lale müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lale müldür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2022

"BAŞKA YOK Kİ İSTANBUL'DA BENİM KAÇIŞ NOKTAM"

Zaten biliyorsun 5 dakikada herşeyi unuturum 
Neden dün değil de bugün yani? 
Uçuyor yani! 
Ama sen! 
Hiçbir şey anımsamıyorum 
İnsanlardan birşey bekleme yani 
Ben de insanım 
Bize vermiyor mesela ne yapalım 
Bunu mu tercih edersin trilyonları mı? 
Onlar benden daha çok değerli değil 
Bana dünya sunulsa istemem 
Biz hayatın anlamı peşindeyiz 
hayatın değil 
Anlamı kurban edemeyiz be abi 
hayatın kendisine 
Hadise çıktı, bitti, geçti... 
Sen şeysin biliyorum ama 
Gidelim abi gidelim! 
Au nom de la gül 
Gülün, Gülseli'nin adına 
Neden bu acayip iş seni buluyor 
diyorlar 
Acayip olmazsa bizi kesmez

Ne kadar ne kadar bu duygu 
devam edecek? 
Daha ne kadar mutlu çekeceğim? 
Bir güzelliği görmek lazım ya 
Halit, iş ilişkisi olan adama 
anahtar verilmez 
Halit sen beyaz bir kedisin 
Atlıyorum, sekiyorum geçen yaşlarımın 
üzerinden 
Yaşlandıkça daha güzelleşiyorum 
Çünkü atlıyorum, sekiyorum en 
korkunç darbelerin üzerinden 
Yarısını sana, yarısını kendime 
teslim ediyorum onurumun 
Senin hep yanımda olacağını 
bilseydim 
Çıkış yok ki, onurumuzun hepsini kendimize alalım 
Hepsini onlara teslim edebilirdim 
"Kızıl bir evliya" gibi. 

              Vanlı Godard, 29 Ekim 2002

Lale Müldür

MENEKŞE YAĞI

Ben hiç orada mıydım? 
Onca düş kırıklığı ilişki arasında 
Hayatımdan geçen onca yüzler galerisinde 
Bir tek sen bir şeyler vadediyorsun gibi 
Bir beklenti birdenbire gerçekten 
             gerçekleşebilir mi? 
Doğru yerlerde doğru zamanlarda bulundum 
Ama hiç bu kadar doğrusu olmadı sanki 
Bir inci yaklaştırdı bizi ne doğuya 
            ne batıya nispet edilen 
Zeytin yapraklarına gömmeliyim seni 
                 sevişirken 
Menekşe yağıyla ovmalıyım. 

                        19 Kasım 2002

Lale Müldür

BANA GÖSTERME GÖRKEMLİ GÖKSEL VARLIK

Rabbim sen ne büyüksün! 
Boşnakça söylüyorsun, Çeçence söylüyorsun 
Türkçe söylüyorsun, bencileyin söylüyorsun 
"Ol!" dedin mi bir şey oluyor 
"Olmasın" dedin mi olmuyor 
Bana masum bir yüz ver Tanrım masum bir yürek 
Kanatlarım olsun, uzun saçlarım 
Bana müsamerede melek rolü ver 
Bana yine melek rolünde bir eş ver 
Benim kafamı okusun, hiç konuşmayalım 
Lazer bir bakışla baksın bana 
Ve ben ondan korkayım 
Ve ne olur ne olur 
Gölge gününün azabını gösterme bana 
Görkemli Göksel Varlık

Lale Müldür

ADEN'DEN TÜLLER

                                              Enis Batur'a


Elleriyle yüzünü kapatıyor birden 
Her şeyi yakalayan gözleriyle yakalıyor 
                gözlerini 
Yüzünü kapattığına göre, alter 
   egosuyla görünmek istiyor bana 
Düşündüm ne olabilir diye 
Aziz Quadragesimus geldi aklıma 
Çobanmış, sürü güdermiş tıpkı onun gibi 
Bir gün bir ölüyü diriltmiş 
Ben de bir ölü sayılırdım nasılsa 
Elleriyle kalbini kapatıyor birden 
Her şeyi yakalayan kalbiyle yakalıyor 
         kalplerini 
Aziz Quadragesimus, kalplerinden 
     birini diriltsen 
Ne kalır geriye? 
Rimbaud'nun gönderdiği fildişi 
Bütün kadınlara yapılan reveranslar 
Un monde completement paralysé...

