m. bülent kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
m. bülent kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Haziran 2021

Kayık

ben suratı asık 
ben kayığı karaya oturmuş 

karaya oturmuş kayığımla 
feryat ediyorum: 
"saplandı bedenime azap 
bu harap sahilin zorluklarla dolu yolunda 
uzak düştüm sudan 
yardım edin bana ey dostlar" 

oysa al al oluyor yüzleri onların 
halime gülmekten: 
bu alelade kayığıma, 
kuralsız kitapsız laflarıma 
haddinden fazla derdime 

haddinden fazla derdim yüzünden 
bir feryat yükseliyor içimden: 
“ölüm vakti geldiğinde 
-sade yok olma korkusu ve tehlikesi değildir ki ölüm– 
eşek şakaları, sululuklar, iğrenç dedikodular 
yanlıştır tabii, ama neylersin!" 
yanlışları onların 
yanlışa sürüklüyor beni de. 
onur kırıcı sözleri acı veriyor bana 
kan sızıyor acımın derinlerinden! 
nasıl kurutayım bu suyu? 
feryat ediyorum. 
ben suratı asık 
ben kayığı karaya oturmuş 
anlarsınız meselemi sözlerimden: 
bir elin nesi var derler ya 
ihtiyacım var elinize.

feryadım düğümlenirse eğer boğazımda ve eğer 
duyarsanız yine de 
bilin ki bu feryat hem sizin derdinizedir hem kendiminkine. 
feryat ediyorum! feryat ediyorum!

Nima Yusiç




Gülümseyişlerinin, sesinin ve öteki güzelliklerinin anısına tutkun olan kişi

4 Mayıs 1925 

Sevgili ve Soylu Aliye, 

Bana, geceleri sıkıntıyla ve uykusuzlukla nasıl baş ettiğimi soruyorsun. Bir mum gibi: Öyle ki, sabah olduğunda söndürüyor, ihtiyaç duyduğumda yeniden yakıyorum. 

Tersine, dün gece iyi uyudum. Ama ben uykuyu uykusuzluk için seviyorum. Yeniden hazırım. Öyle gözüküyor ki ben, uyumak denen bu rahatı, dışarıdan bir rahatsızlık gibi gözüken o şeye tercih etmeyeceğim. O rahatlık seninle benim ellerimizde ve o rahatlık... bu karanlık gecede, hayaletlerle ve umutsuzlukla uzayıp giden zamanda, ah, şeytan bile telkinini esirgiyor şairden. 

Pek çok kez telkin etti; kabul ediyorum. Yıllarca bunu arzuladım ve çok kötü şeyler yaptım: Gerçeklikle bağım koptu, uçtum, ayağım yerden kesildi. Bir kartal gibi dağa kaçtım. Deniz gibi çıplak ve dalgalıydım. Yaradılışın kötü doğası kalbimin kanını eli- me buladı. Kötülüğe iyilikle, iyi davranışla karşılık verdim. Yavaş yavaş bendeki iyi niyeti değiştirdiler. Kolay inanırlığı, rahatlığı, çocuk masumiyetini kötümserlikle, iç daralmasıyla ve acayip günahlarla değiştirdiler. 

Ah! İlahi azaplar ve cehennem ateşleri yalan olmasaydı, tanrı şairine acaba neler yapardı? 

Şimdi ben sırlarla dolu bir bohça gibiyim. Zamanın, payandalarını kararttığı bir yapıyım. Başım şiddetle dönüyor. Düşebilirim, Aliye, bana göz kulak ol. 

Doğru; tekinsiz çöllerden, tehlikeli yollardan ve vahşi ormanlardan kaçtım. Şimdi o manzaraların kalıntılarından korkuyorum. 

Niçin? Çünkü vefasız bir kızı seviyordum. Sendeki ona benzer güçlü yönlerin iyi bir kaynağı var. 

Öyleyse anlayışına muhtacım. Yaramın büyüklüğüne uygun bir ilaç hazırla ki yavaş yavaş önceki halime döneyim. 

Söylemiştim: Kalbimi aldım, korku ve titreme içinde getirip senin önüne koydum. Sevgili Aliye! Nedir o sözler; inanamıyorum! Kalbime güvenli bir mekân vereceksin. Don vurmuş bir yaban çiçeğinin iyileşmesi için düşünce ve sükunet gereklidir. 

