Rondo- sevgi bazen yok olur
sönüşünde gözlerin,
ve sönmüş gözlerine
bakarız sevginin.
Dokunur kirpiklerimize duman,
kraterden yükselen soğuk;
sadece bir defa tuttu
nefesini, korkunç boşluk.
Ölü gözleri
gördük ve unutmadık asla.
Sevgidir en uzun süren
ve tanımaz bizi bir daha.
Ingeborg Bachmann
Çeviren: Ahmet Cemal
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
İngeborg Bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İngeborg Bachmann etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Mart 2017
20 Mayıs 2016
Alacakaranlıkta
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe,
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken. Duran
benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
Ingeborg Bachmann
sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına,
ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna.
Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.
Keder yaydığında sıcaklığını, geliyor cam ustası.
Gidişi ortalık ışımadan, gelişi çağırmadın sen, hem de
yaşlı, aklaşmış kaşlarımızın alacakaranlığı kadar.
Yine kurşun dökmekte göz yaşlarının kazanında,
sana bir kadeh için - kutlamaktır önemli olan yitirilmişi-
bana da isli cam kırıklarım için - ateşe saçılmakta.
Ve sana kadeh kaldırıyorum, gölgeleri çınlatarak.
Anlaşılır şimdi kimin çekindiği,
ve kimin sözünü unuttuğu. Sense
ne bilirsin, ne de istersin tanımayı,
kenardan içersin, serindir diye
ve ayık kalırsın, tıpkı eskisi gibi,
üstelik belli ki, kaşların hala çıkmakta!
Bana gelince, bilincindeyim yaşadığım
aşk ânının, cam kırıklarım saçılıp ateşe,
yine o eski kurşuna dönüşürken. Duran
benim merminin ardında, hayal gibi,
yalnızca tek gözü açık, hedefinden emin,
ve sıkıyorum onu, sabahın ortasına.
Ingeborg Bachmann
Güneş'e
göz ardı edilemez aydan güzel, ayın soylu ışığından,
daha güzel yıldızlardan, ün salmış nişanlarından gecenin,
çok daha güzel yalımla bezeli çıkışından
bir kuyruklu yıldızın,
tüm yıldızlardan çok daha görkemli güzellikleri barındıran
güneştir,
senin, benim, onun yaşamını her gün elinde tuttuğundan.
güzel güneş, doğan, hiç unutmadan ulu yaratısını
tümleyen, en güzeli yazın günlerden bir gün
kıyılarda kaynayıp buharlaşınca, yelkenler güçsüz,
edilgin yansımalar kimliğinde kayıp giderken
göğsünden gözlerinin,
sen yorulup bitene, en son zamanla en son uzam da kısalıp
gidene değin..
sanat da bürünür peçesine güneş olmazsa
görünmezsin daha gözüme, deniz de, kum da görünmez,
kaçarlar kamçılanarak gölgelerce gözkapaklarımın altına..
güzel ışık, sıcak tutup koruyan bizi,
açılmasını gözlerimin; görmemi sağlayan seni bir daha!
güneşin altında yoktur daha güzeli, güneşin altında olmaktan...
sopayı suda görmekten, kuşu yukarılarda
uçar görmekten, düşünerek uçuşunu,
balığı aşağıda sürülerle görmekten güzeli yok,
renkli öyle, biçimli gelip de dünyaya bir ışık saçışıyla,
çevreyi görmek için, tarlanın değirmisini,
binbir köşesini ülkemin,
üstüne giydiğini görmek için.. giysini çan gibi,
çıngırak gibi, hem de mavi!
güzelim mavi, içinde tavusların gezinip eğildiği,
ötelerin mavisi, mutluluğa özgü yörelerin,
duyarlılığıma göre havaların mavisi,
ey mavi rastlantı çevren çizgisindeki!
kabına sığmaz gözlerim
açılır yeniden ardına dek, açılır, kapanır,
yanarak yaralar kendilerini..
güzel güneş, sensin en büyük tansımaya değer gördüğü
tozun bile,
ayın ardından değil öyleyse, yıldızların ardından değil,
ya da gece kuyruklu yıldızlarla övüngence parıldadığından ,
bende bir çılgın aradığından değil,
senin ardından, senin yolunda, pek yakında sonsuzca ,
hiçbir şey uğruna yapmadığım, yapmayacağım denli
yanıp yakılacağım
gözlerimi hiç dönüşsüzce yitirmiş olduğuma..
