Ve ben;
Öyle küçüğüm ki,
hayatın kollarında.
Annemin adı;
henüz sadece anne...
Sahir Üzümcü
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
sahir üzümcü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sahir üzümcü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
28 Kasım 2016
29 Temmuz 2015
Kalabileceği, gizli bir yeri olmalı
Kalabileceği, gizli bir yeri olmalı,
Her insanın.
Kimsesi olmadığında gidebileceği.
Anılarını değiştirebilmeli,
Her insan.
Geleceği olmadığında seçebileceği.
Rüyalarını unutabilmeli,
Her insan.
Kimsesi kalmadığında sevebileceği.
Bir şiir yazmalı,
Her insan.
Anlamı kalmadığında okuyabileceği.
Uzak bir dağda, bir ağaç dikmeli,
Her insan.
Kimsesi olmadığında özleyebileceği…
Sahir Üzümcü
Her insanın.
Kimsesi olmadığında gidebileceği.
Anılarını değiştirebilmeli,
Her insan.
Geleceği olmadığında seçebileceği.
Rüyalarını unutabilmeli,
Her insan.
Kimsesi kalmadığında sevebileceği.
Bir şiir yazmalı,
Her insan.
Anlamı kalmadığında okuyabileceği.
Uzak bir dağda, bir ağaç dikmeli,
Her insan.
Kimsesi olmadığında özleyebileceği…
Sahir Üzümcü
26 Nisan 2015
sevdiğim gözyaşları biriktiriyorum
Cebimde olanları taşıyorum.
şaşırmadan sırasını,
tek tek ezberleyerek,
kayboluşunu düşenlerin.
Ruhumda uzaklara götürmeye,
topluyorum yerden,
daldan,
nereden bulsam.
Kalabalıklaşan şehirlerden bulup taşıyıp,
ne yapıp edip,
sevdiğim gözyaşları biriktiriyorum.
Sığ bir bataklık oluşturuyorum kendime;
yetmez öldürmeye ayakta dursam.
Uzanıyorum…
Sahir Üzümcü
şaşırmadan sırasını,
tek tek ezberleyerek,
kayboluşunu düşenlerin.
Ruhumda uzaklara götürmeye,
topluyorum yerden,
daldan,
nereden bulsam.
Kalabalıklaşan şehirlerden bulup taşıyıp,
ne yapıp edip,
sevdiğim gözyaşları biriktiriyorum.
Sığ bir bataklık oluşturuyorum kendime;
yetmez öldürmeye ayakta dursam.
Uzanıyorum…
Sahir Üzümcü
29 Aralık 2014
Aşk belki de sadece bu işte
Bazen biz birbirimize ağzımıza geleni söylesek bile,
içimizde bir yerler çaba harcamaksızın hep konuşur,
sarılır yine kucaklaşır,
şarkı söyler yine gizli gizli birlikte.
Aşk belki de sadece bu işte;
yüzeyde boğulduğu için,
dalmaya devam eden dibe.
Mutlu aşk bu işte sadece;
içeri sokulan,
dışarıda üşüyünce.
Bakınca sönen ama içeri yerleşen ateş,
başka hiçbir yerde yapamadığında,
dile gelmek için en derin yerde,
küllerinin içinde.
Uzaklık ama neden öyleyse?
Aşk hep uzak yerlerdeyken yine.
Yani her türlü hesapta bize yine yalnızlıkken kalan.
Çünkü bir ihtimal,
bir daha hiç yalnız kalınmayan bir aşk şekli var.
Ve hepimiz de onu arıyoruz yorulmadan…
içimizde bir yerler çaba harcamaksızın hep konuşur,
sarılır yine kucaklaşır,
şarkı söyler yine gizli gizli birlikte.
Aşk belki de sadece bu işte;
yüzeyde boğulduğu için,
dalmaya devam eden dibe.
Mutlu aşk bu işte sadece;
içeri sokulan,
dışarıda üşüyünce.
Bakınca sönen ama içeri yerleşen ateş,
başka hiçbir yerde yapamadığında,
dile gelmek için en derin yerde,
küllerinin içinde.
Uzaklık ama neden öyleyse?
Aşk hep uzak yerlerdeyken yine.
Yani her türlü hesapta bize yine yalnızlıkken kalan.
Çünkü bir ihtimal,
bir daha hiç yalnız kalınmayan bir aşk şekli var.
Ve hepimiz de onu arıyoruz yorulmadan…
12 Temmuz 2014
Bi Düşün
Bi düşün bakalım.
Sevdim mi sevdim.
Gittim mi yoluna, gittim.
Kafa tuttum mu dağlara, tuttum.
İncik, boncuk, basma, entari getirdim mi her gelişimde, getirdim.
Neyim var neyim yoksa, koydum mu masanın üstüne, koydum.
Anlattım mı kaç cana kıydığımı, kaç yıl yattığımı, anlattım.
Bi koşu gidip ellerimi yıkadım mı, yıkadım.
El üstünde tuttum mu, dil üstünde, yer altında sakallı dede, tuttum.
Sonracığıma,
Deve sürüsünü ıhlatacak kadar yoruldum mu gecelerde, yoruldum.
Beş aşığı bezdirecek kadar kandırıldım mı sözlerle, kandırıldım.
Hırpalandım mı dağları seyrederken çöllerde, hırpalandım.
Balıklarımın başını bırak, tuzum koktu mu, koktu.
Gördüğüm şeyi, göremediğimi gördüm mü, gördüm.
Bildiğim yolların çıkmayışlarını gözüme soktum mu ellerinle, soktum.
Aklımı, aklına bandırıp seni mutlu edemeyeceğimi bildim mi, bildim.
En sonunda,
Gittim mi yoluma, gittim.
Şimdi,
Özledim mi seni,
Hem de nasıl.
Döner miyim, dönmem…
Sahir Üzümcü
Sevdim mi sevdim.
Gittim mi yoluna, gittim.
Kafa tuttum mu dağlara, tuttum.
İncik, boncuk, basma, entari getirdim mi her gelişimde, getirdim.
Neyim var neyim yoksa, koydum mu masanın üstüne, koydum.
Anlattım mı kaç cana kıydığımı, kaç yıl yattığımı, anlattım.
Bi koşu gidip ellerimi yıkadım mı, yıkadım.
El üstünde tuttum mu, dil üstünde, yer altında sakallı dede, tuttum.
Sonracığıma,
Deve sürüsünü ıhlatacak kadar yoruldum mu gecelerde, yoruldum.
Beş aşığı bezdirecek kadar kandırıldım mı sözlerle, kandırıldım.
Hırpalandım mı dağları seyrederken çöllerde, hırpalandım.
Balıklarımın başını bırak, tuzum koktu mu, koktu.
Gördüğüm şeyi, göremediğimi gördüm mü, gördüm.
Bildiğim yolların çıkmayışlarını gözüme soktum mu ellerinle, soktum.