Lale Müldür

AŞK HA O ZAVALLI

Neye inanmamı istiyorsunuz benden 
AŞK?a mı? 
Aşk ha, o zavallı, o sapkın, 
o kandırıcı, o kanırtıcı aşka mı? 
Sonuna dek radyo eksen dinlerim 
             daha iyi 
Aşk, ancak meleklerin onayladığı 
         aşk 
Teselli edebilir beni
Başka türlü sıradan aşklarla 
   benim varoluş acım geçer mi?
3 günde biter hepsi. 
Ama ancak O, henüz tanımadığım 
O gömebilir bu kendimi.

Lale Müldür

AİLE-İ ŞERİAT

Hiç kimsenin biriyim ben, hiç 
         kimsesizin teki 
Sana inanacak kadar 
Nasıl, nasıl bu kadar saf 
     olabilirim ben 
Nasıl bu kadar apaçık gerçeği 
     görmez gözlerim 
Gelenekler, para, sex, adab-ı mua 
şeret ve özellikle 
AİLE-İ ŞERİAT 
Anneye aşık bir toplumda 
bir eş mi bulacağını sanıyordun 
                sonunda? 
Sıvazlayın anneler sıvazlayın
               oğullarınızı 
Kızlarınız yalnız kalsın diye

Lale Müldür

AŞK-I NİHİLİST

Kalbin pırpır etmesi 
İçindeki kelebeğin kanatlarını çırpması neden? 
Onu arama ihtiyacı neden? 
Her şey buz gibi bir mermerin 
   üstünde pelteleşip kalmayacak mı? 
Pelte, donmuş yumurta 
Kahvaltı masasından arta kalan... 
Ne garip bu aşk-ı nihilist  
   şeyleri balayı defterine yazmam 
Bunca yıldır kıyamıyordum ona 
Böyle bir aşk-ı nihilist yazılmak 
   varmış kaderimde 
bizzat bu olgu dahi aşk-ı nihilizmi 
kanıtlamıyor mu?

Lale Müldür

Çaykovski, Patetik ve Leş

Biliyorum beni çok sevmiyorsun
Benimle biraz oynuyorsun
Farelerle oynayan bir kedisin sen
Ama aşk çok uzaktadır bundan
Aşk aynı anda aynı şeyi düşünebilmektir
Biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun
Hatta kendinle biraz oynuyorsun
Ama aşk çok uzaktadır bundan
Aşk büyülü bir kaptan su içmektir
Ama sen korkuyorsun bundan
Bilmiyorum neden
Ötekini biliyorum
Onu bana söyleyecek cesaretin yok
Ben de senin gibiyim aslında
İşte bu yüzden paçavrası çıkıyor yüreklerimizin
Ardımızda sürüklenirken onca leş

Lale Müldür

...

Ne kadar zaman önceydi? 
Ne kadar zaman önceydi? 

Evet öyleydi... 
Evet öyleydi... 

Yalnızca boş bir alan var 
Hangi yola gideceğimi bilmiyorum. 

Sen ve ben bir şey diyemiyoruz 
Ne zaman ne zaman
Bu uzaklık oluştu? 

Lale Müldür


HERMES VE BRUNO

Ben sana Hermes gibi inanmıştım 
Ne kötü şey çıktın sen Bruno 
Bana cenneti cehennemi ve arafı yaşattın 
Yine de emin değilim nesin sen 
Melek misin şeytan mı? 
Melek gördüğüne tanık getiriyorsun 
Bunca büyük yemin ediyorsun 
Hiç korkmuyor musun? 
Acep gerçekten sona mi geldik? 
İnanılacak kimse kalmadı mı? 
Bir 13 Cuma günü öğrettin bana 
Tek kelimeyle İHANETİ 
Sevdiğine ihanet ne kötü şey Bruno 
Nasıl paslanır insan? 
Nasıl duygusuzlaşır, eşyalaşır? 
Ki eşya bile tanıktı seni sevdiğime 
Ki eşya bile üzülür insanın üzülmesine 
Sen sevdiğinin üzüntüsüne bile kayıtsız kalıyorsun 
Sonra birdenbire uzaylı kafan 
Beliriyor yatağımın yanında 
Senin için ne düşüneceğimi şaşırıyorum
Ya çok iyi bir şey diyorum ya çok kötü bir şey 
Galiba seni hâlâ çok seviyorum Bruno 
Çok kötü bir şey olduğunu bilmeme rağmen