Ingeborg Bachmann
daha güzel yıldızlardan, ün salmış nişanlarından gecenin,
çok daha güzel yalımla bezeli çıkışından
bir kuyruklu yıldızın,
tüm yıldızlardan çok daha görkemli güzellikleri barındıran
güneştir,
senin, benim, onun yaşamını her gün elinde tuttuğundan.
güzel güneş, doğan, hiç unutmadan ulu yaratısını
tümleyen, en güzeli yazın günlerden bir gün
kıyılarda kaynayıp buharlaşınca, yelkenler güçsüz,
edilgin yansımalar kimliğinde kayıp giderken
göğsünden gözlerinin,
sen yorulup bitene, en son zamanla en son uzam da kısalıp
gidene değin..
sanat da bürünür peçesine güneş olmazsa
görünmezsin daha gözüme, deniz de, kum da görünmez,
kaçarlar kamçılanarak gölgelerce gözkapaklarımın altına..
güzel ışık, sıcak tutup koruyan bizi,
açılmasını gözlerimin; görmemi sağlayan seni bir daha!
güneşin altında yoktur daha güzeli, güneşin altında olmaktan...
sopayı suda görmekten, kuşu yukarılarda
uçar görmekten, düşünerek uçuşunu,
balığı aşağıda sürülerle görmekten güzeli yok,
renkli öyle, biçimli gelip de dünyaya bir ışık saçışıyla,
çevreyi görmek için, tarlanın değirmisini,
binbir köşesini ülkemin,
üstüne giydiğini görmek için.. giysini çan gibi,
çıngırak gibi, hem de mavi!
güzelim mavi, içinde tavusların gezinip eğildiği,
ötelerin mavisi, mutluluğa özgü yörelerin,
duyarlılığıma göre havaların mavisi,
ey mavi rastlantı çevren çizgisindeki!
kabına sığmaz gözlerim
açılır yeniden ardına dek, açılır, kapanır,
yanarak yaralar kendilerini..
güzel güneş, sensin en büyük tansımaya değer gördüğü
tozun bile,
ayın ardından değil öyleyse, yıldızların ardından değil,
ya da gece kuyruklu yıldızlarla övüngence parıldadığından ,
bende bir çılgın aradığından değil,
senin ardından, senin yolunda, pek yakında sonsuzca ,
hiçbir şey uğruna yapmadığım, yapmayacağım denli
yanıp yakılacağım
gözlerimi hiç dönüşsüzce yitirmiş olduğuma..
Ingeborg Bachmann
31 Ekim 2014
Dar Zaman
Daha katı günler yolda, yakın.
Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
görünür gitgide çevren çizgisinde,
çekip bağlarsın yakında ayakkabılarını,
köpekleri avlulara geri kovalarsın.
Balıkların içi
çoktan buza kesmiştir çünkü yelde.
Yoksulca yanar ışığı kandillerin.
Sisi tarar bakışların:
Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
görünür gitgide çevren çizgisinde.
Ötede sevdiğin kuma batıyor,
çıkıyor kum dalgalanan saçlarına,
doluyor sesine, düşüyor ortasına dediğinin,
sevdiğine susmasını buyuruyor;
öylesine ölümlüyken yakalamış da kızı,
öyle bir istekliyken bastırmış ki, ayrılığa,
kum, işte her kucaklaşmanın ertesinden.
Bakınma hiç çevrene.
Çek ayakkabılarını, bağla haydi.
Köpekleri geri kovala.
Balıkları denize at.
Söndür kandilleri!
Daha katı günler yolda, yakın.
