Çocukluğum annemdir benim.
Uzun kış gecelerinde anlattığı masallardır.
Deniz diplerinde yürüyen devler, gökyüzünün kapısında bekleyen ejderhalardır.
Çocukluğum Sanamer’dir benim.
Leylek dedenin okul bacasında kurduğu yuvadır.
Kartalların bir dağdan bir dağa uçarken yüzüme düşürdüğü gölgedir.
Güz harmanında saman yeli, yaz bostanında üzerime yorgan niyetine serdiğim kavun karpuz kokusudur.
Çocukluğum Aras’tır benim.
Elleri bedenlerinde büyük adamların Çobandede köprüsünde tuttukları balıktır.
Düşlerimi eyerlerinin kuytusunda gizlediğim atlardır.
Çocukluğum sevinçtir benim, yüreğimdeki keder, dilimdeki hüzündür.
Nice rüzgârın dilden dile, gönülden gönüle aktardığı türküdür.
Şiirdir akarsuların ezbere bildiği.
Ezberimden çıkmayan sevgidir, sevgilidir.
Çocukluğum kuzukulağıdır benim, ebegümeci, madımaktır.
Gün sarısı arpadır, güneş karası buğday, aya bakan ayçiçeği, güne yakışan çavdardır.
Çocukluğum tek odada beş sınıfı okutan öğretmenimdir.
Annemden aldığım sözü ve sözcükleri yazıya akıtan, aktarandır.
Dedemdir, ninem, kardeşim, sevdasını, sevincini hüznünü bölüştüğüm arkadaşım, akranlarım, akrabalarımdır.
Çocukluğum yeryüzüdür benim; akan sular, kimsesiz dereler, kaşı kara ovalar, saçları ağırmış dağlardır.
Çocukluğum gökyüzüdür benim, gökkuşağından geçer gibi gezdiğim bulutlar, yağmurlar ve güneşle, kokusunu topraktan alan rüzgârdır.
Kurtlar, kuzular, korular, kuşlardır.
Akşamın çoban yıldızı, gecenin süsü aydır.
Çocukluğum çocuğumdur benim.
Ben, çocukluğumun çocuğuyum…
Refik Durbaş
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
refik durbaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
refik durbaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
08 Haziran 2017
25 Mart 2016
Bir Başka Şehirde
İlk kez gidilen bir şehirde akşamlar nasıl geçer?
Geçer mi acaba?
Gri bir hüzün, kolları arasına almıştır bütün sokakları…
Renkler, arınmıştır yalnızlığın bedeninden…
Dumanın küfünden balkona çıkılmaz.
Akşamın sığınağı pencerelerdir: Pencereden bakarsın.
Çocuklar, seslerinin çıngırağını ara sokaklara dağıtarak evlerine çekilmektedir.
Bir adam, koltuğunun altında bir somun kokusuyla döner köşeyi…
Bir kadın, sabahtan kalan güneş kokulu çamaşırlarını toplamaktadır, balkonda…
Sen, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçen çocukluğunu düşünürsün.
O şehir ki, denizlerle donatılmıştır. Körfezinin dip
sularında yosundan hayaletleri dolaşmaktadır anıların. Suyu gözlerinin ışığı misali tertemizdir. Düşlerinin mayosu ile yüzersin bembeyaz aydınlığında…
Dalgaları gençliğinin genç anılarıyla arkadaştır.
Rüzgârının serinliği sevdalarına yoldaştır.
Aklının ucundan dahi geçmez, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçireceğin akşamın iç sıkıntısı çünkü…
Rüzgârın oltasıyla tutarsın daha mazot kokusunu tanımamış balıkları… Bir gaz tenekesinin kapağı, ızgarası olmuştur gecelerinin… İki tuğla arasında yaktığın ateşte pişer balıkları geçmiş günlerinin karşılıksız sevdaları…
Aslında düşlerindir ateşin alevinde kavrulan: Gençliğindir.
Ve annenin sabah uyanmadan saçlarını okşar gibi iner şehre akşam…
Aşkından habersiz bir kızın karasevdası yakar yüreğini…
Evi önünden geçersin sevgili niyetine o kızın…
O, pencerededir. Bir tül perdenin ardına saklamıştır yüzünü…
Bir şarkı söylüyordur, bir bardak suya düşürerek hülyalarının gölgesini…
Bir daha geçersin. Bir daha…
Seni görmüş müdür?
Ne mümkün…
Bir sigara yakarsın durup köşe başında: Umutlarını yakarsın.
Sonra çekip gider akşam da, aşklar da…
Şimdi bir başka zamanda, bir başka şehirdesindir.
Gri bir hüzün genzini yakmaktadır.
Çocuklar evlerine çekilmiştir.
Bir adam, somun kokusuyla evinin kapısını aralamaktadır.