Lale Müldür


10 Mart 2022

LUİ E V AGABONDO COME ME

iki paralel çizgi çekiliyor gökyüzüne
ve yeryüzüne
biri kaba davranınca
camlar bile sarsılıyor
seni sevmeyi öğreneceğim
daha önceki zamanlarda yaptığım gibi
ruhlarımız 7. göğün 7. katına çıkınca
seni unutacağım...
daha önce nasıl oluyordu bilmiyorum
şimdi ceketini bile düşününce
o kadar uzaklara gidiyorum ki senden
diyorlar ki ikimiz yapamayız
arada çok engel var diyorlar
ama ben biliyorum ki
sen 'gidelim' deyince
seni takip etmek için hazır olacağım
ikimiz yan yana gelince çok güçlü oluyoruz
onların korktuğu aşkımız değil gücümüz
çünkü aşk baştan çıkarıcı ve
tehlikeli bir oyundur
boş ver şimdi ben L&M sigaraları içiyorum
bir fotoğrafın içinde donup kalan
bir fotoğrafın içinde donup kalan bir bebekti
beni memnun etmek için herşeyi yapan
oturduğum şezlongun mavi demir bacakları
çimlerin üzerine lazer bir hac gibi yansıyor
bir kadınım ben ve insan kadın olunca
her şeyi unutur yüreğinin içindekinden başka...
her gün onu düşünemiyorum 
o beni her gün düşünüyor oysa 
artık bağımsız olmadığımı anlamalıyım
in the summertime öğreneceğim sevmesini onu 
gerektiği gibi. .. 
herkes de anlamalı bunu­-
kanla yazılmış aşkımızı 
emin olduğum tek aşkım o kadar uzakta ki 
o kadar som bir güzellik ki 
onu sevmeye korkuyorum 
bunu açıklamak 
sevgimi deklare etmek bile 
o kadar büyük cesaret istiyor ki benden 
çünkü devlet organları bile karşı buna 
O hem hiçbir şey değil 
sadece gölgesi düşüyor bize neredeyse yok
hem de her an her yerde var ideası ve imajıyla 
onu anlatmaya anlatmaya bile korkuyorum 
Freud'un Totem ve Tabu kitabına girmek istemiyorum 
bu şekilde devam edersem beni hastaneye 
kapatacaklarını söylüyorlar 
çünkü inanamıyorlar ve inanmıyorlar 
belki beni saran bir örümcek ağı vardır 
diyorum onun için yaklaşıp göremiyorlar 
eninde sonunda 1 Napolyon altını 
ne kadar yapar ki bir borsa gününün sonunda 
üstüne Dikkat Kırılabilir yazılmış 1 kasa altın 
ne yapar ki çölün uçsuz bucaksız kumları arasında

ÇÖL KANUNU + ÇÖL BULUTU = Mirage (savaş uçağı) 
                                                          Serap (yeşil ve su) 

ÇÜNKÜ DİDEROT'NUN ANSİKLOPEDİSİNE girmek 
istemiyorlar 
girmek istemiyorlarsa girmesinler 
kimse onları zorlayamaz 
ama bilmeleri gereken bir fiey varsa o da şu: 
GİRMEYECEKLERSE: 
GİRMEYECEKLERSE: 
O ZAMAN BARİ 'DİKKAT KIRILABİLİR' 
İŞARETLERİNE DİKKAT ETSİNLER 
'DİKKAT KIRILABİLİR'LERE DİKKAT 
etmedikleri için 
ve benim evimi bir GHETTO haline getirdikleri için 
evimin kapısına 'SOLO' yazıp 
bütün pencereleri kapatıyorum 
halıda ise 'İNCELDİGİ YERDEN' yazıyor 
onlar onu 'PARKİNSON HASTALIĞI' okuyarlar 
'HAYIR ARKADAŞINIZDA HİÇBİR DELİLİK YOKTUR' 
'HAYATA YENİ BAŞLAMIŞ GİBİ ÖZGÜRDÜR' 
DA JA JA DAD TA TA PARİSSS SKİESSS 
HI HI HI HIMMM UNDER PARİS SKİEZZZ 