Aklımı, aklına bandırıp seni mutlu edemeyeceğimi bildim mi, bildim.
En sonunda,
Gittim mi yoluma, gittim.
Şimdi,
Özledim mi seni,
Hem de nasıl.
Döner miyim, dönmem…
Sahir Üzümcü
02 Temmuz 2013
Çinli Malı Haftası
Ey güzel Allah’ım benim.
Sen bizim hepimizi,
Çin’de mi ürettiriyorsun?
O yüzden mi her birimiz böyle ‘Kullan at’ bir diğerine?
O yüzden mi böyle çabucak kırılıveriyoruz biz?
İnsan sağlığına zararlı mıyız, kanserojen miyiz?
O yüzden mi böyle kanıyor yüreğimiz
…
Ve bu kadar kanatabiliyor dillerimiz?
Çekik gözlü, kirpi saçlı, toparlak suratlı
Çinli çocuklar mı dokundu bize?
Yoksa onların çocuklukları bizim içimizde mi dondu?
O yüzden mi böyle çığlık çığlığa yaramazız
O yüzden mi masumiyetimiz gelmiyor geriye?
O yüzden mi bu kadar kalabalık içimiz?
O yüzden mi bizim yazımızı, dilimizi,
Bizden başkası anlamıyor
Keşke tembihleseymişsin yapmayın diye,
Hepimiz birden zıplasak, Dünya sarsılıyor.
Baksana, hep vurdulu kırdılı filmlerimiz
Anlasana Allah’ım yakışmıyor işte bize
İnsan rolü yapmayı beceremeyişimiz.
O yüzden belki bu damak tadı bu iştah,
O yüzden çok seviyoruz belki kaplan çükünü.
Ey güzel Allah’ım benim.
Ucuz Çin Malı mıyız biz?
Sahir Üzümcü
08 Mart 2013
insansız hava aracı
Besbelli ben biraz masalsız kalmışım.
Kesin ondan bu kadar mecalsiz düşmüşüm.
Ve eminim ki bundan kendimi insansız hava aracına benzetişim.
Ve galiba bu yüzden ateşli bir imkansız kelimeler sevişistiyim.
Sahir Üzümcü
Kesin ondan bu kadar mecalsiz düşmüşüm.
Ve eminim ki bundan kendimi insansız hava aracına benzetişim.
Ve galiba bu yüzden ateşli bir imkansız kelimeler sevişistiyim.
Sahir Üzümcü
23 Şubat 2013
Yeni bir aşk, din değiştirmeye benzer
Yeni bir aşk, din değiştirmeye benzer.
Eskisine hala inanıyorsanız,
Yenisinde ki cenneti bulamazsınız...
Sahir Üzümcü
Eskisine hala inanıyorsanız,
Yenisinde ki cenneti bulamazsınız...
Sahir Üzümcü
Esirinin başından kaçamazsın
Esirinin başından kaçamazsın.
Sen onun başında esir kalırsın.
Kaçacak diye nöbet tutarsın,
Kaçacak diye nöbet tutarsın,
Uyku bile uyuyamazsın.
Gitmesin istersin, gitsin istersin.
Gitmesin istersin, gitsin istersin.
22 Aralık 2012
"Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim"
Belki de biraz daha uzakta bir yeri hedefledikleri için uçmaya devam eden ördeklerin cılız sesleri geliyordu yukarıdan sadece. Az ilerideki gölete konmuş olanlar, serin sularda dinlendirdikleri yorgun bedenlerini hareketsiz bırakmış, ufak göletin kıpırtısız sularının üzerinde topluca duruyorlardı hiç ses çıkarmadan. Yer yer göletin ortasında bile görülebilen sazlıklar, kendi garip çiçeklerinin ağırlığı altında bulabildikleri en ufak rüzgarı bile fırsata çeviriyor ve yavaşlatılmış gibi görünen salınımlarla, yarattığı renklerin uyumu ve ihtişamını sonlandırmakta nazlanan gün batımına eşlik ediyorlardı.
Oturdukları yerden, sırtlarını dayadıkları ağacın çok uzun zaman önce köklerini saldığı, belli belirsiz yükselen, önlerindeki tüm manzarayı görmelerine imkan veren tepeden, sazlıkların gölgelerinin vurduğu yerlerde lacivert karaltıların gezinmesine izin veren göletin pembe sularını görüyorlardı. Göz alabildiğine uzanan sazlıkların o çok hafif rüzgarda salınışlarının, sakince silkelenen devasa bir kilime benzettiği uçsuz bucaksız ovada, sessizlik artık en kuvvetli zamanını yaşayan ve canlı-cansız her türlü varlığa kendi gücünü tartışmasız kabul ettirmiş uzun bir mevsimmişçesine hüküm sürüyordu.
Saçlarının arasındaki elini hareket ettirmeye çekinerek, yalnızca parmaklarını saçın buklelerinin arasında kaydırarak ve parmaklarla buklelerin yerlerini değiştirerek okşuyordu çocuk kızın saçlarını.
Kız da orada, , önlerinde uzanan manzaranın tamamını o an yaratıyormuş, oluşturuyormuş ve gözlerinden aktarıyormuşçasına hareketsizce duruyor, iki elinin arasına aldığı oğlanın diğer elini, aralarındaki ve etraflarındaki sessizliği besleyebilecek sakinlikte okşuyordu.
“Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim” dedi kız birden bire.
Oğlanın kulaklarının dışındaki incecik tüyleri yalayarak geçti ve kulağın içine doğru hareketlerine devam etti ses dalgaları. Bir zar titreşti, birkaç küçük kemik hareket etti içeride. Pembeden koyu laciverte dönüştü çocuğun orta kulağındaki sıvı. Bir silah patladı sanki oğlanın aklında. Hiç ördek kalmadı suda, hepsi havalandı…
Oturdukları yerden, sırtlarını dayadıkları ağacın çok uzun zaman önce köklerini saldığı, belli belirsiz yükselen, önlerindeki tüm manzarayı görmelerine imkan veren tepeden, sazlıkların gölgelerinin vurduğu yerlerde lacivert karaltıların gezinmesine izin veren göletin pembe sularını görüyorlardı. Göz alabildiğine uzanan sazlıkların o çok hafif rüzgarda salınışlarının, sakince silkelenen devasa bir kilime benzettiği uçsuz bucaksız ovada, sessizlik artık en kuvvetli zamanını yaşayan ve canlı-cansız her türlü varlığa kendi gücünü tartışmasız kabul ettirmiş uzun bir mevsimmişçesine hüküm sürüyordu.
Saçlarının arasındaki elini hareket ettirmeye çekinerek, yalnızca parmaklarını saçın buklelerinin arasında kaydırarak ve parmaklarla buklelerin yerlerini değiştirerek okşuyordu çocuk kızın saçlarını.
