akgün akova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akgün akova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2016

Nasıl?

kanadı kırık kelebeği zor yetiştirdik Acil'e
renk yitiriyordu kırıkça sarı
                                         az sarhoş pembe
durumu ağırdı

kapıda dikilen ilkbahara söyleyin
boşuna beklemesin
çekip gitsin
kelebeğin öldüğünü ona nasıl söylerim ben

Akgün Akova

26 Temmuz 2014

Sıcak Buz

kabarmış hindi çatlatan bakışıyla
geçti sokakların kılcal damarlarından
aşk vurdu onu / artık her şey kırılabilir
ki üstlerine deniz attığı kadınlar
onun adalarından kurtulup
korsan şarkılarını unutana kadar
ağustos öğlelerinde bile
ıpıslak kaldılar

aşk vurdu onu / artık her şey kırılabilir
her şey kırılabilir / su bile

Akgün Akova

Bengal

gözlerime yükledim seni gözlüğüm tutuştu
omurgası çatladı zamanın gelecekten düşünce
onu götürdüğ'müz hastanenin
en acil servisinde
o bal rengi bacaklarına dinamitlendi içim
küçüğüm, küçük kadınım
transistörlü radyomda geceler boyu aradığım
bir gidip bir gelen
yitik bir uzun dalga istasyonu gibisin
nisan
evet o mırmoruk nisan şemsiye sürüleri düşler
peynir ekmek sesine uyanırken pomfuruk mayıs
alev halkalı küpelerini sıyırırsın gülümseyerek

evden kaçan Bengal kaplanlarının
sıçrayarak içinden geçtiği küpelerin

en son onlar yoldan çıkar ve kınalı aralığı ağzının
küçüğüm, küçük kadınım
yanında, teninde ve kahkaha çiçeklerinde
içlerinde sıkışıp kaldığım saat camlarının
tüy bahçendeki cin saçlarının
ve çeliğin üstündeki diş izlerinin
ve yaklaşan ölümün kaçınılmazlığında
bir yumuşakça gibi saklarım altmış dört yaşımı
güneşten

küçüğüm, küçük kadınım
sevdamız çıngıraklar ve alarmlar günlüğü
sürekli deri değiştiren
ve sıyrılan etekler kitabında ben
ilkbahar bankası soygunlarına giderim
küçüğüm, küçük kadınım
dudağını dayadığın o buzlu camlara
hohluyorum
aramızdaki kırk beş yaş farkı
ve ellerimi
yıldızlarının üstüne koyuyorum

( dring.. drong..
dring.. drong..
sayın ziyaretçiler
huzurevimize gonca gül sokulmaması
önemle rica olunur
dring.. drong..
dring..
yitik..
bir..
uzun dalga..
istasyonu..)

Akgün Akova

30 Haziran 2013

Mine

bir ipliğin üstünden aldım seni
kopmuştun
sökmüştün beyaz kelebeklerini
karanlık bulutlarla uçmuştun

bir iğnenin ucundan aldım seni
batmıştın
keskin bir aşkla yaralamıştın kendini
sevdiğin yerlerden düşmüştün

bir düğmenin deliğinden aldım seni
kırılmıştın
insan nice zaman acemi bir terzi
hayatı kısa biçmiştin

iki yakanın arasından aldım seni
n’aparsak yapalım
ikisinde de
çırılçıplak kalıyor sonunda insan
ve sanırım
bu yüzden birbirine benziyor ölümle aşk

bu yüzden sevgili Mine
bir makasın ağzından aldım seni
yürek yeniden biçilsin, aşk geri gelsin diye

Akgün Akova

17 Mayıs 2013

Kanat Terzisi

her şeyi
anladılar
sevgilim
seviştiğimiz
yatakta
unutulmuş
bir çift
kanat
bulunca

terzilerine
gidiyor
kentteki
kadınlar
kendilerine
kanat
diktirmek
için
o günden
beri

