Ahmed Şamlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ahmed Şamlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Nisan 2026

SENİ SELAMLIYORUM

seni selamlıyorum ve yanında oturuyorum
senin ıssızlığında benim kocaman kentim yükselir.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin ıssızlığında bulmuşum bu gerçeği

yorgun argın, ikircikliğin kör patikalarından geliyorum
doluyum seninle bir ayna gibi
hiçbir şey yatıştıramaz beni
ne kollarının dalı ne teninin ırmakları.

sensiz sönüğüm, gecede bir kentim
sen ışıyorsun
sıcaklığını uzaktan tadıyorum ve kentim uyanıyor
gürültülerle, ikirciklerle, çabalarla ve çabalarının ikircikli gürültüsüyle.

hiçbir şey artık yatıştırmak istemez beni
senden uzak gecede bir kentim ey güneş
ve batımın yakar beni

ben avare bir sabah peşinde dolaşmaktayım.

sen konuşuyorsun ben duymuyorum
sen susuyorsun ben haykırıyorum
benimlesin kendimsizim
ve sensiz kendimi bulamıyorum

hiçbir şey yatıştırmak istemez beni, yatıştıramaz.

kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

gerçek büyüktür bense küçük, sana yabancıyım.

kuşun haykırışını duy
otun gölgesini birleştir gölgenle
beni kendinle tanıştır yabancım benim
beni kendinle birlik et

Ahmed Şamlu

KENDİNİ ÖLDÜREN ADAMIN ŞARKISI

Kendini Öldüren Adamın Şarkısı

Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
...
Ne su verdim, 
Ne bir dua okudum, 
Dayadım boğazına hançeri 
Ve uzun bir kısaltmada 
Öldürdüm onu. 

Ona dedim: 
"-Düşmanın ağzıyla konuşursun ha!" 
Ve onu öldürdüm!

Benim adımı taşıyordu 
Ve hiç kimse bana onun kadar yakın değildi, 
Ve beni yabancılaştırdı
Size.

(Kat'-nâme, s. 58)
Ahmed Şamlu

06 Haziran 2022

İNZİVANIN SINIRINDAN

Hey günahsız arayıcı! Kara gözlerin seni aldatıyor! 
Sen hiçbir zaman beni çevremdeki karanlıklarda bulamayacaksın. 
Çünkü bakışlarında iştiyak ateşi yok.

Beni daha aydınlık istiyorsun 
İştiyakla benim karşımda daha alevli yan
Yoksa binlerce gözün aldatacak seni; günahsız bir arayıcı gerek. 
İştiyak çerağın daha alevli olsun

Söylenmemiş, terennüm edilmemiş sözlerle doluyum 
Tanınmamış düşüncelerle
Üstünde düşünmediğim şiirlerle

Gözyaşı ukdem dolu, dopdolu bir derttir ve geride kalan 
Söylenmemiş sözler bir suskunluk değil; bir inilti

Şimdi ağlama zamanı. Yalnız ağlamak mümkünse yahut 
     eteğindeki bir sırdaşlığa güvenmek mümkünse veya hiç 
     olmazsa nabekârların yüzüne açılma ihtimali olan kapılara.

Bütün bunlara rağmen benim zindanıma gel. 
Tek penceresi tımarhanenin hayatına açılıyor.
Ama nasıl, sahiden nasıl
Böyle yıldızsız bir gecenin derinliğinde 
Şarkısız, sessiz kalmış zindanımı
Tekrar tanıyabilirsin?

Biz karanlıktayız
Kimse aşkımıza yanmadığı için

Biz yalnızız
Çünkü kimse bizi yanına çağırmıyor

Biz suskunuz
Çünkü bir daha asla size geri dönmeyeceğiz

Ve başımız dik
Çünkü hiçbir şeye yok itimadımız, itimatsızlığı sevmediğimiz hâlde.

Kırık havuzun kenarında baharsız bir ağaç kendi 
     gömülmüş usâresinin gücüyle çürüyor.

Ve kirlilik yavaş yavaş yanakların parlamasına engel oluyor.

Masum aşklar işsiz, dürtüsüzdür.
Sevmek
Uzun yolculuklardan eli boş dönüyor.

Ortak harabelerin kemerleri altında nefret uyandıran kadınlar 
     kendi arsızlıklarının kara örtüsünde cellat ve zorba, ilâhî 
     mesaj getirenlerin gam mektubuna kulak veriyor, kendi yem 
     arayan kokuşmuş mutsuzluklarına gözyaşı döküyorlar.

