ahmet uysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmet uysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Aralık 2013

Evvel Zaman Şairleri

NECATİGİL

Sokaktan eve taşırdı
İncecik kırgın bir aşkı

EDİP CANSEVER
Mendilinde kan sesleri
De bıraktı Edip Abi

TURGUT UYAR
En güzel ona uyardı
Büyük Saat, erken durdu
Kayayı Delen İncir'in
Yurduydu onun da yurdu

CEMAL SÜREYYA
Çiçek dolu şapkasıyla
Hep güvertede oturdu
Ölümünden sonra bile
Cıgarası yandı durdu

CAHİT KÜLEBİ
Mavi bir türkü söyledi
Bergüzâr oldu Külebi

NÂZIM
Yeryüzüne bir kez gelir
Adı Nâzım olan şiir


Ahmet Uysal

12 Eylül 2013

Geceleri Hayal Edilen Şiirler

daha dün gibiydi
her kimsemdiniz yanımda
yürüyüp giden belirsiz
patikalarında ormanımın
kır çiçekleri gözlemcisi
isimler bulucusu bitkilere
toprağa düşen cemreye
benzeten bütün böcekleri
avuçlarıma kuşdiliyle
dizeler yazma ustası

yenilgilerimle sığındığım
sunağımdınız denize esen
yaz yeli ürpertisi yalnızlığımın
kokusundan tanıdığım
ince ıssızlıklar çiçeği
dokunsam kırılan
yağmurlu nisanlar dalı
otların yüzüme değmesi
uzanınca toprağa

geceme upuzun serilen
dağ eteğimdiniz
yan yana getirilmiş
büyülü çiçekler senfonisi
sürüklenip yok olduğum
büyük sonsuzluk
renkleri tanımsız
gül çürüğü günlerinizde
unutmadım elimdeyken
kalbiniz olan elinizi.

Ahmet Uysal






İzlerin Büyüsü

tekneler geçiyor
Midilli kıyı şeridinden
arkalarında şiir/izi!

aşk uykusundan uyandım ki
yaşlı bir zamanmış meğer
iz bırakan dudağımda

düşlerini size bıraktığım
o şehirde yoksunuz;
yangın izi kalmış yerinizde!

okşanmayan kuşlardan
ne kalır çatı katında
kanat izinden başka!

bugün var yarın yoksam:
Troya toprağında
semender izi olsam!

aşk izidir kuşkusuz
bunca yıl silinmeyen, dilimdeki
sözcüklerin ince ürpertisi.

Ahmet Uysal

Aya Tapma Günleri

dönmeyen kuşlar yüzünden,
tutup bir uzaklığı sevdim;
gözleri eylül yağmuruydu,
güneşin doğuşu troya’da,
öte yakasıydı boğazın

ah, şu kar altında uç veren
dağ zambakları yok mu
yalınlığı sevdim onlar yüzünden;
az az söyleyip susmayı,
aşk kılmayı her yolculuğu

şiir yazmasan da olur ey,
demeleri boşuna olamazdı,
şiir zamanlara savruluyordum
oraya, yok olmaya, son olmaya
dudağımla, kalbimle!

görün işte sunaklara sığındım
ilkel şamanımla içimdeki,
aya tapmanın güzelliğine;
yağmura, rüzgâra bürünmeye
uzanmaya bir dağın duldasına…

Ahmet Uysal



03 Eylül 2013

Şiir mi Denir Onlara

'troya'da budanmış güle
söylediğin sözleri
şiir sandınız!

sarıl/sıklam yağmura tutuldum
rüzgara tutundum
suyun gizli gözdesi oldum
şiir sandınız!

onlar ida metinleriydi
hatmilerin son matemiydi
yaz ırmağına gece sözleriydi
şiir sandınız!

ida'nın eteğinde
gelincik aralığından
zambak kapısına süzüldüm
omzum kuğulara değdi
rüyalarınızı ağzından öptüm
şiir sandınız!

gül büyüsüydü hepsi
ege köpüğüydü
bir kadının göçmen yüzüydü
ah ne çok savruluş,
ne büyük aşktı o:
şiir sandınız!