Akgün Akova

20 Nisan 2013

Eski Denizlerden Kim Kaldı

yani sen de denizsen be Marmara
iki boğazın var diye göl demiyorlarsa sana
canına okurum ben böyle işin
haberin var mı ben altı boğaza birden bakarım
benden sorulur Elif'imin
benden sorulur dört şeytanımın karın tokluğu
senin İstanbul'un okula gider mi, kağıt kalem ister mi
Çanakkale'nin çocuk felci, yatak yorgan yatması var mıdır
adalarından birinin bile ah Marmara kara mıdır bahtı

yani sen de denizsen Marmara
otur hesapla bak, üç kere daha denizim senden
ama bana deniz diyen yok o başka dava
Sarıyer'in oralara mavi bir nokta koyan yok
atlaslara falan da yazılmaz tüh ki adım
ne dersen de dünya tersine dönüyor Marmara
seni Boğazlar besliyor iki ucundan
ben de altı boğazı ay ortası biten maaşla

kızıp köpürme ama
hiç deniz görmesek yutardık belki Marmara

Akgün Akova


Delinin Ölümü

ölüm diye mırıldandı gün boyu
sonra duru duru sustu hep
yalan yok, onunla dalga geçtik
nerden bilirdik ki
sıcak bir kumru ölüsü gördüğünü
hem öyle pek eski değil, dün öğle üstü
ardından gök çıldırmış, bunu gören yok
deyin ki yıllardır bir periye aşk dokurdu yeşimle
enikonu balkonunu cin çarpmıştı, duyardık
daha kötüsü kedisi de düşmüştü damdan
düşmüştü de kalmıştı dokuz canına hayret
bir gezgin çoban yıldızını bırakmış eline, söylerdi
nicedir o yıldız çakardı ela gözünde

bir periye aşk dokuyordu hiç usanmadan
aslanağızları geçiyordu, iğneler, dervişler
fırdöndüler, koyun postları, kor bir yelek
simli gelin telleri, tut ki rüzgar gülleri
ölüyordu
yanında duruyor, garipsiyorduk
bir delinin de kumru gibi ölebileceğini

Akgün Akova

Çince

ayrıldık ya, ateşini söndürdüm, uçuçböceklerini yaktım
içim cız etmedi mi, etti, allah kahretsin
gözlerime uçaklar düşmedi mi, düştü, allah kahretsin
gül yapraklarını tuvalet kağıdı yaptım, yıldızların bodrumda
Nuh'un gemisi sırtımda paramparça
cami kedilerinin yalnızlığından geçindim ve daha bilmem nelerden
seni unutmak istedim bunca kıskançlığımla
ezogelin çorbanı, arapsaçını
sigara külünü unutmak istedim
unuttum mu, unutamadım, allah kahretsin

ayrılık taş duvar
ayrılık Çin Seddi aramızda
Çin Seddi ne kadar uzun, allah kahretsin

Akgün Akova

29 Aralık 2012

Güvercinli Güvercinli

Çiçekçilere soruyorum,kupa papazlarına,kumrulara
Eğreltiotlarına
Kimya kitaplarına
Karpuz satıcılarına soruyorum balkondan bağırarak
Bilmemek ayıp değil ki öğrenmemek ayıp
Ama sevdamızın her şeyden bir fazla oluşuna kimsenin aklı ermiyor
Okul kırmış çocuklardan bir fazla uçarı
Adem'le Havva'dan bir fazla çıplak
Gerçi esmeriz ya,Marliyn Monroe'dan bir fazla sarışın
Bir fazla İstanbul efendisi yaşlanmış çınarlardan
İstanbul dedim de aklıma orda olduğum geldi
Karı muhabbetlerinde mi her allahın günü
Carıl curul mu yine tatlı kaçık İstanbul
Ne halt edersen et en çok sedef bakışını arıyorum senden ayrıyken
En çokdan çok da dünyaya meydan okuyan gülüşünü
Şiirim diyorum ona,bu sözü bir fazla hak ediyor bütün şiirlerimden
Yaban gülüm diyorum
Çılgınlığım
Vazgeçemediğim
Birden güvercinli güvercinli gülüyorum
Bak
Sevdamıza bir numara dar geliyor sanki şimdi yeryüzü

Akgün Akova

24 Kasım 2012

Kırık Bir Kemansa Yaşadığımız Hayat

seni hep gökyüzünün önünde düşünürüm

süreyya berfe


...