Benim kölesiz, şefkatli Tanrı'm zorba ve korkunç değil 
Ben ve o, umutsuz inzivâ sınırlarına sürüldük. 
Ey gök şeytanının yeryüzündeki ortak yazgılısı! 
Senin yalnızlığın ve günahsızlık ebediliği 
Tanrı'nın toprağında yeni bitmiş bir bitki değil

Bir arzulu göz sizin avareliğinize asla ağlamayacak 
Bu kuşatılmış gökyüzünde hiçbir yıldız görünmeyecek ve sizin
     yabancı tanrılarınızı asla himayesine almayacak 
Çünkü kalpler artık aşikâr bir aldatmacadan başka şey değil 
Ve son sığınakta ejderha yumurtlamış

Oturaksız bir kayık gibi bulutlu gecede, karanlık denizde 
Son girdaba doğru yol alıyorum 
Selam umudu yok
Okşama umudu yok.

Ahmed Şamlu
Çeviren: Mehmet Kanar

DUVAR ARDI

Bu itirafın acılığı ne yakıcıdır! Öfkeli bir adam 
Davullu hamâselerimin taş duvarlarının ardında 
Acılı ve ateşli olarak tükenmiştir

Gece boyunca granit taşlarından çiçek yontan adam 
Şimdi
Ağır çekicini bir yana atmış
Aşktan, umuttan, gelecekten yoksun olan ellerine emir vermek

Bu saçmalığa son verin! Bunun ardı üzücüdür 
Bir hiç üstüne aptalca bir bahis gibi 
Kısa kesin bu rahatsız edici macerayı. Her gece 
Bu macera bataklıkta dibe çöken çamuru andırıyor

Ben çiğnendim
Yazık, vahşilik dişleriyle 
Binlerce yazık çiğnenme zahmetine güler yüzlülükle razı olduğum için!
Neden mi? Sanıyordum ki böyle yaparsam, aç dostlarıma yılında 
     kendi etimden yiyecek veririm kıtlık

Bu azapla sarhoştum 
Ancak aldatıcıydı bu sarhoşluk

Ya da temiz yaradılışımın bataklığına gömülmek vardı 
Ya da dürüst olmayanların merhametsizliğine dayanma 
Ve bu dostlar düşmandı olsa olsa 
Doğru olmayan insanlar

Ben kendi ölümümün işçisiydim 
Yazık ki seviyordum yaşamayı!

Acaba benim tüm çabam
Kendi ölüm çanımı daha güçlü çalmak için değil miydi?

Ben uçmadım 
Ben soldum gittim!
Hamâselerimin taş duvarları ardında
Bütün güneşler battı 
Duvarın bu yanında bir adam telaşsız balyozuyla yapayalnız
Kendi ellerine bakıyor
Ve elleri umuttan, aşktan, gelecekten yoksun.

Şiirin bu yanında boş bir dünya, kıpırtısız, kıpırdayansız 
     bir dünya ayılmış ebediyete kadar 
Sükûn beşiği sallanıyor bir samanyolundan öbür samanyoluna 
Karanlık, soğuk boşluğu ölüm usâresiyle dolduruyor 
Ve kibirli hamâselerin ardında
Yalnız bir adam
Kendi cenazesine ağlıyor.

Ahmed Şamlu



06 Mayıs 2022

İsa çarmıhta boşuna öldü

Kalmak
    -evet!-
Ve kendi hüznünü
      akşamları
Terkedilmiş kuyulara bırakmak,
Kendi acının feryadını 
Fırtınanın kükreyişine
            koyvermek, 
Yerinde duramayan ruhunun inleyişini 
Yağmurun gürültüsüne
    katmak.  
Kalmak
         evet
   kalmak 
Seyre koyulmak
      evet
             seyre koyulmak 
Yalanı: 
Riyayı kimsenin gizlemediği şehirde 
Ömür ne şâhâne geçiyor 
Ve hemşehrilerimin sadâkati
      yalnızca
        bunda

Ahmed Şâmlu















Artık yer yok
Kalbin hüzünle dolu
Sıcak mavi rengini yitirdi senin göklerin.

