Jan Ender Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jan Ender Can etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2016

Kırmızı

senden sonra
delirmiş bir acıyı ifade etme çabasına
buzlar yağıyor
mahsus intiharlar sızıyor
ve eli silahlı kara eşkıyalar doluyorsa
bunu bilme
bunu bilme ki şu an ölmedim

ama benden sonra
can sineması kapanıyor!
hoşçakal, adaletsiz büyük senaryo!
hoşçakal, sevgilim!
kutsal olan hiç kimse
çingene olmayı kendi seçmez

bu akşam tutar
kendimi bir yere asarım
eğer ölmeye gücüm yetmezse
söz!
yarın sabah yine erken kalkıp
seni özleyeceğim

Jan Ender Can

12 Mart 2016

Beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sadakatin masalından silindiği gecelerde
şeyh galip bilmez
pazarlıksız sevmeye
kanla karışık yağmur yağıyordu
zeval altındaydı kalp
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

itten köpekten yapılmış meyhaneler deviriyordum
emektar garsonlarını incitmeden
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

seni uzayın karanlığından alıp
dünyaya getiren anneni
gözyaşlarımın gözleriyle gördüm
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

sana yıkımla çizilmiş kanserli babalarını
unutmamak için denizi seyreden
emsalsiz gece çocukları getirmek istedim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

biz gecenin bir vaktinde
birbirleriyle son kez ayrılmak için
ilk kez karşılaşan iki sistik
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

her gittiği yere yüreğiyle gidenin
aklı beladan kurtulmaz
unutma
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

eğer sana dokunmak hiç bitmeseydi
dinlerin ve devletlerin adlandıramayacağı kadar
delice uzasaydı
acaba o zaman aklımın adı ne olurdu?
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

konuşmuyorum, konuşamıyorum, neden?
çünkü kalbimden dilimin ucuna kadar
kan içinde içim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

umurumda değil kaşmir kazaklar ve repo
tuza boğulan hayvan leşleri gibi
ortada kalsın dünya malları
ben yan yana oturup
ayaklarımız denize uzatacağımız günü özledim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

olacakları ve ölecekleri önceden görüyor
dünyanın sonuyla konuşabiliyordum
dünyanın sonu gebeydi
karnında benim sevgilimi taşıyordu
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

çok yalnızdım
senden önce hiç kimse aşk rızası için gelip de
o meşhur uçuruma ittirmemişti yalnızlığımı
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

bu dünyaya ait olmadığım
öbür dünyaya ispat edilircesine terk edildim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

buraya kanı yere akan ruhumu basıyorum
vakitsiz ölmenin serseri oğludur aşk
eski mezarlarıma bakıyorum da
tekrar yaşayınca tıpatıp ona benziyor
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

istanbul vali konağının camlarını kırarcasına seviştik
sevdiğin her şeyi beni öldür diye öptüm
ihanet ormanındaki pars bakışlı sevgilim
beni nasıl öldürmek istersen öyle hatırla

Jan Ender Can

03 Şubat 2015

Farkında mısın?

hikayenin başından sonuna doğru bakarsak
ben haklıyım

hikayenin sonundan başına doğru bakarsak
sen haklısın

ama birileri
hikayenin kalbinde duran insafla
ikimizin de yüzüne bakarsa
işte o an
aynı evi soyarken
yanlışlıkla birbirlerini bıçaklamış
iki hırsız kadar şaşkınız

farkında mısın?


