Yetmez mi sana bister ü bâlin kucağım
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Âteşlik eder sana bu sînemdeki dâğım
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Sen böyle soğuk yerde niçin yatar uyursun
Billâhi döğer dur hele dâyen seni görsün
Dahi küçüceksin yalınız yatma üşürsün
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Yaklaştı şitâ ebr-i siyeh tuttu cihânı
Kalmadı sabânın gezecek tâb ü tüvânı
Kurbânın olam geçti Boğaz seyri zamânı
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Bir câm çek ey gonce-dehen def'-i humâr et
Çeşmimde hayâlin gibi gel geşt ü güzâr et
Nakşın gibi âyine-i sînemde karâr et
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Der sana Nedîmâ bunu tekrâr be-tekrâr
Bigâne ile etme sakın azm-i çemenzâr
Gürgân gibi ağyâr kaparlar seni zinhâr
Serd oldu havâ çıkma koyundan kuzucağım
Nedîm
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Nedîm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nedîm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ağustos 2015
05 Ağustos 2015
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Tahammül mülkünü yıktın Hülâgû Han mısın kâfir
Aman dünyayı yaktın ateş-i sûzân mısın kâfir
Kız oğlân nâzı nâzın şehlevend âvâzı âvâzın
Belâsın ben de bilmem kız mısın oğlân mısın kâfir
Ne ma’nâ gösterir duşundaki ol âteşin atlas
Ki ya’ni şule-i cansuz-ı hüsn ü ân mısın kâfir
Nedir bu gizli gizli âhlar çâk-i giribânlar
Aceb bir şûha sende âşık-ı nâlân mısın kâfir
Sana kimisi cânım kimi cânânım deyü söyler
Nesin sen doğru söyle cân mısın cânân mısın kâfir
Şarâb-ı âteşinin keyfi rûyun şul’elendirmiş
Bu haletle çerâğ-ı meclis-i mestân mısın kâfir
Niçin sık sık bakarsın öyle mirât-ı mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayrân mısın kafir
Nedim-i zârı bir kâfir esir etmiş işitmiştim
Sen ol cellâd-ı din, ol düşmen-i îmân mısın kâfir
Nedîm
Aman dünyayı yaktın ateş-i sûzân mısın kâfir
Kız oğlân nâzı nâzın şehlevend âvâzı âvâzın
Belâsın ben de bilmem kız mısın oğlân mısın kâfir
Ne ma’nâ gösterir duşundaki ol âteşin atlas
Ki ya’ni şule-i cansuz-ı hüsn ü ân mısın kâfir
Nedir bu gizli gizli âhlar çâk-i giribânlar
Aceb bir şûha sende âşık-ı nâlân mısın kâfir
Sana kimisi cânım kimi cânânım deyü söyler
Nesin sen doğru söyle cân mısın cânân mısın kâfir
Şarâb-ı âteşinin keyfi rûyun şul’elendirmiş
Bu haletle çerâğ-ı meclis-i mestân mısın kâfir
Niçin sık sık bakarsın öyle mirât-ı mücellâya
Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayrân mısın kafir
Nedim-i zârı bir kâfir esir etmiş işitmiştim
Sen ol cellâd-ı din, ol düşmen-i îmân mısın kâfir
Nedîm
06 Kasım 2014
gömleğinin düğmesini açacak olsa gülsuyu kokar
Saba ki dest ura ol zülfe müşg-ü nab kokar
Açarsa ukde-i pirahenin gülab kokar
Ne berk-i güldür o leb çiğnesem şeker sanırım
Ne goncedir o dehen koklasam şarap kokar
Aceb ne bezmde şebzindedar-ı sohbet idin
Henüz nergis-i mestinde buy-i hab kokar
Açarsa ukde-i pirahenin gülab kokar
Ne berk-i güldür o leb çiğnesem şeker sanırım
Ne goncedir o dehen koklasam şarap kokar
Aceb ne bezmde şebzindedar-ı sohbet idin
Henüz nergis-i mestinde buy-i hab kokar
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedim
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana
Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana
Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana
Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu
Biri olmuş hoy birisi dest-mâl olmuş sana
Sihr ü efsûn ile dolmuşdur derûnun ey kalem
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana
Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana
Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana
Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
Nedim
Zülfü Hârut’un demek mümkin ki nâl olmuş sana
Şöyle gird olmuş Firengistân birikmiş bir yere
Sonra gelmiş gûşe-i ebrûda hâl olmuş sana
Ol büt-i tersâ sana mey nûş eder misin demiş
El-amân ey dil ne müşkil-ter suâl olmuş sana
Sen ne câmın mestisin âyâ kimin hayrânısın
Kendin aldırdın gönül n’oldun ne hal olmuş sana
Leblerin mecrûh olur dendân-ı sîn-i bûseden
Lâ’lin öptürmek bu hâletle muhâl olmuş sana
Yok bu şehr içre senin vasfettiğin dilber Nedîm
Bir perî-sûret görünmüş bir hayâl olmuş sana
Nedim
Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına
Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına
Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İran'ına, Turan'ına.