04 Nisan 2022

İçimizdeki Soğukluğa

Titrek el ve yüreğimde
tek korkum
Aşkın bir sığınağa dönüşmesiydi
Uçuş değil, kaçış olmasıydı.
Ey AŞK, ey AŞK!
Mavi yüzün görünmüyor

***

Arhk aşk
İçimizdeki soğukluğa
alev coşkusu değil
yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem
Ey AŞK, ey AŞK!
Kızıl yüzün görünmüyor

***

Güçsüzlük üzerine
karanlık tozlu avuntu
ve huzurlu kurtuluş
varlığın kaçışına.
Mavinin huzuruna
Karanlık
Ve erguvan üzerine
EY AŞK, EY AŞK!
Yeşil yaprakçık
tanıdık rengin, tanıdık yüzün görünmüyor.

Ahmed Şamlu



Karanlığın Türküsü

Sabahın külrengi ufkunda
Süvari
sessizce duruyor
ve atının uzun yelesi
Rüzgarda savruluyor.

Tanrım, Tanrım!
Hadise uyanldığı zaman
Süvariler
böyle durmamalılar.

Yanmış çitlerin kenarında
Genç kız
Sessiz duruyor,
Ve rüzgarda dalgalanıyor

İnce eteği.
Tanrım Tanrım!
Kızlar böyle suskun durmamalılar,
Erkekler yaşlanırken
Umutsuz ve yorgun.

Ahmed Şamlu

Ayna Bahçesi

Elimde bir kandille,
yüreğimde bir kandille:
Karanlık'ta savaşmaya
gidiyorum
yorgunluk beşikleri bırakmış
gelip gitmelerin keşmekeşini
ve güneş derinden
kül olmuş samanyollarını
aydınlatıyor.
dolunun bulutları tohumlandığı an
yıldırımın asi çığlığı
duyulur.
ve asma'nın sessiz sızısı:
kıvrım kıvrım uzun dallarının
ucunda filizlenirken
küçük koruklar

***

Tüm çığlığım sıkıntıdan
kurtulmak içindi,
çünkü ben en korkunç gecelerde, güneşi
ümitsiz dualarda
Sen güneşlerden, seherlerden
gelmişsin.
talep ettim.
Sen aynalardan ipeklerden gelmişsin

***

Ateşin ve ilahın olmadığı bir boşlukta
Senin bakışını ve itimadını ümitsiz
Dualarda istedim.
İki ölüm arasında
İki yalnızlığın boşluğu arasında bir esinti
senin bakışın ve güvenin
böyledir,
Senin sevincin acımasız ve uludur.
Nefesin benim boş ellerimde, nağme ve
yeşilliktir.

***

Elimde bir kandille
Gönlümde bir kandille ayağa kalkıyorum
Ruhumun pasını gideriyorum
Senin aynanın karşısına bir ayna bırakıyorum
Senden ebedi bir varlık yaratmak için

Ahmed Şamlu

Ölümün Böylesi

Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.
Yavaş esen rüzgarda
-İkilem arasında gidip gelerek.
Akasyaların rüyasında ölmek istiyorum.

Atlas çiçeklerinin ağır soluğunda
ölmek istiyorum.
yazın ıslak ve sıcak bahçelerinde.
günbatımının ilk saatlerinde
atlas çiçeği soluğunda
uçmak istiyorum.

Göğsümde hançer yarası
süsen gibi açsa da.
akasyaların rüyasında ölmek istiyorum
atlas çiçeklerine geçit olmak istiyorum.
-son fırsatta-
akşam vakti, saat yedide.

Ahmed Şamlu

Nazlı'nın Ölümü

Nazlı! İlkbahar gülümsedi ve erguvan açtı.
Avludaki yaşlı yasemen bile çiçek açtı
inat etme!
uğursuz ölümle uğraşmal
var olmak, olmamaktan daha iyidir,
hele ilk baharda.
Nazlı konuşmadı,
başı dik
Yiğitçe sustu ve gitti.

Nazlı! Konuş!
Suskunluk kuşu aşiyanda
dehşet bir ölümün üzerine kuluçkaya yatmış.
Nazlı konuşmadı.
güneş gibi
karanlıktan geldi. Kan kırmızı oldu ve gitti.

Nazlı konuşmadı
Nazlı yıldızdı:
Bir an bu karanlıkta parladı ve gitti.
Nazlı konuşmadı
Nazlı menekşeydi
Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve
gitti ...