İngeborg Bachmann
Çev:Ahmet Cemal
Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
görünür gitgide çevren çizgisinde,
çekip bağlarsın yakında ayakkabılarını,
köpekleri avlulara geri kovalarsın.
Balıkların içi
çoktan buza kesmiştir çünkü yelde.
Yoksulca yanar ışığı kandillerin.
Sisi tarar bakışların:
Dönekliğe ayarlanmış zamanlar
görünür gitgide çevren çizgisinde.
Ötede sevdiğin kuma batıyor,
çıkıyor kum dalgalanan saçlarına,
doluyor sesine, düşüyor ortasına dediğinin,
sevdiğine susmasını buyuruyor;
öylesine ölümlüyken yakalamış da kızı,
öyle bir istekliyken bastırmış ki, ayrılığa,
kum, işte her kucaklaşmanın ertesinden.
Bakınma hiç çevrene.
Çek ayakkabılarını, bağla haydi.
Köpekleri geri kovala.
Balıkları denize at.
Söndür kandilleri!
Daha katı günler yolda, yakın.
İngeborg Bachmann
Çev:Ahmet Cemal
28 Kasım 2013
Yabancılaşma
Dallara rüzgarda yelken açtıran yapraklar da tükenmekte.
Yemişler tatlı, ama sevgi yoksulu.
Bir susuzluğu bile gideremiyorlar.
Ne olacak şimdi?
Gözlerimin önünde kaçmakta orman,
kulaklarımdaki kuşlar sessizliğe gömülmüş,
kalmamış bana döşeklik edebilecek bir çayır.
Bıkmışım artık zamandan,
ve zamanın açlığı içimde.
Ne olacak şimdi?
Ateşler yanacak gece bastırdığında dağlarda.
Yoksa davranıp yine koşmalı mı oralara?
Yollar yitirmişler artık yolluklarını gözümde.
İngeborg Bachmann
01 Mayıs 2013
Dökül Yürek
Dökül ey yürek, zaman ağacından,
dökülün yapraklar, kim bilir ne zaman
güneşin kucakladığı, soğumuş dallardan,
dökülün, büyüyen gözlerden dökülen yaşlar gibi!
Uçuşmakta daha saçlar günboyu rüzgarda
güneş yanığı alnında toprak tanrısının,
gömleğin altında bir yumruk bastırılmıştır
daha şimdiden açılmış yaraya.
Onun için yumuşamamalısın, önünde bir kez daha
eğildiklerinde bulutlar incecik boyunlarıyla,
ve önemsememelisin Hymettos’u, senin için
petekleri kalkıp yeniden doldurduğunda.
Çünkü az gelir toprağın adamına
kuraklıkta tek bir buğday sapı,
az gelir tek bir yaz, yüce soyumuza.
Ve neyi kanıtlar ki yüreğin?
Bir rakkastır dünle yarın arasında,
sessiz ve yabancı,
ve ilan ettiği artık
kendi dökülüp gidişidir zamandan.
dökülün yapraklar, kim bilir ne zaman
güneşin kucakladığı, soğumuş dallardan,
dökülün, büyüyen gözlerden dökülen yaşlar gibi!
Uçuşmakta daha saçlar günboyu rüzgarda
güneş yanığı alnında toprak tanrısının,
gömleğin altında bir yumruk bastırılmıştır
daha şimdiden açılmış yaraya.
Onun için yumuşamamalısın, önünde bir kez daha
eğildiklerinde bulutlar incecik boyunlarıyla,
ve önemsememelisin Hymettos’u, senin için
petekleri kalkıp yeniden doldurduğunda.
Çünkü az gelir toprağın adamına
kuraklıkta tek bir buğday sapı,
az gelir tek bir yaz, yüce soyumuza.
Ve neyi kanıtlar ki yüreğin?
Bir rakkastır dünle yarın arasında,
sessiz ve yabancı,
ve ilan ettiği artık
kendi dökülüp gidişidir zamandan.