Jan Ender Can

22 Ocak 2013

Veda Notu

sen kalkıp onlara gittikçe
kendine hiç gelmeyeceksin
sen kendine gelmedikçe de
ben seni hiçbir zaman bulamayacağım

ve ben
olmayan oğluma bıraktığın çölde
delirmiş dilsizlerin dilini öğreneceğim
merak etme,olanlara kimse ağlamayacak
bu hikaye aşktan anlamaz

belki saati sormak için bile çıkmayacaksın karşıma
veya yalnış bir adresi
çünkü sevgiyi belirten bütün soruları
çoktan cevaplamıştım

ben Çin kadar kalabalıktım
Mars'ın yüzeyi gibi itinayla yalnız
bana sevişerek dokunamazdın
hüznü kullanacaktın
yapmadın

şimdi eminim,içindeki korkunun annesi sensin
ben babası değilim,dönmeyeceksin

Jan Ender Can

Kör

babası erken ölen her çocuk gibi
dinsel şeyleri düşünmeyi
benden daha çocuk olanlara bıraktım
aşka,devlete ve sağ elimde tuttuğum şu kaleme
artık inanmıyorum
avucumdaki hiçliğe
alkollün bana verdiği piçliğe
ve asla olmayacak olanın
benden aldığı gözyaşına
artık alıştım
kimseye kırgın değilim
susuyorum

ve susuyorsam
kelimeleri insanlardan daha çok
sevdiğim için susuyorum

Jan Ender Can

09 Kasım 2012

Quantum

benimle konuşmayı çok mu istiyorsun?
yaklaşan yağmura bak
geçip gittiğinde
solup giden çiçeklerden
kalbim hakkındaki her şeyi öğreneceksin

henüz erken, henüz nisan, henüz çok erken

şimdi sorsan
sana anlatacağım her şey sonbahardır
yaklaşan yağmura bak
iyi düşün, çocuksun
çölün ıslanmaya yetmeyecek
ama susarsak
belki zamanla her şey değişir


Jan Ender CAN

El Die Cover

ah!
her gün akrep sürüyorsun saçlarına
oysa herkes bir gülü hak ettiğini düşünür
böylece deliliğin başka delilere vardı
aşk değişti

ölüm moru gecelere çıkıyorsun tek başına
rujun iblis
öptüğün kıyamet
kalbin yüzünden yüzün yüz değiştiriyor
kendimi öldürmeden seni tanıyamaz oldum

bu dileğinle
akıl karanlıkta ışıkları açmadan oturur
gerçek körlerin görebileceğinden daha da karanlıkta

elbette
kaybolanlar
kaybedenlerden daha trajiktir
çünkü kaybolanlar
yazısız olmalarına rağmen
kaybedenlerden daha da epik

bırak beni
bir eşkıyanın silahını suya bıraktığı gibi
suya bırak beni
yedi kere yasemin kokan ellerinle sus!
büyük bir utancın sahibi olmayan kişi
asla aziz olamaz

artık esrara tapan sözlerle konuşuyorsun konuşunca
sana verdiğim sırlardan bir bıçak yap
saplansın yazgıma son tebessümün
nefret edilecek bir ur gibi açılacağım kötülüklere
hakkımda mosmor söylentiler çıkacak

yıkılış! hasar! şimdi!
aşkınla adını cehennemde anmamak hiçbir zaman!

kendimi öldürmeden seni tanıyamaz oldum

Jan Ender CAN


Jelardis

Unheilig - Stille Nacht heilige Nacht eşliğinde okunacak

öldü

parmaklarımın arasına bıraktığı boşluk
saatlerdir delirmek için susuyor
onun için dua etmiyorum
yas tutmuyorum
o mevsimsiz çiçeklerden de
gönderecek değilim

hepsinin yerine
ve geride kalan hiçbir şey için
domuz gibi içiyorum
köpek gibi içiyorum
bana yetmiyor
gidip henüz yeryüzünde varolmayan
varlıklar gibi de içiyorum
ve böylece senin için üzüldüğüm
tüm Tanrıları hızla geriye alıyorum


bana dokunma,Jelardis
unut
git,kendi gölgeni bile
benim olmadığım bir kainatta yaşa
seninle anlaşalım

bir gün
olunca duyarsın
Vera Cruz yakındanlarından geçen
bir gemiden kendimi denize atacağım
artık kadınları Tanrı'ya hatırlatan dinlere
dünyayı kadınlara unutturan aşklara
hiç inanmıyorum


