Ana içeriğe atla

Hüsrev Hatemi Şiirleri Bercestem

Yetmez mi, Hüzünler Perim yetmez mi?

Sana bir İnşirah Sûresi neşesi
Bana bir Yâsin sessizliği...

*

kola değil çay içmektir seni düşünmek,
sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis;

*

kentlerin birçoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın
ama benim sol yanımda sancı baki...

*

Sen yoksun ey aşk insanlar arasında yangın yerleri,
Kısa yakınlıkların yıkıntıları var
İşin kötüsü daha sevginin başında

*

Ve aslı olmayan bir şeye,
Beni bunca yıl inandırdı diye,
Dargın öleceğim Fuzuli ye
Aşk yoksun sen seni biz uydurduk,

*

Önünde sonunda, sen bir çocuktun
Us ülkemi nasıl becerdin, yıktın......
Kendi kendine oynasaydın ya!
Ah çocuk neden karşıma çıktın?

*

Zaman O'na yıl yazmamış,silmilş 
Ne zerafet, ne eda eksilmiş 

*

Başta,sevinç getirir kısa süre 
Ortada ve sonda yıkıntıyı yaşamanın 
Adı, Aşk'tır 

*

Bir gün “Devletle efendim” diyerek, 
Hüznü ve Sevgi’yi uğurlayan kimdi? 

*

Neydi ey yürek sen ne beklerdin ki? 
Hüzün kalır mıydı gitmişken Sevgi...

*

Kırgınlık 
Beyoğlunda bir ara sokakta 
Yapıldığı yıllarda muhteşem 
Şimdi küf ve soğan kokan 
Bir bina gibi 

*

Her kavuşmayı bir ayrılma say; 
Keder bir fener gibi döner geceleri, 
Döner geceler keder bir fener gibi, 
Ve bezgin seher gelir ardından... 
Her kavuşmayı bir ayrılma say;

*

Sevda, çıkmaz yolu izlemektir, 
Kavuşmaktan çok, özlemektir. 

*

Derdini kendine saklamaktır ey Saim! 
Sanma ki inlemek, sızlamaktır.

*

Ben sana çok dualar yolladım 
Gücümce hamd ve senalar yolladım 
Sen bana akıl-fikir vermiştin 
Suç benim Rabb'im ,Ben çuvalladım....

*

Fesleğen ektim gül bile bitmedi, 
Dibinde kaplumbağalar sustu sadece, 
Hepsi ters dönük. 

*

Ne çok şey geride kaldı 
Ne çok şey geride kaldı

*

İzleri acıların silindi mi?

*

Bir od yaktıydık gönülde 
Söndü ne yazık... 
Oysa gönülde od yakmak da ne? 
Gönlü oda yakmalıydık. 

*

Demek bu kadar sürecekmiş 'Büyü' 
Ey 'Acı' çekil köşene ve uyu 
Geçmişler olsun 'Yürek Kadırgası' 
Fırtına dindi ve göründü Kıyı.

*

Serveri miydim ki servistânın? 
Hayatın huysuz atında süvari, 
Olan ben, 
Akıbet buraya gelecek birini 
Esrik, çılgın ama sessizce 
Severdim. 

*

Seni eleme emanet etmeliyim 
Çünkü elem, 
Sevinçten çok sağlam 
Ve kalıcı. 
Çocuk! Bu acımasız, 
Bu can alıcı 
Zaman, üstün gelir hepimize... 
Ben seni elemin ellerine, 
Emanet edip gidiyorum. 

*

Gittiğimin farkında olsaydı eğer, 
Yeterdi bana, beklemiyordum özlenmeyi 

*

Mahzun saksağanların konuk olduğu, 
Bir karakavağım şimdi, 
Kentte tahammülfersa çay bahçeleri, 
Oturmuş denize bakan insanlar..... 
Burda Unutulmuş bir Sultan Aziz İstasyonu, 
Ben, demiryolu yanında bir karakavak 
Nergis ve lale tarlalarına hayli uzak. 

*

Görmeden sevdiği kentler: Bağdat, 
Saraybosna ve Priştine’nin 
Harabolduğunu duymuştu 
Kendini savunmaması bundandır... 

*

Bir karayel bu şimdi kasıp kavuran,
Son yolculuğunda yürek kadırgası.

*

Artık kalbimiz kutup denizinde ve yalnız.

*

Sana doyasıya nazar edeyim. 
"Geç oldu artık ben de gideyim" 
Deyince ben, bu hikâye bitsin 

*

Oysa keder, kara ekmek gibi zorunlu nerdeyse...
Senin verdiğin hüzün kedere dönüşüyor gitgide.

*

Bilirsin kırık dökük hayatımız bizim, 
Karabağ şikestesi gibidir. 
Bir çığlık fışkırır birden, 
Neşeli ara nağmelerden. 

*

Kişi ardına bakmadan gitmelidir 
Orfe'den beri malumdur ki, 
Geriye bakmak tehlikelidir.

