Çok tatlısın sen, hem de güçlü;
egemensin aklıma baştan sona;
ürkütürsün, ama değerli armağanısın
tanrıların bana; içimi karartan
günlerimin yoldaşı; aşk düşüncemsin
sen benim, karşıma sık sık çıkan.
...
Nasıl da tenhalaştı aklım
sen ona yerleşince!
Tüm diğer düşünceler hemen ardından,
tıpkı şimşekler gibi sağa sola
dağılmaya başladılar. Bomboş bir alanda
tek başına duran bir kule nasılsa, sen de
öylesin, dev gibi, aklımın ta ortasında.
Her şey, yaşamın kendisi de,
senin dışında nedir ki
benim gözümde!
Dayanılmaz bir sıkıntı,
eğlenceler, günlük dedikodu,
anlamsız zevkler, boş umutlar;
nedir ki, tüm bunlar senin bana verdiğin
gökselliğe denk zevkin yanında.
Nasıl ki Apeninlerin yalçın kayalıklarından
uzaktan gülen yeşil vadiye
can atar yolcu; nasıl ki çevirir
gözlerini oraya; ben de kuru ve tatsız
günlük konuşmalardan sonra
dönüyorum can atarak sana: Çiçekli
bir bahçeye döner gibiyim neredeyse;
seninle olmak iyi geliyor duygularıma.
İnanılmaz gibi bir şey bu,
nasıl da dayandım uzun zaman
bu mutsuz yaşama ve sensizlik
içinde bu aptal dünyaya; anlamıyorum,
nasıl da özlem duyar başkaları,
sana benzemeyen şeylere.
...
Giacomo Leopardi
Çeviren: Necdet Adabağ
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
30 Nisan 2016
Anılar
...
Daha gençlik çağımın başında, mutluluk,
tasa ve sevdalarımın henüz yeşerdiği yıllardı;
çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma. Ne ki, nedeni
bilinmeyen, hastalığımdan ötürü nasıl olsa
yaşayamayacaktım zaten; ağladım gençliğime
ve zavallı günlerimin çiçeğine; zamanından
önce solup dökülen. Ve geç saatlerde sık sık,
derdimin ortağı yatağımda oturmuş, sıkıntılı,
dizeler yakıyordum lambanın sönük ışığına.
Yakınıyordum gecenin karanlığına,
sessizliklere, elimden kaçıp giden yaşamımdan
ötürü. Ve kendimden geçerken
ölüm marşımı mırıldanıyordum kulağıma.
Ey gençliğimizin ilk yılları; sevimli ve
anlatılamaz güzellikteki günlerimiz,
kim anımsayabilir sizi özlem duymadan;
genç kızlara hayran hayran bakarken
ilk gülücükleri kopardığımız karşılığında;
etrafındaki her şey sanki
yarışırcasına gülümser insana; henüz
yoktur kıskançlık; dokunmaz kötülüğü,
eğer varsa da hayrettir! Neredeyse
elini uzatır, yardımına koşar tüm dünya.
Bağışlar yanlışlarını.
Kutlar yeniden gelişini yaşama.
Efendisi gibi karşılar onu; efendim der ona.
Tıpkı bir şimşek gibi, elimden kaçan günler!
Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?
...
Giacomo Leopardi
Çeviren: Necdet Adabağ
Daha gençlik çağımın başında, mutluluk,
tasa ve sevdalarımın henüz yeşerdiği yıllardı;
çok kez ölümü çağırdım ve uzun uzun
oturdum o havuzun başına; düşündüm son
vermeyi umutlarıma, acıma. Ne ki, nedeni
bilinmeyen, hastalığımdan ötürü nasıl olsa
yaşayamayacaktım zaten; ağladım gençliğime
ve zavallı günlerimin çiçeğine; zamanından
önce solup dökülen. Ve geç saatlerde sık sık,
derdimin ortağı yatağımda oturmuş, sıkıntılı,
dizeler yakıyordum lambanın sönük ışığına.
Yakınıyordum gecenin karanlığına,
sessizliklere, elimden kaçıp giden yaşamımdan
ötürü. Ve kendimden geçerken
ölüm marşımı mırıldanıyordum kulağıma.
Ey gençliğimizin ilk yılları; sevimli ve
anlatılamaz güzellikteki günlerimiz,
kim anımsayabilir sizi özlem duymadan;
genç kızlara hayran hayran bakarken
ilk gülücükleri kopardığımız karşılığında;
etrafındaki her şey sanki
yarışırcasına gülümser insana; henüz
yoktur kıskançlık; dokunmaz kötülüğü,
eğer varsa da hayrettir! Neredeyse
elini uzatır, yardımına koşar tüm dünya.
Bağışlar yanlışlarını.
Kutlar yeniden gelişini yaşama.
Efendisi gibi karşılar onu; efendim der ona.
Tıpkı bir şimşek gibi, elimden kaçan günler!
Kim tatmamıştır bu acıyı,
görmüşse eğer sona erdiğini
tatlı yılların, güzel zamanların ve gençliğin?
...
Giacomo Leopardi
Çeviren: Necdet Adabağ
28 Nisan 2016
Janya
tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
kiliselerin çanları sağır...
minareler kısa...
dekolte doktrinler giyinmiş abdal...
geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş
sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar
nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle
süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere
darılmışım, sıçramışım ve gelmişim Janya, sızlayışlarıma
vokalistlik yapsana
(dağ keçisi kavmine uyku haramdır)
antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden,
içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar
yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar,
filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor
öldüğüm zaman, aahhh... yazık Janya, yüreğim ağzımdan
çıkacak oluyor kahırlardan…
kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden
sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın
kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde
sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet
etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı,
yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan-
rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler,
çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi-
line her sürdüğümde, pas-
lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım,
hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
kılıç(lar) deliliğinde bir bakış ister,
ağzına kadar mezar yerlisi (olan) ben
sığamıyorun Janya
sığamıyorum evi yıkılasıca
mezarlara sığamıyorum ha!!!
alnında yazılı olan kader değil, ömrümün hikâyesinin
sonesidir, sesim acıyor, şöyle koca ve harab olmuş bir sesle
adını haykırmakla doyasıya rahatlatamadım yüreğimi, bembeyaz bulutlardan
bir oluk şiir sağıyorum kuşları için gözlerinin, keşke
Janya ihtişamlı inancını taşıyabilseydim, keşke kuzum
senden başka hiçbir dertle bozmasaydım tadını aklımın,
kedersizce seni omzuma alıp çarşı pazar dolaştırsay-
dım, nergiz ve nesrinlerin balkonlarında, ağzını dili-
min zindanı edebilseydim
ama tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
ben medet haykırışı devrinin bir işareti,
savaşlarda mızrakların hedefi
başı top, gözü bilye, karnı deşik
buyur Janya öldürebilirsin artık kendini!...
Renas Jiyan
Çeviri: Kamuran Demir
Janya
xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
naqosên dêran kerr...
minare kin...
doktrînên dekolte lixwekirî evdal...
sarincên ji baranên derengmayî, derengbarî hatibû
damezrandin, bi derbeke neşterê ya dirinde, şolî bûne
barûyên ji evînên nukleerî, di serdabên ji krîstalên rokoko
hatibûn kemilandin qîtik qîtikî bûne, ji xewnên bêxwedî
xeyîdîme, pekiyame û hatime janya, ji nalînên min re
vokalîstiyê bike
(ji qevmê pezkoviyan re xew heram e)
peykerekî: antîk, derîzî û mîtolojîk im, nêm ji min dihere, li
ezmanê hundirê min, qaqlîbaz firînên kamîkazeyî li dar
dixin, kovanên genimî, li ber aşên êşan, kêliyekê jî aş nabin,
aj nabin, hûr dibin û hey hûr dibin, ji elfabêtan tîpek kêm
dibe ku dimirim, w... ey waweylê janya, kezeba min dike di
devê min re derkeve ji qehra...
çiqas êvarên şînboz bihurîn û çûn ji keştiya xeyalan
çirûskeke serzer peya nebû, li peravên hestên min ên hestî û
çermmayî, pêxemberekî sexte di nav kirasê xwe yê
gewrîboz de, bi derewan be jî dest dirêjî min nekir, min
venexwend cemeata xwe, ferîşteyeke fahîşe sing venekir,
maran jî ez ji kom û refên xwe aferoz dikirim, bi qasî yez-
danekî bêqûl tenê dimam, mezhebên şêx û mirîdên wê ez,
min diafirand di çarmixan de, min her çavê xwe li destmal-
ka bixwîn, ya destê weronîkayê digerand, bi îskeîskeke zen-
garî, mîna guran tim dizûrriyam, hosteyê dînîtiyê mam,
goştê hov ji te re ricifeke ruh divê,
nêrîneke şêtiya şûran divê,
ez heta qirikê binicihê tirbê
hilnayêm janya
hilnayêm porkurê
di tirban de hilnayêm ha!!!
a li eniya te nivîsî ne ne qeder e, soneya serpêhatiya temenê
min e, dengê min diêşe, welê bi sewteke berz û peritî min
dilê xwe têr rehet nekir li qîrîniya navê te, çirreke şiîr
didoşim ji hewraniyên sipîboz ji bona çivîkên çavên te xwezî
janya min îmana te ya rewnaq bihewanda, xwezî berxê ji
xeynî te pê ve, bi tu fikaran min tehma hişê xwe xera nekira,
bêxem min tu li suqulîka xwe bikira û sûk bi sûk bigeren-
da, di şaneşînên nêrgiz û nesrînan de, min devê te biki-
ra zîndana zimanê xwe
lê xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
ez hêmayeke heyama hewaran,
di herban de nîşangeha riman
serî gog, çav xar, zikçirîyayî
fermo janya êdî tu dikarî xwe bikujî! ...
Rênas Jiyan
kiliselerin çanları sağır...
minareler kısa...
dekolte doktrinler giyinmiş abdal...
geç kalmış, geç yağmış yağmurlarla dolmuş
sarnıçlar, yırtıcı bir neşter darbesiyle, bulanmışlar
nükleer sevdalardan olan kuleler, rokoko kristallerle
süslenmiş tünellerde lime lime olmuşlar, bikes düşlere
darılmışım, sıçramışım ve gelmişim Janya, sızlayışlarıma
vokalistlik yapsana
(dağ keçisi kavmine uyku haramdır)
antik, mitolojik ve çatlamış bir heykelim, irin akıyor benden,
içimin semasında, martılar kamikazeyî uçuşlar
yapıyor, buğdayî hasretler, acılar değirmeninde, bir an olsun dinmiyorlar,
filizlenmiyorlar, ufaldıkça ufalıyorlar, alfabelerden bir harf eksiliyor
öldüğüm zaman, aahhh... yazık Janya, yüreğim ağzımdan
çıkacak oluyor kahırlardan…
kula renginde kaç akşam geçip gittiyse de, hayaller gemisinden
sarı saçlı bir kıvılcım inmedi, bir deri bir kemik kalmış duygularımın
kıyılarına, kül rengi entarisinin içinde
sahte bir peygamber, yalandan da olsa elini uzatmadı bana, davet
etmedi beni cemaatine, kahpe bir melek kucak açmadı,
yılanlar bile aforoz ederlerdi beni sürülerinden, kulsuz bir tan-
rı kadar bir başıma kalırdım, şeyhi ve müridi olduğum mezhepler,
çarmıhlarda beni yaratırdı, gözlerimi veronikanın kanlı mendi-
line her sürdüğümde, pas-
lı bir hıçkırıkla, kurtlar gibi uluyordum hep, deliliğin ustası (olarak) kaldım,
hoyrat et senden bir titreyişlik ruh ister,
kılıç(lar) deliliğinde bir bakış ister,
ağzına kadar mezar yerlisi (olan) ben
sığamıyorun Janya
sığamıyorum evi yıkılasıca
mezarlara sığamıyorum ha!!!
alnında yazılı olan kader değil, ömrümün hikâyesinin
sonesidir, sesim acıyor, şöyle koca ve harab olmuş bir sesle
adını haykırmakla doyasıya rahatlatamadım yüreğimi, bembeyaz bulutlardan
bir oluk şiir sağıyorum kuşları için gözlerinin, keşke
Janya ihtişamlı inancını taşıyabilseydim, keşke kuzum
senden başka hiçbir dertle bozmasaydım tadını aklımın,
kedersizce seni omzuma alıp çarşı pazar dolaştırsay-
dım, nergiz ve nesrinlerin balkonlarında, ağzını dili-
min zindanı edebilseydim
ama tanrı ve zaman yanlış hatmedilmiş
ben medet haykırışı devrinin bir işareti,
savaşlarda mızrakların hedefi
başı top, gözü bilye, karnı deşik
buyur Janya öldürebilirsin artık kendini!...
Renas Jiyan
Çeviri: Kamuran Demir
xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
naqosên dêran kerr...
minare kin...
doktrînên dekolte lixwekirî evdal...
sarincên ji baranên derengmayî, derengbarî hatibû
damezrandin, bi derbeke neşterê ya dirinde, şolî bûne
barûyên ji evînên nukleerî, di serdabên ji krîstalên rokoko
hatibûn kemilandin qîtik qîtikî bûne, ji xewnên bêxwedî
xeyîdîme, pekiyame û hatime janya, ji nalînên min re
vokalîstiyê bike
(ji qevmê pezkoviyan re xew heram e)
peykerekî: antîk, derîzî û mîtolojîk im, nêm ji min dihere, li
ezmanê hundirê min, qaqlîbaz firînên kamîkazeyî li dar
dixin, kovanên genimî, li ber aşên êşan, kêliyekê jî aş nabin,
aj nabin, hûr dibin û hey hûr dibin, ji elfabêtan tîpek kêm
dibe ku dimirim, w... ey waweylê janya, kezeba min dike di
devê min re derkeve ji qehra...
çiqas êvarên şînboz bihurîn û çûn ji keştiya xeyalan
çirûskeke serzer peya nebû, li peravên hestên min ên hestî û
çermmayî, pêxemberekî sexte di nav kirasê xwe yê
gewrîboz de, bi derewan be jî dest dirêjî min nekir, min
venexwend cemeata xwe, ferîşteyeke fahîşe sing venekir,
maran jî ez ji kom û refên xwe aferoz dikirim, bi qasî yez-
danekî bêqûl tenê dimam, mezhebên şêx û mirîdên wê ez,
min diafirand di çarmixan de, min her çavê xwe li destmal-
ka bixwîn, ya destê weronîkayê digerand, bi îskeîskeke zen-
garî, mîna guran tim dizûrriyam, hosteyê dînîtiyê mam,
goştê hov ji te re ricifeke ruh divê,
nêrîneke şêtiya şûran divê,
ez heta qirikê binicihê tirbê
hilnayêm janya
hilnayêm porkurê
di tirban de hilnayêm ha!!!
a li eniya te nivîsî ne ne qeder e, soneya serpêhatiya temenê
min e, dengê min diêşe, welê bi sewteke berz û peritî min
dilê xwe têr rehet nekir li qîrîniya navê te, çirreke şiîr
didoşim ji hewraniyên sipîboz ji bona çivîkên çavên te xwezî
janya min îmana te ya rewnaq bihewanda, xwezî berxê ji
xeynî te pê ve, bi tu fikaran min tehma hişê xwe xera nekira,
bêxem min tu li suqulîka xwe bikira û sûk bi sûk bigeren-
da, di şaneşînên nêrgiz û nesrînan de, min devê te biki-
ra zîndana zimanê xwe
lê xwedê û wext xelet hatiye xetimkirin
ez hêmayeke heyama hewaran,
di herban de nîşangeha riman
serî gog, çav xar, zikçirîyayî
fermo janya êdî tu dikarî xwe bikujî! ...
Rênas Jiyan
26 Nisan 2016
Uçarken de ölür mü kuşlar
Elif'e
Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana
Füruğ Ferruhzad
Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.”
niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına?