geride kaldım ama
gittim mi Santa Marialı fahişelere?
yemin ederim ki hayır!
kanayan yaralar
para karşılığında sevişerek kapanabilseydi
dünyanın herhangi bir kerhanesindeki
herhangi bir fahişe
şimdiye kadar ölümsüzlüğü icat ederdi


hadi
geride kaldım
şaşkınlıklar gereği öldüm diyelim
o yağmur da öldü
gittiğin yerde gözlerini dinleyebilirler mi?
sesine kim bakar? kalbine kim su verir?
tek başına kazanacağından emin misin?
tek başıma kaybedeceğimden emin misin?
ve sana yalnızca düşmek için sarılan
benden daha cahil başka bir çocuk bulabilecek misin?


geride kaldım
ve o yağmur bu şehri hiç görmeden öldü
seni hala sevdiğim de doğru
sevmediğim de doğru
memelerini emmenin
tüberkülozuna tutulduğum günler
çocukluğumu çoktan geçti
şimdi ne zaman hatırlasam
genelde vokta içmişim
çok sarhoşum
hiç açmıyorum telefonu

öldü


Ar-09

Jan Ender CAN


Opus 4

içeri girdiğimde
dışarda kaldığım bir oteldi yalnızlık
olduğum tarafta gece
olmadığım tarafta gündüz

çünkü mutsuzluğumuz
Tanrı'nın kutsal şehirlerden büyüktü
her yeni hükümetin ağzı kan kokarken
kanla olanları görmenin derin gecesinde
dişlerimizin içine kadar üşürdük

Ey güzel Moria
ölüler klasik sever,yaşayanlar caz
hüzüne kıyısı olan her çocuğun içinde
ölüme giden gizli bir gemi vardır

bu kış benim evim,alışırsan kal
alışamazsan boşuna gülümsemeni üşütme
yarın söyleyeceğim sözlere emanet ol

ve git

Jan Ender Can

Setubal Yalnızı

Adım
Setubal Yalnızı
insanları
onlara gönderilen kutsal kitapları
ve kendi elleriyle yaptıkları yasaları
reddedebilecek kadar yakından tanıdım

belki senin yaşadığın şehirde yaşasaydım
bir memur olurdum
herhangi bir gün evlenir
bambaşka bir gün ölürdüm
belki bende kadın için para
para için de kumar biriktirerek
kendimi delirmekten korurdum

o evlerde
çoğunun hali vakti ve şerefsizliği yerindedir
ama artık hiçbirinin bir diğerine
mektup yazacak bir kalbi bile yok

erkek olmaktan
daha fazlasını olamayan erkeklerin
dokunmasını beceremedikleri kadınlarından
yükselen yanık kokusunun kapladığı
senin şu lanet şehrinde
benim ne işim var?

gören görür
ben gözlerimle uzayda bir yerlere
kahkaha çiçekleri ekerim
bir simsarın kanının yere döküldüğü an
benim kahkahamın başladığı andır
senin merhametin
annesi olmayan bir annenin
çocuğuna olan yakınlığı taşıdığı için
bende haçsız ve hilalsiz geçerim
içine doğru açılan aşkların önünden

aşka inandım sana güvendim
bir gece yarısı Cebelitarığ’ı geçtim
ve kayboldum
en çetin kıştan daha çetin üşüyorum

Gurbettin sahibine zalim geldiği zamanlarda
hangi yüklem hangi sıfata iyi gelir bilemem
ama gitmeden önce bildiğim
Kartal’da,bir kum iskelesinde
bir kızı öptüm
ard arda üç gün onu bekledim,
gelmedi
aralıksız otuz üç gün kendimi vurdum
aklım başıma geldiğinde
sustuklarıma dokunamamaktan
ellerim kanıyordu

sana karşı yaşlı bir adama
bir akşamüstü
sonsuza dek oturmaya gelmiş
bir kalp krizi kadar samimiydim

sana bunları
kanı bozuk olan her şeyin izini süren
kanı bozuk adamların gözleri önünde
seni asla öldürmemek için yazmadım