İngeborg Bachmann
Çev: Ahmet Cemal
Çev: Ahmet Cemal
11 Şubat 2013
Sürgün
Bir ölüyüm ben, dolaşıp duran artık hiçbir yerde kaydım yok bilinmiyorum mülki amirin görev yerinde sayı fazlasıyım altın kentlerde ve yeşeren taşra yörelerinde. Vazgeçilmişim çoktan ve hiçbir şeyle anımsanmamışım. Yalnızca rüzgârla ve zamanla ve sesle ben insanlar arasında yaşayamayan Ben Almanca diliyle çevremde kendime mesken edindiğim bu bulutla bütün dillerde sürüklenmekteyim. Nasıl da kararıyor bulut yağmurun tonları da koyulaşmakta çok azı yağıyor O zaman bulut ölüyü daha aydınlık bölgelere taşıyor. Ingeborg Bachmann
16 Ocak 2013
Bilmece
Hans Werner Henze için
Gelecek bir şey yok artık.
Bir daha ilkbahar olmayacak.
Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.
Ama yaz ve hani derler ya,
"yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak-
artık hiçbir şey gelmeyecek.
Asla ağlamamalısın,
der bir şarkı.
Onun dışında
bir şey
diyen
kimse yok.
Gelecek bir şey yok artık.
Bir daha ilkbahar olmayacak.
Herkese kehanetidir bin yıllık takvimlerin.
Ama yaz ve hani derler ya,
"yazdan kalma" diye, onlar da olmayacak-
artık hiçbir şey gelmeyecek.
Asla ağlamamalısın,
der bir şarkı.
Onun dışında
bir şey
diyen
kimse yok.
İngeborg Bachmann
18 Aralık 2012
Daha İyi Bir Dünya Bilmiyorum
Kim daha iyi bir dünya biliyorsa, bir adım öndedir.
Yalnızdır,
bu salyayı kurutmadan
onu çehresinde taşıyarak
cesaretten uzak
ecrini almış
ve taç giymeye gider gibi
şaraba, ekmeğe
ve de yoldaşlarına sığınır.
Mecalsiz bir adatavşanı
Ya da bir sıçan
hâsılı buraya düşen herkes,
bir korkuyla,
yuvaya dönüşü düşler!
Rüyada silahlanmayı
rüyada ocağa dönüşü düşler!
Yıl dönünceye kadar,
ona artık gelmiyorsun der insan.
Oysa o sadece
başka bir gecede gelir.
Kafamdaki,
sahici ve vahşi suçlanmalarla
daha da uzaklaşıp,
başkalarının kuklası alçak adamın
saygısını kazanmak zorunda olmakla
daha fazla meşgul olmadan,
savaşı reddedene karşı ne savaşıyorsa,
artık görmezden geleceğim!
Sahip olmadığında
benden sana dikilen yüreğinle
artık meşgul olmayacağım!
Ben sana bir yürek diktim,
bazen coşkulu bir ibadeti
nazik yumruklarına sürükledim.
Ben sana dostluğumu,
gülümseyişimi,
ve de ham hayâlimi ekledim.
Çoraklıkta hasat edilmiş bir sîne gibi,
vahşiler gibi sevdim,
her günümden ve de aşktan coştum.
Taptım,
kökleri yakılmış her şarlatanlığı,
bir şenliğe sundum,
her söylenen kelimeyi tekrar ettim
ve benliğimi unuttum.
Çoktandır ben bende değilim.
Ve şimdi
ateş yiyen bir hokkabazla olan,
artık güvenmeyen,
kalbi artık çarpmayan
ben, kimim !
Ne olacak sonunda?
Acılarımla sızılarımla
daha fazla kalamasaydım yaşamda
sıkıcı ve ağır,
ve de ruhsuz olurdum.
Sonunda,
her gürûhta
bitkin ve işe yaramaz,
Sonunda,
uyanıkken görülen düşten
ve hâtıradan
bir baslangıç,
ve böylece
olmaması gereken olurdum sonunda,
bu olurdu sonunda.