’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.”
Nilgün Marmara
Dünyada ne kadar kuş varsa
Bir fazlası senin soluğunda
Ülkü Tamer
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım
Metin Altıok
Dön bana ve dinle,
Kuşlar uçuşuyor içimde
Erdem Beyazıt
İsterim ki;
Yanmasın kanadın,
gökyüzünde süzülsün
ve her kitabın yanında dağılsın
hüznün
Elif'çe
Durgunsa kahvelerin masalarında hava
Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten
Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim
Gülten Akın
Âh beni vursalar bir kuş yerine!
Sezai Karakoç
Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?
Nilgün Marmara
Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,
Üzerimde uçan bütün kuşlar.
Şükrü Erbaş
Kuşlarımı koymak için.
Bir gök resmi bulamadım.
Hilmi Yavuz
Kuşlar toplanmış göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
Cemal Süreya
Gidersen kim sular fesleğenleri?
Kuşlar nereye sığınır akşam olunca?
Ahmet Telli
Hasretsiz bir kanat şakırtısına,
Mavi gökte kuşlar yine uçar mı?
Ahmet Hamdi Tanpınar
Konuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana
Yılmaz
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Orhan Veli
Hayat kısa, kuşlar da ölüyor
Elif'çe
Sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür
Hilmi Yavuz
Uçan kuşlar konsun senin göğüne.
Murathan Mungan
Gökyüzü karışıksa kuşların işi
Edip Cansever
Mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin
İsmet Özel
Ve kuşlar da kaderle uçar
Cahit Zarifoğlu
Kuş ölür sen uçuşu hatırla
Füruğ Ferruhzad
Son kuşlarımdı bunlar, dedim telef olmasın
Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım
Metin Altıok
Dağlarının, dağlarının ardı
Nasıl anlatsam…
Ağaçsız, kuşsuz, gölgesiz.
Çırılçıplak,
Vay kurban
Ahmed Arif
Kuşlar değil başımın üstünde hızla uçan;
Kardeşlerin yüzyıllar önce kopmuş ahları
Ahmet Muhip Dıranas
Ah bir kuş ismidir kalbimizde yaşar
Sümeyye Şeker
Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi
Cemal Süreya
Sonra beklersin ötsün diye kuş
Ötmezse kötü
Resim kötü demektir
Öterse iyi olduğunun resmidir
İmzanı atabilirsin artık
Bir tüy koparırsın usulca
Kuşun kanadından
Ve yazarsın adını resmin bir köşesine.
Jacques Prevert
Ama yine de
umut dolu kalbim
belki bir dişi kuş
taşır beni diye
daldaki yuvasına
Sunay Akın
Çimenliğe gittin, ancak payına kafes düştü!
Kafesten başka ey esir kuş ne gördün?
Pervîn-i İ’tisâmî
uçuyorsun unutulmuş ülkeme doğru
bir başkasının boynuna dolanmış kolun
Erik Stinus
İçimden kuşlar göçüyor.
İnci Aral
O göçebe kuşları da merak ederdin sen,
yılın hangi ayında geldiklerini,
gelirken hangi enlemlerden geçtiklerini,
yuvalarını nerelerde yaptıklarını...
Cevat Çapan
bir çığlıktır artık yaşanan
sözcükler yetmez anlatmaya
notalar fırçalar susar
çünkü mitingden sonra kuşlar
kırıp kanatlarını
ankara'ya ölüm bırakırlar
Adnan Yücel
çağıran sesim
kuş sesi ürkek
Mahmut Avcı
Göğüslerinin ucunda senin
Ay ışığından ürpertiler alan
Bir çift terli yüzük olmak isterdim
Ağzımla, gözlerimle, avuçlarımla;
Derin bir gecede, kuş yuvalarını
Kuyu ağızlarını ışıtır gibi…
Şükrü Erbaş
Kuşkonmaza konsun kuşlar.
Sabahattin Yalkın
sokağın ortasında uyandım
uzak güneyden kuşlar geliyordu
rüzgarda sesler çıkararak
Pablo Neruda
bir mavi kuş var yüreğimde
çıkmaya can atan
ama zekiyim, sadece
geceleri izin veriyorum çıkmasına,
herkes yattıktan sonra.
orada olduğunu biliyorum, derim
ona, kederlenme
artık.
Charles Bukowski
'Ölür oğlum bu kuş.'
İsmail Kılıçarslan
Ben bir pepuk kuşuyum dalında yaralı duran
dağların yamaçlarında kenger
nazlı bir kızın gözlerinde iki yetimlik ah!
içinin kızıllığınca gül ve yangın
her bahar lavlara
korlara
ateşlere düşer yüreğim
La Edri
Hepimizi ancak bir kadın açıklayabilir. Kimse bilmez
bir albatrosun onlarda boğulduğunu. Anlatırsanız,
söz kamaşır, suya bakar bir çocuk olursunuz.
Veysel Çolak
Ta akşama dek
durmadan öttüyse de,
tarlakuşu hızını
almışa hiç benzemiyor.
Matsuo Başo
Yaz Kuşlarının sisine gömdüm acılarımı
Sevdiğim kadınlarda kaldı yıllar ve yıllarım
Yıllar ve yıllarım kış mahsulü hüzünler
güz kokulu kederlerim
- Ne mi anlatır şimdi kuş kanadında sûretim?
Refik Durbaş
yuvasını bozduğum kuşların
ahı desem çocuktum
hesabı olur mu, ölüm denilen uçta?
Salih Mirzabeyoğlu
Komşular: ‘Yapma Berfo kuşlar senin gözünü çıkarır’ dedi.
Kapıyı bacayı açık bıraktım… Evladım gelir dedim.
Berfo Kırbayır
gülüyoruz, bir kuş sesi bize katılıyor
bir kırlangıç çok alçaktan uçuyor
Ahmet Ada
Ben bir gemiyim yitik, saçlarında koyların
Fırtınalarla kuşsuz göklere atılmışım,
Arthur Rimbaud
Seher yeline uyup kuşlar yerinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin
Metin Eloğlu
Benim gökyüzümde kuşlar
Kanat çırpmıyor artık
Ahmet Uluçay
Yarın gece gideceğim bu kentten
Bir ırmağa yolcuyum sular çekiyor beni
Yüreğimden başka taşıyacak yüküm yok
Sayılmazsa göğsümden düşen kuş ölüleri
Haydar Ergülen
Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların.
Yaşadım mı, düş mü, hayal mi ne kadar uzak.
Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat.
Oya Uysal
Atlarla. Uzun bacaklı evrensel atlar
Bunlarla gelişiyor sevdamız anlatılmaz
Çocuklarla, kuşlarla, ağaçlarla.
Büyüyen, uçan, dal budak salan.
Yalnız aşkta raslanan o seçkin nokta.
Cemal Süreya
Tek bir kuş tek bir şapka tek bir çorap onaylamayacak bunu,
Tek bir çicek anlayamayacak
Şu zambakgillerin akıl almaz işlerini
Tek bir insan anlayamayacak
Cemal Süreya
Dedi ki kuşkonmaz
Düşte kımıldar gibi
Çok kızıyorum
Adımı böyle koyanlara ben
Ya kuşlar duyarsa bunu
Ya
Bile bile konmazlarsa bana
Fazıl Hüsnü Dağlarca
çıktım
da kentler kent değildi yine
belki bu yüzden tüketmiş soluğunu şarkılar
kuşlarda gitmiş, hüzün büyümüş
ama hiç boğulmamış içimizde kıyılar
Yılmaz Odabaşı
Küçücük bir serçe kuşu
Çıkmış şakıyor ölüme karşı.
Güzel değilsiniz işte
Ağzından bir kez dünya çıkmayanlar.
Şükrü Erbaş
Keder kuşlarını bende gördüm.
…
Yağmur yürüyüşüne çıkmıştık o gün,
unutmam ben ayrıntıları, kimdi
hatırlamıyorum tabii, ne önemi olabilir
Enis Batur
Esâtir kuşlarının kanat sesi geliyor rüzgârla.
Bir şehir var denizlerin ardında.
Sohrâb Sepehrî
Ey insan niçin?
Tedirginsin dişi kuşlar gibi
Fırtına öncesinde.
Erdem Bayazıt
Çırpınıp duruyorum
Süs kuşu misali
Günler geride bırakıyor beni
Hizasında duruyorum bir temenninin
Kapı açılıyor
Ama iki kanadım yok ki benim.
Hulûd el-Mualla
Ey gül; güzellik gururu mu izin vermeyen sana?
Sormaz oldun hiç aşık bülbülü.
Gönül erleri avlanır lûtf ile, iyi huyla.
Akıllı kuş yakalanır mı ökseyle, kapanla?
Hâfız-ı Şirâzî
ben, yeryüzünün yaşlı şairlerinden biri,
taşların, otların, kuşların dilini
çözmüş sanırdım kendimi.
Cahit Koytak
Adam fısıldadı: ”Tanrım konuş benimle.”
Ve bir kuş cıvıldadı ağaçta.
Ama adam duymadı.
Sonra adam bağırdı:
”Tanrım konuş benimle.”
Halil Cibran
Güz-
kuşlarla bulutlar bile
yaşlı görünüyorlar
Başo
Kuşlar seslerini bulmak için
Bahçelere koşuyorlar
O kadar yer gördüm ki
İçim sızlıyor unuttukça
Melih Cevdet Anday
elimin uzanmadığı dallara konan kuşlara selam ederim
ölüme kavuşmak kolay, seni öldü bilmeli
seni öldü bilmeli, şükredecek haldeyim
Alper Gencer
Ağlama, ağlama, ağlama artık hepsi bitti, bedeli ödendi.
Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendimce denedim özgür olmayı.
Leonard Cohen
Gözyaşı tufanıyla taşıp gidiyor ovalar.
“Nereye bu göç?” diye sesleniyorum kuşlara.
Bakıp bakıp arada açan geçen güneşlere,
Karım bana soruyor: ” Sana ne oldu? Neyin Var?”
“Hiç” diye susuyorum. Ama bir hoşum, avara.
Ahmet Muhip Dıranas
Bu gönülden feryatlar ki yabani kuşlar gibi
Yem yemeden tuzaktayım her gün.
Baba Tâhir Uryân
Gemi gibi deniz kenarına oturmuş
Ve bacağı kırık kuş gibi kalbim vardır
Baba Tâhir Uryân
Fırtına
Tanıdığım bildiğim
bütün kuşların dili tutulmuş
Süreyya Berfe
Bahar yağmuru
kaçışan yavru kuşları
kuş yavrularını gördü
Durdu
Süreyya Berfe
Yaş altmışyedi
Sesini yeni duyduğum
bir kuş daha
Süreyya Berfe
İçimin dağlarını duman basmış:
Ağaçların dalları bir o yana bir bu yana
Ve yapraklar ve kuşlar birbirine karışmış;
Savruluyorlar gökyüzüne
Ve onlara ve hareket eden her şeye inat
Sonbaharla birlikte efkar
Demir atmış içimin derinliklerine.
Erdem Bayazıt
(hasat zamanı. buğdaylar yandı yanacak. oraklarımda ölü kuşlar)
İbrahim Halil Baran
Biliyor musun kalbim artık
Bir kuş gibi çırpınarak pencere önlerinde
Titrek kanatlarıyla umudun
Düşmüyor bekleyişin hayal camlarına
Gelmene yakın saatlerde.
Şükrü Erbaş
Şaşkın sığırcık kuşunu hatırlıyorum
İki yıl önce tam bu odaya girivermişti
Nasıl gizlice süzüldük ve bir pencereyi açtık
…
Havalanıverdi bir sandalyenin arkasından
Dümdüz uçup doğru pencereyi buldu
Dünyanın pervazında kayboldu
Richard Wilbur
kalbimden kalbin havalanıyor
bilmediğim bir kuş
sabaha kadar ayrılmıyor pencereden
Derya Önder
Pencere, en iyisi pencere;
Geçen kuşları görürsün hiç olmazsa;
Dört duvarı göreceğine
Orhan Veli
kuşlar alıştı pencereme
Arif Ay
Nasılsa her yürek
kendi penceresinden sever göçmen kuşları.
Almila Alp
kalbimden kalbin havalanıyor
bilmediğim bir kuş
sabaha kadar ayrılmıyor pencereden
bir sırra erer gibi söylüyor:
sen ey kuşkusuz keder
seviştir bizi
Derya Önder
Usulca uzanırken otlara
derin derin soluyorken yeryüzü seni,
boynunu boynuma alıştırır
nabzını nabzımda kamaştırırken
omuzlarında dinlenirdi bağrımdan kalkan kuşlar…
Nihat Behram
A benim
Oğulotu bitmeyen topraklarda
Şaşırıp kalan kalbim
Senin Türkçen yok mu, anlatıyorum işte
Bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
Arayıp duruyorsun.
İbrahim Tenekeci
Bir kuş yaşıyordu bende.
Bir çiçek dolanıyordu kanımda.
Yüreğim bir kemandı.
…
(Burada bir kuş yatıyor.
Bir çiçek.
Bir keman.)
Juan Gelman
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Sezai Karakoç
Neden konar başına
Talih kuşu değil de martı kuşları
Neden aklında hep
Mezarlıkların mermer taşları
Necati Ünsal
Ölüm bir kuş kaldırıyor mezarlıktan
Ak kanatları, hayat yok oluyor
Çıkıp geliyorsun
Kor gibisin, bir kar gibisin
Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın
Yoksa uyardılar mı seni sevdamızdan
‘Yaşamak’ bir perde gibi kalkıyor aramızdan
Cahit Zarifoğlu
hüküm giymiş bir siyasi değildi
bilmezdi ne olduğunu hücrenin
ama hüzne boğulurdu tel örgüleri gördükçe
ve kuşların nereden geldiğini sorardı
Tuğrul Keskin
Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında
Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını
Cemal Süreya
Bilsem ah
Nerden gelmekte hüzün kuşları
Nizar Kabbani
Şimdi son güneşin batımını izliyor.
Son kuşun ötüşüyle avunuyorum.
Ulus Fatih
Bir kuş havalanıyor su birikintilerinden,
Denize doğru uçuyor,
Bakıyorum ardından hüznüm dağılıyor,
Güneş sünepe bir bulutu aralıyor.
Yanımdaki masaya bir genç kız oturuyor,
On yedi on sekiz yaşlarında.
‘Ne çıkar’ diyorum kendi kendime,
‘Güneşli bir ikindi değil mi yaşlılık da?’
Ahmet Ada
sondur bu akşamlar, geceler diriltir beni
bir kuşun sesinde
sen nerdesin hepimiz nerdeyiz
güneş oyalıyor ikindiyi
bir kuş sesinde
kuşla mukayyet değiliz
Turgut Uyar
Hâtıralar, ne istersiniz benden?.. Sonbahar…
Durgun gökte ardıç kuşları uçuşmadalar,
Güneşten, ölgün ve soluk bir ışık vurmada
İçinde poyrazlar esen sararmış ormana.
Paul Verlaine
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hâlâ belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.
Sonra gittin
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
Sicim yağmur taklidi
Artık iyice inceldi.
Didem Madak
bense kuş olduğuna inandırılmış bir kuş resmiyim
Ayşe Sevim
Hele kuşlar
Avcılara bile kin beslemezler
Oktay Rıfat Horozcu
Bir kuş ki benim derdime ağlar, neme yetmez?
Şükûfe Nihal Başar
böyle mi biter aşklar
gün batımına uçan göçmen bir kuşun
yitivermesi gibi
Ayten Mutlu
Bu ağaç servi olmadan,
Bu taşa kitâbem yazılmadan,
Bu çiçek kabrime çelenk diye getirilmeden,
Söyleseniz beni onlara kuşlar,
Yanlış bilmesinler beni.
