Bercestem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bercestem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2026

EĞER MAKSÛD ESERSE MISRA-I BERCESTE KÂFÎDİR

Yıllar boyunca burada paylaşacak kadar şiir okudum. Sonra o uzun okumaları başlıklara böldüm; her birine “bercestem” dedim.

Şimdi ise o başlıklardan geriye birer mısra bırakmaya çalışıyorum. Çünkü biliyorum: tek bir mısra bile bazen bir şiirin, bazen bir ömrün tamamını taşıyabilir.

Dağınık görünen sayfalar aslında belleğin kendisi; bellek dediğimiz de dağınık bir mekandan başka nedir ki! Bu, bir derleme değil; fazlalıklardan arındırma, geriye yalnızca hafızanın bıraktığı kırıntıların kaldığı bir alan açma çabasıdır.

Bu satırlar, yıllar boyunca okunan metinlerden zihnimde kalan mısraların kişisel toplamı. Ya da kalmasını istediğim.

Her biri, başka bir hayatın içimde bıraktığı izdir.



artık dokunmasalar da ağlıyorum





































Dinleneceksin artık ebediyen




























15 Mayıs 2026

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026

Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi
Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın
*
Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın
Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun

*
Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti
Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi
*
Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince
acıların tuzağına takılmış kalmış
Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş
Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş
Ağacının ıssız dallarında silkindikçe
Aşka gelip ağlamaktan güler
Bürünüp abasına yüzü kapalı
İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla
Tüneyince sırtı kamburlaşır

*
çünkü okşayış kalıcıdır, 
çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler, 
örttüğünüz yer; çünkü altında o saf 
daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta kucaklayıştan.
*
Kuseyyir uzağı göremeyen, olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır. Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cevaplar veren, gülünç görünümlü, saf birisidir.
*
“Yoruldum, usandım hayatın zorluklarından, usanır elbet -Ey babasız kalasıca!- seksen yıl yaşayan.”
*
Ma'mer'deki tarlakuşu hayret sana, ortam sana kaldı, ıslık çal ve yumurtla. Gaganla eşele dilediğin yeri, Sevin, avcı bırakıp gitti seni. Tuzak kaldırıldı senden, neden sakınıyorsun? Günün birinde kesinlikle avlanacaksın, sabret hele.
*
Halbuki aşkın yokuşunda mesafeler almıştık biz,
Tam kavuşunca ben tutundum, o ise kayıp gitti

Ve visal düğümünü atmıştık aramızda;
Tam uzlaşınca düğümü sıktım, o ise çözüp gitti
*
Aşıklar Kitabından Altı Çizili Satırlar
*
İbnül Kayyım el-Cevziyye'nin Aşıklar Kitabı'nda Geçen Şiirler
*
Size karşı olan hatam büyüktür. Bir müddet için hiddetime yenilmiş, bana yaptığınız o şakadan sonra geceleyin temiz kalple Allah’a dua ederek: ‘O da bana yaptığı gibi bir şeye uğrasın!..’ demiştim. Duamın bu kadar çabuk kabul edileceği ve size bu kadar ağır dokunacağı aklıma gelemezdi… Yaptığım bu kötülüğü bana bağışlayınız!
*
Sen kalbini uzaklaştırmayı seçtin
Sen çoraklığı
Başka kelimeleri…
Ben bir ağıtçı gibi bakıyorum rüzgâra
Bakışımı acıtan anların
Ağırlığına.
*
Bütün sözler
Penceremden uçup gitti.
Bana bakışın
Kollarında uyuttuğun sabahlar
Karışıp gitti rüzgâra.

*
Çünkü bitmez acı.
Vadileri geçiyoruz
Ölüm konuşuyor.
Ormanı geçiyoruz
Ölüm konuşuyor
Ve zirvesinde dağların
Bir keder
Gitmiyor bizden
O kalp ağrısı.
*
Çünkü aynıydık
Yola çıkarken
Yol oyaladı
Ve dağıttı bizi.
Ama aynıyız yine,
Aynı havayı soluyan
Ve aynı ölümle
Ölen.

Olmadı!
Duyulmadı sesimiz.
Varlığımız görülmedi.
Şimdi bu ıssızlıkta
Titriyoruz,
Korku içindeyiz,
Dünya bir heves.

*
Senin omzuna yaslanmak
Bir dağın tamamlanması.
Senin omzuna yaslanmak
Akmak bir vadiden.
*
Bir yabancıyım 
Kelimeler iki dağın arasında 
Gurbet gibi bakıyorlar bana. 
Öylesine gidip geliyorum 
Gölgem yok 
Ve güneş yaram benim 
Hiç kapanmamış.

*
(Yüreğini yeme!) sözü karanlık olmakla birlikte gerçektir. Biraz sert söylemek gerekirse, içini dökecek arkadaşı olmayan kişi, kendi yüreğini kemiren bir yamyamdır... dosta söylenen sevinç iki kat olur acı ise yarıya iner, çünkü bir sevinci paylaşmakla daha çok sevinç duymayacak, bir acıyı paylaşmakla acısı hafiflemeyecek kimse yoktur.
*
Oğluyla konuşma girişimleri, kırık dökük sözcükler: "Bak Can, babanla ayrı yaşarsak çok daha iyi olacak, kendimi daha iyi hissedeceğim. Senin için değişen bir şey olmayacak, inan bana...
*
Adamın biri bir deniz balığı tutmuş günün birinde, o kadar sevmiş ki yanında hep kalsın istemiş.
*
aşırı düşünme eylemini mayalanan ekmek hamuruna benzetmektedir; ekmek hamuru mayalanırken hacminin ikiye katlanması gibi aşırı düşünme sırasında da olumsuz düşünceler çoğalır ve zihnin tümünü kaplamaya başlar. 
*
yazmak geliyor içimden, mahya gibi:

"Ben o kadını çok sevmiştim.
Olmadı, başaramadım,
Özür dilerim."
*
Yine gelir diye bekledim. Anlatacaktım,
Biliyorum, diyecektim, anlıyorum seni,
renk vermiyor, dik tutuyorsun kuyruğu.
Kandıramazsın ama beni,
yabancıyım ben de buralarda senin gibi.

*
Kaldırır kadehini, tokuşturacak bir kadeh arar.
Bir kavis çizer kalkan eli havada.
(Tokatlıyan’da o gece…)
Dudaklarında ince bir tebessüm
kalakalır öylece.
*
Yaşadığımız bir hadiseye atfedilmesi gereken tek ve zorunlu bir mana yoktur. Çünkü her hadise görelidir. Kalbimize hayırlı bir yorum yerleştirdiğimizde o, kabul edilmeyi bekleyen bir dua niteliğine bürünmüş olarak gerçeklik süreçlerine etki edecektir.
*
Aldı eline tir-i kaza vü keman ecel
Bolayki beni eyleye ya Rab nişan ecel

"Ecel eline kaza oku ve yayını aldı. 
Ya Rab ola ki beni hedef eyleye"

NİSAN 2026

Dayanamıyorsan, kaldıramıyorsan Ya sabır deyip Cenabı Allah'tan sabır isteriz. Ama dayanabiliyorsan, idare edebiliyorsan, şikayete dönüştürmeden konuyu götürebiliyorsak sabır duasına da çıkmaya gerek yoktur. Çünkü sabır istemek bir İmdat butonu gibidir, ben dayanamıyorum demektir ve dayanıyorsa eğer mevzu sabır yerine şükür mevzusu olmalıdır. 
...
Cehennem bir isyan memleketidir, bir şikayet memleketidir. Cehennemde halinden memnun hiç kimse bulunmaz. Şikayetler isyanın kodlarını barındırıyor ve bir şikayet yurdu olan cehennemin de bir yansımasını yüreğimizde hissettiriyor. Şükür de cennetin hallerinden birisi. Cennet bir şükür memleketi, dünyadaki şükürlerde cennetteki parçalarından birer yansımalar. Bu manada şükreden aslında cennetten bir kesit yaşıyor. Şikayet eden de ötelerde azap memleketinden bir sembolü kendi yüreğinde taşıyor.

*
Ateş gibi bir nehr akıyordu, 
Rûhumla o rûhun arasından
*
İnsanın ruhu bazen kırılmaz; ama yine de eksik yaşar.
Sessizce eksilir canlılık, varlık yavaşça solar. 

‘Yaşamıyor gibi’ yaşarsın.

Bu, büyük acıların, derin çöküşlerin hikâyesi değildir. Daha sinsi, daha gündelik bir kayboluştur. Ruha canlılık veren şey azar azar kaybolur.

Sabah uyanırsın hayat devam eder. Yapılması gerekenler yapılır, konuşulması gerekenler konuşulur. Fakat bütün bunların ortasında insan, kendi varlığına dokunamaz hâle gelir. Ne dibe vurmuşsundur, ne de suyun yüzüne çıkabilmişsindir. Bir araf, bir arada kalma hâli: Nehirde sürüklenen bir dal parçası gibi, yönsüz, ağırlıksız.

*
Divan Şiirinde Ölüm Karşısında Âşıkların İstekleri
*
müteahhit çağında yaşıyoruz sevgilim sana vaat edeceğim ev sıradan değil 
göle bakmıyor diye pencerelere küsme 
üzme beni tek katlı bir gülüş için 

*
ben ardından üzülecek değil 
unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin 
uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim 
içim, karla karışık
*
Āh ezelki demleri devrānı aŋdum aġladum
Gözlerümden yaş aķup yārānı aŋdum aġladum

*
Eger derdimüze olmazsa dermān
Ki Azrāile bāri eyle fermān
*
Gam meş’alidir bu sönmek olmaz
Cân vermek olur da dönmek olmaz

*
Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin 
Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ
Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ 
Ne özge çillesi var [hecr] semtine gidenin 
"Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim 
Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim"
*
Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān
Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān

*
Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur 
Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur
*
"Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'ın adıyla. Rahman ve Rahîm ancak odur. Benden kederi, tasayı ve hüznü gider ey Rabbim!"
*
Kimi vakit geldim sana
Ama hüznüm döndü
Baktım ki işgal gözlerin
*
Sözde şehvet dilde şehvet
Hani sükut tevazu uzlet
Sen konuş şeytan mütebessim
Nerde korku karar basiret

*
Şunu da yaz bedeli olsun
Sabırla titreyerek öyle yalın
Ve kimsemiz olmadan oturacağız
Kıyısında ayrılığın
*
nerde
yok mu ölümleriniz 
dininiz mezhebiniz aşkına 
ölememekten döndüm şaşkına 
rabbiniz taptığınız aşkına 
bir yudum ölüm 
bir yudum ölüm veriniz

*
Ölüm, sustuğudur bir sevdiğin,
    Biraz uzun...
Sararması bir güzel yüzün,
     Biraz katı...
Günlerin azaltması sevilenleri,
      Biraz hiç yok...
Ölümümüzle kavuşma ümidi,
       Biraz uzak...
*
şair! gördünüz kimbilir kaç aşkın battığını
o derin sulara kapılmış şiirlerinizde...
nedeni, ne kayalar ne fırtınalardı:

kuytulardı, geçip gittiler sözlerimizden
geriye sadece kuytular kaldı

*
hüzünden daha kötü bir yolaçıcı olabilir mi?
şimdiye kadar olmadı
ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı
*
kuş çığlığıysam ya da ot gölgesi şayet
senin halvetinde bulmuşum bu gerçeği

*
Kendini Öldüren Adamın Şarkısı
Yalnız kalınca beni çarmıha germekti niyeti 
Fakat ben fırsat vermedim 
Dayadım hançeri boğazına.
*
toprak her an beni kendine çağırır
gömsünler beni diye yoldan gelirler
mezarıma bir dal çiçek bırakırlar
ah belki yarı gece o sevgililer

*
Ne kadar uzak, uzak
Yollardan gelir bize
Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz,
Keder durmadan çiçek açar içimizde.
Ne çıkar unuttuk hepsini!
*
İki kitap arasında seni çalmaya çalışıyorum. Hayatın yakınlarımızda geçiyor kızınla benim yakınımızda ama asla bizimle değil. Biliyorum, bir gün gideceksin. Gözlerinde uzak rüzgarlar esiyor. Ama bugün, bu günü bana ver sanki son günmüş gibi.
*
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
*
duysana, kopuk ve uzak bir şeyler var aramızda
ya beni bırak,
ya sarıl bana.