-ömrüm, orospu çocuklarının boynuna tasma takarak
şehir şehir, patron patron ve pazar pazar dolaştırdığı
bir şansızlıktı
bir mazot kokusuydu
bir çaresizlikti-

dedim

-fakirlerin gecesi çirkin olur
kimseye minnettar değilim-

demedim


-çünkü dokunmak yıllar önce bozuldu
-peki kadınlar ne zaman çekildiler aşklardan
-makineler gelince
-peki erkekler o makinelerle nereye gittiler
-dünyayı çarmıha gerebilmek için
birbirlerinin gözlerini oya oya
cehennem toplamaya

yüzyıl sonra
çocukların gördüğümüz
dünyayı görebilmesi için
bütün şirketleri yakın!

bu şirketler şeytanın!

yoksa
gelipte geçmeyen
yazılıpta okunamayan bir sır kalır
camdan kalbinin kanlı buğusunda
aşk her şeyden eskidir
ve taş yüreğin
şimdiki zamana dönüşebilir
eski bir şarkıyı kullanarak

oturup,
ölüp gitmişlerin sesini toplarsın
sararıp kalmış fotoğraflardan
birayı votkayla
hayal kırıklıklarını umut cümleleriyle karıştırıp
içersin,
kar etmez
kaybeden hiç kar edemez ya
pezevenkler pezevengi Istanbul
söylediklerimi anla

yahudilerin bilmediği
japonların elektronik devrelere dökmediği
suyun yeryüzünde hiç uyumadığı
şifayı kıran, gurbeti bölen
ve bir kez yaşayanın
bin kez ölebildiği bir acıydı bu
olup bitenlerle ilgili uzun bir mektup yazabilirdim
ama en kısa olanı da yazmayacağım
ölümsüz olan asla kaydedilemeyendir

beni saklama
hatıraları yırta yırta yaşamaya alış
yola çıktığım da gösteren
ama asla göremeyen
bir ayna olmaktan başka çarem yoktu
hatırlamam gereken kadın
unutmam gereken sevdanın içindeydi
ve sonradan öğrendim ki
çıplak ayakları bir daha dönmeyeceğimi
anladığı ana kadar ağlamış

Setubal’a yağmur yağmıştı
dinamit yüklü bir fil gibi
şarhoş duruyordum
Isa’nın bir evinin önünde
kapısı kapalıydı
bende çalmadım

Setubal’a
anıra anıra ağlayan yağmurlar yağmıştı
bilinmeyen, bilinenden intikam almaya gelmişti
ve hiç Türkçe bilmiyordu
bense nereden bulduysam
sıcak buzla bileklerimi kestim



Istanbul-Setubal-Cabo Verde
2008 – 2009

REQUIEM 10628

-Ey! karanlık şairleri anlaya anlaya bitiremeyen budalalar!
susun!

şimdi
boğazı kesilerek uyandırılmış bir çocuk konuşacak
içinizden özellikle bu gece ölecekler olanlar
bunları asla dinlemesin-

ben bugün dünyaya senin anlayamadıklarından geliyorum.
korkulara bölünmüş zaman dilimleri asılacak boyuna.
jilet ve vesvese ile geçecek ömrün.
ve bir gün kesinlikle Tanrıyla çarpışacak bindiğin otobüs

ölüm,
aşkın ödemesi gereken bedel uzaklığından daha uzakta olduğu için
sen, zamansız yıkılmış krallıklardan çok daha fazla üşüyeceksin

aşk gitti

aşk, yarattığımız en büyük domuzu senin koynuna alarak gitti
adaların, ölümlerin ve acil servislerin sonsuzluğu uzar
kolunda taşıdığın ölümlü saatin kadranında

kime yazsan hamile iken dul kalacak yazdığın mektuplar

peşine düşmeyeceğim üç bira içip sarhoş olmanın
peşine düşmeyeceğim rahimleri köpek gibi uluyan kadınların
peşine bile düşmeyeceğim seni öldürmenin

bana yazma
kendine yaz
nasıl olsa sileceksin

bana yazma
kim okursa okusun
asla öpülemeyecek bir çocuk biçiminde kapanmıştır içimdeki yara

Jan Ender CAN

Nicomedia - Troya Hattı

28.