Bir kadın, geçen günün hüznünü dokumaktadır yalnızlığının gergefinde…
Sen, bir bardak çayın buğusuyla bir sigaranın derin nefesinde o yalnızlığın girdabına bırakırsın düşlerini…
Ve düşünürsün bir daha: Ben, ne zaman sevdim?
Sevdim mi sahi?
Sahi, nasıl geçer akşamlar ilk kez gidilen bir şehirde?
Refik Durbaş
Geçer mi acaba?
Gri bir hüzün, kolları arasına almıştır bütün sokakları…
Renkler, arınmıştır yalnızlığın bedeninden…
Dumanın küfünden balkona çıkılmaz.
Akşamın sığınağı pencerelerdir: Pencereden bakarsın.
Çocuklar, seslerinin çıngırağını ara sokaklara dağıtarak evlerine çekilmektedir.
Bir adam, koltuğunun altında bir somun kokusuyla döner köşeyi…
Bir kadın, sabahtan kalan güneş kokulu çamaşırlarını toplamaktadır, balkonda…
Sen, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçen çocukluğunu düşünürsün.
O şehir ki, denizlerle donatılmıştır. Körfezinin dip
sularında yosundan hayaletleri dolaşmaktadır anıların. Suyu gözlerinin ışığı misali tertemizdir. Düşlerinin mayosu ile yüzersin bembeyaz aydınlığında…
Dalgaları gençliğinin genç anılarıyla arkadaştır.
Rüzgârının serinliği sevdalarına yoldaştır.
Aklının ucundan dahi geçmez, bir başka zamanda, bir başka şehirde geçireceğin akşamın iç sıkıntısı çünkü…
Rüzgârın oltasıyla tutarsın daha mazot kokusunu tanımamış balıkları… Bir gaz tenekesinin kapağı, ızgarası olmuştur gecelerinin… İki tuğla arasında yaktığın ateşte pişer balıkları geçmiş günlerinin karşılıksız sevdaları…
Aslında düşlerindir ateşin alevinde kavrulan: Gençliğindir.
Ve annenin sabah uyanmadan saçlarını okşar gibi iner şehre akşam…
Aşkından habersiz bir kızın karasevdası yakar yüreğini…
Evi önünden geçersin sevgili niyetine o kızın…
O, pencerededir. Bir tül perdenin ardına saklamıştır yüzünü…
Bir şarkı söylüyordur, bir bardak suya düşürerek hülyalarının gölgesini…
Bir daha geçersin. Bir daha…
Seni görmüş müdür?
Ne mümkün…
Bir sigara yakarsın durup köşe başında: Umutlarını yakarsın.
Sonra çekip gider akşam da, aşklar da…
Şimdi bir başka zamanda, bir başka şehirdesindir.
Gri bir hüzün genzini yakmaktadır.
Çocuklar evlerine çekilmiştir.
Bir adam, somun kokusuyla evinin kapısını aralamaktadır.
Bir kadın, geçen günün hüznünü dokumaktadır yalnızlığının gergefinde…
Sen, bir bardak çayın buğusuyla bir sigaranın derin nefesinde o yalnızlığın girdabına bırakırsın düşlerini…
Ve düşünürsün bir daha: Ben, ne zaman sevdim?
Sevdim mi sahi?
Sahi, nasıl geçer akşamlar ilk kez gidilen bir şehirde?
Refik Durbaş
29 Eylül 2015
Rüzgara Yazdım Adını
Adını, vadilerin cemresinde
yolunu yitirmiş sulara yazdım
Saçlarına kırağı düşmüş ovalara
Göçmen kuşların konağı ovalara
Rüzgara yazdım bir de...
Seni o rüzgar getirdi bana
Gördüm seni bir daha
gençliğimin ilkçağının
gözleriyle gördüğüm gibi...
O yıllarda da böyle miydi
dudaklarının ve ağzının iklimi
kirpiklerinin karası
alnının serin serinliği
saçlarının ilkbaharı?
Yüreğimde aşkın ve yarası...
Yüreğim çarpardı
Ben çarpardım yüreğimi
çıkmaz ve ara sokaklara
Denizlerin tuzuna
gurbetlerin hüznüne
hüzünlerin sılasına...
Gözlerin,gözlerindi melhem
yüreğimin yarasına...
Alıp gitmek vardı seni o an
'Bana bir şiir oku' dediğinde
Alıp gitmeliydim seni...
Bedeni haritalardan silinmiş
bir park kanepesinde oturur
başımı omuzuna koyardım
sana şiirler okurdum
Senin şiirini okurdum
Gökyüzünün en karanlık gecesinden
en aydınlık yıldızını çalar
ve kalbinin üzerine koyardım
O yıldızın aydınlığı ile aydınlanırdı
senin geçmişin ve benim geleceğim
O yıldızın aydınlığıyla
sana sevdalar biçerdim
bana karasevdalar...
