Yücel Kayıran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yücel Kayıran etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2023

kardeşler arasında başlıyordu yarış dünyada

§ geride kalıyor yedi oluk, eski bir kumaş 
koyaktaki hatıradan aldığım soluk 
sadece yüzümü yıkamak istemiştim 
her zaman sevdim yüzümü yıkamayı serin suda
senden gelen bir selam vardı serin suda
derin soluk alıyordu hatıradan sızan yara 
varolanın varlıktaki eksilmesinden 
bir nesneyi kaldırınca yerindeki boşluk 
vücudu terk eder gibi bir organ 
beni henüz kendime terk etmemiştin 
bilmiyordum ne demek 
içimde varolan bir varlık tarafından terk edilmek
henüz öğrenmiştim içime çizilen haritayı izlemeyi içerden 
test edilmek nedir bilmiyordum 
terk eden terk edilemiyor dünyada
daimidir geride kalan boşluk


§ kardeşler arasında başlıyordu yarış dünyada
kardeşlik birbirine yapışık doğmak gibi bir şeydi
yan yana duran etlerin birbirine kaynaması
kaynama etin içindeki can denilen ruhtan
ayrılmakla başlıyordu yarış dünyada 
parça parça koparmakla birbirimize yapışık yerlerimizi
teste tabi tutuyorduk böyle böyle kendimizi 
bir sınava girmektense dünyayı terk etmek gerekir
"gerçekten başarılı olan ben miydim" yarası
kanamalı biçimde büyür içerden 
kardeşimizi alt ederek ileri sürerken kendimizi
böyle terk ederiz anneyle babanın kurduğu medeniyeti
ve böyle başlar uzaklarda bir gelecek arayanın hikâyesi
eksilenin sesi gözde kaynayan suda
eksiksiz olmayı istemekten
her kim istemiş ise
iner onun yüzüne kanamalı hatıra
 

§ yedi kişiydik çıktığımızda yola.. 
yedi kardeş..
çoğalmak zayıflıktan dolayı
öngörülemez zalimlikler içeri
söz gelimi yüzümüzdeki solgun yüz
hüzün yaprağı.. Pilatus'tan hatıra..
yedi kişiydik çıktımızda yola 
yedi hüzünlü yüz 
arkadaşlık birlikte yaşamak demektir 
kardeşlik, birlikte büyümekle yaral
eşitteki eşitsizlik.. 
sürgünü farklı dal
her birimiz ötekinin etini yolmakla yaralı
fakat her birimiz ayrı bir Yusuf
her Yusuf hatırası kardeşler arasındaki sınıf farkının
kimse farkında değil
dile getirilebilir değil
bir avuç toprak almış değilim babamın gövdesinden
her kardeş yayından çıkan oka benzer
yaydaki yer aynı.. fakat
varılan hedef farklı
kabul edilebilir değil onuru kardeşlikteki sınıf farkının 
nedeni sana çıkarılabilir değil ama senden gelen fark 
değildi senden her birimize gelen töz aynı kudrette
değildi aynı kudrette dile gelirken senden gelen kelam 
sanki kardeşlerimden farklı olmakla sınadı
kendini bende kelam
conatus! da diyebiliriz buna
yani büyürken içimdeki oğlan 
hasta olmayı ne denli diledim
hasta olmak kendinizi elemenin bir yoludur
kardeşler arasında
henüz senin gözlerinle bakarken dünyaya
yol alırken senin içime çizdiğin haritada
kazılan kuyulara düşmek..
şantiyede çalıştığım günlerde de
kimse bilemez ne kadar istedim hasta olmayı
hasta olmak tatile çıkmak gibi bir şeydi sanki dünyada 
sadece hasta olduğum günlerde dinlendim
dinlenmek gibiydi aynı zamanda, kuyuda 
"en iyi okuldur yenilgi yılları"
kimse bilmez gibi
yer kardeşler de birbirini
Yusuf değil, her kardeş sanki bir Mikail 
terk etmem gerekir idi içinde büyüdüğüm medeniyeti
öyle değil mi Mikail!
kardeşler de terk etmeli birbirini
senin yasan


