behçet aysan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
behçet aysan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

08 Mayıs 2021

Yazmadan Edemedim

Rüzgâr bu şiiri sana götürsün
kâğıttan yaptığım
o işlemeli
kayıklar
fırtınalara
dayanan
koş rüzgâr koş

Yazmadan edemedim...


                                                                                 Behçet Aysan

02 Temmuz 2016

Bir Kuğu Şarkısı

biliyorum bunu, gideceksin
gideceksin yine yakında

seni artık hep uzak şehirler
anacak

                en son okuduğum
                romandaki

kahraman da, santiago’da
sisli bir kasımdı, belki

               ankara’da.

ya da güzel bir mayıs günü
ve ben yazıyormuşum bu romanı

oturmuş
    bir gürgen
        ağacının
            altında.

ne cepheye giden
    savaş trenleri olurdu

ne bir dilim kurumuş ekmek

ne ayrılık ne ölüm.

mor menekşeden aşklar
bir avuç bulut, dünyada.

her bahar ilk işimdin
sana yağmur getirirdim

güvercin
kanatlı mektuplarda

yasak kitaplarda, yasak
anılarda, tozlu tavan aralarında

                    sararmayan.

yorgun yaşamaklar gibi
örümceklenip, yasak aşklar

gibi tavan aralarında.

gökyüzüne
    ve sevgilim
        kendine
            iyi bak

hani nerde
o kayan parlak yıldız, mavi taslak.

giderken kazağını unutma sakın
ölüler de üşür, ölüler de.

son konuşmamız bu, güz geldi
düştü yaprak.


Behçet Aysan
kasım’81

Eski Fotoğraflar

unutulmuş bir akşamdı, solmuş
çiçekler arasında, gölgesi
duvara vuran yüzün bir eski

                                 fotoğrafta.

unutulmuş bir akşamdı, siyah
sular yürürdü, güz yürürdü
gülümserdi bize hayat, ince

                                 tüller ardında.

unutulmuş bir akşamdı, ruhum
acıyla bağırırdı, çığlık çığlığa
aşk fazladır bize, koşar hemen

                                 gelir ayrılık.

unutulmuş bir akşamdı, düşler
anlam buldu uzaklaştıkça
bizden, güzel düşler bıraktıkça

                                 yerini kedere.

unutulmuş bir akşamdı, anladım
bir kez daha ne yazık ki yine
olmayacak hayatımızda hiç o

                                parlak sözcükleri

mutluluğun.


Behçet Aysan

08 Haziran 2016

Düello

parçalanmış bir aynada
nakışları esmer bir yüz
yansısını görüyorum
perçemleri akdenizli
bakışları simli sündüs
parçalanmış bir aynada.

ah! benim bu deliliğim
ıssız bir ada arıyor
yanaşıp çıkınca, şaşkın
dolaşmış çok önceleri
yabanıl ayak izleri
ah! yazık orda binlerce.

titrek bir mum ışığında
yeniden sarsak yüreğim
asla anmayacak aşkı
bir kez daha yapmayacak
yine çarpıp kayalara
su almakta, su almakta
batmaktadır köhne kalyon
yıldızları sönmüş gece.

bir yaz günü oldu bunlar
gri yağmurlar yağıyordu
çekildi bütün kılıçlar
ben bir yanda rakip hayat
denizse köpürdüyordu
ve şarkılar söylüyordu
alabildiğince bir siren
ölmemi istemiyordu.

ne parçalanmış bir ayna
ne mum ışığı kalacak
birazdan gün ağaracak
her gece yeni bir düello
her sabah yeni bir ölüm
hepsi bu şiire sığacak.

Behçet Aysan

12 Eylül 2015

Fesleğenler

bir gün girit'e geri döndüm.

tam üç uzun yıl geçti, deniz
orda her gün köpürürdü.

ve yaşlı bir kadın her gün ağlardı

hiç dönmeyecek olan
       bir balıkçı teknesini bekler gibi
                                   aynı kıyıda.