Cahit Sıtkı Tarancı
hiç mi
hiç
aklımda yoktu sevişmek
ta ki
kuş
havalanıncaya dek
Süheyla Taşçıer
Rüzgâra kapılmış bir kuş
nereli olduğunu bilemedik
Süreyya Berfe
Ta akşama dek
durmadan öttüyse de,
tarlakuşu hızını
almışa hiç benzemiyor.
Matsuo Başo
güz bir ney’dir, bir gül üfler
……………………ve akik
işler kalbine, dinle!
hangi hüzünler evidir
ve hangi sazlıkta gurbet
gösterir bir kuş şimdi
mesnevî ve ahd-i atik?
Hilmi Yavuz
Kısacık bir an’dık: kuşların Boğaz’ı geçişi gibi rüzgârın tozları savuruşu gibi yaprağın toprağın yanağına değişi gibi sevdik…
Nergihan Yesilyurt
yalnız bir ağacın öldüğü yerde
üç kere döner kuşlar
sunmak için kederi yaprak perilerine
Ayten Mutlu
Oğullar ölür
Bir kafes olur ölüm
Ana kalbi bir kuştur
Azad kabul etmez
Erdem Beyazit
Bir kuş ötecek şimdi…
Havada bir durgunluk,
Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.
Ziya Osman Saba
Taş atılmış su gibi
dalga dalga yüreğim
bir abdalım, bir yabanım
kıyında
Gemilere götür beni
misafir kuşlar gibiyim
Arif Ay
Tanrım ne yaptık sana
Kuşlarının kanatlarını mı kırdık
Ne yaptık sana
Bejan Matur
Saçaklarda kuşlar -hazindir bu pek!
Susarlar. Uzaktan ulur bir köpek.
Tevfik Fikret
Dünya denen şeyin de özeti
Selahaddin Eyyubi’nin tabutundan sarkan eli
Buradaki rızık buraya kadarmış dendiği vakit
Başlayan asıl filmdir
Adınız bir istatistiğe veri olur
Bir kuşun yükseklik korkusudur ölüm.
Murat Özel
İstanbulun göğünden yağan kar, apartman dairesinin pimapeninin ardından iki yaşındaki bir çocuğu ne kadar heyecanlandırabilir ki. Tam o sırada ali heyecanla, annee baaak dedi. İşaret parmağıyla karşı binanın bacasına konmuş güvercini gösterdi. Yerinden doğruldu cama biraz daha yaklaştı ve bağırmaya başladı. Kuuuuş düşeeeysiiiin! Kuuuş düşeeeysiiin!
…
Kuş düşersin!
Şiir gibi ya hu!
Zehra Betül
Herkes gider
Ne?
Bilmiyor muydun sanki
Sevgili kalbim!
Neden hala apartman boşluğunun
gün ışığı görmeyen penceresinde
kuş sesleri beklersin..
Ali Lidar
Çobanaldatan kuşları sabah erkenden vadide, sanki biberli şarap içmiş gibi ötüşüyorlardı.
İmru’l Kays
Ey kimsesiz gelincik!
N’olurdu kuş olsaydın
bir defacık dinleseydim seni.
Süreyya Berfe
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Bedri Rahmi Eyüboğlu
İki sigaram kaldı bu gece için maviş anne
İki muhabbet kuşum.
İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim, biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
Didem Madak
alfabeye koydular ölü bir kuşun yavrusunu
Edip Cansever
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
Didem Madak
yuvasını bozduğum kuşların
ahı desem çocuktum
hesabı olur mu, ölüm denilen uçta?
Salih Mirzabeyoğlu
Denize yakın oturuyorum, evden
Geldim, birkaç dergi kitap
Aldım yanıma, kuşları çağırdım
Yorulup konmuşlar tele
Ahmet Ada
Babam yıllarca sustu kelimeleri sevdi
bilmedi kuşların omuzlarını terkettiğini
Haydar Ergülen
Çok çabuk çekildin hayatımdan
Kaderle el eleydin,
Bense kederle sarhoş…
Yarım kalmıştı hikayemiz
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
Abdulhak Hamit Tarhan
evet madam öyleydiniz
kirpiklerinizin çevikliği fırtına kuşlarıydı
Emre Gümüşdoğan
İncir ağacının kuşlardan şikâyetçi olduğu söylenir
Ahmet Ada
Bağırasım geliyor sesim yırtıcı kuş sesi
Ahmet Ada
kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
her şeye rağmen ellerin üşür
üşürse beni unutma
Gülten Akın
Bir kuş ötecek şimdi…
Havada bir durgunluk,
Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.
,
Ziya Osman Saba
Taş atılmış su gibi
dalga dalga yüreğim
bir abdalım, bir yabanım
kıyında
Gemilere götür beni
misafir kuşlar gibiyim
Arif Ay
Velhâsıl sevgili, benim şehrine yolladığım kuşlar var ya…
Âh o kuşlar… Kırılan düşlerimin elleriydiler.
Nergihan Yeşilyurt
Göçmen kuşlar gibi bilgilendirilmiş değiliz.
R.Maria Rilke
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
Erdem Bayazit
İki muhabbet kuşum.
İki kendim varmış maviş anne
Biri benmişim, biri mutsuz
Ben ölürsem maviş anne, mutsuza kim bakacak?
Didem Madak
alfabeye koydular ölü bir kuşun yavrusunu
Edip Cansever
Sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladım.
Didem Madak
yuvasını bozduğum kuşların
ahı desem çocuktum
hesabı olur mu, ölüm denilen uçta?
Salih Mirzabeyoğlu
Denize yakın oturuyorum, evden
Geldim, birkaç dergi kitap
Aldım yanıma, kuşları çağırdım
Yorulup konmuşlar tele
Ahmet Ada
Babam yıllarca sustu kelimeleri sevdi
bilmedi kuşların omuzlarını terkettiğini
Haydar Ergülen
Çok çabuk çekildin hayatımdan
Kaderle el eleydin,
Bense kederle sarhoş…
Yarım kalmıştı hikayemiz
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
Abdulhak Hamit Tarhan
evet madam öyleydiniz
kirpiklerinizin çevikliği fırtına kuşlarıydı
Emre Gümüşdoğan
İncir ağacının kuşlardan şikâyetçi olduğu söylenir
Ahmet Ada
Bağırasım geliyor sesim yırtıcı kuş sesi
Ahmet Ada
kuşlar döner uzun yağmurlardan sonra bir gün
bir yer sızlar yanar içinde büsbütün
her şeye rağmen ellerin üşür
üşürse beni unutma
Gülten Akın
Bir kuş ötecek şimdi…
Havada bir durgunluk,
Mermeriyle konuşan açık kalmış bir musluk,
Beyaz çiçeklerini tektük düşüren kiraz.
,
Ziya Osman Saba
Taş atılmış su gibi
dalga dalga yüreğim
bir abdalım, bir yabanım
kıyında
Gemilere götür beni
misafir kuşlar gibiyim
Arif Ay
Velhâsıl sevgili, benim şehrine yolladığım kuşlar var ya…
Âh o kuşlar… Kırılan düşlerimin elleriydiler.
Nergihan Yeşilyurt
Göçmen kuşlar gibi bilgilendirilmiş değiliz.
R.Maria Rilke
Yalnızlığın teselli çiçekleri üstümüze
Göçen son kuşların sedef gagalarından dökülür
Şehir bir mahşer gibi içimizde ölür.
Erdem Bayazit
Sen burada olmadığında burası çok yalnız
Şarkı söylemeyen bir kuş gibi
Sinead O Connor
Derken, bir kuşun çırpınışı takılır aklımın çalılıklarına,
Sonra… Dünya düşer gözümden…
Gökhan Yalçın
dilinin ucunda ne varsa insanın
işte ben ona inandım.
yavru bir kuşun daha ilk denemesinde
tutunmaya çalışması gibi göğe
ne bulduysam abandım
ve uça uça
karasular indi kanatlarıma
İbrahim Tenekeci
Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak’a doğru
Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi.
İlhan Berk
Kadın albatros bana erkeğini anlattı
onu seçmek için epey zaman harcamıştı
albatros eşini seçmek için onu sınavlardan geçirir;
kolay değildir kadın albatrosu döllenmeye ikna etmesi
kadın albatros erkeğinden söz almalı
bir kuş başına gelecekleri bilmeli değil mi?
Ece Temelkuran
sondur bu akşamlar, geceler diriltir beni
bir kuşun sesinde
sen nerdesin hepimiz nerdeyiz
güneş oyalıyor ikindiyi
bir kuş sesinde
kuşla mukayyet değiliz
Turgut Uyar
(Bazı kuşların yuvaları kanatlarıdır)
Edip Cansever
biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
ama
bir tanesi mutlaka kalır.
Turgut Uyar
gözlerinde bir kuş yuvası vardır.
Necmettin Topçu
Kır kahveleri kuş sürüleri sonra
Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle
Demli çay, demli çayın buğusu
O yaz daha mutluydu seninle
Ahmet Ada
Tohumun ışığı sevdiği gibi
Tarlanın rüzgarı sevdiği gibi
Kayığın dalgayı sevdiği gibi
Kuşun yüksekleri sevdiği gibi
Seviyorum onu…
Furuğ Ferruhzad
Kuşlar kaçmıyor benden;
Bir güvercin kanadında okşuyorum
Göklerin maviliğini.
Serçelerin cıvıltısıyla siniyor içime
Cahit Sıtkı Tarancı
Dem olmuş bir şairdir, sıcacık kuşlu anılar biriktirmesi bundan.
Engin Turgut
Kuşlar yem ararken, birden,
karın altında kaldılar;
Salvatore Quasimodo
aklımdan kaç kuş havalandı kaç kuş döndü yuvaya
Bayram Balcı
Biz, şuradan böleceğiz gökyüzünü
şurdaki bulutun kıvrımından
firtına kuşlarının döndüğü yerden tam
ve ayırmadan
hiçbir kuşu kanadından
Nuri Demirci
Hâfız, bu perişân şiiri yazarken fikir kuşu, iştiyâk tuzağına düşmüştü.
Hâfız
Bir kuş bir kuş öldürse ben can çekişiyorum..
Necip Fazıl Kısakürek
Duyduk ki, bir daha
Kuş getirmek sınıfa
İntihar olmuş cezası
Hal ve gidişat tüzüğünde
Biz kuşları tutmuyoruz ki
Kapıda koyveriyoruz
Dönüp onlar ceplerimize giriyorlar
N’apalım?
Ece Ayhan
Kuşlar havada, insan karada
Ölmek istemezler!
Ece Ayhan
Ben o kuşum
Çoktan beri kafasında uçma sevdası olan o kuş
Daracık göğsümde iniltiye dönüştü şarkım
Tükendi hasretle günlerim
Furûğ-i Ferruhzâd
Bir kuş olsa mavilik derdi buna.
Edip Cansever
bir kuş gibi usulca, hışırtılı
girdin ve bir ağaç sökülür gibi
çıktın…
-öyle!
Hilmi Yavuz
Kuşlar uçar çalılardan bulana dek
Bir başka kuşu, umuttur bu çatılarda
Ahmet Ada
Çünkü hatıralar kuşlar gibi
Dal ister konacak
Oktay Rıfat Horozcu
Keder kuşlarını ben de gördüm
Enis Batur
uzak gözler! siz kuşlardınız
ve sanki hüzün hazineleri
Hilmi Yavuz
kuş taraçanın kıyısından uçtu
bir ileti gibi uçtu
kuş küçüktü
kuş düşünmüyordu
kuş gazete okumuyordu
kuşun borcu yoktu
insanları tanımıyordu kuş
kuş havada
ve kırmızı tehlike ışıkları üstünde
ve habersizlik yükseklerde uçuşuyordu
ve mavi anları
delice deniyordu
kuş, ah sadece bir kuştu.
Furuğ Ferruhzad
bir bir yitiriyorum sevdiklerimi
ellerimden kuşlar gibi
uçup uçup kuşlar gibi
uzak dağlar ardına
Hasan Hüseyin Korkmazgil
Kuşlar bile kafi gelir bu dünyayı sevmeme
Soysal Ekinci
Kanadı kırık kuş merhamet ister
Sezai Karakoç
Ki ben Mona Roza bulurum seni
İncir kuşlarının bakışlarında
Sezai Karakoç
Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Sylvia Plath
Yani ki gideceksen
Niçin kondun a kuşum
Masamdaki huzura!”
Serdar Ünver
Kuşlara takılıp gidiyor aklım
Cahit Zarifoğlu
Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar;
Küçücük, ser-sefîd baykuşlar
Gibi kar
Sizi dallarda, lânelerde arar.
Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân
Şimdi boş kaldı serteser yuvalar;
Yuvalarda – yetîm-i bî-efgân! –
Son kalan mâi tüyleri kovalar
Cenap Şahabettin
Selvinin ucundan
Deniz’e batan Güneş-
üzgün kuşlar
Matsuo Basho
Kaçın kurası Üsküdar vapuru
Saat başı görücü gönderiyor
Güvertesinden bir kuşu
Onunsa derdi başka bambaşka
Her şairle ayrı
Adı çıktığından beri
Ali Asker Barut
Yaşamında öteki kişilere ulaşabildiğin anlar,
bir ormandaki kuş ötüşleri gibi olacak: uzaklardan gelip
geçerken kısacık bir süre yapraklarda yankılanacaklar
– o kadar…
Orman bütün sessizliğiyle, yine yalnız,
duracak orada.
Oruç Aruoba
Kim dost olursa hava kuşuyla
Düşü olacak dünyanın en huzurlu düşü
Sohrab Sepehri
Kuşlar hazır
Öncü havalanmak üzre
Şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar
Cahit Zarifoğlu
Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.
Rıza Tevfik Bölükbaşı
Düşlerine sım sıkı sarıl
Eğer düşler ölürse
Hayat kanadı kırık bir kuştur
Çırpınıp uçamayan.
Langston Hughes
Ben senin med ve cezir vaktini bilirim
Fırtınalı zamanlarını
Bitkilerinin şekillerini
Ağızından narlar ve buğdaylar toplayan
Ve sonra uçup giden kuşların isimlerini
Nizar Kabbani
Bilmem neyi aradım bir ömür kuşlarında
Binbir gece yürüdüm hangi muamma için
Zümrüd-ü anka uçar senin bakışlarında
Benim rüyalarımda birkaç deli güvercin
Nurullah Genç
Bu yüzden, uçuracağım yaşlı kuşları evimden
Daha güzel onlar benim vücutsuz baykuşumdan.
Yükselip uçarak kör gözleriyle
avutuyorlar beni.
Havada çırpınırlarken siyah ve parıldayan
kömür melekleri gibi görünüyorlar
Ve söyleyecekleri hiçbir şeyleri yok
biri dışında kimseye.
Sylvia Plath
kapadın kapısını yalnızlığın, kalbinin de
saçının her telinde binlerce kuş cesedi
Refik Durbaş
Kuşlarımı da bırakayım gitsinler
Dışarıda ölürler mi sence
Didem Madak
Biri hiç yoktan vurdu kafeste kuşumuzu ciğerim yanıyor
Yusuf Hayaloğlu
Bana çiçek gönderme
Bir kuş ağacı gönder
Alnıma dokunanlar
İyileşmiş desinler
Ülkü Tamer
Bir kuşu dilinden hiç öpmedim
Belki bir gün öpebilirim
Belki bir gün rüzgar olurum ben de
Eserim başakların üzerinden
Kalbim bir yaz gününe karışsın isterim
Bir kuş cıvıltısında doğmak için yeniden
Ataol Behramoğlu
Ne kuşları seyreden kedi kadar heyecanlıyım artık
ne de o kuşlar kadar
salak ve kendine hakim
Küçük İskender
Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
“Gerçi yolunmuş sorgucun” dedim, “ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?”
Dedi Kuzgun: “Hiçbir zaman.”