Ahmed Şamlu

• Nazlı: Politik görüşleri sebebiyle Şah döneminde idam edilen yazar ve düşünür.


15 Haziran 2021

BİR GÖMLEĞİN KIRMIZI ÇİÇEĞİ

Ayda'ya 
1964 

Taş çekiyorum omuzumda 
Lâfızlar taşını 
Kafiyeler taşını 
Gurûb vakti ter dökerek geceyi 
Karanlık çukurunda 
Uyandırıyor 
Ve renk katran karası oluyor 
Tabutun körlüğünde 
Ahenk nefessiz kalıyor 
Sessizliğin patlaması korkusuyla 
Ben çalışıyorum 
Ve sözcük taşlarıyla 
Yükseltiyorum 
Sağlam 
Bir duvar 
Şiirimin çatısını üstüne örtmek için 
İçinde oturmak 
İçinde yaşamak için 
Ben böyleyim. 
Ahmağım belki de! 
Kim bilir 
Ben 
Zindanımın taşlarını omuzumda taşıyorum 
Meryem oğlunun haçı taşıdığı gibi 
Sizin gibi değil 
Celladınızın kırbaç sapını yontuyorsunuz 
Kardeşinizin kemiğinden 
Celladınızın kırbacını örüyorsunuz 
Kız kardeşinizin saçından 
Ve bencillerin kırbaç sapına kaş oturtuyorsunuz 
Babalarınızın kırık dişlerinden 

Ve ben kafiyelerin ağır taşlarını omuzumda taşıyorum 
Ve şiir zindanına 
Hapsediyorum kendimi 
Çerçevesinin zindanında 
Hapsolmuş resim gibi

Nice Aptal resim vardır 
Ham insana ait 
Yıllar öncesinin beninden 
Kaybolmuş 
Küçük çocuk bakışım var 
Gözlerinde 
Daha eski bir "ben"i yerine koymuş 
Tebessümünü 
Dudaklarına 
Ve bugün ona bakışım 
Günahlardan 
Pişmanlık gibi 

Benzersiz bir resim 
Onun tebessümünü unutsaydı 
Yanakları incelseydi 
Hayat arayışında 
Alnı çizik çizik olsaydı 
Zamanın kölelik zincirine vurulmuş geçişiyle olurdu "Ben"! 

"Ben" olurdu 
Aynen! 
Ben olurdu. 
Çünkü zindanımın taşlarını 
Omuzumda taşıyorum sessizce 
Ve hapsediyorum ruhumun çabasını 
Sözcüklerin dört duvarı arasında 
Onların sessizliği patlıyor 
Ahenklerin boşluğunda 
Araştırıyor gözlerindeki bakışsızlığı 
Renklerin çölünde 
"Ben" olurdu 
Aynen! 
Ben olurdu; gülümsememi unuttum 
İşte yanağım 
İşte alnım 

Böyleyim ben 
Dilsiz lâfızların hoş ahenkli duvarlarının zindanı 
Böyleyim ben 
Resmimi çerçevesinde hapsettim 
Ve adımı şiirde 
Ve ayağımı kadınımın zincirinde 
Ve yarınımı çocuğumun kendisinde 
Ve gönlümü sizin pençenizde 

Sizinle ortak çabanın pençesinde 
Sizin sıcak kanınızı 
İdam mangasının askerlerine içiriyordu 
Soğuktan titreyen 
Bakışları 
Aptallığın donuk şekli olan askerlere 

Siz 
Kendi "şimdi"nizin mezar odası duvarını yıkma çabasında 
Ve güvenerek yaslanıyorsunuz 
Dirseklere 
Kafatasınızın fildişi mecrasını 
Ve emek penceresinden 
Yarınınızın aydınlık kasrının tad manzarasını 
Çabanızın hamâse ağzında mırıldanıyorsunuz 

Siz.. 
Ve ben... 
Siz ve ben 
Yapılan başkaları değil. 

Hançer 
Onların ciğeri için 
Zindan 
Onların bedeni için 
Zincir 
Onların boynu için 

Ve daha başkaları değil 
Sizin cellat potanızı yakanlar 
Bahçenin odunuyla 
Celladımın ekmeğini pişiriyorlar 
Doğup büyüdüğünüz külde
Yarın ateşli, kanlı toprağa girince 
İndirirsiniz duvardan resmimi 
Evimin duvarından  

Aptalca sırıtan resmi 
Karanlıklarda ve yenilgilerde 
Zincirlerde, ellerde 

Söyleyin ona: 
Benzersiz resim! 
Neden güldün? 
Asın onu 
Bir daha 
Baş aşağı 
Duvara. 