çakıl taşlarıyla
rengarenk,

kırmızı mendil ve usul sesli türküleriyle


oğlundan,
bir tutukevinden gelecek
                       mektubu.

üç uzun yıl
benim kapımı çalan güneş
onun konuk gecesiyle durmadan yer değiştirdi.

fesleğenler kırağılarla
        eski gemi artıkları
                saban demirleriyle

                                      yer değiştirdi.

beklediği mektup
hiç gelmeyecekti.

biraz önce nikos'u tuvalete götürdüler
hücremin önünden geçerken
                            ıslık çaldı

ve korkunç güzel
bir portakal kokusu yayıldı ortalığa

nikos'un ıslığından.

oysa sıcak bir geceydi ve yazdı.

işte o portakal kokusu
hatırlattı bana

bir gün dönmüştüm diye başlayan
selaniğe, pireye, atinaya, pireye

barba hristos'un dönüş öykülerini.

gece yarıları başlayan
gece yarısı götürülmelerle

dönüş öyküleri.


Behçet Aysan

Sesler ve küller

orada duruyorsun, fırtınalar tanığımdır
terkedilmiş
beyaz ve nazlı,

yorgun bir hallacın
            attığı
                yünler
                    gibi
dokunaklı.

git diyorlar gidiyorsun
kal diyorlar

ne bir ses
ne bir şarkı.

ey saçlarına ak kuşlar üşüştüren
yüzünü peçesine saklamış

ayın altında
çam dalına asılan

gümüş
gölgesi

göle düşmüş.

kendine bıçaklar bileyen
                 devrilmiş
                 kağnı
                 gibi
yolda kalmış
sevgilim.

altın benekli
fundalıklarda

pusuya düşürülen

geceleyin gözleri bağlı
                           götürülen
karaca.

inilmedik ne bir deniz
çıkılmadık ne bir dağ

uğranmadık han
bırakmayan

yaralı koşma

sevdalı
im

halkım, sevgilim.

saz yok
mızrap yok

hep konmuş
hem göçebe

hem balık hem kuş
hem ingin hem yokuş

yanık otlar gibi
              kavrulmuş

esmer ve yoksul.

iner şafağın alacasında
karıncalar ordusu
şehre
                    kenar
                    mahallelerden
yürüyerek
ve trenlerle.

su satan çocuklarıyla
kapılarında vagonların

çamaşırcı
kadınlarıyla
                  iner
                 şehre
sincan'dan
iner mamak'tan

battal gazi
destanı ve
kan kalesi

ve kılıcıyla alinin

mızraklı ilmihalle.

yok başka bir cehennem
yaşıyorsun işte

ellerine
bulaşmış

kara incirin sütü
ve kardeşinin

kanı

habil ile kabilin.

yaşıyorsun
sarışın

onurlu ve aşık

karasevdalar
içinde
               aydınlık.

yok senin kayan bir yıldızın

puslu
ssekendizin

çolpanın
görünmüyor.

bu gökyüzü

sana
bana dar

telliturnam uçamaz
gelinkuşum konamaz.

                 tel örgüyle
                 çevrilmiş

onlara
mavi ve alabildiğine
                               geniş.

hasretin çırağı
gurbetin

kalfası

ve aydınlıkların
ustasısın

             sönünce
             mum
sönünce
çarağı

karanlıklara
çarpan

pervanem.
             halkım
             sevgilim

yanar
güneşte etin kehribar

                        bir üzüm
çıngılı
gibi.

çıkrık iner
çıkar

çıkrık

varılmaz

dibi görülmedik
korkuyum.

süngerdedir
vurgun yemiş

tütün
düzer
                 inci
                 gibi.

karabükte
duman olur

                 savrulur

gıslavette işçi.

yıllar yılı

bilirim

döne döne
yıllar yılı

aynı
kitabı okur

adı acılarbilgisi

adı acılarbilgisi

acılarbilgisi.


Behçet Aysan

Güvercinleri Sevindirin

her sabah
uyandığımda,
gördüğüm düşü hayra yorarım
açmasına açarım da
göğsümün altın kafesini
korkarım
ya bu gece
güvercinler
yüreğimden başka bir ülkeye
göç etmişlerse.