Edgar Allan Poe
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan
Cemal Süreya
dün kumrular sokağından geçtim yine
kuşlar yoktu, ben kuşları hiç unutmadım
sen de arada bir anımsasan diyorum iyi olur.
iyi olur, kuşlar gitgide azaldı çünkü.
ağaçlar sağır, dal yaprak kör.
behçet’in kuşlara yazdığı şiirleri bir anımsa,
kuşları çok severdi behçet…unutma.
orhan gürayman’da severdi yaşarken.
Koray Feyiz
Ağlama, ağlama, ağlama artık hepsi bitti, bedeli ödendi.
Teldeki bir kuş gibi
eski bir gece yarısı korosundaki sarhoş gibi
kendimce denedim özgür olmayı.
Leonard Cohen
Sabah nefes alıyor
ve bağrı
şen şarkılarla kabarıyor kuşların
Bana geliyorsun.
Serpiştiren kar değil artık,
papatyalardır..
Nihat Behram
yatakta: uğulduyor, tutuşuyordu
erkeğin başını gömdükçe yinine:
İçinden büyük bir kuş havalanıyor
uzağa süzülüyordu.
Enis Batur
masallarla gelir her çocuk
bir varmış bir yokmuş
evvel zaman içinde
bütün kuşlar gibi o da uçmuş
yuva dediğimiz işte o kadar
Arif Ay
İşte bunu aklında tutarsan sen de,
Simurg’un peşinde, bak, gör,
Senin de kalbinin her vuruşu
Ayrı bir kuşun dilinde,
Ayrı bir terennüm olmayı becerecektir,
Ayrı bir aksi seda…
Cahit Koytak
Geçti yaz, eski baharlarla avunarak
dalgada yağmur kuşları; bir yakın bir uzak.
Şerif Erginbay
Sense kuş uçuran şairlerden ürkerek
Kalp masajı yaparken kelimelere,
Üstü açık bir zırhlı gibi
Hızla sürüyorum kendimi dünyaya
İbrahim Sarışın
Uçmak mı güzel konmak mı?
Nereye çıkar salyangozların açtıkları gümüşten yollar?
Alçacıktan uçunca kuşlar, sen de heyecanlanır mısın?
Burhan Eren
Burada dinleneceğim, ağaçların altında!
Bayılıyorum küçük kuşları dinlemeye,
Nasıl dokunuyor kalbime şarkılarınız böyle;
Ne biliyorsunuz aşkımızla ilgili,
Bunca uzak bir yerde.
Johann Ludwig Uhland
Gideceksin biliyorum.
Kuşları da götüreceksin yanında,
Faysal Soysal
Ey uzak bağlarda öten esir kuş!
Kıştır…
Ey şubat kırlangıcı!
Bahar ölmüştür!
Ali Şeriati
Çimenliğe gittin, ancak payına kafes düştü!
Kafesten başka ey esir kuş ne gördün?
Pervîn-i İ’tisâmî
Aşk
Kuşların ardından el sallamaktır
Giden sevgiliye
Bülent Parlak
Kuşlar, dönecek bir gün
Ve bir kayanın üzerinden izleyecek,
Birbirine yaslı çocuklarımızı…
Hayriye Ersöz
Bilsem ah
Nerden gelmekte hüzün kuşları
Nizar Kabbani
ve sen gelirsin şafağın ilk rengiyle
penceremde kuş olmaya
Gültekin Emre
Ya bu kez ölenleri görmeliysek
Ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
Parka dolalım
Park bizi alır önce
Seyrimizden bir sabah kazanır
Eğri fakat daha çok eğrilmez bir şoförle
Sayısız rampaya katlanır
ya güneşten daha zengin
sofraya diz çökeriz
ya sen kuş olup gitmeliysen bir trenle
Oysa sergimize kuşlar gelir uzanır.
Cahit Zarifoğlu
…Çalar kapı
Görünür annenin sapsarı yüzü
Binlerce kanadı kırık kuş o sıra
Uçmaya calışırlar kentin üstünde
Bağırırlar:
-Baba öldü!
Ahmet Erhan
cebime tıktığım kuşlar çok üşüyor
geriye sayacağım söz veriyorum, vurmayın
vurmayın kuşlarım ağlıyor, geriye sayacağım
anne, hangi sayıdan başlayacağım?
Altay Öktem
Saçak altına sığınmış
göçmen kuşun
kar tanecikleri arasında
düşen beyaz tüyünü de
görebilmek
İşte
sevmek
Sunay Akın
bir kuş gibi yakalandım uçamıyorum
gönlümün dilediği yere
Sami Baydar
bırak sevgilim yol senden geçsin
kayıkta göl var, kuşta gökyüzü
ama kimse beklemiyor kimseyi
hem gidince ne olacak bir şeyi
Haydar Ergülen
hiç unutamadığım yelkovan kuşu senin bakışın.
Yüzümdeki gökyüzü
bakışlarındaki kuşlarla tanıdı kendini
sevgilim senin yüzün
senin yüzün,
eski kuşların yeni seyir defteri…
Akgün Akova
Bir kuşun ölmeye varmak için çırpınan kanatları
Özlem Sezer
sana bu şiiri yazdım, sâfi safir
sana bu şiiri, soluk soluğan!
gagasında kuşlar getirecek
Perihan Baykal
gün batar
kuşlar dönerdi
seherler
adama namaz kıldıran ihtişamını yitirdi
artık ne gün batıyor ne kuşlar dönüyor
akşam ile yatsı arası
Murat Kapkıner
İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi
Yunus Emre
Dön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde
Erdem Beyazıt
Ah bu kuş, bu gidişle. uça uça gök bırakmayacak. öteki kuşlara
Cahit Koytak
Kuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta
Yahya Kemal Beyatlı
Bir güzel düş gibi bir hayal gibi
sen de git can kuşum, de var sen de git
dost mezarı içim bulunmaz dibi
düşersem aklına el aç niyaz et
belki bir su yürür…içim çöl gibi…
Mustafa İslamoğlu
Ben, halkın
şairi, bir taşralı, kuşbaz,
koşturdum dünyada yaşamı arayarak:
kuş kuş tanıdım toprağı:
keşfettim ateşin uçtuğu yeri:
enerji kaybını
ve ödüllendirildi benim yansızlığım,
kimse bir şey ödemediyse de bunun için,
çünkü ruhuma bastım o kanatları
ve kıpırtısızlık hiç tutunamadı bende.
Pablo Neruda
Doldurulmuş kuşlar ağlasın şimden geri;
Paslanmış tel kafeslerde.
Fesleğen ektim gül bile bitmedi,
Dibinde kaplumbağalar sustu sadece,
Hepsi ters dönük.
Hüsrev Hatemi
gece 10’a doğru aradın. birkaç gün
sonra dolunay olacağını, rakı içeceğini
ve denize deniz kızları için
biraz rakı dökeceğini söyledin.
kıskandırmanın daha zarif bir
yöntemi olamazdı ama beni daha
fazla kıskandırma olur mu?
dayanamam ben buna.
taş kesilir boynuzlarım.
içimdeki kuş ölür
Lale Müldür
Kiraz çiçeği ağacının tepesinde,
Bir görünüp bir kaybolan
Hangi kuş ki?
Takahama Kyoshi
Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
Yalnızlık kitabında okumadın ismini
Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
Nurullah Genç
Dön bana ve dinle
Kuşlar uçuşuyor içimde
Loş bir keman solosu gibi
Kuşların uçuştuğunu içimde
Dön bana ve dinle.
Erdem Bayazıt
Bir ışık bir kelebek biraz çiçek biraz kuş
Yeni bir ülke yüzün ellerimde kaybolmuş
Soluğum bir kuş gibi uçuyor ellerine
Kapılıp gidiyorum saçının sellerine
Erdem Bayazıt
Fani ömür biter, bir uzun sonbahar olur.
Yaprak, çiçek ve kuş dağılır, tarümar olur.
Yahya Kemal Beyatlı
Biz
Kuşların teyellediği bir göğün altında
Birdenbire sökülen dikişler gibiyiz
İplerimiz uçuşup duruyor havada
Takacak yerimiz yok, boynumuzdan başka
Ahmet Erhan
ormanda bir kuş hızla dönüyordu.
aşık olduğumuz zaman
yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner
ve kaçmamız gerektiğini söyler bize
çünkü her şey çok fazladır
kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş
kendini ve etrafındakileri yaralar
tehlikedir onun adı…
bunun için aşkı hiç kimse, insanın kendi arkadaşları bile istemez
kumrular sakindir bir tek
ben kumru değilim
sen de
Lale Müldür
Kedisi sokağa kaçmış
Biriyim ben ve içimde
Kekeme bir kuş
Ötüyor ötüyor ötüyor
Ve son günlerde durmadan
Yalpalıyor bütün sözler
Birisi adımı sorsa meselâ
Dilim sürçüyor
Ahmet Telli
Sabah olsun, giderim, sen kalırsın
kalır seninle, binlerce kuş cesedi
içimde sönmeyen o diri yangın
ve sessizliği özetlemek hüneri
Refik Durbaş
Ağıtı yaralı kuşlar konar alnıma
Hüznüme usul usul yağar kar…
Bülent Özcan
Badem ağacına, çiçeğinden sual olunsa,
“Baharı bekleyin ve bunu saka kuşuna sorun!”
diyecektir.
Cahit Koytak
Kimse sahip çıkmadı;
Yığıldı kaldı duvar diplerine.
Yalnız kuş ayakları
Bastılar incelikle göğsüne.
Metin Altıok
Küçükken vurduğum kuşların ahı çıkıyor biliyorum,
Eteğini kaldırdığım kızların iki eli yakamda
Ha bir de annem var tabi durup durup üzdüğüm.
Orantısız ayıp ettim, hayatımdaki herkese..
Ali Lidar
düşlerinin içinden geçecek
uzun kanatlı kuş sürüleri diliyorum sana
ve severken seni,
sevdikçe seni
hep çocuk kalacağım, biliyorum.
Akgün Akova
Hayır, veda etme bana
Gökyüzü nasıl onu söyle sadece
Çünkü bil ki gökkubbe çökerken üstümüze
Ardıç kuşlarını kovalayacağız biz seninle
Tom Waits
sondur bu akşamlar, geceler diriltir beni
bir kuşun sesinde
sen nerdesin hepimiz nerdeyiz
güneş oyalıyor ikindiyi
bir kuş sesinde
kuşla mukayyet değiliz.
Turgut Uyar
bir kuşa bakarken hüzünlendiren, bir güle baktıkça yürek kanatan,
bir yüreği açmadan solduran, bir kadınla yatarken çocuk gibi ağlatan,
Arkadaş Z. Özger
Utandı yorgunluktan alçalan kuşu vuran avcı
Tahir Abacı
bir yavru kuşun acele tüylenişi
Veysel Çolak
Gezme ey gönlüm kuşu gâfil fezâ-yı aşkda
Kim bu sahranın güzergâhında çok sayyâdı var
Fuzûlî
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Cahit Sıtkı Tarancı
Maskesi çabuk düşer temiz olmayanların;
Nihayet içyüzünü görerek insanların,
Göğsüme küçük bir kuş gibi sokulacaksın…
Sabahattin Ali
Attığım taş vurduğum kuşa değmiyor be hafız
Burak Uzun
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan
...
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle.Yalnızlıkla ben kaldım
sevindiniz işte alın kurtulun. Aha size son atım
Cahit Zarifoğlu
Ve bahar yağmurları yağdıran bulutların
arasından süzülür bir gölün kıyısına konarlardı kuşlar.
Dönüşlerini anlatmamı istemezdin hiç.
Hep kalsalar, derdin, o gölün kıyısında
ya da yuvalarını yaptıkları saçak altlarında.
Kışa doğru, geceler uzar, koyulaşırdı karanlık.
Sen büyürdün, büyürdü göçebe kuşların
giderken aramıza bıraktıkları sessizlik
Cevat Çapan
İçimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Louis Aragon
tepemde bir akbaba
hırsla ölmemi bekliyor
ben ise düşünüyorum
nasıl bir tuzak kurayım ki
bana yaklaşsın da
onu vurayım
Furuğ Ferruhzad
eğer ey gökyüzü bir gün
bu sessiz zindandan kanatlanıp uçarsam
o ağlayan çocuğun gözlerine bakarak nasıl
vazgeç benden, ben tutsak bir kuşum derim
Furuğ Ferruhzad
ben artık sadece kuşların şarkısını dinliyorum.
Metin Celal
serçe kuşun bu her zamanki telaşı
Müştak Erenus
son kuşlar döker kanatlarını, bana kanatlar verdin
dilsiz sözler, her biri biraz daha yalnızlığım
ve şimdi uçurumlar sığarken iki öpüş arasına
sensiz ben kime gitsem, biraz daha yalnızlığım
Orhan Alkaya
Senin için öten bir kuş olsam bir dalda.
Sahir Üzümcü
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Behçet Necatigil
ah nasıl aktarabilirim şiirime
kuşların uçmasını?
deniz
sanki deniz gibi kokuyor.
ha geldi
ha gelecek beklediğim gemi:
ya bir yolcum var
ya binip ben gideceğim.
Bilgin Adalı
Kuğular mı salmamıştı ardımdan,
Sandallar mı, kara sallar mı yüzdürmemişti.
Dokuz yüz on altı yılı baharında
Pek yakında geleceğine söz vermişti.
Güya dokuz yüz on altu baharında
Kuş olup onun erincine konacaktım.
Anna Ahmatova
Gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;
Canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.
Hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?
Nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?
Ömer Hayyam
Annem yok artık, yeryüzü çok gördü onu,
Kalabalığın arasında kuş gibi çırpınan varlığını
Çok gördü
Dalgın yüreğini çok gördü
Bizim için çarpan, kaygılarla dolu yüreğini.
Annem yok artık. Bu kesin. Gelinecek bir yere gitmedi.
Ataol Behramoğlu
hatırlamak bir kuş
unutmak gökyüzü…
Ertan Mısırlı
Göçe yetişememiş bir kuş kadar üşüyor sağ elim.
Oysa büyük yüzölçümlü cümleler kurmak için
okyanuslar geçecektim.
Ece Temelkuran
bir yastık arıyorum kuş seslerinden
mühim değil sonrası.
İbrahim Tenekeci
Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan
Gel artık
Ne olursun…
Yavuz Bülent Bakiler
Boya kutusunu önüme koyuyor oğlum
Bir kuş çizmemi istiyor benden
Kül rengine batırıyorum fırçayı
Bir dörtgen çiziyorum, üstüne bir kilit ve çubuklar
Oğlum, gözleri dehşet dolu, diyor ki bana:
“Ama bu bir hapishane…
Yoksa bilmiyor musun baba, kuş çizmeyi sen?”
Oğlum, diyorum ona, ayıplama beni
Kuşların biçimini unuttum inan.
Nizar Kabbani
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Ataol Behramoğlu
Gözlerinin mavi limanında
Dağınık kayalara doğru
masum çocuk gibi koşarım
Geri dönerim,
ama kuş gibi yorgun.
Nizar Kabbani
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Akşamın geceye değen teninde bir ürperti. Akşam ki
gökyüzüne yazdığı bir şiirdir kanatlarıyla kuşların
annesi yok akşamın.
Oya Uysal
A benim
Oğulotu bitmeyen topraklarda
Şaşırıp kalan kalbim
Senin Türkçen yok mu, anlatıyorum işte
Bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
Arayıp duruyorsu
İbrahim Tenekeci
Yaşam bir göçmen kuşun gariplik duygusudur.
Sohrab Sepehri
o kara kırlangıçlar dönecek
balkonuna yuvalarını asmaya,
ve oynaşırlarken, kanatları yeniden
çarpacak camlarına;
ama senin güzelliğinle benim mutluluğumu
seyretmek için uçuşlarına ara verenler,
hani adlarımızı da bilenler…
işte onlar… dönmeyecekler!