Sana sevinçler ve bana hüzünler...
Ah, geçmişimin hatırasından
hatırıma bir daha gelen sevgili
Kalbimin hangi kuytusunda
saklamalıyım şimdi seni?
Hangi vadilerin rüzgarına
yazmalıyım adını ve aşkını?
Hangi rüzgarın elvedasına...
Çık gel şimdi nasıl gelirsen gel
ben beklemedeyim
Bir telefonun sessiz teline
bir mektubun puluna değil
rüzgarlara yazdım adını...
Rüzgarla bekliyorum seni...
Refik Durbaş
yolunu yitirmiş sulara yazdım
Saçlarına kırağı düşmüş ovalara
Göçmen kuşların konağı ovalara
Rüzgara yazdım bir de...
Seni o rüzgar getirdi bana
Gördüm seni bir daha
gençliğimin ilkçağının
gözleriyle gördüğüm gibi...
O yıllarda da böyle miydi
dudaklarının ve ağzının iklimi
kirpiklerinin karası
alnının serin serinliği
saçlarının ilkbaharı?
Yüreğimde aşkın ve yarası...
Yüreğim çarpardı
Ben çarpardım yüreğimi
çıkmaz ve ara sokaklara
Denizlerin tuzuna
gurbetlerin hüznüne
hüzünlerin sılasına...
Gözlerin,gözlerindi melhem
yüreğimin yarasına...
Alıp gitmek vardı seni o an
'Bana bir şiir oku' dediğinde
Alıp gitmeliydim seni...
Bedeni haritalardan silinmiş
bir park kanepesinde oturur
başımı omuzuna koyardım
sana şiirler okurdum
Senin şiirini okurdum
Gökyüzünün en karanlık gecesinden
en aydınlık yıldızını çalar
ve kalbinin üzerine koyardım
O yıldızın aydınlığı ile aydınlanırdı
senin geçmişin ve benim geleceğim
O yıldızın aydınlığıyla
sana sevdalar biçerdim
bana karasevdalar...
Sana sevinçler ve bana hüzünler...
Ah, geçmişimin hatırasından
hatırıma bir daha gelen sevgili
Kalbimin hangi kuytusunda
saklamalıyım şimdi seni?
Hangi vadilerin rüzgarına
yazmalıyım adını ve aşkını?
Hangi rüzgarın elvedasına...
Çık gel şimdi nasıl gelirsen gel
ben beklemedeyim
Bir telefonun sessiz teline
bir mektubun puluna değil
rüzgarlara yazdım adını...
Rüzgarla bekliyorum seni...
Refik Durbaş
07 Eylül 2014
Kalbim kalbinde misafir kalsın bu gece
İki elim vardı:
Birini sana bıraktım
ötesini yılların yalan aynasına
İki gözüm vardı:
İlkini sana sakladım
ikincisini mazimdeki hatırana
Kalbim:
kalbinde misafir kalsın bu gece
Refik Durbaş
Birini sana bıraktım
ötesini yılların yalan aynasına
İki gözüm vardı:
İlkini sana sakladım
ikincisini mazimdeki hatırana
Kalbim:
kalbinde misafir kalsın bu gece
Refik Durbaş
Yaz Kuşlarının sisine gömdüm acılarımı
Yaz Kuşlarının sisine gömdüm acılarımı
Sevdiğim kadınlarda kaldı yıllar ve yıllarım
Yıllar ve yıllarım kış mahsulü hüzünler
güz kokulu kederlerim
- Ne mi anlatır şimdi kuş kanadında sûretim?
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda
Ümit Yayıncılık - 1994
Sevdiğim kadınlarda kaldı yıllar ve yıllarım
Yıllar ve yıllarım kış mahsulü hüzünler
güz kokulu kederlerim
- Ne mi anlatır şimdi kuş kanadında sûretim?
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda
Ümit Yayıncılık - 1994
Ne zaman yüzün düşse yâdıma
Ne zaman yüzün düşse yâdıma
bir fotoğrafta el ele tutuşmuş gibi ellerimiz
- Bu gece de yine hasretin için ağladım
bir fotoğrafta el ele tutuşmuş gibi ellerimiz
- Bu gece de yine hasretin için ağladım
Refik Durbaş
Yaşadım ve yaşlandım İstanbul'da
Yaşı, sonbaharın yaşında sevdalarla
Yaşadım ve yaşlandım İstanbul'da
Bu hicran, kimden armağan sanıyorsun?
Refik Durbaş
Yaşadım ve yaşlandım İstanbul'da
Bu hicran, kimden armağan sanıyorsun?
Refik Durbaş
Yalnız alnıma değsin ellerin
akşamın güneşi akşama…
Günlerin gündüzlerin güneşi
Alnıma
Yalnız alnıma değsin ellerin
Ol karasevdalar hatırası için
sevdin de, sevmedim mi seni?
