Harap olmuş evimize içiyorum.
Hayatımın kederine,
O bizim beraber yalnızlığımıza.
Sana kaldırıyorum kadehimi:
O yalan söyleyen dudaklara,
Bize ihanet eden, acımasız gözlere.
Ve can yakan gerçeğe:
Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna
Tanrı’nın bizi kurtarmayışına.
Anna Ahmatova
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
anna ahmatova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anna ahmatova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ekim 2019
30 Ekim 2016
Söylersin onu şimdi yeni ve anlamlı bularak
Olur ilkyazdan önce böyle günler bilirsin
Çayırlar örtülmüştür kalın bir yığın karla
Rüzgârlar ılık eser yumuşacık ve hafif
Geldiğini duyarsın diri kuru dallarla
Tenin kamaşır birden, öyle aydınlanır da
Yabancı gelir artık oturduğun ev bir bak!
Bir şarkı vardı eski ve cansıkıcı bulurdun
Söylersin onu şimdi yeni ve anlamlı bularak
Anna Ahmatova
Türkçesi: Hilmi Yavuz
Çayırlar örtülmüştür kalın bir yığın karla
Rüzgârlar ılık eser yumuşacık ve hafif
Geldiğini duyarsın diri kuru dallarla
Tenin kamaşır birden, öyle aydınlanır da
Yabancı gelir artık oturduğun ev bir bak!
Bir şarkı vardı eski ve cansıkıcı bulurdun
Söylersin onu şimdi yeni ve anlamlı bularak
Anna Ahmatova
Türkçesi: Hilmi Yavuz
En çok üç şeyi severdi dünyada
En çok üç şeyi severdi dünyada
Akşamüstleri söylenen şarkıları
Ak tavus kuşlarını
Eski püskü Amerika haritalarını bir de
Çocukların ağlamasından nefret ederdi
Çilek reçeli sevmezdi çayla birlikte
Kadın dırdırından yaka silkerdi
Ve ben karısıydım onun
Anna Ahmatova
Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
Meserret Yayınları / Çeviren: Hilmi Yavuz
Akşamüstleri söylenen şarkıları
Ak tavus kuşlarını
Eski püskü Amerika haritalarını bir de
Çocukların ağlamasından nefret ederdi
Çilek reçeli sevmezdi çayla birlikte
Kadın dırdırından yaka silkerdi
Ve ben karısıydım onun
Anna Ahmatova
Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
Meserret Yayınları / Çeviren: Hilmi Yavuz
07 Ekim 2013
Herkes gitti, kimse dönmedi
I.
Anna Ahmatova
Çeviri: Argos Ahıska
Hayır, ne yabancı kanatlar,
Ne bigane gökyüzü
Hiç birisi korumadı beni
Ben halkımın keder örtüsü altında yaşadım
O zamanlar
O mekanda.
Ne bigane gökyüzü
Hiç birisi korumadı beni
Ben halkımın keder örtüsü altında yaşadım
O zamanlar
O mekanda.
II.
Herkes gitti, kimse dönmedi
Yaprakla örtülü asfalt yolda,
Uzun zaman kimseyi beklemeyeceksin
Yine birbirimize varacağız,
Vivaldi’nin Adagio’sunda.
Bir rüyanın sihrinde,
Yine mumlar sararıp sönerek karanlığa gömülecekler.
Ama Arşe hiç sormayacak
Gece yarısı evime nasıl girdiğini
Bu anlar da geçecek,
Belirsiz ve boğuk inlemeyle,
Avuçlarımın içinden okuyacaksın
Aynı mucizeleri,
Ve kapımdan seni itecek
Derin kaderin olan titremelerin
Sahile vurmuş
Donuk dalgaların dönüşü gibi.
Yaprakla örtülü asfalt yolda,
Uzun zaman kimseyi beklemeyeceksin
Yine birbirimize varacağız,
Vivaldi’nin Adagio’sunda.
Bir rüyanın sihrinde,
Yine mumlar sararıp sönerek karanlığa gömülecekler.
Ama Arşe hiç sormayacak
Gece yarısı evime nasıl girdiğini
Bu anlar da geçecek,
Belirsiz ve boğuk inlemeyle,
Avuçlarımın içinden okuyacaksın
Aynı mucizeleri,
Ve kapımdan seni itecek
Derin kaderin olan titremelerin
Sahile vurmuş
Donuk dalgaların dönüşü gibi.
Anna Ahmatova
Çeviri: Argos Ahıska
12 Eylül 2013
Şiir
Hepsi satıldı, hepsi gitti, yağma edildi.
