Yakup Yaşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yakup Yaşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Şubat 2023

KUŞLARIN ÖLÜMÜ

La mort des oiseaux

Akşam ocak başında, ormanda bir kuşun 
Bir yerlerde öldüğünü düşündüm uzun uzun. 
Can sıkıcı, hüzün dolu kış günleri boyunca, 
O bomboş, o sahipsiz yuvalar, rüzgârda, 
Külrengi gökte savrulup duruyor şimdi. 
Kuşlar şu kış günü ne diye ölüyor sanki ! 
Bereket versin ki menekşeler açtığında, 
Güle oynaya koşacağımız nisan çayırlarında 
Rastlamayacağız artık o narin iskeletlerine 
Kuşlar ölmek için bir yere mi gizleniyor ne?

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa 

HABERCİ

Signe

Baş eğdim sonbaharın o en büyük müjdecisine
Meyveleri seviyor, nefret ediyorum çiçeklerden
Pişman oluyorum verdiğim her öpücüğe 
Çıplak bir ceviz ağacıyım, rüzgâra içini döken

Ebedi Sonbahar, ey düşümdeki mevsim
Eski zaman âşıklarının elleridir örten toprağını
Bir kadın izliyor beni, gölgem benim, kaderim 
Ve bu akşam güvercinlerin son uçuşları

Guillaume Apollinaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

VEDA

L'Adieu

Yerden topladım şu çalı demetini 
Çekip giden sonbaharı hatırla 
Bir daha görmeyeceğiz birbirimizi
Havanın kokusu ve çalı demeti 
Ve seni beklediğimi unutma

Guillaume Apollinaire
Çeviren: Yakup Yaşa 

YAĞMUR DAMLASI

La goutte de plule

Az önce denize düşen bir 
Yağmur damlasını arıyorum. 
Acele acele aşağı indiğinde, 
Daha parlaktı diğerlerinden. 
Çünkü tüm damlalar İçinde, 
Biraz sonra, o güzelim tuzlu 
Suda, sonsuza dek kaybolup 
Gideceğini bir tek o biliyordu. 
Denizde aramam bu yüzden, 
Kudurmuş dalgalar arasında. 
Bir tek benim tanık olduğum 
O hoş, o nazik habra, kafamda 
Yeniden canlansın istiyorum. 
Uğraşmam nafile, biliyorum. 
Zira kudreti her şeyi kuşatan, 
Ve, ol dediğinde her şeyin 
Oluverdiği şu fani dünyada, 
Tanrı ermiş mi ki muradına.

Jules Supervielle
Çeviren: Yakup Yaşa 

AYRILIK

Absence

Beni terk ettiğin an, 
Gittiğin an değil inan ki.
Git, küçüğüm, bırak beni, .
Git de bir an önce kurtar kendini ! 
Yoksa buluşmalarımızın bitmesini 
İstemezdim hiçbir zaman. 
Daha içimde, daha dışımdasın, 
Benimle konuşuyorsun İşte, bak, 
Daha meraklı, daha uzaktasın, 
Daha cansız, daha acıtansin. 
Hep aklımdasın, âşığım sana !
Artık sana ihtiyacım yok; 
Şimdiden solmuşsun, bir hayalsin,
Bulanık, tereddütlü, vefasızsın,
Eriyip gidiyorsun zamanla; 
Anlaşılmaz, isyânkar, kuralsızsın,
Ve gidiyorsun, sesimi duymuyorsun, 
Artık yoksun, bekleyeceğim ama !

Paul Geraldy 
Çeviren: Yakup Yaşa 

TEFEKKÜRE DALMA

"Anlaşmak için aynı telden çalmalı; Aşık olmak için ise ayrı dünyalardan olmalı."

Paul Géraldy

Méditation

İnsan öylesine sever önce, 
Bir zevk ve merak uğruna, 
Belki bir umut görür diye, 
Hayran olduğu bakışlarda

Ve zamanla seven kalpler, 
Sevgi ve muhabbetle dolar 
Karışır gözyaşı ve gülüşler 
Artık iki yürek birlikte atar

Sevda köprülerinden geçip, 
Aynı kelimelerle konuşurlar, 
Ve tatlı bir alışkanlık edinip, 
Her gün her gece yazışırlar.