Ve ben öylece gidiyorum 
Sizinle ve sizin için 
Sizin için. 
Çünkü bu şekilde sevdiğinizim. 
Ve geleceğimi geçmişim gibi gidiyorum omuzumda taş 
Sözcükler taşı 
Kafiyeler taşı 
Bir zindan yapıp orada hapis kalmak için 
Sevmek zindanı 
Adamları sevmek 
Ve kadınları 

Kavalları sevmek 
Köpekleri 
Ve çobanları 
Gözü yolda beklemeyi sevmek 
Yağmurun billur parmak darbesini 
Pencere camında 

Fabrikaları sevmek 
Avuçları 
Tüfekleri

Beygir resmini sevmek 
Dişlilerinin yörüngesinde 
Leğen kemiğinin dağlarıyla 
Kırbaç ırmağı 
Ve kızıl suyuyla 
Senin gözyaşını sevmek 
Benim yanağımda 

Ve benim sevincim 
Senin gülümsemende 

Devedikenlerini sevmek 
Isırganları, yabanî kekikleri 
Ve klorofilin yeşil kanını 
Tekmelenmiş yaprak yarasında 

Şehrin ergenliğini sevmek 
Ve aşkını 
Yaz duvarının gölgesini sevmek 
Ve işsiz güçsüz dizleri 
Koltukta 
Sorguçu sevmek 
Onunla avucun tozunu sildiklerinde 
Ve çelik başlık 
İçinde mendil yıkadıklarında 
Çeltik tarlalarını sevmek 
Ayakları ve 
Sülükleri 

Köpeklerin yaşlılığını sevmek 
Ve bakışlarındaki yakarışı 
Ve kasap dükkânlarının tezgâhında 
Tekme yemek 
Ve kemiğin uzak düşmüş sahilinde 
Açlığın verdiği susuzlukla 
Ölmek

Gurûbu sevmek 
Bulutlarının zincifresiyle 
Ve söğüt sokaklarındaki sürü kokusu 

Halı dokuma atölyesini sevmek 
Renklerin suskun mırıltısını 
Düğüm damarlarında yün kanının akışı 
Ve parmağın nazenin canları 
Ayak altında kalan canlar 

Sonbaharı sevmek 
Gökyüzünün kurşunî rengiyle 

Kaldırım kadınlarını sevmek 
Evleri 
Aşkları 
Utançları 

Kinleri sevmek 
Hançerleri 
Ve yarınları 
Gök gürültüsünün boş fıçılarının koşmasını sevmek 
Gökyüzünün taş döşemeli inişinde 

Liman göğünün tuzlu kokusunu sevmek 
Ördeklerin uçuşunu 
Kayık fenerlerini 
Ve dalganın yeşil billurunu 
Gece lambasının gözleriyle 

Hasatı sevmek 
Ve mırıltı sokaklarını 
Başka feryatları sevmek 

Koyun leşlerini sevmek 
Et satan herifin kanarasında 
Müşterisiz kalır etler 
Kokuşur 
Çürür

Balıkların kırmızısını sevmek 
Çinili havuzda 

Aceleyi sevmek 
Ve durup düşünmeyi 
İnsanları sevmek 
Ölürler 
Erirler 
Ruhsuz kuru toprakta 
Deste deste 
Öbek öbek 
Yığın yığın 
Batarlar 
Batarlar ve 
Batarlar 
Sessizliği, mırıltıyı ve feryadı sevmek 

Şiir zindanını sevmek 
Ağır zincirleriyle 
Sözcükler zinciri 
Kafiyeler zinciri 

Ve ben öylece gidiyorum 
Benimle birlikte olan 
Zindanda 
Ayağıma bağlı zincirde 
Gözümle birlikte olan koşuşta 
Fethimle birlikte giden yakînde omuza omuza 
Dünkü duvarda aptalca bir resmin 
Gülümseyiş goncasından 
Bir gömleğin kızıl çiçeğine kadar 
Bir idam çalılığında 
Yarına kadar 