Kara kanadını açtı önümüzde ölüm,
Acı tutkular ve özlemlerle kemirildi her şey,
Öyleyse nereden düşüyor bu ışık üstümüze
Gündüzleri içine çeken şehir
Korulardan gelen kiraz kokusunu;
Yeni ve garip gezegenler ışır
Soluk yaz göklerinde geceleyin.
Ve bu evler, bu toprak, bu yıkıntılar,
Mucizenin eli değmemiştir onlara da;
Yakındır: istenen, umutla beklenen,
Herkesin beklediği o bilinmeyen an.
Anna Andreyevna Ahmatova
Kara kanadını açtı önümüzde ölüm,
Acı tutkular ve özlemlerle kemirildi her şey,
Öyleyse nereden düşüyor bu ışık üstümüze
Gündüzleri içine çeken şehir
Korulardan gelen kiraz kokusunu;
Yeni ve garip gezegenler ışır
Soluk yaz göklerinde geceleyin.
Ve bu evler, bu toprak, bu yıkıntılar,
Mucizenin eli değmemiştir onlara da;
Yakındır: istenen, umutla beklenen,
Herkesin beklediği o bilinmeyen an.
Anna Andreyevna Ahmatova
Şiir
Bilgelik yerine alışkanlık geçerli
Alışkanlık, o tatsız besin ...
Bugün bile acıyla düşünürüm,
Uzun bir vaaz oldu gençliğim ...
Ya katettiğim o çorak yollar
O sevmediğim adamla!
Ve diz çöküp dua etmişliğim kiliselerde
Beni gerçekten sevmiş olan için!
En unutkanlardan da iyi öğrendim unutmasını
Ve gördüm nasıl akıp gider yıllar art arda
Ve hiç öpülmedi dudaklarım hiç gülmedi gözlerim ...
Kim geri verir onları bana, söyleyin kim?
Anna Ahmatova
Çeviren: Attila Tokatlı
Alışkanlık, o tatsız besin ...
Bugün bile acıyla düşünürüm,
Uzun bir vaaz oldu gençliğim ...
Ya katettiğim o çorak yollar
O sevmediğim adamla!
Ve diz çöküp dua etmişliğim kiliselerde
Beni gerçekten sevmiş olan için!
En unutkanlardan da iyi öğrendim unutmasını
Ve gördüm nasıl akıp gider yıllar art arda
Ve hiç öpülmedi dudaklarım hiç gülmedi gözlerim ...
Kim geri verir onları bana, söyleyin kim?
Anna Ahmatova
Çeviren: Attila Tokatlı
10 Aralık 2012
Elini Uzat Bana
Tıpkı senin gibi ben de katlanıyorum
karanlığı bitmeyen ayrılığa.
Neden ağlıyorsun? Ağlayacağına
elini uzat bana,
söz ver yeniden geleceğine bir düşte.
Sen ve ben bir acılar dağıyız.
Sen ve ben bir daha buluşamayacağız
bu yeryüzünde.
Ah, yıldızlarla geceyarısı
bana bir selam gönderebilsen.
Anna Ahmatova
karanlığı bitmeyen ayrılığa.
Neden ağlıyorsun? Ağlayacağına
elini uzat bana,
söz ver yeniden geleceğine bir düşte.
Sen ve ben bir acılar dağıyız.
Sen ve ben bir daha buluşamayacağız
bu yeryüzünde.
Ah, yıldızlarla geceyarısı
bana bir selam gönderebilsen.
Anna Ahmatova
15 Kasım 2012
Ne Çok İsteği Var Tatlı Yârin!
Ne çok isteği var tatlı yârin!
İsteksizdir elbet aşksız insan.
Sevinç duyarım suyun sâkin
Saydam buz altında kalışından.
Ve atların buza – yardım et Tanrı’m! –
O aydınlık ve kırılgan olan,
Sakla, sende kalsın mektuplarım,
Gelecek’tir bizi yargılayan.
Açık, apaçık olman için ve
Bilge görünmen için onlara,
Senin o şanslı yaşamöykünde
Hiç yer verilir mi boşluklara?
Her nimet tatlıdır bu dünyada.
Sıkı dokunmuştur ağları aşkın.
Benim adımı ders kitabında
Çocuklar okusun, farkına varsın,
Bıyık altından gülümsesinler,
Bu hazin öyküyü öğrenince…
Aşk ve huzur vermedin, bu sefer
Acı bir şöhret ver, hiç değilse.