Paris'e kaçıncı sürgün edişin bu senin 
TUHAFYÜZÜNÜ 
ORİJİNAL YÜZÜNÜ 

evet artık size açıklamam gerekiyor: 

HAVALAR VE POLİTİKALAR ARTIK ATBAŞI 
& DENGESİZZ GİDECEK 

ÇÜNKÜ HAVA YI & BAŞKA BİRÇOK ŞEYİ 
SİZ BOZDUNUZ 

ONUN İÇİN ONUN (Erkek) VE ONUN (Kadın) 
ETRAFlNDA DÖNEN ŞEYİN 
ADI: DEPRESYON 

bunun için askerlerimi bile beslemeye 
gücüm yetmiyor/kararlarınız emirdir efendim! 
halk vergilendirilsin!

BEN BU GÜNE KADAR (yani TV nin meteoroloji raporlarına 
                  başka türlü bakmayı öğrendiğimde) 

BULUTLARIN DÜZ BİR HATTA ilerlediğini sanırdım 

onlar ÖZELLİKLE ANTİSİKLONLAR yeryuvarlağının 
etrafında (çap değil çevre) 
daireler çizerek dönüp duruyorlar 

YANİ DEPRESYON GEÇİREN HERKES 
HEM HAKLI HEM HAKSIZ 
CELLAT! CELLAT! 
SİZİ KİM İNCİTTİ 
BENİ HİÇ KİMSE İNCİTMEDİ 
AMA GÖZLERİNİZ KİRPİKLERİNİZ 
SİZE ÖYLE GELİYOR 
FLÜT ÇALIN FLÜT! 
HERKES KENDİNE BİR GİT AR ALSlN! 
NADA NADA Y NADA ÇALSIN 

YANİ: BAM BABABAM BA REY 
BAM BABABAM BA REY UND HARMONİKA 

YAA BİR HARP BİR ZYLOFON BİR ORG 
BİR KAVAL DA OLABİLİR

önemli olan bir yağmur sonrası toprak 
kokusunu alabilmek 
sen basit bir gömlek ve blucinle 
geldiğinde ben bahçe çitinin üstünde 
oturuyor olacağım başımda bir kır eşarbı 
elimde bir kır sepeti taşıyor olacağım 
sepette yaban kır çiçekleri 
ve güzel kokulu yaban otları olacak 
DEFNE 
MARGÖRİT 
MENEKŞE 
PAP ATYA & REYHAN 
IHLAMUR & ADAÇAYI 
OLACAK EKOSE AST ARLI SEPETİN İÇİNDE 
onları nereden bulduğumu sormayacaksın 
yalnız adaçayını bir adakızı getirmiş 
olacak 
bense onun adını açıklamayacağım. 
HİÇBİR ZAMAN!
SEN SOBANIN ÜSTÜNE MANDALİN YAPRAKLARI 
KOYARDIN HATIRLADIN MI? 

ah yalvarırım yalvarırım 
götürmeyin torunumu 
çekilin defolun dedim defolun hemen 
siz beyefendi mübaşirin oğlu olduğunuz için 
Allah'a şükredin 