Kız da orada, , önlerinde uzanan manzaranın tamamını o an yaratıyormuş, oluşturuyormuş ve gözlerinden aktarıyormuşçasına hareketsizce duruyor, iki elinin arasına aldığı oğlanın diğer elini, aralarındaki ve etraflarındaki sessizliği besleyebilecek sakinlikte okşuyordu.
“Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim” dedi kız birden bire.
Oğlanın kulaklarının dışındaki incecik tüyleri yalayarak geçti ve kulağın içine doğru hareketlerine devam etti ses dalgaları. Bir zar titreşti, birkaç küçük kemik hareket etti içeride. Pembeden koyu laciverte dönüştü çocuğun orta kulağındaki sıvı. Bir silah patladı sanki oğlanın aklında. Hiç ördek kalmadı suda, hepsi havalandı…
14 Aralık 2012
Arkadaş Kalalım
Sıradan hatalar, düşüncesizlikler, daha yapıldığı anda yanlışlığı fark edilen önemsiz insanca davranışlar ya da insan halleri vardır.
Bir de insanın kişiliği ve yolu haline gelmiş tutarsızlıkları, kendine söylediği ve sonra da inanmaya başladığı yalanları, karşısındaki kim olursa olsun oynamaktan zevk aldığı oyunları vardır.
Oysa insan, aklında oluşturduğu bir yalana ya da yalanlar dizisine ne ...
kadar inanırsa inansın, akıl hiç durmadan sorgulayacaktır kişinin bu kendi yalanını ve daimi bir onaya ihtiyaç duyacaktır inanmaya devam etmek için. Bu durumdaki bir insanın aklını içine sürüklediği sürekli çatışma halinden kurtarabilmek ve umutsuzca ihtiyaç duyduğu sonsuz onayı elde etmek için tek yolu, aynı yalana inandırabileceği bir yol arkadaşı edinmektir çünkü her yalanın, inanacak bir başka insana ihtiyacı vardır.
Her iki cinsten insan için de bu yol arkadaşını bulmanın, daha doğrusu elde etmenin en kolay ve zevkli yolu da sevgiyi kullanmaktır. Sahip olduğunuz bazı özelliklerden ötürü sizi kendilerine yol arkadaşı olmaya uygun görürler. Özellikle de ortalamanın üzerinde bir zekaya ve sağlam çalışan bir akla sahipseniz, bu tip insanlar için bulunmaz Hint Tavuğu kadar değerli bir av haline geliverirsiniz bir anda.
Daha en başta bilirler işlerinin zor olduğunu ama kendi aklını kandırabilen bir aklın küstah zafer sarhoşluğu içinde, sizi bir kez kandırabilirler ve kandırmaya da devam edebilirlerse elde edecekleri o daimi onayın ne kadar değerli olacağını, sıradan bir insan aklının sunamayacağı kadar kaliteli onaylamalarla yalanlarını kendilerine ne kadar da hoş gösterebileceğinizi fark etmişlerdir. Hatta çoktan bunun hayallerini kurmaya başlamışlardır bile. Siz onların gözlerindeki o garip parıltı ve ilk başlarda hissettikleri o neşeli, sevecen, güzel halin sevgiden kaynaklandığını zannederken, aslında onlar elde ettiklerini düşündükleri ganimetin büyüklüğü karşısında kendilerinden geçmiş korsanlar kadar mutlu ve güzeldirler sadece. Birkaç ufak altın sikkenin hesabında olmamalarının gerçek sebebi de sadece budur.
Sonra tanımaya başlarsınız o insanı. Onun aklının içindeki karmaşanın yarattığı dengesizliklerle tanışırsınız. Üzerinde düşünülmemiş, özümsenmemiş, benimsenmemiş bölük pörçük fikir parçacıklarının bir araya gelmesiyle yaratılmış tutarsızlıklar fırtınasının içinde kalır, hiç durmadan kendisiyle çatışan bir varlığın, başka insanlardan kaldığını zannettiği ama bir sürü parçaya bölünmüş, birbirine düşman parçalarının her gün, her an gerçekleştirdiği muharebelerin sonucunda oluşan içsel bir hasarı ve kapanmayan yaraları olduğunu anlarsınız.
Apaçık ama kalleşçe bir oyunla karşı karşıya kaldığınızı gördüğünüz anda artık önünüzde iki seçenek vardır. Ya sizden istenen o onayı hiç durmadan vermeli ve böylece o kişide ( üstelik de artık sevdiğiniz kişidir o) daha onarılmaz bir zarara sebep olmalı ya da o kendisine böylesine umutsuz bir durumu uygun gördüğünü ve aslında yapabileceğiniz çok fazla şey olmadığını bilseniz de en azından ona içinde olduğu bu durumu gözlemleme şansı yaratabileceğinizi, sevginiz ve desteğinize sarılırsa kendisini kandırmasına gerek kalmadan da mutlu olabileceğini gösterebileceğinizi umut etmelisiniz.
Sevdiğiniz bir insana, bu onu mutlu edecek bile olsa bilerek kötülük yapmayı seçecek insanlardan olmadığınızı farz edersek –ki lütfen böyle olsun- İlişkinizin sonuna geldiğini fark etmemiş zavallı bir budalasınızdır artık sadece. Çünkü bir kez bu noktaya ulaşmış bir ilişkide, geriye kalan tem seçenekler aynı yere çıkar seçimler ne kadar akıllıca yapılsa ve adımlar ne kadar dikkatlice atılsa bile…
Yemi yutmuş, tuzağa balıklama dalmış bir alık, iyi niyetin ne kadar büyük bir yıkıma sebep olacağını bilmeyen bir geri zekalı olarak asla kazanamayacağınız bir savaşa, hem de silahlarını, savaş alanını ve saatini o sevdiğiniz insanın elinden gelen en mantıksız sebeplerle seçeceği bir savaşa kalkışmış durumdasınızdır o andan itibaren.
Mantıksızlığın, öfkenin, can yakmanın ve kan dökmenin (sadece sizin kanınızsa) son derece sıradan karşılanacağı böyle bir savaş alanında ejderhalar karşısındaki bir bebek kadar tamamen savunmasız ve çaresizsinizdir.
Çok geçmeden anlarsınız ki çirkinleşmeniz, onlar gibi olmanız, hileye, kandırmacalara, can yakmaya ve saldırmaya ihtiyacınız vardır. Biraz denersiniz bir süreliğine. Bunu asla onlar kadar iyi yapamayacağınızı ve bu yolu seçmenin bir yerde sizin kendi bütünlüğünüzü de tehlikeye attığını fark edene kadar belki. Sonra vaz geçersiniz.
Artık önünüzde yeni bir yol ve yine iki seçenek vardır. Ya o kişiye arkanızı dönecek ve ne kadar acı da olsa sevginizle karşılıksız olarak baş başa kalacak, ya da her şeye rağmen sevdiğiniz o insan için her şeye katlanmayı ve yanında kalmaya devam etmeyi seçeceksinizdir.