Ey felek insaf, ey mihr-i cihân-ârâ âmân
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına.
Ben de bilmem böyle rûh-efzâlığın aslın meğer
Hızr tohm-ı ömr-i câvîd ekti nahiistanına.
Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem, sabâ ile Huten hakanına.
Cedvel-i sîm içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese mümkin varılmak cennetin tâ yanına.
Olsa Kisralar zamanında ya Firdevsf anı
Eylemez miydi şeref Şehnfime'nin unvanına.
Cûş kıl ey rûh-ı Kâvus, ey revan-ı Cem, işit:
Ben kapılmam ehl-i târihin sühan-sencamına.
İkiniz de olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and verdim dinine îmanına.
Dersiniz kim! "Çerh-i pîre yok yere verdin kasem,
Kim o bî-îmandır anın kim bakar îmanına?".
Vaktinizde cerh âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn idi endûh-ı bî pâyânına.
Şimdi amma ehl-perverdir, müselmândır tamâm
Olalı mahkûm Sultan Ahmed'in fermanına.
Şüphesiz Nûşîrevfln'ın tacı başından düşer
Baksa tâk-ı ser-bülend-i kasr-ı izz ü sânına.
Müddef-i Osmâniyân içre zamân-ı devleti
Benzemiştir nevbahârın mevsim-i nîsfinına
Nedim
Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına
Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin
Püşt-i pâ urmaktasın İran'ına, Turan'ına.
Ey felek insaf, ey mihr-i cihân-ârâ âmân
Bir nazîri var ise söylen konulsun yanına.
Ben de bilmem böyle rûh-efzâlığın aslın meğer
Hızr tohm-ı ömr-i câvîd ekti nahiistanına.
Sizde böyle müşk olur mu deyü hâkinden biraz
Ah göndersem, sabâ ile Huten hakanına.
Cedvel-i sîm içre âdem binse bir zevrakçeye
İstese mümkin varılmak cennetin tâ yanına.
Olsa Kisralar zamanında ya Firdevsf anı
Eylemez miydi şeref Şehnfime'nin unvanına.
Cûş kıl ey rûh-ı Kâvus, ey revan-ı Cem, işit:
Ben kapılmam ehl-i târihin sühan-sencamına.
İkiniz de olmamış mâlik ana, aldım haber
Çerh-i pîrin and verdim dinine îmanına.
Dersiniz kim! "Çerh-i pîre yok yere verdin kasem,
Kim o bî-îmandır anın kim bakar îmanına?".
Vaktinizde cerh âmenna ki bî îman idi,
Ehl-i dil makrûn idi endûh-ı bî pâyânına.
Şimdi amma ehl-perverdir, müselmândır tamâm
Olalı mahkûm Sultan Ahmed'in fermanına.
Şüphesiz Nûşîrevfln'ın tacı başından düşer
Baksa tâk-ı ser-bülend-i kasr-ı izz ü sânına.
Müddef-i Osmâniyân içre zamân-ı devleti
Benzemiştir nevbahârın mevsim-i nîsfinına
Nedim
30 Kasım 2013
Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
"Elbette Nedimaya gelirken susar ebcet
Bir lâle yeter başkaca tarihe ne hâcet."