§ inanıyor musun buna Mikail!
kardeşler de yer birbirini
Sınıf farkıyla koruyorsun dünyadaki konumunu değil mi Mikail 
bütün şer senden geliyordu Mikail! 
haset senden geliyordu, hasis senden 
nefret ve bastırılmış hınç senden... 
İsrafil bırakmazken içimi böyle, 
en çok senin gözlerine baktım Mikail! 
sen de benim gözlerimin içine bak 
istedim Mikail! gözlerimin içine bak! 
benim de güldüğümü gören olmadı hiç Mikail!
benim gördüğümü gören olmadı
terk ettiğim yere bir daha asla dönmedim hiç Mikail!
borcum yoktur kimseye diyemem fakat
alacağımın peşine düşmedim hiç Mikail!
gözlerimin içine bak!
seni sevdiğim söylenemez, bunu bilmelisin Mikail!
Dakyanus'un sarayına otağ kurdun
ve malımızı mülkümüzü saraya yediemine verdin Mikail! 
Dakyanus'un erbabına maliye defteri
münkir ile nekir ise.. bize layık gördüğün bu Mikail!
gözlerimizin içine noter 
kalbimize suçluluk duygusunu indirdin Mikail!
Atlas'tan daha büyük bir dağ yok sanırdım
başka yerde başka bir hayat var..
başka yerde başka bir hayat yok Mikail!
her Dakyanus kelamin yeni bir kılıcı 
gelecek diye bize sunduğun fıtrat
keder senin yüzünden Mikail!
yıkım senin yüzünden
böyle hikâye oluyordu etimizdeki kelam
kün ü yekün değil
sabırdan olma conatus
adaletinden kuşkumuz var Mikail!
rızkımıza uyguladığın vergiden alacağımız
gözlerimin içine bak! Mikail!
gözlerimin içinde, devrimle devrilmesi gereken solgun yüz
gözlerimin içine bak
orada, en dipte
iyi bak!
her kardeşte farklı bir medar-ı maişet motoru

Yücel Kayıran 

10 Mart 2023

DÜNYA SELAMETİ YÜCEL KAYIRAN

daima yıkım getirir çekememezlik..
başkalarının yeteneği veya güzelliği
karşısında mevkii ya da zenginlik de 
dahildir buna uyanır yüreğin derinliklerinde
kıskançlığa götürecek bir kürek

böyle başlar bir mahvin hikâyesi, derdi 
gözlerin saf olması gerekir duygunun 
özenle bastırılması onura 
duyulan ölçüsüz arzu da

kirli olana dokunmamak gerekir 
kötü olana bakmamak.. ve dinlememek 
davranışlar saf kalmalı, derdi 
tanrısal yaşam saflığa dayalı
gözler içerden perdeli 
düşünceler de öyle..

iyilik yapmak yeterli değildir 
özenli ve akıllıca davranılmalı, derdi
hakaretlerin unutulması gerekir
haksızlıkların affedilmesi 
bir aşırılık biçimidir ölçüsüz arzu

alttakileri ezmemek utanç duygusuyla ıralıdır 
yalancı şahitlik yapmamak ve sarhoş olmamak 
istikbali görünüşe gelir azimli olanın
geçmiş, geleceği kalmamış insanların âlemi

kötü yürek geçimsizlik ve nifak yaratır, derdi 
emin olduğunda cezasız kalacağından
korkmaksızın kötülük yapabilir insan
özellikle edebi olarak hor gördüklerine
pişmanlık duygusu bile ceza korkusundan

bedensel bir ceza yok yalana karşı
böyle yara alır kesinlik ihtimale karşı
yüzünüze gülüp etinizi burarlar
ekmeğinizi yer, kabını size yıkatırlar

göz ardı edilmemesi gerekir gizlice yapılan kötülüğün de 
kesilen ağaç sanırsınız ki kârlı kereste
kader, âşık olacağınız kişiyle karşılaşmak demektir 
hastalık, bütün istemelerinden vazgeçirir insanı

humete.. huvehte.. huvereste..