çünkü, ben ilyas
hasköy'lü -
kör ilyas,
şu koca istanbul şehrinde
yenicami önünde
sanki dünyanın bütün
                açlarını
doyuruyormuş gibi
gururlanan bir sevinçle
darı satarım
savrulması için güvercinlere.


Behçet Aysan

18 Ocak 2015

Küllenen

karlı ve tipili
bir gece yarısı

bir eski dost
çaldı kapımı

bıyıkları mavi
buz sarkıtları

eskimiş kaputu
yırtıklı postalı.

    -tak tak, kimdir o
     kim, ya gelmişse
     gecelerin kara
     yüzlü konukları.

    -yabancı değilim
     benim
     sana kalbimi
     getirdim

konacak yer arayan
ürkek bir kuş gibiyim

bu aldığım kapı da
paslı bir kilitse

unutup koştuğumuz
delikanlı aşkları

kırmızı bir balık
yaşamı akvaryumda

    -içeri gir
     üşümüşsün
     sen bizim
     türkümüzsün.

Dağılınca atkısından
Odaya kar parıltıları

      -karşılaştı
           -bakışlarımız
                -bakışların
                    -parıltıları

gülümsedik gelincik
karanfil nakışlarda

gülümsedik birlikte
yürüyüp sobaya doğru

közü küllenen ateşe
yeniden odun attık.

1982

Behçet Aysan

30 Ağustos 2013

Anış

yıkık manastırın orda
kalbim ki,
o da yıkıktı.
bir keşiş bıçağıyla dağlanmış
çiçekbozuğu,


çopur -
bir hayat
acıtıyordu beni
              sevgilim.
her şeyin
hüzne vurduğu yerde
bütün saatlerin,
kuzguni bir denizi
               çoğaltarak
hayat
acıtıyordu beni.


bense geçerdim
karamuklarla, karabasanların
                            arasından
geçerdim
hiçbir
im
bırakmadan geride
bana en sırlı gelen
acının o en sırlı noktaından.

bin dokuz yüz yetmiş beş'in
                           ekiminde
yıkık
manastırın orda
kalbim ki, o da.

Behçet Aysan

Yağmur Dindi

yağmur dindi sevgilim, küf mavisi bir yağmur
dingin ruhumun
tınazını susturan ve aç çocukların
iniltilerini, bu yüreğimize yürüyen
yağmur,
gecenin yağmuru dindi.

bütün bir gece
düşman pusularına, vişneliklere
ayağı çaputa sarınmışlara
kör bir kuyuya ve dinamite
inen bu yağmur
gecenin
yağmuru
söndüremedi pırnal ateşin soluğunu

kozalak yaktım ben de sessizlikte
ömrümün kozalaklarını
küllere sıvanmış
baştan başa dolaşıp ağrıyan ormanı

yağmur dindi sevgilim bak dinle
her şey dindi, acıysa dinmemiş halde.


Behçet Aysan

Ay Düşünce

ay düşünce denize
seni hatırlarım
ince ince yağan yağmur,
iskeleye yanaşan vapur
haydarpaşa garı
seni hatırlarım
ay düşünce denize
kalbim çarpar, telaşlı
bir kuş olur, siyahlar içinde bir kadın
ve yakasında ipiri kırmızı bir gül
seni hatırlarım
ay düşünce denize
söylenmemiş sessiz
bir şarkıydım, tozup
giden bir ilk kar
solgun begonya
kalkmak üzere bir tren
seni hatırlarım

Behçet Aysan

13 Temmuz 2013

Semender

kurtarılmış bir kalptir taşıdığın
senin, ne bakırdan bükülmüş
ne de geçirilmiş bir değirmenden
kimselere benzemeyen.

kurtarılmış bir aşk yaşıyorsun
sen, ne paranın kiri sinmiş
üstüne, ne yalan safran gibi
almış rengini onun.

hiçkimse de olmayan bir aşk

alevlerle
sevişen
bir semenderin kalbi gibi.