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda
Ümit Yayıncılık - 1994
28 Mart 2014
Değişen Nedir Güvercinleri
Rüzgârın parmaklarımın ucuna düştüğü bir akşamüstü
hüznün yağmur damlası kül kokusuyla yüreğime düştüğü
alaca söğüt dallarının mavi su mağaralarına düştüğü
akşamın bir sesten bir sessizliğe düştüğü bir akşamüstü
Çınaraltı’ndan geçtim yüzümde bembeyaz güvercinlerle
Çınar
yine saçları ağarmış bulutların duldasında
yalnız.
Masalar
yine ayışığının korusunda yolunu yitirmiş yıldız kümesi
kimsesiz ve şaşkın.
Çay bardakları
Gece üç vardiyasında çalınmış yine yarım bırakılmış uykusu
çalınmış alınteri
çalınmış el emeği göz nuruyla bezeli bedeni
çalınmış aşk gücü iş bilinci.
Üç beş sandalye
bir kırık gönül
bir ufak tepsi
ayaza kesmiş merhaba
gençliğim
hayatın nakışlı sularından sulara vuran içimdeki yankıyı
saati soran, durmadan aşkın ve acının saatini
akşamın saatini soran gençliğim
ince bir hüzünden ince bir acıya rehinli
taş baskısı suretim
Sessizce oturdum bir masaya yüreğim bozarmış
bir bardak çay: demi sevda pınarından
bir resim: avucuna kuş konmuş acının resmi
bir yüz: geçen bıldırdan, yalnızlıktan incelmiş
bir sigara: akşam içilir kederle ancak
bir kitap: “Yokuşu Tırmanır Hayat”
Acının bir acıdan bir acının kırağına düştüğü bir akşamüstü
sevdanın bir sevdadan bir karasevdanın berzahına düştüğü
yalnızlığın bir sesten bir bilge aydınlığın avazına düştüğü
aşkın bir umuttan bir sevince düştüğü bir akşamüstü
oturdum Çınaraltı’nda yüzümde bembeyaz güvercinlerle
Oturdum sessizce sana sevdalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz güvercinler
yüzümde
yalnızca
beyaz bir hüzün
Oturdum sessizce bana karalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz çığlıklar
kalbimde
yalnızca
beyazı uçmuş yüzün
Refik Durbaş
hüznün yağmur damlası kül kokusuyla yüreğime düştüğü
alaca söğüt dallarının mavi su mağaralarına düştüğü
akşamın bir sesten bir sessizliğe düştüğü bir akşamüstü
Çınaraltı’ndan geçtim yüzümde bembeyaz güvercinlerle
Çınar
yine saçları ağarmış bulutların duldasında
yalnız.
Masalar
yine ayışığının korusunda yolunu yitirmiş yıldız kümesi
kimsesiz ve şaşkın.
Çay bardakları
Gece üç vardiyasında çalınmış yine yarım bırakılmış uykusu
çalınmış alınteri
çalınmış el emeği göz nuruyla bezeli bedeni
çalınmış aşk gücü iş bilinci.
Üç beş sandalye
bir kırık gönül
bir ufak tepsi
ayaza kesmiş merhaba
gençliğim
hayatın nakışlı sularından sulara vuran içimdeki yankıyı
saati soran, durmadan aşkın ve acının saatini
akşamın saatini soran gençliğim
ince bir hüzünden ince bir acıya rehinli
taş baskısı suretim
Sessizce oturdum bir masaya yüreğim bozarmış
bir bardak çay: demi sevda pınarından
bir resim: avucuna kuş konmuş acının resmi
bir yüz: geçen bıldırdan, yalnızlıktan incelmiş
bir sigara: akşam içilir kederle ancak
bir kitap: “Yokuşu Tırmanır Hayat”
Acının bir acıdan bir acının kırağına düştüğü bir akşamüstü
sevdanın bir sevdadan bir karasevdanın berzahına düştüğü
yalnızlığın bir sesten bir bilge aydınlığın avazına düştüğü
aşkın bir umuttan bir sevince düştüğü bir akşamüstü
oturdum Çınaraltı’nda yüzümde bembeyaz güvercinlerle
Oturdum sessizce sana sevdalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz güvercinler
yüzümde
yalnızca
beyaz bir hüzün
Oturdum sessizce bana karalı
Çınaraltı’nda
yalnızca beyaz çığlıklar
kalbimde
yalnızca
beyazı uçmuş yüzün
Refik Durbaş
05 Mart 2014
Feleğin Çemberinin Durduğu An
Bir merdiven aralığına açmış tezgâhını.