*
bulaşık yıkayıp kötü çaylar yapacağıma belki biraz daha para kazansaydım sonumuz böyle olmazdı albayım...
*
Durduğu yerde değersiz bir bütün olarak kalmaktansa, parçalana parçalana gitmenin büyük doğruluğuna inandırmıştı kendini.
*
köñül badım emdi anıñ yolıña
sewip sözi tuttum bütüp kavlıña
*
Çünkü bazı şiirler cevap sunmaz; yalnızca, insan deneyiminin en kırılgan noktalarına dair sessiz ama kalıcı bir kayıt bırakır.
*
Cebrail Aleyhisselam:
"Ey Ahmed! Yüce Allah seni özlüyor!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır!
Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir!
Ruhumu, canımı al!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batirıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:
"Lâ ilahe illallah! Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!" buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:
"Ey Allah'ım! Refik-i A'lâya!" diye diye mübarek ruhunu teslim etti. Eli yanına, yanındaki suyun içine düştü.
*
Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.  

Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim.

*
*

MART 2026

Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz.
*
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
*
Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi.
*
Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir. 
*
Yeni bir kente gideceğim burdan.
Ne uğurlayan olacak beni,
Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle.
*
Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize.
*

ŞUBAT 2026

elbette seviyorum Seni, 
seviyor olmalıyım yani, 
karıştırıyorum sık sık 
Seninle ilgili duygularımı 
*
ve aramızda bu giden gelen 
şiirler ve ezgiler 
rüzgârın nefesiyle birer birer 
silinip gidiyor zihnimden 
*
Son günlerde, 
ortada aksayan bir şey, 
bir suç, bir yıkım 
olmadığı hallerde bile 
kendimi suçlu, değersiz 
ve çaresiz hissediyorum.
*
önce üç gün, sonra üç ay, 
sonra belki üç sene 
Tanrıdan başka 
kimseyle konuşmamayı dene,
*
ama bir şeyler vermek isteyen sensen birine,
kendin yola çık hemen, onu bekleme.
gençleştirir, güçlendirir 
bunun için teptiğin yollar seni.
*
yüreği hızlı çarpanları alıyoruz yanımıza, 
içi mezar gibi daralanları... 
ve çalmaya gidiyoruz Tanrı'nın kapısını.
*

OCAK 2026

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi 
*
Uzaklaş ama yavaş, ne bu telâş 
Ayrılık kalbimde bir elmastıraş.
Sonu geldi... 
Sonu geldi günlerin ve güzeldi.
*
Çünkü er ya da geç alır
*
Hiraeth, işte o kapının önünde bekleme hâlidir. Açılmayacağını bile bile orada durmak, seslenmemek ama vazgeçmemek… Ve bazen, insanı derinleştiren şey tam olarak budur: Daha yanındayken bile vedasını sezdiğimiz bir şeye, dönülmeyeceğini bile bile kalpten yer açabilmek.
*
aramızda çok kötü bir konuşma geçti, bundan sonra onunla hiçbir zaman barışamayız artık. Mauve o kadar ileri gitti ki artık dediklerini geri alamaz, zaten almak istemez
*
Ben de artık öfkemi tutamayacak duruma gelmiştim. Bir dönüş yapamayacak denli ileri gittik. Sevgimizin bahçesini zorla bozuyor, alt üst ediyorduk. Arada bir durduğumuz ve sustuğumuz oluyordu. O anlarda ne istekle, ne de çok zevk duyarak birbirimizin boynuna sarılabilirdik. Ama kalplerimizden yükselen sevgi sesini, kötü onurumuz dinletmiyor, boğuyordu.
*
*
Bana o zaman Adamas: «Yalnız kalacaksın sevgilim!» demişti. «Uzak ülkelerde baharı aramaya giden kardeşlerin, o soğuk iklimde bırakıverdikleri bir turna yavrusu gibi, gerilerde tekbaşına kalıvereceksin.»
*
Ah! Zavallı ben!
Güzel günlerdi. Ama ardından 
Hüzün dolu bir günbatımı geldi.
*

ARALIK 2025

Bir gün bu fotoğrafa
geri dönmek isteyeceksin.
*
Bu çalışmanın en çarpıcı yönü, yapay zeka modellerinde şimdiye kadar pek dikkat çekmeyen bir zayıf noktayı ortaya koyması. Üstelik bu zayıflık, görece basit yöntemlerle aşılabiliyor. 
*
Biten evlilikler ve yeniden başlayan evliliklerle hırpalanan bir psikoloji ve her seferinde kendine bir nizam arayan yeni bir ailenin kuruluşu… Bu hengâme Niyazi Bey’i yormuş olmalı. Hem maddi hem de manevi açıdan.
*

KASIM 2025

Çünkü hiç hazır olmadığım bir yaza girmek üzereyim ve çünkü geçen kışın soğuklarında, şimdi senin rüzgârlı bir tepesinde uyuduğun bu kentteki son sevdiklerim, beni, sevdiğim için öldürdüler!
*

EKİM 2025

Denizi üç günde geçen serçenin
Bir seher vaktinde soluk soluğa
Tünediği dalda şenlik gibisin
*

EYLÜL 2025

Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak is­terdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum. Şu çocuğun beni hatırlaması için. 
*

EYLÜL 2023

Eğer bir gün, uzun yıllardan sonra
Karşılaşırsak ikimiz yine
Nasıl bakabilirim, nasıl sana?
Sessizce ve gözyaşları içinde
*

AĞUSTOS 2023

Taşı söze çevirmeye çalıştım ve katı
şöhretini hayatın birkaç sözle hafifletmeye:
N’olur bana taş atma, öyle ağır ki
benim taşıdıklarım, atamam bile sana!
*
Kaç defa dilemişimdir biilmiyorum, babamı çocukluğunda veya gençliğinde tanıyan birinden dinlemeyi....
*
iki insanın birbirlerine karışacak derecede yakınlaşması ve geri dönüşü olmayacak derecede uzaklaşmasın eşsiz bir örneği
*
Ben seni seyrediyorsam, sen de beni,
Kimdir ilk gülümseyecek olan?
Gülüyor şimdi ilk gülümseyen.
*
Böyle sürekli mutsuzluktan söz açıp durman, korkarım ki bir gün seni gerçekten mutsuzluğa uğratacak.
*
Bugün ister edebi alanda, ister sanatın diğer dallarında olsun insanın kalbindeki ağır yükleri hafifletecek eserlere ihtiyaç var. İnsana ümit vermeye, onu ayakta tutmaya çalışan eserler üretmek zorundayız. İnsanın en azından kitap okumakla dindirilebileceği kederleri de vardır ve bunlar bence pek çoktur.
*
Madem bir musibet dönemindesin, musibeti ikileştirecek, çözümü zorlaştıracak, seni daha da sıkıntılı hâllere sokacak işlerden ve tutumlardan kaçın. Bu tutumlardan birisi de etraftakileri kınamak ve suçlamaktır. Onların gönüllerini incitmektir. Hep kendini haklı, başkalarını haksız görmekle nefsine taraf çıkmaktır. Uğradığın haksızlığın bir hissesinin de sende olduğunu görememektir.
*
Kuramadım onu, gereğince; sana da, yeterince, ulaşamadım -- bu 'beceriksizlik" yalnızca benden mi kaynaklanıyordu; onu da, bilemiyorum.

Muhtemelen, öyledir.

Ne sen, ne de ilişkinin kendisi—

*
Bozkırın orta yerinde
diz çöküp toprağa
tren geliyor mu diye
kulak dayamış gibiyim
*
(yaklaşırken yolun sonuna)
uzun yol dayanılmaz değilmiş,
yanlış düşünmüşüm onca zaman:
Hiç bitmemesi değil yolun,
bitmesiymiş korkutucu olan.
*
Çok denedim, çok istedim, beceremedim ben. 
Hep harf kaldı harfler elimde,
ne bir kelime oluşturabildim, ne de bir cümle.
*
Nasıl oldu?
Ne zaman oldu?
Anlayamadım.
Hiç beklemiyordum.
*
Böylesi bir parçalanmışlık içinde, aramızdaki çatlak gitgide derinleşiyordu; bense kırık bir bardağı avuçlarımın arasında tutup, dağılıp gitmesine engel olmaktan başka bir şey yapamıyordum.
*
bak bu yaz oraya, senin istediğin zaman gelebilirim, seninle, gider, bir deniz kıyısına çadır kurarız, iyi. olabilir gelirim. seninle peynir ekmek yer yaşarız. (peynir, kavun, ve rakı, seninle içeriz de.) Ama bunların hiçbirisi olmıyacak.
*
nasıl unuturum ki gülüşü gül olanı
sevgilimdi, ya da ben öyle sanırdım
o gitti, elimde bir çiçek dağınıklığı
bütün yolların ucunda kalakaldım.
*
Cevap veren bir insanın olmasının 
Verdiği sıcaklık
*
Hazırım gelecek olan kargışa:
son leylekler gitti. Az kaldı kışa:

duydum: tıkır tıkır ölümün saati. 
*
Üzünçle bakarken kışa yürüyen bahçeye
Anladım; Ipıssız kaldım artık;
bir sözcük değil sadece
çürüyecek bir gövdesi var ölümün.
*
İnsan çekmecelerini de temizlemeli zaman zaman, Kalbini de! Çürüme içerdendir
*.
beni alıkoymak istersen eğer (bak gidiyorum) bana elini ver 
elinin sıcaklığı da alıkoyabilir beni 
mıknatıslı özelliği vardır bir gülüşün de, 
bir sözcüğün de 
beni alıkoymak istersen eğer, adımı söyle 
*
"Para kesildiğinde, bağlar da kopar" sözü esasında tersine yorumlanmalı. Para bitince kadınların terk edip gideceği sanılmamalı. Erkeğin parası bitince, hevesini kendiliğinden kaybeder, gülerken bile güçsüzleşir. Sonra tuhaf bir şekilde kıskançlaşır, dengesizleşir ve nihayet adam kadını terk eder. Yarı çıldırmış gibi uzaklaşıp terk eder anlamına geliyormuş Kanazava Yayınları'ndan çıkan Daicirin sözlüğüne göre. 
*
Çünkü Calum onu da umursamıyor… Bu umursamama durumu depresyonla beraber kendinden nefret etmesini de getiriyor. Bu yüzden Calum artık net bir şeylerin arayışında değil, bulanıklık onu giderek daha çok girdabına çekiyor.
*
İnsan görüşmediği ama kalbinde yer ayırdığı, kalben hemhâl olduğu, onun da kalbinde yerinin olduğundan şüphe etmediği kimseyi ne zaman görse sevinç duyar, onu uzun bir zaman sonra da görse ona soğukluk hissetmez ama kalp selâmı kesmişse onu her gün de görse artık bir önemi kalmaz.
*
Zincirlerle çekiyor işçiler
Güneşi, yatağımın başına.
Ben nasıl çıkarım bu kirli yüzle
Güneşin karşısına?
*
İçimdeki o korkunç boşluktan sesleniyorum
İşte o boşluktan-haydi beni anlayın biraz -
Yani bir adım daha atsam düşeceğim uçurumdan
*
kırkı doldu ömrümün
ve hâlâ 
yerini yadırgıyor kalbim
*
Sen, başka ufuklar bularak, yükseledurdun;
Ben, kendi harâbemde kalıp, çırpınadurdum!
*
hep gezecek, hemen her konuda hep kavga edecektik, bu konuda anlaşmış gibiydik.  Böyle biteceğini hiç hesaba katmamıştık. Onu şimdiden çok özledim.
*
Toplum bu partilere İslamcı oldukları için değil, ama Kemalist olmadıkları için oy verdi. Doksan yıldır sırtında taşıdığı Kemalist devlet yükünün biraz hafifleyeceğini umduğu için verdi.
*
Yahudiler her zaman Yahudi olduğunun farkındaydı ve mesela bizim evde her zaman hazır bir pasaport dururdu. Her an gitmeye hazır beklerlerdi.
*
Son yıllarda iyice ikna oldum: Ben doğduğumda, babam baba olmaya hazır değildi; sonraki yıllarda da baba olmaktan memnun değildi. Aile ve çocuk sahibi olmak değil, kendi hayatını yaşamak istiyordu. Ne var ki, başka bir hayattı yaşamak istediği, içine sıkışıp kaldığı hayat değil.
*
Allah rahmet etsin bu sevdaya ey gönlüm
*
Kişinin yaşamının anlamı sürekli yalnızlığa yöneliktir: garip şey. Kişiler içinde kurduğu ilişkiler içinde oluşmasına karşın, duran bir yalnızlığa doğru yürür: ancak orada, o yalnızlık içinde tamamlayabileceğini, bütünleyebileceğini bilir, anlamını, yaşamının, kişi.
*
bu ayrılığı kim taşıdı buraya kadar
çok gitmişliğimden, az gelmişliğimden midir
*
Gençliğimizde, yaşamımız için önem taşıyan ve büyük sonuçlar doğuracak olayların ve kişilerin karşımıza davul zurnayla çıkacaklarını sanırız: Ama yaşlılığımızda geri dönüp baktığımız zaman, bunların hepsinin de sessizce, arka kapıdan ve adeta dikkati çekmeden içeri süzülmüş olduklarını görürüz.
*
bir babanın resmini büyüterek duvara 
asmak yere eğiyor şecerenin dalını 
o ki ağır bir gamdır günlerle didişmekten 
kendi bile unutmuş uçsuz topraklarını.
*
Kalp inanır, akıl inkar eder. Kalp sever, akıl ikaz eder.
*

TEMMUZ 2023


- Ben çok yorulmuştum.

Sonra sarılıyoruz ve yavaşça uzaklaşıyor. Tıpkı denize açılır gibi.
*
Sevgi de insanda bir konuktur
*
*
Sevgi dargınlıkta belli olur.
*
Bir şey yazıyorsan, altına imza atacaksın! Altına imzanı atamıyorsan; Yazmayacaksın!
*
Bir arkadaş şöyle anlatmıştı ve anlatırken de gayet ciddiydi; "Seccademi yere serip üzerine oturuyorum ve hüzünleniyorum, sonra da seccadeyi katlayıp rafa kaldırıyorum ve normal hayatıma devam ediyorum." Uzun süren üzüntüler, bazen yağmayan bulutlu bir hava gibidir. Bu yüzden yağıp rahatlamak için kendine bir sonda takman gerekir. 
*
Sevgili Rahmim bugün Rabbine kavuştu. Bir çocuk gibi, uykusu gelmiş yorgun bir çocuk gibi kollarını O'na uzattı ve "beni kucağına al" dedi. Uyudu, uyanmadı. Seslendiler, cevap vermedi. Omuzlarından sarstılar, inledi, uyanmadı. 
*
Ölüm orda, onu görüyorum.
*
Öleceğini bilsem seninle daha fazla vakit geçirirdim.
*
Ama hüzün içindeyimdir ben,
İmgelemimizdeki günbatımı gibi,
Hani karşı ovanın dibine bir serinlik iner de
Pencereden içeri giren bir kelebek gibi
Gecenin geldiğini hissedersin. 
*
Sonra anlıyorum ki hiçbir şeye kaldığı yerden devam edemiyormuş insan
Kaldığın yerde bitiyormuş her şey
*
Ve istersen, hatırla,
İstersen unut.
*
Her şeyin efendisi aşkın karşısında ben neyim ki?
*
Hatırlamak, bir buluşma biçimidir… 
*
Sonra unutma ki, ihtiyarlamanın bir de başka tarafı var: İhtiyarlamak kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek. 
*

HAZİRAN 2023

Birden bire şöyle bir soru soruyor doktoruna, "Sizde ölebilir miyim?" diyor.
*
Nedir böyle akıp giden,
Sessizce yorgun bir ırmak gibi,
Boşa geçen hayatım mı?
Umut dolu yıllarım mı?
*
Sanmayın ki hep yüceltiyorum şiiri. Zorlaştırmıyorum da. Sadece ne olduğunu ve bizim ne olduğumuzu bildirmeye çalışıyorum.
*
şimdi bu onbeş kuruşun peşindeyim. Bu kadar küçük ve net bir hedefe hayatın bütün amacıymış gibi yönelmem ben’i basit hatlarla şekillendiriyor. Bütün hatıralarım ve aşklarım kıymetten düştü.
*
Böyle söyledi. Sustu.
Tekrar bir gün tekrar konuşacağına dair elimde senet yok. 
Susuyordu konuştu.
Konuşuyordu yeniden sustu. 
*
*
Çocuğa olan bağlılık ölmez. İçerisine onarılmaz düşmanlıklar girmiş ailelerde bile, evlat bağlılığı, baba ve analarda, kalbe bağlı bir urgandır ve içinde kan deveran eder.
*
Çocuğun çizdiği dünya ise saf ve sevimli. Ama bu saf dünyanın üzerine o çocuk diliyle serilen gülücükler dolu örtü azıcık aralandığı zaman orada ateş dolu çukurlar, kaçılacak hiç bir yeri olmayan dar bir dünya, gördüğü ışıkları tutmak için beceriksizce çırpınan ve hiç bir şeyi yakalıyamıyan bir hayat görülür. 
*
Aşk su alan bir tekneymiş, inandım
Su alan teknenin içinde kaldım
*
Eğer bu mektubu okumanız gerekirse bu sizlerin arasında olmadığımdan olacaktır. Beni zar zor hatırlayacaksınız en küçükleriniz ise hiç hatırlamayacaktır. Babanız düşündüğü gibi hareket eden bir adamdı ve kesinlikle inançlarına bağlıydı.
*
Bu yazıyı değiştir. Adam kendine kıymasın. Bir derdi var ise kalbinde kalsın.
*
İçlerinde süren o konuşmada hayatlarının sonuna gelmiş olduklarına inanamayış ve şaşkınlık vardır. Orada oturduğunuzu farketmezler bile. Ölen için yaşayanın hiç önemi yoktur. 
*
"Asla her şeyi göremeyeceğiz" dedi Serge, elini öne doğru uzatarak ve gülümseyerek. "Burada yükselen kokuların içinde oturmak çok hoş olur herhalde."
*
Olgunlaşmış hepsi nasıl da
Canım yaz sıcağında,­
Geçen sabahlar,
Uçup giden güzel akşamlar;
*
Birbirinden ayrılmış olmak
Birbirine yakın olduktan sonra
Çok daha kötüdür kesinlikle
Hiç yanyana gelmiş olmamaktan. 
*
Binbir dilde konuşan şiir, ârif olana 
Sadece tek bir dildir, sade tek bir lisandır.
*
Ölümün hükmü geçmez kalpte olana
*
Dördüncü soruma geldik bu son soru:
*
Olur da sizin dostluğunuz gibisiyle bir daha sınanırsam
Onlardan ayrılmayı da kendime hak görürüm
*
Hayatımızdaki insan bizi bir noktaya kadar anlayabilir, gerisi hep yalnızlık. İstediğimiz kadar evlenelim, âşık olalım, biriyle aynı evi, hayatı paylaşalım; bu, günün sonunda yalnız olduğumuz ve yalnız öleceğimiz gerçeğini değiştirmiyor. Hepimiz yalnız ölmek zorundayız. 
*
çünkü yapraklar sevgilim
düştükten çok sonra inanırlarmış
artık ağaçta olmadıklarına
*
Ben de terkediyorum sizi son kez ayağa kalkan bir oyuncu
          gibi
Sitem etmeyin ona gözlerinde taşıdığı gölgeden bir şeyler
          yansırsa dışarıya
*
Çocuklarımın kaderiyle çok daha fazla ilgileniyorum. Umarım hayatları çok zor olmaz. Onların hayatını kolaylaştıramadım. 
*
Senin tüy gibi gövden havada nem içinde.
Kokunun yoğun ve sürekli yayılışı
yaşlı ve yıpranan yüzüme yükseliyor.
*
Hep aynı jaguarı öldürüyordu avcı,
O ölümsüz hayvanı. Çok da şaşırmayın
Bu yazgıya. Sizinki de aynı benimki de,
yalnızca bizim jaguarın çok değişik halleri var
kılık değiştiriyor hiç durmadan. Adı bir an
nefret oluyor, bir an sevda, bir an alın yazısı
*
Son günbatımını seyrediyorum şimdi.
Son kuşu dinliyorum.
Kimseye hiçbir şey bırakmıyorum.
*
Gökyüzü boşa değişir durur. Herkesin
Payına düşen yolculuk önceden belirlenmiştir.
*
Göçüp gitmiş ölüleri kıskanan da ben.
İşin daha garibi bir evin bir köşesinde
Bu sözcükleri ağ gibi ören o adam olmam.
*
bir kadın omuz silkerse aşkıma,
ezgiler yaratacağım hüznümden,
zamanın içinde yankılanan koca bir nehir.
Kendimi unutarak yaşayacağım.
*
Kulak da göz gibidir. Kalbe, olan şeyleri gösterir.
*
eğer kitle bir şeye kızarsa yapamayacağı yok. 
*
Düzeltemiyorum hayatımı. Neresinden çeksem, öteki yanı bozuluyor.
*
Zamanla değil, bir yerde
Benim olmayan bir şeyle yaşlanıyorum
*
Dedim ya, ne gelirse yapıyorum elimden — unutmak için —ah şu böceğin vızıltısı
Bastırıyor durmadan. Bense yalnızlığa daha bir yalnızlık koyuyorum, hepsi bu
*
Ama sen kimsin işte? bunu hiç sormamalı
Bunu hiç sormamalı; bitmesin, sürsün diye
Böylece, azıcık vakit olmalı.
*
Bir tanrı duruyordu az ötelerde
Mutluydum, niye mi? çünkü ben yaratmıştım o tanrıyı, o şeyi
Ah yaşasam diyorum, o günü bir daha yaşasam
Ve hüzün... isterik bir kadın gibi üstüne çekse beni.
*
Kapansam, evlere kapansam, yıkanmış bir deniz bulacaksam orada
Anılar bulacaksam — anılar mı dediniz? ne sesli bir vuruşma
*
Acıdır bitiş yolunda adımlamak. Bitmesini kimse istemez hele daha en başta. Ama biter.