Yücel Kayıran

05 Haziran 2022

Efsus'a Yolculuk

gece suyunu sever burada ekili arazi
biraz ileride elma ağaçları, vişne ve armut
ceviz ağaçları da vardır arazinin gerisinde,
biraz uzakta, doruğa doğru
söğüt ağaçları da olmalı,
neredeyse yola paralel akan bir dere
böyle ezbere bilirim buraları
geride kalanı hatırladığım gibi
nasıl da ferahtım eskiden aksi istikamette giderken
doluluk henüz bende tamama varmamış iken
belirsizdi dünya, belirsizdi beni içine alacak olan
beni beklemiyordu aslında dünya bir vakum
ben nasıl şekilleneceğimi merak ederken
henüz bir korku yoktu o zaman içimde
gölgesi düşmüş değildi korkunun henüz gözlerimin içine
korku kendimde olanı yitirmek kaygısından doğdu bende
beni kendimden başka türlü olmaya çağıran bir dünya
seçeneği yitirmekle ıralı kendi başına yalnız kalmakla
istedikleri kişi olursan eğer gelebilirsin istediğin yere
dünyanın kanunu.. gözlerimin içi dolulukla dolu iken
hareketlilik göçmemiş bedenimden içime doğru
toprağın yüzeyindeki suyu emmesi gibi
gülümseme çekilmemişti henüz yüzümden
bir kapı vardı açıp çıkabilirdim kendime doğru
açtım ve çıktım o kapıdan kendime doğru
yürüdükçe genişledi dünya
kimsenin olmadığı bir bütünlüğe doğru
doğumla gelen saflık
terk etmemişti beni henüz bedenimden
elimde dile gelirdi, ve yüzümde.. bende dile gelen
şimdi terk edilmiş bir beden duruyor yüzümde
sadece hasta olduğum günlerde tatil yaptım
müzikle sağaltırdım kendimi,
dinlemek bile gelmiyor şimdi içimden
çaresiz bir durumda gidilecek bir yer varmış da
oraya doğru yürüyüp gitmek gibiydi
dile gelemeyen düğümlenirken içimden boğazıma doğru
tedirginlik ilaçların yan etkisiydi bende
ilaçların yan etkisi gibiydim kendimde
gittiğim yerde öğrendim böyle geldiğim yere de ait olmadığımı

cereyanda kalmış hüzün yaprağı 
böyle söylemiştim yıllar önce bir keresinde 
gövdeden itibaren bir salınım 
yan yana dururken bile birbirinden habersiz
sanki deri yüzülmüş yüzümden.. yaprak yaprak 
titreme gövdeye ait, rüzgârın salınımı yaprakların.. 
kavak ağacına özgüdür yapraklardaki bu salınım 
parlak bir yüzeyi vardır sert fakat esnek.. ve esnek bir sapı
tüylü değildir söz gelimi elma yaprağı gibi kalın 
dik durmaz dalında bükülüverir, 
sarkar yaprağın ucu aşağıya doğru 
bir de kayısı ağacının yaprakları böyledir 
hafif bir rüzgârda birbirine sürtünür 
ve sanki kendi aralarında konuşmaya başlıyorlarmış gibi 
dibinde oturursanız kayısının ya da kavak ağacının 
şarkı söyler gibidir dansı yaprakların 
ama kavak ya da kayısı yapraklarının 
başka bir ses duyamazsınız, rüzgârın salınımı 
sizin etinizden geçerek iner toprağın köküne 
sizden gelip geçen her ne ise.. o kalır sizde
böyle bu güzergâhtan gelip geçer iken 
bitmeyecek gibiydi yolum eskiden
bu tünelden çıkmaya sanki nefesim yetmeyecek
gün akşama varmayacak sanırdım 
korku soluğumu terk etmeyecek
bir hikâyem vardı kendi içimde henüz yetişkin değil iken 
anlatıda özne olmak gibi bir yerim vardı
ama değil
aklımın duvarında gördüğüm
kendi resmimdi beni peşi sıra alıp götüren
gitmedim kendimden başka kimsenin peşi sıra
kuşkulandım sevgisini dile getirenlerin bile biçeminden
övgü de bir tür çelmedir yürürken kendine doğru giden yolda
övgü ile büyü aynı türdendir tütsü gibi
tütsüyle buğulanabilir, boğulabilir nefes
fakat senden gelen nefes değil artık benzimdeki nefes 
anamın evini terk edince şekillenen gözlerimdeki nefes
meğer ne kadar mutluymuşum eskiden
ergin olamamakla alakalı bir şeydi bende mutluluk
hafızam boş idi zamanla doldu boşluktan
keşke görmeseydim algıladıklarımı
veya zayıf olarak kalsaydı hafızam
benzim yüz gibi değildi, yüzüm benzin
sanki her an bir alev topu
bırakmadı yüzümü hiç, kuşkuya bulanmış nefes
esrime değil, esneme de, cereyandı
evet cereyan, hâlâ cereyan
İsrafil'in suru
içimdeki koridorda esip duran