1913
Anna AHMATOVA
Çeviri: Kanşaubiy MİZİEV - Ahmet NECDET
İsteksizdir elbet aşksız insan.
Sevinç duyarım suyun sâkin
Saydam buz altında kalışından.
Ve atların buza – yardım et Tanrı’m! –
O aydınlık ve kırılgan olan,
Sakla, sende kalsın mektuplarım,
Gelecek’tir bizi yargılayan.
Açık, apaçık olman için ve
Bilge görünmen için onlara,
Senin o şanslı yaşamöykünde
Hiç yer verilir mi boşluklara?
Her nimet tatlıdır bu dünyada.
Sıkı dokunmuştur ağları aşkın.
Benim adımı ders kitabında
Çocuklar okusun, farkına varsın,
Bıyık altından gülümsesinler,
Bu hazin öyküyü öğrenince…
Aşk ve huzur vermedin, bu sefer
Acı bir şöhret ver, hiç değilse.
1913
Anna AHMATOVA
Çeviri: Kanşaubiy MİZİEV - Ahmet NECDET
Taş Bir Sözcük Düştü Parçalandı
Taş bir sözcük düştü parçalandı
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.
Anna Ahmatova
Çeviri: Azer Yaran
Henüz yaşayan göğsümde.
Zararı yok, ben zaten hazırdım.
Gelirim bunun da üstesinden.
Başımda işim çok bugün:
Belleği sonuna değin öldürmek gerek,
Taşlaşması gerek ruhun
Ve yaşamayı yeniden öğrenmek.
İşte… Yazın hışırdayan sıcak soluğu
Bayram gibi sarıyor pencereyi.
Ben çoktan sezmiştim bu
Aydınlık günü ve boş evi.
Anna Ahmatova
Çeviri: Azer Yaran
27 Haziran 2012
İnsanların Yakınlığında Gizemli Bir Çizgi Var
Bu çizgiyi aşamaz tutku ve ölesiye sevmek.
Korkunç bir ıssızlıkta varsın birleşsin ağızlar
Ve çatlasın, parça parça dağılsın yürek.
Dostluk da güçsüzdür burada, yılları da
Yüksek mutluluk ateşinin,
Ruh özgürdür ve yabancıdır burada
Ağırkanlı bitkinliğinde şehvetin.
Çılgındır koşanlar buna erişmek için,
Erişenlerse bir özlemle uğramıştır bozguna.
İşte şimdi anladın sen, niçin
Çarpmıyor artık yüreğim avuçlarında.
Anna Ahmatova
Çeviri: Azer Yaran
Son Karşılaşmanın Şarkısı
Buzdan bir el kalbimi sıkıştırıyordu sanki
Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
“Benimle öl..” diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar
“Aldatıldım ben.. Üzgünüm..
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”
Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim..
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”
Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…
Anna Ahmatova
Çeviri: Ataol Behramoğlu
Ama bir düşte yürüyor gibiydim;
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim
Sağ elimin eldivenini
Çıkarıp sol elime giydim
Bitmez tükenmez gibi geldiler bana
Oysa topu topu üç taneydi basamaklar
“Benimle öl..” diye fısıldadı
Akçaağaçların arasından sonbahar
“Aldatıldım ben.. Üzgünüm..
Uçarı, kötü yazgım aldattı beni…”
Dedim ki “Ben de, ben de öyleyim..
Ölürüm… Ölürüm seninle sevgili..”
Son karşılaşmanın şarkısıydı bu
Dönüp bir kez daha baktım karanlık eve;
Yatak odasının penceresinde
Mumlar, kayıtsız, sarı bir ışıkla parlıyordu…
Anna Ahmatova
Çeviri: Ataol Behramoğlu
Kuğular mı Salmamıştı...
Kuğular mı salmamıştı ardımdan,
Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.
Dokuz yüz on altı yılı baharında
Pek yakında geleceğine söz vermişti.
Güya dokuz yüz on altı baharında
Kuş olup onun erincine konacaktım.
Süzülüp ölümden ve karanlıklardan
Kanadımla omuzlarına dokunacaktım.
Yine gülüyor bana onun gözleri
Şimdi de on altı baharıyla, neyleyim.
Neyleyim! Yarıgece meleği
Söyleşiyor benimle şafağa değin.
Anna Ahmatova
Pek yakında geleceğine söz vermişti.
Güya dokuz yüz on altı baharında
Kuş olup onun erincine konacaktım.
Süzülüp ölümden ve karanlıklardan
Kanadımla omuzlarına dokunacaktım.