Ingeborg Bachmann
Yalnızdır,
bu salyayı kurutmadan
onu çehresinde taşıyarak
cesaretten uzak
ecrini almış
ve taç giymeye gider gibi
şaraba, ekmeğe
ve de yoldaşlarına sığınır.
Mecalsiz bir adatavşanı
Ya da bir sıçan
hâsılı buraya düşen herkes,
bir korkuyla,
yuvaya dönüşü düşler!
Rüyada silahlanmayı
rüyada ocağa dönüşü düşler!
Yıl dönünceye kadar,
ona artık gelmiyorsun der insan.
Oysa o sadece
başka bir gecede gelir.
Kafamdaki,
sahici ve vahşi suçlanmalarla
daha da uzaklaşıp,
başkalarının kuklası alçak adamın
saygısını kazanmak zorunda olmakla
daha fazla meşgul olmadan,
savaşı reddedene karşı ne savaşıyorsa,
artık görmezden geleceğim!
Sahip olmadığında
benden sana dikilen yüreğinle
artık meşgul olmayacağım!
Ben sana bir yürek diktim,
bazen coşkulu bir ibadeti
nazik yumruklarına sürükledim.
Ben sana dostluğumu,
gülümseyişimi,
ve de ham hayâlimi ekledim.
Çoraklıkta hasat edilmiş bir sîne gibi,
vahşiler gibi sevdim,
her günümden ve de aşktan coştum.
Taptım,
kökleri yakılmış her şarlatanlığı,
bir şenliğe sundum,
her söylenen kelimeyi tekrar ettim
ve benliğimi unuttum.
Çoktandır ben bende değilim.
Ve şimdi
ateş yiyen bir hokkabazla olan,
artık güvenmeyen,
kalbi artık çarpmayan
ben, kimim !
Ne olacak sonunda?
Acılarımla sızılarımla
daha fazla kalamasaydım yaşamda
sıkıcı ve ağır,
ve de ruhsuz olurdum.
Sonunda,
her gürûhta
bitkin ve işe yaramaz,
Sonunda,
uyanıkken görülen düşten
ve hâtıradan
bir baslangıç,
ve böylece
olmaması gereken olurdum sonunda,
bu olurdu sonunda.
Ingeborg Bachmann
Türkçesi: Mehmet Sabri Genç
28 Haziran 2012
Ders alınmıştı aşk konusunda
Ders alınmıştı aşk konusunda,
On bin kitabın yardımıyla,
Çok az değişebilen jestlerin
Deneyimiyle öğrenilmişti.
Açılmıştı aşkın sırları
Ama ilk kez burada
Lavlar aktığında aşağı
Ve soluğu yaladığında bizi
Dağın eteklerinde,
Sonunda tükenen krater
Bu kapalı bedenlerin
Anahtarını verdiğinde.
Girdik ilence uğramış odalara
Ve karanlığı
Parmak uçlarımızla aydınlattık.
Ingeborg Bachmann
On bin kitabın yardımıyla,
Çok az değişebilen jestlerin
Deneyimiyle öğrenilmişti.
Açılmıştı aşkın sırları
Ama ilk kez burada
Lavlar aktığında aşağı
Ve soluğu yaladığında bizi
Dağın eteklerinde,
Sonunda tükenen krater
Bu kapalı bedenlerin
Anahtarını verdiğinde.
Girdik ilence uğramış odalara
Ve karanlığı
Parmak uçlarımızla aydınlattık.
Ingeborg Bachmann
25 Haziran 2012
Gidiyoruz, Tozlanmış Yüreklerimizle
Gidiyoruz, tozlanmış, onca yitirişten
nicedir katılaşmış yüreklerimizle.
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele,
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar.
Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde.
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış.
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış:
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye.
Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye.
İşin sonu da kalmayacak yoksa.
Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya:
Alın terimizin karşılığıdır ayrılık!
Ingeborg Bachmann
Çeviri: Ahmet Cemal
nicedir katılaşmış yüreklerimizle.
Yalnız bizi dinlememeleri değil mesele,
sağırlaşmışlar da üstelik, tozlanmış
inlemeleri duyup yakınamayacak kadar.