Yücel Kayıran
Efsus'a Yolculuk / Metis Yayınları

03 Haziran 2022

Efsus'a Yolculuk

annem de bilmezdi Latin alfabesini 
"okuma yazması yok!" kabul edilirdi bu nedenle 
ama eski yazıyı babasından öğrenmiş 
her sene hatim indirdi üç ayları boyunca 
seher vakti, annemin sesiyle uyandım her sene üç ayları boyunca 
annemin Kur'an okurken, Kur'an'ı okuyuş tarzındaki hüzünlü sesiyle..
hüzün, ihtiyatlı olmak demekti, mutluluğun baştan çıkarıcılığına 
hüzün, utanmak demekti benzimizdeki güzellikten, özellikle gençlik yaşında
hüzün kendimize karşı tetikte olmak demekti 
içimizdeydi çünkü bizi kendimizden peşi sıra alıp götürecek olan
hüzün, serinliğe bulanmak demekti seher vakti 
seher vakti, dünyanın gökyüzünden inmiş sularla yıkanma vakti 
seher vakti, annemin Kur'an okuma vakti 
Kur'an okumak, kendini temize çekmek demekti, Allah'ın içimizdeki sesiyle
Kur'an okumak, ilk-bahçeye gitmek demekti seher vakti 
sabahın gözyaşıdır ağaçların yapraklarındaki çiğ tanesi 
başlamamış henüz yılanla arkadaşlığımız
dağların doruğu duman.. çayır çimen evimizin içi 
ilk-bahçenin hatırı, annemin sesindeki hatıra
her sabah kapının önündeki güllerin bakımını yapmak
Kur'an okumak, kendini ilk insan gibi kılmak demekti her sabah 
insan sesinde dile getirmek tanrının medeniyetini
 ve ağlamak dünyadaki sahipsiz güçsüzlüğümüze 
annem öyle derdi, annemin tezleri bunlar 
bu tezler hayatta tuttu onu bir ömür boyu 
bize yardım edemiyordu ya.. çaresiz kalıyordu ya halimiz karşısında
Allah'ın gözyaşları iniyordu Kur'an okurken annemin gözlerinden 
böyle doluyordu içime dolmakta olan annemin sesi değildi sanki Kur'an
annem kendi sesinden bir devamlılık kuruyordu bende 
böyle geçti Kur'an'daki hüzün annemin sesinden benim sesime

Yücel Kayıran

12 Haziran 2017

Lahinde Narkı

 'Memed' için, Mehmet Düz'e.. 


1.
kimseyle hemhal olunmuyor dünyada
beni de öldürdüler mehmet
hatıra kapıyı çaldığında
lâl kılan hüzün
arzunun azledilmesinden olma

ölümle, rakipler de aslına döner
döner şenlikten kurban etiyle evine
firarla kendini sınayan, yazgısına döner
yer yok gidilecek aşkını yitirmiş olana
geriye kalana, yüzündeki esrara döner

gökyüzünde dinlenmiş yağmur
buharlaşmak isterken eksilmiş
isteme kime bırakılabilir ki emanet
aşk uğruna firar ederken erkekler
neden boynu koparılmış tavuğa benzer

2.
ben başka bir insan oldum dünyada Mehmet
hastalanmak mağaraya intikal etmek gibi bir şeymiş meğer
kimse ilgilenmeyecek biliyorum ölümümüzle
benliğimi evde bırakarak çıkıyordum oysa dışarı
her dost ayrı bir memleketmiş meğer

anlatılamıyor ya parasızlık, bizim gecemiz de idi öyle
karanlıktan alınmaydı sanki ruhumuz makasla kesilerek öyle
tahammül edilemiyordu ya kaybolur gibi oluşuma

arkadaşlarımın yanından başka yerim olmadı oysa
dostluğa özgüdür eşitlik ilkesiyle kendini çizebilmek

