bir güz istasyonunda
mantomun içine saklanarak
kasımpatılara ve raylara düşen
yağmur damlalarına bakıyorum
bozkır biriktiriyor günlüklerim
birazdan toynaklarından tozu
tüylerinden teri silkeliyerek
son kez düdük çalarak ve son kez
çarkı çarka vurarak, soluk soluğa trenler
dizginleri gerilmiş atlar gibi peronda duracaklar
üşümek günündeyim
meğer ben hep trenler çizmişim ömrüme
ya da hiçbir istasyonda inmeyen yolcuymuşum
şehirler geçmişim içinde insanı yok
insan geçmişim şehrinden haberi yok
boşuna ad koymuşum boşuna tarihmişim
bozkır biriktiriyor günlüklerim
bu ayrılığı kim taşıdı buraya kadar
çok gitmişliğimden, az gelmişliğimden midir
gülşen bağlar, yeşil bostan ummuştum daha
raylar gözlerimi sürüklerken peşinden
kim oturuyor bende, neyi beklemekteyim
üşümek günündeyim
adını başkasından öğrenen birisiyim
sözümü hatırlasam, orası yurdum olacak
bir aşkım vardı onu tende sattılar
şahinler çoktan göçtü bağdatların yolundan
bir tebessüm yolla onu örtüneceğim
bozkır biriktiriyor günlüklerim
trenleri hangi mezarlığa koyarlar
çürür mendil, tükenir yol, gölgeler ıslak
düdükleri hangi makamında ayrılığın
güz dediğin nedir yazı anlamaktan başka
her şeyi yanıma alıp yeni yazlara gideceğim
üşümek günündeyim
Arife Kalender
Türk ve Dünya Şiirleri Antolojim "Çiçeğin açması da bir tür şiir belki - Bilmiyorum"
Arife Kalender etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arife Kalender etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
03 Ağustos 2023
13 Nisan 2017
Köz Taşırız Cehenneme
sözün de yolu bitti
dilim kendime kekeme
içime dökülür yüreğim
yine içime
bir günah çıkıyor kitaplardan
ne yana bassa ayaklarım
kirli bir kızın saçları
götürür erkeği cehenneme
gideriz közümüzle beraber
hem zaten kimseyi öldürmedik
neyin hırsızıydık, kime cellat
nasıl olsa bizi kimse ağartmaz
sevgilim yatak sayısı belli
seni beni almazlar ol cennete
ağırlaşıyor gündüz kalkamıyorum
hayatı kaldır biraz altında kalıyorum
derken bizim Deren ilk yaşına yeni girdi
tutup elimden su veriyor yeşilime
zaman soğuk
sen ateşi söndürme
Arife Kalender
dilim kendime kekeme
içime dökülür yüreğim
yine içime
bir günah çıkıyor kitaplardan
ne yana bassa ayaklarım
kirli bir kızın saçları
götürür erkeği cehenneme
gideriz közümüzle beraber
hem zaten kimseyi öldürmedik
neyin hırsızıydık, kime cellat
nasıl olsa bizi kimse ağartmaz
sevgilim yatak sayısı belli
seni beni almazlar ol cennete
ağırlaşıyor gündüz kalkamıyorum
hayatı kaldır biraz altında kalıyorum
derken bizim Deren ilk yaşına yeni girdi
tutup elimden su veriyor yeşilime
zaman soğuk
sen ateşi söndürme
Arife Kalender
22 Aralık 2013
Sen İstanbula Aldırma
Caddenin bostanına Malatyadan geldim
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış
rüzgar martıya yakışmış balıklar suya
kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin
hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında
yüzümde Istanbula aykırı bir şey
yavrusunu emzirmeyen analar gibi
itiyor elinin tersiyle gerisin geri
saçlarımın kokusu bu kente esmer
ve kadınlığım dik duruyor yollarına
bir oyuk açıldı yarıldı nar
o gün müydü kendime bir isyan aldım
taş yerine şiir aldım bindim tramvaya
moda şarkılar söyledim
üvey baktım denize
orayla bura arasında parçalandım
Madam bu İstanbul sizin mi
padişah yaşıyormuş
saraylar eskise de yenisini yaparlar
yüzümüzde göçmen duruş
inkar uyum ve kapıda tekrar
dilimden kimliğimi aldılar
arzuhal yazdım kabul bekledim
zaman dolmuş katipler yoklar
aynı balıkçıydı kuşkum yok
saçı sakalı köpüklü beyaz
yaz dedi, bütün insanların sokağında
ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır
sen İstanbula aldırma!..