Ve bir gün hep aynı sözcükleri 
Kendi kendine sayıklamaya 
Başladıysan, Tanrı'm ! Anla ki, 
Çoktan boyun eğmişsin Aşka.

Paul Geraldy 
Çeviren: Yakup Yaşa 

SUSMUŞUZ

Nous nous taisons

İki söğüt, yalağın üstünde 
Salınır beşik gibi. Susmuşuz. 
Hiçbir şey söylemesen de 
Biliyorum, bu son gecemiz.

Hoşça kalın, solan yapraklar, 
Gökteki Ay, dekorlar anlamsız ! 
Kumrular, alacakaranlıklar; 
Hoşça kal son noktadaki yıldız !

Senin yüzünde acı bir gülücük, 
Benim yüreğimde ise tütsü tütsü 
Uzaklardaki ıssız, boynu bükük 
Bahçelerin o tatlı şimşir kokusu.

1922

Tristan Dereme
Çeviren: Yakup Yaşa 

Maurice Careme: OYUN OYNADIĞIM BİR YERİN YAKININA GÖMÜLMEK İSTİYORUM AMA MEZARLIĞA DEĞİL

Mozolesinde şairin şu mısraları yer alır: 

Ecel gelip elim kolum bağlayınca,
Ruhum çıkıp dağlarına erişince, 
Çayırda uyuyakalan bir çocuk gibi ben de 
Ebediyen dinlenebilecek miyim koca bağrında !

Maurice Careme
"Wavre'de - oyun oynadığım bir yerin yakınına veya belediye meclisinin benim için ayırmak istediği başka bir yere - gömülmek istiyorum ama mezarlığa değil. 

Puissé-je, quand la mort me croisera les mains
Tandis que mon esprit rejoindra tes collines
Reposer à jamais sur ta large poitrine
Comme un enfant qui dort, oublié dans le foin.

Mezar taşıma da bu mısraların yazılmasını isterim."

MAURICE CARÊME

HEYECAN

Sensation

Mavi bir yaz akşamı, buğdayların 
İçinden geçip çimenlere, otlara 
Basarak, yele verip saçlarımı, dalgın, 
Merhaba diyeceğim Patikalara !

Ne bir laf edecek ne düşüneceğim, 
Ve sonsuz bir aşk dolduracak içimi; 
Göçebeler gibi, uzaklara gideceğim, 
Mutlu, bir kadınla birlikteymiş gibi.

Mart 1870 

Jacgues Prevert
Çeviren: Yakup Yaşa 

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

Épitaphe

Mezarlığa uzanan kenar mahalleden, 
Bin bir hayal içinde her geçtiğimde, 
Tahta haçlarla, künyelerini bekleyen 
Çok sayıda taş mezar ilişirdi gözüme.

Uçup gittin yavrucuğum, ve karanlık 
Ördü ağını umudu tükenen ruhuma. 
Ah, adın kalbimden hiç çıkmayacak, 
Bir mezar taşına kazınmışçasına.

1877

François Coppee
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖL VE SÖĞÜT

Le lac et le saule

Yalnızlık şu derin gölün 
En tatlı, en sadık misafiri : 
Ne o güzel söğüdü ne kendisini
Bir an olsun terk etmiyor hüzün.

Karışır hüzünleri birbirine, 
Durgun ya da canlı anlarında, 
Soğuk havalarda, yağmurda, 
Güneşte, rüzgârın pençesinde.

Nerede bir eğlence görseler, 
Birlikte hemen koşar giderler. 
Kuşların keyfi yerinde ağaçta,

Göl sürekli ağaca, rengarenk 
Balıklarıyla; ağaç ise konuk 
Kuşlarıyla hava atıyor ona!

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

KİTABE-İ SENG-İ MEZAR

L'épitaphe

Bir gün fâni dünyadan göçüp 
Gidersem, tabutumu örtüp 
Şöyle yazın mezar taşıma 
"Burda, bahtsızların piri yatıyor, 
Şu kara yerde ne güzel uyuyor 
Şimdi, oysa ne acılar çekmişti, 
Hayattayken ölmekti tek isteği; 
Gece gündüz daima sürükledi 
Peşinden o gün görmemiş deli, 
Kadersiz yüreğini, kırık kalbini. 
Ne hüzün dolu, ne zor günlerdi, 
O ne kâbustu, o ne beter zulüm. 
Yaşasın Ölüm! Yaşasın Ölüm !"