Böyleyim ben 
Kibirli hamâselerin kalesinde oturan 
Vahşi öfke atının gurur dolu toynak darbeleri 
Takdir sokağının taş döşemesinde

Bir esinti kelimesi 
Bir tarihin büyük şarkısının fırtınasında 
Bir mahpus 
Bir kinin zindanında 
Bir yıldırım 
Bir intikamın hançerinde 
Ve bir gömleğin kızıl çiçeği 
Bugünün kölelerinin yarınki yol kenarında 

Eylül 1980

Ahmed Şamlu

01 Haziran 2021

Şiir hayatın kendisidir (Şi‘rî ki Zindegî Est)

Önceki şairin şiirinin konusu,
Hayat değildi.
Kuru hayal dünyasında o,
Şarap ve sevgili dışında bir şeyden söz etmezdi.
Gece gündüz hayal eder dururdu:
sevgilinin komik zülüflerinin ağına düşmüş,
öte yandan başkaları da;
bir elde şarap kadehi, bir el sevgilinin zülfünde
sarhoşça Allah’ın mülkünde nara atıyorlardı!

Bugünün
şiirinin konusu
bambaşka bir konudur…
Süngüsüdür şiir bugün halkın!
Çünkü şairler,
Daldırlar halk ormanının
Gül bahçesinin yasemin ve sümbülü değiller falanların!
Yabancı değil bugünün şairi
Halkın ortak dertlerine:
O, halkın dudaklarıyla birlikte güler,
Halkın derdini ve umudunu
İliklerine kadar hisseder…


Ahmed Şamlu

04 Aralık 2017

Ölümümden Söz Ettim

Başka bir baharın gürültüsü
Haftalar ötesinden
                            duyuldukça,
Gitmekte olan
                       eski kara
Ölümümden
                  söz ettim.

Kafile ulaşıp yükünü çözdükçe
Ve her yerde
                   ovada
Kiraz ağaçlarından
               misk kokulu ateşler yaktıkça
Bahçenin mangalına
Ölümümden
                söz ettim.

*

Tozlu ve yorgun
Uzak yolundan
                      yaşlı yaz
                            çıkıp gelince
Duvarın gölgesinde
Ağırca oturup yaslandı
Ve çocuklar
             sevinerek
                         çevresini sardılar
Eski âdet uyarınca
Eski heybenin
Düğümünü çözmesi
Ve ceplerini ve eteklerini hep
    kırmızı elma
                   ve taze cevizle doldurmak için.

Sonra
Ben kendi ölümümü bir sır kıldım
Ve onu sırrıma ortak;
Ve ona
Ölümümden
            söz ettim.

Her evin bahar uykusunu
Ustaca birbirinden ayıran
Sarmaşığa,

Ve susuzluğa
Her küçük şelâlenin
Onunla bir başka bezendiği yangıya
Ölümümden
             söz ettim.

*

Hazan vaktinde
                  ondan
Kuyuya
       söz ettim,
Ve ölümsüz söyleşmelerinde
                            sese yer olmayan
Göletin küçük balıklarına,
Ormanı yağmalayan
Ve yaşlı bal satıcısını
Kendi dönüşünü bekliyor sanan
Altın bal arısına.

Ve ondan kuru yaprağa söz ettim
Kuru elleri
           umutsuzca
                      tutacak dal arayan yaprağa
Acımasızca bomboş olan
Ortamda.

*

Bir başka kışın hışırtısı
Yakın haftaların ötesinden
                           duyuldukça
Samur ve kumru
Sersemleyerek
                ininden yuvasından
                                   başlarını uzattıkça,
Bahçenin son kelebeğine
Ölümümden
            söz ettim.

*

Ben kendi ölümümü
Mevsimlere açtım
               ve geçen mevsime;
Ben kendi ölümümü
Karlara açtım
               ve tutan kara;

Kuşlara ve
Karda bir yem tanesi arayan
Her kuşa.

Gölete ve
Suskunluk balıklarına.

*

Ben kendi ölümümü bir duvara açtım
Sesimi
      bana
          geri vermeyen duvara
Çünkü kendi ölümümü
Benim de kendimden gizlemem gerekiyordu.