HİÇBİR ZAMAN ŞÖYLE ŞÖMİNESİNDE ISLAK ODUNLAR 
YAKMAYA ÇALIŞTIGIMIZ BİR KIŞ EVİNDE 
ATEŞİN ETRAFINDA TOPLANIP 
MANDELSTAM PUŞKİN VOSNEHENSKİ 
GOGOL FİLAN OKUYAMA YACAGIZ-YAZIK 
ONLAR BİR ŞEYE BENZEMEZ 
BİR KUKLADIR EFENDİM BİR KUKLA 
BİZDE V AKİT VE ENERJİ BIRAKMIYORLAR Kİ 
ANCAK DEDİKODULARA CEVAP VEREBİLİYORUZ 
YA DA ASKIYA ALINMIŞ İMAJIMIZI TAMİRE 
ona blucininin ne kadar yakıştığını 
söylemeye bile vakit kalmıyor 
zaman yok çünkü ya da çok hızlı geçiyor 
(ona blucinin bu kadar yakışmasının 
tek nedeni bacaklarının uzun olması) 
AMA HERKES KENDİ KÜLTÜREL ELBİSESİNDE KALSIN 
ŞALVAR YA DA FES ARTIK bilemiyorum 
muhakkak ki onlara blucin ya da arkadan 
yırtmaçlı siyah paltoların kısaltılmışı 
gibi duran ceketlerden ütülü pantolonlardan 
daha çok yakışır 
ama aslında bana ne bütün bunlardan 
BAŞKALARINDAN BANA NE 
BEN PEYZAJ DENİNCE artık şiirlerimi değil 
bahçe peyzajlarını anlıyorum 
ama bundan dolayı kimse bana papatyalardan 
örülmüş bir taç vermeyecek
aksine tacın varsa onu çalarlar 
benim kimlik kartıma kadar çaldıklarına göre 
demek benim ayakkabılarıma özeniyorlar 
o kadar kolay olmadığını ve o ayakkabıların içinde 
24 saat üzerinden 24 saat acı çekildiğini bilselerdi 
onlar hiç acı çekmeden bazı yerlere 
gelinebileceğini sanıyorlar emeksiz ve çilesiz 

YOK ÖYLE BİR ŞEY İŞTE 
dört dörtlük kimse yok hayatta 
YETER ARTIK AMPULLERİ YAKIN 
BU ŞÖMİNE FETİŞİZMİ SIKAR ARTIK 
Varyuşka sen çayları getir 
ben kitaplığın bulunduğu salonda olacağım 
Uşaklardan biri bana bir meyve sepeti getirecekti 
akşam baloya seyis kıyafetinde gideceğim 
Rostov'ların kızağını kullanacağım

limonlukta Nataşa beni bekliyor olacak 
Tolstoy yaşlanınca sadece İncil'den bir ve aynı 
paragrafı okur olmuş diyorlar 
Nataşa'ya parlak fosforesan bir şerit hediye edeceğim 
bacağına kaset bantı takılmış bir kuş gördüğümü 
söyleyince çok şaşıracak 
ONA IŞIK KIRILMALARI ÇAGININ BAŞLADICINI SÖYLEYECEGİM 
bunun farkında olduğunu 
sırf bu yüzden Prens Andrey'le değil Pierre'le evleneceğini 
bildirecek 
benim prezante ettiğim mor janjanlı şeriti 
bir işaret olarak algılayamadığını 
ancak yine de onu küçük mektup kasasının 
içinde muhafaza edeceğini 
söyleyecek............................


Lale Müldür



11 Mart 2020

ultra-zone'da ultrason

ağlamayacaksın ağlamayacaksın
kalbindeki kor parçasını
buzmuş gibi söküp atacaksın
ve bir daha asla asla
bir erkeğe ne kadar
masum görünüşlü de olsa
inanmayacaksın

isa isimli bir polis arkadaşım vardı
o iyi bir insandı da gerisinden emin değilim
olmasalar daha iyi gibi geliyor bana

"güzellik, katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcıdır."

aşk, yüksek acılar baronu
senin yüzünden asla acısız haz
duyamıyoruz sonsuza dek
nereden ve nasıl olursa
bir kılıç düşüyor ansızın aramıza

beyaz bir zakkumun üstündeki
çiy damlası
bana öyle geliyorsun sen
ne önemi var boşver
hayatımı senin yanında örgü örerek geçirebilirim ben
buna inanmıyor hiç kimse kendim bile
bunu yapamaz mıydım sanıyorsun

senin yanında uyumama şaşıyorsun
herkesin yanında uyurum
uyuyamayacak kadar heyecan verecek kim var ki

ego kırılacak
beden kırılacak
kalp kırılacak
her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
yeni bir başlangıç olsun

bu dünyayı aşağılık buluyorsan
kendine uzak bakışlı bir herif ara

gösterinin bugünkü başlıca özelliği
kendi çözülüşüne dikkat çekmektir

"insan insanın kurdudur."
(thomas hobbes)

sen hangi dindensin dara
ben istanbulluyum

Lale Müldür

15 Temmuz 2013

Uzak Fırtına

i.