Üzerinde oturduğu koltuk kimbilir, şimdi emekli olmuş hangi müdürün? Dizinin ucunda bisiklet pompası. Karşısında bir tahta "oturak". Artık gelecek bir müşteri için midir, yoksa eski bir dostu, arkadaşı için mi?
Gerçi o müşteriler de pek kalmadı ya...
Dostu gelse de nelerden konuşurlar?
Mutlaka eski bayramlardan, bayram yerlerinden mi?
Merdivenin dibinde bir naylon leğende simsiyah bir su kalıntısı.
Rengi de, kokusu da yıllardır sanki hiç değişmemiş...
Bütün hayatı, yaşadıklarının özeti bu suyun aynasında.
Camları dökülmüş bir kapı.
Neden evi olmasın?
Artık o eski bayramlar da kalmadı, bayram yerleri de.
Şimdi bilgisayarın bin bir oyunu arasından çıkıp da kim, hangi çocuk bisiklete gönül düşürecek? Binse de kim, hangi çocuk patlayan lastiğini, yamulan cantını onartmak için getirecek?
- Sen kaç yıldır beklemektesin o kapı aralığında usta?
Kaç yaşında elinin nasırı, gözlerinin ışığı, merdiven aralığında pas tutmuş anıların?
O çocuklar bilgisayarlara binip gittiler usta. Şimdi kimse yüz düşürmüyor ne bisiklete, ne velesbite...
Ne demişti adı güzel Behçet Necatigil:
"Ben oraya koymuştum, almışlar
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar"
Bu, elbette şair sözü usta. Yoksa seni, sana gösterecek aynaya ne gerek var?
Ayna senin gülen gözlerinin bebeğinin ışığında.
Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında
Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde.
Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde...
Adını bağışlamanı istemiyorum usta.
Sen, elindeki işini bitirmeye çalış, ben çocukluğumun bisikletiyle düşerim anıların yoluna. Kuruş hesabıyla kaç tur atmıştım o top sahası çevresinde?
Freni tutmaz, üstelik kiralık bir bisikletle...
Dükkânından bisikletin far ışığı, tekerlek sesi, suyun sureti, rüzgârın kanadı, gecenin ve gündüzün bereketi eksik olmasın usta. Yüzünden sevinçli bayram yerlerinin serin seheri...
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda / Ümit Yayıncılık / 1994
Üzerinde oturduğu koltuk kimbilir, şimdi emekli olmuş hangi müdürün? Dizinin ucunda bisiklet pompası. Karşısında bir tahta "oturak". Artık gelecek bir müşteri için midir, yoksa eski bir dostu, arkadaşı için mi?
Gerçi o müşteriler de pek kalmadı ya...
Dostu gelse de nelerden konuşurlar?
Mutlaka eski bayramlardan, bayram yerlerinden mi?
Merdivenin dibinde bir naylon leğende simsiyah bir su kalıntısı.
Rengi de, kokusu da yıllardır sanki hiç değişmemiş...
Bütün hayatı, yaşadıklarının özeti bu suyun aynasında.
Camları dökülmüş bir kapı.
Neden evi olmasın?
Artık o eski bayramlar da kalmadı, bayram yerleri de.
Şimdi bilgisayarın bin bir oyunu arasından çıkıp da kim, hangi çocuk bisiklete gönül düşürecek? Binse de kim, hangi çocuk patlayan lastiğini, yamulan cantını onartmak için getirecek?
- Sen kaç yıldır beklemektesin o kapı aralığında usta?
Kaç yaşında elinin nasırı, gözlerinin ışığı, merdiven aralığında pas tutmuş anıların?
O çocuklar bilgisayarlara binip gittiler usta. Şimdi kimse yüz düşürmüyor ne bisiklete, ne velesbite...
Ne demişti adı güzel Behçet Necatigil:
"Ben oraya koymuştum, almışlar
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar"
Bu, elbette şair sözü usta. Yoksa seni, sana gösterecek aynaya ne gerek var?
Ayna senin gülen gözlerinin bebeğinin ışığında.
Karşındaki duvara astığın askerlik fotoğraflarında
Geceyle gündüz arasına sıkıştırdığın saatlerin dinmeyen sesinde.
Yalnızlıkla hüzün arasına sıkıştırdığın günlerin ak beyaz aydınlığında, gecelerin serin seherinde...
Adını bağışlamanı istemiyorum usta.
Sen, elindeki işini bitirmeye çalış, ben çocukluğumun bisikletiyle düşerim anıların yoluna. Kuruş hesabıyla kaç tur atmıştım o top sahası çevresinde?
Freni tutmaz, üstelik kiralık bir bisikletle...
Dükkânından bisikletin far ışığı, tekerlek sesi, suyun sureti, rüzgârın kanadı, gecenin ve gündüzün bereketi eksik olmasın usta. Yüzünden sevinçli bayram yerlerinin serin seheri...