2 Behmen 1343
(21 Ocak 1964)

Ahmed Şâmlu
Çeviri: Hicabi Kırlangıç

11 Eylül 2014

Aşka Dair Bir Şey Söyle

Kısa bir misafirhanedir dünya
Günah ve cehennemin arasında
Güneş,
Yeni bir hakaret ve küfür için doğmakta
Ve gün
Üzerimize telafisi mümkün olmayan bir utanç taşımaktadır.
Ah!
Gözyaşlarımın sularında boğulmadan önce
Bir şeyler söyle!
Ağaç,
Ataların günahkâr cehaleti
Rüzgâr,
Sürekli kötülüğü soluyan bir vesvese
Sonbahar mehtabı,
Dünyaya bütün kirini seren küfürdür
Bir şeyler söyle
Boğulmadan önce gözyaşlarımın sularında
Bir şeyler söyle
Bütün kapılar güzel
Açılır azabın ülkesindeki ovalara
Aşk, yapıştıkça tene,
İnsanı bunaltan kirli bir rutubettir
Ve gök
İnsanı toprağa yerleşik kılıp
Kaderine ağlayış akıtan
Bir tavandır
Ah!
Sularında gözyaşlarımın boğulmadan önce bir şeyler söyle!
Ne olursa olsun
Pınarlar
Tabutların arasından çalarlar sularını
Ve saçlarını dağıtan ağıtçılar yalnız gururu kalmıştır dünyanın
Paklığını ve temiz kalan kaldıysa neyin
Satma artık aynalara
Facirlerdir yalnız, gün be gün
ihtiyaç duyan aynalara
Sessiz oturma öyle
Allah aşkına
Önce boğulmadan sularında gözyaşlarımın
Aşka dair
Bir şeyler söyle!
Bir şeyler ! 


Ahmed Şamlu

09 Temmuz 2013

Aydınlık ufuk

Bulacağız biz güvercinlerimizi yeniden bir gün,
Ve tutacak güzelliğin elinden sevgi.

Bir gün en küçük şarkı öpücük olacak.
Ve her insan,
Her insan için,
Kardeş olacak.

Artık insanların kapılarını kilitlemedikleri bir gün,
Karışmıştır kilit efsanelere
Ve gönül,
Yeterlidir yaşamak için.

Her sözün anlamının sevmek olduğu bir gün
Son söz için söz peşinde koşmayasın diye.

Her sözün ahenginin yaşamak olduğu bir gün,
Ben son şiir için kafiye arama sıkıntısına düşmeyeyim.

Her dudağın bir şarkı olduğu bir gün,
En küçük şarkı öpücük olusun diye.

Senin geldiğin, gitmemek üzere geldiğin bir gün.

Ahmed-i Şâmlû
Çeviri: Nimet Yıldırım

28 Şubat 2013

Ateşteki İbrahim'in Şarkısı

Alacakaranlığın kanlı göçüğünde
bir başka adam var.
Toprağı yeşil istiyordu
ve aşkı en güzel kadınlara yaraşır.
Onun gözünde
bu
değildi o kadar da değersiz bir hediye
toprağa ve taşa yaraşacak.
Ne adam! Ne adam!
Diyordu ki
kalbe yaraşan
aşkın yedi kılıcıyla
kan içinde kalmak
ve gırtlağa yaraşan
en güzel adları
söylemek.
İşte böyle bir aşktı demirdağın arslanı adam
yazgının kanlı meydanından
Aşil gibi geçti.
Bir çelik vücutlu:
ölümünün sırrı
aşk kederi ve
yalnızlık gamıydı.

***

"Âh, gamlı İsfendiyar!
Senin için iyisi
gözlerini kapamak!"

"Değil mi;
Biri
yetmez miydi
kaderimi yazmaya?
Yalnız olan ben
etmedim feryat!
Gömülmeye
razı oldum
ben.
Bir sestim ben
-şekiller içinde bir şekil-
ve bir mânâ buldum.

Ben vardım
ve ben oldum;
ne bir gül goncası
ne bir kök sürgünü
ne ormandaki bir tohum
Tıpkı
gökyüzünün secde ettiği
şehit
bir halk adamı gibi.

***

Değildim ben
başı önde zavallı bir kulcağız
ve benim cennetim
itaat ve alçakgönüllülüğün patika yolu
değildi.
Başka tanrı gerekliydi bana
çaresizlik azığına
boyun eğmeyecek
bir kula yaraşan.

Ve başka bir
tanrı
yarattım."