Arife Kalender
kara trenlerin uzun düdükleri kulağımda
Haydarpaşa kapılarını maviye açmış
rüzgar martıya yakışmış balıklar suya
kayık kayıyor,çanları tutun delirmesin
hangi renkti sustuğum Göztepenin kıyısında
yüzümde Istanbula aykırı bir şey
yavrusunu emzirmeyen analar gibi
itiyor elinin tersiyle gerisin geri
saçlarımın kokusu bu kente esmer
ve kadınlığım dik duruyor yollarına
bir oyuk açıldı yarıldı nar
o gün müydü kendime bir isyan aldım
taş yerine şiir aldım bindim tramvaya
moda şarkılar söyledim
üvey baktım denize
orayla bura arasında parçalandım
Madam bu İstanbul sizin mi
padişah yaşıyormuş
saraylar eskise de yenisini yaparlar
yüzümüzde göçmen duruş
inkar uyum ve kapıda tekrar
dilimden kimliğimi aldılar
arzuhal yazdım kabul bekledim
zaman dolmuş katipler yoklar
aynı balıkçıydı kuşkum yok
saçı sakalı köpüklü beyaz
yaz dedi, bütün insanların sokağında
ölüm ve aşk aynı renkle dolaşır
sen İstanbula aldırma!..
Arife Kalender
13 Ağustos 2013
İstiridye ve İnci
ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu
aldatıcıydı akıntısı suların
kayaların dibindeki midye kocaman duruyordu
bir kum tanesinin soluğu yeter mi denizlere
ömrüm kendisine yaldızlı bir kabuk arıyordu
saklandım bir istiridyenin pembe gizemlerine
sürüklenip geri geldim sedeflerle örttüm kumu
yakalandım ağlara, zaman ele verdi beni
hüznümün beyazı satılıyordu
söz dilde gizli, inci konuşmaz
acemi sarraf kör bıçakla sedefi tenimden kaldırıyordu
küçük diyor, değersiz kılıyor bedenimi
kahırlı sabır, yangın sınırında kav bekliyordu
kum tanesinin inciye dönüşmesi son perde
yaşam her nesneye ayrı zamanda giysiler biçiyordu
ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu
kimse görmedi doğduğumu
aldatıcıydı akıntısı suların
kayaların dibindeki midye kocaman duruyordu
bir kum tanesinin soluğu yeter mi denizlere
ömrüm kendisine yaldızlı bir kabuk arıyordu
saklandım bir istiridyenin pembe gizemlerine
sürüklenip geri geldim sedeflerle örttüm kumu
yakalandım ağlara, zaman ele verdi beni
hüznümün beyazı satılıyordu
söz dilde gizli, inci konuşmaz
acemi sarraf kör bıçakla sedefi tenimden kaldırıyordu
küçük diyor, değersiz kılıyor bedenimi
kahırlı sabır, yangın sınırında kav bekliyordu
kum tanesinin inciye dönüşmesi son perde
yaşam her nesneye ayrı zamanda giysiler biçiyordu
ölmekten yeni geldim
kimse görmedi doğduğumu
Arife Kalender
08 Mart 2013
İmroz'da Alageyik Çığlığı
bu boşluk sizin mi bayan Lena
Dereköy'de taş evin avlusunda
dalıp gitmiştiniz, daldığınız kıyılarda bulduk sizi
kulaç kulaç ıraklaşırken ada sahillerinden
gözleriniz bu yüzden mi ovaların ötesinde boşluğa
tanıdık geldi, adını sordum bir ağaca
yanındaki söğüte, yolda madama sordum
ağaç sallandı ışıltılarla, söylemediler
yol unutmuş yürüyeni, şimdi evler konuşuyor
evler, adını unutmuş ağaçlar gibi rüzgârda
duvarı çökmüş kilerin, kahve fincanları gibi orda
madam Lena söyleyiniz
göçüren neydi, neydi götüren uzaklara
ezan ve çan sesleri arasında şaşkın düşleriniz
anılar mı gidip gelen, siz miydiniz
çamaşırhanede her gece bir ıslık sesini bekleyen
su çanakta alazlanırken, dolunay zamanlarında
gemsiz, yularsız şahlanmış bir at durmadan
durmadan dinsiz, dizginsiz şaha kalkmış tin
duvar ustasıyla iki yanardağ gibiydiniz
parçalana bölüne, ateşle su içindeydiniz
adını sordum ağaca dal titredi, oynadı yaprak
kırık kiremitlerin üstünde öttü bir horoz
rüzgâr yüzümüzden geçti, zaman zaman içinden
bu ıslığı kim çalıyor şarkıya benzeterek