Sadece aradığın bulunamamıştır. Ya da bulduğunu zannettiğin aslında aradığınla pek ilgisi yoktur. Ya da aradıkların değişmiştir. Sadece bu kadardır. Bu kadarla da biter. Senin daha az değerli, sevilen, istenen biri olmanla ilgisi yoktur.
*
Ayrılışın hafif şokundan sonra bu konuda hiçbir üzüntü duymayacağınıza ve olur da bazen beni düşünürseniz bunun çocuklukta okunan bir romanın düşünülmesi gibi olmasına inanmayı tercih ederim, insanların kalbinde onlara hiçbir sıkıntı yaratmayacak şekilde bir yer edinmeyi isterim.
*

MAYIS 2023

hiçbir yol yok kaçmak için,
bir umut kırıntısı yok;
herşeyde bir suskunluk
her yer ıssız, ölüm kokusu var herşeyde
*
dilemiştim ki en çok kar yağmasın bu kış
bu kış kalp suyumla ıslanmasın yastık!
dilemiştim ki yoktur aşk
bu mutlak hasar bu mükemmel hata
*
Kopan bağlar bizim gelecekle kurduğumuz ilişkiyi zedeler, tahrip eder. Ayrılıklar sonrasında kişinin bu kadar çaresiz ve umutsuz hissetmesinin en büyük nedenlerinden biri de budur işte. O gitmiş ve yaşanacak güzel günleri beraberinde götürmüştür. 
*
Şeytan canımı alsın, dedi Tanrı;
Alsın vallahi, benden geldiyse eğer
Sizleri böyle kötü yönetenler.

Hiç bana kızmayın artık, çocuklar;
Temiz yürekli olun, bana yeter.
*
(Heybem boş.) Sizi tüm kalbimle sevip takdir ettiğimi, evet, bunu biliyorum. Fakat bunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz.
*
Sefere çıkan, sen evime ne yaptın?  
*
eve gitmek istiyorum,
ama ev bir köpekbalığının ağzıdır
*
Yaklaşan tehlikeyi sezen ruh, hissikablelvuku ile oradan uzaklaşmak ister.
*
borcum yoktur kimseye diyemem fakat
alacağımın peşine düşmedim hiç Mikail!
*
kurumuş ot olmak istedim 
içi yok kurumuş otun
hafızadan yükü yok
yürümesi gereken bir sokak 
evi yok sonunda dönmesi gereken
ne var ise o var ondan ibaret kendi varlığında 
fakat kurumus ot biliyor tekerrürdeki sonsuzluğunu
*
Kaderimsin sen ey yalnızlık...
Aldığı yere geri bırakacak kimseyi istemem.
*
Gidersek her şey çözülecek ve her şey daha kolay olacakmış gibi hissediyor insan o anlarda. Oysa kalmak gibi gitmenin de bir bedeli vardır, bazen size bazen de sizden sonrakilere ödetilen bir bedel. 
*
Evlilik iyi gitmiyorsa geçmiş yeniden ve en kötü biçimiyle yazılır.
*
soruları görmezden geldim. 
bunu bir cevap olarak 
kabul edebilirsiniz.
*
ama bilirim başkasının yarasıdır sende kanayan. 
ve yanakları al al bir anneyi doğuran 
gülüşünün güneşi, ardına saklanacak bir dağ arıyor gibi... 
oysa ömrünün öğlesi bile olmamıştır henüz.
*
ilerde lazım olur diye 
mutlu bir gün. 
yalvarıyorum. 
bir bahar daha Allah'ım.. 
bu son, bu son..
*
İnan kendini daha çok yaralar.
*
şimdi iki kişi biniyor otobüse
biri sen değilsin, biri ben değil.
*
Yapılması gereken şey yine de geriye dönmek ve annemize bir kez daha bakmak; onun hakkında yazdığımız sığ ve tek yönlü hikayeden çıkıp, onu kendi hayatının içinde mücadele eden bir kişi olarak, ayrı bir insan olarak var kılmaktır. 
*
Dünyaya bir kez çocukken bakarız.
*
Seninle ilk tanıştığımda seni bulduğum aşırı yalnızlığa ne kadar şaşırdığımı hatırlıyor musun?
*
Anılar olsaydı hiç değilse. Ama kimde anılar var ki? Çocukluk olsaydı, derinlere gömülmüş gibidir çocukluk. Bütün bunlara yaklaşabilmek için yaşlanmak gerek belki. İhtiyarlık bana güzel görünüyor.
*
Şimdi dünya boşlukta yavaş
Sen bütün canlılardan uzaksın yalnızsın
*
Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu.
Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu.
Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu.
*
şiddetli rüzgârlar görüyorum yolculuğumda,

fırtına görüyorum limanda ve artık yorgun
dümencim ve kopmuş direkler ve ipler 
ve sönmüş bir zamanlar baktığım güzel ışıklar.
*
Benim de danışan ve hastalarımla seanslarım anne ve babayla yapılan hesaplaşmalarla geçer. Ve sonuç olarak ruhsal bir yaramız varsa mutlaka bir yerlerden anneye ya da babaya dokunur bunun ucu. 
*
Neden anne babalarımız bize sarılmadılar? Neden bunu esirgediler? Bir çocuk kendisine sarılınmadan nasıl sağlıklı büyür? Sarılmadan anne baba olunur mu?
*

NİSAN 2023

Evet, bazen hatıran beni
Aniden yakalayacak
Bir kaplanın aç sıçramasıyla,
Rüzgârlarla ve uçan kapılarla,
Fırtınalı bir sevinçle,
Kırık kanatlı mutlulukla.
*
Bana sabit bir şekilde baktı: 'Görüyorum ki hiç açlık çekmemiş gibisin' dedi. Bu bizim ilişkimizin sonuydu. Beni 'manevi hırslı küçük burjuva' kategorisine koyduğunu fark ettim."
*
Pekâlâ biliyorum onun beni sevmediğini. Nasıl sevebilir ki beni? Gene de en derinimde bir şey, benliğimin bir parçası, korkudan titreyerek, belki de her şeye rağmen onun beni sevdiğini düşünmekten kendini alamıyor.
*
Senden geriye kalır süzülen bir gözyaşı, 
Yüreğinin gözlerinde büyüyen bir tebessüm.
Senden geriye kalır ektiklerin
Saadet dilenenlerle üleştiğin.
*
Beş yaşındaydım. Karakol dönüşü amcam kahvede otururlarken beni gördü. Nerden geldiğimi sordu, 'babam gili karakola şikayet ettim, ondan geliyorum' dedim.
*
Onbinlerce ailede "öpülecek el, sarılacak evladın kalmadığı bir bayram" yaşıyoruz. 
*
Sevginin karşıtı nefret değil kayıtsızlıktır.
*
Sen yine de affa sarıl, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. (Araf 199)
*
Ben ne kayıtsız ne de kaygısızdım. Fakat tüm taraflara ıraktım çünkü sarf edeceğim kelimeler o duvarı yıkamayacaksa, susardım. İçimde ne var ne yok kırsa bile!
*
Nihayet Sedat’la Suat’ımı bakımsızlıktan kaybettim. Bu yavruların bütün vebali babalarınındır. Yalnız Vedat’ımla kaldım:
Açılmadan heder oldu yazık ki gonçelerim…
*
Onu ortada, sonu ve başı olmayan bir yerde bulduğumu biliyorum. 
Ama artık onu aramıyorum,
sadece baştan başlamak için şiiri arıyorum.
*
İradesi zayıf insanlar bir şeye kendiliklerinden son veremezler, bunun onun dışında oluşmasını beklerler.
*
Geceleri Galata’da gülerken bacaklarımız uzamış alıştık artık ölüme
Diyeceğim şu İvan Milinski: ölüm için ayırdık geceleri gülerken
Galata’da
*
Hatırlar mısın nasıl da dolaşırdık
Çayırlar ve vadilerde,
Ve kekikler arasında da öperdim seni
Kaç kere? Kaç kere?
*
Bazen herşey yorar insanı, dinlendirici olanlar bile. Yorucu olduğu için yoranlar; bir de dinlendirmesi gerekirken, sırf bunun için uğraşmayı düşünmek bile yorucu olduğu için yoranlar. 
*
Yürüyor ve düşünüyordum, güçlüyken, öfkeliyken ve mağrurken tanıyordu bizi insanlar ve hiç de iyi notlar almıyorduk.
*
- yaşam, gerçekten ne zaman yaşamımız oldu bizim?,
biz gerçekten ne zaman biz olduk?,
*
Kimse benim ardımda, 
Ağlayıp sızlamasın, 
Solmuş yaprakları. 
Rüzgâr geri versin,
*
Bundan böyle ne istersen yap, 
Bugün artık umurumda değil, 
Kadınların en tatlısı, 
*
Nasılsa bundan böyle, 
Önceden olduğu gibi 
Severek beni hatırlarlar, 
Akıllarına gelince.
*
Bu acıyı unutmak için çok kent, çok ev, çok iş değiştirmişti kadın. Sonunda geçen yıl evlenerek buralara yerleşme kararı almıştı. 
*
Kendisinden epiyce genç, güzel bir hanımla evlenmişti. Sonradan bu eşini kendi eliyle başka bir yaşı uygun erkekle evlendirmiş olması çok konuşulmuştu. 
*
korku içinde yaşamaktır demek
*
Halk açlıktan ölüyor.
Zenginler yiyip yutuyor vergileri, 
o yüzden ölüyor insanlar.
*
Büyük bir düşmanlık uzlaşmaya vardığında. 
*
almak için çırpınan 
mutlaka vermişti eskiden.
*
Bilirsin ki öteden beri şifahi bir sıkılganlığım, dil tutukluğum vardır. Fakat seni özlemeye gelince, bunun ne yaman bir hasret olduğunu Paris'e geldikten sonra anladım. Meğer İstanbul'un en büyük cazibesi, istediğim zaman seni görebilmek imkanını bana bahşetmesiymiş.