Gustavo Adolfo Becquer
Kuş olup uçsam, sevgilinin diyarına
Neveser Kökdeş
Martılar uçuyor etrafımda
Sanki beni karşılıyorlar
Mihnetin bu acı günlerini unut artık gül diyorlar
?
Bağırıyor içimde bir kuş, durmadan bağırıyor:
Şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
Bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
Ağladım. Biraz rahatladım. İyiyim şimdi.
Ahmet Erhan kuş
Rüzgâr, beyaz denizin geniş düzlüğü üzerinde kara bulutları topluyor
Deniz ve bulutlar arasında, gururla açılmış bir kanat uçuyor
Fırtına habercisi sanki siyah bir şimşek gibi
Bazen bir kanadı dalgalara değmiş, bazen de bulutlara doğru atılmış bir ok gibi
Fırtına habercisi haykırıyor
Bulut ise mutlulukla kuşun korkusuz çığlığını dinliyor
Maksim Gorki
İster bir fırtına ol, .. istersen yağmurlu bir hava ..
Her zaman kalbim bağışlayandır
Öç alması olur mu hiç,
Kuşların küçücük yavrularından?
Bir çocuk gibi şefkatime ihtiyaç duyduğunda
Ne zaman istersen dön kalbime
Nizar Kabbani
İçimizden geçerek uçar kuşlar
Sessizce. Ah, ben ki, büyümek isterim.
Dışarıya bakarım, ve içimdeki ağaç büyür.
Rainer Maria Rilke
Kafes de, diyorlar, kuşu neden istesin ki!
Cemal Süreya
Gümbür gümbür yankılanıyordu
orman; öyle ki uyanıyordu ve uçuşuyordu
dallar arasında kuşlar korkudan.
Giacomo Leopardi
Bir gün bir kuş olacağım, ve varlığımı yokluğumdan
koparacağım. Kanatlarım ne kadar çok yanarsa gerçeğe
o kadar yakın olacağım, ve küllerimden yeniden doğacağım.
Mahmud Derviş
Ey kuşlar, kalbin kareleri içindeki kuşlar, uçun!
Kümeleşin hüthütümüzle, ve uçun!
Ve uçun, yalnız uçmak için.
Mahmud Derviş
Aniden sessizleştiler kuşlar…
Gökyüzleri güvenli değil artık…
Mahmud Derviş
Nereye gitmek zorundayız, son sınırlardan sonra,
Nereye uçmak zorundadır kuşlar,
Son gökyüzünden sonra?
Mahmud Derviş
Sen biricik kadınımsın mavi deniz
Bir başka oluyorum her koynuna girdiğim zaman.
Serin sularında can verip can alırken
Kuşlar bizi seyretti uçaraktan.
Cahit Külebi
Tıpkı korkudan yuvasına kuş gibi sığınan.
Abdulbâki Ârif Efendi
İster bir fırtına ol, .. istersen yağmurlu bir hava ..
Her zaman kalbim bağışlayandır
Öç alması olur mu hiç,
Kuşların küçücük yavrularından?
Bir çocuk gibi şefkatime ihtiyaç duyduğunda
Ne zaman istersen dön kalbime
Nizâr Kabbânî
Kalbimde bir saka kuşu büyür
Ama yalnızım, konuşmuyor sokaklar
Ahmet Erhan
Bağırıyor içimde bir kuş, durmadan bağırıyor:
Şair, bir taşı oyup da içine girmenin zamanı geçti!
Bir kez daha gülümseyerek yanıtlıyorum onu:
Ağladım. Biraz rahatladım. İyiyim şimdi.
Ahmet Erhan
iki kere yoruldum, ateşe atılırken bir
ismailin gözünü bağlarken bir de,
ey kimsenin istemediği dedim,
seni bana versinler ödül olarak
bir kuş olup uzağında durayım
İbrahim Tenekeci
Ormanda dolaşıyor, ağlıyorum,
Ardıç kuşu yüksekte;
Sekiyor, ötüyor inceden:
— Neyin var, neden dertlisin?
Kız kardeşlerin kırlangıçlar
Söyler bunu, yavrum;
Ne güzel yerde yuva kurmuşlar:
Penceresinde sevgilimin.
Heinrich Heine
Kapılar açılır ardına kadar
Kuşlar uçar hatıralar içinden.
Çocuğum bol bol masal dinle
Henüz inanırken.
Fazıl Hüsnü Dağlarca
Bu güzel bir kuğunun ölümüdür
Kuğu hoşça doğar güzelce ölür
Ölüm gecesi tek başına konar suya
Yalnız bir ırmak köşesinde ölür
O köşede o kadar gazel okur ki
Sonunda gazellerin içinde ölür
Kimileri inanır ki bu çılgın kuş
Nerede âşık olmuşsa orada ölür
Bilmeden başka yerde ölmemek için
Ölüm gecesi oraya koşar ve ölür
Bir kuğunun ovada öldüğünü görmedim
Diyelim ki inanmadım bir kuğu böyle ölür
Bir gün suyun kucağından gelip
Bir gece yine suyun koynunda ölür
Sen benim denizimdin, aç kucağını
Bu güzel kuğu ölmek istiyor
Mehdî Hamîdî Şîrazî
Uzağım sılamdan -bir kuş nasıl uzaksa yuvasından
Yiten ömrüm gibi bugünümdür şimdi unutulan
Nîmâ Yûşic
kuşlar vardır
yuvalarını terk eden
başka yere giden
ve yuvalarının rüyasını gören
onlar baharları kışa giderler
ve baharda olduklarına dair
rüya görürler
kuşlar vardır
gece gündüz bizi yalnız bırakıp
gece gündüz bizimle olduklarına dair
rüya gören
sen o kuşları gördün
ve seninle olduklarına dair
rüya görüyorsun
Ziyâ Muvahhid
Kaç ananın kırık umutlarından
Solgun bir hüzünle havalanan,
Kuş sürüleridir bunlar, her akşam
Şehrin üstüne kül olup yağan?
Metin Altıok
Kalbimiz,
Bu elimizle parçaladığımız ekmek,
Bu kuşların gagaladığı
Aragon
Avcılar göründü uzaktan
Şivekâr avcılara görünmek istemedi
Sindi en bildik köşesine çamlığının
Kendi yerinden dinledi
Fend eden, tuzak kuran, ok atan bu milleti.
Avcı bunlar
Bir kuş vurdu tezelden
Aralarından biri.
Nasıldı kuş?
Neresinden vurulmuştu?
Şivekâr göremedi.
Ok değerse bir kuşun ancak kalbine değer
Bunu bilmeyecek ne var?
İsmet Özel
Var idiyse bir kuş
Kalbinden başka yeri olmayan vurulacak
İsmet Özel
arapça gazeteleri alıp elime
oturup okumaya koyuldum
cenevre gölünün kıyısında
birden…
yüzlerce kuş kaçıştı, panik içinde
korkmuş gibiydiler yavrularının kültürü için
gazetemin başlıklarından..
ülkemin haberlerinden…
Nizar Kabbani
Başını dayayıp gökyüzüne hatırlattın:
İzlemek uçan kuşu keyiflidir uçmaktan
Ürkme diye tüm cıvıltılar avucumda saklıdır
Farkın kalmamış artık, tövbe tutmayan avcıdan
Babasına benzediğinde yaşlanır erkekler
Artık yapamıyorum dedin, gözlerini benden aldır
Gülümseyen bir fotoğrafınız olmalı, ölmeden önce
Tüm umutsuz adamlar tebessümüyle anılır
Gökhan Ergür
Kuşların güneye göç etmelerini görüyor musun?
Fani şeyler de böyledir: Gelir geçer
Frithjof Schuon
Seni her özlediğimde bir tanem,
Kuşlara bakıyorum.
O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
Behçet Necatigil
Bir kuş ölmeye varırsa, ötüşü yaslı ve dokunaklı olur. İnsanoğlu ölmeye varırsa, sözlerine kulak verilmelidir.
Konfüçyüs
kuş öldü kanadının altındaki o yara
yağmurun karanlığını getiriyor geceye
yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye
kuş öldü
küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce
Öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
suların aynasında üşüyen ellerini
suların saygısıyla üşüyen ellerini.
İsmet Özel
Duası vardır evrenin : tesbih ve zikir,
Şarkısı vardır kuşların : tamamı hamd ve şükür,
Yüceltir yaratıcıyı deniz, gezegenler ve çiçekler,
Keşke bilseydim, nasıl unutur rabbini kul?
Keşke bilseydim!
Rebi’ es-Sa’id
Bir ömr-i hayâlî… Hani gülbünler içinde
Bir kuşcağızın ömr-i bahârîsî kadar hoş;
Bir ömr-i hayâlî… Hani göllerde,yeşil,boş
Göllerde, o sâfiyet-i vecd-âver içinde
Bir dalgacığın ömrü kadar zaîl ü hâlî
Bir ömr-i hayâlî!
Tevfik Fikret
Karac’oğlan, naaşıma,
Çok işler geldi başıma.
Mezarımın baş taşına,
Baykuş konar, öter bir gün.
Karacaoğlan
Bir kuş idim uçtum yuvadan
Ecel beni ayırdı anadan babadan
Unutmasınlar beni hayır duadan
(Karaca Ahmed’de mezar taşı yazısı)
Yavru kuşlara acımakla başlayıp
Kimseye acımamakla biter ömür,
Hüsrev Hatemi
Getirmek istemiyorum aklıma –
Ya bu kuşatma kalkmadan
yine bastırırsa kış?
Soğuktan ölmemek için
kesmek gerekirse yine ağaçları?
Yüzüne nasıl bakarız parkların,
ne deriz ilkyaz geldiğinde
konacak dal bulamayan kuşlara?
Kemal Özer
Kuşlar sokağımızı niçin terk etti
Bunun cevabını hâlâ arıyorum
Hayriye Ünal
25 Nisan 2016
Beladır Aşk
Beladır aşk; çekinmem üstüne üstüne varırım
Hatta uyuyacak olursa onu ben uyarırım
Kurtul şu beladan diyor dostlar bana
Bela gönüldür gönülden nasıl uzak dururum
Çiçeğe durmuş aşk ağacı kalbimin tam ortasında
Susuz kalınca onu gözyaşımla sularım
Aşk hoş da acısı hoş değilse eğer
Hoştur bu bana ikisini birbirine kararım
Ahmed Gazali
Hatta uyuyacak olursa onu ben uyarırım
Kurtul şu beladan diyor dostlar bana
Bela gönüldür gönülden nasıl uzak dururum
Çiçeğe durmuş aşk ağacı kalbimin tam ortasında
Susuz kalınca onu gözyaşımla sularım
Aşk hoş da acısı hoş değilse eğer
Hoştur bu bana ikisini birbirine kararım
Ahmed Gazali
24 Nisan 2016
Düşüncenin Kalbi Kitabevleri
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitabevleri bulunmaktadır. Belli pasajlarda veya sokaklarda bulunan kitabevleri, şehre yaşam ve direnç katan unsurların başında gelmektedir. Mağaza vitrinlerinin hoyrat çağrıları, tüketim sarhoşu olmuş insanların boş ve melül bakışları arasında, başıboşluğun had safhaya vardığı şehirlerde kurtuluş limanı gibidir.
1950’li yıllardan itibaren ideolojilerin canlı olduğu dönemde kitabevleri düşünsel hareketliliğin ve etkinliğin merkeziydi. Kitabevleri bir okul vazifesi görüyordu. İdeolojiyi taşımak için kitabevi pratik bir rol üstlenmiş oluyordu. Buraya en son çıkan kitaplar gelir ve okuyucu ile buluşurdu. Ancak belli bir görüşü yansıtan kitaplar geldiği için farklı görüşleri tanımak mümkün olmuyordu. Buralar buluşma merkeziydi. İnsanlar bir araya gelir, gündemi tartışır, fikir alışverişinde bulunurdu. İdeolojik öğretilerin köprüsü işlevini görüyordu. Yasaklı kitaplar, yasaklı düşünceler buradan insanlara ulaşırdı.
12 Eylül süreci önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllara kadar kitabevleri etkinliklerini devam ettirseler de modern çağın alış veriş kültürüne adapte olmaya başladı. Yayıncılıkta tekelleşme, korsan yayın ve okuma ihtiyacının azalması ile birlikte kitabevleri birer birer kapandı. Artık bazı şirketlerin kontrolü altında kitabevi zincirleri oluştu. Bunlarda ise farklı bir tekelcilik oluştuğu için kitapların okuyucu buluşması engellenmiş oldu. Bu zincirlerin sahibi olan holding veya grupların düşüncelerinin kabul etmediği eserlerin pazarlanması ve bulundurulması sorun halini almaktadır.
Son yıllarda kitapçılar düşünce, roman, felsefe gibi türlerden ziyade okul test kitaplarına dönüş yaşanmıştır. Gerçek anlamda Okurlar hızla azalmaktadır. Eve gazete almayan, bulduğu her fırsatta televizyon kumandasına sığınan bir aile içinde birey zaten kitap ve okuma kültürüne yabancı halde yetişir. Okulda ise Test manyağı olmuş, iğdiş edilmiş, atom bombası etkisinde bilinç saldırısına uğramış beyinlerden bundan fazlası beklenemez. İlkokuldan başlayarak öğrencilerin- çocukların kitap okuma alışkanlığı verilmek değil aksine kitap okuma isteği köreltilmekte ve okumasına engel olunmaktadır. Üniversite öğrencileri de ders hocalarının çoğu absürd kitapları dışında bir tercihe yönelmeyi abes görmektedirler. Kütüphaneler ise müzelik kitaplar sergisi olmaktan öteye geçmemektedir. Kitapçılarda bu sürece paralel olarak mecburen ayakta kalabilmek için sınavlara yönelik türlere ağırlık vermeye başlamışlardır. Yaygın olan sınav hazırlık kitapları ve dergileridir.
Kitap ile olan ilintimiz ve ilgimiz git gide düşmektedir. Çeşitli vesilelerle geçmişte yürütülen bazı kampanyalarla kitap okuma oranı ivme kazanmışsa da bu süreklilik kazanmamıştır. Her değişim ters yönlü aksettiği ülkemizde internet ve televizyon alışkanlığının okuma şuuruna olumsuz etkisi görünmektedir. Bunu sadece internet ve televizyona yüklemekte haksızlık olur. İdeolojilerin prangalarından kurtulalım derken hazların köleliğine razı duruma gelinmiştir.
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapçılara gidip kitap almayı bırakın; seçen, inceleyen bulunmamakta ve alan ise nadirdir. Kitapçılar okuyucunun ilgisini çekecek ortamlar hazırlarken, diğer yandan ticari eksenli olaya bakıldığı için Kitapsever kitapçı çok azdır. Mağaza tezgahtarları gibi olan çalışanlarda okuyucuya fraklı kitap alternatifleri sunamamaktadır. Teknolojiperestleştiğimiz bu dönemde kitabın gerçek değerini anlayacak bir şuur sahibi olan kişiler azalmaktadır. Belli şehirler dışında dolgun fuarcılık çalışmasıyla okuyucunun kitap ile olan ilintisi kurulmamaktadır.
Sanal kitabevleri kitap satış organizasyonunda farklı bir açılım sağlamıştır. Okuyucu kitabı internette takip etmekte ve 1- 2 gün içinde teslim edilebiliyor. Kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri anında bulabilmektedir. İndirimler ile okuyucu lehine yarar sağlanmış da bulunmaktadır.
Kitaptan ve kitapçılardan soyutlanmış bir şehir deprem gecesi yaşanan hasardan çok büyük yıkıma uğramış ve karanlıktan daha büyük bir karanlığa mahkûm olmuş demektir. Bu yıkım ve karanlığa karşı kitab meşalesi ile karanlığı yarmak ve bu şehri aydınlatmak mümkündür. Düşünce tembelliğinin had safhaya ulaştığı bu zamanda kitapsızlaştığımız bir dönemde inadına kitap! diyerek bu algılayışın kırılması sürecini olgunlaştırmak gerekir. Bu şehir kitaptan yayılan bilgi- adalet ve özgürlük ile kendi kimliği bulacaktır. Asıl nedeni bilincimizde olan okumama hastalığına tutulmuş bilincimizi acilen tedavi ettirip bilginin sonsuz aydınlığında uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalıyız. Okumaz ve yazmaz bir toplumun geleceğini aramaya gerek yoktur. Çünkü onlar için gelecek yoktur.