Refik Durbaş
İki Sevda Arasında Karasevda / Ümit Yayıncılık / 1994
13 Ağustos 2013
Pusula
Annemin öldüğü yaşı çoktan geçtim
suyun vefası ve acılar
-bir de gökyüzü
çocuklarım olsa da
Babamın öldüğü yaştayım artık
gurbeti sıla, sılası hicran
Bir de yalnızlık
arkadaşım olsa da
Rüzgârlar yazsın aşkımı
Ama gönlüm hâlâ
oğlumun âşık olduğu yaşta
-sevdanın pusulası
anılarım olsa da
İki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da
Refik Durbaş
suyun vefası ve acılar
-bir de gökyüzü
çocuklarım olsa da
Babamın öldüğü yaştayım artık
gurbeti sıla, sılası hicran
Bir de yalnızlık
arkadaşım olsa da
Rüzgârlar yazsın aşkımı
Ama gönlüm hâlâ
oğlumun âşık olduğu yaşta
-sevdanın pusulası
anılarım olsa da
İki güvercin ey ömrüm
yılların omuzuna tünemiş
biri hayat, öteki ölüm
yaşadığım olsa da
Refik Durbaş
08 Şubat 2013
Güz Erken Geldi
Güz erken geldi,sen gelmedin
gelecektin,ben sigarayı bırakacaktım
nikotin bantları yerine
yağmuru akıtacaktım damarlarıma
Bir de intiharını ihtiyarlığımın
Gençliğimin geçmiş baharlarını bir de...
Çocuklar körebe oynamak için yağmurla
gülüşleriyle donatacaklardı sokakları
kanatları gümüşten bir serçe
çocukların körebesi olacaktı
Ben uçurtması olacaktım serçelerin
Memelerinin billurdan gökkuşağı
gecelerimi kuşatacaktı
alnından öpecektim karanlığın
senin uzundan da uzun çığlığından
kirpiklerinin karasına sinmiş
kokundan ve korkundan bir de...
Ah! sana dokunmanın yangını
zemheride buza kesmiş sular misali
sana yorganı olmanın sevdanın
yak ucundan saçının en ince teline
öpmenin,öpüşmenin,koklaşmanın
dudaklarıyla öpecektim seni
Rüzgarın kollarıyla saracaktım
bedenime dar gelen bedenini...
Sen gelmedin,güz erken geldi
gölgem pencere önlerinden
ara sokaklarına düştü karasevdanın
Kalbim hüzün ve kedere...
Gelişini bekliyorum şimdi
gidişini özlediğim gibi...
Kara kuytusunda sevişmenin
şehvetiyle emziresin diye beni
kara urganıyla boğasın diye beni
kara karanlığında unutasın diye beni
Güz erken geldi,sen gelmedin.
Refik Durbaş
gelecektin,ben sigarayı bırakacaktım
nikotin bantları yerine
yağmuru akıtacaktım damarlarıma
Bir de intiharını ihtiyarlığımın
Gençliğimin geçmiş baharlarını bir de...
Çocuklar körebe oynamak için yağmurla
gülüşleriyle donatacaklardı sokakları
kanatları gümüşten bir serçe
çocukların körebesi olacaktı
Ben uçurtması olacaktım serçelerin
Memelerinin billurdan gökkuşağı
gecelerimi kuşatacaktı
alnından öpecektim karanlığın
senin uzundan da uzun çığlığından
kirpiklerinin karasına sinmiş
kokundan ve korkundan bir de...
Ah! sana dokunmanın yangını
zemheride buza kesmiş sular misali
sana yorganı olmanın sevdanın
yak ucundan saçının en ince teline
öpmenin,öpüşmenin,koklaşmanın
dudaklarıyla öpecektim seni
Rüzgarın kollarıyla saracaktım
bedenime dar gelen bedenini...
Sen gelmedin,güz erken geldi
gölgem pencere önlerinden
ara sokaklarına düştü karasevdanın
Kalbim hüzün ve kedere...
Gelişini bekliyorum şimdi
gidişini özlediğim gibi...
Kara kuytusunda sevişmenin
şehvetiyle emziresin diye beni
kara urganıyla boğasın diye beni
kara karanlığında unutasın diye beni
Güz erken geldi,sen gelmedin.
Refik Durbaş
şiirler
ey ezilmişlik!
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.
sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık
ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım
eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.