sevgili kırlangıç,
güneye, hep güneye uçan kuşlar yağmurun altından geçerken ne düşünürler acaba? su damlaları tüylerine vurmaya başladığında konacak başka bir yürek mi ararlar? bunları bana, güneşin ellerimizi yeniden ısıtacağı bir bahar günü anlatmalısın. o gün, kuzeyde kalmış olan bana, güneyin ışıklarını anlatmalısın. o zamana kadar, dinlenmek için konacağın ağaçlardan birinin dallarına, sen okuyasın diye, Ingeborg Bachmann'ın yıldızların göz kırptığı şiirlerle dolu "Büyük Ayı'ya Çağrı" adlı kitabında yer alan "Kuzey ve Güney" şiirini asıyorum:


"çok geç vardık bahçelerin bahçesine,
o hiçbir üçüncü kişinin bilmediği uykuda.
kar yağmasını zeytin dalında beklemekti istediğim,
yağmuru ve buzların gelmesini ise badem ağacında.
ama nasıl dayanabilir palmiye,
senin yumuşak yapraklardan örülü duvarı yıkmana,
nasıl yolunu bulsun yaprakları sisin içinde,
sen kış giysilerine büründüğünde?
düşün ki, yağmur ürkütmüştü seni,
açılmış yelpazeyi sana getirdiğimde.
sen onu kapattın. yitirdin zaman sezgini,
ben kuş sürüsüyle havalandığımdan bu yana."
"Yüreğinin götürdüğü yere git" diyordu Susanna Tamaro. ama,


sevgili kırlangıç, sen giderken yüreğini yanımda bırakmamalıydın. gittiğin yere onu da götürmeliydin. çünkü, hala Bachmann'ın sözcükleri öpüp duruyor resmimizi ve kırık bir kemanın ezgisini çalıyor yaşadığımız hayat:
"ve nerede camı buğulatsam,
yine senin bir çocuk parmağıyla resmedilmiş
adın çıkıyor: masumiyet.
onca uzun zamanın ardından."

AKGÜN AKOVA

29 Ekim 2012

Kuşbakışı

senin bakışın sevgilim
senin bakışın
bulutlarla yanak yanağa gezen kırlangıç
uçurumların anlamını bilen albatros
yağmurlu günlerde güneş devrimi yapan güvercin
senin bakışın
telefon kulübesinde sesimle sevişen kumru
gökgürültüsünün üstünden geçen turna
emeğin kavgasına kanat veren kartal
senin bakışın sevgilim
senin bakışın
"çok uzaklara gitmeliyim kendimi bulmak için" diyen leylek
"uzaklara gidersen yitirirsin yakınındakileri" diyen serçe
baştankara, içimdeki yazı bahçesine dadanan

sevgilim
senin bakışın
kısa otlara uzun dalların öykülerini anlatan çalıkuşu
çocukluğumun şeytan uçurtmalarıyla yarışan saka
aynanın önünden yavaşça  geçen tavuskuşu
sevgilim
ışığın yırtıldığı yerde gökyüzünü bekleyen ispinoz senin bakışın
gökdelenin bodrumunda yuvasını arayan tarlakuşu
odun kafalıları hırpalayan ağaçkakan
sevgilim
savaş gemilerinin üzerine yağan martı senin bakışın
senin bakışın
geceyi, seviştikçe kanadı kanayan geceyi
---------boşluğun ıslığıyla aralayan yabankazı
gerçeküstü pelikan,
---------gökyüzünde su kanalları açan pelikan
"yakaladığım en büyük balık sensin" diyen yalıçapkını senin bakışın

sevgilim
senin bakışın
konduğu ağaçlara bir bir sarıldığım ardıçkuşu
sürüden erken ayrılan bıldırcın
cerenin sırtında uyuyan keklik
sevgilim
senin bakışın yağmurkuşlarının nem bolluğu
yıldızların felsefesini bilen kukumav
cennet papağanı, yatağımda gökkuşağını uyutan
kuşların müzik öğretmeni bülbül
senin bakışın
ezilenler başkaldırdıkça sevinçle öten kızılgerdan
sinema karanlığında dudak çırpan İstanbul kuşu,
öyle bir kuş varsa eğer
geceyle gündüzü tüylerinde eşitleyen saksağan

sevgilim
senin bakışın
mutsuzluğa gagasıyla gülümseme biçen kayaşakrağı
yapraktan çimene haber götüren ötleğen
Van Gölü'ne gölgesi vuran atmaca
Aladağlar'da iç geçiren şahin
senin bakışın
denizcilerin unuttuğu bahri
gemicilerin unuttuğu suyelvesi
sevgilim
hiç unutmadığım yelkovankuşu senin bakışın

yüzümdeki gökyüzü
bakışlarındaki kuşlarla tanıdı kendini
sevgilim senin yüzün
senin yüzün
eski kuşların yeni seyir defteri