Ah! Çocuk Ah!
sana sonsuzluk hiç çıkmayacak baktırdığın fallardan
ele alınamaz en güzel intihar mektuplarını yazdığın halde
taptığı aşklarda kendi hayatı kendine
hiç okutulmamış birisin sen

kendime tabutlardan tabut
sana gelinliklerden haziran beğendim
birbirimiz hakkında her şeyi bilmeyelim
henüz yola çıkmadan önce
merhamet değmemiş uzaklara gideceksek
kaçmak daha kolay olsun
ikimizi de aynı düş büyüttü
ikimizi de aynı şey delirtti
ben akıllanırken
bir iki kere Paris’i hatırladım
sen akıllanırken
her şeyi büsbütün unuttun
şehirden geri çekilirken
alkol kaplama çılgınlıklarım olur
ağzımı burnumu
kamyoncu küfürlerine bırakırım
gece gözlerini
gece yarılarına vura vura unuturum
kör yalnızlığıma kör bir fahişe ararım
illaki bulurum

veya

bundan sonra seni ilk gördüğüm yerde
eğer hatırlarsam
kendimi vururum


Jan Ender CAN

20 Eylül 2012

Uzak Fesleğen

cevapla ömrümü
sevmezsen
en ihtiyar yerinden tut
eskicilere ver
seversen
menekşelerin kadife düşlerine gizle
ama içimizden ve içimizde
ne ölürse ölsün
yalnızca yağmurlu günlerde
sana yazılan bu mektubu
okunma günü gelmeden
delirmek zorunda bırakma
sana yazdığım gökyüzünü
yalnız bırakma, uç!
cevapla ömrümü

ben senin balkonunda oturum
sen benim defterlerime bakarsın
içimdeki uçurumun dibi ayağa kalkar
içindeki dağın doruğunu öper
sevdiğin şarkıları dinleriz
sevdiğim küfürleri edersin
sana dokunurum
sen dokunmamı avuçlarına yaslayıp
yemin edersin
sen yemin ettikçe
benim kalbim sarsılır
benim kalbim sarsıldıkça
senin dudakların uzar
çayırların manasını çatlatmak için
koşan taylar gibi koşarsın aklımda
delirmek için adını öpüp uyanırım
cevapla ömrümü

gidersem
korkudan ayakların eriyinceye kadar
peşimden gel
gidersen
seni göremediğim her günün ortasına
gözlerimi doğrarım
ve biz kaybedersek
sonumuz bir fesleğen için
kimsesizliğin ağzını ağzına alıp
kıyamet günü gibi haykıran iki ayrı gece olur
cevapla ömrümü

bana yaralarını ver
veya kanamak için al! kanımı kullan!
bana
bir denizin bir çocuğun incinmişliğini
dalga dalga tasvir ettiği gün gibi sarıl
gözünü hiç kırpmadan
ruhuma ruhum dediğin o gün
kainattın taşakları genişleyinceye kadar
sevişirim seninle
yanlış da olsa cevapla ömrümü

adresim;
hiç yağmamış yağmurlar caddesi
ölüp gitmiş herhangi bir şair sokak
no; 8 Sanki Beyrut

