Su sandım içtim sesini
İnce gölgeni gördüm
Bir yamacın başında
Sarışın günlere yürüdüm
Sözcükler buldun bana
Gizem kapılarını açan sözcükler
Yüzümde gülücükler göğerdi
Şarkılara büründüm
Kara kışların ardından geldin
Avucumda çiçek oldun
Kuşluğumda kuş sesi
Yeşilinle örtündüm
Aşkın eski çağlarından
Önüme açılan söylence
Hoş geldin
Hüseyin Yurttaş
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Hüseyin Yurttaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüseyin Yurttaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Temmuz 2014
22 Ocak 2014
yalnız kalan kadın ağıdı
korkunun gölgesiyle iner akşamlar
isli lambalar yanar usulca
kimsesiz kalan kadın
karanlığın soluğunu yüzünde duya duya
bir fısıltı gibi geçer odadan odaya
yağmurun sesi inince
gözyaşları da boşanır ipince
içi sıra konuştuğundan belli
söylenmedik sevgiler kalmış
kurşun geçirmez bir yalnızlık edinmiş
sinesinde sıcak sakladığı
hayra yorulacak düşler
bakraçlarda balkıyan su aydınlığı
çocuklar çekiştirir eteklerinden
ocakta gizli masallar söyleyen ateş
kış kurusu ağaçlarda karamsar kuşlar
yalanlara sığınmış güleğen yüzü
söylenmedik acılar kalmış
en sapa anılar birden önünde
aynaların hüznü bu, derin karanlığın
saçlarını ne zaman çözmüş, anımsamıyor
anımsamıyor son gülüşün kırsak kahkahasını
her şey örtülü
bilinmez bir zamana bırakılmış
günün ağarması bile;
söylenmedik sevinçler kalmış
yanında kimse yok uyandığında
düş dağınıklığıyla karışmış her şey
çıkıp giden kimdi
yatakta unutup sıcaklığını
bir söz olup odaları dolaşan
ılık görüntü, sonsuz yanılsama
söylenmedik sanrılar kalmış
isli lambalar yanar usulca
kimsesiz kalan kadın
karanlığın soluğunu yüzünde duya duya
bir fısıltı gibi geçer odadan odaya
yağmurun sesi inince
gözyaşları da boşanır ipince
içi sıra konuştuğundan belli
söylenmedik sevgiler kalmış
kurşun geçirmez bir yalnızlık edinmiş
sinesinde sıcak sakladığı
hayra yorulacak düşler
bakraçlarda balkıyan su aydınlığı
çocuklar çekiştirir eteklerinden
ocakta gizli masallar söyleyen ateş
kış kurusu ağaçlarda karamsar kuşlar
yalanlara sığınmış güleğen yüzü
söylenmedik acılar kalmış
en sapa anılar birden önünde
aynaların hüznü bu, derin karanlığın
saçlarını ne zaman çözmüş, anımsamıyor
anımsamıyor son gülüşün kırsak kahkahasını
her şey örtülü
bilinmez bir zamana bırakılmış
günün ağarması bile;
söylenmedik sevinçler kalmış
yanında kimse yok uyandığında
düş dağınıklığıyla karışmış her şey
çıkıp giden kimdi
yatakta unutup sıcaklığını
bir söz olup odaları dolaşan
ılık görüntü, sonsuz yanılsama
söylenmedik sanrılar kalmış
bir şarapneldir dağıtan bütün hayatı
hiç çökmez tozu o büyük bozgunun
delik deşiktir sevda, kırgındır yürek
böyle isteksiz yaşamak sanki daha bir uzun
mevsim güze döndüyse ne gam
ömür denilen ağır yük çekilecek
yeter ki toprak soğumasın
söylenmedik daha neler kalmış
Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları
Bilgi Yay. İlk ve son baskı mayıs 1996
hiç çökmez tozu o büyük bozgunun
delik deşiktir sevda, kırgındır yürek
böyle isteksiz yaşamak sanki daha bir uzun
mevsim güze döndüyse ne gam
ömür denilen ağır yük çekilecek
yeter ki toprak soğumasın
söylenmedik daha neler kalmış
Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları
Bilgi Yay. İlk ve son baskı mayıs 1996
20 Ocak 2014
iki ateş arası
bir şey söyle, yorgunluğumu alsın
eski sevgiler ışıldayan bir şey
gülüştüğümüz günlerin aydınlığı vursun yine
yine uzun yazların geniş öğlelerinden
kuş sesleri gelsin
gölgelere sığınalım
o rüzgâr bulsun bizi
salınan dallar eğilsin
su sevinci çarpsın yüzümüze
özledim, çok özledim
toprağa uzanıp sırtüstü
göğün derinliğine dalmayı
kuşlar ve bulutlarla komşu
coşkudan kıpır kıpır kanım
özledim, çok özledim
şimdi örselenmiş o tertemiz duyguları
içten insan yüzlerini
eski sevgiler ışıldayan bir şey
gülüştüğümüz günlerin aydınlığı vursun yine
yine uzun yazların geniş öğlelerinden
kuş sesleri gelsin
gölgelere sığınalım
o rüzgâr bulsun bizi
salınan dallar eğilsin
su sevinci çarpsın yüzümüze
özledim, çok özledim
toprağa uzanıp sırtüstü
göğün derinliğine dalmayı
kuşlar ve bulutlarla komşu
coşkudan kıpır kıpır kanım
özledim, çok özledim
şimdi örselenmiş o tertemiz duyguları
içten insan yüzlerini
o günler öyle duruyor mu orda
ömrümüzün gizli tarihinde
nereye koştuk, nereye vardık böyle
içimizde örümcek ağları
zakkum acısı dilimizde
yanık ormanlar yıkılmış şehirler gibiyiz
en küçük belirti yok, nabzımız durmuş
topla soluğunu gençliğimizin, üfle
"hayat öpücüğü" kıvamında
bir şey söyle
Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları/Bilgi Yayınevi
ömrümüzün gizli tarihinde
nereye koştuk, nereye vardık böyle
içimizde örümcek ağları
zakkum acısı dilimizde
yanık ormanlar yıkılmış şehirler gibiyiz
en küçük belirti yok, nabzımız durmuş
topla soluğunu gençliğimizin, üfle
"hayat öpücüğü" kıvamında
bir şey söyle
Hüseyin Yurttaş
Yirminci Yüzyıl Ağıtları/Bilgi Yayınevi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