*
,
Ellerini erkek gibi arkada kavuşturmuş 
-Aslında bükük beline destek
“Benim tecellim böyleymiş” diyerek 
Yürüyen bir kadın belirdi. 

*

Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde
Mürekkep balıklarıdır ki, 
Onlara sitem eriştiğinde, 
Deniz içine ağlarlar... 
Laciverd ve dilsiz.

*

Ardına bakmaların olmasaydı mahzun,
Bu kadar ağrımazdı belki kalbim…

*

Kendimle baş başa kalınca
Çok defa,
Hava soğur, anılar tipisi başlar

*

Ah çık ve salın ki gün akşamlıdır
Dilim ise lâl olacak yakındır
Ama yüreğimin kanı ve kayalar,
Lâl olmayacak Bedahşan’da...
Of kuzu, bıçak hep senin boynuna
Sen çık ve salın, gün akşamlıdır.

*

Gece ülkesinde soluk daralabilir, 
Gece yaraları en onulmazı yaraların.

*

Uzakta tahammülfersa çay bahçeleri...
Kenara yığılmış ve örtülü
Benim beklediğim gelmiyecek ve ayrıca
Beni de bekleyen yok.

*

Sönmüş sanılan ışık, bir anda parlar
Dostun sesi, tekrar sevinç ısmarlar

*

"Burada bir Nevin Hanım vardı degil miii? 
Sonra iki kızı ve kendisi, 
Zaman geçti ve öldüler degil miii?"

*

Duyulan bir sünbülün şarkısı mı?
Sünbül, eski saçların anısı;
Sanırım bizim de ardımızda...

*

Kurgusu değişince hayatın,
Şirin görünür ölüm; bu kuraldır.

*

Sağol, beni karşıladın, 
Şimdi de bulvar ve köprülerinde, 
Heryere taşıdığım dertlerimle, 
Beni başbaşa bırak.

*

Güz geçti vedalaş güzelliklerle 
Martifal mi okuyorlar martılar? 

*

Bizim ömrümüzün son buluşu, kalın
Bir cilt gibi...
Olmalısın Ey Ölüm.

*

Of çocuk neden uzaklaştın sen?

*

Gül olmak, külleşmeye hazırlıktır
Külleşmek, acıların dinişi.

*

Eski gelmelerin çekildi gerilere,
Bundan böyle, bürünmüş grilere,
Kalacak gözümde gidiş ânın.
Ah çocuk, gri giymeyi de nerden buldun,
Gitmek mi sis rengi giydirdi sana?
Yamaçları sıyırıp göğe ağar gibi,
Akşam karanlığında savrulan kar gibi,
Bu ellerde geç kalmağa korkar gibi,
Gittin çocuk, sislere büründün de.

Hüsrev Hatemi



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Sen Yaşat Beni

Gün gelir de terkeylersem eğer bu teni Yanında değilsem eğer, sen yaşat beni Uzandığında elime, yoksa yerinde artık Seni istese de gönül, biçareyse artık Gün be gün duyamasam da o tatlı sözleri Kurduğun hayalimizle sen yaşat beni Bırak bu yakarışları, bu dostane halleri Anla! Vakit geç. Tek arzum sen yaşat beni Bir an çıkarsam aklından, üzme kendini Yeter ki sonradan da olsa sen yaşat beni Bir zamanlar beni saran o düşünceler Sararıp solsa da yine sende yeşerseler Sen yaşattıkça beni, olacaksa eğer hüzün Var unut, sonra gülecekse eğer yüzün Christina Georgina Rosetti Çeviren: Oktay Eser

Heybeme Doldurduğum Şiirler II

bir sandalyenin yerini değiştiriyormuş gibi  “Ölüp gidiyoruz işte!” dedi, kaldırmadan başını.  Günlük işlerdenmiş gibi ölüm.  İlhan Berk arayerde bir hüzün büyür gider.  Turgut Uyar Sabah erkenden su yürüdü arklara.  Sarı üzüm dişleriyle gülümsüyor bağ.  Süreyya Berfe  Yüzleri, yüzleri ve maskeleri  Silik kopyaları bırak yaşayanlara  Sen sessiz ölümlerle zırhlanan gerçeği yaz  Cahit Koytak Kumandayı fırlatıp spiker kızın yüzüne  Bir şeyler yapmalı, diyorum - Ama ne?  Afrika'ya gidelim, diyor, karım içerden  Kahve içelim muhallebi yiyelim  Der gibi iyi niyetli  Günlük vurguyla Cahit Koytak Elini uzatıp baktın mı yas var komşular ülkesinde  Bülbül neden kenetlenmiş  Sorman oldu mu hiç İskeleti havlar mı bir insanın.  Gördüm  Cahit Koytak Gecenin bir yarısı oturup ağlıyorum bir çocuk parkında  Ulumak gibi ağlıyorum  Köpekler koşuyor sağımda solumda  T...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...