insan ne zaman yaralanmaz olacaktır
hevesin toprağa gömülmesiyken bir erkeğin ölümü
gökte yıldızımız yok, olmadı hiç güne açılan penceremiz
erkekler ölümü bekler dönmek için annesine
meğer kardeşler de nifak, durgunlaşırken arkadaşlığın arkı

hastalık neden yakın ediyor insanın ırağını


Yücel Kayıran

11 Ağustos 2016

hu diyecektim, hu
duy ve eksilt sesimi,
fü demişim
meğer kar yağıyormuş
bilmediğim bir biçimde

yetersizdim, titredim hep
hapsederken içimde belireni belirdiği yerde
kabarmış sular, ırmak ne kadar derin
ve kibir
bilmediğim bir biçimde
geçmek istemiştim sadece kendimi

hatırı yoktu bende akşamın
düşerken yerçekimini yitiren karanfil
kendi içinde yankılanır gaybolanın sesi
inmezmiş çarşı esnafının kalbine
menteşeler çok sıkı, akıl neden dudakta
serinlik bulamıyor ten

çok mu dokunaklı konuşuyorum Bill
oysa alay bulaşmış edama, öyle diyorlar
kalp ve sükut
bozdurup harcamak kadar
benim de olmadı hiç param
Bill!
ağlama
ağlama ama Bill!
senin de mi aşkın gitti arkadaşınla
boşluktan yok yere vazgeçilmez hiç
hiçlikle yaşamasını bana da öğrettiler Bill

böyle zamanı geldiğinde
neden bir şey yapamıyorum
büyürken bendeki bu edimsizlik
sürekli bir kaybetme duygusuna
neden sözüm yok ve neden kefilim
kelimeler perde olurken başkasının gizine
her ben kendi nefsine türap
gülerek bakarken öyle harap olmuşun geçmişine

içindekini yıkan kendini de yıkmaz mı
gerginlikle yağmalanırken yalnızlık
derimi yüzmekle mi bitecek yüzümdeki harf gizemi
ama kim hazır, kim
kim yanıt verecek, öyle sıcak
içimden dökülen buzdan cümleye

Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati!

Yücel  Kayıran

Karanlık Adam

çocukluğum yok oldu

hafızanın zeminindeki tutkal
sökülüyor idi derimin içyüzünden
gözlerimden bakarak peşinden sürükler idi
gövdem sanki köklerinden vazgeçiyor idi

talihsizliğin belirtisiydim sanki daima
kuru çamur topraktan daha kuru
uyanmak istemez idi, kalpteki tutku
serinlik güne varmak istemez idi

evim olsun yolunu bilen olmasın idi

selamdan uzaktı ikametgâhım
yitirmişti emniyet ruhumdaki yerini
ama teorem yanılgı içermez idi
insanın rüyası başlangıçta değil idi

hakkımda iyi niyet besleyen olmasın idi

ne yapsam babamla birlikte kalacak
gündüze değil geceye ait kalacak
istememdi oysa hiç kimseye dahil olmak
ama gördüğünüz içi boş deri, varoluş değil idi

hasta olayım, ziyaretçim olmasın idi

çekildi çamurdaki su
benzim çekildi yüzümden
sokağa çıkarken çekildiğim huzurevi
derin suyun dibine iniyormuş gibi

nâdim olayım, beni hatırlayan olmasın idi

Yücel Kayıran

Fener Alayı

gökyüzünde patladı ampul!
sahile doğru iniyordum
dalgaların dağılırken köpüklendiğini gördüm

gizlenmeyi seven bir şey vardı bende
kaybolan yıldız nereye gider gökyüzünde
eve dönmek istemiyordum
yağmur yağıyordu içimde

ışıl ışıldı cumhuriyet balosu
garnizon komutanlığının orada
gördük... yasak bölge, girilmez!
ince bir çizgi halinde!

solardı akşamları ampul
solardı annemin yüzündeki seccade
dibi görülmeyen çukur
sendeki bu sessizlik, bu keder
hüzün değil gurur, demişti
birahanede gördüğüm beyaz sakallı yaşlı adam
tutkularla savaşmak zordur
hatıra girdap halinde iner kalbine

fener alayı geçiyordu önümüzden
cumhuriyet balosuna giden erkanı gördük
bu vakitte ne gezdiğimizi sordular bize
giysilerimize bakıp sonra sordular bize
sessizlikti saplanan yüzümüze
kardeşimin edasındaki kibirsizlik
çekingenlik değil rahimdi
-biz babama küçük rakı almaya gelmiştik!