Refik Durbaş
bir gün ben de ulaşacağım kapılarına.
yoksulluğun o sonsuz panayırını aşacağım.
aşkın şiirini ve memuriyetini kuracağım
ve elbette bitecek zamanla edebiyat tarihi
sevdanın ve alkolün kahramanlığı er mektupları
gurbetin yüreğimi dağlayan diktatörlüğü.
sevgilim acemi bir karanfil gibi açıyor
her sabah şehrin yanaklarında
bense her gece sıkıntıdan ve yeminden
elbiseler biçiyorum, namussuz ve onurlu sevdalar
dağları dağları da deliyor yalnızlık
ışıdım yoksulluğa, perişanlığa.
uykusuz kamyonlar çizdim gecenin alnına
devşirme köyler, puslu kasabalarda dolaştım.
kaç yıl
umudun ve ezilmişliğin çadırında besledim
yorgunluğu
sokakların dilber ellerinden öptüm
saçlarını okşadım dağların
ve kuşlar bile uğramazken karanlığıma
şimdi hey desem şehri saçaklarından sarsıyor yalnızlığım
eğil yüzüme sevgilim, çöz iplerini
o uslanmaz hayvanlığımı utandır, bırakılmışlığımı çınla
çünkü doymuyorum abazanlığıma pazar
mecmuaları, şahane çirkinliğim ve hülyalarımla
ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi
şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık.
Refik Durbaş
31 Aralık 2012
Bürde
kış geldi sen gelmedin, oysa dudakların
ve kar beyazı gerdanınla bembeyazdın
soğudum yüzünde
kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
saçının her telinde binlerce kuş cesedi
kış geldi sen gelmedin ve avcuma bıraktın
karasevdanın kara örümceğini, ben ayazdım
boğuldum hüzünde
kış geldi kış geldi, sen gelmedin gelmedin
böyle naçar bıraktın hem beni hem kendini
sevdanın güzünde.
Refik Durbaş
ve kar beyazı gerdanınla bembeyazdın
soğudum yüzünde
kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
saçının her telinde binlerce kuş cesedi
kış geldi sen gelmedin ve avcuma bıraktın
karasevdanın kara örümceğini, ben ayazdım
boğuldum hüzünde
kış geldi kış geldi, sen gelmedin gelmedin
böyle naçar bıraktın hem beni hem kendini
sevdanın güzünde.
Refik Durbaş
06 Aralık 2012
Günden Güne Her Güne
25 HAZİRAN 2004 CUMA
Bu gece
ayın ışığı yatağımız
kır çiçeklerinin
yorganımız olsun
Ömrüm senin
ecelin benim olsun
27 HAZİRAN 2004 PAZAR
Bu gece de koynumda kal
Kır çiçeklerinin kokusundan
Hazırladım yatağını
01 AĞUSTOS 2004 PAZAR
Ömrün,
Ömrüme sırdaş
Kimim var senden başka?
01 EYLÜL 2004 ÇARŞAMBA
Güz geldi, kapa
pencereleri
Ruhun üşüyebilir
02 EYLÜL 2004 PERŞEMBE
Eylül yağmurları başladı
sular damlıyor
yalnızlığımdan
13 EYLÜL 2004 PAZARTESİ
Bulantımın
yalnızlığım ile
kardeş olması
şaşırtıyor beni
Refik DURBAŞ
Adam Sanat, Kasım 2004
Bu gece
ayın ışığı yatağımız
kır çiçeklerinin
yorganımız olsun
Ömrüm senin
ecelin benim olsun
27 HAZİRAN 2004 PAZAR
Bu gece de koynumda kal
Kır çiçeklerinin kokusundan
Hazırladım yatağını
01 AĞUSTOS 2004 PAZAR
Ömrün,
Ömrüme sırdaş
Kimim var senden başka?
01 EYLÜL 2004 ÇARŞAMBA
Güz geldi, kapa
pencereleri
Ruhun üşüyebilir
02 EYLÜL 2004 PERŞEMBE
Eylül yağmurları başladı
sular damlıyor
yalnızlığımdan
13 EYLÜL 2004 PAZARTESİ
Bulantımın
yalnızlığım ile
kardeş olması
şaşırtıyor beni
Refik DURBAŞ
Adam Sanat, Kasım 2004
20 Eylül 2012
Kimse Hatırlamıyor
Kimse hatırlamıyor adımı
Bahar gelmiş.
Balkonlar serin
Annelerin çocuk ambarı balkonlar serin
Su dalgın değil. bademler açmış
- Sahi kaç yıldır yalnızım ben
Çiçekler çürümüş saçlarımda
Bembeyaz uzun kuşlar da uçmuş fotoğraflarımdan
Bulutlar da
Yüreğimde karanfillerden damıtılmış bir yaz
Yaşıyor muyum acaba?
Refik Durbaş
Bahar gelmiş.
Balkonlar serin
Annelerin çocuk ambarı balkonlar serin
Su dalgın değil. bademler açmış
- Sahi kaç yıldır yalnızım ben
Çiçekler çürümüş saçlarımda
Bembeyaz uzun kuşlar da uçmuş fotoğraflarımdan
Bulutlar da
Yüreğimde karanfillerden damıtılmış bir yaz
Yaşıyor muyum acaba?