terkedilmiş evler mi, fısıltı mı gömütten
zaman insanla oynuyor, rüzgâr ağaçla
Arife Kalender
Dereköy'de taş evin avlusunda
dalıp gitmiştiniz, daldığınız kıyılarda bulduk sizi
kulaç kulaç ıraklaşırken ada sahillerinden
gözleriniz bu yüzden mi ovaların ötesinde boşluğa
tanıdık geldi, adını sordum bir ağaca
yanındaki söğüte, yolda madama sordum
ağaç sallandı ışıltılarla, söylemediler
yol unutmuş yürüyeni, şimdi evler konuşuyor
evler, adını unutmuş ağaçlar gibi rüzgârda
duvarı çökmüş kilerin, kahve fincanları gibi orda
madam Lena söyleyiniz
göçüren neydi, neydi götüren uzaklara
ezan ve çan sesleri arasında şaşkın düşleriniz
anılar mı gidip gelen, siz miydiniz
çamaşırhanede her gece bir ıslık sesini bekleyen
su çanakta alazlanırken, dolunay zamanlarında
gemsiz, yularsız şahlanmış bir at durmadan
durmadan dinsiz, dizginsiz şaha kalkmış tin
duvar ustasıyla iki yanardağ gibiydiniz
parçalana bölüne, ateşle su içindeydiniz
adını sordum ağaca dal titredi, oynadı yaprak
kırık kiremitlerin üstünde öttü bir horoz
rüzgâr yüzümüzden geçti, zaman zaman içinden
bu ıslığı kim çalıyor şarkıya benzeterek
terkedilmiş evler mi, fısıltı mı gömütten
zaman insanla oynuyor, rüzgâr ağaçla
Arife Kalender
12 Aralık 2012
İnsana Giden Yollar
Her insan bir şehirse sevgili
ben senin her semtinde
uzun süre oturdum
yolların yordu beni
saraylarında uyudum
yıkandım hayrat ve sebil çeşmelerinde
denizini seyredip en yüksek tepelerden
okşayarak dalgasını lodoslarının
kumsallarımda susturdum
yüzümün üstünde bulutun duruyordu
yıldırım saklıyordu içinde
birikmişti damla damla yağmurun
sevdim yazlarının fesleğen kokusunu
Harem'inden ıraklaştıkça vapur
aşkta eksilmeye başlıyordu yolculuk
sen şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
su çırpınır dalgalanırdı yosunlar
bana açılan kapalı çarşılarından
tutsak kızın kulesine usulca kayıyordu
üzüm şerbetinde uyuyan yılan
bir kapın bin oluyor, sonra kapanıyordu
bezirganbaşıydım İpekyolu'ndan geçtim
çok kibrit harcadım ateşle oynayarak
kırıldı kilit kilitte, ıslandı çakmak
gece sabaha inerken balığa çıkardım
dudaklarımda öpüşlerinin tuzlu suyu
her insan bir şehirse
ezberledim seni sevgili
sonra unuttum
ben senin her semtinde
uzun süre oturdum
yolların yordu beni
saraylarında uyudum
yıkandım hayrat ve sebil çeşmelerinde
denizini seyredip en yüksek tepelerden
okşayarak dalgasını lodoslarının
kumsallarımda susturdum
yüzümün üstünde bulutun duruyordu
yıldırım saklıyordu içinde
birikmişti damla damla yağmurun
sevdim yazlarının fesleğen kokusunu
Harem'inden ıraklaştıkça vapur
aşkta eksilmeye başlıyordu yolculuk
sen şimdi beylerin beyi Üsküdar mısın
iskelende öptüm seni, gemi yanaşıyordu
su çırpınır dalgalanırdı yosunlar
bana açılan kapalı çarşılarından
tutsak kızın kulesine usulca kayıyordu
üzüm şerbetinde uyuyan yılan
bir kapın bin oluyor, sonra kapanıyordu
bezirganbaşıydım İpekyolu'ndan geçtim
çok kibrit harcadım ateşle oynayarak
kırıldı kilit kilitte, ıslandı çakmak
gece sabaha inerken balığa çıkardım
dudaklarımda öpüşlerinin tuzlu suyu
her insan bir şehirse
ezberledim seni sevgili
sonra unuttum
Arife Kalender
06 Aralık 2012
Aşk
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden
Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)
sen mi getirdin denizi eski koylardan
Dizin dizime değiyor, rakılar boz bulanık
yüzümüzde sevda portrelerinin karakalem çalışması
tabaklarımızdaki balık iskeletine bakıyoruz
kemancı Itri’den, biz mahilerinden mahmur