Behçet Aysan

Aşk İçin Prelüd

AŞK İÇİN PRELÜD -1-

İstasyon önünde bir top ağaç

ağacın
gölgesinde

ben

ve uzanıp giden
sapsarı bir tül

bozkır

ve bir türkü

"daha senden gayrı aşık mı yoktur
nedir bu telaşın vay deli gönül"

ve bir tren

ne bir düdük çalar
ne el eder

kar yüklü yağmur yüklü

kalbim gibi
keder yüklü
bir tren

durmaksızın geçer

o böyle bir akşam böyle bir trene
bineceğini düşler

ben
böyle bir akşam böyle bir trenden
ineceğimi
avunuruz.


AŞK İÇİN PRELÜD-2-

sevdalar vardır
derin kuyularda
eski sarnıçlarda
yaşar
gün görmüş
acılar bilmiştir

direnir

kim bilir kaç işgal geçirmiştir

yurdum gibi.


AŞK İÇİN PRELÜD -3-

sen yanıma gelince
yıldızlar
koşuşur karanlığa

güvercinler
ayaklanır

rüzgar rüzgarla konuşur

büyülü bir gülüş olur zaman

savrulur
yanık ekinlerin tınazına.


AŞK İÇİN PRELÜD -4-

sen yanıma gelince
bahar

dallarını kuşanır

zümrütten bir
zümrüdüanka

kanat vurur içime

solar kanla işlenmiş

narçiçeği
kanaviçe

sen yanıma gelince

ve nakkaşlar

yüreğimin nakkaşları

yorulup

uzun bir uykuya dalar
sen yanıma gelince.


AŞK İÇİN PRELÜD-5-

sen yanıma gelince

gelin
gibi bir gelincik

süslenir

sulardan aynalarda

yel değirmenleri
öğütür ne varsa

kederi

ve belki

bir milyon
istiridye avcısı
inciler
çıkarır

sütbeyaz
bir sevdanın

diplerinde.



AŞK İÇİN PRELÜD -6-

ayrılıklar bildim acılar
yaşadım

okudum

tahir ile zühreyi
kerem ile aslıyı

ve ferhat ile şirini
ağlamadım da

senin öykünü duyunca
dayanamadım

kendini zeytin ağacına asan

on iki yaşındaki
kuma.


AŞK İÇİN PRELÜD -7-

süngüler aşkı yasaklayamaz

uzansam tutabilirim ellerini
süngüler

düşleri
yasaklayamaz

bir dahaki duruşmada

giy
gelinliğini

düşlerde olsun

ilk
gecemiz.


Behçet Aysan


14 Nisan 2013

dokuz köyden kovulanın şiiri

ve sular kararınca vurdum sahipsiz bir kıyıya
yağmurlar susmuştu ben susmuştum, kimliksiz
ateş kuşlarıydı dönenen orda, ölüm kuşları
hangi çağdı, hangi batık, hangi tarih bırak bunları
kovulduk mu, sonunda yine biz dönelim anılara.

bir sürgün ezgisi olmuş duyuyorsun ''leylim ley''
varsın söylensin uzak coğrafyalar, sisli limanlarda
kimimiz evindedir ama dolaşır işte bukağıyla
koşsam kanatır parçalanmış yürek zamanları
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim acılara.

sararmış güz yapraklarında ruj lekeleridir
unutulmuş eski aşkları hatırlatır hep bana
kirlidir, şatolar kurar, çamurlu, paradır yalvacı
derim, yok bir gidecek yerim, dursam düşeceğim
kovulduk mu, sonunda biz, dönelim anılara.

neyse kapatalım sevda konusunu, bu böyle hüzündür
bir gün, bir çözüm ona da bulunur mutlaka
ya yüreğin yüreğe ihaneti, oturdum düşündüm
sıradan bir akşamüstü bir nar ağacı altında
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim acılara.