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 2

"Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı,
Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı."
William Blake 

MART 2023

Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz.
*
Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir.
*
Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim.

-Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek...
*
İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır.
*
Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz
“Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz
*
göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de 
kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste
kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir 
hastalık, bütün istemelerinden vazgeçirir insanı
*

ŞUBAT 2023

Hiç kızı olmayıp dört oğlu da enkaz altında kalan, ama hiç birisine ulaşmadığımızda babanın gözümüzün içine bakıp ağlayarak “en azından bir oğlumu kurtarın” diye yalvardığını ama bizim de aciz olduğumuz anları gördüm.
*
Bugün gözlerimin içine bakıp hadi baba, kar topu oynamaya çıkalım diyen oğluma elbette biraz hava alalım, eğlenilecek zaman değil, insanlar çok zor durumda diyeceğim. Depremi, yıkımı, zorluğu anlatacağım. Yüzümdeki mutsuzluğu görecek, ben ne yapabilirim diyecek, haline şükredecek.

Şu fotoğraftaki baba, vefat eden kızının elini bırakamıyor hani, hepimiz onun elinin üstüne elimizi koyduk. Böyle gördük çünkü çocukken de
*
İnsan ne olmak ister?
Hiç kepçe olmak ister mi?
Şu an olsam keşke.
Tek tek enkazların üzerini açsam.
*
Bereket versin ki menekşeler açtığında, 
Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 
Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 
Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?
*
Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim 
Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları
*
Çekip giden sonbaharı hatırla 
Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi
Havanın kokusu ve çalı demeti 
Ve seni beklediğimi unutma
*
Az önce denize düşen bir 
Yağmur damlasını arıyorum. 
*
Git, küçüğüm, bırak beni,
Yoksa buluşmalarımızın bitmesini 
İstemezdim hiçbir zaman. 
*
Ve bir gün hep aynı sözcükleri 
Kendi kendine sayıklamaya 
Başladıysan, Tanrı'm ! Anla ki, 
Çoktan boyun eğmişsin Aşka.
*
İki söğüt, yalağın üstünde 
Salınır beşik gibi. Susmuşuz
Hiçbir şey söylemesen de 
Biliyorum, bu son gecemiz.
*
Oyun oynadığım bir yerin yakınına gömülmek istiyorum ama mezarlığa değil. 
*
Gereği var mı?
Şefkat barındırıyor mu?
Kimseyi incitebilir mi?
*
Ne bir laf edecek ne düşüneceğim, 
Ve sonsuz bir aşk dolduracak içimi; 
Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, 
Mutlu, bir kadınla birlikteymiş gibi.
*
Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 
Bir mezar taşına kazınmışçasına.
*
Yalnızlık şu derin gölün 
En tatlı, en sadık misafiri : 
Ne o güzel söğüdü ne kendisini
Bir an olsun terk etmiyor hüzün.
*
Şöyle yazın mezar taşıma 
"Burda, bahtsızların piri yatıyor, 
Şu kara yerde ne güzel uyuyor 
Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 
Hayattayken ölmekti tek isteği; 
*
Her daim biraz daha Musiki ! 
Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 
*
Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,
Düştü canıma soğuk ölüm...
*
Bir dolap, rengi benzi solmuş, 
Büyük halalarımın sesini duymuş, 
Büyük babama kulak kesilmiş, 
Babamın konuşmasını dinlemiş, 
*
Sana bakmaya cesaret edemiyorum
Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !
*
Ve sonra, serip altımıza yosunları, 
Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 
Dost ormanın serin gölgesinde.
*
Ey dar günde yanımda olanlarım, 
Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 
Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 
Akıp geliyor işte, bütün mazim.
*
Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,
Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Havva'yı,
Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından
Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.
*
Ve o hüzün kokulu saçların, artık 
Gölge yapmayacak hayallerime 
*
Ölümü belki de bu şekilde
Yeneceğiz, bir tek öpücükle!
*
Gideceğim! Ey vapur, hadi, salla direklerini 
Ve demir al, gayrı uzak diyarlara gitme vakti !
Acımasız umutların perişan ettiği bir Keder,
Elveda mendillerinin sallanacağı anı bekler 
*
Şu mine çiçeğinin solduğu vazo
Bir yelpaze darbesiyle çatladı; 
Ne de hafif bir çarpmaymış o 
Ne tıkırtısı geldi ne ses çıkardı.
*
Ve alınca ikimizi de kanadının altına; 
Uyuyacak mıyız seninle aynı mezarda ! 
*
Ey Ölüm, koca kaptan, demir alma zamanı şimdi !
Huzur yok bu diyarda, ey Ölüm! Başlasın seferimiz 
*
Bir kuleye benziyor benim ruhum, 
Yorulmaz ağır koçbaşıların yere serdiği.
*
çünki yokdur aşık-ı bi-zerle bāzāruŋ senin 
oluban bizār senden väz geldüm sevmezin
*
İyi kalpte yer yok şüpheye, yokluğa, 
Tertemiz mazisidir tüm sermayes!! 
Güneş, donan kanında boğulup gitti... 
*
Ah yürek saflığı, nasıl da uçup gitti! 
Mutluluk ve aşk hayalleri, tatlı düşler, 
Hayatın baharına dair bin bir beklenti, 
Akşamı görmeden nasıl sönüp gider?
*
Gidiyor güneşim, batmak üzere, 
Birazdan ufukta kaybolacak, 
Ve şu iç karartıcı tepede 
Gördüğüm, ebedi evim olacak.
*
Söyleyin, ışıl ışıl nazlı güzeller, 
Benim mavi yolculuğum ne zaman?
*
Tanrı, şu hayat Çölünde dinlenmeniz için, 
Size uçsuz bucaksız mezarlıklar hazırladı:
Yorgun yolcular, hadi girin ve uyuyun.
*
Dünya Fundalıklarında şair de öyledir işte;
Yara almadığı sürece hazinesini saklar 
Derin bir yara olmalı kalbinde, 
Dökmek için mısralarını, ilahi altın yaşlar !
*
Şu hayattan, düşünce belası ve insan olma
Külfetinden kurtulup huzur dolu mezarında
Yatmanı nasıl kıskanıyorum, ah bir bilsen!
*
*

OCAK 2023

Ama işler zamanla duruldu. Görece normal bir hayata başladık. Bir çeşit..
-Sevgisizlik. O şekilde yaşayamıyorsun.
-Şu an bile, onu görünce ya da hayatımı düşününce korkunç bir hata yaptım gibi geliyor. Onu suçluyorum, kendimi suçluyorum. Sadece mutlu olmak istiyorum.
*
Ve kar hüzünlüdür, hüznün bir parçasıdır. Zamanın geçtiğini, ömrün yavaş yavaş tükendiğini ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını, insanın geri dönüşü olmayan bir yola girdiğini hatırlatır
*
Bir de şu var Halil. Bir müddet sonra saadetiniz manasız bir sebeple gölgelenebilir, sen onun kalbini kırabilirsin. O sana 'bu kapıdan çıkarsam bir daha dönmeyecem Halil' diyebilir. Sen de ona ne halin varsa gör diyebilirsin... O lafı etme Halil.
*
Eskiden çocuklar suçlu bir vicdana sahip olarak yetiştirilirdi. Ben de öyle yetiştirildim. Ne var ki bir gün bu yükü daha fazla taşıyamayacağıma karar verdim ve suçluluk duymaktan vazgeçtim.
*
İşgal devrinde Eskişehir’deyken, Hiç’i yazmıştım. Bunu üstat Ahmet Halit Bey basmak lütufkârlığında bulundu. Müteşekkirim. Kaç nüsha basıldı? Bunu sormak cüretini kabul edemem. 
İşte bu ilk perişannamenin kârından Ahmet Halit Yaşaroğlu, Sirkeci’de Manto denilmekle maruf olan meyhaneciye beş lira olan borcumu verdi. Bana da zannedersem bir miktar kitap vermişti. 
*
Dervişler, bir sonra tekkelerini başlarına yıkacak olan adamın ordusunu karşılamaya gidiyorlar. 
*
Öyle bir durum ki, o anda ne istersem kesinlikle yapılacaktır. Bir salkım üzüm istiyorum. Babam çardağa uzanıyor, asmadan koca bir salkım koparıp veriyor. 
*
Dünyada tek bağışladığı ben,
Tek bağışladığım odur.
Başım derde girdikçe bakar çocuklarıma,
Bitürlü ölemiyorum der senin yüzünden,
Çocuklar ortada kalacak,
Ölemez kahrımdan benim,
Yaşamak zorunda benim yüzümden.
*
Değerli şiir dostları, sevinçleri kadar çileleri de yere göğe sığmayan ozanların gönlünden katre katre akıp gelen şiirleri başka bir dile çevirmenin ne denli ağır bir yük, belki de vebal olduğunu takdir edersiniz! Şayet bu hoş avazlıların gülistanından derdiğimiz güller solmuş, o mest eden kokuları kalmamışsa acemi bülbül oluşumuzdandır... affola !
*
Ne de ağlayabiliyorum dizlerinde, işitemiyorum
Tatlı sesini ve okçu yayını, ne de görebiliyorum gözlerini 
Ve neşesini, işitemiyorum adımlarını ki
Kalbim yerinden çıkar, duyduğumda o tatlı sesi! 
*
Bizim edebiyat ve şiir alemimiz de Kirkor ile Sıtkı'nın muhaverelerine benziyor: "Senin şiirin güzel, ama bir de benimkini dinle, benimki nasıl?" 
*
Bilinmez, bir beklediği var mıydı
o uzun yolculuğun kimsesiz bir durağında.
Yolda kalmış hurda bir kamyonun sönük
farları gibiydi gözleri.
*
Sen son kokladığım gül: adın zambak
(Sen başladın artık, her şey geçsin gitsin)