Nasıl da güzel senin gülümseyişlerin. 

Nasıl da sıcak sesin, dudaklarının arasından kıvrılıp çıktığında. 


Gülümseyişlerinin, sesinin ve öteki güzelliklerinin anısına tutkun olan kişi, 

Nima Yuşic

Kayığının Başında

Kayığının başında düşünen kayıkçı
inliyor boyuna seferinin acısıyla, denizin kıyısında:
"verse bir yol, sahile vuran dalgaların kargaşası"
 
zorlu bir fırtına dövmektedir denizin yüzeyini
dehşet saçan hadiselerle dolu gecenin
huzursuzluğuyla doludur yüreği kayıkçının
 
sahilde, ama yine de kaygılıdır kayıkçı
feryat eder daha büyük bir huzursuzlukla:
"n'olur, bir daha düşse yolum, engin denize!"

Nima Yusiç

21 Ocak 2013

Düşmüş Bir Uçağın Karakutusu…

düşmüş bir uçağın karakutusu bulunur
ve çözülemez de giz olarak kalırsa son kod
dalgın bir uyduyla uzayda
eski bir cesedin karşılaşmasından
vajinal hastalıkları ondurmaya yarar uman
bir bilim adamının bu düşüncesi kadar saçma
ve ürkünç bir şey olmuş demektir mutlaka

sözgelimi bir bıçakla sevgilisinin bir adam
kesmiştir şahdamarını başlayarak gırtlağından ve kadının
kanla karışık bir ah
damlamıştır dudakları arasından

ya da erkeklerin uzun yolculuk hazırlıkları içinde
kadınların heyecanıyla bir serin yaz akşamı buluşmasının
pipetler kağıt mendiller ay ne sıcaklar terledikleri
ve delileri dolmuş duraklarında
en çok da değnekçilerin dövdükleri saatlerden birinde
sözgelimi dördüncü kattan atarak kendini
kayıtlara geçirdiği intiharından sonra bir adamın
tebeşir yerine
dağınık kıyıları leşinin
çizilmiştir rujla
ve telaşla morga

çünkü ceset
huylanır dirilerin bakışlarından
ve uykunun serin lağımlarından garip sesler duyulur onun
uzun zaman ortaklıkta kalmasından ve acı
bulur zifiri kıvamını

çünkü ceset
artakalan hücreleriyle beyninin
düşünür:

onuncu gündü bugün
ve ben süpürdüm ölü hücrelerini
ve topladım ve gömdüm yumuşacık bu yumağı
saygıyla çöp kutusuna

akşama doğru da
ansızın
ve sordum
önce hangi kemiği kırılır
atlarsa bir adamın
apartman boşluğuna
ve sordum kendime
kısacık o düşüş anında

şimdi
az sonra taşınmak üzere morga
kan ve kırıklar içinde bir leş olarak acilde
yatıyorum sedyede
görevli doktorunsa
önlüğüne kan bulaşır korkusuyla uzak durduğu
bakışlarından anlaşılıyor
ve sanırım
külüstür bir ambulansın
böyle kanlı bir leşi nasıl taşıyabildiğine ikircimsiz
biraz şaşıyor
ve sanırım
içinden sövgüler saçtığı maiyetini
bir yolunu bulup bu gece
mutlaka azarlayacak


benimse
sonhız bir otomobil geçmiş gibi zifiri geceden
az sonra içimden bir şeyler
silinip gitmiş olacak

ve bilerek
iki ölüm arasında savrulup giden birinin
daha değerli olmadığını zamanının, dirilerin düşlerinden
sonsöz bir bakış söyleyeceğim ki yarın
kibirle okunacak sayfalarında hüznün
unutulsun hemen

sonra ceset
sanki gürültüyle bir ay tutulması zonklamış da
göktaşı sağanakları altında
unutkan belleği dünyanın
sızmış gibi ölü yıkayıcılara
sarmalanır ve sabaha karşı
teslim edilir akrabalarına

sonra bir gece bir kadın
uyanır
fosforlu iris’iyle bir çift göz bulur yatağında
ve çözer ve söz verir kendine kimseye söylemeyecek

uyur

ve uyanmaz bir daha

M. Bülent Kılıç