Şarkı söylüyoruz, ezgi yüreğimizde.
Oradan çıkabildiği hiç duyulmamış.
Yalnız arada bilenlere rastlanırmış:
Tutan olmamıştı bizi, kalalım diye.
Duyuyoruz. Paydos artık ağırdan yürümeye.
İşin sonu da kalmayacak yoksa.
Ve çeviriyoruz gözlerimizi Tanrıya:
Alın terimizin karşılığıdır ayrılık!
Ingeborg Bachmann
Çeviri: Ahmet Cemal
20 Nisan 2012
Kalp Zamanı
INGEBORG:
“Hep aklımdasın, çok düşünüyorum seni, seninle konuşuyorum, senin o yabancı, siyah saçlı başını ellerimin arasına alıyorum, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum.”
“Benim için sen Hindistanlısın ya da daha da uzak, karanlık, kahverengi bir ülkeden; benim için çölsün sen, denizsin, sır olan her şeysin. Hâlâ hiçbir şey bilmiyorum senin hakkında ve bu yüzden senin için korkuyorum, bizlerin burada yaptığı herhangi bir şeyi senin yaptığını hayal edemiyorum, ikimiz için bir saray kurmalı ve o sarayın içinde benim sihirli efendim olabilmen için seni yanıma almalıydım, orada halılarımız ve müziğimiz olacak, orada aşkı bulacağız.”
“Elime geçmeyecek bir şeye açlık duyuyorum, her şey sığ ve tatsız, yorgun ve daha kullanılmadan yıpranmış.”
“Beni Seine Nehri’ne götür, küçük balıklara dönüşene ve birbirimizi yeniden tanıyana kadar bakalım sularına.”
“Benim için sen, ‘sen’sin, benim için sen hiçbir şeyin ‘suçlusu’ değilsin. Tek bir kelime etmen gerekmez, ama en küçük kelimeye bile seviniyorum.”
“Ama artık senin için mümkün değilse ya da çoktan bir başka bir denize dalmışsan, beni, başkaları için boş bıraktığın elinle tut!”
“Hâlâ ara sıra sana karşı o deli ve şaşkın ve çelişkili yüreğimle sana gelmek istediğimi neden hâlâ hissetmiyorsun? Sana neden o kadar direndiğimi, bunu yapmaktan belki de neden asla vazgeçmeyeceğimi yavaş yavaş anlamaya başlıyorum. Seni seviyorum ve seni sevmek istemiyorum, çok fazla ve çok ağır geliyor, ama her şeyden önce seni seviyorum; bugün söylüyorum sana bunu, senin artık duymaman ya da duymak istememen tehlikesini de göze alarak.”
“Sana bütün hoşlukları, bütün sevgimi veriyorum, kabul edemeyeceğin bütün öpücükleri ve sarılmaları, bir düşünce boyu yanımda olmama izin ver…”
“Sevgili Paul, bugün kendime arzularımın, gerçek arzularımın ne olduğunu sorsam, kendimi yanıtlamaya tereddüt ederim, evet, hatta belki de arzu beslemenin hakkımız olmadıığını anlamış olabilirim, belli bir işi yerine getirmekle görevliyizdir belki de, hep yaptığımız şeylerin hiçbir etkisi yoktur, ama yine de sabah sekizden akşam altıya kadar bir sayfa üzerine bir tire çizmek ya da iki nokta üst üste koymak önemliymiş gibi davranmak zorundayızdır.”
“Hiçbir şey bunu değiştiremez, benim bir parçam hep senin yanında olacak, senin bir parçan da hep benim yanımda.”
“Il est indigne des grands coeurs de réprandre le troble qu’ils ressentent.” = Hissettiği karmaşayı etrafa yaymak yüce gönüllere yakışmaz.
“Beni düşündüğünü sık sık söylüyorum kendime. Sen de bunu söyle kendine, seni düşündüğümü.”