Büyük Ahmet Nedim'in kârı öğretmek imiş her an
Şiir hem bilgi dünyasında üstün usta bir insan
Bir akşam ansızın bir çağrı ermiş "Gel" deyu haktan
Ne can kalmış ne canan ne yoldaş ancak tertemiz imân
Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
Ölüm tarihi olmuş Nedim'i şah'ı ceys'i enbiyâ yarâb.
(Şair Ahmed Nedim (1881-1730), İstanbul Karacaahmet mezarlığındaki kitabesinden)
Kaynak: Ölüm ve Mezar Şiirleri Antolojisi / M. Orhan Bayrak / Bilge Karınca Yay.)
Bir lâle yeter başkaca tarihe ne hâcet."
Büyük Ahmet Nedim'in kârı öğretmek imiş her an
Şiir hem bilgi dünyasında üstün usta bir insan
Bir akşam ansızın bir çağrı ermiş "Gel" deyu haktan
Ne can kalmış ne canan ne yoldaş ancak tertemiz imân
Anarlar haşredek elbet şiirden zevk alan ahbâb
Ölüm tarihi olmuş Nedim'i şah'ı ceys'i enbiyâ yarâb.
(Şair Ahmed Nedim (1881-1730), İstanbul Karacaahmet mezarlığındaki kitabesinden)
Kaynak: Ölüm ve Mezar Şiirleri Antolojisi / M. Orhan Bayrak / Bilge Karınca Yay.)
07 Ağustos 2013
Kaside Der Vasf-ı Der İstanbul
Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır
Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır
Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır
İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır
Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır
Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır
Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır
Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır
Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır
Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır
Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır
İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır
Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır
Bir kân-ı niamdır ki anın gevheri ikbâl
Bir bağ-ı iremdir ki gülü izz ü alâdır
Altında mı üstünde midir cennet-i a’lâ
El-hak bu ne halet bu ne hoş âb u hevâdır
Her bağçesi bir çemenistân-ı letâfet
Her kûşesi bir meclis-i pür-feyz ü safâdır
İnsaf değildir ânı dünyaya değişmek
Gülzarların cennete teşbih hatadır
Herkes irişür anda muradına ânınçün
Dergahları melce-i erbab-ı recâdır
Kala-yı meârif satılır sûklarında
Bazâr-ı hüner ma’den-i ilm ü ulemâdır
Camilerinin her biri bir kûh-i tecellî
Ebrû-yi melek andaki mihrâb-ı duâdır
Mescidlerinin her biri bir lücce-i envâr
Kandilleri meh gibi lebrîz-i ziyâdır
Ser-çeşmeleri olmada insana revân-bahş
Germ-âbeleri câna safâ cisme şifâdır
Hep halkının etvarı pesendîde-i makbul
Derler ki biraz dilleri bî-mihr ü vefâdır
Şimdi yapılan âlem-i nev-resm ü safânın
Evsafı hele başka kitâb olsa sezâdır
Nâmı gibi olmuşdur o hem sa’d hem âbâd
İstanbul’a sermâye-i fahr olsa revâdır
Kûh-sarları bağları kasrları hep
Güya ki bütün şevk ü tarab zevk u safâdır
İstanbul’un evsafını mümkün mi beyân hiç
Maksûd heman sadr-ı kerem-kâra senâdır
03 Eylül 2012
Bir safa bahşedelim
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ’-i tesnîm içelim Çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Geh varıb havz kenarında hırâmân olalım
Geh gelib Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım
Gâh şarki okuyub gah gazelhân olalım
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
İzn alıb Cum’a namazına deyû mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıb iskeleye doğru nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bugünlük edib ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Nedîm
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
İşte üç çifte kayık iskelede âmâde
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan
Mâ’-i tesnîm içelim Çeşme-i nev-peydâdan
Görelim âb-ı hayât akdığın ejderhâdan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Geh varıb havz kenarında hırâmân olalım
Geh gelib Kasr-ı Cinân seyrine hayran olalım
Gâh şarki okuyub gah gazelhân olalım
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
İzn alıb Cum’a namazına deyû mâderden
Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden
Dolaşıb iskeleye doğru nihân yollardan
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Bir sen ü bir ben ü bir mutrib-i pâkîze-edâ
İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ
Gayrı yârânı bugünlük edib ey şûh fedâ
Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a
Nedîm
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