Akgün Akova


07 Eylül 2012

Aşk Ve Kuyrukluyıldız

gittiğim bütün hekimler aynı şeyleri söylediler
söz birliği etmişcesine
"aşk hastalığıdır bunun adı
ve çok sarsar insanı bu yaştan sonra"


oysa ne yalan söyliyeyim,
ben yalnızca
bir kuyrukluyıldıza
çarptığımı sanmıştım
yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken
yüreğim bir patlamayla aydınlanınca


Akgün Akova

Geriye Dönmeyecek

birden duruyor, "yola her çıkışımda" diyor
"bir kız vardı gözleriyle beni bekleyen
bir kız topsuz tüfeksiz çıkartma yapan yüreğime
bir kız vardı tıpkı uçuçböceği kanatlarından ürken"

( derinde Fenike gemileri
kanadı kopuk uçaklar gibi andaç oldu ayrılık
solgun olsa da
yere düşen bir gül nasıl gene bir gülse
boşadır ayrılığı anlatmaya çalışmak
anlarsa ancak yüreği anlar bir çocuğun
annesinden ayrılmışsa )

çıkıp gidiyor şiirden, yollarda bir suskunluk
hele kutup yıldızını görseniz o nasıl suskunluk

suskunluk, geriye dönmeyecek diye


Akgün Akova

Bir Kıyı Kahvesinde Uyandık

bir kıyı kahvesinde uyandık
üç aşağı beş yukarı her şey denizdi
sesimiz: iki çay, biri şekersiz
çıkınımız çadır bezinden, ilmiği eksik
masamız ters dönmüş gümüş kalyon

bir kıyı kahvesinde uyandık
sizi sabah yıldızı sordu dediler
el ele tutuştuk dışarı çıktık
avuçlarımız göğe kapanırken
elimiz bile denizdi karman çorman

( okura yıldırım telgraf :
bu şiir bitmeye varınca sezinledim
stop
deniz de sevda gibi
stop
tüm şiirlerde sözü edilse bile
eskimiyor
stop )


Akgün Akova


Yağmur Bizi İzliyor Sevgilim, Yalnızca Biz

Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği’nden dönüyorum
Bir yanıp bir sönüyorum
Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
Yalnızca biz geçmişi yaktık, yalnızca biz
Bir şemsiyeye çarpıp batan bir teknedeydik, eğildik
Eğildik ve iplerini çözdük
Sonsuz ipli uçurtma şenliğine dönüştü birlikteliğimiz
Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
Ağzımız sürükleyip götürüyor çalar saatleri
En tehlikeli odalarındayız otellerin

Anılarını Yerlerden Toplayanlar Derneği’nden dönüyorum
Bir yanıp bir sönüyorum
Yağmur bizi izliyor sevgilim, yalnızca biz
Yalnızca biz bayrakları yaktık, yalnızca biz
Gözyaşı şişelerine çarpıp kırılan bir ülkedeydik, sevdik
Sevildik ve kire pasa direndik
Yeniden sevdalanıyorum sana bunca kaçak günlerden sonra
Yağmur bizi izliyor sevgilim
Bir bardak yeryüzünde yeniden fırtına.

Akgün Akova

Çiçeğe Durur Gibi Uyanışım

sabah sabah
bir uyandım bir uyandım sormayın
çarşafım yeni ya biraz ondan bilindi
güneşti camdan vuran serseri kılıklı kar bile yağsa
belki bir meleğin sırtını kaşımış
ya da kafayı üşütmüşüm sağımdan kalkarak
hepsi olabilirdi
bugün aybaşı, maaş alacak
talih kuşu başına konacak, ondandır dendi
biri de tutturdu düşümde cenneti görmüşüm
boşversene sen arkadaş
öyle olsa cenneti bırakır da uyanır mıyım hiç

hiçbiri değil dostlar hiçbiri değil
çiçeğe durur gibi uyanışım
akpak sevdamdan
ve böyle bir gün say say bitmez güzelliği