“Seni koruması için kimseden ricada bulunamayacağım da geliyor aklıma. Burada olduğunda sana sarılabileceğim kollarım var yalnızca, sana söyleyecek birkaç sözüm, adımı yazıp Paris’e yollamam için bir kâğıdım. Ah, Paul.”
Kalp Zamanı: İngeborg Bachmann/Paul Celan
“Hep aklımdasın, çok düşünüyorum seni, seninle konuşuyorum, senin o yabancı, siyah saçlı başını ellerimin arasına alıyorum, göğsündeki taşları itmek, karanfilli ellerini serbest bırakmak ve şarkı söylediğini duymak istiyorum.”
“Benim için sen Hindistanlısın ya da daha da uzak, karanlık, kahverengi bir ülkeden; benim için çölsün sen, denizsin, sır olan her şeysin. Hâlâ hiçbir şey bilmiyorum senin hakkında ve bu yüzden senin için korkuyorum, bizlerin burada yaptığı herhangi bir şeyi senin yaptığını hayal edemiyorum, ikimiz için bir saray kurmalı ve o sarayın içinde benim sihirli efendim olabilmen için seni yanıma almalıydım, orada halılarımız ve müziğimiz olacak, orada aşkı bulacağız.”
“Elime geçmeyecek bir şeye açlık duyuyorum, her şey sığ ve tatsız, yorgun ve daha kullanılmadan yıpranmış.”
“Beni Seine Nehri’ne götür, küçük balıklara dönüşene ve birbirimizi yeniden tanıyana kadar bakalım sularına.”
“Benim için sen, ‘sen’sin, benim için sen hiçbir şeyin ‘suçlusu’ değilsin. Tek bir kelime etmen gerekmez, ama en küçük kelimeye bile seviniyorum.”
“Ama artık senin için mümkün değilse ya da çoktan bir başka bir denize dalmışsan, beni, başkaları için boş bıraktığın elinle tut!”
“Hâlâ ara sıra sana karşı o deli ve şaşkın ve çelişkili yüreğimle sana gelmek istediğimi neden hâlâ hissetmiyorsun? Sana neden o kadar direndiğimi, bunu yapmaktan belki de neden asla vazgeçmeyeceğimi yavaş yavaş anlamaya başlıyorum. Seni seviyorum ve seni sevmek istemiyorum, çok fazla ve çok ağır geliyor, ama her şeyden önce seni seviyorum; bugün söylüyorum sana bunu, senin artık duymaman ya da duymak istememen tehlikesini de göze alarak.”
“Sana bütün hoşlukları, bütün sevgimi veriyorum, kabul edemeyeceğin bütün öpücükleri ve sarılmaları, bir düşünce boyu yanımda olmama izin ver…”
“Sevgili Paul, bugün kendime arzularımın, gerçek arzularımın ne olduğunu sorsam, kendimi yanıtlamaya tereddüt ederim, evet, hatta belki de arzu beslemenin hakkımız olmadıığını anlamış olabilirim, belli bir işi yerine getirmekle görevliyizdir belki de, hep yaptığımız şeylerin hiçbir etkisi yoktur, ama yine de sabah sekizden akşam altıya kadar bir sayfa üzerine bir tire çizmek ya da iki nokta üst üste koymak önemliymiş gibi davranmak zorundayızdır.”
“Hiçbir şey bunu değiştiremez, benim bir parçam hep senin yanında olacak, senin bir parçan da hep benim yanımda.”
“Il est indigne des grands coeurs de réprandre le troble qu’ils ressentent.” = Hissettiği karmaşayı etrafa yaymak yüce gönüllere yakışmaz.
“Beni düşündüğünü sık sık söylüyorum kendime. Sen de bunu söyle kendine, seni düşündüğümü.”
“Seni koruması için kimseden ricada bulunamayacağım da geliyor aklıma. Burada olduğunda sana sarılabileceğim kollarım var yalnızca, sana söyleyecek birkaç sözüm, adımı yazıp Paris’e yollamam için bir kâğıdım. Ah, Paul.”
Kalp Zamanı: İngeborg Bachmann/Paul Celan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