uzak fırtına
korkuyorum
senden
sensizlikten
korkuyorum
denge gibi gözüken dengesizlikten
uzak fırtına
anlamıyorum nasıl
bu denli uzak bu denli yakın
ve lazerlerin uçuşu
leyleklerin uçuşu gibi bir imge hep
fırtına habercisi seninle gelen

gözyaşı dökülmeyen bir umutsuzluk bu
yaşam sularının buza kestiği
beyaz ince bir şey diyorum
beyaz ince bir şey o
cam cam cam
bendeki selintiler ve yarıklar karşılığı

ii

sen gelince
bir şeyler düşüyor kırılıyor hep
kapılardan
buz parçaçıkları dolu bir akım
duvarlarda çığlıklardan sarkıt
önodalarda doppler etkisi

iii

bir erkeğin sevişi
usul usul yaklaşan
sigara dumanı gibi
kendine doğru


iv

ve cam zorlar içindekini
kendi biçimini almaya
uzak fırtına kenarları keskin çelik bir ayna
getiriyorum sana
megalomaninin de bir bedeli vardır çünkü

v

uzak fırtına
bir gün seni yazacağım
ağır aynalar olacak
yalnız seni yansıtan
elektrikli bir güzellik olacak
ve parafin kulaklarını acıtan

unutmuyorum bunları işte
bir gün seni yazacağım
şimşeğe uyarlanan bedenimin
umarsız bir saati olacak
ve mükemmel tozu yazacağım
kıvılcım tozunu ve buz adasındaki volkan

artık beklemeyelim
şimdi iki gemi siluetinin sessizce çarpışma saati

vi

zırhımı kuşanıp yatıyorum
sabah yine bir zıpkın yüreğimde...

vii

uzak fırtına
sana son kez söylüyorum
böyle gecelerin bir sabahı olacak
öyle bir sabah ki
ben bir leyten şişesi bulmayacağım yatağımda
ve vurgun olmayacak artık yüreğimdeki
ve yatağını değiştiren bir nehir gibi sanki

geri gelmemek üzere giden bir şeyin
kanat sesleri kalacak yalnız kulaklarında

viii

kaçıyordum senin soğuk yalazından
onca yürek çarpıntısı kırgınlık
gömülürken buzlu sularına belleğin
donan bir ateş gemisiydi kaskatı

üretilmiş her şey bir fosildir şimdi
düşünüyorum da bazen
ne kaldı diye geriye senden
yıpranmış sinir uçları
genişlemiş damarlar
ve belki prensesin tahta bacağı

ölen bir kuğuydu bir imgeydi bellekte

içimde bir şehir daha bütün yıldızlarıyla söndü

ix

dumandan bir albatros o
su renginde bir hüzün deltası
olmayabilirdi de
oluşmayabilirdi... aramızda... zehirli katmanlar...
bu beyaz kül...nefret...

x

cenova şövalyesi andrea doria
çöküntüler mimarı bir kadın-erkek çelişkisi
daha gömüldü bak kum saatine

ve sabit bir sarsıntı olmaktan kurtuldu zaman
takıntılar zelzelesinin getirdiği
korkunç bir enerji birikimi var şimdi
atomun parçalanışı gibi bir şey bu

çekilen boşalan sular duyuların dalgası
hâlâ bir takım sallantılar kaydetse de zaman
acının uzak sınırlarında geçen bir çarpışmayı
tarihi kaydırabilir insan

xi

çürüme çözülmeyen çelişki
soğuk delici şeyler
sıfır noktaları acının haritalarında
içten bir ölüş bu bir ölüm dansı
metalik kadans kara dans
bilinmezliğini boynumda siyah bir bant gibi taşıyordum

xii

savaşların içinde bir savaş
bir kadın ve bir erkeğin savaşı
"uzağa daha uzağa" diyor nefret
"yakına  daha yakına" diyor sevgi

preveze deniz savaşım benim
hâlâ üstünde gama ışınlarının titreştiği bu anılar senin olsun