Akgün Akova

06 Eylül 2012

Uzun Kanatlı Kuş Sürüleri Diliyorum

Aşk çılgınlığının köprülerinden geçelim seninle
sevgilim, yaban otları arasında bulduğum yeşim
yüreğimdeki su birikintisinde okyanusu arayan nehir
sevgilim, unutmabeni çiçeğinin tuttuğu günlük
gözlerimle sarıldığım kuğu bulutlu gökyüzü

ellerini ayrılıklardan kaçırdığım
dalgın deniz feneri duruşlu
ilkbaharda gezinen sis saçlı sevgilim
mevsimlerin ilkokulundan kışı silelim seninle
yaz yağmurlarına yakalanalım
kumsalında sevişmek istediğin kız kalesi’nin önünde
açık hava sinemalarının yıkıntılarında uyuyalım
yer gösterici uyandırsın bizi
gözümüze sıktığı el feneriyle

‘hadi kalkın sevdalılar,
aşk hikayesi filminde oynayan çift yaşlanmış,
seyirci sizi görmek istiyor!’

binlerce, onbinlerce kemanla çağırdığım dolunay
elektriğin gümüş suyuna ışığını değdiren yıldız
yeraltı kentimde biten güzelavrat otu
geçmiş sevdalarımı erittiğin geceler için
yeniden birini sevmenin ne olduğunu anımsattığın
yüzümde tahtlar devirdiğin,
saraylar yıktığın için
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum.

Akgün Akova



27 Temmuz 2012

Bak Fena Olur

bir gün ayrılırsak
sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi
gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü
gece gece
abone olduğumuz o parkta bulurum kendimi
köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur
söylemem gerek mi bilmem, zırlıyorumdur
rıhtımlar dolusu narçiçeği sen
birkaç ton körkütük ben
bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi

bir gün ayrılırsak
gülkurum, çılgın diye an beni
de ki bulutlanarak, onu sevdim gibi
kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan
göğün beline keman teli sarıyordur
her zamanki gibi
de ki
kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur
sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde
yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini

bir gün ayrılırsak
dövünen çok olur, sevinen daha da çok
takla atanlar olur haber üstüne
göbek atanlar
ülseri azanlar olur
bir gün ayrılırsak
bak fena olur


Akgün Akova


Saçıma Dokunma

"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle
ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
bırakmak istemiyor
kasıklarını öperken "saçıma dokunma" diyorsun
dilimde gezdirirken seni,
"saçıma dokunma, n'olur"
kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha
anılar dökülüyor göksarmaşıktan

ikimiz de biliyoruz
bir çözsem saçlarını
bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan
saatlerin saçları olsaydı sevgilim
bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman
ah sevgilim ne diyecektim ben sana
aç pencereyi ve dışarıya bak
son gecemizde kar altında kuğular

Akgün Akova

Birbirine Karışsın Diye Saçlarımız

sigarasını söndüren berber
darman duman dinliyor söylediklerimi
elindeki makası nerdeyse dünyaya düşürecek
yani biz ayrılınca dünya nereye gittiyse
"kökünden kesin saçlarımı" diye yineliyorum
"sonra toplayıp verin bana, bir ayrılığın andacıdırlar"
dokunurken saç tellerime parmakları titriyor
her zaman özene bezene taradığı
siyah, kıvırcık bir sel boşanıyor ardından
gözlerini yumarken aynalar
yalnızca makasın sesi duyulan
ve kanat çırpışı
kafesinde çılgına dönen sakanın

sevgilim
açtığında postacının getirdiği paketi yarın
içinde senin yüreğini kaldıran dağlar
benim gözlerimi dolanan sis
ve sevişirken çam ağaçlarına takılan saçlarımız
birden herşey, herşey, bir gölde bir sabah ansızın açılışı
gibi
yüzlerce nilüferin
ayrıldığımız gün üzüntüden bayılan zaman
kendine gelince olmadık anda
vapurlar yağacak yüreğinin adalarına yeniden
yeniden dalgalar
yeniden limanlar
yeniden sonu olmayan şarkılar
hepsi
yine birbirine karışsın diye saçlarımız

o zaman yine saçlarını topla sevgilim
ve yüreğinde beklettiğin martıları sal

Akgün Akova