Ahmet Uysal

30 Ocak 2013

Öpüş Tadında


Bir şiir
Tek bir şiir yazmalıyım
Uyağı rüzgâr olan
Yağmura bürünmüş soluğu

Bir gün
Tek bir gün kalmalı
Benden kalacaksa geriye
Bir öpüş tadı dudağımda

Ve bir öpüş tadında
Olmalı o şiir de

Ahmet Uysal

28 Ocak 2013

Sana Ne Söylesem

Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Sen ki şiirler düşürürdün
Uzun uğultularla akan sulara
Toprağın tuzu, taşın izi olurdum

Ayışığı toplardın güllerden
Gecenin ürpertisinden çocukluğumuza
Kırgın kadınlarımıza yazılarda
Oradan oraya savurduğumuz
Sarılan sarılan yalnızlığa

Şimdi nasıl koysam yerine
Kırılan dalı, örselenen çiçeği
Okşasam usulca, öpsem öpsem
Bulutlarla düşlesem, kuşlarla düşünsem,
Şiirle sağaltsam sayrı yüreğimi

Sana ne söylesem ömrüm sana
Sen ki gümüş pullar düşürürdün
Bulanık karanlığına hüznümüzün
Yeniden yeniden kazanırdık umudu
Unutulurdu yenilgi, susardı ölüm

Güz geldi ah, güle ne söylesem
Sana ne söylesem ömrüm
Toparlan, kanınla katıl haydi
Kalan ömrünle, kanayan yanınla
Bir yoğunluğa koy günlerini

Ahmet Uysal

Unutulmuş Bir Mektuptur Aşk

kırılgan günler edinmişsem
altmışından sonra.
bir çiçeği
koklar gibi tutacaksınız demektir bu
tutarken saydam ellerimi

aşkın önüne geçen şiirler beklemesin
artık benden sevdiğim kadınlar

ve bütün güzel kadınlar,beni
öper gibi öpsünler yaz ırmaklarını
sevgilim olan, kızım olan, ıssız
ormanım olan ülkemin o kadınları

Ahmet Uysal
ölümü ardına almış,çağcıl
soluğumdur yarışır durur hala atlarla

ben yalnızca bir tanımı arıyorum
belki de, büyülü yorumlar yorumunu
diyelim ki:aşk bir mektuptur
bir şairin göndermeyi unuttuğu

ey ülkemin en güzel şair kadınları
bana bir mektup yazın ve unutun onu

Ahmet Uysal

Gece Sözleri

Geceyle dinlemeli genişleyen
Bir ağacın gövdesini

Üzerine yıldız sererken
Su vermeli gülün toprağına

Şiir geceyi sever çünkü
Aşk geceyle açıklar kimliğini

Eski bir ırmak yatağında
Yeni bir serüvendir gece

Ve bir kadın sevilmeyi bekler
Gecenin en ince yerinde


Ahmet Uysal







Şiire Yetmeyen Zaman

Şiire yetmeyen zaman
Nasıl da yanılttı seni
Sen ki daha bir çocuktun
Bir yaşamı alıp gitti
Şiire yetmeyen zaman

Sararan ot, yiten gölge
Öyle birden gelen ölüm
Doğrusu aklında yoktu
Yaklaşıyor her geçen gün
Sararan ot, yiten gölge

Soluk soluğa bir güzel
Yaşadın ya sen ona bak
Ardında kalan şiirler
Adını fısıldayacak
Soluk soluğa bir güzel

Ahmet Uysal





14 Aralık 2012

Şehirlerdir Acıtan Kalbimi


Şehrini arayan bir nehirdim
Arar gibi eski bir sevgiliyi
Her yanım toprak, tuz ve kum
Köpüğü dağılmış bozkırda
Çoktan unutmuş çıktığı vadiyi


Kadınlar da görmüş yalnızlıkta
Gözleri kırık bir söğüt dalı
Kan mıydı sızan gözyaşı mı
Uzak bir yıldız gibi kaymış
Elinden, nehrimin suları


Nasıl akar giderdim oradan
Sürüklenen bir nehirsem de
Savrulan birkaç su damlası
Kalsın isterdim kirpiklerinde
İşte öyle bir sevgi anısı


Suya değen ince otlara
Uzanırdım, ah bir tutunsam
Ama, bir nehirdim ben
Akıp giden kırgın göçebe
Bin yıldır batık şehrini arayan