yağmur başlamıştı, içimde...

belediye başkanının oğlu Rağıp'ı gördük
kaymakamın kızını, doktorun  karısını
siyah  tayyör içinde bir buhurumeryem
gözlerinin içinde aşılı gül vardı, onu gördük
ışık değildi  yanıp sönen, rahman
rahvan yürüyen atların üstünde
fener taşıyan askerleri gördük
-biz babama küçük rakı almaya gelmiştik!

eve dönerken neden iniyordu yeryüzüne
çarşıya giderken gökyüzüne yükselen gece
sadece taştı, sadece taş! görünen o karanlıkta
fener alayı geçerken başkalarının gecesinde

-ben eve dönemem İbrahim!
-ben eve dönemem İbrahim!

nemli soğuktu inen kalbime
kimse yoktu: kimsesizlik: ten
birikmişti biriken arkadaşlarımın  gözlerinden
parça parça köpüklenmiş  bulut
göğsüm sis ve duman halinde

hiç bir gece dönmek istemedim eve!
karanlığın sonunda doluluk yoktu oysa
ama hafıza neden zehir
akıl neden tutkal oldu bana!

Yücel  Kayıran

21 Eylül 2013

EYVAY!

Sonra dünyaya döndüm; kredi kartlarıma, zaman aşımı faizine, icra memurunun insafına kalmış itibarıma, elektrik faturası kuyruğuna, dünyada ödenmesi gereken borçlarıma, döndüm, muhâneti muhannet edinmiş dostlarıma, kalpleri mühürlenmişlere

Sonra dünyaya döndüm; hatırlamadan olma gözyaşına, geceden başka çağ yok, biliyorum, yerinden çıkan tekrar dönemez yerine, bulamamışın yazgısıdır keder, böyle çizilirmiş kavis insanın yüzüne, döndüm, ah! iddiasını yitirmişin bakışına

Odam gözlerimdeki kederle rutubetli, uyku kokumu yitirmiş yatak, perde olmuş toz eşyadaki parmak izime, yalnızlığın bedeli yok, mutfakta mı dururdu kirli tabak su muslukta, döndüm ah!, olana olmuşa, giderken geride bıraktığım kayboluşa,

Sonra dünyaya döndüm; kendimle nasıl baş ederim kipine, ey ummak fiili, sudaki cilve çukuru, kalbimdeki süveydâ; vazgeçsem kim kalır boşlukta; günahsızlıktı terki terk ettiğim yer, ben dönerken göğsümde kalayını yitirmiş bakıra

Sonra dünyaya döndüm; oruçsuz yakalandığım iftar vaktine; muharrem ayının ilk on gününe, yakışmıyor şan pay gönderilmeyen mutfağa, seher vaktindeki ezan sesine, parmaklarım yokluğu yoklamakla perişan, ey zeminsiz yol! döndüm, ah! ayş-î dehrûza

Döndüm! döne döne kendime dönemeden döndüğüm yere döndüm!

Yücel Kayıran

02 Nisan 2013

Veda

Yetmiyor artık kimyasal büyü içimdeki buzula
yapışıp kalmış ruhumu yeniden uçurmaya
sokaklara çıkınca kalbimin titreyişine
bir kılıf gibi geçirdiğim yüzümün cesaretine

aldanmıyor artık ilkel ruhlar yabani rüzgar
bırakmıyor peşimi hangi sokağa çıksam
kırılıyor yüzümdeki buzlu cam
kurtaramıyorum kendimi içimdeki oyuktan

düşerken bulaşıyor dudağıma, ürküyorum
cisimleşememiş her ben bir muamma
şarkısız ruh annesiz kalmış çocuk
dayanamıyor artık aklımın varlığına

çarpınca dağılıyor bütün duygular
çocukluğun yurtsuz rüyalarına
dokununca, içimdeki uysal nehir
buluyor giden yolu gözlerimin kıyısına

Hangimiz hangimize huzursuz bir veda
gibi duruyoruz şimdi bu gövdenin içinde
"İşte çıkış! İşte vaha!" diye koşarak
her yırtılan yerimize

