp kalırsınız.

Metin Eloğlu

22 Eylül 2012

Garip Kuşun Yuvası

Bu evden içeri biyol girene,
Oh çekmek yasak;
Sofrasında tuz, lambasında gaz yasak!
Öyle bir evdir ki bu,
Hayale yakın, akla uzak;
Delibozuk kapıları
Toz bürüdü salkımsaçak;
Daha açık konuşalım:
Bizim evin merdiveni,
Bilemedin üç basamak.

Oturmuş kös dinleriz;
Kimimiz arif, kimimiz ahmak;
Bir babamız vardı katı yürekli,
Ektiğini biçemeden
Gürledi gitti.

Gazhane yollarından toplayıp
Kömür koydum mangala;
Şubat sonlarında bir kış gecesi;
Oy dingala dingala...
Yalın ayak, başı kabak
Anamız geldi;
Eğildik eteğini öptük:
Yolculuk iyi geçti mi, ana?
Harem-Salacak arasında
Denize düştüm;
Balıklar yanıma üştü.
Bir mavilik bir mavilik,
Bakınca kendimden geçtim.
Bu koku ne acaba?
Mangalda çarıklar pişti.
Sofraya çöktük, delik sahan delik sahan içinde;
Amanın Allah;
Üç yudum aldım,
Tükendi şişe;
Şişedeki zehir
Derdimi deşti.
Bir türkü söyledim ince,
Bülbüller cama kondu:
‘İki kol iki bacak
‘Hürriyetle yaşanır ancak.’
Hele anamı bir daha öpeyim;
Yarın sabaha kadar,
Kim ölecek, kim kalacak...

Sabah oldu, uyandık evcek;
Bir kız geldi kapıya:
Alacaksan al beni...
Alamam!
Kahkahanın bini bir paraya.
İşin doğrusunu bu kıza anlatamam;
İçtiğimiz su acı,
Gördüğümüz düşler felaket düşü,
Pencereden uzan da bak,
Bak da ağla;
Bir yatakta sekiz kişi...
Haydi seni aldık, diyelim;
Dokuz kişi bir yatağa sığıştık,
Nefes nefese...
Verem olduk, temsil;
Ne halt ederiz gayri?
İlişme bize,
Bozma keyfimizi;
Havalanmış mahalle kızı.



Metin Eloğlu


Kaldırım Mühendisi

Günler günleri kovaladı, aylar ayları;
Sabah karanlığında, öğle üstü, geceleyin
Aşk yılları,
Öğrenim yılları;
Pembe yıllar başımın tacı,
Zifiri yılları anama söylemeyin...
Ham hayaller, olmaz işler peşinde,
Gözüm kime ilişse ben onun yâri...

Kabaetime pıçak sokuluyor aşktan ötürü;
Caket pantol kumara gidiyor aşktan ötürü;
Gençliğimi harcıyorum bir çırpıda;
Bu da mı aşktan ötürü?
Dangalak! dese biri...
Hayatımın bu parçasmı neye benzetsem?
Mesela, mesela, mesela...
Osmanlı tarihinde Deli İbrahim Devri.

Daha mühendisliğimin ilk yılları
Ahırkapı’dan bir kız alıyorum.
Kız beş vakit namazında,
Söküğümü diker, yatağımı kabartır,
Patlıcanı kızartıp ağzıma verir;
Sonumuz mu?
Sonumuz belli...

O bekâr o yalnız günlerinde
Güzel İstanbul’u gezdim dolaştım,
Altımda tanrı vergisi bir taşıt.
Öyle işler gördüm ki içim parçalandı;
Namussuz namusluya,
İnsan hayvana eşit.

O duvar senin bu duvar benim,
Bir güz gecesi eve dönüyorum.
Köşe başında bizim aile efradı:
Biri kızkardeşim, öteki ninem;
Nermin fingirdeşiyor, ninem dileniyordu;
Bu yaştan sonra yalan söylemem.

Gözlerim yaşardı, kendimi dar attım postaneye:
Biricik kardeşim İlyas, diye bir mektup yazdım;
Bana 30 lira gönder acele,
Senden başka güvenecek kimsem yok...
Ne dersiniz, şu bildiğiniz İlyas
Cevap bile vermedi hergele.

Bundan sonrasını kalem yazamaz,
Ne kadar azgın olursa olsun.
Bir bakıyorsunuz iş peşindeyim,
Ekmek, dostluk, hürriyet peşindeyim;
Bir de bakıyorsunuz düşmüşüm mahkemelere...
Sayın yargıç! diyorum son celsede;
Ben ileriliği iş olsun diye sevdim;
Siz tuttunuz ciddiye aldınız;
Ama artık mapuslara düşmeyeceğim,
Aklımla oturup, aklımla kalkacağım...