Lale Müldür


02 Şubat 2013

Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır

Gerçekten bir şey oluyor burada. Gizemli bir şey.
Bir denizaltı kadar görkemli ve garip.
Gri bir günde camlardan yağmuru seyretmek.
Saydam yusufçuklar yavaşça uzaklaşıyor ve beni
sana getiriyorlar topaz tapınaklarda.
Sen bir güneş tanrısı gibi gülümsüyorsun.
Biliyor musun kaç yıl tek başınaydım ben
karmaşanın içinde. Bir türlü tutunamıyordum işte.
Bir tek senin yanında yürümüştüm ben
topaz bir günde ve suya yakın.
Geceleri üstümü örterdin. Sonra konuşmazdın hiç.
Uzun süre konuşmazdık. Gözlerinde kaybolurdum.
Bu suskunluk anlaşılır bir şeydi. Deniz
ve karanlık yerlerden geçen bir nehrin sessizliği gibi…

Biliyor musun bir şey oluyor burada. Garip bir şey.
Bulanık bir suda yokoluş gibi.
Gözlerimde beyaz kelebekler uçuşuyor
ve beni kendime getiriyorlar yavaşça
beyaz odalarda…

Unutuşum başka bir sendi. Ben ölüyordum Tropiko.
Unutuşun beyaz romansıyla ölüyordum.
Söyleyecek başka bir şeyim yok artık.
Unutmak istemiyordum oysa.
Güzel kalan yaralarda vardır çünkü…
Limon kokulu, yağmurlu kadınlar vardır.
Hiç unutmayan kadınlar vardır… limon kokulu…
herşeye rağmen… yağmur kalan kadınlar vardır…

Ben iyiyim şimdi. Sen nasılsın?

Lale Müldür

02 Aralık 2012

seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.

seninle bir istanbul kentinde karşılaşmıştık, istanbul...
sen o zamanlar konstantinopolis olduğunu henüz unutmuştun.
ben seni daha terketmemiştim...
terk etmek üzereydim...
geri dönüşün olmadığını, geriye dönülemeyeceğini henüz
bilmiyordum
karşıdan karşıya geçiyorduk.
ben tam o anda karar verdim.
yerleşiklik o an yitirildi.
gerisi sürekli gel-git artık...
dönmeye ve kaçmaya çalışarak hep.
oysa sana dönemiyorum işte, istanbul.
bütün dönüş biletlerimi saklıyordum,
biliyordun ama kabul etmiyordun.
dönüş yoktu, olamazdı, tıpkı gidişin olmadığı gibi.

ben hala o uzun kıvrılan yolda bekliyordum.
oradan ayrılmamıştım ki...
sonra, şimdi yatağımda, bütün gece yazmaktan
yorgun düşmüşken, kuzey rüzgarları buzdan
heykeller yontarken odada, kulaklarımda
"the long and winding road" dönerken
yavaşça, seni düşünüyorum...

uykuya dalar gibi olduğum bir an,
birşey görüyorum, sonradan hatırladığım...
belki bir yaz sabahı,
ılık otların üzerinde saatlerce kalındığı
bir ilkyaz sabahı belki,
yolun kenarında,
altından ince uzun bir suyun akıp gittiği
bir böğürtlen korusuna uzanıyorum...
ellerim böğürtlen rengi...
uyanıyor, anımsıyorum.
böğürtlen... dikencikler... akarsu...
seni düşünmek böyle birşey olsa gerek, istanbul.

Lale Müldür

Yosun Tutan Yürek

yeşil / siyah seviyorum çok tropik
bir daha gülümsediğini görmeyeceğim
kedi gözleri mağaralarda
yüzlerimiz en eski topografya

başsız bir leopar... sürünür geçer yanımdan...
dokunuşların... 'hüzünlü tropik' bakışların...
sürünür geçer yanımdan...

kanıyorum diyorum sana kızıl / kara
çiziklerim... yarıklarım... yaralarım ölümcül tropik...
adam-atacağından bir adam tepetaklak yukarı çıkıyor
antik bir intiharın silüeti

yüreğimi yaprakların arasına gömdüm diyorum
yeşil / kara kanıyorum çok tropik

neyin yaşı diyorum bu gidip gelen
her sabah gözlerimin çevresine usanmadan çizdiğim

