Vural Bahadır Bayrıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vural Bahadır Bayrıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2021

Satıhta

Rüzgâr çürüdü, yelkenler fora!

Kayıyor ılık, peltemsi sıvıda
âteş gemisi ağır salınımlarla.
Açtığı yarık, o mecâlsiz, hâre
si yitmiş dalga, kapanıyor
hemen ardında.
Anla, izi kalmaz hiçbir
yolculuğun buralarda.

İskandil ulaşamıyor dibe. Kadim
kalıntılara. Meçhûl metaller gibi
uyuyor derinde, akkor arzular da.

Kutbu yok, kıblesi yok, yıldızı yok!
Nihayetsiz bir sefere çıkarken...
Yol, nedir ki yolcudan başka?

İşte teknem soğudu, saplanıyor pıhtı
laşan sıvıya. Meğer böyle hız keser
Miş her yol alış, bu ağdalı, bu yapış
kan asırda.

Tayfalar ki içli harflerdir, dalgın,
karanlık bir unutuşa benzeyen
maceramızda.

Şiir, ey mutlu fosil. Yırtık hayal
kalyonu. Süslü batık

İliştirilir bir gün elbet asri
hayat koleksiyonuna. Ne fayda?
Dilim ki nicedir tenime ezâ!

-Her şey o kadar apaçık ve satıhta!


Vural Bahadır Bayrıl

08 Temmuz 2016

Mare Seranitatis

Etinde ağır metal taşıyan kör balık
gibi geçiyorum sessizce sularınızdan. Kamaşıyor,
dünyanın kadim yaralarındaki yırtık. Som
zaman akıntıları... Fosilleşen
arzular...

Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık

Kuyu, geceyi kustu. İri yapraklar
altından, sabaha kadar bahçede yıldız
topladık. Ellerimiz kanadı. Ve koptu, ruhu
hatıraya bağlayan aşinâlık. Ay... buruştu
saflığımızdan.

Rüzgârın iyi huylu arkadaşlığı. Ödünç
tüyler bulduk ormanda. Kör balık bir imâ,
gibi geçerken aramızdan, hepimiz birbirimizi
bağışladık.

Hem ne olabilirdi ki Öteki'nin tenhasında?
sürerken her dilde aynı kıstırılmışlık.

Ah bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık! ... Ah
bütün kalplerin atışındaki o dağınıklık!


Vural Bahadır Bayrıl

25 Mart 2016

Merdiven

"Öldüğü sırada elinde tuttuğu kağıtlar;
iki siyah as, iki siyah sekizli ve karo valesi,
o günden beri ölüm eri olarak adlandırılır."

Çapraz saatlerin arasında gezdirilen
fesleğen. 'Kalbin maziyi seyretmesi
gibi'... Çiziliyor usulca, aklığından
soyunmuş bir kadın sesi: 'Ils ont change'
ma chanson' ve sürçüyor musiki.

İşte körüm ben! Hayat sürüklerken
asrî hurdalığa, aşk ve kederi şekillendiren
tesadüfleri.

İnceymiş âh, kırılabilirmiş meğer,
ömrün bu altın saatlerinde
çocukluğa sarkıtılan cam - - - M
                                          E
                                     R
                                                 D
                                           İ
                                     V
                                           E
                                     N.

Nasıl bilebilirdim ki?


V. B. Bayrıl
Melek Geçti / Granada Yayınları

12 Mart 2014

Külçe

Yazmak -hâh- o güzel aldanma!

Çocukluk kırık bir lehim.
Ki onarılamaz bir daha asla!
Ne kesif güller,
ne mucizevi kanatlarla...

Vural Bahadır Bayrıl

Kaynak:
Çocukluk ve Şiir / Zamanın ve Mekânın Ötesi
Dr. Rahim Tarım / Özgür Yayınları / Nisan 2013

Arka Bahçe

Tenin cam tapınağı. Arzu kör__
elirse, tekrarlanmaz kalpte,
çocukluğun o beyaz sabahları.

Kariâ! Kimdim ben, sen değilsem?
Ey yırtıcı hazzın müphem kaynağı.
Kelimelerin, bazen üstünü hafifçe
araladığı.

Hafızanın manyetik alanı. O tahrip
kâr cazibe. Meğer doğruymuş, insanın
Oteki'ne gittikçe, hep kendine
vardığı.

Vakte bakıyorum. Zaman'ın dilden
önceki sükûnetine. Zelzele! Kayıyor
avuçlarımdan hızla, ömrün sırça
yaprağı.

Şair! İnsandaki arka bahçe. Sendin
bil, varoluşun dalgın zambağı.


Vural Bahadır Bayrıl

Hayy, Dar!

Hayy, dar! Bu ten bana zar!
Kuşlar uçar… Uçmak ki tayy!
Gül ise dirimdir. Zamir, der
şaire her daim; hayy, dar!

Dil, şer şebeke, aşikar! Vehm
ettikçe, mayi endişe, varlığa
sızar. Sayy ki, boşa çaba, boşa
tebessümlerdeki o ince ayar.

Leyl akar. Hani serin bahçeler,
çılgın, sere serpe, hani köpük
köpük leylaklar? Anladım, şehre
kabul edilmek’ çin, herkes önce
öteki’nde uyuyan çocuğa kıyar!

Şeffaf örüntü. Bulutsu bağ, eksik
tay. İnsan riyâ, madde kâr. Ruhsa
zaman içre hep kırık bir fay!

Muhayyile, o işlek hızar! Fısıl-
dar: Nerde şimdi sözlerdeki eski
vakar? An gelir, sükût da insanı
yorar…

Şair! Ya git o çocuğu uyar, ya gel
beni bu tahammül mülkünden kurtar!

Vural Bahadır Bayrıl

22 Eylül 2012

Tayfalar

Haylidir görünmedi, akşamları
limana rüya taşıyan ince gemi.

Tayfalarız biz, biliriz mercanlar
misali, şikayetsiz
beklemeyi.

Derken kırık bir yüzgeç belirir suyun
üstünde. Derisinde kapanmış zıpkın
izleri. Işıldaklarımız bir an
aydınlatıverir, iplere dolanmış
o öfkeli iskeleti.

Kapitan AhaB! Kapitan AhaB!
Dilimizi midye kesti… Tarih okuyorduk
dip sularda. Yenik girdap bilgisi!

Zarif bir kuyruk darbesi
bozar sonra bu sihri. Biter eriyen ayla
defne kokulu ayinimiz. Ey ruhumuz
dan eksilen kimya! Ey yatışmaz
yokluk hissi!

Tensiz ve çıplak ve mağrur ve kufi.
Öylece kalırız. Mürekkebe bırakılan şişe
içindeki çığlıklar gibi…

Yine de tayfalarız biz, biliriz melek
dönecek, bekleriz. Tetikte, namütenahi.

-Hem bir kalp, dünyaya başka nasıl direnebilir ki?


Vural Bahadır Bayrıl