Şehrini arayan bir nehirdim
Gözü tutmayan hiçbir şehri
Ayaklarına dolanan köprülerin
Birinden ötekine geçip gitsem de
Şehirlerdir acıtan kalbini

Ahmet UYSAL




25 Ekim 2012

Temmuz Bulutu

bu yaz da çok ağrıdı kalbim
biraz daha yaklaştı o ıssız orman uğultusu

halbuki benim yaz ırmağına değen
kiraz dalından farkım yoktu

ellerim oğul otuydu
gözlerim erguvan moru

dudağım kapari çiçeğine sarılan
temmuz bulutuydu

ah kalbim bütün bunları
nasıl da unuttu

Ahmet Uysal

Ben Sizde Hiç Kimseyim

-sevdiğim şairler için-

bilmenizi isterdim doğrusu: ben sizde
çok eski hüzünleri özlemeyi öğrendim
dil içinde kaç dil olur, bilmezdim,
dilimin altındaki gizli dili öğrendim

güzel ayrılmayı, tutkulu kavuşmayı,
tanımsız pişmanlığı, şiirin balından ağılar,
ölümcül ağılardan iksir damıtmayı,
nice halleri öğrendim ben sizde

tutup bir dağın eteğini yeryüzüne
dağıtmayı, iki semender arasına uzanarak,
çakıllı ırmak yatağında böğürtlen dalına
sarılıp uyumayı ay altında, ölümü

gelincik toplamayı kırlardan, sevdiğimiz
kadınlar için, yüz kez yenilmiş, bin kez
yangınlara atılmış temmuz günü,
onlar için yanmayı öğrendim sizde

kendime katmayı rüyalarınızı,
mavilerden şiir korunakları yapmayı,
nasıl koruyacağımı ülkemin değerlerini,
tılsımlar yüklemeyi kızılcık dalına

bilmenizi isterdim, uzaklık meselini de,
denizin iki yakası neymiş, öğrendim
iki yakanın gizil anlamını ben sizde,
adınızın harfleri kayıp gittiğinde elimden.

sizde sonsuzluğa kalmayı, yok olmayı
sonsuza kadar çiçeklere bürünmeyi
ida’yı tanrı bilmeyi, yağmuru tanrıça,
büyüler yüklemeyi dağ yolunda rüzgâra

aşk denilen büyük tutkuya, yalınlığa
inanmayı yalnız kaldıkça, bedenim azaldıkça
sözgelimi ellerimi zambaklara yatırmayı,
güz hevenkleri örmeyi sözcüklerinizden

ah, ben sizde ne güzel unuturdum adımı,
kumsallarda mavi otlu bir çiçeğe dönüşmek
yeterdi bana, iki yağmur damlası gibi hafif
bir ıslaklık, ne güzel kuruturdum kendimi

bilmeseniz de olur, hiç kimsenin biriydim,
çok var ki hiç kimsenin biri oldum sizde!


Ahmet Uysal


Ey Adına Narin Dediğim!

-hatalı gül savunması-

bu toprakta kuzeyli rüzgârlara
kapalı bir limanım yoktu,
karayel öylesine savurdu hep.
sandınız ki, tutunduğum her dalı kırdım;
sapa patikalarda kır zambaklarını
gözyaşıyla karşıladığımı bilmediniz.


sandınız ki haz içindeydim
şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik
tasasız yaşayıp gidiyordum;
dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların
uzun saplı gelinciklerin donattığı
yaz ırmağı kıyılarında yalıncak!


sandınız ki ey, o şair her sabah
düzgün adımlarla çıkardı evinden
çiçeklere öpücükler dağıtırdı,
sevgi kumsalı uzatırdı çocuklara,
bir kadın görse önünde eğilirdi,
çakıllar arasında incecik su yoluydu!


sandınız ki ermiştir sonunda
derviş olmuştur, tılsımlı hırkasıyla
bozkır otları gibi kök salmıştır toprağa,
ferhad gibi külüng vurmuştur,
söylenceler dağında günbegün
kendisi de söylence olup gitmiştir.