giderken yorgun, tipi yemiş ve uykusuz
sana göstermeden kıvılcım çaldım gözlerinden
ateşin sesi bu, tutuşmasından anlıyorum
bardaklara alazların parıltısı çarpıyor
bu meyhanede kuş sesleri yoktu eskiden
sen mi açtın tüm kafeslerin kapısını
kanadın kanadımda susuyoruz
Bu meyhane seninle mi kalabalık ansızın
seninle mi sesini yükseltiyor su
Sonra bir kelebek oldun, Ceneviz’li matador
pelerinlerinle sardın incecik kadınları
tüm öpüşlerini göl kıyısında yosunlara gömdüler
o şiirin taslaklarını getirdim, bak işte yalnızlığın
yoksa niye ürpereyim sakalının kokusuyla
elin elime dokunurken tel telde ısınıyor
bunca renkle baş edemem, çürür kırmızı
poyrazlarım kente iner sen yokken
kurtlar ısırır yalnızlığımı
şarkı hırsızlığına başlarım, bak! önceden söylüyorum
ellerinin ellerime değen uğultusu başka nasıl saklanır
Aşk da yorulur çok bedende gezinmekten
Sesin yüreğimin kapısını çalıyor
Hız alır aşk çarka dönen yürek pervanesinden
Arife Kalender
(Gösteri, Ağustos 2002)
23 Eylül 2012
Aşk Kocaman Bir Kent
sana taşıdım kendimi aşk boyunca
senden taşındım yoksul yoksul ve ince
gelirken yeniydi
yollar evler çatılar
sen yeniydin
yeniydi çiçek
ağaçlar
taşındım sana
içim sıra ırmaklar
sende oturdum
aşk kocaman bir kentti o sıralar
o sıralar gök mavi
su berrak
ekmek doyurucu
senden taşındım
kuru toprak, soğuk hava ve batak
gözlerim eskitmiş seni
çok bakmalar
yol mu kısa, ömür mü az
daha var, var
aşk,
insan yaşadıkça yaşar
Arife Kalender
senden taşındım yoksul yoksul ve ince
gelirken yeniydi
yollar evler çatılar
sen yeniydin
yeniydi çiçek
ağaçlar
taşındım sana
içim sıra ırmaklar
sende oturdum
aşk kocaman bir kentti o sıralar
o sıralar gök mavi
su berrak
ekmek doyurucu
senden taşındım
kuru toprak, soğuk hava ve batak
gözlerim eskitmiş seni
çok bakmalar
yol mu kısa, ömür mü az
daha var, var
aşk,
insan yaşadıkça yaşar
Arife Kalender
11 Ağustos 2012
Yağmur Ormanları
Bugün çok fazlayım kendime
birazımı al
âmâ aşklar gezdirdi konaklar
udiler uykudaydı, neyzenler sustu
rakkaseydim danslarımla seviştim
şal, tefe vuran parmak ve şarap
herkesin kışı kendisine kar
eriyişlerden geçitler yapıyorum
bir ucunda benim şarkım saklanır
bir ucunda senin sazın
çıldırarak tel kırar
bugün çok fazlayım kendime
birazımı al
komşum tatlı getirmiş
eski fasıllarını dar sokakların
boğazdan geçiyor gemi, yükünü almış
buharlı camlarını elleriyle silerek
yağma artığı şehre bakıyor yolcular
bir toprağa ad söyle coğrafyasını bilsin
yağmur ormanlarında her ağaç konuşamaz
köklerimizin yanıp yapraklarımızın üşüdüğü
yağmuru, ince uzun dallarından düşürmeyi
salkımsöğüte bıraktılar
bugün çok fazlayım kendime
birazımı al
birazımı al
âmâ aşklar gezdirdi konaklar
udiler uykudaydı, neyzenler sustu
rakkaseydim danslarımla seviştim
şal, tefe vuran parmak ve şarap
herkesin kışı kendisine kar
eriyişlerden geçitler yapıyorum
bir ucunda benim şarkım saklanır
bir ucunda senin sazın
çıldırarak tel kırar
bugün çok fazlayım kendime
birazımı al
komşum tatlı getirmiş
eski fasıllarını dar sokakların
boğazdan geçiyor gemi, yükünü almış
buharlı camlarını elleriyle silerek
yağma artığı şehre bakıyor yolcular
bir toprağa ad söyle coğrafyasını bilsin
yağmur ormanlarında her ağaç konuşamaz
köklerimizin yanıp yapraklarımızın üşüdüğü
yağmuru, ince uzun dallarından düşürmeyi
salkımsöğüte bıraktılar
bugün çok fazlayım kendime
birazımı al
Arife Kalender
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