Sen incelikler antolojisi, uyut beni
(Sesin bir cibinlik gibi soluğumu kessin)
*
Şimdi sen gideceksin, ben kalacağım
Her defasında yeniden kaybeder gibi
Ya bir iskele kahvesinde
Ya bir tramvay durağında
Uzaklaşan adımlarına bakacağım.
*
Ne rüzgârlar yapacağını yapmış ki bana
Kırık değirmenler gibiyim, dönemiyorum işte.
*
Attar’ın öldüğü yaşa geldim
yorgun, öfkeli; içimde belli belirsiz
bir hızla sönen mum: Fitil bitti
bitecek, yağ sürüyorum boşuna:
Belki de yarın olmayacak, diyorum.
*
Bundan başka bir şey değildi aşkımız;
gider, dönerdi gene ve bize
gözleri kapalı, uzak, çok uzak
mermerleşmiş bir gülümseme getirirdi
*
Başkasının aynasında görüp sevsem de kendimi, yine girdim
dikenlerden ibaret terkedilmiş bahçeme.
Kim varsa kapımı kapattığım rüyamdan sızdı içeri gece.
*
Ben bazen istasyonu bulamayan bir adamım
*
Geleceğe güvenilmez. Gerçek olan an şimdidir. Ve bu gerçeği gitgide daha yoğun bir şekilde soğuran şey düzyazıdan çok şiir olacaktır. Düzyazı şiirden daha çok güven verir, ama şiir kanayan yaraya seslenir
*
Kendisini gereksiz, güçsüz, şaşkın, istenmeyen,
Herkesin yoluna dikilen biri olarak hissetmiş miydi?
*
Ve düşün sevgilim,
mahpusunu kıskanan bir gardiyan düşün 
Ne kadar acı bunlar 
Kıskanıyorlar hepimizi ve kıskanacaklar 
Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak 
Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir 
Birazdan akşam olacak sevgilim 
Bütün heybetiyle akşam olacak 
Sevgilim, diyorum,
oysa kimsecikler yok yanımda 
*
babamdan bir tokat yemeden büyüdüm ben
*
okunmuş kitapların acısı anımsansın yeniden 
her harften bir yara doğuran gece bilinsin
*
"öyle mutluyum ki seninle bi yağmurumuz eksik
sustuğumuzda şöyle inceden çiseleyen"
*
Ey Hatâyî ondan özge kimseye yohdır ümid
Nâle-i zarım menem ol yâre göndermek gerek
*
İster idim kurtulam geldikçe bir bir gussadan
Gün-be-gün derdüm müsennâ kılduğun ya’ni ki ne
*
Çok kabristan gezdim ama böyle minyatür bir hobi bahçesi gibi dizayn edilmişine ilk defa şahit oldum. Ahşap parmaklıklarla çevrilmiş, iki yanına oturulacak mini banklar yapılmış, bir köşesine rüzgâr gülü konulmuş ve zemin çakıllarla kaplanmış. 
*

ARALIK 2022

Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar, ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. Hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu. 
*
En son nerde karşılaştık seninle?
Kırık aşk öyküsünde, bir kitap kapağında 
Ok terk etmiş yayını, dile düşmüşüz artık 
Sana Leylâ diyorlar, Abdülkadir Budak bana
*
Güzel şeyler oluyor anlatsam anlatamam
Diyelim su doluyor çöldeyken matarama
*
Ey evlerini gemi sananlar!
Fırtınalar atlayıp bir limanda batanlar!
*
İlk kim anar adımı yas günlerinden
Çıktıktan hemen sonra ve de lanetle
Üçten fazla düşmanım olmadı benim
Uğraştım, indiremedim sayıyı bire
*
Benim için şiir bir evdir, "Eve gitmek istiyorum" 
*
Her yıl aynı şeyi yazacağım
Yazacağım ve yayınlayacağım
Okuduğum her şey den aynı şeyi anlıyorum
*
bunları affettirmem -senden özür dilemem- de, artık, anlamlı değil.
bunların ne kadarı benim özel -öznel- budalalığımdan kaynaklanıyor, ne kadarı da ilişki denen şu garip şeyin kendi genel -nesnel- niteliklerinden çıkıyor, bilmiyorum.
*
Bir insanı sevdiğinizde, onu hayal etmek için her zaman gitmesini istersiniz.
*
Kim bilirse zamanın kalleşliğini ve değişkenliğini
Belâlara sabreder, açığa vurmaz şikayetini.
*
Onun hâlâ yaklaştığını sanıyorum
Onu bulduğumdaysa, eriyor
Sönüyor ve yok oluyor
*
Sık sık geri dön ve alıp götür beni.
*
bilirim yollanımı gözetleyedururda 
otururken köşesinde yalnızlığın iğreti 
yüreğin ezik ezik olmasın anne.
*
Şarkılar vardır unutulan 
Birden hatırlarsınız
Sesi, kulaklarımda böyle bir şarkı.
*
Ah göz bebeğim… Oradaki hayatı nasıl buldun?
Bizi biraz da olsa düşünecek misin?
Seni görebilelim diye yazın sonunda geri dönecek misin?
Tevfik’im…
Senin üzüntün karşısında korkak birisiyim,
Babana merhamet et.
*
İki sevgili arasındaki nefret -eğer oluşursa- husumet sırasında oluşabilen bir çok nefretten daha şiddetlidir. Çünkü bu, iki ruhun, karışmış olan parçalarını ayrıştırmak için yaptığı bir savaştır. Ruhlar dünyasındaki en şiddetli düşmanlar, birbirlerinden nefret etmeye başlayan sevgililerdir.
*
Evet büyüktü, çok büyüktü günahlarım 
Fakat rabbim onları affınla kıyasladım
Affın daha büyüktü
Sen affedensin tüm günahları
Cömertsin, lütfeder, bağışlarsın.
*
Al bu sözcüğü - benim gözlerim seninkilere
anlatmakta! 
Al ve tekrar et arkamdan, ağır ağır tekrar et,
geciktir geciktirebildiğin kadar söylemeyi,
gözlerini ise - açık tut, tutabildiğince!
*
Burada-kiraz çiçeğinin oradakinden daha koyu
      olmak istediği yerde. 
Burada - o çiçeklere öyle olabilmeleri için yardım 
     eden el.
*
Duyguların kakmasını taşıyan güzel bir sandal bu tabut.
Daha gençken senin gözlerinden, onunla bırakmıştım
       kendimi kanın akıntılarına.
*
İnsanlar bir gülü bir senetle
Değiştirmeye alıştılar
*
ben kendi kendime kendi kendime
hasretinle söyleşmeyi öğrendim
*
Hüznümle vedalaşmayı
*
Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.
*
Aşk benim için ne idi? Kelebekleri kovalıyan, bir hendeğe yuvarlanıncıya kadar soluk soluğa koşan akılsız, budala bir küçük çocuk.
*
Birkaç kısa gün.. Ve ben ne kadar çok yaşadım! Aynaya bakmağa pek cesaretim yok; saçlarımın ağarmış olmasından korkuyorum.... Ve bu kalb, ah, bu o kadar ihtiyar ki.
*
Ve ölüm, sonbahardaki tabiat üzerine nasıl yavaş yavaş, hissedilmeden inerse, bana da öyle gelsin. Ancak yanıma oturduğu zaman farkına varayım.
*
Aşkın esaret olduğunu söyliyen, hiçbir zaman sevmemiş olandır. O kanat verir, kelepçe değil...
*
Şimdi de aynıyım, ev de aynı, şehir de aynı,
Bana “Neden mutluluk yasa dönüştü” demezsin?
*
Sözcüklere gerek kalmadan beni anlayacaklarını sandım.
*
Ancak, yaşamın veremeyeceğini anladığı birtakım şeyleri beklememeyi öğrenmiş oluyor kişi, üstelik her geçen gün daha iyi kavrıyor ki yaşam yalnızca bir ekme dönemidir, hasat mevsimi yoktur burada.
*
Yıldızlar mızraklarını aşağıya atınca,
Göğü sulayınca gözyaşlarıyla,
Güldü mü o, görünce eserini?
Kuzu’yu yaratan mı yarattı seni?
*

KASIM 2022

İster sevgili, ister dost olsun,
Ayrılmak saati gelip çattı mı, sakın gizleme;
Sen omuzdan kesilmiş bir çaresiz kolsun.
Eskiye de boş ver onu da eşeleme;
Ne iyiydik'ler, yine görüşürüz'ler
Dikenli tel gibi takılmasın boğazına.
*
Yerleşik Yabancı adını ‘Meteque’ sözcüğünden alır, bu kelimenin manası bir kente yerleşip orada ticaret yapan yabancı kişidir. Altıok dünya denen bir yere yabancı olarak yerleşmiş ve hayatla alışverişini devam ettirmiştir.
*
Allah’ım…
gönlümü, davranışlarımı, sözlerimi
sıraya koymama yardım et
günahkarım, başım önümde, mahcubum
cennetinden
ayakta duracak kadar bir yer istiyorum.
*
Gitti ama bilseniz kimse görmedi gidişini
Koca bir günah gibi yürürdü, öyle durdu
Öldü bir suç olarak bir itiraz olarak öldü
Çıktığı bütün yollara yüreği dağıldı
*

EKİM 2022

Üstüne çıktığın sandalyeden inmen, ipi kirişe doğru geri atman için tek bir seslenme, kapını çalan tek bir el yetecekti; kendini başka bir sefer asacaktın, zira bu söz sürekli dilindeydi, ölüme kendi seçtiğin tarihi kabul ettirmeye kararlıydın hep. Ölümün önüne geçmeye.
*
dünya ve dünyaya ait bildiği ne varsa,
artık duyularından koptuğundan bu yana,
hepsi de umursamaz bir zamanda yitirilmiş.
*
Ölüm uykusu için
Kimse yaşlı sayılmaz!
*
Yoldum tüm gelinciklerini bahçenin

Tıpkı öyle, bir gün, bir kurak
Yaz günü, kıyısında bir tarlanın
Koparıp alacak başımı ölüm
Kayıtsız ve dalgın
*
İşte bir hanımeli,
İşte avuç avuçmuş,
İşte dökülmüş gitmiş.
*
Koparırlar hayattan
Çekerler hayata gene
Ellerinde oyuncağız.
*
Hasretim uykuya ruhum sana hasret kalalı;
Gözlerim görmüyor artık seni rüyada bile.
*
ne mutlu bize
koynunda olacağız senin
*
biz neden
aynı kalmadık sevgilim
el olduk birbirimize
*
Cehennem evimiz oğul
*