***

Yazık! Demirdağın arslanı!
Sen vardın
ve bir dağ gibi
düşmeden yere
sızlanmadan, kararlı
ölmüştün.
Ama ne tanrı, ne şeytan.
senin yazgını
bir put yazdı
başkalarının taptığı.
Başkalarının
taptığı
bir put.

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar

Eşikte

Sakın
Güneşin sarı benzine
dalıp
bakma

Büyüler
seni.
Gözlerine ellerini siper et
Gökyüzüne bakarken
Göçmen turnaları
Göreceksin
yükseklerde
Mevsimlerin kavşağında
Rüzgârların geçidinde
Güneye doğru
Uçarlarken.

* * *

Ellerin
Gözlerinin kalkanı olsun
Sarı benizli güneş
Bakışını
Büyülemesin
Göçmen turnaları
Gör de
Kanat kanata
Denizleri aşarken
Denizlerden
Dağlara
Gururlu dik dağlara
Islak saman yüküne
Tarlanın kuru sofrasına
Kargaların kargaşasına
terk edilen harman yerlerinde
Geleneklere
Göreneklere
Ülkelere
Ve seni fersiz damına
Başına
Ve üzgün gövdene
Çöktüğün kedere

Ve böylece
Zindanda geçen yıllarına
Ve turnaların kanatlarındaki son kızıllık
Batan güneşin ateşinde
Kül olacak

Orda sen
Kederi göreceksin
Uzayan gölgesiyle
Batan güneşle birlikte
titreye
titreye

Ereğe erişir
Ve senin yanında
Pencere kıyısına ilişir
O
Senin sayrılı, beyaz ellerine
Yaşlı ellerine...

Ve batan güneşi
Kara Kanadını...


Ahmed Şamlu
Çeviri : İldeniz Kurtulan

28 Kasım 2012

Aşıkane

"Seni seviyorum" diyen o
hüzünlü bir ozandır
şarkılarını yitirmiş
Bin neşeli tarlakuşu
gözlerinde
bin suskun kanarya
boğazımda
Aşk konuşabilseydi keşke
"Seni seviyorum" diyen o
üzüntülü bir gecenin kalbidir
ayışığını arayan
Konuşabilseydi keşke aşk
Bin gülen güneş
adımlarında
bin ağlayan yıldız
arzularımda
Aşk konuşabilseydi keşke.


Ahmed ŞAMLU

Çeviri: Ayşegül SÜTÇÜ - Hamit TOPRAK

Kara Şarkı

Kurşunî bir şafakta

Atlı duruyor, sessiz
Atının uzun yelesi uçuşuyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Atlılar durmamalı
Çalarken, tehlike çanları
Yanmış çitin yanında
Kız duruyor, sessiz
İnce eteği oynaşıyor rüzgârla
Tanrım, Tanrım
Kızlar sessiz kalmamalı
Yaşlanırken, umutsuz ve yorgun adamları

Ahmed Şamlu

Çeviri: Ayşegül Sütçü - Hamit Toprak

Ayda'ya Dört Şarkı

I
Aylak Adamın Şarkısı

Şu yol kıvrımında
kavurucu bekleyişte
bir gölgelik yapmalıyım ağaç ve taştan.
Çünkü nihayet
umut
gecikmiş bir seferden dönüyor geri.
Öyle bir zamanda ki
yazık!
Ne başımda bir dam
Ne ayağımın altında
bir kilim

***
Kavrulmasın güneşten diye
bir testi yok
su vermek için
ve yorgunluk atacak
bir yastık yok
oturmam için
***
Dört gözle beklediğim yolcu
çıkagelecek apansız.

Ey tüm umutlar
şu damı çatmakta
güç verin bana!

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

II
Bir Dostun Şarkısı

Kimsin sen ki
böyle
güvenip
söylüyorum
adımı sana;
evimin anahtarını
koyuyorum avucuna;
mutluluk ekmeğimi
paylaşıyorum seninle
ve yanına çöküp
dizinde
böylesine huzurlu
dalıyorum uykuya?

III
Hangi iblis
vesvese veriyor sana
böyle
hayır demek için?
Yok, bir melekse
hangi şeytanın tuzağından
haberdar ediyor
böyle?
Bir kuşku mu var?
Yoksa
gurbet için bir dostun yurduna
indiğin
son ayak seslerin mi?

Ordibehişt (13)42/Mayıs 1963

Ahmed Şamlu
Çeviri: Prof.Dr. Mehmet Kanar