Jan Ender Can

05 Eylül 2012

Ağlama Meleği

kaya sansarlarını saklayan ormanlar ağlıyordu
dolmuşlar,unutulmuşlar ve çarşamba günleri ağlıyordu
baktığım her şeyi öldürüp öldürüp bırakmıyordu ağlamak
kalbim.bana günahlarımı hatırlat.
ben onun gözyaşı olabilmek için sana ne yaptım
içimde vahiyler ağlıyordu
içimde sevdiğim kadının içi ağlıyordu
ben ağlıyordum
garipti gidişi,
tarihin çizdiği bütün haritaları yalanlar gibi
tarihin olmadığı bir yere gitti
kim oraya doğru bakıp bir soru sorsa
gidip de geri dönmemekten kendini geri alamaz
ben onun arkasından giden değildim
suçluydum
bir daha tekrar edilmeyecek olandım
o an gelip geçmişti
o yüzden cehennemin cehennemindeyim
hiçbir tren yolculuğu dindirmeyecek yüzümdeki yaralı hayvanın sesini
seninle hiçbir yere varamadığımızda fark ettim
dünyayı unutmak için yanlış aşkı seçmişim
duy! bayan q.
şimdi intihar etmek çocuk işi
çekip gitmek cesaret
unutmaksa karavana
kalbim pavyona satılmış bir kadın gibi
anneliğine geri dönüşsüz
kalbim jet ceset
kalbim artık beni unut
kalbim artık boğul.
şimdi hayat
tanrının sessizliği kadar kimsesiz
şehrin kafasına sıkılması gereken bir mermi kadar imkansız
orada dünyada
dünyanın tüm cumhuriyetleri kan içinde kalsın
kara karanfillere yaltaklanan akşamlarda aynaya baktım
yüzümdeki aynanın yalnızlığını okuyamadım
burada yalnızlık beni delilikle terbiye etti
gideceğini bilmektense uyumak istiyorum
sen gitmeden uyandığımda da kendimi ölü bulmak
yağmurda
tüm geçmişimi unuturcasına sana sarıldım
sende kırmızı bir gülün içindeki elini yüzüme sil
nasılsın?diye soracak olursan
ağlıyorum
nasıl ağlıyorsun?diye soracak olursan
bir kadeh rakıya bir damla kan damlar gibi
mutsuzum
mutsuzluğun ansiklopedisi oldum bu pezevenk şehirde
her günüm a’dan z’ye kan.
çünkü nahif çocuklar yağmurda yanarak büyür
şehirlerin tersine.


Jan Ender Can

03 Eylül 2012

Zakkum

-Bu bitkiyi yiyen,
ölmüş hayvanların etleri de zehirlidir-

sağ elinde seni İstanbul’a götüren tren bileti
sol elinde sabaha kadar kestiğin dört kirpik
üçüncü elinde
senden sonra içeceğim
kilometreceler tütün
tonlarca alkol
yüz binlerce yalnızlık

yani sen demesen de ben anladım
gözlerinden okuduğum acıyla
şimdiye kadar ok…umadığım kitapları da anladım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kan tükürüyorum girdim her meclise
oksijen bile bana dokunuyor artık
ciğerlerim bölünüp her gece
yetmiş bir afrika çıkıyor içimden
aklımda sen aklını yitirinceye kadar
aç kalıyor afrikalı siyah çocuklar
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün

adını duyan gün
nüfus kağıdını gören devlet memuru
ve anlamlı şarkılar
hala insan mı diyor sana?
bu yalan!bu yanlış!
bir milim bile acımıyorum artık gözyaşına
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

kalbini seccadelerin üstüne koyup
dua ediyor musun?
yoksa Baba’nı aldattığın odalarda
Allah’ın telefon numarasını mı buldun?
daha yoksa
dünyaya yeni bir din inmesini gerektirecek kadar
büyük mü acın?
bu yalan!bu yanlış!
bir cehennem kadar dehşetli olsun
benden sonra yaşayacağın yalnızlık
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

traş olmam,sokağa çıkmam,alışırım
insan olmaktan vazgeçer,buna alışırım
her yıl
aralık ayında
birkaç kez intihar eder,alışırım
bu gemiyi,onu yüzdüren denizle birlikte
kıyamete batırır,alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

içimde ölü bir zakkum var
o zakkumun içinde
uzun uzun ölü yatan
biri erkek,diğeri kız, iki çocuk
haramdır sana verilen sevda
kanını inkar eden kalpler gibi
bu harama alışırım
Romeo, Shakespeare’i öldürmeli
Romeo, Shakespeare’i öldürsün!