Şimdi artık sona bir adım mesafede duran ve kaybetmiş, yenilmiş olmayı bir an önce kabullenmeye başlasa iyi olacak sıradan bir dangalaksınızdır. Çünkü siz arkanızı döndüğünüz anda bitecek olan ilişki, (Zaten sizi hiçbir şekilde sevmedikleri, bir insanı sevme yetisine sahip olmadıklarından, kalmanız için ısrar da etmeyecekler ve bunu bir marifet olarak göreceklerdir) kalmaya ve kendinizden fedakarlık yapmaya kalksanız bile aynı kökten gelişen iki farklı sebepten dolayı artık yürümeyecektir.
Birincisi; siz bir kere o kişinin bir onay mercii olarak size duyduğu güveni artık kaybetmişsinizdir. Çünkü hem ona karşı çıkmış, hem de başlattığınız bu savaşı yenilgiyle tamamlamış bir sümsüksünüzdür artık onun gözünde.
İkincisi de; onun istediği kişi olmaya başladığınız an, bunun sonu gelmeyen bir girdap olduğunu ve sizden olmanızın istendiği şeyin sabit bir oluş hali olmadığını anlarsınız. Sizden yapmanız beklenen ve sizin de aklınız sıra başarıyla yerine getirdiğiniz bir davranış, bir sonraki gün sizin kabahatiniz olarak karşınıza çıkarılacak, bu süreç siz dengenizi tamamen yitirene ve artık ne yaptığınızı bile bilmez bir haldeyken kıçınıza vurulacak bir tekmeyle sonlanana kadar devam edecektir.
Gerçekten yenilmiş ve çok şey kaybetmişsinizdir. Ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, nerede nasıl nefes alacağınızı bile bilmez bir haldeyken, an azından kurtulduğunuzu düşünür ve sevinirsiniz ama son darbe henüz gelmemiştir ve neredeyse tüm insanlığa olan o bir parça inancınızı bile yitirmeye yetecek yüzsüzlükteki darbe sizin haberiniz olmadan kendi uygun zamanını beklemektedir sinsice.
Aradan bir süre geçer ya da geçmez. O kişinin keyfine kalmış bir zaman süresi sonra kapınız çalınır ve gerçekten duymuş olmaktansa, sadece ayak parmaklarınızı kullanarak okyanusun ortasında yüzme öğrenmeyi tercih edeceğiniz o sözleri duyarsınız. “ARKADAŞ KALALIM!!!”
Bu iki kelimelik felaketin arkasında yatan ama dile getirilmeyen sözlerde aynen şöyle denmektedir: “Ben bu kısacık sürede bile fark ettim ki ben aslında suçluydum ama suçumu kabul edip senden özür dileyecek kadar dürüst değilim. (Özünde iyi, ruhu temiz bir insandır çünkü sevdiğiniz kişi. Öyle olmasa zaten sevmezdiniz. Ama kafası o kadar karışmıştır ki düşünceler aklında bir türlü tutunup kalamaz) Eğer benimle arkadaş olarak kalırsan, kendimi iyi hissedeceğim ve sana verdiğim zarardan dolayı kendimi suçlamayacağım. Çünkü biliyorum ki sen aslında benim sana verdiğim zararı hak etmedin. Bunların hepsinin oluş sebebi, benim ne istediğimi aslında bilmiyor olmam ve seni de sevmediğim halde sevgiyi kullanarak senden almak istediklerimi alabileceğimi zannetmem.”
Sizin ağzınızdan şaşkınca dökülüverir bunun mümkün olmayacağı. Kendisine tüm sevginizi ve dahası her şeyinizi sunduğunuz ama bununla mutlu olmayı bilememiş bir insanın şimdi sizden çok daha azını dilenmesi midenizi kaldırır…
Yine de sevdiğiniz insandır o. Belki hala, belki de geçmişte kalmış bir sıcaklıktır tek hissettiğiniz ve bu sıcaklığın kelimelere dönüşmüş hali şudur: “Ben seni affettim. Sen de kendini affet ve rahat bırak beni.”
“Senden nefret ediyorum…”
İnanamazsınız ama duyduğunuz aynen budur. Çünkü bilmezsiniz bağışlamanın aslında ne kadar büyük kötülük olduğunu.
Suçlu cezasını çekmek isterken, bağışlamakla cezayı çekip alırsınız onun elinden. Ne yapacağını bilmediği suçuyla baş başa kalır...
Kendisini affedebilirse, kendisini bağışlayabilirse kurtulabilir sadece ruhunun parçalanmasından.
Oysa bu da hiç kolay bir şey değildir. Hatta bir insan için var olan en çetin sınavdır kendini bağışlayabilmesi.
Çünkü açık yüreklilikle yapılacak bir hesaplaşma gerektirir insanın içinde. Açık yürekli olabilmek içinse yalanlardan arınmış olmak gerekir. Yalanlardan arınmasını istediğiniz insan bunun mümkün olmadığını bildiği için nefret eder sizden ve bu da onun elinden gelen tek şeydir.
Gülümsersiniz.
Bir sigara yakarsınız.
Bilirsiniz ki, bunun için bile çoktan affetmişsinizdir onu…
Sahir Üzümcü
Bir de insanın kişiliği ve yolu haline gelmiş tutarsızlıkları, kendine söylediği ve sonra da inanmaya başladığı yalanları, karşısındaki kim olursa olsun oynamaktan zevk aldığı oyunları vardır.
Oysa insan, aklında oluşturduğu bir yalana ya da yalanlar dizisine ne ...
kadar inanırsa inansın, akıl hiç durmadan sorgulayacaktır kişinin bu kendi yalanını ve daimi bir onaya ihtiyaç duyacaktır inanmaya devam etmek için. Bu durumdaki bir insanın aklını içine sürüklediği sürekli çatışma halinden kurtarabilmek ve umutsuzca ihtiyaç duyduğu sonsuz onayı elde etmek için tek yolu, aynı yalana inandırabileceği bir yol arkadaşı edinmektir çünkü her yalanın, inanacak bir başka insana ihtiyacı vardır.
Her iki cinsten insan için de bu yol arkadaşını bulmanın, daha doğrusu elde etmenin en kolay ve zevkli yolu da sevgiyi kullanmaktır. Sahip olduğunuz bazı özelliklerden ötürü sizi kendilerine yol arkadaşı olmaya uygun görürler. Özellikle de ortalamanın üzerinde bir zekaya ve sağlam çalışan bir akla sahipseniz, bu tip insanlar için bulunmaz Hint Tavuğu kadar değerli bir av haline geliverirsiniz bir anda.