Refik Durbaş
Kuşlarda Ölür
Her sabah böyle ağlar mı Üsküdar
yoksul karanlığında kuşların
aşkın ve umudun bir de acının
rüzgarıyla uçarken bulutlar
Herkesten çok kendime yabancı
yaşadığımdan bir hayli yanlışsam
kim süzer gözlerimden ışığı
ölümü yüreğimde avlamışsam
Çalınsa da inancın alınteri
sessizlikle boğulsa da sesim
şafaklar yazacaktır kimliğini
ufkumu kuşatan denizlerin
Sabah olsun, giderim, sen kalırsın
kalır seninle, binlerce kuş cesedi
içimde sönmeyen o diri yangın
ve sessizliği özetlemek hüneri
Aydınlığından damlarken umutlar
zulmün ve kederin bir de acının
hala barınağıysa yalnızlığın
artık her sabah ağlasın Üsküdar
Refik Durbaş
yoksul karanlığında kuşların
aşkın ve umudun bir de acının
rüzgarıyla uçarken bulutlar
Herkesten çok kendime yabancı
yaşadığımdan bir hayli yanlışsam
kim süzer gözlerimden ışığı
ölümü yüreğimde avlamışsam
Çalınsa da inancın alınteri
sessizlikle boğulsa da sesim
şafaklar yazacaktır kimliğini
ufkumu kuşatan denizlerin
Sabah olsun, giderim, sen kalırsın
kalır seninle, binlerce kuş cesedi
içimde sönmeyen o diri yangın
ve sessizliği özetlemek hüneri
Aydınlığından damlarken umutlar
zulmün ve kederin bir de acının
hala barınağıysa yalnızlığın
artık her sabah ağlasın Üsküdar
Refik Durbaş
18 Eylül 2012
Veda
Sana vedaya gelmedim
Bu yağmuru getirdim sana
kederimi, bir de elvedamı
kalbimi getirdim, hasretinden
çırılçıplak kalmış vuslatımı
getirdim, gurbetimi bir de…
Kalbinden başka yerde arama
hasretimi de, gurbetimi de…
Refik Durbaş
Bu yağmuru getirdim sana
kederimi, bir de elvedamı
kalbimi getirdim, hasretinden
çırılçıplak kalmış vuslatımı
getirdim, gurbetimi bir de…
Kalbinden başka yerde arama
hasretimi de, gurbetimi de…
Refik Durbaş
Küs
Vazodaki boynu bükük papatya: Konuş benimle
Cıgaramın dumanından dökülen kül: Konuş benimle
Dilinin sıcaklığı hâlâ dilimde duran: Konuş benimle
Kalbim çılgın kalbim sesini duyamıyorum artık: Konuş benimle
Denizin sesi ayaklarına vuruyordu
masada örtü yoktu
iki çay söylediler
biri içilmedi
birinin sıcaklığı vapur dumanına karıştı
akşamın son ışıkları
birinin kirpiklerini yakıyordu
birinin parmak uçlarını
aynı anda bakışları düştü
ve
karardı sular
Ne zamandır kurumuştu çiçekleri şiirlerin
taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle
( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)
Refik Durbaş
Cıgaramın dumanından dökülen kül: Konuş benimle
Dilinin sıcaklığı hâlâ dilimde duran: Konuş benimle
Kalbim çılgın kalbim sesini duyamıyorum artık: Konuş benimle
Denizin sesi ayaklarına vuruyordu
masada örtü yoktu
iki çay söylediler
biri içilmedi
birinin sıcaklığı vapur dumanına karıştı
akşamın son ışıkları
birinin kirpiklerini yakıyordu
birinin parmak uçlarını
aynı anda bakışları düştü
ve
karardı sular
Ne zamandır kurumuştu çiçekleri şiirlerin
taş duvar demir kapı bedeli ödenmiş acı
hangimiz hangimizden alacaklı
pencerede yağmur içimde dağlar ve gökyüzü
nefret ve hüzün
yalnızlık
barışığım hepinizle küsüm kiminizle
( Denizin sesi yüzlerinde kalkıp yürüdüler)
Refik Durbaş
25 Temmuz 2012
Özlem
sesimi biriktirmiyorum artık ağlama
ne kadar gelişmiş olsa da acı üretimi
yüzbinlerce kuş uçurdum hüzünden arınmış
sen ki zehirlerini soydun sevdanın ve zamanın
sesimi biriktirmiyorum artık ağlama
kalbimde özlemi yok imkansız baharların
ne kadar gelişmiş olsa da acı üretimi
yüzbinlerce kuş uçurdum hüzünden arınmış
sen ki zehirlerini soydun sevdanın ve zamanın
sesimi biriktirmiyorum artık ağlama
kalbimde özlemi yok imkansız baharların
Refik Durbaş
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










.jpg)