Rüstem Budak
1950’li yıllardan itibaren ideolojilerin canlı olduğu dönemde kitabevleri düşünsel hareketliliğin ve etkinliğin merkeziydi. Kitabevleri bir okul vazifesi görüyordu. İdeolojiyi taşımak için kitabevi pratik bir rol üstlenmiş oluyordu. Buraya en son çıkan kitaplar gelir ve okuyucu ile buluşurdu. Ancak belli bir görüşü yansıtan kitaplar geldiği için farklı görüşleri tanımak mümkün olmuyordu. Buralar buluşma merkeziydi. İnsanlar bir araya gelir, gündemi tartışır, fikir alışverişinde bulunurdu. İdeolojik öğretilerin köprüsü işlevini görüyordu. Yasaklı kitaplar, yasaklı düşünceler buradan insanlara ulaşırdı.
12 Eylül süreci önemli bir kırılmayı da beraberinde getirdi. 90’lı yıllara kadar kitabevleri etkinliklerini devam ettirseler de modern çağın alış veriş kültürüne adapte olmaya başladı. Yayıncılıkta tekelleşme, korsan yayın ve okuma ihtiyacının azalması ile birlikte kitabevleri birer birer kapandı. Artık bazı şirketlerin kontrolü altında kitabevi zincirleri oluştu. Bunlarda ise farklı bir tekelcilik oluştuğu için kitapların okuyucu buluşması engellenmiş oldu. Bu zincirlerin sahibi olan holding veya grupların düşüncelerinin kabul etmediği eserlerin pazarlanması ve bulundurulması sorun halini almaktadır.
Son yıllarda kitapçılar düşünce, roman, felsefe gibi türlerden ziyade okul test kitaplarına dönüş yaşanmıştır. Gerçek anlamda Okurlar hızla azalmaktadır. Eve gazete almayan, bulduğu her fırsatta televizyon kumandasına sığınan bir aile içinde birey zaten kitap ve okuma kültürüne yabancı halde yetişir. Okulda ise Test manyağı olmuş, iğdiş edilmiş, atom bombası etkisinde bilinç saldırısına uğramış beyinlerden bundan fazlası beklenemez. İlkokuldan başlayarak öğrencilerin- çocukların kitap okuma alışkanlığı verilmek değil aksine kitap okuma isteği köreltilmekte ve okumasına engel olunmaktadır. Üniversite öğrencileri de ders hocalarının çoğu absürd kitapları dışında bir tercihe yönelmeyi abes görmektedirler. Kütüphaneler ise müzelik kitaplar sergisi olmaktan öteye geçmemektedir. Kitapçılarda bu sürece paralel olarak mecburen ayakta kalabilmek için sınavlara yönelik türlere ağırlık vermeye başlamışlardır. Yaygın olan sınav hazırlık kitapları ve dergileridir.
Kitap ile olan ilintimiz ve ilgimiz git gide düşmektedir. Çeşitli vesilelerle geçmişte yürütülen bazı kampanyalarla kitap okuma oranı ivme kazanmışsa da bu süreklilik kazanmamıştır. Her değişim ters yönlü aksettiği ülkemizde internet ve televizyon alışkanlığının okuma şuuruna olumsuz etkisi görünmektedir. Bunu sadece internet ve televizyona yüklemekte haksızlık olur. İdeolojilerin prangalarından kurtulalım derken hazların köleliğine razı duruma gelinmiştir.
Şehirlerde düşüncenin kalbi kitapçılara gidip kitap almayı bırakın; seçen, inceleyen bulunmamakta ve alan ise nadirdir. Kitapçılar okuyucunun ilgisini çekecek ortamlar hazırlarken, diğer yandan ticari eksenli olaya bakıldığı için Kitapsever kitapçı çok azdır. Mağaza tezgahtarları gibi olan çalışanlarda okuyucuya fraklı kitap alternatifleri sunamamaktadır. Teknolojiperestleştiğimiz bu dönemde kitabın gerçek değerini anlayacak bir şuur sahibi olan kişiler azalmaktadır. Belli şehirler dışında dolgun fuarcılık çalışmasıyla okuyucunun kitap ile olan ilintisi kurulmamaktadır.
Sanal kitabevleri kitap satış organizasyonunda farklı bir açılım sağlamıştır. Okuyucu kitabı internette takip etmekte ve 1- 2 gün içinde teslim edilebiliyor. Kitap hakkındaki yorum ve değerlendirmeleri anında bulabilmektedir. İndirimler ile okuyucu lehine yarar sağlanmış da bulunmaktadır.
Kitaptan ve kitapçılardan soyutlanmış bir şehir deprem gecesi yaşanan hasardan çok büyük yıkıma uğramış ve karanlıktan daha büyük bir karanlığa mahkûm olmuş demektir. Bu yıkım ve karanlığa karşı kitab meşalesi ile karanlığı yarmak ve bu şehri aydınlatmak mümkündür. Düşünce tembelliğinin had safhaya ulaştığı bu zamanda kitapsızlaştığımız bir dönemde inadına kitap! diyerek bu algılayışın kırılması sürecini olgunlaştırmak gerekir. Bu şehir kitaptan yayılan bilgi- adalet ve özgürlük ile kendi kimliği bulacaktır. Asıl nedeni bilincimizde olan okumama hastalığına tutulmuş bilincimizi acilen tedavi ettirip bilginin sonsuz aydınlığında uzun bir yolculuğa çıkmaya hazır olmalıyız. Okumaz ve yazmaz bir toplumun geleceğini aramaya gerek yoktur. Çünkü onlar için gelecek yoktur.
Rüstem Budak
Alternatif Kitap Kategorizasyonum
1) Okumaya Gerek Olmayan Kitaplar : Calvino Usta yaşasaydı listenin başına çok satan vampir kitaplarını koyardı büyük ihtimalle. Ayrıca kişisel gereksiz kitaplar listemi zorlayan ikinci gruba bir kaç tanesi hariç Ahmet Hamdi Tanpınar öncesi yazılmış neredeyse bütün Türk romanları girebilir..
2) Birden Fazla Hayatın Olsaydı Kesinlikle Okuyacağın Ama Ne Yazık Ki Günlerin Sayılı Olduğu İçin Okuyamayacağın Kitaplar : Ayn Rand’ın bütün kitapları bu listeye girebilir. Okumayı çok isterim aslında ama kitapların ebatı her seferinde umutsuzca vazgeçmemi sağlıyor ne yazık ki..
3) Okumak İçin Değil Başka Amaçlar İçin Yazılmış Kitaplar : Ahmet Altan Ve Cezmi Ersöz’ün yazmış olduğu her türlü çer çöp bu kategoriye sokulabilir. Bu adamlar neden ısrarla yazıyorlar anlamak mümkün değil ama vakit kaybı ve sinir bozumu dışında faydalarının olmadığı muhakkak..
4) Şimdi Çok Pahalı Olan Ve Okumak İçin Ucuzlamasını Bekleyeceğin Kitaplar : Ayrıntı Yayınlarının depo kitapları haricindeki tüm kitapları. Tamam kardeşim güzel kitaplar basıyorsunuz ama özellikle felsefe ve politika kitaplarınız az satıyor diye bütün masrafınızı bizden çıkarmaya kalkmayın.Yoksa indirime girmeden almam kitaplarınızı haberiniz olsun..
5) Birinden Ödünç Alabileceğin Kitaplar : İlke olarak okuduğum kitaplara sahip olmak ve işim bittikten sonra kütüphanemde tutmak istesem de bazı istisnalar oluyor tabi. Dan Brown kitapları örneğin. Bence mutlaka okunmalı. Ama mutlaka bir kere okunmalı, bittikten sonra yer kaplamaktan başka bir işe yaramazlar. Benim gibi kütüphanenizde yer problemi yaşıyorsanız boşuna almayın. Zaten o kadar çok satıyorlar ki ödünç alabileceğiniz biri mutlaka bulunacaktır..
6) Yıllardır Okumayı Düşündüğün Kitaplar : Tabi ki klasikler. Hepimiz sıralarız onları ve geniş bir zamanda okumayı planlarız. Ama o geniş zaman bir türlü gelmez.Boyunları bükük bakakalırlar raflarda..
7) Yıllardır Arayıp Bulamadığın Kitaplar : Thomas Bernhard’ ın otobiyografi üçlemesinin üçüncü kitabı Soluk -Bir Karar. Mitos Yay 1997.. Yok arkadaş,her tarafa baktım,yok yok yok. Bulanların insaniyet namına haber vermesi…..
8) Gerektiğinde Elinin Altında Olsun Diye Sahip Olmak İstediğin Kitaplar : İncil, Tevrat, Kitab-ı Mukaddes.. Baştan sona okumaya kalkmak eziyet olabiliyor. Ama ne zaman lazım olacakları da belli olmaz el altında tutmakta yarar var..
9) Elinin Altında Olmadığında Eksiklik Hissedeceğin Kitaplar : Oğuz Atay- Tutunamayanlar. Nedenini açıklamayı bile zul sayarım kendime. Bir tane yetmez bir kaç tane almak ve sık uğranan yerlere serpiştirmek gerek. Okuldaki dolapta bir tane, pansiyondaki odada bir tane, evde bir tane hatta sürekli uğranılan cafede bir tane bulundurulmalı. Gerektiği an bulunamaması travmaya neden olabiliyor..
10) Görüntüsü Güzel Olduğu İçin Alınan Kitaplar : Baskısına ve minyatürlerine tav olup ek ders ücretimin yarısını verdiğim ama bir kez bile okumadığım 17.yy Saray Mutfağı kitabım. Olsun okumadım ama çok güzel resimleri var. Yine olsa yine alırım valla..
11) Toplatılıp Şehir Çöplüğünde Yakılacak Kitaplar : Kişisel gelişim kitaplarının tamamı. Tutuşturmak için de Secret ve benzeri saçmalık manifestoları kullanılabilir..
12) Okudukça Derinlemesine Aşağılık Kompleksi Yaratacak Kitaplar : Perec ve Eco bu kategorinin başını çekmektedir.Özellikle Yaşam Kullanma Klavuzu ve Foucault Sarkacı birer genel kültür şovuna dönüşür ve başınızı iki yana sallayıp hayıflanarak okursunuz, derinden gelen bir kıskançlık da size eşilk eder..
13) Kişisel Gerekçeler Yüzünden Nefret Edilecek Kitaplar : Aslında iyi kitap olmalarına rağmen anlattıklarından bağımsız hikayeler yüzünden bir şekilde nefret edilen kitaplar. J.Cortazar- Seksek mesela. Çok iyi kitaptır ama şu aralar elime aldıkça ürperiyorum..
14) Çocuk Kitabı Zannedilen Kocaman Kitaplar : Küçük Prens, Alice Harikalar Diyarında ve Pal Sokağı Çocukları. Etrafımızdaki insanlara senede bir kere zorunlu olarak okutabilsek keşke bu üç kitabı. Toplumumuzda suç işleme oranı yarı yarıya düşerdi kesin.
15) Hiçbir Şey Anlaşılamayan Kitaplar : Jean Baudrillard-Simülasyon ve Simulakrlar. Tamam Baudrillard büyük düşünür, 20.yy en önemli teorisyenlerinden biri itirazım yok ama.. Ama anlamıyorum kardeşim bu kitaptan bir şey ne zaman elime alsam beynim uyuşuyor, ya kitap çok karışık ya da ben geri zekalıyım. Kitabı anlayıp bana özete geçebilecek babayiğidin kırk yıl kölesi olurum valla…
16) Uzun Soluklu Mutsuzluk Garantisi Veren Kitaplar : Oblomov ve Aylak Adam rakipsizdir bu kategoride. Her iki kitabı okurken de ismi bile olmayan Bay C. ve edebiyat tarihinin en mutsuz karakterlerinin başında gelen Bay Oblomov’a üzülmekten kitaplardan keyif almaya sıra gelmiyor bir türlü..
Ali Lidar
Kaynak: http://alilidar.tumblr.com/post/76318562956/alternatif-kitap-kategorizasyonum
2) Birden Fazla Hayatın Olsaydı Kesinlikle Okuyacağın Ama Ne Yazık Ki Günlerin Sayılı Olduğu İçin Okuyamayacağın Kitaplar : Ayn Rand’ın bütün kitapları bu listeye girebilir. Okumayı çok isterim aslında ama kitapların ebatı her seferinde umutsuzca vazgeçmemi sağlıyor ne yazık ki..
3) Okumak İçin Değil Başka Amaçlar İçin Yazılmış Kitaplar : Ahmet Altan Ve Cezmi Ersöz’ün yazmış olduğu her türlü çer çöp bu kategoriye sokulabilir. Bu adamlar neden ısrarla yazıyorlar anlamak mümkün değil ama vakit kaybı ve sinir bozumu dışında faydalarının olmadığı muhakkak..
4) Şimdi Çok Pahalı Olan Ve Okumak İçin Ucuzlamasını Bekleyeceğin Kitaplar : Ayrıntı Yayınlarının depo kitapları haricindeki tüm kitapları. Tamam kardeşim güzel kitaplar basıyorsunuz ama özellikle felsefe ve politika kitaplarınız az satıyor diye bütün masrafınızı bizden çıkarmaya kalkmayın.Yoksa indirime girmeden almam kitaplarınızı haberiniz olsun..
5) Birinden Ödünç Alabileceğin Kitaplar : İlke olarak okuduğum kitaplara sahip olmak ve işim bittikten sonra kütüphanemde tutmak istesem de bazı istisnalar oluyor tabi. Dan Brown kitapları örneğin. Bence mutlaka okunmalı. Ama mutlaka bir kere okunmalı, bittikten sonra yer kaplamaktan başka bir işe yaramazlar. Benim gibi kütüphanenizde yer problemi yaşıyorsanız boşuna almayın. Zaten o kadar çok satıyorlar ki ödünç alabileceğiniz biri mutlaka bulunacaktır..
6) Yıllardır Okumayı Düşündüğün Kitaplar : Tabi ki klasikler. Hepimiz sıralarız onları ve geniş bir zamanda okumayı planlarız. Ama o geniş zaman bir türlü gelmez.Boyunları bükük bakakalırlar raflarda..
7) Yıllardır Arayıp Bulamadığın Kitaplar : Thomas Bernhard’ ın otobiyografi üçlemesinin üçüncü kitabı Soluk -Bir Karar. Mitos Yay 1997.. Yok arkadaş,her tarafa baktım,yok yok yok. Bulanların insaniyet namına haber vermesi…..
8) Gerektiğinde Elinin Altında Olsun Diye Sahip Olmak İstediğin Kitaplar : İncil, Tevrat, Kitab-ı Mukaddes.. Baştan sona okumaya kalkmak eziyet olabiliyor. Ama ne zaman lazım olacakları da belli olmaz el altında tutmakta yarar var..
9) Elinin Altında Olmadığında Eksiklik Hissedeceğin Kitaplar : Oğuz Atay- Tutunamayanlar. Nedenini açıklamayı bile zul sayarım kendime. Bir tane yetmez bir kaç tane almak ve sık uğranan yerlere serpiştirmek gerek. Okuldaki dolapta bir tane, pansiyondaki odada bir tane, evde bir tane hatta sürekli uğranılan cafede bir tane bulundurulmalı. Gerektiği an bulunamaması travmaya neden olabiliyor..