Metin Eloğlu


27 Temmuz 2012

Şişedeki

Şişede durduğu gibi durmaz ki kafir
Tutar insana yaşamayı sevdirir

Metin Eloğlu

22 Temmuz 2012

Lokman Hekimin Sev Dediği

Bu yürek
Seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuki beşer
Çınçınlı hamam
Çizmedeki kedi
Sanki elleriyle koymuşlar gibi
İkimizden bir işmar
Seni sevmemiş olsam , sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim çolak hüseyin eli
Seni sevmesem , nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne ?
Cumartesi
Seni sevdiğim için , Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için , bak temmuz ayındayız
Ayşe onbaşı , pir sultan abdal , büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor , seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden , suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri , seni sevdiğim için güzel
İbrahim’in dilleri
İnsan seni sevince , tutsaklığa kızar tabi
Savaşın adı geçse , cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür , ne kömür o be
Raman’ı düşünür , Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için , Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller
Seni sevdiği için goncalanıyor
Seni sevdiğim için , kilim dokuyor Avşar’da
Yarın sabahlar , seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin , halk şiiri , canlı sinema
Mapushaneler , yedi düvel , harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamid , don civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi
Başaklanmayan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değilllerse bu gidaşattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi ,
Yeşille turuncunun kafa barıştırması , bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz , ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde , kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle ?
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok , sırtı pekse hısım akrabanın
Konu-komşu , dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor , tütün neyime zarar
Keseme zarar , ciğerime zara , sevdama zarar
Seni sevince adamın papuçları eskimiyor
Beti-benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut , sonra uyandır
Lokman hekim , seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim , ilkbaharı kodunsa bul gayrı
İstanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki , seni sevmeseydim
Hak , hukuk , bereket diye
Eşitlik , kardeşlik , hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim..!


Metin Eloğlu



İnce Elek


İçtikçe içesim geliyor gayrı ne bilgi ara ne hüner
Beni bu rakıyla baş başa bırakma 
Adam olayım çalışıp para kazanayım 
Beni böyle işsiz güçsüz bırakma 
Beni uslandır beni yüreklendir 
Beni deli edip bırakma 
Bilsen nereleri var kalk gidelim 
Beni hep buralarda bırakma 
Beni aç bırak evsiz urbasız bırak 
Beni sensiz bırakma 
Beni ne yap biliyor musun 
Beni yont beni arıt beni ayıkla
Metin Eloğlu

13 Temmuz 2012

Sen Gideli

yarın sabah yüzümü de yıkamayacağım
donum fanilam leş gibi oldu hele
tırnaklarım uzadı kesmeye üşeniyorum
biri sevabına çişimi de ettirse

sokağa çıktım mıydı akşam serinliğinde
bacaklarımda derman yok
rakı makı içiyorum gene olmuyor
ne sabri'ye uğradığım var ne celile'ye

başım dönüyor içim sıkılıyor ha bire
bu dünyada pırıl pırıl şeyler vardı hani
cümbüşler vardı kahkahalar vardı hoşbeşler vardı
hepsi peşine takılıp gitti mi ne

anlamam o kadar incesini
sen yanımdayken yaşamak güzeldi işte
bana maşallah derlerdi ne iyisin derlerdi
neysem neyim kime ne

kırtiplim bomboğum esiriklinin biriyim
dünya yıkıldı altında kaldım sanki
anlaşılan bu birisinden kazık yedi diyorlar
sen gitmeseydin de keşke

et sevmezdim ya inadına cızbız köfte yiyorum
küfür ediyorum sokaklara tükürüyorum
nerde o efendilik, kılı kırk yarmalar
adam sen de

tokalaşmalarla merhabalarla da ilişiğim yok
işımış istanbul'a bayılırdım bir vakitler
yaz bitecek diye ödüm kopardı
şimdi hepsi bilmemneyime

ya büsbütün yitirsem seni
ölsen ya da başka erkeğe varsan
sana dokunamasam sesini duyamasam
bırak alasen insanı deli etme

odayı mürvet hanım derleyip topluyor
temiz pak bir lokanta buldum sözde
sağa dön olmuyor sola dön olmuyor geceleri
önümüzdeki salıya gel bari

Metin Eloğlu

Hadisene

Bir kıyımız mı kaldı bu şehirde onuda batır hadi
Çiçeğimizi yol, rüzgarımızı bur, suyumuzu acıt
Gökyüzümüz mü hani nerede? Sahi nerde bizim gökyüzümüz
hani lokman bulutlarımızda güvercin lekelerimiz?
Gözümüzü körelt hadi içimiz börtsün ellerimizi yırt
Bak ıslağımızda kurudu,kurumuz yamyaş
Sanki bönüz,sanki debelenen sıpayız çayırda
Yeşili hiç görmemiş,hiç şenlik görmemiş
Ko yarın sabah ortalık da ışımayıversin
Ko buluşmayalım şu kuytu haziranda
O salı gecesi hiç sevişmeyelim mi?peki
Sevişmeyelim
Ne çıkar?
Ne mi çıkar!!!!!


Metin Eloğlu