Maurice Rollinat
Çeviren: Yakup Yaşa 

04 Şubat 2023

ŞİİR SANATI

Art poétique

              Charles Morice'e

Musiki, her şeyden önce musiki, 
Bunun için Tekli Mısradan şaşma, 
Daha basit olur, sanki erir havada, 
Bırak ağdalı, alengirli söyleyişi.

Kelimelerini seçerken de yanılgı
Hakkın olsun, müsterih olasın. 
En güzeli dumanlı olandır şarkının, 
Hem Açık seçik hem Kapalı.

Tül ardındaki güzel gözler gibi
Olmalı. Gün işığı titremeli şiirinde,
Güpegündüz ılık sonbahar göklerinde, 
Ak yıldızların büründüğü mavi !

Zira Ayrıntının peşindeyiz hâlâ, 
Sadece ayrıntı, Renge ne gerek! Ah !
Ayrıntı baş göz eder bir tek 
Rüyayı düşle, kavalı boruyla !

O öldüren Nükteyi bırak !
Mavinin gözlerinden yaş getiren 
O berbat Fikir ve pis Gülüşten 
Uzak dur, alayı çürük sarımsak !

Şu Belagatin tutup boynunu kırsan !
Ne iyilik yaparsın, el atmışken, 
Azıcık da şu Kafiyeye dur desen, 
Zapt edilir mi, önünü almazsan ?

Kim icat etmiş şu illet Kafiyeyi !
Hangi sağır velet ya da hangi çılgın 
Zenci sarmış başımıza, eğenin 
Altında gıcırdayan şu kof sahte inciyi?

Her daim biraz daha Musiki ! 
Kanatlanan bir şey olmalı mısran, 
Bir gönülden kalkıp başka göklerin 
Başka sevdaların peşine düşmeli.

Mısran nane ve kekik kokuları 
Saçan sabırsız sabah rüzgârına 
Karışan hoş bir icat ve macera 
Olsun... Gerisi laf kalabalığı.

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

SON UMUT

Bir ağaç var mezarlıkta, 
Uzayıp gider gönlünce, 
Dikilmemiş yasa, kedere, 
Sallanır küçük bir kaya boyunca.

Bu ağaca, hem yaz hem kış 
Gelip konar bir kuş, 
Acıklı şarkısını söyler durur. 
O ağaç ve o kuş ikimiziz:

Sen hatıra, ben ise yokluk, 
Zaman geri gitse de, yazık, 
Yine başımı dizlerine koysam !

Ah, yaşamak mı! Güzelim, ne çare,
Düştü canıma soğuk ölüm...
Söyle bari kalbinde miyim?

Paul Verlaine
Çeviren: Yakup Yaşa 

YEMEK ODASI

La salle à manger

Bir dolap, rengi benzi solmuş, 
Büyük halalarımın sesini duymuş, 
Büyük babama kulak kesilmiş, 
Babamın konuşmasını dinlemiş, 
Dolap pek de sadık o anılara; 
Güya hep susuyormuş, kim demiş, 
Ben onunla konuşuyorum ya !

Duvarda bir ahşap saat, guguklu, 
Çoktandır çıkmıyor sesi soluğu; 
Ona soracak değilim ya sebebini, 
Çalışmıyor işte, kırılmış belli ki; 
Eskiden çıkardığı sesi duysanız, 
Ölüler aramıza döndü sanırdınız !

Bir de yiyecek dolabı, epey eski, 
Mum kokuyor, içinde reçel, et ve 
Ekmek, bal armutlardan bir de; 
Evde ne var ne yok, ikram etmeyi 
Seven eli açık bir hizmetçi sanki.

Nice bay bayan geldi evime ve hiçbiri 
Şu küçük canlara inanıp güvenmedi. 
Ve bir misafir içeri girerken beni yalnız 
Sanıp: "Bay Jammes, nasılsınız ?" 
Diye sorunca, bir gülme tutuyor beni.

1898

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

ÖYLE GÜZELSİN Kİ!