10) Görüntüsü Güzel Olduğu İçin Alınan Kitaplar : Baskısına ve minyatürlerine tav olup ek ders ücretimin yarısını verdiğim ama bir kez bile okumadığım 17.yy Saray Mutfağı kitabım. Olsun okumadım ama çok güzel resimleri var. Yine olsa yine alırım valla..
11) Toplatılıp Şehir Çöplüğünde Yakılacak Kitaplar : Kişisel gelişim kitaplarının tamamı. Tutuşturmak için de Secret ve benzeri saçmalık manifestoları kullanılabilir..
12) Okudukça Derinlemesine Aşağılık Kompleksi Yaratacak Kitaplar : Perec ve Eco bu kategorinin başını çekmektedir.Özellikle Yaşam Kullanma Klavuzu ve Foucault Sarkacı birer genel kültür şovuna dönüşür ve başınızı iki yana sallayıp hayıflanarak okursunuz, derinden gelen bir kıskançlık da size eşilk eder..
13) Kişisel Gerekçeler Yüzünden Nefret Edilecek Kitaplar : Aslında iyi kitap olmalarına rağmen anlattıklarından bağımsız hikayeler yüzünden bir şekilde nefret edilen kitaplar. J.Cortazar- Seksek mesela. Çok iyi kitaptır ama şu aralar elime aldıkça ürperiyorum..
14) Çocuk Kitabı Zannedilen Kocaman Kitaplar : Küçük Prens, Alice Harikalar Diyarında ve Pal Sokağı Çocukları. Etrafımızdaki insanlara senede bir kere zorunlu olarak okutabilsek keşke bu üç kitabı. Toplumumuzda suç işleme oranı yarı yarıya düşerdi kesin.
15) Hiçbir Şey Anlaşılamayan Kitaplar : Jean Baudrillard-Simülasyon ve Simulakrlar. Tamam Baudrillard büyük düşünür, 20.yy en önemli teorisyenlerinden biri itirazım yok ama.. Ama anlamıyorum kardeşim bu kitaptan bir şey ne zaman elime alsam beynim uyuşuyor, ya kitap çok karışık ya da ben geri zekalıyım. Kitabı anlayıp bana özete geçebilecek babayiğidin kırk yıl kölesi olurum valla…
16) Uzun Soluklu Mutsuzluk Garantisi Veren Kitaplar : Oblomov ve Aylak Adam rakipsizdir bu kategoride. Her iki kitabı okurken de ismi bile olmayan Bay C. ve edebiyat tarihinin en mutsuz karakterlerinin başında gelen Bay Oblomov’a üzülmekten kitaplardan keyif almaya sıra gelmiyor bir türlü..
Ali Lidar
Kaynak: http://alilidar.tumblr.com/post/76318562956/alternatif-kitap-kategorizasyonum
Tüm zamanların en büyük kitap hırsızı: Kont Guglielmo Libri
Alberto Manguel
Libri-Carucci della Somaia Kontu Guglielmo Bruto İcili Timoleone, 1803 yılında Floransa’da Toskanalı kökenli ve soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk ve matematik eğitimi gördü ve matematik konusunda öyle usta oldu ki, daha yirmi yaşındayken ona Pisa Üniversitesi’nde bir kürsü verdiler.
1830 yıllında milliyetçi geçinen bir teşkilatın –Carbonari’nin- tehditlerine dayanamayarak Paris’e gittiği söylenir. Kısa süre sonra da Fransa vatandaşı olmuştu. Adı Libri olarak yankılana Kont, Fransız bilim adamlarından kabul gördü ve Fransız Enstitüsünün üyeliğine alındı; Paris Üniversitesinden matematik profesörü oldu ve bilimsel çalışmaları karşılığında Legion d’Honneur nişanını aldı. Oysa Libri, bilimden öte ilgi alanları olan biriydi. Kitaplara tutkundu ve 1840 yılına gelene değil, çok büyük bir koleksiyon oluşturmuştu. Elyazmaları ile az bulunan kitapların ticaretini yapıyordu. Kraliyet Kütüphanesinde iki kez görev almak istedi ama başaramadı. Sonunda 1841 yılında “tüm halk kütüphanelerinde var olan, eski ve yeni, eski ya da çağdaş dillerde yazılmış kitap ve yazma varlığının dökümünün yapılması, ayrıntılı bir kataloğun derlenmesi” için kurulmuş bir kurula sekreter oldu.
British Museum’un Elyazmaları bölümü sorumlusu Sir Frederic Madden, Libri ile 6 Mayıs 1846’daki ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Dış görünüşüne bakılır ise, sabun ya da fırça kullanmıyordu. Tanıştırıldığımız odanın eni yedi metreden fazla değildi ama tavana kadar kitap doluydu. Perdeleri çift katlıydı, ocakta kok kömür yanıyordu. Nefes almakta zorlandım. Bay Libri sıkıntımızı fark edip, camlardan birini açtı. Temiz havanın onu rahatsız ettiği ortadaydı: kulaklarına pamuk tıkamıştı, sanki havayı hissetmek istemiyordu. Libri dost görünen, çizgileri belirgin, kanlı canlı biri.”
Sir Frederic’in o gün için bilmediği ise Bay Libri’nin tüm zamanların en büyük kitap hırsızı olduğu gerçeğiydi.
17. yüzyıl dedikodu ustası Tallemant des Réaux’ya göre, sonradan satılmadığı sürece kitap çalmak suç sayılmazdı. İnsanın elinde az bulunur bir cildi tutması, o izin vermedikçe başkalarının çevirmeyeceği sayfaları çevirmesi Libri’nin bu yolu seçmesine neden olmuş olmalı. Bu bilgili kitapseverin aklını güzel ciltlerin görüntüsü mü çelmişti yoksa merakı mı hırsızlığa nende olmuştu, bilemeyiz. Resmi yetki belgeleri ile donanmış, geniş pelerininin altına istediği kitabı saklayabilecek olan Libri, Fransa’nın tüm kütüphanelerine girdi. Uzmanlığı ona gizli kalmış hazineleri bulup çıkarma olanağı verdi. Carpentras, Dijon, Grenoble, Lyon, Montpellier, Orleans, Poitiers ve Tours’dan bütün ciltleri yürütmekle kalmadı; sayfalar kesip aldı ve onları sergiledi. Zaman zaman da onları sattı. Bu işi yalnızca Auxerre’de yapmadı. Dikkatli bir kütüphaneci, Libri’yi resmi olarak Monsieur Sécretaire ve Monsieur L’Inspecteur Genéral (Başmüfettiş) olarak tanıtan kişiyi memnun etmek kaygısı ile kütüphaneden gece çalışma izni verdiyse de, başna beyefendini her isteğini karşılayacak bir adam dikmekten de geri kalmadı.
Libri’ye karşı ilk suçlamalar 1846 yılından kalmadır. Belki akıl almaz gibi geldiğinden ciddiye alınmadılar. Libri kütüphaneleri yağmalamayı sürdürdü. Bu arada da çalıntı kitaplar için satışlar ayarladı, bu satışlar için de ayrıntılı, kusursuz kataloglar hazırladı. Kitapsever Libri, bu denli büyük risklere girerek çaldığı bu kitapları ne diye satıyordu ki? Belki de Proust gibi düşünüyordu: “İstek geliştirir, sahip olmak yok eder.” Belki de bu ganimetin içinden yalnızca birkaç taneyi, değerli inciler olarak gördüklerini istiyordu. Belki de onları yalnızca açgözlülük nedeniyle satıyordu ama bu açıklama hiç ilginç bir varsayım değildi. Nedenleri ne olursa olsun, bu hırsızlıklar artık göz ardı edilemezdi. Suçlamalar arttı ve savcı gizli araştırma başlattı. Libri’nin düğününde sağdıcı ve dostu olan Bakanlık Konseyi Sekreteri B. Guizot, bu araştırmaları durdurdu. Guizot 1848 devrimi sırasında sümen altında kalmış Libri dosyasını bulup ortaya çıkarmasa arkası da gelmeyebilirdi. Libri uyarıldı; o ve eşi İngiltere’ye kaçtılar. Beraberlerinde değeri 25.000 frank tutan on sekiz sandık kitabı da götürdüler. O günlerde işçiler günlüğü 4 franktan çalışmaktaydı.
Bir yığın politikacı, ressam ve yazar (bir işe yaramasa da) Libri’ye destek verdi. Kimi onunla yaptığı alışverişten kârlı çıkmıştı ve bir skandala karışmayı arzu etmiyordu; kimi ise onu bir bilim adamı olarak görmüştü ve dolandırıldığına inanmak istemiyordu. Yazar Prosper Mérimée, Libri’nin en ateşli savunucularındandı. Libri bir dostun evinde Mérimée’ye süslemeli bir yedinci yüzyıl elyazması olan ünlü Tours Pentateuch’u (Eski Ahit’in ilk beş kitabı) göstermişti. Çok gezmiş, bir dolu kütüphane görmüş olan Mérimée, böyle bir Pentateukhos’u Tours’da görmüş olduğunu söyledi. Ayağa fırlayan Libri, Mérimée’ye, onun gördüğünün, kendisinin İtalya’da almış olduğu Pentateukhos’un kopyası olduğunu belirtti. Mérimée de ona inandı. 5 Haziran 1848 tarihinde dostu Edouard Delessert’e yazdığı mektupta Libri lehindeki inadını sürdürüyordu: “Biriktirme merakının insanı suç işlemeye ittiğini söyleyen, yalan söylemektedir. Benim gözümde Libri koleksiyoncuların en namuslusudur. Başkalarının çaldığı kitapları kütüphanelere geri veren başka kimseyi tanımıyorum.” Libri’nin suçlu bulunmasından iki yıl sonra Mérimée La Revue des Deux Mondes öyle bir savunma yazdı ki, mahkemeye hakaretten ifade vermesi gerekti.
Libri, var olan delillerin ışığında ve gıyabında on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tüm kamu görevlerinden de azledildi. Tezyin edilmiş ve eşsiz bir Panteteukhos’u, kitapçı Joseph Barois aracılığı ile Libri’den alan Lord Ashburnham, Libri’nin suç delillerini gördükten sonra kitabı Fransa’nın Londra büyükelçisine teslim etti (bu kitabı Lyons Halk Kütüphanesinden çalmıştı). Bu Panteteukhos, Lord’un geri verdiği tek kitap oldu. 1888 yılında Libri’nin çaldıklarının bir dökümünü yapan Léopold Delisle, Ashburnham için “Böylesi cömert bir davranışa imza atan kişiye yöneltilen kutlamalar, onu kütüphanesinde bulunan diğer ciltleri de geri vermesi için harekete geçirdi” diyecekti.
Libri, son çalıntı kitabının son sayfasını çevireli çok olmuştu. İngiltere’den ayrılıp, İtalya’ya gitti; Fiesole’ye yerleşti ve 28 Eylül 1869’da yoksul ve suçlu olarak öldü. Ama son gününde onu suçlayanlardan öcünü alacaktı. Libri’nin öldüğü yıl, Enstitüde onun kürsüsünü devralan matematikçi Michel Chasles, kendine ün getireceğine, herkesi kıskandıracağına inandığı bir alım yaptı: İnanılmaz bir el yazısı ve imza koleksiyonuydu bu. Julius Caesar, Phytagoras, Neron, Cleopatra ve Mecdelli Meryem’den mektuplar içeriyordu. Sonunda hepsinin ünlü sahteci Vrain- Lucas’ın elinden çıkma oldukları anlaşıldı. Libri, Vrain-Lucas’tan, koltuğunu alan adama bir ziyarette bulunmasını istemişti.
Libri’nin döneminde kitap hırsızlığı yeni bir olgu değildi. “Bibliokleptomani” diyordu Lawrence S. Thompson, “Batı Avrupa kütüphanelerinin tarihi kadar eskidir ve hiç kuşkusuz eski Yunan ve Ortadoğu’ya kadar uzanır.” Eski Roma kütüphaneleri Yunanca ciltlerle doluydu, çünkü Romalılar Yunan kütüphanelerini yağmalamışlardı. Makedonya Kraliyet Kütüphanesi, Pontuslu Mithridates’in kütüphanesi, Teoslu Apellicon’un (sonradan Cicero tarafından kullanılacak olan) kitaplığı Romalılar tarafından yağmalanıp, Roma topraklarına taşıdılar. İlk Hıristiyanlar da bu talandan kurtulamadılar. Tabennisi’de (Mısır) bulunan manastırında bir kitaplık kuran Kıpti keşiş Pachomius, her gece kitapların geri dönüp dönmediğini belirlemek için sayım yapardı. Vikingler Anglosakson İngiltere’ye yaptıkları saldırılarda keşişler tarafından yazılmış süslemeli kitapları büyük bir olasılıkla ciltlerinden altın varak için çaldılar. Bu zengin ciltlerden biri olan Codex Aureus onbirinci yüzyılda çalındı ve sahiplerine geri satıldı; çünkü hırsızlar Pazar bulamadılar. Kitap hırsızları ortaçağın ve Rönesans’ın baş belalarıydı. 1752 yılında Papa XIV. Benedictus hırsızların aforoz edileceğini açıklayan bir bülten yayımladı.
Diğer bazı tehditler ise bu dünyayı ilgilendiriyordu. Şu değerli Rönesans kitabında yazılı uyarı bunu kanıtlıyor:
Görüyorsunuz ki, sahibimin adı yukarıda
Bu nedenle beni çalmayın sakın
Çalarsanız, an geçmez
Boynunuz öder… fiyatımı
Aşağı bakın; gördüğünüz darağacıdır
Bu nedenle sahip olun sizin olana
Yoksa çıkarsınız o ağaca hızla!
Ya da Barcelona’daki San Pedro Manastırı’nın kütüphanesinde yazanlar:
Kim ki bir kitabı sahibinden çalar; ödünç alır ve geri vermez, kitap elinde yılan olsun. Her yanına inme insin, tüm uzuvları işe yaramaz olsun. Acılar içinde kıvransın. Merhamet dilemek için yalvarır olsun. Acıları yoklukta şarkı söyleyene değin dinmesin. Ölmeyen yılana karşın, kitap kurtları kemirsin bağırsaklarını. Son cezasına giderken, cehennemin alevleri yutsun onu.
Fiziksel olarak kitaba sahip olmak kimi zaman, düşünsel kavrama ile eşanlamlı hale gelebilir. Sahip olduğumuz kitapları, bildiğimiz kitaplar olarak görürüz.
Yine de bu lanetler, aklı başından gitmiş aşıklar gibi kitabı kendilerinin yapmak için yanıp tutuşanları engelleyemiyordu. Bir kitaba sahip olma isteği başka imrenmelere benzemeyen bir tutkudur. Libri ile aynı dönemde yaşayan Charles Lamb, “Bize ait ve uzun zamandır sahip olduğumuz, lekelerinin topografyasını, kıvrık sayfalarını tanıdığımız, yağlı çörekler ve çay eşliğinde okuduğumuz için kirinin tarihçesini bildiğimiz kitap, daha iyi okunur” der.
Okuma eylemi tüm duyuların katıldığı, yakın ve fiziksel bir bağ kurar: Gözler sayfadan sözcükleri tanır; burun kağıdın tanıdık kokusunu duyar, tutkalın, mürekkebin, karton ya da derinin kokularını alır; eller kağıdın kaba ya da yumuşak kenarına, cildin sertliğine ya da yumuşaklığına dokunur. Parmaklar dile değince tadını bile alabilir (Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı yapıtında katil kurbanlarını bu yöntemle öldürür). Birçok okur bunu paylaşmak istemez. Okumak istedikleri kitap başka birine ait ise, iyelik yasalarına uymak aşkta bağlılık kuralına uymak kadar zorlaşır. Fiziksel olarak kitaba sahip olmak kimi zaman, düşünsel kavrama ile eşanlamlı hale gelebilir. Sahip olduğumuz kitapları, bildiğimiz kitaplar olarak görürüz. Sahip olmak, kütüphanelerde de mahkemelerde olduğu gibi yasaların onda dokuzudur. Bizim dediğimiz kitapların odalarımızın duvarlarında nöbet tutan ve sayfa çevirmemizle bize seslenecek olan ciltlerine bakmak, “Bunların hepsi benim!” deme hakkı verir bize. Sanki içerikleri üstüne kafa yormamıza gerek kalmadan, salt varlıkları ile bizi bilgilendirirler.