Daha en başta bilirler işlerinin zor olduğunu ama kendi aklını kandırabilen bir aklın küstah zafer sarhoşluğu içinde, sizi bir kez kandırabilirler ve kandırmaya da devam edebilirlerse elde edecekleri o daimi onayın ne kadar değerli olacağını, sıradan bir insan aklının sunamayacağı kadar kaliteli onaylamalarla yalanlarını kendilerine ne kadar da hoş gösterebileceğinizi fark etmişlerdir. Hatta çoktan bunun hayallerini kurmaya başlamışlardır bile. Siz onların gözlerindeki o garip parıltı ve ilk başlarda hissettikleri o neşeli, sevecen, güzel halin sevgiden kaynaklandığını zannederken, aslında onlar elde ettiklerini düşündükleri ganimetin büyüklüğü karşısında kendilerinden geçmiş korsanlar kadar mutlu ve güzeldirler sadece. Birkaç ufak altın sikkenin hesabında olmamalarının gerçek sebebi de sadece budur.
Sonra tanımaya başlarsınız o insanı. Onun aklının içindeki karmaşanın yarattığı dengesizliklerle tanışırsınız. Üzerinde düşünülmemiş, özümsenmemiş, benimsenmemiş bölük pörçük fikir parçacıklarının bir araya gelmesiyle yaratılmış tutarsızlıklar fırtınasının içinde kalır, hiç durmadan kendisiyle çatışan bir varlığın, başka insanlardan kaldığını zannettiği ama bir sürü parçaya bölünmüş, birbirine düşman parçalarının her gün, her an gerçekleştirdiği muharebelerin sonucunda oluşan içsel bir hasarı ve kapanmayan yaraları olduğunu anlarsınız.
Apaçık ama kalleşçe bir oyunla karşı karşıya kaldığınızı gördüğünüz anda artık önünüzde iki seçenek vardır. Ya sizden istenen o onayı hiç durmadan vermeli ve böylece o kişide ( üstelik de artık sevdiğiniz kişidir o) daha onarılmaz bir zarara sebep olmalı ya da o kendisine böylesine umutsuz bir durumu uygun gördüğünü ve aslında yapabileceğiniz çok fazla şey olmadığını bilseniz de en azından ona içinde olduğu bu durumu gözlemleme şansı yaratabileceğinizi, sevginiz ve desteğinize sarılırsa kendisini kandırmasına gerek kalmadan da mutlu olabileceğini gösterebileceğinizi umut etmelisiniz.
Sevdiğiniz bir insana, bu onu mutlu edecek bile olsa bilerek kötülük yapmayı seçecek insanlardan olmadığınızı farz edersek –ki lütfen böyle olsun- İlişkinizin sonuna geldiğini fark etmemiş zavallı bir budalasınızdır artık sadece. Çünkü bir kez bu noktaya ulaşmış bir ilişkide, geriye kalan tem seçenekler aynı yere çıkar seçimler ne kadar akıllıca yapılsa ve adımlar ne kadar dikkatlice atılsa bile…
Yemi yutmuş, tuzağa balıklama dalmış bir alık, iyi niyetin ne kadar büyük bir yıkıma sebep olacağını bilmeyen bir geri zekalı olarak asla kazanamayacağınız bir savaşa, hem de silahlarını, savaş alanını ve saatini o sevdiğiniz insanın elinden gelen en mantıksız sebeplerle seçeceği bir savaşa kalkışmış durumdasınızdır o andan itibaren.
Mantıksızlığın, öfkenin, can yakmanın ve kan dökmenin (sadece sizin kanınızsa) son derece sıradan karşılanacağı böyle bir savaş alanında ejderhalar karşısındaki bir bebek kadar tamamen savunmasız ve çaresizsinizdir.
Çok geçmeden anlarsınız ki çirkinleşmeniz, onlar gibi olmanız, hileye, kandırmacalara, can yakmaya ve saldırmaya ihtiyacınız vardır. Biraz denersiniz bir süreliğine. Bunu asla onlar kadar iyi yapamayacağınızı ve bu yolu seçmenin bir yerde sizin kendi bütünlüğünüzü de tehlikeye attığını fark edene kadar belki. Sonra vaz geçersiniz.
Artık önünüzde yeni bir yol ve yine iki seçenek vardır. Ya o kişiye arkanızı dönecek ve ne kadar acı da olsa sevginizle karşılıksız olarak baş başa kalacak, ya da her şeye rağmen sevdiğiniz o insan için her şeye katlanmayı ve yanında kalmaya devam etmeyi seçeceksinizdir.
Şimdi artık sona bir adım mesafede duran ve kaybetmiş, yenilmiş olmayı bir an önce kabullenmeye başlasa iyi olacak sıradan bir dangalaksınızdır. Çünkü siz arkanızı döndüğünüz anda bitecek olan ilişki, (Zaten sizi hiçbir şekilde sevmedikleri, bir insanı sevme yetisine sahip olmadıklarından, kalmanız için ısrar da etmeyecekler ve bunu bir marifet olarak göreceklerdir) kalmaya ve kendinizden fedakarlık yapmaya kalksanız bile aynı kökten gelişen iki farklı sebepten dolayı artık yürümeyecektir.
Birincisi; siz bir kere o kişinin bir onay mercii olarak size duyduğu güveni artık kaybetmişsinizdir. Çünkü hem ona karşı çıkmış, hem de başlattığınız bu savaşı yenilgiyle tamamlamış bir sümsüksünüzdür artık onun gözünde.
İkincisi de; onun istediği kişi olmaya başladığınız an, bunun sonu gelmeyen bir girdap olduğunu ve sizden olmanızın istendiği şeyin sabit bir oluş hali olmadığını anlarsınız. Sizden yapmanız beklenen ve sizin de aklınız sıra başarıyla yerine getirdiğiniz bir davranış, bir sonraki gün sizin kabahatiniz olarak karşınıza çıkarılacak, bu süreç siz dengenizi tamamen yitirene ve artık ne yaptığınızı bile bilmez bir haldeyken kıçınıza vurulacak bir tekmeyle sonlanana kadar devam edecektir.
Gerçekten yenilmiş ve çok şey kaybetmişsinizdir. Ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, nerede nasıl nefes alacağınızı bile bilmez bir haldeyken, an azından kurtulduğunuzu düşünür ve sevinirsiniz ama son darbe henüz gelmemiştir ve neredeyse tüm insanlığa olan o bir parça inancınızı bile yitirmeye yetecek yüzsüzlükteki darbe sizin haberiniz olmadan kendi uygun zamanını beklemektedir sinsice.
Aradan bir süre geçer ya da geçmez. O kişinin keyfine kalmış bir zaman süresi sonra kapınız çalınır ve gerçekten duymuş olmaktansa, sadece ayak parmaklarınızı kullanarak okyanusun ortasında yüzme öğrenmeyi tercih edeceğiniz o sözleri duyarsınız. “ARKADAŞ KALALIM!!!”