Que tu es belle !

Ne tatlısın! Eğilip kalkman ne güzel !
Güzel kız, servi boylu sarışın, hadi gel !
Menekşeleri örten şebnem gibi berrak !
Usulca dokunsan tenime, çırıl çıplak
Acı çekiyorum. Öyle hoş öyle tatlısın !
Ah, o bembeyaz, o güzelim kalçaların 
Kimin nasibi? Yazık, düşüp bayılmasın!
Uçurumlarda açan yabani menekşe gibisin
Alev saçan kızıl kan çiçeğisin
Tere kokulu dereler gibi çağlıyorsun
Sana bakmaya cesaret edemiyorum
Ah, seni görünce, inan yolumu değiştiriyorum !

1948

Francis Jammes
Çeviren: Yakup Yaşa 

DOST ORMAN

Le Bois amical

Güzel hayaller kurduk seninle, 
Uzayıp giden yollarda. 
El ele, sessizce... yan yana, 
O gizemli çiçekler içinde;

Baş başa yürüyorduk 
Çayır çimen gecede, nişanlılar gibi, 
Divane dostu Ay'ı, o masallardaki 
Meyveyi aramızda paylaşıyorduk.

Ve sonra, serip altımıza yosunları, 
Öldük bir başımıza, çok uzakta, o mırıltılı 
Dost ormanın serin gölgesinde.

Ve ona nurlu gökte rastladım 
Yeniden sarıldık yaşlı gözlerle, 
Ah sevgili yalnızlık yoldaşım !

Paul Valery
Çeviren: Yakup Yaşa 

GÖZYAŞLARI

Larmes

Bir damla gözyaşı, işte bir tane daha, 
Yaralı yüreğimden birer birer 
Süzülüp geliyorsunuz âdeta 
Tatlı yaşlar, ey gözde açan çiçekler!

Pek de haşinsiniz, pek aceleci, 
Ve geliyor işte ardınızdan 
Bütün anılarım bir sel gibi, 
Gümbür gümbür homurdanan.

Uzaklardan duyuluyor sesleri, 
Anılarım yola düşmüş geliyor, 
Ve itiverince biri diğerini, 
Düşüp damla damla yüreğimi yakıyor.

Siz de akın birikmiş gözyaşlarım, 
Gözlerimi bile kırpmam, korkmayın !
Son acılarım, sahte mutluluklanım, 
Ve ölümler, hadi akın, durmayın!

Şu sevecen hayalperestin 
Sizden gayrı kimi kaldı, 
Şu harap bedeni siz de terk edin, 
Geç kaldınız hüzün çığırtkanları

Ey dar günde yanımda olanlarım, 
Ey biricik coşku ve sevinçlerim, 
Düşmüş ardınıza, ah güzel yaşlarım, 
Akıp geliyor işte, bütün mazim.

Andre Rivoire
Çeviren: Yakup Yaşa 

TANRI'NIN HÜZNÜ

Tristesse de Dieu

Endişe duyunca hayatın buruk mutluluğundan,
Cennet kapısında şaşakalan Âdem ile Hava'yı,
Boynu bükük ve hüzünlü görünce, dergâhından
Kovmadan önce onları, hüzünlendi birazcık Tanrı.

Ve yazıp yüce katından kaderlerine,
Boş bir umut ve o dayanılmaz acıyı,
Onlar için bir de, şu sessiz sedasız gökyüzüne
Çoban Yıldızı'nın o acı tebessümünü çıkardı

Joachim Gasquet
Çeviren: Yakup Yaşa 

ELVEDA

Adieu

Dizinin dibinde kaybedip kendimi, 
Çıplak kollarına yasladım başımı, 
Ey bana karanlık gecelerin acısını
Tathran, elveda, şimdi ayrılık vakti !

Ah, benzim atardı adını anınca !
Artık ne hevesim kaldı ne korkum; 
Bir daha yaslanmak istemiyorum, 
Cehennem azabı o zalim bağrına

Kumsalin tatlı yeli akıyor içime, 
Ben çok mutluyum senden uzak !
Ve o hüzün kokulu saçların, artık 
Gölge yapmayacak hayallerime 

1803

Villers de L'lsle-Adam
Çeviren: Yakup Yaşa