deniz köpürüyor, ay buluta girdi, keder de
çıktığımız bu uzun yolculuk galiba sürecek
şimdi kim bilir senin kaptan nerelerdedir
belki yıldızlardan bizi seyretmektedir
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim anılara.

bir yorgunluk gibi çökünce üstümüze karanlık
şarkılar söylerdik yanık otlar arasında
istasyon önlerinde tedirgin allahaısmarladık
bir daha hiç görüşmeyeceğiz duygusuyla
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim acılara.

görüş günlerini beklerdim, sabun kokulu
bir çift çamaşırı, bir mektubu, bir kitabı
okurken karşılaşınca kurumuş bir papatyayla
nasılsa görüşmemiş ve aşmış tel örgüleri
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim anılara.

bilirim sonludur çoğu şey, sonludur bu acılar da
bu ıslak toprağın buğusu, tadı sıcak somunun
sevdaların titrek bir mum gibi adanışı
kırık bir kurşunkalemin bir şiiri yazışı
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim acılara.

barbar güneş gidip gidip de dönersin
yitiklere, büyülü ışığın eski adreslere
değmez nedir şarkıların bizi anlatışı
hükümdür verilmiştir arayacağız bir onuncu köy
kovulduk mu, sonunda yine biz, dönelim anılara.

Behçet Aysan

onu bana bağışla

saat kulesinin ışığı vagonun camlarına
vuruyordu

camlarda
buzdan

orkide ve menekşeler

silince buğusunu
senin yüzün çıkıyordu.

bir gece yarısı
yabancı bir şehirde,

bir gece yarısı treninde

senin yüzün.

ilerde petrokimyanın bacalarından
yepyeni bir telaş yükseliyordu

gökyüzüne doğru
alevlere karışan

denizde
tomruklar yüzüyordu

bir sokak feneri
hiç görmediğim bir gezgin bulut

mavi
kayan bir yıldız

yolculuk hazırlığında

uçuşan
rüzgar damlaları

sekip üstünden suların

bir çocuk gibi

yeni bir simya
yeni bir hayat.

tren kalkmak üzereydi
ve saat kulesinin sarı ışığı

hâlâ vagonun camlarına vuruyordu

elleri kelepçeli bir güzü
hatırladım

belki yerine varamamış bir mektuptu
belki bir allahaısmarladık

belki suskun karların örttüğü
bir yalnız iğde ağacı

belki devrilmiş bir çınar

çatlamış bir testi
çatlamış bir yürek

eski bir aşk
hiçbir şeydi belki.

o zamanlar ben
içinden trenler geçen
bu şehirde yaşamazdım
fabrika düdükleri
çan çan sesleriyle
yağmurda hep ıslak bu şehirde

güz yoldaşın olsun derdim

eylülse arkadaşın

yağmuru
ve kitapları al yanına

bir de yüreğini sadece.

kimi şeyler vardır
o an yazılamaz

söylense,

söz sözün boşluğunda kalır

bir söğüt düşünün gölgesiz
bir yarın düşünün bugünsüz

bir şarkı yankısız

bir aşk düşünün

anısız.

ey hayat onu bana bağışla

yırtıp atayım
bütün şiirlerimi

ne boşnakça konuşayım
ne brahmsı dinleyeyim

ey hayat onu bana bağışla

düşmesin ardıma
ölü bir kadın yüzü

razıyım çağdaş bir derviş gibi
türküler söylemeye

oturduğum şu ağaç kütüğü

fırtınalarda kumlar

terk edilmiş âşıklar
sarhoşlar ve serseriler
için

razıyım
türküler söylemeye.