ölü balıklar su yüzüne doğru... dev menekşeler...
elim kara... demir parmaklıklar...
beni asla içine alamayacak Saragossa sessizlik
çocukluğum

bir şey yürü üstüme... elinde bıçak...
sürekli bir imge... tüm bir yaşam...
üzerime gelen her şeye kilitlenirim...

kilitlenirim mor / yeşillere... turkuaz / karalara...
seviyorum diyorum kızıl / kara
suda fırtına kopmak üzeredir

yaşıyorum diyorum niçin inanmıyorsun
çiziklerim... yarıklarım... yaralarım kızıl / kara

yıkıntılarda
bir gölge
bir yara
yosun tutan yürek

pars zambağı yanlız ince kumda büyür...
bir kadının kalbi büyür... tropikal bir hastalıktan...
ve gölge geçer yıkıntılardan...

kedi gözleri... korku... dolanır yanımsıra
bütün gün yağmur yağar barakalara

bana yabancı bana zararlı
ürkerek sevdiğim bunca şey arasında
eğer bir gün ölürsem diyorum

eğer birgün ölürsem... yıldırım çarparak olsun...
tıpkı yaşamım gibi... noa noa...


Lale Müldür

19 Kasım 2012

Kadife Şairler

ölüyor kadife şairler...
pazarların tozunda ve kulenin sisinde gömülü

gün geceye akıyor...gece güne...
ölüm yaşama akıyor yaşam bilince...

bilinç de akar/daha karar vermediler
gitse odalarından/gitse odalarından birileri...

Yalnızlık ve melankoli...

heryerdeydiler...
dönecek yerleri yok şimdi...

Lale Müldür


Oranj

Seni ilk gördüğüm gün, sonbaharın yabanıl
kahverengi geyiği benim için olduğunu
anlamıştım. boynuzların iletken elektrodlar
gibi, tuzumsu bir karla kaplanmıştı.
ağaçların etrafında yavaşça dolaşan
buğuların ve serpiştiren buzdan iğnelerin
arasında mor'u tanıdım.

Omurganda yanan ışıkla oryantal ikonların
karanlık gölgeleri ardında kırmızı ve
maviyi karıştırıp moru elde ediyordun:
gizin rengini.

Beni ilk gördüğün gün senin için
olduğumu anlamış mıydın? bal peteklerinden
bir yağmur yağıyordu. defne ormanlarının
arasında oranj'ı tanıdın. ikimiz de
duruyorduk öyle kolera çarpmış gibi
sersemlemiş, büyülenmiş, buğuların üstünde.
hiçbir şey değişmedi yine de çünkü "aşk
likid korku dolu bir kadehtir."

Budist rahiplerin safran giysileri
yanıyordu havada. birisi yerde
mor giysisiyle yatıyordu. sana
yalan söylemek istemiyordum. oranj
olmadığımı, mor olduğumu benim de,
hatta hileli bir "deeper blue"
olduğumu... birbirine zıt iki renk...
anlamıyordun... kadın yogilerin
cinselliğini arttırdığı söylenen
mor bir ışıkta beni oranj sanıyordun.

Oranj değilim ben, yasın belirtisiyim,
morum, safranım belki ama oranj
değilim. mutluluk çıkmaz benden.
benim turunçgillerim yapraklarını ağlar.
yine de senin için tuhaf şövalyem,
incelikli zulmün için, kalbimin
morluklarını unutup oranj olmayı deneyebilirim.

"o, omega, gözlerinin mor ışığı."...

Lale Müldür

09 Kasım 2012

Cam Seslerinden Bir Anı

kısacık bir andı, bana cam sesleri gibi
bir anı kaldı
kısacık bir andı, o çok duyarlı dengeler
yansıdı


ipe dizilen inci
dünya ile kişi


ilk yazdı, sonradan saydam birşeyler
yağdı
uyum karıştı ince havaya


kısacık bir andı, belki farkında bile
değildin sen
ben sonsuz kişiydim, o kapıdan
çıkarken


anıların cam kırıkları gibi
toplandığı o an
başka anıların anıları
geçiyor aklımdan...

Lale Müldür

Küpe Çiçeği

oraya acıdığım yere
dokunduğun zaman
bana iyi geliyorsun
ama her zaman değil
seni beklemektense
oraya taze bir yaprak
koyarım daha iyi

Lale Müldür