Yücel Kayıran

07 Mart 2013

Güneş Yanığı

yüzümdeki leke arzu güneşinden hatıra
sesimdeki girdap
içimden sökülen kökdala
uzun geceler bazen böyle
gövdeme vura vura içerden
uyandırıyorum ya kendimi Necati!
rüyada bana görünenler olmasa
beni uykuya götürenler olmasa
tekrar nasıl dönerim ben kendime Necati!
suçluluk izin vermiyor özgürlük duygusuna
günışığına çıkınca kamaşıyor göz
bakarken güneşin utkusuna
akın var akın, içimden akın
beni güneşe götürüp yakın
güneşe varamayanlar
güneşin uykusuna yakın
sökülerek gidiyor insan
boşluk halinde her durak düşerken benzine
kökleri iç açılarının toplamında
biriken bir krizle gidiyor
öyle akarak dipten dalın benzine
baksalar alevalır, ağır alev
baksalar güneşini yitirmişin benzine
doluluk yok bizim gecemizde
içimizde büyürdü güneş
sayrılık hatırlamadı uykusunu sesimizde
çok seneler geçti, geçmedi
öyle memnun ki yerinden
sadece "keşke"lerdi beliren gönümüzde
böyle çıktıkça dünyadaki yerimden
gölgeler neden kısalıyor içimde
bilen yok ne yapacağımı kaygı belirdiğinde
kefilim yok! yok kelimelerden başka
yok olan bu güneş tutulmasında
şimdi tekrar nasıl dönerim ben kendime
Bu cıvayı kim koydu kalbimize Necati?

Yücel Kayıran

Rüzgâr

Çözülüyor ruhundaki sıva, dökülüyor duvar
derin bir oyuk açılıyor içindeki mağarada
yıkılıyor kalbini koruyan oda, oradaki vaha

dönüşüyor güven duygusunu yitirmiş bir çocukluğa
doğru başlayan bir yolculuğa sürüklüyor seni
zalimlerin ruhundan esen bu nemli rüzgar
izin vermiyor uzaklaşmana içindeki vahadan
farksız bir varoluş başlıyor bu sokakta

hangi kulağa seslensen kapıları mühürlü mahzen
hangi yüze baksan perdeleri çekili pencere
hangi ele dokunsan panikle tutuşan dal
hangi sese kulak kesilsen yıldızını vermeyen gece

hatıra değil içine düşen kar tanesi,
düş değil peşinde gördüğün kâbus
soluk soluğa çıkıyor yüzünün yeraltından
çocukluktan mahsur kalmış her ben

koşarak geçiyor o sokaktan yıkılarak
giriyor o nemli yel içindeki mağaraya
titreyişten bir kilit vuruluyor, suskunluktan
belleğin ilkçağına açılan kapıya

varınca düşüyor varoluşun derin bir olanaksızlığa
çünkü orada her ben dinmemiş bir fırtına
savuruyor seni tekrar içindeki oyuktan
gözlerinin kıyısındaki ruhuna

Çözülüyor ruhundaki sıva, dökülüyor duvar
derin bir oyuk açılıyor içindeki mağarada
yıkılıyor kalbini koruyan oda, oradaki vaha
dönüşüyor güven duygusunu yitirmiş bir çocukluğa

doğru başlayan bir yolculuğa sürüklüyor seni
zalimlerin ruhundan esen bu nemli rüzgar
izin vermiyor uzaklaşmana içindeki vahadan
farksız bir varoluş başlıyor bu sokakta

hangi kulağa seslensen kapıları mühürlü mahzen
hangi yüze baksan perdeleri çekili pencere
hangi ele dokunsan tutuşmaktan korkan kuru dal
soluk soluğa çıkıyor yüzünün yeraltından
çocukluktan beri orada mahsur kalan ben

koşarak geçiyor o sokaktan yıkılarak
giriyor o nemli yel içindeki mağaraya
titreyişten bir kilit vuruluyor, suskunluktan
belleğin ilkçağına açılan kapıya

varınca düşüyor varoluşun derin bir olanaksızlığa
çünkü orada her ben dinmemiş bir fırtına
savuruyor seni tekrar içindeki oyuktan
gözlerinin kıyısındaki ruhuna

Yücel Kayıran