Behçet Aysan

13 Nisan 2013

kanlı zambak

onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
                          gidiyordu

zambak dur, sana da bulaştı kan.

bir damla gözyaşından
doğurmuştu anası onu,

bir avuç sevinçle
büyüttü.

bir avuç hüzünle
nice zorluklar

nice ayrılıklar
ve saçlarına beyazlar
                     düşürerek.

onsekizindeydi
bir sevgilisi vardı,

aynı mahalleden
eyüpten.

henüz öpmemişti bile

konfeksiyonda
çalışırdı.
onu vurdular
gözümle gördüm onu

bir güvercin havalandı.

eyüpte, o basma
perdeli evde,

kurudu saksıdaki sardunya

birdenbire

çatladı
bir fotoğrafın camı.

tel çerçeveli

düştü
radyonun üzerinden

yere.

dağıldı kitapları

dağıldı şiirler
ve roma hukuku

güvercin
konamadı.

onu vurdular, gözümle gördüm onu
ak bir zambağa binmiş
                           gidiyordu

zambak dur, sana da bulaştı kan.

Behçet Aysan

örüp ince bir tığla

duvarda, solgun ışıklarla oynaşmada
bir örümcek ve düşüncelerim
ince bir tığla
örüyor ağını, sessizce
gün
batıyor.

kara battaniyeli
bir ölü yürüyor sonra
kireç döküntüleri ne kadar da
                              benziyor
ona, öldürülmüş bir arkadaşının
fenerini
tutuyor, içli bir madenci
                     şarkısıyla

geçerken
şehrin dikenli telleri arasından.

limanda yük boşaltıyordu kardeşi
dünya geniş
         pergeliyle
yer
açıyordu, onunla koşanların
kalbinde ve bir gül ağacının
tomurcuğunda yeniden açıyordu.

sessizce
gün
batıyor, bir aşk bitiyordu
bir aşk dağılmış
             bir gerdanlık gibi.

sakallarım uzuyor, bir yara
bir yara durmadan işliyordu
                             kendini
ben de
çekiyordum
derin ağlardan
çekiyordum gölgemi.

sevmiyordum artık
ne sis çanını
ne dağlalesini

günlerim değiyordu
ateşten bir dolunaya.

Behçet Aysan

Dışarda Kar

kar yağıyor dışarda
sokak lambasına düşüyor
ve serçeler 
             üşüyor

kenarları hafifçe yanmış
sayfalarına kan 
            sıçramış
                         bir kitapta
nâzım hikmet 
okuyorum.

dışarda kar yağıyor
ve dağ lokantasına
gidiyor 
                        zengin 
                 kasabalılar.

kar yağıyor dışarda
mektubun yeni gelmiş
istanbul 
        kokuyor.

dışarda kar yağıyor 
seni seviyorum.

Behçet Aysan

Kara Sevda

ak bir yaban güvercini
gibiydin aşk
vişnelere
bulaştın kirlendi beyazın.

takılamayan
telli duvak

verilemeyen mendil

düşlerde
kaldın.

al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda

sevdadan delirmiş.

ah yüzüne bütün kapılar
kapanmış senin
ıtır
ve yasemin kokulu günah.

çıkılamayan yıldız
gidilemeyen iklim

kimbilir hangi limanda
hangi gemiye
yüklenmiş.
al üstüne mor giymiş
körkuyularda
körkuyularda

sevdadan delirmiş.

düşlerde
kaldın.

Behçet Aysan

12 Nisan 2013

Aşkın da Köle Çağı Vardır

yükledim mor sümbüller gibi gemilerime
hüzünlerimi
eskittim yıldızları çolpan aramaktan.
-günahtan
bordaları kuzguni siyahtan
çekilmiş çileden yelkenin ilmeği
ibrişim ibrişim
gümüş zülfü örülü
gemilerim.-

dolaştım tam yedi iklim
beş deniz
üç zaman

peşim sıra
bir imparatorluk kalabalığı yalnızlıkla
demirleyip
sığındımsa da boşuna
kurtulmak için acıdan
büyük aşkların koruganına.
-kilitledim kapıları
çözdüm palamarları
ve bir gün o limanda.-

gördüm bir sıcak öpüşün
kiliminden dokunanı
utandım
bağrımda eskiden
çini mürekkepli dövmelerimden
küreledim sevda tavında alazlaşanı
yoksulluğun kavında yanan
bir hallacın yere düşen terinden
ve anladım ki her şey
sevmekle başlar insanı.

Yaktım gemilerimi.

Behçet Aysan