Yine gülüyor bana onun gözleri
Şimdi de on altı baharıyla, neyleyim.
Neyleyim! Yarıgece meleği
Söyleşiyor benimle şafağa değin.
Anna Ahmatova
08 Mayıs 2012
“Gidersen ölürüm ben!”
Siyah tülün altında sıktım elini…
“Bugün neden büründün bu solgunluğa?”
İçirdim ona buruk kederimi,
Sarhoş ettim sızdırasıya.
Nasıl unuturum, yalpalayarak çıktı gitti.
Eğri bir acı konmuştu ağzına.
Korkuluklara değmeden merdiveni indim,
Ardından koştum avlu kapısına.
Soluk soluğa bağırdım: “Şaka,
Tüm bu olanlar. Gidersen beni öldürürsün.”
Güldü tüyler ürperten bir rahatlıkla
Ve dedi: “Rüzgârda durma üşürsün.”
Anna Ahmatova
Koyu tülün altında ellerimi büktüm
“Niçin bu kadar sarardın bugün?”
Çünkü acı bir hüzünle
Sarhoş ettim onu
Nasıl otururum?... Sendeleyerek çıktı,
Sarhoş ettim onu.
Dudakları acıyla çarpılmıştı...
Parmaklığa tutunmadan aşağı koştum,
Sokak kapısına kadar koştum ardından...
Tıkanarak, “şakaydı
Bu olanlar! Diye bağırdım.
“Gidersen ölürüm ben!”
Ürkütülen bir ilgisizlikle gülümsedi ve:
“Rüzgârda durma...” dedi bana.
Anna Ahmatova
“Bugün neden büründün bu solgunluğa?”
İçirdim ona buruk kederimi,
Sarhoş ettim sızdırasıya.
Nasıl unuturum, yalpalayarak çıktı gitti.
Eğri bir acı konmuştu ağzına.
Korkuluklara değmeden merdiveni indim,
Ardından koştum avlu kapısına.
Soluk soluğa bağırdım: “Şaka,
Tüm bu olanlar. Gidersen beni öldürürsün.”
Güldü tüyler ürperten bir rahatlıkla
Ve dedi: “Rüzgârda durma üşürsün.”
Anna Ahmatova
“Niçin bu kadar sarardın bugün?”
Çünkü acı bir hüzünle
Sarhoş ettim onu
Nasıl otururum?... Sendeleyerek çıktı,
Sarhoş ettim onu.
Dudakları acıyla çarpılmıştı...
Parmaklığa tutunmadan aşağı koştum,
Sokak kapısına kadar koştum ardından...
Tıkanarak, “şakaydı
Bu olanlar! Diye bağırdım.
“Gidersen ölürüm ben!”
Ürkütülen bir ilgisizlikle gülümsedi ve:
“Rüzgârda durma...” dedi bana.
Anna Ahmatova
27 Nisan 2012
Bilmiyorum, Yaşamakta mısın Öldün mü?
Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni
Yoksa,akşamın yaslı karanlığında
Bir ölüyü mü düşünmeli...
Her şey senin için:Gün boyunca dualarım.
Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin;
Şiirlerimin beyaz sürüsü,
Ve mavi yangını gözlerimin...
Hiç kimse daha yakın olmadı bana,
Hiç kimse böylesine üzmedi beni,
Acıya salıp gidenler bile,
Okşayıp bırakanlar hatta.
ANNA AHMATOVA
08 Nisan 2012
Aynı Bardaktan İçmeyeceğiz
Ne sıcak şarabı, ne suyu,
Kuşluk vakti öpüşmeyeceğiz,
Pencereden bakmayacağız akşama doğru.
Sen güneşle soluklanıyorsun, ben ayla,
Ama düştüğümüz aynı sevda.
Sadık ve sevecen dost, benim yanımda,
Senin yanındaysa neşeli bir sevgili.
Gri gözlerindeki korkuyu anlıyorum sanma,
Ve bu çektiklerimizin sensin sebebi.
Sıklaştırmıyoruz ayaküstü buluşmalarımızı.
Ne çare ancak böyle koruyabiliriz huzurumuzu.
Şiirlerimde yalnızca senin sesinin ezgisi duyulur
Senin şiirlerinde benim soluğum eser.
Bir ateş ki, ona kim dokunur,
Buna ne korku, ne unutuş cesaret eder
Ve bilsen nasıl hoşlandığımı
Seyretmekten senin kuru, pembe dudaklarını.
1913
Anna Ahmatova
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