EYLÜL 2022

Sevdim, sevildim, güneş yüzümü okşadı. Yaşam, bana hiçbir şey borçlu değilsin! Yaşam, küs değiliz!
*
*

AĞUSTOS 2022

Bu devran böyle kalmaz
İmam kayığı yanaştı mı iskeleye
Gözünün yaşına bakan olmaz
*

HAZİRAN 2022

Memnuniyetsizlik bir huy olarak tezahür ettiği zaman, dünyayı ayaklarına serseniz dahi memnun edemezsiniz. Lakin bazı kimseler küçücük şeylerden bile memnun olabiliyor, çevresine zahmet vermiyor. Zahmet vermeyen, iki dünyada berhudar olsun.
*
Gördüm ki, ben ihtiyarlandım, gündüz de ihtiyarlanmış, sene de ihtiyarlanmış, dünya da ihtiyarlanmış. Bu ihtiyarlıklar içinde dünyadan firak ve sevdiklerimden iftirak zamanı yakınlaştığından, ihtiyarlık beni ziyade sarstı.
*
Geçmiyor gülmekle hüznüm, belki ağlarsam geçer.
*
İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu hâl aramızdan şu veya bu âdetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkasından başkaları geldiği için veya kendilerine ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat asırlık bir ağacın gitmesi başka şeydir.
*
Bu yazıyı yazmak için biraz bekledim. İstedim ki içimde çağlayan duygularım yerli yerine otursun.  Ruhumda silinmez izleri olan o güzel insanla azar azar vedalaşayım. Gözlerimiz nemli ama ağlayan bir yazı yazmak istemedim.
*
Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Anılarımda hep başımı kaldırıp onun yüzüne bakıyorum. Küçük elimi kavrayan elinin ne kadar büyük ve kuvvetli gördüğünü hatırlıyorum. 
*
Oturaksız bir kayık gibi bulutlu gecede, karanlık denizde 
Son girdaba doğru yol alıyorum 
Selam umudu yok
*
Yalnız bir adam
*
bu tünelden çıkmaya sanki nefesim yetmeyecek
*
seher vakti, annemin Kur'an okuma vakti 
Kur'an okumak, kendini temize çekmek demekti, Allah'ın içimizdeki sesiyle
Kur'an okumak, ilk-bahçeye gitmek demekti seher vakti 
sabahın gözyaşıdır ağaçların yapraklarındaki çiğ tanesi 
*
Şairler mutsuz insanlardır. Mutlu insanlar şiir yazamaz.
*
İstanbulum Anadolum sevdiğim toprak
Ne kadar yakınım sana
Ve ne kadar uzak
*
Her ölüm dünyada bir çatlak açar - bir boşluk bırakıp 
öyle gider her kişi: öteki kişiler de, şimdi, o çatlağı 
kapatmakla, o boşluğu doldurmakla görevlendirilmiş 
    hissederler kendilerini.
*
Daha zor günler geliyor.
*

MAYIS 2022

yaşarken
dans ettiğimi bilmeyen ahali
dualarla uğurlarken beni 
bir sevinç anını paylaşacağım seninle 
*
oğlumun büyüyüşünü izliyorum hâlâ
zihnimin gizli odalarında
her birinin içinde bir başka an,
özenle saklanmış zaman
bana bakıyor oradan
*
Mektubumu yanıtlarsanız sevinirim, çünkü şu sıralar çok acı ve zor günler geçirmekteyim ve mezarında yatan biri gibi yalnızım, bir sürü acı ve azap veren düşünce ve hiç bitmeyecek olan bir hüzünle. Şimdilik sizi memnun edemiyorum, belki bir gün gelir siz de bana hak verirsiniz ve bana küsmezsiniz, benimle de diğer çocuklarla olduğunuz gibi sevecen olursunuz. Uzaktan sizi öpüyorum.
*
Sâni’-i Kerîm, Fâtır-ı Rahîm, her bir taifenin resmigeçit nöbeti bittikten ve o resmigeçitten maksud olan neticeler alındıktan sonra, ekseriyet itibarıyla dünyadan merhametkârane bir tarz ile tenfir edip usandırıyor. İstirahate bir meyil ve başka bir âleme göçmeye bir şevk ihsan ediyor. 
*
Bu âhirzaman fitnesinde açlık, ehemmiyetli bir rol oynayacak. Onunla ehl-i dalâlet, biçâre aç ehl-i imanı, derd-i maişet içinde boğdurup, hissiyat-ı diniyeyi ya unutturup ya ikinci, üçüncü derecede bırakmaya çalışacak.
*
Yordu bütün yıl bizi işler
ve ilişkiler: Buraya ondan geldik.
Korkmuştuk korkularımızdan,
coşkularımızdan bıkmıştık,
ne yavaşlıyor ne de hızlanıyordu
çarklar, kimseye rastlamıyorduk,
kendimize bile: Buraya ondan
gelmiştik.
*
Bir kötülük edince, bir günah işleyince, ondan kork; çünkü kötülük ekilen bir tohumdur. Allâh onu yeşertir, meydana çıkarır.
*
Gelemez kâfile-i şevk-ü ferâh semtimize
Şâh-ı gam mülk-i dili leşker-i hasretle korur
...
“Bir iş, kendisini üzdüğünde, Rasûlullah namaz kılmaya sığınırdı.”
*
Seni seviyorum da diyemem 
Sonunda gurur beni hasta edecek 
Çünkü şu gerçeği biliyorum 
Artık beni sevmiyorsun… 
*
Elbiselerim paramparça oldu, peki ayın sonu nerede? 
Yeni ve güzel elbiseler nerede?” 
Utanarak ve yavaşça dedim: 
Sabret çocuğum, gelecek aya kadar.”
*
Bunlardan önce yer gök yeşildi 
Şimdi karanlıktan başka bir şey yok, onun gökyüzünü kim götürdü? 
*
O gidiyor, ama nereye? Bir dostun semtine mi? 
Bir misafirhaneye mi? Ya da akrabalarının yanına mı? 
*
Ekmek hasretiyle uyudum 
Hasır üstünde cami avlusunda! … 
*
Gözlerinde ışıltıyla bize bakmakta olan kişinin bu sevgisini ne kadar alıyoruz içeri? Onun bizi sevmesine izin verebiliyor muyuz? Bu dünyada insanın uğrayacağı en büyük kötülüklerden biri, kayıtsız kalınmaktır. 
*
Çiçek açamama korkusuyla erguvan, 
Yiten ümitlerinden yorgun düşer 
*
Ve eğer beni ihtiyar köylü bir kadın 
İnsanların kaçtığı bir dev gibi görüyorsa, 
Cihanın ıstırabının oğluyumdur da ondan
*
Ben seni, ey memleket, olduğun gibi seviyorum. 
*
*
Başlar yakaların içinde, 
Selam alıp dostları görmek için başını kaldıran yok. 
*
Hırsızlık ve haramdandır; varlıklı ile yoksulun ayrımı, 
İhtişamlı saraylar helal para ile hâsıl olmaz.
*
Ve tepenin üzerinden,
Çırpınır birden
Acılı ve yanık seslenmek ister yüreğinin derinliğinden,
Gelip geçen kuşların, anlamını bilmediği.
*
Kalmak
    -evet!-
Ve kendi hüznünü
      akşamları
Terkedilmiş kuyulara bırakmak,
*
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür.
*
Çocuklarınızı korumanın en iyi yolu, çocuklarınızla kaliteli vakit geçirmektir.
*
Şairler Allah'la neden samimi mısralarda 
neye göre yaşanıyor sabır 
hangi yıkımdan sonra hatırlanır 
okumadan büyüdüğün anlaşma
*
Ne sen varsın, ne ben 
Sarıldığımızda, 
Ilık bir soluk eser ufka.
*
Gülümsüyor çocuk yıkıntılar içinde.
*
Nasıl tutsam incinir
bir kuşun kırık kanadıdır sevmek 
*