dahası vardır, sandınız ki
kırılan her dalın yaprağındaki iz
onun acımasız ellerinden kalmıştır,
yaz otlarını çiğneyip geçiyor işte,
vahşi atlarını deli dolu sürüyor
tozlu yollardan eskil köprülere…


onun kırıla kırıla, yıkık toprak evlerden
bir kırık testiyle geldiğini bilmediniz!
yüzüne attığı çizikleri görmediniz
Issız yollarda böğürtlen dallarının,
sandınız ki gözü kördür ne de olsa
homeros oğlu olarak gelmiş gidiyor!

sandınız ki sözünüz de nazınız da
yola getirir onun dağlı kalbini
sonsuz aşkı bulmuştur, tutkuyla
sürdürüp gidecektir hiç kuşkusuz,
ida’nın büyücüsü sandınız onun
çocuksu yanını, yalın mavi bakışını.


o hatalı gülü yağmur altında
yapayalnız bırakıp aradan çekildiniz
engeller sıraladınız, ağılı otlar
serdiniz her sabah yürüdüğü yola
önüne köpüklü denizler uzatarak
yenilgisiyle onu bi başına koydunuz!


anımsayın, nasıldı o yağmurlu sabah,
ak çakıllı patikalarında ezine’nin,
beni ölümle buluşturan isketeyi
yakından görebilseydiniz anlardınız,
orada göklerden dökülen mercanların
parıltısı olmuştu incinmiş sözleriniz.


ey kız kardeşim şiir, adına narin dediğim,
bedenimi tütsüleyen üzüm buğusu,
çıkıp gelme dağın kalbine bir daha,
kızıl gelincikler söylesin idillerimi,
ıssız orman güllerinden ördüğüm,
korunaklar salınsın uzak boynunda!

Ahmet Uysal


10 Mayıs 2012

Dağ Öğretisi

sonsuzluğun temmuzundayım
şiir kırıkları kanatıyor dilimi

bin pınarlı İda, bin bir rüzgar
üretiyor uzun yazlar vadisinde

suyu geçemeyen böcek, yalnızlığıma
parıltı düşürüyor ıslak kanadından

bilenler nasıl kolay unutuyorsa
bilmeyenler de öyle buluyor ıssız dağ yolunu

aşk neler eylermiş, öğretiyor ölüm ve dirimle
ömrünü sürüp gidene

dağ kırıkları kanatıyor kalbimi

Ahmet Uysal

Venüs Gecesi

iki mavi lav taşıydı ay ışığı
yaz ırmağına benzeyen gözlerinde

üretken diliydin ıssız gecede
gezinip duran o böcekçil ürpertinin

teninde dolaşan yıldızlara
açılan derinliğindi şiir

düştüm o derinliğe
aşkların düş süzgüsünden

yaşadım kısa süren venüs gecesini ömrümün
bata çıka yüzyılın karanlığına

Ahmet Uysal

Sonsuz

yaz geçer günlerin tortusu
şiirden sorulur

hesabını versen de uzak iklimlerin
şiirin sonu hep sorgudur

şair, kuruyan otlarla özetliyorsun o büyük aşkını
halbuki her şey senin elinle aşk olur

yıktın yükünü ıssız ormana, sesinde ırmakların
akışı duyulur

işte sen de anladın sonunda bunu
yaşam ki şiirle sonsuzdur

Ahmet Uysal

03 Nisan 2012

Yalnızlık

bu yalnızlık yok mu
akça bir dolunay gölgesinde
dere başında hışır hışır
köklerim bir arguvan türküsü
kirpiklerim yağmur kokuyor
üstüm başım rüzgar

çocukluğumdan kalma bilirim
bu ağlamaklı his
bu yorgun sonbahar
nerden başlasam bilmem ki
öyle anlatılmaz çalakalem
öyle söylenmez ağdasız
bastığım taşlar ağlayan su
gecelerim uğul uğul
hınzır çocuk uykusu

ne hüzünlü kuşlar dinledi beni
gittiğinden beri
gözlerinde türkü söndürülmüş
bir ihtiyarın kanatsız sözleri gibi
yalın
üryan

ah bu yalnızlık yok mu
taze gelin koynundan
kına toplayan yetim kadar
içimde koyun koyuna
kandilsiz iki mezar
birine beni gömdüm
biri yalnızlığım kadar

ahmet uysal eylül/08