Bu iki kelimelik felaketin arkasında yatan ama dile getirilmeyen sözlerde aynen şöyle denmektedir: “Ben bu kısacık sürede bile fark ettim ki ben aslında suçluydum ama suçumu kabul edip senden özür dileyecek kadar dürüst değilim. (Özünde iyi, ruhu temiz bir insandır çünkü sevdiğiniz kişi. Öyle olmasa zaten sevmezdiniz. Ama kafası o kadar karışmıştır ki düşünceler aklında bir türlü tutunup kalamaz) Eğer benimle arkadaş olarak kalırsan, kendimi iyi hissedeceğim ve sana verdiğim zarardan dolayı kendimi suçlamayacağım. Çünkü biliyorum ki sen aslında benim sana verdiğim zararı hak etmedin. Bunların hepsinin oluş sebebi, benim ne istediğimi aslında bilmiyor olmam ve seni de sevmediğim halde sevgiyi kullanarak senden almak istediklerimi alabileceğimi zannetmem.”
Sizin ağzınızdan şaşkınca dökülüverir bunun mümkün olmayacağı. Kendisine tüm sevginizi ve dahası her şeyinizi sunduğunuz ama bununla mutlu olmayı bilememiş bir insanın şimdi sizden çok daha azını dilenmesi midenizi kaldırır…
Yine de sevdiğiniz insandır o. Belki hala, belki de geçmişte kalmış bir sıcaklıktır tek hissettiğiniz ve bu sıcaklığın kelimelere dönüşmüş hali şudur: “Ben seni affettim. Sen de kendini affet ve rahat bırak beni.”
“Senden nefret ediyorum…”
İnanamazsınız ama duyduğunuz aynen budur. Çünkü bilmezsiniz bağışlamanın aslında ne kadar büyük kötülük olduğunu.
Suçlu cezasını çekmek isterken, bağışlamakla cezayı çekip alırsınız onun elinden. Ne yapacağını bilmediği suçuyla baş başa kalır...
Kendisini affedebilirse, kendisini bağışlayabilirse kurtulabilir sadece ruhunun parçalanmasından.
Oysa bu da hiç kolay bir şey değildir. Hatta bir insan için var olan en çetin sınavdır kendini bağışlayabilmesi.
Çünkü açık yüreklilikle yapılacak bir hesaplaşma gerektirir insanın içinde. Açık yürekli olabilmek içinse yalanlardan arınmış olmak gerekir. Yalanlardan arınmasını istediğiniz insan bunun mümkün olmadığını bildiği için nefret eder sizden ve bu da onun elinden gelen tek şeydir.
Gülümsersiniz.
Bir sigara yakarsınız.
Bilirsiniz ki, bunun için bile çoktan affetmişsinizdir onu…
Sahir Üzümcü
23 Ağustos 2012
Çok sevmiştim ben sizi
Bütün memeli yavrularının,
Meme emmeyi sevdiği kadar
Çok sevmiştim hem de…
Kelimelerinize vuruldum ben.
Yaşlı, bunak ve sarhoş bir şairin,
Kelimelerin yaşlanmayan gücüne duyduğu,
Hayranlığa benzeyen bir hayranlıktı benimkisi.
Bir de,
Benim kelimelerimin kayıp düştüğü yerlerde rahatça gezinen,
Benim kelimelerimin üşüdüğü iklimlerde,
Don gömlek dans eden kelimelerinizin infilak etkisi…
Kaçırmak istedim sizi ben.
Kötü senaryolara hazırlıksız acemi bir uçak korsanının,
Tik-takları,
kalbinin tik-taklarına karışan,
Saatli bombayı korumak istemesi gibi...
Aşık da oldum ben size.
İçkiye ve sigaraya başlamasının sebebini,
Aşık olması zanneden yeniyetmenin,
Arkadaşlarına sevgilisini anlatırken
Dudaklarından taşan,
kırık gülümsemesi gibi…
Ulaşmak, dokunmak istedim size.
Pişman olmak için çok geç kalmış din adamının,
Tanrı’nın varlığından duyduğu korkunç şüpheden kurtulmak için,
Tanrı’nın varlığının ispatlanmasına duyduğu ihtiyaç gibi…
Sizinle beraber yaşamanın ve yaşlanmanın.
hayalini bile kurdum gizli gizli,
Renkler olmadan da resimler yapılabileceğine inanmayan,
Ucuz sokak ressamlarıyla kavga ederken,
Sizinle beraber yaratacağımız;
“Kelimeleri olmayan şiirleri”
Kafalarına patlatabilmek için…
Benim olmanızı istedim.
Utanç dolu düşlerimde,
Işıklar söndüğünde,
Sevinsinler mi, üzülsünler mi bilemeyen pervanelerin,
Hayal kırıklığıyla karışık rahatlaması,
Ya da,
İpi koptuğu için uçurtmasını geri getiremeyen çocuğun,
Şaşkın bakışlarıyla,
Annesinin dizlerine duyduğu ihtiyaç gibi...
Bana gelmek istediğinizi hayal ettim ben.
Kanadı kırık,
Yere mahkum kuşların,
Göğe kanat çırpmak istemesi,
Rüzgar sert eserken,
Yerde kanatlarını açıp da,
Gözlerini yummaları gibi…
Sizsiz kalmayı kaldırmıyordu içim.
Balığın denizden,
Ağacın topraktan ayrı sayılmasını isteyenlerin bile,
Denizsiz ve topraksız kalmalarına razı olmadığım gibi…
Dağlarda yaşamayı planlıyordum sizinle.
Betona düşen ve
Karısını döven bir temizlikçi tarafından,
Her sabah süpürülen yapraklarının,
Nerede mutlu olacağını bilen
Bir şehir ağacı gibi…
Ve evet...
Ne çok arzuladım teninizi,
Genç bir kadının,
Memelerinde bir çift bebek dudağını arzulaması gibi…
Sahir Üzümcü
06 Temmuz 2012
Yağmurdan bir ev
Yağmurdan bir ev yapsam sana,
Kış güneşinden bir balkonu olsa.
Upuzun geceleri,
Upuzun sabahları,
Upuzun öğleden sonraları,
Her biri bir ömür sürecek sofraları,
Her biri bir ömre yetecek akşamları olsa.
Omzumdan bir yastık yapsam sana.
Göğsümden bir yatak.
Ellerimden bir soba ısıtsa bebek tenini,
Nefesimden bir ninniyle uğurlasam seni uykularına.
Her sabah,
Sevinç dolu bir sabah olsam sana.
Ilık bir duş olsam.
Yumuşacık bir havlu.
Tazecik bir bahar olsam sabahlarında.
Demlenen çayın kokusu olsam,
Kümesten alınmış birkaç yumurta,
Dağlara bakan bir bahçe,
Bahçede tahta masa,
Masada bir şişe su olsam.
O suyun dağdaki pınarı olsam
Bir demet kır çiçeğinin içinden,
Bir tanesi olsam ve kendimi saçlarına taksam...
Kahve olsam bir fincan,
Dumanı, kokusu olsam kahvenin,
Sardığım sigara olsam dudaklarında,
Bir öpücük, bir öpücük daha olsam.
Bir hikaye okusam sana.