19-N-10
Cehennem

Jan Ender CAN

30 Ağustos 2012

Elveda

beni Allah’ın konuşmazlığına kapadılar
çocuktum
çıldırdım

babamı bir şirket aldı, annemi nevroz
kardeşimi ise ordu
tek başıma kaldım, alıp götürdüler
beni kapitalizmin kıçına kapadılar
asgari ücretli kimsesizlik çarpı çaresizlik
hiç de eşit değildi aşk bölü ölümle
gece vardiyalarında baş aşağı çarmıha gerildim

şimdi
çıldırmış şairlerden sana doğru koşarken
orospuluğun erkekleri bilir mi?
senin aşktan anladığın
benim yağmurdan anladığım
sen ıslanırken
ben yandım

beni yazmadığım
bir intihar mektubunun içine kapadılar
orda kırık dökük adamlarla şarap içtim
yırtık yüzlü çocuklarla tiner çektim
ve peri kalpli fahişelerle yattım, yatınca

beni kalbimin dışına kapadılar
ben sevginin kim olduğunu biliyordum
o artık benim kim olduğumu bilmiyor
küçüktüm
üşüdüm

beni güzel olan her şeyin dışına kapadılar

çocuktum
küstüm
gidiyorum

Jan Ender Can


22 Nisan 2012

seni çok özlüyorum, elan...



-bu şiir
yalnızca yaşlı atların
genç insanların insafına karşı vurulabildiği gece yarılarında
the cure-this is a lie eşliğinde okunacak-

kalbim
kanlı çakıl taşlarıyla dolu
seni çok özlüyorum, elan...

beni
alıp doktorlara götürüyorlar
haplar,otlar,boklar veriyorlar
bana
kendine bile hayrı olmayan
tek çocuklu ahırlar ve dualar veriyorlar

her gün
aklımda kalan
simsiyah gözlerine tutuna tutuna
yarı ölü bin bir halde
eve dönüyorum...
içimden küfür dolu kamyonlar geçip
cehenneme gidiyor
ya geri gel...
ya da seninle birlikte düşebileceğim
bir uçurum çiz ayakucuma...
seni özlüyorum, elan...

istediğin
o kaybolma makinesini yapamadım
yaşarken de biliyordun
yeteri kadar olan hiçbir şeyimiz yoktu
işçi çocuğuyduk
kalorifersiz evlerde
kesile kesile büyüdük biz

sen neden kayboldun, elan?

evet,
hala en çok sevdiğim yazar franz kafka
en çok sevdiğim film cennet sineması
ve en çok sevdiğim kadının adı hala elan...

artık seninle
bu dünyada kavuşmak için
hiçbir mekanımız yok, elan
bir odamız yok, bir aynamız yok,
benim bir kirli elim bile yok
senin artık hiç olmayacak olan avuçlarında...

her sabah
bir avuç külle yıkıyorum yüzümü
seni unutamadığım için
senden sonraki hayatımı da
hiç hatırlamayacağım
elmamız soğudu
hikayemiz karanlıktan korkuyordur
mermerden dikilmiş gelinlik bir giyip
gözleri görmeyen zamanlara gittin...

o sarhoş olmak dedikleri de bana yetmiyor
alkoller,kokainler
ve kutsal olan adlar da
bana yetmeyecek, elan
çünkü
en nedenli uyuşturucuyu bile
uyuşturabilecek kadar sensizim...

aslında,iyiyim
işlere girdim,çalıştım
para kazandım
kitaplar aldım
çalışmaktan okuyamadım
işlere girdim,çalıştım
paramı vermediler
canım parasızlıktan şiir yazmak istemedi

sen neden kayboldun, elan?

sen öldün biliyorum
seni ankara`da bir mezarlığa gömdüler
ben
son üç yıldır bunu biliyorum
türkiye cumhuriyeti ölüm tutanakları
son üç yıldır bunu biliyor
ama kalbim öldüğünü bilmiyor, elan
kalbim seni simsiyah özlüyor...

simsiyah kaşlarını özlüyorum, elan
ölmemeni özlüyorum
seni çok özlüyorum, elan...

Jan Ender Can