NİSAN 2022

İşte yastığı kara toprak olan
Edebiyat âleminin yıldızı Pervîn’dir
Gerçi felekten acıdan başka bir şey görmedi
*
Yan âteşe pervâne-veş itme yine efgân  
Ey ‛âşık-ı miskîn budur âdâb-ı mahabbet 
*
Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
Unutmak, belki de unutmak olsun diye mi
Onu da tatmak gibi
Ama gitmenin saati geldi
*
yarısında izin alıp gideceğiniz bir hikayedir burası
burası
dünya bizi nasıl kırdıysa öyle de gönlümüzü almamayı bildiği
yerdir.
*
İşte ben bütün bu gereksiz
sebeplerden sıkılırken yaşamaktan
sabah kalkınca intihar etmeyi
unutacak kadar dalgın,
kötü yola düşen; şiire düştüğü için
Ne cesaret eden, ne giden
*
Yaram var diye konuşmaya başlarsanız bir kısmı yaranıza bakmaya gelir, bir kısmı yaranızı taşlamaya. Ama yara aynı yerde kalır.
*
Çocukluğumdan beri İsrail çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden öldürmeye devam ediyor. Çocukluğumdan beri biz İsrail’i kınamaya devam ediyoruz.
*
Has şiir bize hissedip de adını koyamadığımız şeyi anlamlandırabilmekte yardımcı olur. Bizi sarsar, kendimizle karşılaştırır. Bu açıdan şiiri iç dökmekten ya da kendiyle hasbıhalden ziyade terapi odasının sözlü süreçlerine daha yakın buluyorum. 
*
Beni anlayanlar bana yabancı
beni anlamayanlar benden davacı
ne yapmalıyım o zaman
*
geceyi vuran kurşun değil sessizlik
bir gün alçak sesle söyler
duymak zorundasınız
*
Anlamadığın bir dille beni yalanladılar!
*
Orada bir erkek usulca bir kadından ayrılır
Orada kendi gövdesine sığınır bir çocuk
*
mesele dostum
yenilirken yenmiş gibi durabilmekte
yenerken de yenilmiş gibi olabilmekte
*
Size bir şey söyleyeyim mi, bu itirafım ilk olacak ve de size olacak. O kitabı okuduktan sonra babama haksızlık ettiğim kanısına da vardım. Fazlaca yüklenmişim, öyle tuhaf bir duygu yaşadım.
*
Erken öleceğim göreceksiniz 
İçimden uzaklaştı bir atın kişnemesi
Gül soldurdum, dışlandım bir bahçeden 
Duvar sandım bileğime çaktım çiviyi 
*
Bilmiyorum ne kadar sürecek kırgınlığım
Yama tutar mı bilemem yüreğimdeki yırtık
Arada bir giderdim çocukluğumu bulmaya
Gitmek gelmiyor içimden büyüdüm artık
*
Babam limandı belki, yanaşmayan gemi ben
Aynı suların açığı, kıyısıydık ikimiz
Susmak ona özgüydü eşlik etmekse bana
*
kuşun yeni karılmış zifte konması gibidir
kefeni yeğlemesi bir kışın kar yerine
*
O eski huyudur, bırakamadı 
Hep yaralı imgelere rastlar da 
Tutar ellerinden eve getirir 
*
Yazdıklarımın özeti: kuğuda boğulan havuz 
Avcıların yanında poz verdiği ölü ceylan 
...
Bu anlamda sözümde duramadım, hemen döndüm şiire. Hızla kirlendiğimi fark etmiştim, intihar ediyordum sanki yazmadığım zamanlarda.
*
Değmez demiyorum değer
Bir gül gelip içimizde açsa iyidir
Sonra yok olmak fark edilmektir biraz
*
Ben didişmekden usandım savlet-i ağyar ile
Cây edindim külbe-i ahzânı kalb-i zâr ile
*
Dil-i ser-pençe-i çeşminde göstersün muşavvirler
Ol ahu beçceye her dem şikarı şir yazsunlar
*
Tutkuyla bağlandığın herkes gider.
Hiçbir yara iyileşmez aslında.
Bir gün bir köşe başında yorulursun.
*
Ve ben seviyorum o uzak şeyleri
buğulu gözlerindeki.
Uzak manzaralardaki
buğulu gölleri sevdiğim gibi.
*
Artık aşk
İçimizdeki soğukluğa
alev coşkusu değil
yaramızın sızısına uyuşturucu bir merhem
*
Erkekler yaşlanırken
Umutsuz ve yorgun.
*
Karanlık'ta savaşmaya
gidiyorum
yorgunluk beşikleri bırakmış
*
Göğsümde hançer yarası
süsen gibi açsa da.
akasyaların rüyasında ölmek istiyorum
*
Çiçek açtı, kışın bittiğini müjdeledi ve
gitti ...
*
Elindeki kalın bastona dayanarak yokuşaşağı ağır ağır iniyordu. Renginin uçukluğu, harekâ­tının bataeti, halsizliği, mecalsizliği ile beraber simasının keder-âlûdeliği, siyahlara müstağrak kıyafetinin perişanlığı kendisinin hastalığından ziyade musibet-zedeliğini hatıra getiriyordu.
*
Ey yerlerin, göklerin ışığı işit iniltilerimi!
Gör nasıl çırpınıyorum
Kötü rüzgârda kalmış bir deniz gibi.
Yardımıma gel, uzaklaştır benden
kötülüğümü isteyenleri.
*

MART 2022

Sabâhın sinlere vardum gördüm cümle ölmiş yatur
Her biri bî-çâre olup ‘ömrin yavı kılmış yatur
*
Düşen onunla gömülmekti bir zamânda bana,
Yazık şu acze ki yârây-ı intihârım yok!
*
Rihletinden anladım ki hâtırın gafil değil 
Cismin âfil olsa da rûhun senin âfil değil 
*
Yine pür cûş-û hurûş oldu derûnum bu gece
Döndü bir fırtınaya sabr-ü sükûnum bu gece
*
Bir gün zayıflamadı kederimiz
Bir gün unutmadık kendimizi
Sen en bahtsızı şehirlerin
*
Hoşa gidecek seslerin peşinden koşar oldun 
Ama bulduklarını da birer ağıda çevirdin hünerle
*
İnanıp inanmadığımı bilemiyorum. Müslümanım, Müslüman bir çevrede doğdum. Ancak ne kadar inanıp inanmadığımın cevabını mahşer günü bilebileceğim.
*
Yorgunum; yaşamaktan yoruldum, diyorum. Hakkın var, diye başımı okşayacağın yerde, koşup, bu durmak vakti yaklaşan hayat zembereğini kendi elinle yeniden kuruyorsun.
*
Ölüler bir zamanlar seni seven kalplerdi:
Uçup giden meleğin, baban, yahut da annen!
Gönülleri kırılır bu acı sözlerinden,
Rüya içinden gibi duyarlar sesimizi.
*
Oysa allahım bilirsin ben en çok yeryüzünü,
ve başımı yatırınca toprağa, gökteki yıldızları da,
işte öyle allahım bilirsin çok güzel yapmıştın bu yeryüzünü.
Bizim köydeki gibi.
*
Aylarca sustun. Aylarca yüzün açılmadı. Gülmedin, gülümsemedin. Yemedin, içmedin. “Ben artık yaşamıyorum,” diye yazdın mektubunu. Ben de eridim seninle. Ben de öldüm. Ama inancımı hiç mi hiç yitirmedim.
*
Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları.
*
Çaresiz bir adamım
Adını bile kekeleyen.
Bilmemem gereken
Şeyler öğrendim.
Sorular sordum
Sormamam gereken.
*
Gerçekten, karanlık günlerde yaşıyorum!
Saflık sayılıyor dürüst söz. Kırışıksız bir alın
Duygusuzluğa yoruluyor. 
*
Erik ağacı olduğuna inanmak zor
Hiç erik vermez çünkü
Ama yine de erik ağacı işte
Yapraklarından belli.
*
Kalp bu ekmek gibi kırdığımız
Sığırcık kuşları onu gagalayan
*
Ve içim sevdanla pır pır etse de
Dilediğin istediğin sürece
Bir yastıkta olacağız seninle
*
Biliyor musun
Her nefes faciaya dönüştüğü zaman
Günün renkleri bir gülüşün sonucu olduğu zaman
*
Ne anlamı var yarının ve dünün anlamı ne
Diken değiştiriyor işte yüreği
Her şey anlamsız ve acımasız değil mi
*
Hiçbir şey değil sanıldığı kadar öyle değerli
Başkaları gelir Onların kalbi benimkisi gibidir
Hepsi de ota dokunmasını ve seni seviyorum demesini bilir
*
Ya da ayrıldıkları vakit sonunda sevgililer
Geçirmek için yüzüğü başkalarının parmağına
Bir an bile durmasın gerçekleşmeyecek düşler
*
Bağıracağım bağıracağım toplardan daha yüksek bir sesle
Yaralılardan ve sarhoşlardan yüksek hem de
*
Elleriyse soğuktan bembeyaz olmuş
Damların üstündeki karlar gibi
*
Kıskanırım bir şarkıyı bir sitemi
Bir nefesi ve bir sızlanmayı
*
Bir Ekim ezgisi hüzün veren bir ezgi
Mayıs ayından çok daha tatlı
*
Hatırlarım bir zindanı
Hiçbir şeye benzemeyen
Bir mezarlık hatırlarım
Farkı yoktur memleketten
*
İnsan boş yere galip sayar kendini
Burası Elsa'nın kenti
Ve o kırık köprünün altından
Rhone nehri ile yüreğim geçer
*
Kalbimin şekli kentin şekline benzer
Orda yönü belirsiz bir rüzgâr eser
*
Hep bizim aşkımız var ağlayan her bir gözde
Hep bizim aşkımızdır yolu şaşırılmış sokak
*
Çocuk akıllı uslu dursun diye
Nasıl yığarlarsa önüne değersiz eşyaları
*
Ey aşkım ey sevgilim var olan bir tek sensin
Bu hüzünlü saatinde batan güneşin
Orda yitirmekteyim şiirimin ipini
Yaşamımın ipini ve sevinci ve sesi
Çünkü sana tekrarlamak istiyordum Seni sevdiğimi
Ama bu söz acı veriyor bana sensiz söylendi mi
*
Muhtemelen hayatını kaybedecek. Hastayla konuşup durumu anlatıyorsunuz, biraz dinlenmesi gerektiğini yoksa kalbinin duracağını. Kendisi de çok yorulduğu için size yardım isteyen gözlerle bakıyor. Çok zor da olsa o hastaya gülümseyip, hadi bakalım, güzelce dinlen, iyileş de seni çıkaralım yoğun bakımdan teyzecim, amcacım diyorsunuz. 
*
Yaşlandıkça daha güzelleşiyorum 
Çünkü atlıyorum, sekiyorum en 
korkunç darbelerin üzerinden 
Yarısını sana, yarısını kendime 
teslim ediyorum onurumun 
Senin hep yanımda olacağını 
bilseydim 
Çıkış yok ki, onurumuzun hepsini kendimize alalım 
*
Bir tek sen bir şeyler vadediyorsun gibi 
Bir beklenti birdenbire gerçekten 
             gerçekleşebilir mi? 
*
Bana masum bir yüz ver Tanrım masum bir yürek 
*
Elleriyle kalbini kapatıyor birden 
Her şeyi yakalayan kalbiyle yakalıyor 
         kalplerini 
*
Ama ancak O, henüz tanımadığım 
O gömebilir bu kendimi.
*
Hiç kimsenin biriyim ben, hiç 
         kimsesizin teki 
*
Her şey buz gibi bir mermerin 
   üstünde pelteleşip kalmayacak mı? 
*
Biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun
Hatta kendinle biraz oynuyorsun
Ama aşk çok uzaktadır bundan
*
Sen ve ben bir şey diyemiyoruz 
Ne zaman ne zaman
Bu uzaklık oluştu? 
*
Senin için ne düşüneceğimi şaşırıyorum
*
biri kaba davranınca
camlar bile sarsılıyor
*
Çırpınan bir ruhum artık
Bin hasretle delik deşik
Uzak hayret burçlarında
Nevânın, ferahfezânın.
*
Tepemde kanat germiş bir kartaldır yalnızlık.
Kalp çarpıntılarıyla günleri hesaplayan
Bir benim, benim olan bir masaldır yalnızlık.
*
Düşümdün, gülüşümdün, gökyüzünü öpüşüm 
*
Artık gözyaşımız kalmadığında, gözyaşları duygusal hayatımızın arka planı olmayı kestiğinde, sevdiğimiz kişinin içimizde açtığı yalnızlığı, kaybı ve yokluğu gözyaşlarına akıtamadığımızda, acı daha da keskinleşir ve geleceğe ilişkin umut ufuklarımız kararır.
*
O sırada gördüm ki, içlerinden biri yalan söylemiyordu,
çaresizliğime alıştım, diyerek.
Tıpkı senin yalnızlık fırtınan gibi,
o da başardı enginlere yayılan
bir sessizliği.
*
Zehrin çiçek açtığını görüyorum.
Her sözcükte ve her kalıpta.
*
Hafiften ürküyor yüzün,
birdenbire lamba gibi aydınlandığında
iç dünyamda, tam da
en acıtıcı aslanın söylendiği noktada.

ŞUBAT 2022