Bir şiir okusam,
Bir şarkı çalsam.
Gözlerine baksam,
Sessiz kelimelerin olsam,
Sesli kelimelerle konuşsak başka şeyleri.
Kelimelerin yerine yenilerini koysam senin için.
Daha iyilerini bulsam,
Yeni anlamlar katsam,
Bazılarını unuttursam sana,
Ve bazılarını unutsam.
Kırlarda bir gezinti olsam sana.
Bir ağacın gölgesi.
Bir meltem olsam terini teninden emen.
Tatlı bir sohbet olsam.
Yere uzanıp beraber izlediğimiz salyangoz olsam.
Yüksekten geçen kuş sürüleri olsam.
Gözlerine siper ettiğin ellerin olsam,
Başını kaldırıp, baktığında.
Saçlarındaki otlar olsam.
Belki bir – iki karınca,
Senin için öten bir kuş olsam bir dalda.
Bir şiirin sebebi olsam,.
Bir hikayenin ilhamı.
Gözündeki o parlama olsam,
Yüreğindeki o sıkışma olsam, heyecanlandığında.
Bir öpücük daha, bir öpücük daha olsam,
Bana okuduğunda.
Bir şişe şarap olsam sana.
Kıpkırmızı olsam, kocaman bir kadehte.
Şarabımı içeceğim, dudakların olsam.
Köy ekmeği ve peynir olsam şarabın yanında.
Mutlu bir şarkı olsam,
Mumlarla dolu bir salonda,
Huzurla dolu bir çift göz olsam sana..
Terasta bir salıncak olsam sana,
Tek tek, yıldızların hepsini koysam dudaklarımla,
Samanyolunu gerdanlık yapıp da boynuna,
Yepyeni bir evren olsam sana…
Sahir ÜZÜMCÜ
Kış güneşinden bir balkonu olsa.
Upuzun geceleri,
Upuzun sabahları,
Upuzun öğleden sonraları,
Her biri bir ömür sürecek sofraları,
Her biri bir ömre yetecek akşamları olsa.
Omzumdan bir yastık yapsam sana.
Göğsümden bir yatak.
Ellerimden bir soba ısıtsa bebek tenini,
Nefesimden bir ninniyle uğurlasam seni uykularına.
Her sabah,
Sevinç dolu bir sabah olsam sana.
Ilık bir duş olsam.
Yumuşacık bir havlu.
Tazecik bir bahar olsam sabahlarında.
Demlenen çayın kokusu olsam,
Kümesten alınmış birkaç yumurta,
Dağlara bakan bir bahçe,
Bahçede tahta masa,
Masada bir şişe su olsam.
O suyun dağdaki pınarı olsam
Bir demet kır çiçeğinin içinden,
Bir tanesi olsam ve kendimi saçlarına taksam...
Kahve olsam bir fincan,
Dumanı, kokusu olsam kahvenin,
Sardığım sigara olsam dudaklarında,
Bir öpücük, bir öpücük daha olsam.
Bir hikaye okusam sana.
Bir şiir okusam,
Bir şarkı çalsam.
Gözlerine baksam,
Sessiz kelimelerin olsam,
Sesli kelimelerle konuşsak başka şeyleri.
Kelimelerin yerine yenilerini koysam senin için.
Daha iyilerini bulsam,
Yeni anlamlar katsam,
Bazılarını unuttursam sana,
Ve bazılarını unutsam.
Kırlarda bir gezinti olsam sana.
Bir ağacın gölgesi.
Bir meltem olsam terini teninden emen.
Tatlı bir sohbet olsam.
Yere uzanıp beraber izlediğimiz salyangoz olsam.
Yüksekten geçen kuş sürüleri olsam.
Gözlerine siper ettiğin ellerin olsam,
Başını kaldırıp, baktığında.
Saçlarındaki otlar olsam.
Belki bir – iki karınca,
Senin için öten bir kuş olsam bir dalda.
Bir şiirin sebebi olsam,.
Bir hikayenin ilhamı.
Gözündeki o parlama olsam,
Yüreğindeki o sıkışma olsam, heyecanlandığında.
Bir öpücük daha, bir öpücük daha olsam,
Bana okuduğunda.
Bir şişe şarap olsam sana.
Kıpkırmızı olsam, kocaman bir kadehte.
Şarabımı içeceğim, dudakların olsam.
Köy ekmeği ve peynir olsam şarabın yanında.
Mutlu bir şarkı olsam,
Mumlarla dolu bir salonda,
Huzurla dolu bir çift göz olsam sana..
Terasta bir salıncak olsam sana,
Tek tek, yıldızların hepsini koysam dudaklarımla,
Samanyolunu gerdanlık yapıp da boynuna,
Yepyeni bir evren olsam sana…
Sahir ÜZÜMCÜ
12 Nisan 2012
Daha çok sevdikçe
Gitmeyi bilmeyenlere çıkıyor yollarımız değil mi hep
Bekleme salonlarına, kahve köşelerine
Kayboluyoruz, kaybolamadıkça, yok ola ola
Şarkı gibi söylenmeyi öğretiyoruz hüzünlere
Daha çok sevdikçe, daha çok gömülüyoruz sessizliğe
Daha yeni kalemler açıyoruz eskiler yenildikçe
Yol almıyoruz ya biz izlerimizde artık
İzler de artık yol olmuyor bize,
Beklemeyi bilmeyenlere gidiyoruz hep değil mi
Ayak seslerimizle, boş ceplerimizle
Tutmaya, sıkı sıkı sarılmak diyoruz ya biz utana sıkıla
Sanki gibi duyulmayı öğretiyoruz en iyi bildiklerimize
Daha çok gittikçe, daha çok geri dönüyoruz kendimize
Daha keskin bıçaklarla oynuyoruz elimiz kolumuz kesildikçe
Kilitliyoruz ya biz kapılarımızı, pencerelerimizi artık,
Kapılar, pencereler de artık açılmıyor yüzümüze...
Sahir Üzümcü
Bekleme salonlarına, kahve köşelerine
Kayboluyoruz, kaybolamadıkça, yok ola ola
Şarkı gibi söylenmeyi öğretiyoruz hüzünlere
Daha çok sevdikçe, daha çok gömülüyoruz sessizliğe
Daha yeni kalemler açıyoruz eskiler yenildikçe
Yol almıyoruz ya biz izlerimizde artık
İzler de artık yol olmuyor bize,
Beklemeyi bilmeyenlere gidiyoruz hep değil mi
Ayak seslerimizle, boş ceplerimizle
Tutmaya, sıkı sıkı sarılmak diyoruz ya biz utana sıkıla
Sanki gibi duyulmayı öğretiyoruz en iyi bildiklerimize
Daha çok gittikçe, daha çok geri dönüyoruz kendimize
Daha keskin bıçaklarla oynuyoruz elimiz kolumuz kesildikçe
Kilitliyoruz ya biz kapılarımızı, pencerelerimizi artık,
Kapılar, pencereler de artık açılmıyor yüzümüze...