Bu konuda ben de Kont Libri kadar suçluyum. Bir yapıtın milyonlarca kopyası ve düzinelerle baskısı ile çevrelendiğimiz bu günlerde bile, elimde tuttuğum kitap tek kitap olmaktadır –başka bir cilt değil. Düşülmüş notlar, lekeler, çeşit çeşit işaretler, belirli bir yer ve zaman bu cilde bir kimlik kazandırır ve onu değer biçilemez bir basılı metin yapar.
Libri’nin hırsızlıklarına kılıf uydurmaktan hoşlanmayabiliriz ama bir kitaba bir an için bile “benim” diyen kişi olma dürtüsü, birçok dürüst erkek ve kadın arasında onların bunu itiraf edeceklerinden çok daha yaygındır.
Kaynak:
Alberto Manguel, Okumanın Tarihi
Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı İstanbul Şubat 2007
Libri-Carucci della Somaia Kontu Guglielmo Bruto İcili Timoleone, 1803 yılında Floransa’da Toskanalı kökenli ve soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Hukuk ve matematik eğitimi gördü ve matematik konusunda öyle usta oldu ki, daha yirmi yaşındayken ona Pisa Üniversitesi’nde bir kürsü verdiler.
1830 yıllında milliyetçi geçinen bir teşkilatın –Carbonari’nin- tehditlerine dayanamayarak Paris’e gittiği söylenir. Kısa süre sonra da Fransa vatandaşı olmuştu. Adı Libri olarak yankılana Kont, Fransız bilim adamlarından kabul gördü ve Fransız Enstitüsünün üyeliğine alındı; Paris Üniversitesinden matematik profesörü oldu ve bilimsel çalışmaları karşılığında Legion d’Honneur nişanını aldı. Oysa Libri, bilimden öte ilgi alanları olan biriydi. Kitaplara tutkundu ve 1840 yılına gelene değil, çok büyük bir koleksiyon oluşturmuştu. Elyazmaları ile az bulunan kitapların ticaretini yapıyordu. Kraliyet Kütüphanesinde iki kez görev almak istedi ama başaramadı. Sonunda 1841 yılında “tüm halk kütüphanelerinde var olan, eski ve yeni, eski ya da çağdaş dillerde yazılmış kitap ve yazma varlığının dökümünün yapılması, ayrıntılı bir kataloğun derlenmesi” için kurulmuş bir kurula sekreter oldu.
British Museum’un Elyazmaları bölümü sorumlusu Sir Frederic Madden, Libri ile 6 Mayıs 1846’daki ilk karşılaşmasını şöyle anlatıyor: “Dış görünüşüne bakılır ise, sabun ya da fırça kullanmıyordu. Tanıştırıldığımız odanın eni yedi metreden fazla değildi ama tavana kadar kitap doluydu. Perdeleri çift katlıydı, ocakta kok kömür yanıyordu. Nefes almakta zorlandım. Bay Libri sıkıntımızı fark edip, camlardan birini açtı. Temiz havanın onu rahatsız ettiği ortadaydı: kulaklarına pamuk tıkamıştı, sanki havayı hissetmek istemiyordu. Libri dost görünen, çizgileri belirgin, kanlı canlı biri.”
Sir Frederic’in o gün için bilmediği ise Bay Libri’nin tüm zamanların en büyük kitap hırsızı olduğu gerçeğiydi.
17. yüzyıl dedikodu ustası Tallemant des Réaux’ya göre, sonradan satılmadığı sürece kitap çalmak suç sayılmazdı. İnsanın elinde az bulunur bir cildi tutması, o izin vermedikçe başkalarının çevirmeyeceği sayfaları çevirmesi Libri’nin bu yolu seçmesine neden olmuş olmalı. Bu bilgili kitapseverin aklını güzel ciltlerin görüntüsü mü çelmişti yoksa merakı mı hırsızlığa nende olmuştu, bilemeyiz. Resmi yetki belgeleri ile donanmış, geniş pelerininin altına istediği kitabı saklayabilecek olan Libri, Fransa’nın tüm kütüphanelerine girdi. Uzmanlığı ona gizli kalmış hazineleri bulup çıkarma olanağı verdi. Carpentras, Dijon, Grenoble, Lyon, Montpellier, Orleans, Poitiers ve Tours’dan bütün ciltleri yürütmekle kalmadı; sayfalar kesip aldı ve onları sergiledi. Zaman zaman da onları sattı. Bu işi yalnızca Auxerre’de yapmadı. Dikkatli bir kütüphaneci, Libri’yi resmi olarak Monsieur Sécretaire ve Monsieur L’Inspecteur Genéral (Başmüfettiş) olarak tanıtan kişiyi memnun etmek kaygısı ile kütüphaneden gece çalışma izni verdiyse de, başna beyefendini her isteğini karşılayacak bir adam dikmekten de geri kalmadı.
Libri’ye karşı ilk suçlamalar 1846 yılından kalmadır. Belki akıl almaz gibi geldiğinden ciddiye alınmadılar. Libri kütüphaneleri yağmalamayı sürdürdü. Bu arada da çalıntı kitaplar için satışlar ayarladı, bu satışlar için de ayrıntılı, kusursuz kataloglar hazırladı. Kitapsever Libri, bu denli büyük risklere girerek çaldığı bu kitapları ne diye satıyordu ki? Belki de Proust gibi düşünüyordu: “İstek geliştirir, sahip olmak yok eder.” Belki de bu ganimetin içinden yalnızca birkaç taneyi, değerli inciler olarak gördüklerini istiyordu. Belki de onları yalnızca açgözlülük nedeniyle satıyordu ama bu açıklama hiç ilginç bir varsayım değildi. Nedenleri ne olursa olsun, bu hırsızlıklar artık göz ardı edilemezdi. Suçlamalar arttı ve savcı gizli araştırma başlattı. Libri’nin düğününde sağdıcı ve dostu olan Bakanlık Konseyi Sekreteri B. Guizot, bu araştırmaları durdurdu. Guizot 1848 devrimi sırasında sümen altında kalmış Libri dosyasını bulup ortaya çıkarmasa arkası da gelmeyebilirdi. Libri uyarıldı; o ve eşi İngiltere’ye kaçtılar. Beraberlerinde değeri 25.000 frank tutan on sekiz sandık kitabı da götürdüler. O günlerde işçiler günlüğü 4 franktan çalışmaktaydı.
Bir yığın politikacı, ressam ve yazar (bir işe yaramasa da) Libri’ye destek verdi. Kimi onunla yaptığı alışverişten kârlı çıkmıştı ve bir skandala karışmayı arzu etmiyordu; kimi ise onu bir bilim adamı olarak görmüştü ve dolandırıldığına inanmak istemiyordu. Yazar Prosper Mérimée, Libri’nin en ateşli savunucularındandı. Libri bir dostun evinde Mérimée’ye süslemeli bir yedinci yüzyıl elyazması olan ünlü Tours Pentateuch’u (Eski Ahit’in ilk beş kitabı) göstermişti. Çok gezmiş, bir dolu kütüphane görmüş olan Mérimée, böyle bir Pentateukhos’u Tours’da görmüş olduğunu söyledi. Ayağa fırlayan Libri, Mérimée’ye, onun gördüğünün, kendisinin İtalya’da almış olduğu Pentateukhos’un kopyası olduğunu belirtti. Mérimée de ona inandı. 5 Haziran 1848 tarihinde dostu Edouard Delessert’e yazdığı mektupta Libri lehindeki inadını sürdürüyordu: “Biriktirme merakının insanı suç işlemeye ittiğini söyleyen, yalan söylemektedir. Benim gözümde Libri koleksiyoncuların en namuslusudur. Başkalarının çaldığı kitapları kütüphanelere geri veren başka kimseyi tanımıyorum.” Libri’nin suçlu bulunmasından iki yıl sonra Mérimée La Revue des Deux Mondes öyle bir savunma yazdı ki, mahkemeye hakaretten ifade vermesi gerekti.
Libri, var olan delillerin ışığında ve gıyabında on yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tüm kamu görevlerinden de azledildi. Tezyin edilmiş ve eşsiz bir Panteteukhos’u, kitapçı Joseph Barois aracılığı ile Libri’den alan Lord Ashburnham, Libri’nin suç delillerini gördükten sonra kitabı Fransa’nın Londra büyükelçisine teslim etti (bu kitabı Lyons Halk Kütüphanesinden çalmıştı). Bu Panteteukhos, Lord’un geri verdiği tek kitap oldu. 1888 yılında Libri’nin çaldıklarının bir dökümünü yapan Léopold Delisle, Ashburnham için “Böylesi cömert bir davranışa imza atan kişiye yöneltilen kutlamalar, onu kütüphanesinde bulunan diğer ciltleri de geri vermesi için harekete geçirdi” diyecekti.
Libri, son çalıntı kitabının son sayfasını çevireli çok olmuştu. İngiltere’den ayrılıp, İtalya’ya gitti; Fiesole’ye yerleşti ve 28 Eylül 1869’da yoksul ve suçlu olarak öldü. Ama son gününde onu suçlayanlardan öcünü alacaktı. Libri’nin öldüğü yıl, Enstitüde onun kürsüsünü devralan matematikçi Michel Chasles, kendine ün getireceğine, herkesi kıskandıracağına inandığı bir alım yaptı: İnanılmaz bir el yazısı ve imza koleksiyonuydu bu. Julius Caesar, Phytagoras, Neron, Cleopatra ve Mecdelli Meryem’den mektuplar içeriyordu. Sonunda hepsinin ünlü sahteci Vrain- Lucas’ın elinden çıkma oldukları anlaşıldı. Libri, Vrain-Lucas’tan, koltuğunu alan adama bir ziyarette bulunmasını istemişti.
Libri’nin döneminde kitap hırsızlığı yeni bir olgu değildi. “Bibliokleptomani” diyordu Lawrence S. Thompson, “Batı Avrupa kütüphanelerinin tarihi kadar eskidir ve hiç kuşkusuz eski Yunan ve Ortadoğu’ya kadar uzanır.” Eski Roma kütüphaneleri Yunanca ciltlerle doluydu, çünkü Romalılar Yunan kütüphanelerini yağmalamışlardı. Makedonya Kraliyet Kütüphanesi, Pontuslu Mithridates’in kütüphanesi, Teoslu Apellicon’un (sonradan Cicero tarafından kullanılacak olan) kitaplığı Romalılar tarafından yağmalanıp, Roma topraklarına taşıdılar. İlk Hıristiyanlar da bu talandan kurtulamadılar. Tabennisi’de (Mısır) bulunan manastırında bir kitaplık kuran Kıpti keşiş Pachomius, her gece kitapların geri dönüp dönmediğini belirlemek için sayım yapardı. Vikingler Anglosakson İngiltere’ye yaptıkları saldırılarda keşişler tarafından yazılmış süslemeli kitapları büyük bir olasılıkla ciltlerinden altın varak için çaldılar. Bu zengin ciltlerden biri olan Codex Aureus onbirinci yüzyılda çalındı ve sahiplerine geri satıldı; çünkü hırsızlar Pazar bulamadılar. Kitap hırsızları ortaçağın ve Rönesans’ın baş belalarıydı. 1752 yılında Papa XIV. Benedictus hırsızların aforoz edileceğini açıklayan bir bülten yayımladı.
Diğer bazı tehditler ise bu dünyayı ilgilendiriyordu. Şu değerli Rönesans kitabında yazılı uyarı bunu kanıtlıyor:
Görüyorsunuz ki, sahibimin adı yukarıda
Bu nedenle beni çalmayın sakın
Çalarsanız, an geçmez
Boynunuz öder… fiyatımı
Aşağı bakın; gördüğünüz darağacıdır
Bu nedenle sahip olun sizin olana
Yoksa çıkarsınız o ağaca hızla!
Ya da Barcelona’daki San Pedro Manastırı’nın kütüphanesinde yazanlar:
Kim ki bir kitabı sahibinden çalar; ödünç alır ve geri vermez, kitap elinde yılan olsun. Her yanına inme insin, tüm uzuvları işe yaramaz olsun. Acılar içinde kıvransın. Merhamet dilemek için yalvarır olsun. Acıları yoklukta şarkı söyleyene değin dinmesin. Ölmeyen yılana karşın, kitap kurtları kemirsin bağırsaklarını. Son cezasına giderken, cehennemin alevleri yutsun onu.
Fiziksel olarak kitaba sahip olmak kimi zaman, düşünsel kavrama ile eşanlamlı hale gelebilir. Sahip olduğumuz kitapları, bildiğimiz kitaplar olarak görürüz.
Yine de bu lanetler, aklı başından gitmiş aşıklar gibi kitabı kendilerinin yapmak için yanıp tutuşanları engelleyemiyordu. Bir kitaba sahip olma isteği başka imrenmelere benzemeyen bir tutkudur. Libri ile aynı dönemde yaşayan Charles Lamb, “Bize ait ve uzun zamandır sahip olduğumuz, lekelerinin topografyasını, kıvrık sayfalarını tanıdığımız, yağlı çörekler ve çay eşliğinde okuduğumuz için kirinin tarihçesini bildiğimiz kitap, daha iyi okunur” der.
Okuma eylemi tüm duyuların katıldığı, yakın ve fiziksel bir bağ kurar: Gözler sayfadan sözcükleri tanır; burun kağıdın tanıdık kokusunu duyar, tutkalın, mürekkebin, karton ya da derinin kokularını alır; eller kağıdın kaba ya da yumuşak kenarına, cildin sertliğine ya da yumuşaklığına dokunur. Parmaklar dile değince tadını bile alabilir (Umberto Eco’nun Gülün Adı adlı yapıtında katil kurbanlarını bu yöntemle öldürür). Birçok okur bunu paylaşmak istemez. Okumak istedikleri kitap başka birine ait ise, iyelik yasalarına uymak aşkta bağlılık kuralına uymak kadar zorlaşır. Fiziksel olarak kitaba sahip olmak kimi zaman, düşünsel kavrama ile eşanlamlı hale gelebilir. Sahip olduğumuz kitapları, bildiğimiz kitaplar olarak görürüz. Sahip olmak, kütüphanelerde de mahkemelerde olduğu gibi yasaların onda dokuzudur. Bizim dediğimiz kitapların odalarımızın duvarlarında nöbet tutan ve sayfa çevirmemizle bize seslenecek olan ciltlerine bakmak, “Bunların hepsi benim!” deme hakkı verir bize. Sanki içerikleri üstüne kafa yormamıza gerek kalmadan, salt varlıkları ile bizi bilgilendirirler.
Bu konuda ben de Kont Libri kadar suçluyum. Bir yapıtın milyonlarca kopyası ve düzinelerle baskısı ile çevrelendiğimiz bu günlerde bile, elimde tuttuğum kitap tek kitap olmaktadır –başka bir cilt değil. Düşülmüş notlar, lekeler, çeşit çeşit işaretler, belirli bir yer ve zaman bu cilde bir kimlik kazandırır ve onu değer biçilemez bir basılı metin yapar.
Libri’nin hırsızlıklarına kılıf uydurmaktan hoşlanmayabiliriz ama bir kitaba bir an için bile “benim” diyen kişi olma dürtüsü, birçok dürüst erkek ve kadın arasında onların bunu itiraf edeceklerinden çok daha yaygındır.
Kaynak:
Alberto Manguel, Okumanın Tarihi
Yapı Kredi Yayınları, 4. Baskı İstanbul Şubat 2007
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