Sahir Üzümcü
Hayale benziyor şimdi
Hayale benziyor şimdi sana dair aklıma gelenler.
Sana sımsıkı sarılmış olduğumu hatırlasam da,
Sanırım aklım oyunlarını oynuyor,
Ve kanıyor şimdi kollarımın boş olmasına.
Hiç olmadığını,
Seni uydurduğumu zannettiriyor bana.
Ekleyemiyorum kokumu ve sesimi,
Yarım kalmanın, kokusuz ve sessiz anılarına.
Sahi,
Ben hiç dokundum mu sana?
Bir görüntüm oldu mu gözlerinin gerisinde?
Bir şeklim?
Adımı hiç andın mı hayallerinde?
Neye dokunsam, seni düşünürdüm ben
Hatırlıyorum sanki hala ve yine de.
Hatırladıklarımdan
Hatırlamayı acılaştıran,
Eksilmeyi hızlandıran bir his kalıyor içimde.
Ve düşünüyorum;
“Yanılıyor olmalıyım,
“O hiç olmadı belki de…”
Sahir Üzümcü
Sana sımsıkı sarılmış olduğumu hatırlasam da,
Sanırım aklım oyunlarını oynuyor,
Ve kanıyor şimdi kollarımın boş olmasına.
Hiç olmadığını,
Seni uydurduğumu zannettiriyor bana.
Ekleyemiyorum kokumu ve sesimi,
Yarım kalmanın, kokusuz ve sessiz anılarına.
Sahi,
Ben hiç dokundum mu sana?
Bir görüntüm oldu mu gözlerinin gerisinde?
Bir şeklim?
Adımı hiç andın mı hayallerinde?
Neye dokunsam, seni düşünürdüm ben
Hatırlıyorum sanki hala ve yine de.
Hatırladıklarımdan
Hatırlamayı acılaştıran,
Eksilmeyi hızlandıran bir his kalıyor içimde.
Ve düşünüyorum;
“Yanılıyor olmalıyım,
“O hiç olmadı belki de…”
Sahir Üzümcü
Henüz
Döşüne başımı yaslamadım henüz,
Kokumu çekmedin içime.
Nefesimle titremedin hiç,
Kollarımda olmadın,
Sıcağım sinmedi tenine.
Gözlerimle erimedin daha sen,
Saçını dolamadım avuçlarıma,
Daha tuzuna batmadı dudağım,
Balını süzmedim teninden,
Kıvranmadın parmak uçlarımda...
Sahir Üzümcü
Kokumu çekmedin içime.
Nefesimle titremedin hiç,
Kollarımda olmadın,
Sıcağım sinmedi tenine.
Gözlerimle erimedin daha sen,
Saçını dolamadım avuçlarıma,
Daha tuzuna batmadı dudağım,
Balını süzmedim teninden,
Kıvranmadın parmak uçlarımda...
Sahir Üzümcü
Hayallerini
Hayallerini yıktığımı düşünüyorsun değil mi?
Farkında değilsin oysa,
Yıkılan şey gerçekti...
Sahir Üzümcü
Farkında değilsin oysa,
Yıkılan şey gerçekti...
Sahir Üzümcü
Yüzün
Yüzün,
Zihnimi kul eden zehirli kılıç,
Darbe üstüne darbe yağdırıyor gözlerime
Sallandıkça daha yakın,
Savruldukça daha keskin,
En keskin kenarını salıyor üstüme.
Varmış işte bir yolu, bulunmuş
Cadı çığlığı kazınmış ışıltısına.
Savaş yarası yıldırımlar bezenmiş,
Çeliğin ateşten çaldıklarına.
Saldırdıkça daha sert,
Saplandıkça daha derin,
Daha da derin yer ediyor yüzün aklımda…
Sahir Üzümcü
Zihnimi kul eden zehirli kılıç,
Darbe üstüne darbe yağdırıyor gözlerime
Sallandıkça daha yakın,
Savruldukça daha keskin,
En keskin kenarını salıyor üstüme.
Varmış işte bir yolu, bulunmuş
Cadı çığlığı kazınmış ışıltısına.
Savaş yarası yıldırımlar bezenmiş,
Çeliğin ateşten çaldıklarına.
Saldırdıkça daha sert,
Saplandıkça daha derin,
Daha da derin yer ediyor yüzün aklımda…
Sahir Üzümcü
Konuş benimle ne olur
Konuş benimle ne olur, ben dinleyeyim,
Bana sen olmayı anlat, yağmuru özledim.
Saçlarım kirli, bütün elbiselerim eski,
Ben sana susmaya geldim.
Yastığım dizlerin olsun, biraz dinleneyim,
Yurdum olsun gözlerin, hanidir kokusunu beklerdim
Ne çok söze ses oldum ben,
Şimdi sana es olmaya geldim.
Bir masal, bir peri, sen anlat ben süsleyeyim,
Bir adımda dağlar, bir zıplayışta denizler aşıp, neşeleneyim.
Büyülerimi unuttum, kanatlarım yok artık,
Ben sende dur olmaya geldim.
Senin içindeki ejderha, benim alevim,
Yaktığımız kocaman bir ateş, tek başıma söndüremeyebilirim.
Sen ve ben, tek bir renk; Morun, en ötesi,
Ben sana aşk olmaya geldim.
Anlat bana lütfen, ben neyim, sen kimsin?
Aynı yere gideceğiz nasılsa, söyle; Seni nerede bekleyeyim?
Işıldasın bütün melekler, benimde elimde, yüzümde,
Düşlerimde görmüştüm seni
Sende bir düş görmeye geldim…
Sahir Üzümcü
Bana sen olmayı anlat, yağmuru özledim.
Saçlarım kirli, bütün elbiselerim eski,
Ben sana susmaya geldim.
Yastığım dizlerin olsun, biraz dinleneyim,
Yurdum olsun gözlerin, hanidir kokusunu beklerdim
Ne çok söze ses oldum ben,
Şimdi sana es olmaya geldim.
Bir masal, bir peri, sen anlat ben süsleyeyim,
Bir adımda dağlar, bir zıplayışta denizler aşıp, neşeleneyim.
Büyülerimi unuttum, kanatlarım yok artık,
Ben sende dur olmaya geldim.
Senin içindeki ejderha, benim alevim,
Yaktığımız kocaman bir ateş, tek başıma söndüremeyebilirim.
Sen ve ben, tek bir renk; Morun, en ötesi,
Ben sana aşk olmaya geldim.
Anlat bana lütfen, ben neyim, sen kimsin?
Aynı yere gideceğiz nasılsa, söyle; Seni nerede bekleyeyim?
Işıldasın bütün melekler, benimde elimde, yüzümde,
Düşlerimde görmüştüm seni
Sende bir düş görmeye geldim…
Sahir Üzümcü
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















